Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİNİN KANSER RİSKİNİ ARTIRDIĞI GÖSTERİLDİ

Bilgisayarlı tomografiler bizde maalesef çok gereksiz yere isteniyor. Bir de zaten gereksiz istenen bu tetkiklerde çıkan "manasız lezyonlar" yüzünden insanlar "kanser şüphesiyle" tomografi takibine alınıyor. Bu arada tomografinin kendisinin de kanser riski taşıdığı her nedense unutuluyor.

***

Bilgisayarlı tomografiler bizde maalesef çok gereksiz yere isteniyor.

Bir de zaten gereksiz istenen bu tetkiklerde çıkan "manasız lezyonlar" yüzünden insanlar "kanser şüphesiyle" tomografi takibine alınıyor.

Bu arada tomografinin kendisinin de kanser riski taşıdığı her nedense unutuluyor.

Hele de çocuklarda tomografi gibi yüksek dozda radyasyona maruz kalınmasına yol açan incelemelerin gerçekten gerekli olup olmadığı çok iyi hesap edilmelidir.

***

İngiliz bilim insanları, bugüne kadar güvenli olduğu düşünülen bilgisayarlı tomografinin 3 seansına eşdeğer küçük radyasyon dozlarının bile P53 gen mutasyonlarına sahip hücrelerin sayısını arttırdığını ortaya çıkardı.

MedicalXpress sitesindeki habere göre İngiltere'deki Cambridge Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, güvenli radyasyon seviyelerinin, yüksek kanser riski ile ilişkili P53 gen mutasyonlarına sahip hücrelerin sayısını artırdığını öğrendi.

Bilim insanları ayrıca, röntgen öncesi içilen antioksidanların, sağlıklı hücrelere, P53 geni “bozuk” hücrelere karşı başarıyla mücadele etmeye yardımcı olduğunu gösterdi. Ancak bu terapinin, sağlıklı hücrelere zarar verebileceği ve hatalı hücrelerin çoğalmasına katkıda bulunabileceğine inanılıyor.

 İlgili resim

Cambridge Üniversitesi Profesörü Phil Jones, bilgisayarlı tomografi ve röntgen risklerinin tam araştırılmadığını, söz konusu çalışmanın düşük doz radyasyonun etkilerini ve taşıyabileceği riskleri daha iyi anlamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Tüm insanların vücudunda kansere dönüşebilen mutant hücreler var. P53 de bu mutasyonlardan biri. Sayıları yaşla birlikte artar, ama aralarında çok azı kanser hücrelerine dönüşüyor. 

Kaynak: https://tr.sputniknews.com/bilim/201907201039715259-rontgen-ile-kanser-riski-arasinda-bag-tespit-edildi/

Devamını Oku

VİTAMİNLERE VERİLEN PARA İSRAFTIR

Bir milyona yakın insan üzerinde gerçekleştirilen 277 randomize çalışmanın meta-analizinde vitamin, mineral ve besin desteklerinin dişe dokunur bir faydası olmadığı, bunlara harcanan paranın boşa gittiği sonucuna varıldı. Parayla saadet vitaminlerle sağlık olmaz. Paranızı bu işe yaramayan üstelik zararı da olabilecek haplara değil, gıdalara harcayın. Uyanın!

***

Tüm dünyada bir vitamin çılgınlığı var; USA bu çılgınlığın zirve yaptığı ülke.

Amerikalılar daha sağlıklı olmak, hastalıklardan korunmak için bu haplara senede 30 milyar dolar harcıyorlar.

Çok geniş kapsamlı yeni bir analizde bunların bir işe yaramadıkları bir kere daha gösterildi.

Annals of Internal Medicine’ de yayınlanan çalışmada sadece randomize araştırmaların dikkate alınması çok önemli (1).

İlgili resim

Gözlemsel araştırmalar “sağlıklı kullanıcı önyargısı” dolayısıyla vitamin ve besin desteklerini işe yarıyor gibi gösteren sonuçlar verebiliyorsa da bunun bu hapları kullananların diğer sağlığa yararlı davranışları (sağlıklı beslenme, sigara-alkol kullanmama, spor yapma gibi) ile ilgili olması muhtemeldir.

Bu meta-analizde içlerinde antioksidan, kalsiyum, folik asit, demir, selenyum, omega 3 ve birçok vitaminin bulunduğu 24 besin desteği ile gerçekleştirilen 992.129 kişinin katıldığı 277 çalışma değerlendirildi.

Bunlardan sadece omega 3 haplarının kalp krizi ve damar hastalıklarına, folik asidin de felçlere karşı koruyucu olabileceğine dair düşük seviyede deliller tespit edildi.

Buna karşılık D vitamini ve kalsiyumun ise felç riskini artırdığını ortaya koyan orta seviyede deliller elde edildi.

Analize göre, tüm sebeplere bağlı ölümleri önleyen tek uygulama tuzun azaltılması olarak bulundu.

İlgili resim

Bu araştırmayı yorumlayan Dr F. Perry Wilson şunları söylüyor (2):

Dürüst olmak gerekirse bu analiz sadece ölüm oranları ve kalp-damar hastalıklarını ele alıyor.

Vitamin ve besin desteklerinin sübjektif hayat kalitesini yükseltmesi ihtimal dâhilindedir.

Fakat biliyorsunuz ki hayat kalitesini yükselten başka bir şey daha var: Para!

Paranın vitaminler dışında satın alabileceği çok daha iyi şeyler olabilir.”

vitamin tablets on plate ile ilgili görsel sonucu

Gelelim neticeye

Dünyanın beyni bu vitamin ve minerallerle, besin destekleriyle öyle bir yıkanmış öyle bir yıkanmış ki bu hapların işe yaramaz olduğu zihinlerden silinemiyor.

Sağlığınıza dişe değer bir faydası olmayan üstelik zararlı olma ihtimali de bulunan bu haplara harcanan paralar içimi acıtıyor.

Lütfen, bu vitamin yalanlarına kanmayın, paranızı sağlıklı gıdalara harcayın.

Uyan ey halkım bu gaflet uykusundan!

Kaynaklar:

1.https://annals.org/aim/article-abstract/2737825/effects-nutritional-supplements-dietary-interventions-cardiovascular-outcomes-umbrella-review-evidence

2.https://www.medscape.com/viewarticle/915337?src=soc_tw_190720_mscpedt_news_mdscp_supplements&faf=1

Devamını Oku

KANSER OLMADAN KANSER TEŞHİSİ KONABİLECEK

Mikro RNA testi sayesinde kanserlerin erken teşhis edilebileceği, kansere yakalanma riskinin belirlenebileceği bildirildi. Ben bu tür testleri “genel manada” gereksiz, ticari ve hatta bundan öte zararlı buluyorum. Bu dünyada yaşayan herkes kanser riskine sahiptir, sadece mezarlıklarda yatanların kanser riski yoktur.

***

Antalya Genetik Hastalıkları Tanı Merkezi Müdürü Prof. Dr. Duran Canatan, mikro RNA'ya bakarak kişilerin kansere yakalanma riskini ortaya koyacaklarını belirterek, "Kanser olmadan tanısı konacak, kişi ona göre testlerini yaptıracak ve takibi yapılacak" demiş (1).

Ben bu tür kanseri önceden tespit ettiği iddia edilen veya kanser riskini belirleyen testleri -özel durumlar dışında- “genel manada” gereksiz, ticari ve hatta bundan öte zararlı buluyorum.

Bu dünyada yaşayan her kişi kanser riski taşıyor

Dünyaca ünlü bilim dergisi Nature’ da yayınlanan bir araştırma kanserlerin yüzde 90’ a kadar varabilen oranlarda dış faktörlere (beslenme, radyasyon, sigara…) bağlı olarak geliştiğini ortaya koyuyor (2).

Geriye kalan yüzde 10 kanserler ise değiştirmemiz mümkün olmayan mutasyonlar sonucu ortaya çıkıyor.

Buna göre, sağlık yaşamanın icaplarını yerine getiren bir kişinin kanser riski yüzde 90 azalacaktır.

Kanser riskini yüzde 90 azaltan hiçbir ilaç veya aşı olmadığı gibi olması da beklenmemelidir.

determination of cancer tendency ile ilgili görsel sonucu

Herkesin vücudunda kanser hücresi vardır

Yaşayan her insanın vücudunda kanser hücresi vardır ve olmaya da devam edecektir.

Sağlıklı bir vücut ve bağışıklık sistemi bu kanser hücrelerini henüz bir tümör haline gelmeden yok ederler.

Buna göre de vücut tarafından yok edilecek kanser hücrelerini bir test ile belirlemenin hiçbir faydası olmaması bir tarafa bu tespitin yaratacağı stresin çok daha fazla zararı olacağı açık ve nettir.

Haberde geçen "Kişiler hasta olmadan kansere yatkınlığı ortaya çıkacak" sözüne çok güldüm.

İyi güzel de bunun için testlere gerek yok ki; yaşayan her canlıda kansere yatkınlık vardır, ancak ölüler böyle bir riske sahip değildir.

Erken teşhis her zaman işe yaramıyor

Taramalar sayesinde hayatı kurtulanlar da elbette var ama kanser erken teşhisinin de her zaman işe yaramadığı, bunların önemli bir kısmının kişide hiçbir belirtiye yol açmayacak ve ölümüne sebep olmayacak kanser teşhisi (overdiagnosis) manasına geldiği çok iyi biliniyor.

Overdiagnosis’ lerin de kemoterapi, radyoterapi, ameliyat gibi bazı durumlarda riskleri kanserden çok daha fazla olan tedavilere (overtreatment) kapı açması da kaçınılmaz oluyor.

Erken teşhis edildiği sanılan bazı kanserlerin (agresif kanserler) öyle hızlı seyredenleri oluyor ki, insanı adeta erken teşhise lanet ettiriyor.

Yüzde 90’ ı önlenebilir olan kanserlerin erken teşhisi ile zaman kaybetmek yerine önleyici tedbirlere ağırlık vermek aklın ve mantığın gereğidir.

İlgili resim

Gelelim neticeye

BİR: Kanser önlenebilir bir hastalıktır, önlenebilir bir hastalığın erken teşhisi aslında geç teşhistir.

İKİ: Erken kanser teşhis eden veya kanser riskini belirleyen testlerin esas faydası bunların üreticisi şirketleredir.

ÜÇ: Kansere yatkınlığın belirlenmesinin zararları muhtemelen kanserin kendisinden çok daha fazladır.

DÖRT: Overtreatment modern tıbbın en önemli meselelerinden biridir.

BEŞ: Kanser olmadan kanser teşhisi insanı kanserden daha fena çarpabilir.

İlgili resim

***

Anadolu Ajansı’ nın haberi:

Antalya Genetik Hastalıkları Tanı Merkezi Müdürü Prof. Dr. Duran Canatan, mikro RNA'ya bakarak kişilerin kansere yakalanma riskini ortaya koyacaklarını belirterek, "Kanser olmadan tanısı konacak, kişi ona göre testlerini yaptıracak ve takibi yapılacak." dedi.

Aynı zamanda Pediatrik Hematoloji Genetik Uzmanı olan Prof. Dr. Duran Canatan, merkezlerinde düzenlediği toplantıda, kanserin dünyada en önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu, giderek arttığını bildirdi.

Kanserin 2020'de tüm hastalıkların önüne geçeceğini vurgulayan Canatan, bu hastalığın önlenmesi için birçok çalışma yapıldığını dile getirdi.

Güncel kullanılan tümör belirteçleri çok yanlış sonuçlar verdiği için bu konuda dünyada da yeterince çalışma olmadığını kaydeden Canatan, bu nedenle mikro RNA'ları seçtiklerini belirterek, Canatan, "İlk defa 30 ay önce 'Kanserin Erken Tanısında Mikro RNA Kitleri' projesine başladık. Meme, akciğer, kolon, prostat, mesane, mide, pankreas ve karaciğer kanserleri üzerinde çalıştık. Kanser türlerinde en önemli 32 mikro RNA seçilerek, 8 kanser türünü 142 hasta örneğinde ve 220 sağlıklı kontrol örneğiyle karşılaştırarak, 23 bin 750 test örneği çalıştık." diye konuştu.

Çalışılan mikro RNA'ların 23'ünün çok anlamlı bulunduğunu belirten Canatan, her bir kanser türü için ayrı ayrı çalışma yapılarak, kit haline getireceklerini söyledi.

"Kişiler hasta olmadan kansere yatkınlığı ortaya çıkacak"

Canatan, şöyle konuştu:

"Bu hem erken tanı için hem de kişinin risk analizi için çok önemli. Kişi etrafında kanserli hastalar olduğunda daha telaşlanıyor. 'Bende var mı, yok mu' diyor. Biz mikro RNA'ya bakarak kişilerin kansere yakalanma riskini ortaya koyacağız. Kanser olmadan tanısı konacak, kişi ona göre testlerini yaptıracak ve takibi yapılacak. Projenin ilk aşamasını tamamladık. Projenin ikinci aşamasında ise Türkiye'de ve dünyada kanser merkezleriyle görüşerek, bu kitlerin kullanılmasını sağlayacağız. Bu çalışma sayesinde kişiler hasta olmadan kansere yatkınlığı var mı yok mu ortaya çıkacak. Kanserde erken tanı çok önemli, korunma temel felsefe olduğu için hastalığın erken tanısında kullanılacak bu kitler. Bu çalışmayla kişilerin risk analizini de yapmış olacağız."

Sekiz kanser çeşidi üzerine yaptıkları çalışmanın ayrı ayrı patentini almak için başvuruda bulunacaklarına değinen Canatan, çalışmayı kit haline getirdikten sonra yurt dışına da ihraç edeceklerini kaydetti.

Kaynaklar:

1.https://www.aa.com.tr/tr/saglik/insanlar-kanser-olmadan-tanisi-konulacak/1529996

2.http://www.nature.com/nature/journal/vaop/ncurrent/full/nature16166.html

Devamını Oku

ALKOLÜ BIRAKMAK KADIN RUH SAĞLIĞINA İYİ GELİYOR

Kadınların içkiyi bırakmalarının ruh sağlıklarında ciddi bir düzelmeye yol açtığı bildirildi. Araştırma, ılımlı alkol kullanmanın hayat kalitesini artırmadığını da ortaya koyuyor. Araştırmacılar Müslüm Baba’ dan “İçiyorsam sebebi var”’ ı bir dinlesinler, bakalım bir daha böyle abuk araştırmalarla uğraşmaya teşebbüs ederler mi merak ediyorum.

***

Kadınların içkiyi bırakmalarının ruh sağlıklarında ciddi bir düzelmeye yol açtığı bildirildi.

Ruh sağlığının alkolü bırakan erkeklerde de iyileştiği ama bunun istatistiki bakımdan manası olmadığı tespit edildi.

Araştırma, ılımlı alkol kullanmanın hayat kalitesini artırmadığını da ortaya koyuyor.

Canadian Medical Association Journal’ da yayınlanan araştırma 40 binden fazla katılımcı üzerinde gerçekleştirildi.

İlgili resim

Kadınlar alkolü bıraktıkları için ruh sağlıklarının düzelmesini kutluyorlar!

Gelelim neticeye

BİR: Böylesine geniş kapsamlı bir araştırmaya ter dökenlerin kafalarının “kıyak” olduğunu düşünüyorum çünkü “ayık bir kafanın” böyle bir çalışma plânlaması asla mümkün değildir.

Bu araştırmadan alkolü bırakan kadınların ruh sağlıklarının bozulduğu şeklinde bir sonuç çıksaydı ne olacaktı?

İKİ: Araştırmacılar Müslüm Baba’ dan” İçiyorsam sebebi var” şarkısını bir dinlesinler, bakalım bir daha böyle abuk araştırmalarla uğraşmaya teşebbüs ederler mi yoksa meyhaneleri mi mesken edinirler?

ÜÇ: Kadehimi bu araştırmayı düzenleyenlerin şerefine kaldırıyorum, ruh sağlığımın bozuk olmasından mutluyum.

İlgili resim

Bırakın, içmeye devam etsin!

Kaynak: http://www.cmaj.ca/content/191/27/E753

Devamını Oku

ÇOK İLAÇ YAZAN DOKTORLARI TAKİBE ALACAĞIZ

Sağlık Bakanı’ nın “Çok ilaç yazan doktoru takibe alacağız” sözleri çok önemlidir. Daha önce de defalarca yazdığım gibi hastaneye daha az giden, daha az tetkik yaptıran, daha az ilaç kullananların sağlık sigorta primleri azaltılmalı (hastalıksızlık indirimi), daha az tetkik isteyen, daha az ilaç yazan doktorlara avantaj (performans) sağlanmalıdır.

***

Habertürk' te Kübra Par' ın Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile mülâkatının tamamını aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz (1).

İlgili resim

***

Bu mülâkatla ilgili olarak benim görüşlerim özetle şu şekildedir:

BİR: Beslenmenin bilimi olamayacağını savunan biri olarak “bilim adamlarından” oluşan beslenme konseyinin de Türk halkının beslenmesine faydası olabileceğine inanmıyorum.

Konsey, bilim adamları yerine evde kendi yoğurdunu, salçasını, turşusunu, sirkesini, kendi yemeğini yapan “kadınlarımızdan” oluşsaydı mesele değişirdi.

İKİ: Adam gibi bir beslenme için halka sunulan gıdalara endüstrinin elinin değmemiş olması şarttır ve bunu sağlamadan sağlıklı bir beslenmeden söz etmek mümkün değildir.

İşlenmiş hazır gıdaların tümünün ortadan kaldırılması gerekirse de buna dünyada USA dâhil hiçbir devletin gücünün yetebileceğini sanmıyorum.

Mısır şurubu kotası sıfırlanmalıdır ama bunu yapamayacağınıza göre toplumun nişasta bazlı şekere karşı bilinçlendirilmesi hakikaten çok mühimdir.

many pills in palms of doctor ile ilgili görsel sonucu 

ÜÇ: Daha çok spor yapanlara hastanelerde öncelik, katılım payının düşürülmesi gibi tedbirler yerine hastaneye daha az giden, daha az tetkik yaptıran, daha az ilaç kullananların sağlık sigorta primlerinin azaltılması ve hatta sıfırlanması daha etkili olacaktır (kaskodaki hasarsızlık indirimi gibi hastalıksızlık indirimi) .

Bu sayede hastanelerdeki “gereksiz” kalabalıklar da azalacaktır.

DÖRT: “Çok ilaç yazan doktoru takibe alacağız” sözleri çok önemlidir. Daha önce de defalarca yazdığım gibi hastalardan daha az tetkik isteyen, daha az ilaç yazan doktorlara avantajlar (performans) sağlanmalıdır.

İlaca ödenen paranın hepimizin cebinden çıktığını hastalar gibi doktorların da çok iyi bilmesi gerekir.

BEŞ: İnsanların eften püften şikâyetlerle ve zırt pırt hastanelere hele de acile gitmeleri hastanelerde gereksiz yığılmalara, gerçek acillik olan hastaların da zarar görmesine yol açmaktadır. 

Sağlık hizmetlerinde basamak sistemi çok önemlidir, aile hekimliği müessesi geliştirilmeli ve "gerçek aile hekimleri" yetiştirilmelidir; bunun için de tıp eğitiminin yeniden düzenlenmesi şarttır.

ALTI: Bedava sağlık hizmeti de olmaz, herkesten geliri oranında katkı payı kesilmesi şarttır.

YEDİ: Halkın hastalıklarla korkutulması yerine sağlıkla ilgili doğru bilgilendirilmesine önem verilmelidir.

Gelelim neticeye

Sağlık Bakanlığı’ nın benim senelerdir dile getirdiğim tavsiyelerimi dikkate almasından mutlu oldum.

İnşallah uygulamaya da geçerler.

Sadece hastalar değil doktorların da çok fazla ilacın, aşının, tahlilin, tetkikin kısaca "çok fazla tıbbın daha çok sağlık demek olmadığını" kavramakta daha çok geç kalmamaları en büyük temennimdir.

Mülâkatın tamamını okumak içinhttps://www.haberturk.com/fahrettin-koca-daha-cok-spor-yapanlara-hastanelerde-oncelik-ve-ulasimda-indirim-gelebilir-2505776

Devamını Oku

HANGİ GIDALAR CİNSEL İSTEĞİ, GÜCÜ VE HAZZI ARTIRIR

İnsanların kalbe, karaciğere, böbreklere, beyne iyi gelen yiyecek ve içecekler kadar merak ettikleri bir başka şey de cinsel isteği, cinsel gücü ve cinsel hazzı artıran gıdalardır. Peki, istridye mi, bitter çikolata mı, acı biber mi, yaban mersini mi, kaju mu, alkol mü? Hangi yiyecek ve içeceklerdir bunlar?

***

İnsanların kalbe, karaciğere, böbreklere, beyne iyi gelen yiyecek ve içecekler kadar merak ettikleri bir başka şey de cinsel isteği, cinsel gücü ve cinsel hazzı artıran gıdalardır.

Hayır, ne istiridye, ne siyah çikolata, ne acı biber, ne yaban mersini veya ne de alkol!

Bunların hiçbirinin böyle bir etkisi yoktur.

Tek tip beslenme vardır, o da atalarımızın yiyip içtiklerini onlar gibi yiyip içmektir yani "adam gibi beslenmedir".

Gerisi boş hayallerdir.

Cinsel gücü ve isteği yiyeceklerde arar duruma gelenlere benim tavsiyem şudur:

"Ne isterseniz yiyin"!

Bilmem anlatabildim mi?

tıptan uzak sağlıklı hayat ile ilgili görsel sonucu

***

BBC' nin haberi:

Bir gıdanın libidoyu, cinsel gücü veya seksten alınan zevki artırdığına yönelik bir kanıt ortaya çıksa, o gıda muhtemelen yok satardı.

Dengeli beslenme, aktif bir hayat tarzı ve iyi bir akıl sağlığı seks hayatınıza olumlu katkı yapar. Peki afrodizyak etkisi yapan gıdalarla seks hayatınızı iyileştirmeniz mümkün mü? Afrodizyak etkisi yapan doğal gıdalar var mı?

Mutluluk hormonu endorfinin salgılanmasını tetikleyen gıdalar genellikle sağlıklı bir seks isteği, zenginlik ve başarı ile eşleştiriliyor ve "libido artırıcı" olarak görülüyor.

Bu gıdaların afrodizyak etkilerine dair tarihi bilgilere ve bilimsel teorilere bakıp bu gıdaların seks hayatınızı iyileştirip iyileştiremeyeceğini inceledik.

İstiridye yemek gerçekten işe yarar mı?

 

İstiridyenin afrodizyak olduğu fikri antik Yunan aşk tanrıçası Afrodit'le ilişkilendiriliyor

Tarihin en ünlü çapkını olarak görülen Casanova'nın kahvaltıda 50 istiridye yediği söylenir.

Fakat istiridye ile şehvet artışı arasında bir bağlantı kanıtlanamadı. Öyleyse bu söylentiler neden kaynaklanıyor?

Efsanelere göre Yunan aşk tanrıçası Afrodit beyaz bir köpükten 'doğarak' denizden çıkmıştı. Bu nedenle eski çağlarda deniz ürünlerinin afrodizyak olduğuna inanılırdı.

Yine de istiridyeseverlere güzel bir haberimiz var: İstiridyelerde yüksek oranda çinko bulunuyor ve çinko testosteron üretiminin ana yapı taşı konumunda.

Araştırmalar, çinkonun erkeklerde kısırlık tedavisine yardımcı olabileceğini ve sperm kalitesini artırabileceğini gösteriyor.

Çinko alabileceğiniz diğer kaynaklar ise şöyle:

  • Kabuklu deniz ürünleri
  • Kırmızı et
  • Çekirdekler (balkabağı, haşhaş, susam gibi)
  • Kabuklu yemişler (kaju ve badem gibi)
  • Baklagiller (bezelye ve fasulye gibi) 
  • Siyah çikolata sizi daha iyi bir aşık yapar mı?

Bilim insanları bitter çikolata yemenin aşık olmuş gibi hissettirdiğini söylüyor

Araştırmacılara göre siyah çikolata, insanın ilk aşık olduğunu hissettiği kafayı yaşamasını sağlayan ve "aşk kimyasalı" olarak bilinen feniletilamin (PEA) salgılanmasına yol açıyor.

İlişkilerin ilk birkaç ayında salgılanan PEA, insanlara mutluluk veren dopamin hormonunun salgılanmasını sağlarken beynin haz merkezlerini de uyarıyor.

Çikolatadaki PEA oranı çok düşük ve yiyerek alındığında aktif kalıp kalmadığı bilinmiyor.

Kakaoda da triptofan denilen bir amino asit bulunuyor. Triptofanın kan dolaşımını artıdığı ve serotonin salgılattığına inanılıyor.

Peki çikolata ile seks arasındaki bağlantı ne zaman kuruldu?

Muhtemelen 16 yüzyılda.

O dönemde kaşif Hernan Cortes, Maya ve Aztek imparatorluklarıyla savaşmış ve günümüz Meksikası sınırlarının neredeyse tamamını Kastilya Krallığı sınırlarına katmıştı.

Kendisinin çikolata gören ilk Avrupalı olduğu tahmin ediliyor.

Kralına yazdığı mektupta Mayaların kakaolu bir karışım içtiğini, bunun "yorgunluğu alıp dinçlik verdiğini" anlatmıştı.

Kastilyalılar çikolataya Mayaların atfetmediği özellikler atfetmiş olabilir fakat kesinlikle afrodizyak olduğuna dair bir kanıt bulunmuyor.

Acı yemek seks hayatınızda da yakıcı bir etki gösterir mi?

acı biber

Acı kırmızı biberlerde kapsaisin adlı bir madde bulunur. Bu madde de mutluluk hormonu endorfinin salgılanmasını sağlayarak "acı kafası" yaşamanıza yol açar.

Metabolizmanızı ve kalp atışınızı hızlandırır. Bunlar seks sırasında da yaşanan şeylerdir.

Her ihtimale karşı acı biberlerle uğraştıktan sonra elinizi yıkamayı unutmayın!

Alkol kolaylaştırıcı mı, zorlaştırıcı mı?

Alkol utangaçlığınızı azaltabilir ama abartmamaya dikkat etmek lazım

Alkol insanların kısıtlamalarının azalmasını rahat hissetmelerini sağlıyor. Bu da arzuyu artırabilir ama Machbet'in de sarhoşken söylediği gibi alkol "arzuyu artırırken performansı azaltıyor."

Çok fazla alkol içmek kadınlarda da erkeklerde de hissi azaltıyor ve zamanla seks isteğini düşürüyor. Aşırı kullanımda iktidarsızlığa da yol açabiliyor.

Dahası, bar gibi kokmanız karşınızdakinde cinsel heyecan uyandırmaz!

İktidarsızlık riskinizi nasıl azaltabilirsiniz?

Bitkilerin gücünü almak için meyvelere yumulun

Meyve ve sebzelerde bulunan aromatik pigment bileşikleri olan flavonoidler, erkeklerde iktidarsızlık riskini azaltma özellikleri gösteriyor.

Bir araştırmaya göre flavonoidlerin bir türü olan ve yaban mersininde bulunan antosiyanin ile turunçgillerde bulunan bir diğer türü, iktidarsızlığı önleme potansiyeli taşıyor.

Genel olarak daha fazla meyve yiyen erkeklerde iktidarsızlık oranı yüzde 14 azalırken bunu flovonoid açısından zengin meyveler ve egzersizle desteklemek, riski yüzde 21 azaltıyor.

Meyvelere yumulma zamanı!

Bazı araştırmacılar Akdeniz usulü beslenmenin ereksiyon sorunlarını azalttığını ve cinsel fonksiyonun daha uzun süre korunmasını sağladığını söylüyor. Bu beslenme türünde tahıl, meyve, sebze, baklagiller, kabuklu yemişler ve zeytinyağı baskın konumda.

Antosiyanin alabileceğiniz diğer besinler arasında ise şunlar yer alıyor:

  • Kiraz ve vişne
  • Böğürtlen
  • Kuşüzümü
  • Yaban mersini
  • Ahududu
  • Bazı üzüm türleri
  • Patlıcan
  • Kırmızı lahana

Bir bakışta afrodizyaklar

Romalıların Venüs adını taktığı Afrodit denizde doğmuştu. Bu nedenle deniz ürünleri afrodizyak kabul edildi

Afrodizyaklar üç kategoriye ayrılabilir:

  • Libidoyu artıranlar
  • Cinsel gücü artıranlar
  • Cinsel hazzı artıranlar

Bu gıdaların başarısını ölçmek zor olduğu için insanlar üzerindeki etkileri kanıtlanabilmiş değil.

Bilimsel olarak kanıtlanmış tek afrodizyak olgunlaşmış ve çürümüş meyvelerin kokusu… Ve bu koku yalnızca erkek sineklerde işe yarıyor.

Cinsel sağlık alanında uzmanlaşmış Dr. Krychman, insanların "işe yarayacak" düşüncesiyle afrodizyak yediğini ve onlar işe yarıyorsa gerisinin önemli olmadığını söylüyor.

Afrodizyak olarak adlandırılan gıdaların çoğu sağlıklı gıdalar ama yine de bitki özü olarak satılan hapları alırken dikkatli olmak gerekiyor, özellikle üzerinde yeterli açıklamaların olduğu bir etiket yoksa ve "mucize ilaç" olduğu iddia ediliyorsa.

Sağlık sorunları

Eğer seks isteğiniz azsa, bunun altında bir sağlık sorunu yatıyor olabilir. Bu yüzden her zaman doktorunuza danışın.

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48949219

Devamını Oku

AMERİKAN KARDİYOLOJİ KOLEJİ KALP HASTALARINA İLAÇ DEĞİL YOGA TAVSİYE EDİYOR

Amerikan Kardiyoloji Koleji kalp-damar hastalıklarının tedavisi için yoga tavsiye etti. Yoganın kan basıcını, kan yağlarını, kortizolü ve enflamasyon belirteçlerini düşürdüğü bildiriliyor. Kalp-damar hasatlıkları önlemenin en iyi yolunun “ilaçlar” olmadığını anlayan kalp derneğini “kalpten” kutluyorum.

***

Dünyanın iki önemli kardiyoloji derneğinden biri olan Amerikan Kardiyoloji Koleji’ ne (American College of Cardiology=ACC) bir hâller olmuş görünüyor.

Bugüne kadar kalp-damar hasatlıkları önlemenin ve tedavi etmenin en iyi yolunun “kolesterol hapları” olduğunu ileri süren dernek yogaya methiyeler yağdırıyor.

BİR: Kan basıncını düşürür(%7)

İKİ: Kan yağlarını düşürür (%23 veya daha fazla)

ÜÇ: Kortizolü düşürür.

DÖRT: İnterlökin-6 ve Hs-CRP dâhil enflamasyon belirteçlerini düşürür.

İlgili resim

ACC’ nin yoga tavsiyesi hakikaten muhteşem çünkü…

Modern tıbba göre sağlıklı yaşamanın yolu çekaplar, taramalar, rutin kontroller, ilaçlardan geçer.

Anlaşılan o ki ACC bu yolun yol olmadığını, hastalıkların bu şekilde önlenemeyeceğini görmüş.

Bu tavsiyelerin neden önemli olduğuna bakalım:

BİR: Yoganın bu faydalarını elde etmek için her birinin birçok yan etkileri olan en az 4 ilaç içmek gerekir.

İKİ: İlaçlar birbiri ile etkileşim yaratabilir.

ÜÇ: İlaçların yan etkilerine karşı başka ilaçlar (mesela mide koruyucular) kullanmak da gerekebilir.

DÖRT: Yoga yapmak bedavadır ve hiçbir yan etkisi de yoktur. Üstelik ruha da iyi gelir.

İlgili resim

Gelelim neticeye

BİR: Sağlıklı olmak için ille de yoga ya da pilates, tai chi gibi artistik isimleri olan sporları yapmak şart değildir; mühim olan günlük hayatın içine sindirilmiş sürekli hareketliliktir.

İKİ: Amerikan Kardiyoloji Koleji’ ni tebrik ediyor, darısı kardiyoloji âleminin ağır abisi Amerikan Kalp Derneği’ nin (American Heart Hurt Association= AHHA) başına diyorum.

ÜÇ: Aklın yolu tabii ki birdir. Kalp-damar hastalıklarını da tüm diğer kronik hastalıkları da önlemenin yolu ilaçlardan değil “adam gibi yaşamaktan” geçer.

DÖRT: Bilimsel derneklerden "Yoga yapın" yerine "Namaz kılın, ayrıca sevabı da var" tavsiyesinin gecikeceğini sanmıyorum.

Kaynak: https://twitter.com/ACCinTouch/status/1134835798342283272

Devamını Oku

DEV İLAÇ ŞİRKETLERİNE PAHALI İLACI TEŞVİK ETME SORUŞTURMASI

Dev ilaç şirketlerinin daha pahalı ilacın kullanımını yaygınlaştırmak için kanunu ihlal ettikleri iddiasının soruşturulmasına karar verildi. Doktorlar ve ilaç şirketleri arasındaki “menfaat münasebetleri” sıfırlanmalıdır. Bu münasebetler kanunlarla yasak olmasa bile doktorlar hediyelere karşı çıkmalıdır.

***

Novartis ve Roche şirketlerinin ucuz olan Altuzan yerine daha pahalı Lucentis' in kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla kanunu ihlal ettikleri iddiasının soruşturulmasına karar verildi (1).

Soruşturmadan ne çıkar bilinmez ama ilaç şirketlerinin tek amacı tabii olarak daha çok satmak, daha çok kazanmaktır ve bunun için de ellerinden gelen tüm pazarlama faaliyetlerini uygularlar.

Bu onların kanuni hakkıdır, yeter ki kanun ve yönetmeliklerin arkasına dolanmasınlar, boşluklarından faydalanmasınlar. 

Lucentis altuzan ile ilgili görsel sonucu

Hediye alan doktorlar pahalı ilaçları yazıyor

Gel gelelim, endüstri çoğu zaman kantarın topuzunu kaçırır.

Nitekim yeni yayınlanan bir araştırmada, USA' da ilaç endüstrisinin doktorlara yaptığı ödemelerin suiistimal potansiyeli olan ağrı kesicilerden gabapentinoid ilaçların aşırı derecede yazılmasına kuvvetli etkisi olduğu ortaya çıktı (2).

Araştırma, endüstriden para alan doktorların ilacın muadili yerine çok daha pahalı olan orijinalini yazma ihtimallerinin iki misli fazla olduğunu, ilaç şirketlerinden hediye alan doktorların bundan etkilendiklerini ve bunun da sağlık sistemi ve hastanın bütçesi için gereksiz bir harcamaya sebep olduğunu gösteriyor.

Reçetelere ilaç ismi değil etken madde yazılmalıdır

TEİS' in (Tüm Eczacı İşverenler Sendikası) doktorların reçetelerine ilaç ismi yerine etken madde yazılması teklifini ben de destekliyorum (3).

Tabii ki bu sefer de eczacı-ilaç şirketi arasındaki münasebetler büyük önem kazanacaktır, bun da çok dikkat etmek gerekir.

Gelelim neticeye

BİR: Doktorlar ve ilaç şirketleri arasındaki bu tür "rezil menfaat münasebetleri" sıfırlanmadan gereksiz ilaç yazılması ve ilaç israfına çare bulmak mümkün değildir.

İKİ: Bu menfaat münasebetleri kanunlarla yasak olmasa bile doktorların topyekun bu hediye ve ödemelere karşı çıkmaları gerekir.

ÜÇ: Doktorlar ilaç yazarken tabii ki öncelikle hastalarının menfaatini gözetmelidirler ama pahalı ilaç iyi ilaç demek de değildir. 

DÖRT: Hastalar da doktorlar da pahalı ilaçların ilaç şirketlerinin "hiçbir fedakârlıktan (!) kaçınmadığı ilaçlar olduğunu unutmamalıdır.

Kaynaklar:

1. https://www.rekabet.gov.tr/tr/Guncel/novartis-saglik-gida-ve-tarim-urunleri-s-4e3f6b555e9de91180fd00505694b4c6

2. https://www.medscape.com/viewarticle/915464

3. https://www.medimagazin.com.tr/eczaci/genel/tr-teis-recetelere-ilac-ismi-yerine-etken-madde-yazilmali-4-34-82441.html

Devamını Oku

BÖCEK YEMEK KANSERDEN KORUYABİLİR

İtalyan bilim adamları, karınca, çekirge ve cırcır böceği gibi omurgasız böceklerde yüksek miktarda antioksidan olduğunu keşfetmişler.

Bu, aslında yeni bir bilgi değil.

Böceklerin beslenmedeki önemini ben de daha önce yazmıştım (1, 2, 3).

Cümleten afiyet olsun!

Kaynak:

1. http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/08/05/yazilar/tip-yazilari/beslenme/cekirge-yemeye-hazirlanin/

2. http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/11/25/abur-cubur-ivir-zivir/bocekli-ekmeklere-hazir-olun/

3. http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/01/03/hakkimda/gunde-kac-bocek-yiyorsunuz/

***

Cumhuriyet' in haberi:

İtalyan bilim insanları yaptıkları araştırmada, karınca, çekirge ve cırcır böceği gibi omurgasız böceklerde gıdalarda bile bulunmayan yüksek miktarda antioksidan olduğunu keşfetti.

Telegraph gazetesindeki habere göre, İtalya’daki Roma Üniversitesi’nden bilim insanları protein yönünde zengin olduğu bilinen omurgasız böceklerde yüksek miktarda antioksidan potansiyelini buldu. Yapılan testlerde, böceklerdeki antioksidan oranının taze portakal suyu ve zeytinyağından bile daha fazla miktarda olduğu belirlendi.

İlgili resim



Antioksidanların kanser riskini artırdığı bilinen serbest radikallerin reaksiyonlarını azaltmak için önemli bir etken madde olduğu biliniyor. Serbest radikallerin, kalp hastalıkları ile diyabet riskiyle de ilişkisi olduğu belirtiliyor. Araştırmalarda, suda çözünür ağustos böceği, ipek böceği ve cırcır böceklerinde, antioksidan yönünden zengin olduğu bilinen taze portakal suyundan beş kat daha fazla antioksidan içerdiği sonucuna varıldı.

Aynı şekilde ipek böceği, Afrika tırtılı ve dev ağustos böceğinin suda çözünür haldeki özütünün, sızma zeytinyağından iki kat daha fazla antioksidan içerdiği bulundu. Araştırmayı yürüten Roma Üniversitesi’nden Profesör Mauro Serafini, gazeteye yaptığı açıklamada, dünya nüfusunun en az 2 milyarının hali hazırda böcek tükettiğini geri kalanının ise bu konuda biraz cesaretlendirilmeye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Serafini yenilebilen böceklerin mineral, vitamin, lif, protein ve yağ asitleri açısından mükemmel bir besin olduğunu da vurguladı.

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/1489837/Bocek_yemek_kanserden_koruyabilir.html

Devamını Oku

ADANALI KEBAPÇI VE KARACİĞER NAKLİNDE REKOR DENEMESİ

Faruk Bildirici' nin Medya Ombudsmanı sayfasından:

"İnönü Üniversitesi’nden aynı anda beş karaciğer nakliyle rekor denemesi” haberlerini görünce birkaç gün önce okuduğum “Oğlunun düğününde 60 metrelik kebap yaptı” haberini hatırladım. Adanalı bir kebapçı, oğlunun düğününde kebap şov yapmış, medyanın dikkatini çekmeyi başarmıştı.

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Merkezi’ndeki Karaciğer Nakli Enstitüsü de medyanın gündemine gelmek için “aynı anda beş karaciğer nakli ameliyatı” ile şov düzenlemişti. Ameliyatlar başlamadan önce gazeteciler, televizyonlar, ajanslar çağrılmış; açıklamalar yapılmıştı.

İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay, “Kendimizi bu konuda ülkeye ve dünyaya göstermek amacındayız. Beş vericili karaciğer nakli ameliyatlarının amacı bu” demişti. Enstitü’nün müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz da “(Yale Tıp Fakültesi’nden) Prof. Dr. Şükrü Emre Hoca bu operasyonun Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesi gerektiği fikrini verdi. Dünyada 24 saat içinde farklı zamanlarda beş karaciğer nakli yapılmıştı ama eşzamanlı operasyon ilk defa gerçekleştirildi” diye konuşmuştu kameralara.

Ameliyat masasındaki hastaların uzaktan da olsa görüntü ve fotoğrafının alınmasına da izin verilmişti. Önceden çağrılan noter, yapılanları tek tek not almış ve ameliyatlar kamerayla kaydedilmişti. Malatya Valisi, Belediye Başkanı, Üniversitenin rektörü, gazeteciler ve diğer konuklar tanık olarak imza vermişti. Bütün bunlar Guinness’e gönderilmek üzere yapılan hazırlıklardı.

Ajanslar, ameliyatlar sürerken “İnönü Üniversitesi’nden karaciğer nakliyle rekor denemesi” haberleri geçti. Birçok sitede yayımlandı bu haberler. 13,5 saat süren ameliyatlardan sonra da yine açıklamalar yapıldı, fotoğraflar çektirildi. Gösteri böyle tamamlandı.

 Halbuki tıp etiği, hekimlerin bütün tıbbi faaliyetlerde insan hayatını merkeze almasını öngörüyor. İnönü Üniversitesi’ndeki “aynı anda beş karaciğer nakli”nin amacı, hastanın sağlığını korumak değil rekorlar kitabına girerek, merkezi tanıtmak. Toplu sünnetlerde bile birçok komplikasyon yaşanan ülkemizde, “aynı anda beş karaciğer nakli rekor denemesi”nin hastalar açısından risk taşımadığı nasıl söylenebilir? Doktorların dikkatini rekor denemesi ve medyaya vermesi başlı başına bir risk olsa gerek.

Bu endişemi Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’a da sordum; o da böyle bir rekor denemesinin sakıncalı olduğu düşüncesindeydi:

“Sırf rekor kırmak için aynı gün aynı anda karaciğer nakli gibi beş ağır, büyük ameliyatı yapmak pek uygun gözükmüyor. Burada hekim arkadaşların şöyle bir iddiası olabilir; ‘Büyük bir ekibimiz var, günde beş vakayı yapabiliriz.’ Doğrudur, o enstitüdeki ekip, gerçekten iyi, çok başarılı.

Ama her şeyden önce sunuluş tarzı kötü. Tıpta rekor amacıyla hareket edilmesi doğru değil, etik de değil. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz. ‘Guinness Rekorlar Kitabına girmek için aynı anda beş karaciğer nakli operasyonu yapıyoruz’ denilmesi mantıklı olamaz. Tıbbi bir zaruret yoksa rekor amacıyla aynı anda beş karaciğer nakli ameliyatı yapmaya kalkmak doğru olmaz. Karaciğer nakli ameliyatları büyük dikkat gerektiren bir mikrocerrahi uygulaması. Rekor kırmak isterken dikkat dağılabilir.”

Nitekim Enstitü Müdürü Prof. Dr. Yılmaz da giriştikleri rekor denemesinin hekimlik etiği ile çeliştiğinin farkında. Prof. Dr. Yılmaz, 13 Haziran’da Türkiye gazetesindeki haberde şöyle diyordu:

“Bu özünde bir rekor kırma işlemi değildir. Hiçbir şekilde insan sağlığı üzerinden bir rekor kırma olayını kabul etmiyorum ama burada aynı anda gelen beş sıkıntılı, acil karaciğer nakli bekleyen hastaya karaciğer nakli yapabileceğimizi ve daha önceden de yaptığımızı, bu olanaklarımızı sizlerle paylaşmak istiyoruz, yoksa başka bir şey değil.” (Türkiye gazetesi, 13 Haziran 2019)

Ama bir yandan da “Bu rekor denemesi ile hiç kimsenin sağlığını tehlikeye atmadık” diye güvence vermişti gazetecilere. Zaten rekor denemesi faaliyeti ortadaydı. Bütün medyada “Guinness Rekorlar Kitabı için rekor denemesi” diye haber yaptırmışlar, başvuru belgeleri hazırlamışlardı. Sonra da Enstitü Müdürü çıkıp, “insan sağlığı üzerinden rekor denemesi”nin sakıncalarından bahsediyordu...

Bu ülke çok değil, birkaç yıl önce gördü doktorların yarışa girmesinin, şov yapmaya kalkmasının kötü sonuçlarını. Hatırlarsınız, önce Akdeniz Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Özkan, 2010 yılında çift kol naklini gerçekleştirdi. Ocak 2012’de de önce Türkiye’nin ilk yüz nakli ameliyatını, ardından da çift kol sağ bacak nakli ameliyatını yaptı.

Aynı günlerde Hacettepe Üniversitesi doktorları Akdeniz Üniversitesi ile rekabete girişti. Doç. Dr. Serdar Nasır ve ekibi, Türkiye’nin ikinci yüz nakli ameliyatını yaptı; bir ay kadar sonra da Şevket Çavdar adlı bir kişiye, aynı anda çift kol ve çift bacak nakline girişti.

Ama hasta ameliyattan üç gün sonra kötüleşti, uzuvların geri alınmasına rağmen kurtarılamadı. 28 Şubat 2012’deki haberlerde “Dünyada bir ilk olan naklin başarısız olması herkesi üzdü” diye yazılmıştı.

Mesele sanırım tam da burada. “Dünyada ilk” olma, öbür üniversiteden daha “çok organ nakletme” çabası. Hekimlik böyle bir gösteriye dönüşünce insan hayatına gösterilmesi gereken özen ve alınması gereken bazı önlemler unutulabiliyor.

Basın toplantılarında böbürlenme ve kutlamaları kabul etmenin tıbbi kaygıların önüne geçtiğinin kanıtı da ailenin açtığı davada Adli Tıp’ın verdiği rapordu. Adli Tıp raporunda “çift kol ve çift bacak naklinin aynı anda yapılmasının ameliyat sonrası ölüm riskini arttırdığı, bilimsel kurul tarafından hastaya verilen ameliyat kararının uygun olmadığına karar verildiği belirtilmişti.

Akdeniz Üniversitesi’nde çift kol ve bacak nakli yapılan Atilla Kavdır’dan da nakil bacak geri alınmış, hastaneden taburcu edilmiş ama 69 gün sonra enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitirmişti.

Tıbbı şova, yarışa, rekora dönüştürme çabası felaketle sonuçlandığı için Sağlık Bakanlığı da nakil operasyonları yetkisinde daha titiz, daha dikkatli davranmaya başladı o günden sonra…

Akdeniz ve Hacettepe üniversiteleri arasındaki kol-bacak nakil yarışında medyanın da kabahati vardı. Medyanın araştırmadan, risklerini incelemeden kolayca kahraman yaratma alışkanlığı organ nakli haberlerinde de kendini göstermiş; her iki üniversitedeki bu ameliyatlar hiç sorgulanmadan manşetlere taşınmıştı.

Sağlık Bakanlığı ve tıp dünyası o yarıştan dersler çıkarmış, çoklu organ nakilleri konusunda frene basmıştı. Ama anlaşılan medya o yarıştaki hatalarından ders çıkarmamış. Yoksa İnönü Üniversitesi’ndeki “aynı anda beş hastaya karaciğer nakli ameliyatları” da hiç sorgulanmadan, riskleri üzerinde durulmadan bu şekilde alkışlanmazdı.

İnternet siteleri ile televizyonların yanı sıra Hürriyet, Türkiye, Star gibi gazetelerde de geniş biçimde yer alan İnönü Üniversitesi’ndeki “rekor denemesi”ni göklere çıkaran haberlerin gazetecilik yanlışlarını sıralayayım:

* Hekimler gibi gazeteciler için de öncelikli olan rekorlar değil insan hayatıdır. İnsan sağlığı üzerinden rekor kırma çabasının desteklenmesi ve teşvik edilmesi yanlıştır.

* Rekor denemesi haberlerinde sadece o Enstitü’nün doktorları ve yetkililerinin açıklamaları var. Farklı bakış açıları alınarak toplu ameliyatların risklerine hiç değinilmemiş.

* Karaciğer nakli gibi ağır ameliyatlarda asıl başarı, karaciğerin uyumu ve hastanın hayatta kalmasıdır. Oysa bu konuda bilgi yok, o hastaların sağlık durumu sonraki günlerde de takip edilmedi. Bu merkezin nakil operasyonlarındaki başarı oranları da haberlerde yazılmamış.

* Hastaların görüşleri de haberlerde olmalıydı. Sadece Hürriyet’te hastaların sözlerine yer verilmiş. Hastalardan Hakan Doğan, “Ameliyat beni heyecanlandırıyor. Rekora dahil olmamız, Türkiye’nin ses getirmesi benim için ayrıca önemli” demiş. Ama hayati risk altındaki hastaların rekor denemesinde “denek” olmayı özgür iradeleriyle kabul edip “aydınlatılmış onam” verdiklerine emin olamayız.

* Bu haberlerde hekimler, rekor denemesi ameliyatıyla şöhret kazanmak peşinde insanlar olarak görünüyor. Oysa hekimlerin toplumdaki imajının şöhret arayan, şov yapan insanlar olmaması gerek.

* Türkiye Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi, sağlık haberlerinde “sansasyondan kaçınılması” gerektiğini vurguluyor. Oysa bu haberler sansasyon yaratmayı amaçlıyor.

* Orada tıbbi bir faaliyet tanıtım amaçlı şov haline getirilmiş, gazeteciler o şovun parçası olmamalıydı. Gazeteciler, hastanelerin rekor kırıp Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesini değil, insan sağlığına katkı çabalarını desteklemeli.

En önemlisi de şu, bu haberlerin de etkisiyle yarın bir klinik aynı anda altı hastaya, ertesi gün başka bir hastane yedi hastaya aynı anda karaciğer nakli ameliyatı yapmaya kalkarsa ne medya bunun altından kalkabilir ne de tıp dünyası…

Kaynak: http://www.farukbildirici.com/index.php?Did=951&Page=1

 

Devamını Oku