Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

BESLENME ARAŞTIRMALARI HATALI VE BİLİM DIŞIDIR

Beslenme alanındaki araştırmalara itimat edilmemesi gerektiğini, sağlıklı beslenme için geleneksel beslenmeye dönülmesinin ve endüstrinin gıdalarımızdan elini çekmesinin tek yol olduğunu savunuyorum.

Önemli bir analiz de benimle aynı görüşü paylaşıyor: Bugüne kadar yayınlanan on binlerce beslenme araştırması bilim dışıdır, hatalıdır, güvenilemez!

nutritional research ile ilgili görsel sonucu

***

Frontiers in Nutrition' da yayınlanan "The Failure to Measure Dietary Intake Engendered a Fictional Discourse on Diet-Disease Relations" başlıklı makalenin özeti:

Diyetteki şeker, tuz, yağ ve kolesterolün varsayılan sağlık etkileriyle ilgili tartışmalar geçerli delillerin meşru bilimsel sonuçlarıyla değil, onlarca senedir son derecede hatalı ve açıkça yanıltıcı epidemiyolojik araştırmalara dayanan diyet-hastalık ilişkileri hayali söylemiyle yönlenmiştir.

Son 60 senede, epidemiyologlar yayınladıkları on binlerce raporda, epidemiyolojik yöntemler diyetle alınanları (dietary intake) ölçmemesine rağmen diyetle alınanların bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların ana sebebi olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Epidemiyologlar, diyetle alınanları ölçmek yerine algı belleğinin doğrulanmamış milyonlarca sözlü ve yazılı raporlarını toplamışlardır.

Güncel diyet alınanları ve alınanların bildirilen hafızasının aynı ontolojik kategoride olmadığı düşünüldüğünde epidemiyologlar “Yanlış Yerleştirilmiş Somutluğun” (Misplaced Concreteness) mantıksal yanlışlığını bildirmişlerdir.

Bu hata, katılımcıların kendi bildirdikleri verilerin, geçerliliği ve kapsamı tartışmalı olan veri tabanındaki referans değerlerin atanması yoluyla, besin ve kalori tüketiminin yasak bir şekilde vekil tahminine dönüştürülmesiyle büyümüştür.

Bu hatalar, diyet-hastalık münasebeti istatistiki analizlerinin katılımcıların bildirdikleri sözde sayısal verilerin kullanılmasıyla daha da artmıştır.

Bu vahim ölçüm, analitik ve dolaylı (çıkarımsal) hataları, epidemiyologların, yarattıkları vekil tahminlerin çoğu zaman fizyolojik olarak mantıksızlığı ve katılımcıların güncel besin veya kalori tüketimine doğrulanabilir kantitatif münasebeti olmadığını gösteren araştırmaları bildirmemeleri sebebiyle gizlenmiştir.

Bu kritik analizde, diyet-hastalık münasebetiyle ilgili tartışma ve halktaki kafa karışıklığının on binlerce hatalı, yanıltıcı ve bilim dışı epidemiyolojik araştırmalardan kaynaklandığını tatmin edici delilleriyle ortaya koyduk.

Beslenmenin kaybettiği kredisini tekrar kazanabilmesi için, hafızaya dayalı yöntemlerin deneysel ve teorik çürütmelerini kabul etmesi ve kronik hastalıklarda diyetin rolünü araştırmak için çok sıkı objektif yöntemlerin kullanılması gerekiyor.

 Beslenme araştırmalarıyla ilgili makalelerim:

http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/09/15/yazilar/tip-yazilari/beslenme/modern-tibbin-beslenme-arastirmalarina-guvenilemez-beslenmenin-arastirmasi-olmaz/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/09/05/yazilar/tip-yazilari/beslenme/modern-beslenme-bilimi-islenmis-gidalari-methetme-bilimidir/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/11/12/yazilar/tip-yazilari/beslenme/beslenme-arastirmalarinda-sahtekarligin-son-belgesi/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/11/12/yazilar/tip-yazilari/beslenme/gida-muhendisleri-uyaniyor/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/09/23/yazilar/tip-yazilari/beslenme/besleme-arastirmalarinda-sahtekarlik-yapildigi-belirlendi/

Gelelim neticeye

BİR: Modern tıbbın beslenme araştırmalarının hiçbirine güvenilemez.

İKİ: Doğru beslenme için tek yol binlerce sene milyarlarca insan üzerinde yapılan en büyük beslenme araştırmasına dayanan ADAM GİBİ BESLENME' dir.

ÜÇ: Geleneksel beslenme modelinin olmazsa olmaz şartı endüstrinin gıdalardan elini çekmesidir.

DÖRT:  Endüstriden beslenen uzmanlara da onların beslenme tavsiyelerine de inanılmamalıdır.

Kaynak:https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fnut.2018.00105/full

Devamını Oku

KARATAY KİMLERE HAYATI ZEHİR ETTİ?

Canan Hoca' ma Zeki Müren' in "Zehretme hayatı bana Canan' ım" şarkısıyla serzenişte bulunmuştum (1).

İnşallah bir gün buluşup bu şarkıyı onun gözlerinin içine bakarak da söylemek nasip olur.

İşte bu da onun bu yazıma cevabı:

***

Ekmek ve un firmalarının yönetim kurullarında oturan, meşhur Diyabet Profesörlerimiz, Şeker Hastalarına günde 8-10 dilim ekmek öneriyorlar, Ekmek mutlaka yenecek, yenmeden olmaz diyorlar!

Bana da 'araştırma yapmış mı ?' diyerek, konuyu saptıyorlar, halkın gözünde güya.

Şeker Hastalığı neden 100 % arttı acaba, ne dersiniz?

Bunu görmek için müneccim başımı yoksa medyum mu olmak gerekiyor? Görünen köy kılavuz istemez.

Statinler hala şakır şakır kullanılıyor. 2011 yılında yapmış olduğumuz basın toplantısında statinlerin şeker hastalığı yaptığını, JUPİTER çalışmasının sonucu ortaya çıkardığını belirtmiştik.

Antidepresan ilaçların da şeker hastalığı yaptığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

HAYATI KİMLERE ZEHRETTİĞİM ORTADA DEĞİL Mİ?

Kaynak: 

1. http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/04/15/yazilar/tip-yazilari/beslenme/zehretme-hayati-bana-canan-im/

Devamını Oku

HEKİMİN İYİSİ, YAZDIĞI REÇETEDEN DEĞİL “YAZMADIĞI İLAÇLARDAN” BELLİ OLUR

Geçen haftalarda gereksiz ve bilinçsiz ilaç kullanımını çok güzel ortaya koyan bir "fıkrayı" sosyal medyada paylaşmıştım.

Bu fıkra, ilaç israfına başkaldırının şık bir ifadesidir,  bir tür sahte iPhone cep telefonlarının ayaklar altına alınıp ezilip parçalanması eylemidir.

Tüm dünyada olduğu gibi bizde de inanılmaz boyutlarda ilaç israfı var.

Bunun hastalar da o ilaçları yazan doktorlar da şuurunda değiller.

Sadece paramız boşa gitmiyor, gereksiz kullanılan ilaçların sağlığımıza çok büyük zararları var ve kimse de farkında bile değil!

Tıbbın temel prensiplerinin birinin "Önce zarar verme" olduğunu, ilaçların ise gıda değil "yan etkisi olan kimyasal maddeler" olduğunu hesaba alırsak durum daha iyi değerlendirilecektir.

"Önce zarar verme" ikazının bundan yüzlerce sene evvel, bugünkü ilaçların da tıp teknolojisinin de esamesinin okunmadığı bir dönemde yapıldığına dikkat edelim!

Hipokrat bugünkü "binlerce" ilacı, tıbbi alet edevat ve malzemeyi görseydi, neler derdi çok merak ediyorum.

Hekimin iyisi, yazdığı reçeteden değil "yazmadığı ilaçlardan" belli olur.

Doğru ilaç hayat kurtarır, yanlış ve gereksiz ilaç hayat karartır, bunu böyle bilin!

Aşağıda okuyacağınız haber bununla ilgili.

medicine on plate as food ile ilgili görsel sonucu

***

Gıda hattı' nın haberi:

Doç. Dr. Yavuz Dizdar, Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın ilaçlarla ilgili şok sözlerini Gıda Hattı‘na değerlendirdi.“Hakkını teslim edelim..”

Onkoloji uzmanı Doç. Dr. Yavuz Dizdar yaptığı açıklamada Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’nın ilaçlara yönelik şok iddialarını desteklediğini söyledi. Dizdar, ilaçların insanlara zarar verdiğine yönelik iddialar ortaya atan Küçükusta’ya hakkının teslim edilmesi gerektiğini söyledi.

“Aciz bir akademi..”

Yavuz Dizdar şöyle devam etti:

“İlaçların büyük kısmı gerçekten tedavi edip etmediğine bakılmadan, doktorlara sunulan bilgiler çerçevesinde otomatik olarak reçete ediliyor. Bunların bir kısmı endüstrinin telkini sonucu olsa bile, yaptığı işi değerlendirmekten aciz bir akademi de bu durumda elbette pay sahibidir. O nedenle Ahmet Rasim Küçükusta haklıdır.”

Kaynak: https://www.gidahatti.com/ahmet-rasim-kucukustanin-cikisina-yavuz-dizdar-ne-dedi-133723/

Devamını Oku

HASTA OLURSANIZ TIBBA ÇOK FAZLA GÜVENMEYİN

Yavuz Dizdar birçok bakımdan benim kafamdan. 

Kitabını en kısa zamanda alıp okuyacağım, şimdilik haberiyle yetinin.

"Tıp her geçen gün ilerliyor mu?"

"Erken teşhis hayat karartır"

"Adamın Biri Doktora Gitmiş... Gidiş O gidiş!" başlıklı yazılarımı okursanız görüşlerimizin onunla ne kadar örtüştüğünü hemen göreceksiniz:

Kaynaklar:

http://ahmetrasimkucukusta.com/2014/09/28/yazilar/elestirel-yazilar/saglik-sistemi/tip-her-gecen-gun-ilerliyor-mu/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2013/12/15/hakkimda/erken-teshis-hayat-karartir/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/04/09/bir-tavsiye/adamin-biri-doktora-gitmis-gidis-o-gidis-2/

***

DHA' dan Gül Kaba ve Özgür Kumonovalı' nın haberi:

ONKOLOG Dr. Yavuz Dizdar yeni kitabı 'Vicdan Hayat Kurtarır'a özel açıklamalar yaptı. Kitapta sistemin çıkmazlarına yer verdiğini ve tıbbı ciddi şekilde eleştirdiğini söyleyen Dizdar, "Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar, bağlanmışlar. Önemli bölümü vicdanını kaybetmiş, bir kısmı daha imkan bulursa kaybedecek" dedi.

Verdiği röportajlar sonrası yaşadıklarını hikayeleştirme fikri doğduğunu ve kitabın öyle ortaya çıktığını ifade eden İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Onkolog Dr. Yavuz Dizdar, yeni kitabı 'Vicdan Hayat Kurtarır'ı anlattı.

"HASTA OLURSANIZ DA TIBBA ÇOK FAZLA GÜVENMEYİN"

Kitabın 3 ayda yazıldığını ve gençler için yaşam kılavuzu olduğunu vurgulayan Dr. Dizdar, "Kitapta, özellikle gençlerin geleceği dert edinildi ve gençlere önemli mesajlar veriyorum. Hasta olmayın ama hasta olursanız da tıbba çok fazla güvenmeyin. Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar, bağlanmışlar. Kitapta tıbba ciddi eleştiri var ve bir zahmet üstlerine alınsınlar. İsim verilmese de birlikte çalıştığımız meslektaşlarımız var. Ama alınmaları lazım çünkü bu iş ticarete çevrildiği vakit tıbbın geleceğini bekleyemeyiz. Bu çocukları nasıl eğiteceğiz. Doktor saat 11 veya 12'de işten çıkarak hatta bazen hiç gelmeksizin piyasada olmak istiyor. Mesleğin esaslarını çocuklar kimden öğrenecek?" diye konuştu.

"DOKTORLARA VİCDANLARINI BİR DAHA HATIRLATMAK GEREKİYOR"

Doktorların büyük çoğunluğu olmasa bile önemli bölümünün vicdanını kaybettiğini söyleyen Dr. Dizdar, "Bir kısmı daha imkan bulursa kaybedecek, kesinlikle göz ardı edebilirler. 1900'lü yılların başında İstanbul'a gelen yabancı bir doktor Beyoğlu'nda muayene açtığında haftada 1 gün ücretsiz hasta bakıyordu. Ben burada kendi meslektaşlarıma haftada 1 gün hastaya ücretsiz bakmayı kabul ettiremedim. Ameliyat değil, alt tarafı muayeneden bahsediyoruz. Tıp kendi misyonundan bu kadar sapmış ve ticarete dönüşmüşse eğer doktorlara vicdanlarını bir daha hatırlatmak gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Yavuz Dizdar: Doktorlar vicdanlarını kaybetmiş

"TIP DEĞİL TEKNOLOJİ GELİŞMİŞ"

Hasta ve hasta adaylarına uyarılarda bulunan Dr. Dizdar, "Bizim sektörün temsilcileri 80 yıldır yatmış, teknoloji gelişmiş. Gelişen teknoloji, tıp değil. Bunu hasta ve hasta adayları çok iyi bilsin. Yeni birkaç ilaç ama bol miktarda görüntüleme, Ultrason, MR,PET gelişmiş ve kendilerine pazar arıyorlar. Dolayısıyla hastalar tıp için artık pazar özelliği taşıyor. Okuyucular işte kitapta bunların ne halde olduğunu, nasıl bu noktaya gelindiğini bulacak. Bu noktada çıkış için bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark edeceksiniz. Okuyucular kitapta bunu fark etse yeterli" dedi.

"TOPLUMUN VİCDANINDA KÜNTLEŞME VAR "

Kitapla toplumda farkındalığı artırmayı amaçladığını belirten Dr. Dizdar, "Toplumun vicdanında küntleşme olduğunu söyleyebilirim. Yani bir şeyleri göz ardı edebiliyor. Örneğin, tavukta mesela, 'ışık görmeden büyüyen 40 günlük hayvandır, aslında bebektir' dediğinizde işi anlamış olan arkadaşlar 'ızgara tavuk istiyorum' diyebiliyor. Bunu dememeyi öğrendiğimiz zaman çağ döner. Çünkü artık bu sıkışmış pozisyondur. Mallar ve canlar bu kadar ucuzlamışken birkaç kişi bir hareket başlatırsa ve sürekli tüketime sevk eden sistemi hayatlarından kısmen de olsa çıkartabilirlerse bütün ayaklar yere bir daha basacaktır. Dünyanın şekli bir daha böyle olmayacak, kitaptaki amaç bu farkındalığın sağlanmasıdır.Vicdan hayat kurtarır mı?Evet kurtarır" diye konuştu.

"2050'DE 2 KİŞİDEN BİRİ OTİSTİK HALE GELİRSE TOPLUM TÜKENİR"

Toplumda şu anda ekran bağımlılığının hızla artmasıyla yarı otistik bir tablonun olduğunu aktaran Dr. Dizdar, "Otizmle ilgilenen derneklerden hastalığın artışıyla ilgili verilere baktığımız zaman hastalık yukarı doğru çıkıyor. Böyle devam ettiği sürece otizmli insan sayısı toplum içinde yükselecek. Aslında şu anda yarı otistik bir tablo olmadığını söyleyemem. O nedir? Ekran bağımlılığı. Gençlerde bol miktarda var. Devamlı hareket halindeler, yerinde duramıyorlar ama sürekli telefon ekranına bakıyor, bu da bir cins otizmdir. 2050'de 2 kişiden biri otistik hale gelirse o toplum teorik olarak tükenir, bitmiş demektir" ifadelerini kullandı.

Yavuz Dizdar: Doktorlar vicdanlarını kaybetmiş

"GENÇLERİN ÖZELLİKLE OKUMASINI İSTİYORUM...OKUMA ALIŞKANLIĞI YOK"

Kitabın yaşama dair bakış açısını yansıttığını söyleyen Dr. Dizdar, "Vicdan herkesin içinde bir miktar verilmiş olan ama bizim görmezden geldiğimiz, üstünü örtebildiğimiz cevher. Örtüyü açarsanız ışıldamaya başlıyor, kapatırsanız o zaman duyarsızlaşıyorsunuz. Gençlerin o yüzden özellikle okumalarını istiyorum, okuma alışkanlığı yok. Kitap, okuma alışkanlığına başlatmak için de bir proje. Dip notlarla bugünkü gençlerin tanıma ihtimali düşük olan Kemal Sunal, Adile Naşit'i tekrar hatırlatmaya çalıştık. Okurlarsa ne demek istediğimizi anlayacaklar. Gençlerin fabrika ayarlarına dönmelerini istiyoruz yoksa format atmamız gerekecek" dedi.

"KİTABI OKUYAN GENÇLER ÜNİVERSİTE OKUSALAR BİLE İŞLERİ OLMAYACAĞINI BİLECEK"

Eğer kitabın içinde anlatılanlar yaşanacak olursa gençlik için sıkıntıların ortaya çıkacağını vurgulayan Dr. Dizdar, "Her şey ucuzladı ama iş yok. Gençlerin içerisinde deli kan var. Konum istiyor, onurlandırılmak istiyor. Bir yerde çalışmak istiyor ama siz bunlara iş bulamıyorsunuz çünkü sistem ucuzladı. Gençler kitapta bu hikayenin bugünlere nasıl geldiğini bulacaklar. Çünkü bu durum yeni değil 30 yıllık bir hikaye. Mesela, gençler istedikleri kadar üniversite bitirsinler işleri olmayacağını bilecek" diye konuştu.

Dr. Yavuz Dizdar, kitabın devamının geleceğini bunun yanı sıra bilimsel gelişmeleri de roman formatında yazacağını söyledi.

Kaynak: https://www.mynet.com/yavuz-dizdar-doktorlar-vicdanlarini-kaybetmis-110104570757

Devamını Oku

DOĞRU TEŞHİS KOYMAK, HASTALARA ZARAR VERMEMEK İÇİN HASTANIN İYİ DİNLENMESİ GEREKİR

Doğru teşhis konmasının olmazsa olmaz şartı hastanın çok iyi dinlenmesidir.

Hastasını dinlemeyen, gerekli soruları sormayan doktor asla doğru teşhis koyamaz.

Hastaları dinlemek tomografiden, MR' dan, anjiyodan, endoskopiden, binlerce tahlilden daha önemli ve değerlidir.

Teşhisi doktor koymaz, teşhisi hasta doktora anlatır.

LİSTEN TO THE PATİENT ile ilgili görsel sonucu

Kaynak: https://www.medscape.com/viewarticle/904965?src=soc_tw_181201_mscpedt_news_nurses_morningreport&faf=1

Devamını Oku

HER 40 ÇOCUKTAN BİRİ OTİSTİK

Pediatrics dergisinde yayınlanan yeni araştırmaya göre USA’ da her 40 çocuktan biri otistik.

Bu, 3-17 yaş arasında 1.5 milyon çocuğun (%2.5) otistik olduğu anlamına geliyor.

Otizme 1980’ li senelerde 10 binde 2 ila 4 çocukta rastlanıyordu, 2000’ de her 150 çocuktan birine otizm teşhisi konduğu bildirildi.

CDC tarafından bu sene yayınlanan bir raporda ise 2014 senesi verilerine dayanılarak her 59 çocuktan birinin otistik olduğu bildirilmişti.

2017’ deki National Health Interview Survey’ de ise çocukların yüzde 2.76’ nının otistik olduğu sonucuna ulaşılmıştı.

Otizmin ülkemizdeki görülme sıklığı hakkında güvenilir bir bilgiye rastlamadım ama hastalığın bizde de arttığına hiç şüphe yok.

autism spectrum disorder ile ilgili görsel sonucu

Araştırma 50 binden fazla ebeveynden alınan bilgilerle yapıldı

Araştırma, US Census Bureau tarafından 17 yaşına kadar çocukları olan 50 binden fazla ebeveynden toplanan bilgilerle gerçekleştirildi.

Elde edilen bilgiler, çocukların dörtte birinden fazlasının hastalık belirtilerine karşı ilaç kullandığını ve üçte ikisinin de davranış tedavisi gördüğünü ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre, hastalığa erkek çocuklarda ve gelir seviyesi düşü ailelerde daha fazla.

autism spectrum disorder ile ilgili görsel sonucu

Otizm neden artıyor

Otizmdeki artışta, teşhis kriterlerinin değişmesi, hastalığın bildirimi ve farkındalığın artmasının da rolü olabilir ama oran bu faktörlerin bir dereceye kadar etkisi olabilir.

Bu araştırmanın metodu farklı olduğu için öncekilerle kıyaslanması doğru değilse de otizmin giderek artmakta olduğu bir gerçek.

Tıp fakültesinde öğrenci iken biz de hocalarımız da otizm diye bir hastalığın adını bile duymamıştık.

Otistiklerin tıp eğitimi olmayan halk tarafından bile tanınması ve hatta hemen herkesin çevresinde bir otistik çocuk olması hastalığın arttığının açık ve net göstergesidir.

autism spectrum disorder ile ilgili görsel sonucu

Gelelim neticeye

Uzmanlar, otizmdeki artışın çevresel faktörlere bağlı olduğu hakkında hemfikir olmakla beraber bu artışın kesin sebebi veya sebepleri bilinmiyor.

Bunu, hastalığa karşı farkındalığın artması ve teşhisin kolaylaşmasıyla izah etmek gerçeklere göz yummaktan, kendimizi kandırmaktan başka bir şey olamaz ve bunun kimseye bir faydası da yoktur.

Bilim dünyası, otizmdeki bu hızlı artışı gerçek bir artış değil diye küçümsememeli, hastalığın gerçek sebeplerini araştırmaya yoğunlaşmalıdır.

Bu gidişte dünya otistiklerden geçilmez olacak.

Kaynak:http://pediatrics.aappublications.org/content/early/2018/11/21/peds.2017-4161

Devamını Oku

KANUNDA BELİRTİLEN DIŞINDA HİÇBİR AŞI HUKUKİ OLARAK ZORUNLU DEĞİL

Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu açısından en önemli iki şartın rıza ve endikasyon olduğunu belirten ve Türkiye’de son yıllarda çokça tartışılan aşı meselesini hukuki boyutuyla ele alan Prof. Dr. M. Hakan Hakeri, kanunda belirtilen aşılar dışında hiçbir aşının hukuki olarak zorunlu olmadığını söyledi.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nde (FSMVÜ) düzenlenen Tıp ve İlaç Hukuku Paneli'nde, ilaç hukuku alanında hukuk öğrencilerini gelişmelerden haberdar etmek, mevcut yapıyla ilgili sorunları, önerileri tartışmak amacıyla 'rıza ve endikasyon', 'hasta vasiyeti ve ceza hukuku', 'gen düzenleme teknolojileri ve ilaç etiği' gibi başlıklar konuşuldu.

TIBBİ MÜDAHALEDE EN ÖNEMLİ ŞART RIZA VE ZORUNLULUK

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Hakan Hakeri, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu açısından en önemli iki şartın rıza ve endikasyon olduğunu, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulmayacağını vurgulayarak şunları söyledi:

"Rıza, Anayasada yazılıdır. Hekimlere bazen rıza onayını anlatmakta zorluk çekiyoruz. Onlar rızanın zorunlu olması gerektiğini düşünmüyor. Çünkü hastalarının iyileşmesini istiyor ama hukuk başka bir şey söylüyor. Rıza meselesini Türkiye’de yaşanan bir örnekle detaylandırmak istiyorum. Yehova’nın Şahitleri dini açıdan kan naklini reddediyorlar. Bir Yehova Şahidi, İstanbul’da hastaneye gidiyor. Müdahale edilmesi gerekiyor ama o kan naklini kabul etmiyor. Hekimler ne yapacağını şaşırıyor. Savcıya olayı anlatıyorlar. Savcı müdahale edin eğer ölürse hakkınızda dava açılır diyor. Hasta avukatı ise kan nakli yaparsanız suç duyurusunda bulunuruz diyor. Sonuç olarak hastaya müdahale edilmiyor ve ölüyor. Hukuken bu doğru olandır."

AŞI NEDEN KANUNLA ZORUNLU HALE GETİRİLMİYOR?

Ülkemizde ve dünyada son yıllarda aşı karşıtlığının artığını, bu meseleyi de rıza boyutuyla ele almak gerektiğini belirten Prof. Dr. Hakeri, “Aşı geniş bir kitle tarafından reddediliyor. Facebook’ta 43 bin üyeli bir aşı karşıtı grup var. Kanun sadece çiçek ve kuduz aşısının zorunlu olduğunu söylüyor. Polen aşısı yaptırıyoruz, zorunlu mu? Hayır. Kızamıkçık aşısı yaptırıyoruz ama kanunda hükmü yok. Bu nedenle polis zoruyla, hukuka aykırı yöntemlerle aşı yapılmaz. Dünyada da böyle bir reddediş var. Avustralya’da hükümet aşı yaptırmayan ailelere çocuk yardımını kesiyor.

Peki, neden aşı kanunla zorunlu hale getirilmiyor? Çoğu ülkede hala bununla ilgili kanun yok. Bunun nedeni olumsuz sonuçlar ortaya çıktığında büyük tazminat davalarıyla karşı karşıya kalma durumu olabilir" ifadelerini kullandı.

Endikasyon konusunda da hukukun ne söylediğini anlatan Prof. Dr. Hakeri, “Endikasyon zorunluluk demek. Tıbbi müdahale ancak zorunluluk varsa yapılabilir. Anayasa’nın 17. maddesi tıbbı zorunluluk dışında kişiye dokunamazsın diyor. Zorunluluk dışında müdahale yapılırsa bu suçtur" dedi.

Zorunluluk kapsamında estetik operasyonları değerlendiren Prof. Dr. Hakeri, estetik sonucunda psikolojik açıdan kişinin kendini iyi hissetmesi durumunda endikasyonun sağlandığını, aşırı estetik müdahalelerin ise kendi kanaatince hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Kaynak: https://www.ntv.com.tr/saglik/prof-hakan-hakeri-kanunda-belirtilen-disinda-hicbir-asi-hukuki-olarak-zorunlu-d,8FmVpfyzT0e0kfHwhBvC9w

Devamını Oku

GRİP AŞISI BAĞIŞIKLIĞI NASIL BOZUYOR

Grip aşısı olanlarda solunum yolları enfeksiyonlarının 4.4 misli fazla olduğunu ortaya koyan araştırmadan bahsetmiştim (1).

Aşının bağışıklığı olumsuz etkilediğini gösteren başka araştırmalar da var (2).

Avustralya’ da 6-35 ay arasındaki toplam 381 çocuk üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmada da benzer neticeye ulaşıldı ama bu araştırma plasebo kontrollü yöntemle yapılmamıştı.

Ebeveynlerin çocuklarının aşı olup olmamalarına kendilerinin karar vermiş olmaları “seçim yanlılığına” (selection bias) sebep olabilir; çocuklarına aşı yapılmasını isteyen ebeveynlerin sağlık hizmetlerini arama davranışları (health-seeking behavior) muhtemelen farklıdır.

Bu sınırlılığa rağmen araştırmanın neticesi çok dikkat çekicidir ve aşıların zarar verdiğini göstermektedir.

Çocuklar üç gruba ayrıldı, birinci grupta iki doz aşı yapılanlar (91 kişi), ikinci grupta tel doz aşı yapılanlar (52) ve üçüncü grupta ise hiç aşı yapılmayanlar (238) yer alıyordu.

Çocuklar 13 hafta takip edildi, iki ve tek doz aşı yapılanlarda grip dışı enfeksiyon riskinin 1.6 misli arttığı ama grip bakımından bir fark olmadığı tespit edildi; en çok hastalık yapan etkenler rino ve adenovirüslerdi.

Araştırmanın ilginç bir başka neticesi de aşı yapılmayan çocukların aşı yapılanlara nazaran daha az hastaneye yatırılmalarının gerekmesiydi ve bu araştırmadan önce de böyleydi.

Araştırmacılar bunu, çocuklarını aşılatan ailelerin sağlık hizmetlerini daha çok kullanmalarına bağlıyorlar ama bu bir tercih mi yoksa ihtiyaç mı, asıl mesele burada!

Burada akla ister istemez de şu soru geliyor: Grip aşısı yapılmayan çocuklara diğer aşıların da az yapılmış olması da kuvvetle muhtemeldir ve buna göre de daha çok aşılanan çocukların daha çok hastalanması gibi bir ihtimal mevzubahis olabilir mi?

mouse study flu vaccine ile ilgili görsel sonucu

Erişkinlerde de durum farklı değil

CDC tarafından Ford fabrikasında çalışan erişkinler üzerinde yapılan randomize araştırmada da aynı neticeye varılıyor.

2 grip sezonunu kapsayan ve her sene 1100’ den fazla katılımcı üzerinde yapılan çalışmada aşıdakilerle hastalık yapan virüsün uyumlu olmadığı ilk sene aşının koruyuculuğu (efficacy) yüzde 50, aşıdaki ile hastalık yapan virüsün uyumlu olduğu ikinci sene koruyuculuğu yüzde 86 bulundu.

İlk sene daha fazla hastalık, daha fazla kaybedilen iş günü ve iş saatleri ve daha fazla hastalıklı gün belirlenirken ikinci sene hastalık, kaybedilen iş günü ve doktor ziyareti azaldı.

Buna göre, uyum olmadığında veya az olduğunda grip aşısının hastalıkları artırdığı, aşının ortalama olarak fayda sağlamadığı söylenebilir.

Aşının etkili olup olmayacağı ancak mevsim sonunda anlaşılacağından mevsim başında aşıların gribi artıracağı mı önleyeceği mi bilinemez.

mouse study flu vaccine ile ilgili görsel sonucu 

Orijinal antijenik suç

Uyumlu olmayan bir grip aşısının hastalığa sebep olabileceği ve grip riskini artıracağı immünolojide “orijinal antijenik suç” (original antigenic sin=AOS) adıyla bilinir.

AOS, ilk kez 1960’ da tarif edilmiştir:

BİR: Bir virüsün veya bakterinin 1 numaralı suşu ile hastalık gelişince bağışıklık sistemi buna karşı nasıl antikor yapacağını öğrenir ve hafızasına yerleştirir.

İKİ: Aynı mikrobun başka bir suşu (2 numaralı suş) ile karşılaşınca ikinci bir hastalık geçirilir.

ÜÇ: İkinci hastalık sırasında bağışıklık sistemi suş 1 ile karşılamış gibi davranır ama tip 1’ e karşı üretilen antikorlar tip 2’ ye etkisizdir. Neticede, hatalı ve gecikmiş bir bağışıklık cevabı görülür ve bundandır ki tip 2 ile oluşan hastalık daha ağırdır ve hatta öldürücü de olabilir.

Uyumlu olmayan bir virüsle grip aşısı yapılması durumunda bağışıklık cevabı daha kötü olur. Kötü immun cevap hiç olmamasından daha zararlıdır.

Benzer bir durum 200 türü olan ama aşıda sadece 9 virüs bulunan HPV aşısı için de geçerlidir. HPV aşısı yapılan biri 190 virüse karşı daha hassas olabilir.

mouse study flu vaccine ile ilgili görsel sonucu

Başka deliller de var

Grip aşısının CD+ T-hücreleri üzerinden bağışıklığı bozduğunu gösteren başka deliller de var.

CD8+T-hücreleri tam bir bağışıklık için elzemdir.

Grip aşılarının CD8+T-hücrelerinin sayılarını azalttığı ve bağışıklığı bozduğu gösterilmiştir.

CD+8 hücrelerin azalması “heterosubtipik bağışıklığı” (HB) da azaltır.

HB, bağışıklık sisteminin daha önce karşılaştığı patojenden farklı türlere olan bağışıklığı ifade eder; AOS’ un tersi gibi de düşünülebilir.

HI, grip virüsü gibi sürekli olarak değişen virüslere karşı geniş kapsamlı bağışıklık sağlar.

HI, grip aşılarıyla değil tabii enfeksiyonlarla sağlanır; grip aşıları CD8+ hücrelerin sayısını azaltarak HB’ ı da azaltır.

mouse study flu vaccine ile ilgili görsel sonucu

Bodewes’ in meşhur fare deneyi

Bodowes’ in yaptığı deneylerde de, tabii enfeksiyonun HB’ ı artırırken grip aşılarının HB’ ı bozduğu gösterilmiştir (3).

Araştırma, üç grup fare üzerinde yapıldı. Birinci grupta daha önce H3N2 grip virüsü ile “hasta edilen”, ikinci grupta H3N2 grip virüsü ile “aşılanan” ve üçüncü grupta da H3N2 ile “ne aşı olan ne de hastalık geçiren” fareler varmış.

Bu üç gruptaki fare öldürücü dozda H5N1 tipi kuş gribi virüslerine maruz bırakıldı.

Sonuçta, daha önce H3N2 ile grip geçiren farelerin kuş gribini atlattıkları, ama hem aşı olmuş olan farelerin ve hem de aşı olmamış ve grip geçirmemiş olan farelerin öldüklerini tespit edildi.

Araştırmacıların bundan çıkardıkları netice şu: Grip hastalığı geçirmek o canlıyı sadece o grip virüsüne karşı değil başka grip virüslere karşı da dirençli kılarken, belirli bir grip virüsüne karşı yapılan aşı diğer grip virüslerine karşı etkin koruyuculuk sağlayamıyor.

Araştırmada dördüncü grup daha vardı. Bu grupta, gribe karşı aşılandıktan sonra aynı virüsle grip geçirmeleri sağlanan ve daha sonra da kuş gribi virüslerine maruz bırakılan fareler vardı ve bu fareler de kurtarılamadı. 

Bu sonucun yorumu çok daha ilginç: Grip aşısı olmak farelerin grip enfeksiyonu ile etkili bağışıklık kazanmalarını da önleyebilir.

Gelelim neticeye

Grip aşılarının bağışıklık sistemini baskıladığı insan ve hayvanlar üzerindeki çalışmalarda gösterilmiştir.

Grip virüsü ile grip geçirenler etkili ve virüsler mutasyona uğrasa da çok uzun –muhtemelen ömür boyu- sürecek olan bir bağışıklık kazanırlar.

Aşı olmak mı olmamak mı, karar sizin!

NOT: Bu yazı büyük ölçüde 2 numaralı kaynaktan özetlenerek hazırlanmıştır.

Kaynak:

1.http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/11/21/yazilar/tip-yazilari/grip-tip-yazilari-yazilar/grip-asilari-daha-cok-hasta-ediyor/

2.http://vaccinepapers.org/influenza-vaccine-immune-suppression/

3.https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2678248/

Devamını Oku

ÇOCUKLARIMIZIN ÖMRÜ BİZDEN DAHA KISA OLABİLİR

Biz söyleyince kıymet-i harbiyesi olmuyor ama elin Amerika' lısı binlerce kilometre uzaklardan davet ediliyor, kim bilir kaç bin dolar para veriliyor, yetmezmiş gibi mülakatlar yapılıyor?

Dünya gazetesinde Yasemin Salih' in "İyilik Fabrikası" isimli köşesinde Baylor College of Medicine'de görev yapan Prof. Dr. John Foreyt ile yaptığı mülakatı okurken sitemdeki kendi yazılarımı okuyormuş hissine kapıldım.

Aşk olsun Yasemin Hanım, kendi değerlerinizin farkında bile değilsiniz.

Mülakatta geçen mevzularda birkaç yazımı sunuyorum, başlıkları okumak bile yeterli ama dileyenler yazılarımın tamamına verdiğim bağlantılardan ulaşabilirler:

VÜCUT KİTLE ENDEKSİ AKIL VE BİLİM DIŞI BİR ÖLÇÜDÜR (1)

MODERN TIP DAHA OBEZİTENİN TARİFİNİ BİLE BİLMİYOR (2)

KİLO VERMEYİ DEĞİL SAĞLIKLI YAŞAMAYI HEDEFLEYİN (3)

ORMANLARDA YAŞAYAN HAYVANLARDA OBEZİTE YOK (4)

HAYRET! DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ HAZIR GIDA REKLÂMLARINA KARŞI ÇIKTI (5)

İDEAL VÜCUT KİTLE ENDEKSİ 25′ DEN 27′ YE ÇIKARILIYOR (6)

VÜCUT KİTLE ENDEKSİ BOZUK BİR SAAT GİBİDİR (7)

VÜCUT KİTLE ENDEKSİNE GÖRE ÇÜRÜK RAPORU ALAN GÜREŞÇİ AVRUPA ŞAMPİYONU OLDU (8)

HERKESİN KENDİNE GÖRE İDEAL KİLOSU VARDIR (9)

OBEZİTENİN SEBEBİ HAZIR GIDALARDIR (10)

OBEZİTENİN ÇARESİ AŞI OLAMAZ (11)

GIDA, SADECE ENDÜSTRİYE BIRAKILAMAYACAK KADAR HAYATİDİR (12)

AMERİKA ADINI “USO” (UNITED STATES OF OBESE) OLARAK DEĞİŞTİRİYOR (13)

ÇITIRLARA BİR KÖTÜ BİR İYİ HABERİM VAR (14)

KİLOYU DERT ETMEYİN, SAĞLIKLI BESLENMEYE BAKIN (15)

TERAZİLERİNİZİ ÇÖPE ATIN (16)

Not: Çocuklarımızın ömrünün daha kısa olabileceğine pek ihtimal vermiyorum, hatta uzun olması kuvvetle muhtemeldir ama bu uzayan süre hastalıklarla, ilaçlarla, doktorla, hastaneyle geçen bir süre olacaktır.

Kaynaklar:

1.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/02/11/yazilar/tip-yazilari/beslenme/vucut-kitle-endeksi-akil-ve-bilim-disi-bir-olcudur/

2.http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/01/27/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/modern-tip-daha-obezitenin-tarifini-bile-bilmiyor/

3.http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/04/25/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/kilo-vermeyi-degil-saglikli-yasamayi-hedefleyin/

4.http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/02/26/yazilar/tip-yazilari/beslenme/ormanlarda-yasayan-hayvanlarda-obezite-yok/

5.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/11/07/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/hayret-dunya-saglik-orgutu-hazir-gida-reklamlarina-karsi-cikti/

6.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/05/12/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/ideal-vucut-kitle-endeksi-25-den-27-ye-cikariliyor/

7.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/04/04/yazilar/tip-yazilari/kolesterol/vucut-kitle-endeksi-bozuk-bir-saat-gibidir/

8.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/03/13/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/vucut-kitle-endeksine-gore-curuk-raporu-alan-guresci-avrupa-sampiyonu-oldu/

9.http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/06/28/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/herkesin-kendine-gore-ideal-kilosu-vardir/

10.http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/06/23/yazilar/tip-yazilari/beslenme/hazir-gida/

11.http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/05/08/yazilar/tip-yazilari/beslenme/obezitenin-caresi-asi-olamaz/

12.http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/02/19/yazilar/tip-yazilari/beslenme/gida-sadece-gida-endustrisine-birakilamayacak-kadar-hayatidir/

13.http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/02/02/yazilar/tip-yazilari/beslenme/amerika-nin-adi-usa-degil-uso-oluyor-united-states-of-obese/

14.http://ahmetrasimkucukusta.com/2014/04/01/yazilar/tip-yazilari/obezite-tip-yazilari/citirlara-kotu-bir-haberim-var/

15.http://ahmetrasimkucukusta.com/2013/09/05/yazilar/tip-yazilari/beslenme/kiloyu-dert-etmeyin-saglikli-beslenmeye-bakin/

16.http://ahmetrasimkucukusta.com/2013/01/06/yazilar/tip-yazilari/beslenme/terazilerinizi-cope-atin/

***

Yasemin Salih' in mülakatından bölümler:

'Asıl hedef sağlık olmalı, kilo değil' 

"Obeziteyle savaşta asıl amaç sağlıklı kalmak olmalı, kilo kaybı değil" diyen Foreyt, bunun için de insanların ne tükettiklerinin farkına varmaları gerektiğinin altım çiziyor. 

Foreyt, "Tükettiklerimizin farkına varmak ilk adım. Amaç kilo değil, sağlıklı bir yaşam haline gelirse obezite çözülür. Aksi halde çocuklarımızın ömrü bizden kısa olacak" dedi. 

AMAÇ, KİLO VERMEK DEĞİL SAĞLIKLI KALMAK OLMALI

  • "Obezite kentlilerin hastalığıdır" şeklindeki eleştirileri doğru buluyor musunuz? 

Bizler olaya kırsal ve kent olarak bakmak yerine şehirde daha sağlıklı yaşamayı öğrenmek şeklinde yaklaşmalıyız. 

Toplum yapısı artık o kadar değişti ki, tersine göç gibi yöntemlerle insanları yeniden kırsala göndermeye çalışmakla zaman kaybetmek yerine -bu olacaksa olur ama o günü beklemek zaman kaybettirir- sağlıklı şehir yaşamına giden dönüşümü başlatmamız gerekiyor. Bunu bir an önce yapmazsak tehlikenin önünü alamayız. 

  • Ebeveynlerin hataları neler? 

Ebeveynler çocuklarına rol-model olmalı beslenme konusunda. Bunun için aile bireylerinin birlikte yemek yemelerini, birlikte egzersiz yapmalarını öneriyoruz. Kent hayatında herkes yoğun çalıştığı için ailece yenilen yemekler azaldı. Buna bir çözüm bulunmalı. 

  • Bir yandan da bu iki sorunun çözümü adına ciddi bir endüstri de oluşmuş durumda. Obezite Örneğin, birçok kişiye istihdam sağlıyor, bir sektör oluşturmuş durumda. Nasıl evrilir bu endüstri? 

Çok haklısınız. Salonlar dolusu insan bu işle uğraşıyor. Ciddi bir endüstri var. Ancak bir bilim insanı olarak işsiz kalmak pahasına da olsa obezitenin tamamen ortadan kalkmasını her şeyden çok istiyorum. 

Sonuçta mutlu işsizler oluruz. 

  • Türkiye'nin beslenme konusunda ünlü doktorlarından Prof. Dr. Canan Karatay'ı duydunuz mu? 

Hayır, duymadım. 

  • Prof. Dr. Karatay'ın bir iddiasına göre çocuklarımız öyle kötü besleniyorlar ki bizlerden daha kısa yaşayacaklar. Siz buna katılıyor musunuz? 

Evet, kesinlikle katılıyorum. Çünkü çocuklar için risk faktörleri çok daha fazla. Onların yaşamına bakılırsa stres faktörleri giderek artıyor. Bizim gençliğimizde şişman insan çok azdı. Şimdi Amerika'nın yüzde 70'i kilo problemi yaşıyor.

  • O zaman "İnsan ömrü 120 yıl olacak" diyen bilim İnsanlarını ne yapacağız? 

Evet, bilim gelecekte insana 120 yıllık ömür biçiyor. Belki haklılar. Belki geliştirilen ilaçlarla, ameliyat teknikleriyle, kişisel tedavilerle hastalıkların tedavisi kolaylaşacak ama ilaçların sizi ayakta tutması kaliteli bir hayat süreceğiniz anlamına gelmiyor. 

Belirli ortak kabul görmüş sağlıklı yaşam kurallarını uygulayan insanlar, yeni nesil sağlık hizmetlerinden yararlanarak uzun yaşayabilir. Bunu yanlış beslenen, hareket etmeyen, obeziteyle savaşmayan kişiler için söyleyemeyiz. 

Ve bugün obeziteyle mücadelenin başarısına bakılırsa böyle bir tablo göremiyoruz. Bu nedenle hükümetler, yerel yönetimler, ilaç şirketleri, sağlık kuruluşları ve bireylerin elbirliğiyle obetizeyle savaşması gerek diyoruz. 

Aksi halde kalitesiz yaşayan insanların arttığı, sağlık maliyetleri giderek yükselen bir dünya sarmalından kurtulamayız. 

Tamamını okumak için: https://www.dunya.com/kose-yazisi/cocuklarimizin-omru-bizden-daha-kisa-olabilir/432709

Devamını Oku

HER GÜN BİNLERCE ZARARLI KİMYASALA MARUZ KALIYORUZ

DHA' dan Buse Özel' in haberi:

Her gün binlerce zararlı kimyasala maruz kalıyoruz 

İSTANBUL, (DHA)- GÖĞÜS Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, bir kişinin, günde yaklaşık 80 bin kimyasalla karşılaştığını söyledi. BPA, fitalat, triklosan gibi insan sağlığına zararlı maddelerin en çok karşılaşılan kimyasallar olduğunu belirten Prof. Dr. Küçükusta, bu kimyasal maddelerin kozmetik sektöründe kullanımı ile ilgili olarak yeterli araştırmalar yapılamadığını, zararlarının ise yıllar sonra ortaya çıktığını ifade etti.

Prof. Dr. Küçükusta, "Her gün 80 bin kadar kimyasal ile karşılaşıyoruz ve bunlar yaşadığımız evin yapı malzemelerinden tutun da kozmetik ve kullandığımız temizlik ürünlerine kadar değişiklik gösteriyor. Bu maddeler piyasaya sürülmeden bazı testlerden geçiyorlar ama maalesef ayrıntılı testler değil. Bu kimyasal maddelerin hepsi yeterli güvenlik testlerinden geçmeden kullanıma giriyor ve ancak zararları dikkat çekmeye başladıktan sonra kullanımdan kalkıyor ya da azalıyor" dedi.

Bu tür kimyasallar içerisinde en yaygın kullanılanlarının Bisfenol A, fitalat ve triklosan olduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçükusta, şunları söyledi:
"Bisfenol A denilen kimyasal madde, plastiği sert ve şeffaf hale getirmek için kullanılıyor. İnsanlara sağladığı kolaylıklar çok fazla. Kullandığınız bir su şişesi plastikten olduğu zaman çok daha hafif ve temizlenmesi kolay oluyor, fiyatı da ucuzluyor. Örneğin Bisfenol A maddesinin bulunduğu yiyecek kaplarından içindeki yiyeceğe ve içeceğe geçtiği de ispatlandı. Bisfenol A'nın hormonları ciddi anlamda bozan bir madde olduğu anlaşıldığı için,  biberonlar ve çocuk ürünlerinde kullanımı yasaklandı. Ancak hala yetişkinlerin de kullandığı yüzlerce üründe bulunuyor."

Prof. Dr. Küçükusta fitalat adlı kimyasalın da hormon bozucu etkileri olduğunu belirterek, bu maddenin plastikler başta olmak üzere birçok üründe kullanıldığını ifade etti. 

"TRİKLOSAN, DİŞ MACUNLARINDA KULLANILIYOR"

Triklosan isimli ve kozmetik ürünlerde mikrop oluşumunu önleyen maddenin ise kanserojen ve dirençli bakterilere neden olduğunun ortaya çıktığını, bu nedenle sabun ve ıslak mendil gibi ürünlerde kullanımının ABD'de yasaklandığını anlatan Prof. Dr. Küçükusta sözlerine şöyle devam etti:
"Triklosan maddesi hala diş macunları ve ağız çalkalama sularında kullanılmaya devam ediyor. Düşünün ki deriden emildiği için yasaklanan bir maddeyle sizin ağzınızı çalkalamanız akıl ve mantıkla bağdaşmıyor." 

'ZARARLARI KANITLANAN MADDELER ÇOK AZ'

Birçok maddenin zararlı olduğu düşünülse de zararları kanıtlanan maddelerin çok az olduğunu söyleyen Prof. Dr. Küçükusta, "Bisfenol A (BPA) bunlardan biri,  fitalat bir diğeri, paraben ve triklosan diğer örnekler. Bunlar gibi birçok kimyasal madde var ama hepsinin emniyetli olduğunu araştırmak için çok büyük bir mali kaynak gerekiyor. Bu araştırmalar geniş kapsamlı ve uzun zaman gerektiriyor. Bunların piyasa çıkmadan bu testlerin hepsinden geçmesi ise mümkün gözükmüyor" dedi.

Prof. Dr. Küçükusta bu konuda yapılan bilimsel araştırmalarla ilgili olarak da şunları söyledi:

"Endocrinology isimli dergide yayınlanan bir araştırmada, gebeliğin ilk dönemlerinde yüksek miktarda BPA’ya maruz kalan annelerin ve bebeklerinin kordon kanında nitrozatif stresin göstergesi olan “3-nitrotirozin” miktarlarının yüksek olduğu görüldü. Araştırmaya göre, gebelikte maruz kalınan BPA oksidatif strese yol açarak çocukta erişkin yaşa geldiğinde diyabet, kalp-damar hastalıkları gibi ciddi sağlık problemleri riskini artırıyor. Ayrıca triklosan maddesi de yine Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından 2013 yılında yasaklandı. FDA'nin açıklamasına göre triklosan bulunan sıvı el sabunlarının kullanımı, dirençli bakterilerin gelişimine yol açtığı gibi hormonal yan etkilere de neden oluyor. Kozmetik, ilaç ve yiyecek sektöründe koruyucu olarak eklenen paraben isimli kimyasal maddenin ise hem hayvan hem insan deneylerinde hormonları etkilediği, östrojenik ve androjenik reseptörleri bozduğunu gösteren araştırmalar var."

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/istanbul/her-gun-binlerce-zararli-kimyasala-maruz-kaliy-41032556

Devamını Oku