Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

BAZI AŞI ADAYLARININ AİDS RİSKİNİ ARTIRMA TEHLİKESİ VAR

Geliştirilmekte olan bazı koronavirüs aşı adaylarının HIV riskini artırabileceğine dair uyarıda bulunuldu. Lancet’ te yayımlanan yazıda aktarılana göre 4 koronavirüs aşı adayında kullanılan ve adenovirüs 5 (Ad5) adı verilen genetiği değiştirilmiş bir virüsün, geçmişte AIDS virüsünün bulaşma riskini artırdığı görülmüştü.

***

İndependent Türkçe' nin haberi:

Bir grup araştırmacı, geliştirilmekte olan bazı koronavirüs aşı adaylarının HIV riskini artırabileceğine dair uyarıda bulundu.

Araştırmacılar, Pazartesi günü tıp dergisi The Lancet' te bir uyarı yazısı yayımladı. Yazıda aktarılana göre 4 koronavirüs aşı adayında kullanılan ve adenovirüs 5 (Ad5) adı verilen genetiği değiştirilmiş bir virüsün, geçmişte AIDS virüsünün bulaşma riskini artırdığı görülmüştü.

Soğuk algınlığı da dahil olmak üzere bir dizi hastalığa neden olan ve sık rastlanan adenovirüsler, bazen genetik düzenlemelerle etkisiz hale getiriliyor ve aşılarda kullanılıyor.

Science News' ün haberine göre 2004’te başlatılan ve STEP adı verilen plasebo kontrollü bir AIDS aşısı denemesinde de Ad5 virüsü kullanılmıştı.

Çalışmanın ön analizlerinde, aşıyı olmadan önce Ad5’i doğal yollarla kapan bazı erkeklerin, özellikle AIDS virüsüne karşı savunmasız hale geldiği fark edilmişti.

Ad5'in HIV riskini neden artırdığı belirlenemese de bu bulguların ardından Dr. Anthony Fauci liderliğindeki ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, aşılarda bu virüs suşunun kullanılmamasını önermişti.

Bu nedenle araştırmacılar, Kovid-19 aşılarını özellikle de gelişmemiş ülkelerde dağıtmadan önce bu yan etkiyle ilgili daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade etti.

Lancet’teki uyarı yazısının yazarlarından Profesör Lawrence Corey, şu açıklamalarda bulundu:

Sahra Altı bir Afrika ülkesinde olsaydım ülkemde uygulanacak Sars-CoV-2 aşısından ne beklerdim? Buna karar vermem gerekseydi, birçok alternatif varken Ad5 kullanılan bir aşıyı seçmezdim.

New York Post' un aktardığına göre Kovid-19 aşısında Ad5 virüsünü kullanan şirketlerden biri, Kaliforniya merkezli ImmunityBio. Ancak şirketin CEO'su Patrick Soon-Shiong, bu virüs suşunu yüzde 90 oranında etkisiz hale getirdiklerini söylüyor.

Ad5 tabanlı aşı adaylarından bir diğeri de Çin merkezli CanSino Biologics şirketi tarafından geliştiriliyor. Öte yandan şirket araştırmacıları, uyarıların farkında olduklarını ve denemeler sırasında bu HIV riskini takip edeceklerini söylüyor.

Genetiği değiştirilen Ad5 virüsünü kullanan diğer aşı adaylarının denemeleri de Rusya ve Pakistan'da yürütülüyor.

Johnson & Johnson ve AstraZeneca tarafından geliştirilen ve dünya çapında ün kazanan Kovid-19 aşılarında ise farklı adenovirüsler kullanılıyor. Bu adenovirüslerden herhangi birinin HIV riskini artırdığına dair kanıt bulunmuyor.

Kaynakhttps://www.indyturk.com/node/260846/kovid-19-a%C5%9F%C4%B1lar%C4%B1yla-ilgili-%C3%A7arp%C4%B1c%C4%B1-uyar%C4%B1-baz%C4%B1-a%C5%9F%C4%B1-adaylar%C4%B1n%C4%B1n-aids-riskini-art%C4%B1rma

***

Lancet' de "Use of adenovirus type-5 vectored vaccines: a cautionary tale" başlıklı makale:

We are writing to express concern about the use of a recombinant adenovirus type-5 (Ad5) vector for a COVID-19 phase 1 vaccine study, (1) and subsequent advanced trials. Over a decade ago, we completed the Step and Phambili phase 2b studies that evaluated an Ad5 vectored HIV-1 vaccine administered in three immunisations for efficacy against HIV-1 acquisition (2, 3).

 Both international studies found an increased risk of HIV-1 acquisition among vaccinated men (2, 4).

 The Step trial found that men who were Ad5 seropositive and uncircumcised on entry into the trial were at elevated risk of HIV-1 acquisition during the first 18 months of follow-up (5).

The hazard ratios were particularly high among men who were uncircumcised and Ad5 seropositive, and who reported unprotected insertive anal sex with a partner who was HIV-1 seropositive or had unknown serostatus at baseline, suggesting the potential for increased risk of penile acquisition of HIV-1. Importantly for considering the potential use of Ad5 vectors for COVID-19 infection, a similar increased risk of HIV infection was also observed in heterosexual men who enrolled in the Phambili study (4).

This effect appeared to persist over time. Both studies involved an Ad5 construct that did not have the HIV-1 envelope. In another HIV study, done only in men who were Ad5 seronegative and circumcised, a DNA prime followed by an Ad5 vector were used, in which both constructs contained the HIV-1 envelope (6).

No increased risk of HIV infection was noted. A consensus conference about Ad5 vectors held in 2013 and sponsored by the National Institutes of Health indicated the most probable explanation for these differences related to the potential counterbalancing effects of envelope immune responses in mitigating the effects of the Ad5 vector on HIV-1 acquisition (7).

The conclusion of this consensus conference warned that non-HIV vaccine trials that used similar vectors in areas of high HIV prevalence could lead to an increased risk of HIV-1 acquisition in the vaccinated population. The increased risk of HIV-1 acquisition appeared to be limited to men; a similar increase in risk was not seen in women in the Phambili trial (4).

Several follow-up studies suggested the potential mechanism for this increased susceptibility to HIV infection among men. The vaccine was highly immunogenic in the induction of HIV-specific CD4 and CD8 T cells; however, there was no difference in the frequency of T-cell responses after vaccination in men who did and did not later become infected with HIV in the Step Study (8).

These findings suggest that immune responses induced by the HIV-specific vaccine were not the mechanism of increased acquisition. Participants with high frequencies of preimmunisation Ad5-specific T cells were associated with a decreased magnitude of HIV-specific CD4 responses and recipients of the vaccine had a decreased breadth of HIV-specific CD8 responses (9), suggesting that pre-existing Ad5 immunity might dampen desired vaccine-induced responses. Additional exploratory studies suggest that Ad5 immune complexes activate the dendritic cell–T cell axis, which might enhance HIV-1 replication in CD4 T cells (10).

Additionally, Ad5-specific CD4 T cells could have an increased susceptibility to HIV infection (11).

In a non-human primate challenge study, infecting rhesus macaques with Ad5 and then immunising them with a replication-incompetent Simian immunodeficiency virus (SIV) vaccine based on Ad5 increased the risk of SIV acquisition from low-dose SIV penile challenge (12).

Furthermore, subclinical inflammation and alterations to epithelial barriers at the inner foreskin, including increased densities of CCR5-positive CD4 T cells could contribute to high rates of sexually transmitted infections, including HIV, in uncircumcised men (13).

On the basis of these findings, we are concerned that use of an Ad5 vector for immunisation against severe acute respiratory syndrome coronavirus 2 (SARS-CoV-2) could similarly increase the risk of HIV-1 acquisition among men who receive the vaccine. Both the HIV and COVID-19 pandemics disproportionately affect vulnerable populations globally. Roll-out of an effective SARS-CoV-2 vaccine globally could be given to populations at risk of HIV infection, which could potentially increase their risk of HIV-1 acquisition. This important safety consideration should be thoroughly evaluated before further development of Ad5 vaccines for SARS-CoV-2, and informed consent documents of these potential risks should reflect the considerable literature on HIV-1 acquisition with Ad5 vectors.

We declare no competing interests.

Kaynakhttps://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(20)32156-5/fulltext

Devamını Oku

DOKTORCULUK OYNATIYORLAR BİZE!

Bir taraftan politikacılar bir taraftan ilaç endüstrisi bir taraftan devletlerden daha güçlü adamlar tıbba musallat oldular. Senelerdir tıbbın sadece tıp olmadığını yazıyor söylüyordum. Bu koronavirüs salgınıyla iş iyice çığırından çıktı. Bu kesimlerin tıbba verdiği zararları ortadan kaldırmanın mümkün olmayacağını düşünüyorum. Tıp can çekişiyor.

***

Bir taraftan politikacılar bir taraftan ilaç endüstrisi bir taraftan devletlerden daha güçlü adamlar tıbba musallat oldular.

Senelerdir tıbbın sadece tıp olmadığını yazıyor söylüyordum, bu koronavirüs salgınıyla iş iyice çığırından çıktı.

Bu kesimlerin tıbba verdiği zararları ortadan kaldırmanın mümkün olmayacağını düşünüyorum.

Tıp can çekişiyor.

TRUMP: İnsanlar Fauci ve diğer ahmakları dinlemekten usandı (1). 

Başkan Trump' un ahmak dediği kişi kim?

Anthony Stephen Fauci 1984'ten beri Ulusal Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü'nün direktörlüğünü yapan Amerikalı immünologtur. Ocak 2020'den beri USA' da KOVİD pandemisine müdahale eden Beyaz Saray Koronavirus Hizmet Kolu' nun önde gelen üyelerinden biridir.

Koronavirüs aşısı olmayacağım

Koronavirüs salgınının abartıldığını ifade eden Musk, salgın nedeniyle insanlarının mantıksızlaştığını, kendisinin ve ailesinin koronavirüs aşısı olmayacağını söyledi. Musk, yaptığı açıklamalarda Bill Gates'e bir kez daha ağır konuştu.

Bill Gates’e ‘Taş Kafalı’ Diyen Elon Musk: Koronavirüs Aşısı Olmayacağım. Elon Musk, katıldığı bir podcast yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Koronavirüs salgınının abartıldığını ifade eden Musk, salgın nedeniyle insanlarının mantıksızlaştığını, ayrıca kendisinin ve ailesinin koronavirüs aşısı olmayacağını söyledi.

Musk, yaptığı açıklamalarda Bill Gates'e bir kez daha ağır konuştu (2). 

Bu USA seçimleri neden bu kadar önemli?

Bu sıradan bir gazete makalesinin değil, tıbbın en muteber dergilerinden BMJ' de bir makalenin başlığı. 

Tıp ve bilim dergilerinin editörleri, Donald Trump'ın görevdeki sicili ve yeniden seçilme adaylığı hakkındaki ortak endişelerini dile getirerek, benzeri görülmemiş bir birliktelikle siyasi mücadeleye girdiler.

BMJ'de bu eleştiriyi memnuniyetle karşılıyoruz (3, 4). 

oxycontin bribery rep ile ilgili görsel sonucu

Doktorlara ilaç tanıtımı ayıptır

Doktorlara ilaç tanıtımı başlıklı yazımda şunları yazmıştım (5):

"OxyContin isimli ilacı üreten Purdue firması, bağımlılık yapıcı etkileri olan ağrı kesicileri aldatıcı pazarlama yöntemleriyle tanıttıkları iddiaları üzerine satış elemanlarının yarısını işten çıkardığını ve bu ilacı doktorlara tanıtımını durdurduğunu açıkladı. 

Şirkete karşı açılmış pek çok davada OxyContin’ in bağımlılık yapıcı etkisinin küçük gösterildiği ve kronik ağrı tedavisindeki faydasının abartıldığı ileri sürülüyorŞirkete karşı açılmış pek çok davada OxyContin’ in bağımlılık yapıcı etkisinin küçük gösterildiği ve kronik ağrı tedavisindeki faydasının abartıldığı ileri sürülüyor." 

Şirkete açılan davaların neticelendiğini bildiren haber bugün geldi (6):

"OxyContin'in çok sayıda insanı opioid bağımlısı haline getirdiği suçlamalarını kabul eden ilaç firması Purdue Pharma 8 milyar dolardan fazla ceza ödeyecek. ABD Adalet Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Purdue Pharma, güçlü bir ağrı kesici olan OxyContin'in bağımlılığa neden olduğu suçlamalarını kabul etti". 

Gelelim neticeye

Politikacılar ve ilaç şirketlerinin musallat olduğu tıp can çekişiyor.

En acısı da etıbbanın büyük bir kısmının bu hakikatin farkında olmaması ya da görmezden gelmesi... 

Doktorculuk oynatıyorlar bize beyler, uyanın!

Kaynaklar:

1https://twitter.com/drahmetrasim/status/1318613900456316928?s=20

2. https://www.webtekno.com/bill-gates-tas-kafali-elon-musk-koronavirus-asisi-olmayacagim-h100039.html

3. https://twitter.com/bmj_latest/status/1319312604284784642?s=20

4https://www.bmj.com/content/371/bmj.m4077

5. https://ahmetrasimkucukusta.com/2018/02/20/yazilar/elestirel-yazilar/ilac-endustrisi/doktorlara-ilac-tanitimi-ayiptir/

6https://www.ntv.com.tr/saglik/abdyi-oxycontin-bagimlisi-yapan-purdue-pharma-8-milyar-dolarin-uzerinde-ceza-odeyecek,F2X__Ao0qkiIC_-BjLr8wA

***

ABD'yi OxyContin bağımlısı yapan Purdue Pharma 8 milyar doların üzerinde ceza ödeyecek

Ntv' nin "ABD'yi OxyContin bağımlısı yapan Purdue Pharma 8 milyar doların üzerinde ceza ödeyecek" başlıklı haberi:

ABD'de afyon katkılı ağrı kesici ilacı OxyContin'in çok sayıda insanı opioid bağımlısı haline getirdiği suçlamalarını kabul eden ilaç firması Purdue Pharma 8 milyar dolardan fazla ceza ödeyecek.

ABD Adalet Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Purdue Pharma, güçlü bir ağrı kesici olan OxyContin'in bağımlılığa neden olduğu suçlamalarını kabul etti. 

ABD Adalet Bakanı Yardımcısı Jeffrey Rosen ise reçeteyle satılan bu ağrı kesicilerin kötüye kullanılmasının ülke genelinde bağımlılığı artırmasına ve trajik ölümlere neden olduğuna dikkati çekerek, Purdue Pharma şirketinin 8 milyar dolardan fazla ceza ödemeyi kabul ettiğini söyledi.

Ülkede afyon katkılı, bağımlılığa yola açan ağrı kesicilerin yarattığı toplumsal kriz bu ilaçları üreten şirketlere yönelik tepkilere neden oldu.

Söz konusu ağrı kesicilerin yarattığı bağımlılık krizinin odağındaki Purdue Pharma şirketine de ülke genelinde binlerce dava açıldı.

2007 yılında da benzer suçlamaları kabul eden ve 630 milyon dolardan fazla ceza ödeyen Purdue Pharma, tazminat ödemeleri için iflas başvurusunda bulunmuştu.

ABD Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi'ne göre, opioid bağımlılığı ve aşırı doz kullanımı ABD'de 2000 yılından beri 500 bine yakın kişinin ölümüne neden oldu.

Kaynakhttps://www.ntv.com.tr/saglik/abdyi-oxycontin-bagimlisi-yapan-purdue-pharma-8-milyar-dolarin-uzerinde-ceza-odeyecek,F2X__Ao0qkiIC_-BjLr8wA

Devamını Oku

BİRİBİRİNE SARILAMAYAN İNSANLAR ÇAREYİ İNEKLERE SARILMADA BULDU

Hollanda’ da yeni bir sağlık hayat trendi yayılıyormuş: İnek kucaklamak! İnsanlar çiftlikleri ziyaret ederek ineklerle zaman geçiriyor, onlarla kucaklaşıyorlarmış. Aylardır bırakın kucaklaşmayı, birbirlerine karşı “sosyal mesafeyi” muhafaza etmeleri istenen insanların sarılacak bir canlı aramalarına hiç şaşırmadım. 

***

Hollanda' da yeni bir sağlık hayat trendi hızla yayılıyormuş: İnek kucaklamak!

İnsanlar çiftlikleri ziyaret ederek ineklerle zaman geçiriyor, onlarla kucaklaşıyorlarmış.

Bunun insanları rahatlattığı, oksitosin seviyesini artırarak stresi azalttığı düşünülüyormuş (1).

Aylardır bırakın kucaklaşmayı, birbirlerine karşı "sosyal mesafeyi" muhafaza etmeleri istenen insanların sarılacak bir canlı aramalarına hiç şaşırmadım. 

Üstelik sarılmanın faydalı olduğunu gösteren bilimsel araştırmalar bile var.

Mesela, Carnegie Mellon Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada daha fazla sosyal destek alanlarda soğuk algınlığı gelişme ihtimalinin daha az olduğu ve bu koruyucu etkinin yüzde 32’ sinin "kucaklaşmadan" kaynaklandığı neticesine varıldı (2).

Psikolog Denise Janicki-Deverts şunları söylüyor (3):

Araştırmamız, sevdiği birinden sosyal destek alanların stresle ilgili enfeksiyon riskini engellediklerini gösteriyor. Sosyal destekleri düşük olanlarda, günlük çatışma frekansı yüksek ise enfeksiyon riskinin de artmış olduğunu tespit ettik. Ayrıca sarılmanın sosyal destek gibi önemli etkisi olduğunu gördük. Sosyal destek ve kucaklaşma arttıkça önceki iki haftadaki çatışmaların derecesi ne olursa olsun soğuk algınlığı belirtileri daha az hissedildi.”

İneklere sarılmak sadece psikolojiyi etkilemez

Sadece ineklere değil tüm hayvanlara sarılmak insanı rahatlatır. 

Bu kedi de olabilir köpek de maymun da tavşan da...

Burada bana göre en büyük etken hayvanların beyinlerinin temizliği, samimiyetidir; kafalarında insanlar gibi peşin hüküm, ard niyet, haset, hırs, şeytanlık, kıskançlık gibi hiçbir "kötü düşüncenin" olmamasıdır.

Hayvanlarla bir arada olmanın, onlara sarılmanın bir başka etkisi de onlardan "bakteri" alınması olabilir.

Modern dünyada dezenfektanlarla, steril gıdalarla "hijyenik" yaşayan insanların sevgi eksikliği yanında bir başka sıkıntıları da "mikrop eksikliğidir".

Modern hayat insanlara mikropsuz, steril, tertemiz bir dünya sunuyor ama bu dünya hastalıkları da beraberinde getiriyor.

Köylerde, çiftliklerde doğan ve yaşayan, hayvanlarla iç içe olan çocuklarda astım ve alerjik hastalıkların daha az görülmesinin bir sebebi de bunlardan aldıkları bakterilerdir.

Hollanda' lıların ineğe sarılmanın bağırsak mikrobiyotasına etkilerini incelemelerinde büyük fayda var.

Gelelim neticeye

İnsanların birbirine sarılamadığı dünyada sarılacak bir şey aramasından, ineklerden medet ummasından daha normal ne olabilir?

Günümüz insanının hastalıklarının altında yatan temel sebebin "tabiattan ve sağlıklı hayat tarzından uzaklaşmak" olduğunu ne zaman anlayacağız acaba?

Ya da hiç anlayabilecek miyiz?

Kaynaklar:

1https://www.indyturk.com/node/261461/ya%C5%9Fam/bat%C4%B1da-yeni-sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1-ya%C5%9Fam-trendi-i%CC%87nek-kucaklamak

2http://pss.sagepub.com/content/early/2014/12/17/0956797614559284.abstract

3http://www.washingtonpost.com/news/to-your-health/wp/2014/12/18/who-needs-a-hug-anyone-trying-to-ward-off-a-cold-this-winter/

489451-1963773481.jpg?itok=SdN1mCD4

***

İndependent Türkçe' nin haberi:

Hollanda’da doğan ve dünyaya yayılan yeni bir sağlıklı yaşam trendi, insanların ineklerle kucaklaşmasını sağlıyor.

Hollanda dilinde “koe knuffelen” denen ve “inek kucaklamak” anlamına gelen trende uyan kişiler, çiftlikleri ziyaret ederek ineklerle zaman geçiriyor.

Trendi savunanlara göre bu hayvanların sıcaklığı ve boyutu, insanlar için epey rahatlatıcı olabiliyor. Hatta vücuttaki oksitosin seviyesini artırarak stresi de azaltabiliyor.

Görünüşe göre bir evcil hayvanla iletişim kurmanın sakinleştirici etkisi, bu büyük memelilerle kucaklaşırken daha da belirginleşiyor.

Üstelik bu etkinlikten yararlanmaları için ziyaretçilere hizmet sunan çiftlikler de bulunuyor. Bu çiftliklerden biri olan Koe Knuffelen, internet sitesinde şu açıklamalara yer veriyor:

Sevimli hayvanlarımızın tatlı ve meraklı bir doğası var. 39 derecelik bir vücut ısısıyla sıcak ve samimi bir ilgi sunuyor.

Bir ineği kucaklamak eşsiz bir deneyimdir. İneklerin kalp atışının insanlar üzerinde rahatlatıcı bir etkisi olduğu kanıtlanmıştır.

Daily Mail' in BBC' den aktardığına göre Hollanda’da doğan trend, bir öz bakım tarzı olarak görülüyor.

Duygusal destek hayvanlarına yönelik Certapet kurumunun yöneticilerinden Prairie Conlon, şunları söylüyor:

Kulağa tuhaf geliyor olabilir. Ama eğer yardımı olacaksa yapın! Aktivitenin ve endorfin akışınının sağlıklı bir yolu. Öyleyse neden olmasın?

Kaynak: https://www.indyturk.com/node/261461/ya%C5%9Fam/bat%C4%B1da-yeni-sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1-ya%C5%9Fam-trendi-i%CC%87nek-kucaklamak

Devamını Oku

YEŞİL ÇAY VE KAHVE BİRBİRİNİN ETKİSİNİ ARTIRIYOR

Tip 2 diyabeti olan 4.923 hastanın medyan 5.3 sene takip edildiği çalışmada fazla miktarda yeşil çay ve kahve tüketiminin tüm sebeplere bağlı ölümleri azalttığı ve bu etkilerinin tip 2 diyabetlilerde birbirine ilave olduğu belirlendi. Herkese sade kahve ve şekersiz yeşil çay ısmarlıyorum. Alman usulü falan da değil ha, bendensiniz!

***

Tip 2 diyabeti olan 4.923 hastanın medyan 5.3 sene takip edildiği çalışmada fazla miktarda yeşil çay ve kahve tüketiminin tüm sebeplere bağlı ölümleri azalttığı ve bu etkilerinin tip 2 diyabetlilerde birbirine ilave olduğu belirlendi. 

Asyalılar, bahusus Batı Asyalılar geleneksel olarak yeşil çay içerler.

Yeşil çay, Camellia sinensis bitkisinin taze yapraklarından elde edilir ve fenolik bileşikler, teanin ve kafein gibi çeşitli bileşikler ihtiva eder.

Yeşil çayın, antioksidan, anti-enflamatuar ve antibakteriyel hususiyetleriyle başta diyabet olmak üzere kronik hastalıkları önlediği ve ölüm oranlarını azalttığı gösterilmiştir ama yeşil çay tüketimi ve diyabet arasındaki münasebet incelenmemişti.

Kahve de tüm dünyada en çok tüketilen içeceklerin başında gelir.

Kahvede de fenolik bileşikler, kafein bulunur ve kahvenin de diyabet, kanserler ve dislipidemiyi önlediğini gösteren çalışmalar olduğu gibi kan basıncı ve kalp krizi riskini artırdığını ortaya koyan veriler de mevcuttur.

Bununla beraber genel olarak kahvenin ölüm riskini azalttığına dair deliller de giderek artmaktadır.

Son senelerde gelişmiş ülkelerde de yeşil çaya artan bir alâka vardır.

Gelelim neticeye

Sade kahve de şekersiz yeşil çay da "adam gibi beslenmenin" olmazsa olmaz unsurlarındandır ama sadece bunlar üzerinden sağlıklı bir hayat da mümkün değildir.

Unutmayın mucize bir yiyecek veya içecek yoktur.

Atalarımızın binlerce senedir tükettikleri, endüstrinin elinin değmediği tüm gıdalar mucizedir.

Tabii ki makul miktarda yemek kaydıyla!

Herkese sade kahve ve şekersiz yeşil çay ısmarlıyorum. Alman usulü falan da değil ha, bendensiniz!

Hadi, hep beraber söyleyelim: 

Kahve Yemen'den gelir
Bülbül çemenden gelir aman
Bülbül çemenden gelir aman

A canım, sürmelim, palazım
Kekliğim de yeşilim aman, aman, aman, aman, aman
A canım, sürmelim, palazım
Kekliğim de yeşilim aman, aman, aman, aman, aman

Kaynakhttps://drc.bmj.com/content/8/1/e001252

Devamını Oku

BİZİM MUSTAFA’ MIZ!

Musiki Dergisi'nde yayınlanan bir yazım:

Geçtiğimiz aylarda sinemalarda gösterilen "Mustafa" filminin tartışmalarından anlıyoruz ki herkesin kendine göre hayal ettiği bir Mustafa' sı var.

Türk musikisine âşık olanların nasıl bir Mustafa' sı olduğunu Prof. Dr. Alaeddin Yavaşça' nın hocası Saadettin Kaynak' tan naklettiği bir hatırası çok güzel dile getiriyor.

İşte, bizim "Mustafa' mız"...

Safiye Ayla Atatürk' ün Çankaya' daki sofrasında bir akşam Saadettin Kaynak' ın yeni bestelediği "Yanık Ömer" isimli hüseyni şarkısını okur. 

Atatürk bu muhteşem eseri büyük bir hayranlıkla dinler...

Yanık Ömer Türk musikisinde klasik formların dışında, belki biraz köçekçelere benzeyen, serbest başlayan, sonra aksak, sofyan ve nim sofyan usullerinde devam eden, arada serbest bölümleri de olan çok farklı bir eserdir.

"İşte bizim musikimizde bu tür coşkulu... heyecanlı... hamasi... şarkılar da bestelenmeli..." sözleriyle heyecanını dile getirir ve eserin bestekarının kim olduğunu sorar, kendisi ile ilk fırsatta mutlaka tanışmak istediğini söyler.

Safiye Hanım da ilk görüşmelerinde Saadettin Kaynak'a Atatürk' ün bu isteğini bildirir. Kısa bir zaman sonra Atatürk' ün bir İzmir seyahatinde Kaynak da tesadüfen bu şehirdedir. Saadettin kaynak Atatürk ile görüşme isteğini bildirir ve hemen huzura kabul edilir. 

Atatürk bestekâra yakın alaka gösterir ve tebriklerini bildirir. "Hafız, ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa... veya canın istediğinde bana gelebilirsin" sözleriyle vedalaşırlar.

Alaeddin Hoca' nın yirminci yüzyılın Itrı' si sözleriyle tanımladığı Saadettin Kaynak Atatürk' ün bu iltifatlarından çok memnun olmuştur. Bu büyük insan için de bir beste yapmak arzusu içinde güfte ararken Fuat Hulusi Demirelli' nin "Gazi" başlıklı bir şiirini görür:

Yıllarca elim kalbimin üstünde eğildim
Gölgen gibi topraklara aşkınla serildim
Sensin emelim başka temennileri sildim
Dünyayı tebessümlerinin gülşeni bildim

Göklerden yeşil gözlerinin aşıkı ay gün
Gönlüm gibi lakin sana olmazlar sana düşkün
Ruhumda güneş doğdu nedir anlamadım ülkün
'Gazi' sana sevgisi gökten de büyük Türk' ün

Saadettin Kaynak bu mısraları kısa zamanda evcara makamında besteler ve Ankara' ya giderek Atatürk' ün Kalem-i Mahsusa' sına görüşme isteğini bildirir. Huzura kabul edilen Saadettin Kaynak eserini seslendirir. Atatürk şarkıyı çok beğenir ve birkaç kere okutturur. Eserin az kullanılan evcara makamında olması da Ata' nın hoşuna gitmiştir. 

Kaynak huzurdan ayrılacağı zaman Atatürk "Biraz bekle hafız" diyerek dışarı çıkar ve kısa zaman sonra elinde bir kitapla geri döner. Bu, Hafız Osman' ın el yazması bir Kuran-ı Kerim' dir.

"Bu, Kuran-ı Kerim' in sende olması daha uygun. Sana hediye ettiğimi içinde Allah' ın lafzı olan bir kitabın üzerine yazamayacağım için ayrı bir kâğıda yazıp arasın koydum" diyerek kutsal kitabı Kaynak' a verir.

Alaeddin Hoca sağlığında da hasta olduğu zamanda da her zaman yanında olduğu ve "Ben bestekâr olmuşsam bunda Saadettin Kaynak' ın çok katkısı var" sözleriyle anlattığı Hoca' sının evinde Ata' nın hediyesi bu Kuran-ı Kerimi ve onun yazısını da gördüğünü sözlerine ekledi. 

İşte, herkesin bir tarafa çekmek istediği bizim gönlümüzdeki Mustafa budur...

Kaynakhttp://www.musikidergisi.net/?p=1156

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün spora ve sporcuya verdiği önem

Devamını Oku

VÜCUT SAVUNMASI NASIL GÜÇLENDİRİLİR

Fox tv' de yayınlanan "Çağla ile Bir Gün" programında çeşitli sağlık meselelerini ve hastalıkları konuştuk.

-Salgın haline gelen hastalıkların temel sebebi aşırı işlenmiş gıdalardır.

-Yiyecek ve içecek reklâmı yapılmamalıdır.

-Halk, reklâmı yapılan gıdalardan uzak durulması gerektiği bilincinde olmalıdır.

-Tek yönlü beslenmeler sağlık için  zararlıdır.

-Mucize bir gıda yoktur.

-Ben de temel olarak vegan besleniyorum ama kendimi ödüllendirmek için haftada birkaç gün et ve balık yiyorum.

Seyretmek için:

https://www.youtube.com/watch?v=-pkQ4Gd0tm4

https://www.youtube.com/watch?v=U1JJ5soun7Q

https://www.fox.com.tr/Cagla-ile-Yeni-Bir-Gun/ekstra-video/58475/Koronaya-karsi-etkili-2-ilac

https://www.fox.com.tr/Cagla-ile-Yeni-Bir-Gun/bolum/467

Devamını Oku

KOVİD ETKENİNİN S PROTEİNİ DİĞER KORONAVİRÜSLERİN DEĞİL İNSAN VE FARENİNKİNE BENZİYOR

SARS-CoV-2’ nin S proteini, soğuk algınlığına sebep olan koronavirüslerinkine değil insan ve farenin proteinlerine benziyor. SARS-CoV-2’ nin insanlarda neden farklı hastalık tablolarına ve oto-immüniteye yol açtığını evcil hayvanların neden hastalanmadıklarını anlıyoruz.

***

EK 1 (21.10.2020): Kovid-19 insan hücrelerini etkili biçimde enfekte etmek için bir reseptör kullanıyor.

***

KOVİD ETKENİNİN S PROTEİNİ DİĞER KORONAVİRÜSLERİN DEĞİL İNSAN VE FARENİNKİNE BENZİYOR

SARS-CoV-2 ve memeli türleri arasındaki peptit paylaşımının karşılaştırmalı olarak analiz edildiği önemli bir araştırma yayınlandı.

COVİD-19 kapsamına giren çok sayıda hastalık tablolarının virüs ve insan proteinleri arasındaki moleküler benzerlik (molecular mimicry) olayından kaynaklanması muhtemeldir.

Bir enfeksiyonu takiben, patojenle ortak peptit dizileri (veya yapıları) olan insan proteinlerinin çapraz reaksiyonu zararlı oto-immün patolojilere yol açabilir.

Buna göre, COVİD-19 enfeksiyonu ile ilişkili akciğer ve hava yolu disfonksiyonları, koronavirüs S glikoproteini ile alveoler akciğer yüzey aktif madde proteinleri arasında ortak peptitlerin olmasıyla açıklanabilir.

Bu tezi destekleyen birçok yayın vardır.

Asıl ilgi çekici olan da dolaşımdaki “soğuk algınlığı” koronavirüsleri ve SARS-CoV-2 arasında çapraz reaktif T hücreler olduğunun tanımlanmasıdır.

SARS-CoV-2 ve insan proteinleri arasındaki moleküler benzerliğin COVİD-19’ a katkıda bulunduğu veya buna sebep olduğu doğruysa, o zaman virüse karşı farklı moleküler benzerliğin farklı seviyeleri ve modelleri çeşitli hayvan türlerini karakterize etmelidir.

Hakikaten de evcil hayvanların, mesela köpek ve kedilerin virüsü aktarabileceğini veya bunlarda virüsle ilişkili hastalık gelişebileceğini gösteren çok az veri mevcuttur.

Genel olarak, şu anda, enfekte olmuş evcil hayvanların insan veya diğer evcil hayvanlar için KOVİD enfeksiyonu kaynağı olduğuna dair hiçbir delil olmadığı konusunda fikir birliği devam etmektedir.

Bu mantığa dayanarak ve sekans probları olarak heksa- ve heptapeptitleri kullanarak SARS-CoV-2 sivri glikoproteini ile memeli proteomları arasındaki peptit örtüşmesi analiz edildi.

Elde edilen neticeler:

BİR: SARS-CoV-2 S glikoproteini ve insan proteinleri arasında büyük bir heptapeptid paylaşımı mevcuttur.

Bu tür bir peptit ortaklığı, matematiksel açıdan beklenmedik ve hemen hemen imkânsızdır çünkü sadece bir heptapeptidin iki proteinde görülme ihtimali ~ 20−7'ye (veya 1,280,000,000’ de 1) eşittir.

Benzer şekilde, sadece bir heksapeptidin iki proteinde oluşma ihtimali 20−6 ya (veya 64.000.000'de 1) eşit olduğundan sıfıra yakındır.

İKİ: Yalnızca fare proteomu ile ve daha az ölçüde sıçan proteomu ile paylaşılan viral peptid insan proteinlerindekiyle uyumlu idi.

ÜÇ: Evcil hayvanlar, tavşan ve çalışmada analiz edilen üç primatın peptit ortaklıkları yoktu veya çok azdı.

DÖRT: Aynı şekilde, viral kontroller olarak kullanılan üç insan koronavirüs HKU1, 229E ve OC43'ün proteomları, S glikoprotein ile ortak peptide sahip değildi veya sadece birkaç peptide sahipti.

Bu bağlamda, SARS-CoV-2 S glikoproteininin, koronavirüs "kuzenleri" nden çok, fenetik olarak insan ve farelere benzediği görülmektedir.

Bu çalışma, virüsün ana antijeni olan SARS-CoV-2 S glikoproteininin memeli proteomları ile heksa ve heptapeptit paylaşımını tam olarak göstermektedir.

SARS-CoV-2 enfeksiyonunu takiben patolojik sonuçlara maruz kalan insanlarda ve farelerde büyük bir peptit ortaklığı mevcuttur.

Buna karşılık, SARS-CoV-2 ile enfekte olduktan sonra majör patolojik sekelleri olmayan memelilerde hiç veya en az sayıda ortak peptid bulunur.

Bu veriler, SARS-CoV-2 ile ilişkili hastalıklara katkıda bulunabilecek veya bunlara sebep olabilecek potansiyel bir mekanizma olarak moleküler benzerlik için tartışılmaz bir delik gibi görünmektedir.

Bu çalışma, anti-patojen aşıların formülasyonu / doğrulanması sırasında preklinik çalışmalarda kullanılacak laboratuvar hayvanlarının seçimine özel önem verilmesi gerektiğini göstermektedir.

SARS-CoV-2 spike glikoproteininin primat proteinlerine karşı en düşük sekans benzerliği seviyesi göz önüne alındığında, primatları hayvan modelleri olarak kullanan çalışmalarda elde edilen sonuçlar, yani rhesus makağı güvenilir olmayacaktır.

Çünkü paylaşılan sekansların yokluğunda çapraz reaktivite ve ilgili oto-immünitenin ortaya çıkışını doğrulamak imkânsızdır.

Cynomolgus makaklarının SARS-CoV enfeksiyonu, yetişkin insan SARS vakalarının çoğunda görülen ağır hastalığa sebep olmuyor.

Aslında hem rhesus hem de cynomolgus makaklarının SARS-CoV ile enfekte olduğu bir çalışmada klinik hastalık belirtisi veya belirgin akciğer patolojisi görülmedi ve araştırmacılar “makak modeli, SARS çalışmalarında ve tedavilerin değerlendirilmesinde sınırlı bir kullanıma sahiptir” görüşünü paylaştılar.

Başka bir çalışmada da “rhesus, cynomolgus ve Afrika Yeşil maymunlarına intranazal ve intratrakeal olarak uygulanan SARS-CoV’ nin solunum yollarında ürediği ancak hastalığa yol açmadığı” tespit edildi.

Koronavirüslerin uzun zamandır kedilerin (FeCoV), köpeklerin (CaCoV), sığırların (BCoV) ve domuzların enterik patojenleri olduğu bilinmektedir ama koronavirüsler evcil hayvanlar ve sığırlar için patojenik görünmüyor.

Gerçekten de SARS-CoV-2 kaynaklı patolojilere karşı kıt veya sıfır duyarlılık, Amerikan Veteriner Hekimler Birliği’ nin birebir beyan ettiği gibi onaylanmıştır:

“Dünya Sağlık Örgütü'nün 11 Mart'ta küresel bir pandemi ilan etmesini izleyen ilk on iki haftayı içeren COVID-19 salgınının ilk beş ayında (1 Ocak - 8 Haziran 2020), 20'den az evcil hayvanda pozitif test bulundu”.

Oysa 8 Haziran itibarıyla COVID-19 ile teyit edilen kişi sayısı dünya genelinde 7 milyonu ve Amerika Birleşik Devletleri'nde 1,9 milyonu aşmıştı.

Netice olarak eldeki veriler ışığında ve yaşlanma ve sağlık durumu gibi duyarlılık parametreleri göz önüne alındığında, insanlarda kullanılacak anti-SARS-CoV-2 spike glikoprotein aşısını test etmek için yalnızca yaşlı fareler doğru bir hayvan modeli gibi görünmektedir.

Son olarak, bu çalışma, yalnızca patojenlere özgü olan ve insan proteomunda bulunmayan minimal bağışıklık belirleyicilere dayanan aşıların güvenli ve etkili aşılar olasılığını sunabileceği kavramını bir kez daha yinelemektedir.

Gelelim neticeye

BİR: SARS-CoV-2’ nin S proteini, soğuk algınlığına sebep olan koronavirüslerinkine değil insan ve farenin proteinlerine benziyor.

İKİ: SARS-CoV-2’ nin insanlarda neden farklı hastalık tablolarına ve oto-immüniteye yol açtığının bir izahı yapılmış oluyor.

ÜÇ: SARS-CoV-2’ nin neden evcil hayvanlarda çok nadir hastalık yaptığını anlayabiliyoruz.

DÖRT: COVİD-19 aşı çalışmalarında en iyi neticeler yaşlı farelerde yapılan deneylerden elde edilebilir.

BEŞ: COVİD-19 için makaklar üzerinde yapılan araştırmaların kıymeti yoktur.

Kaynakhttps://link.springer.com/article/10.1007/s12026-020-09152-64

***

EK 1 (21.10.2020): Kovid-19 insan hücrelerini etkili biçimde enfekte etmek için bir reseptör kullanıyor. 

NewsMedicalLifeSciences sitesinin haberine göre keşif, Münih Teknik Üniversitesinde görevli Mika Simons liderliğindeki nörologlar ve Helsinki Üniversitesinden virolog Giuseppe Balistreri öncülüğünde yapıldı. 

Balistreri'nin ekibi, SARS-CoV-2'nin (Kovid-19), 2003 yılında patlak veren salgının başrol oyuncusu SARS-CoV (SARS) ile aynı reseptörü, yani ACE2'yi kullanırken nasıl böyle farklı biçimde yayılım gösterdiğine odaklandı.

Bu farklılığın nedenini çözmek isteyen bilim insanları, viral yüzey proteinlerini, bir diğer deyişle virüsün sivri uçlarını inceledi.

Balistreri, "eski akrabasıyla kıyaslandığında yeni tip koronavirüsün, yüzey proteinlerine 'fazladan bir parça' katmış olduğunu, bu parçanın, Ebola, HIV ve kuş gribinin çok patojenik türleri dahil birçok yıkıcı insan virüsünde bulunduğunu" açıkladı.

Bu bulgudan yola çıkan bilim insanları, Fin biyokimya Profesörü Ari Helenius ve Estonya'da Tartu Üniversitesinde görevli kanser biyoloğu Profesör Tambet Teesalu iş birliğinde SARS-CoV-2'deki bu fazladan parçanın, solunum yolu, damarlar ve sinirlerde bol miktarda bulunan neuropilin-1 reseptörüne bağlanabildiğini ortaya koydu.

Bu keşif doğrultusunda çalışma yürüten uluslararası ekip, neuropilin-1'i antikorlarla bloke etti ve laboratuvar hücre kültürlerinde enfeksiyonu önemli ölçüde azaltmayı başardı.

Balistreri, "ACE2'yi hücreye girişi sağlayan bir kapı gibi düşünürseniz, bu durumda neuropilin-1 virüsü o kapıya yönlendiren faktör olabilir. ACE2, birçok hücrede çok düşük seviyelerde dışa vurulur. Bu nedenle virüsün kapıları bulması kolay değildir. Neuropilin-1 gibi diğer faktörler de virüsün kapıyı bulmasına yardım edebilir." değerlendirmesini yaptı.

Kaynakhttps://www.aa.com.tr/tr/koronavirus/kovid-19-insan-hucrelerini-etkili-bicimde-enfekte-etmek-icin-bir-reseptor-kullaniyor/2014069

Devamını Oku

KOVİD’ DE BAĞIŞIKLIĞI İNTERFERONLAR BELİRLİYOR

KOVİD’ de oluşan bağışıklıkta interferonların oynadığı rol her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Koronavirüsler de dahil patojenlere karşı ilk savunma bağışıklık sisteminin doğuştan itibaren bulunan yani hazır olan kısmı (innate immunity) ile başlıyor. Enfeksiyonunun akıbetini, koronavirüslerin kopyalanmasına göre interferon cevabının zamanlaması belirliyor.

***

KOVİD’ de oluşan bağışıklıkta interferonların oynadığı rol her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Koronavirüsler de dahil patojenlere karşı ilk savunma bağışıklık sisteminin doğuştan itibaren bulunan yani hazır olan kısmı (innate immunity) ile başlıyor (1).

-KOVİD enfeksiyonuna karşı korunmada TLR ve RLR aracılı tip I interferon üretimi gereklidir.

-Enfeksiyonunun akıbetini, koronavirüslerin kopyalanmasına göre interferon cevabının zamanlaması belirler.

-Optimal NLRP3 enflammazom aktivasyonu konakçı için faydalıdır ancak anormal aktivasyon, zararlı enfeksiyon sonuçlarına yol açabilir.

-Spesifik koronavirüs enfeksiyonları, enflamatuar hücre ölümünü (PANoptoz) aktive ederek sitokin salınımını indükleyebilir.

-KOVİD hastalığı toleransı yaşa, türe ve cinsiyete bağlı olarak ortaya çıkar.

Human Biology Online Lab / Wiki Eleven - Interferon

KOVİD tablosunun ağırlığında interferonlar çok önemli rol oynuyor (2)

BİR: Tip 1 interferonların KOVİD enfeksiyonunda ve ağır tabloların oluşumunda da kritik bir rolü vardır.

İKİ: Ağır KOVİD vakalarının yüzde 14'ünde interferon cevabı genetik kusurlar veya interferona saldıran oto-antikorlar yüzünden bozulmuştur. Milyonlarca insanın KOVİD'e yakalandığı hesaba katıldığında bu vakaların sayısının ne kadar çok olacağı anlaşılacaktır.

ÜÇ: Uzun zamandır başka hastalıkların tedavisinde kullanılan sentetik interferonlar bazı ağır KOVİD vakalarında faydalı olabilirler ama interferonların çalışmasını bozan mutasyonlar veya onlara saldıran antikorlar olanlarda bu tedavi bir işe yaramayacaktır.

DÖRT: Bu mutasyon ve oto-antikorlara sahip olanların önceden tespitiyle ağır KOVİD riski olan bu kişiler için çok daha sıkı korunma tedbirleri alınabilir veya bunlara aşı için öncelik tanınabilir.

BEŞ: KOVİD'den iyileştikten sonra başkalarına verilmek üzere plazmaları alınan hastalarda bu oto-antikorlar da bulunabileceği için çok dikkatli olunmalıdır. Plazma tedavisi bu durumda ölümcül de olabilir.

İnterferonların virüsler arası etkileşimleri (viral interference) belirleyebiliyor (3)

Rinovirüs ve influenza A veya rinovirüs ve RSV birlikteliğinin araştırıldığı çalışmalarda iki virüsün aynı zamanda tespiti tesadüfen beklenenden önemli ölçüde daha düşük bulunmuştur.

Önceden interferon tedavisi veya rinovirüslerle önceden bir enfeksiyonun influenza A virüsü üremesini baskıladığı, önceki rinovirüs enfeksiyonunun influenza A enfeksiyonu erken dönemlerinde ISG ekspresyonunu büyük ölçüde artırdığı ve ISG indüksiyonunun önlenmesinin rinovirüs enfeksiyonundan sonra influenza A çoğalmasını sağladığı tespit edilmiştir.

Rinovirüs veya diğer RNA virüsleriyle enfeksiyonlar belirtiye yol açmıyor olsalar bile hava yollarında interferonla uyarılan genleri (interferon-stimulated genes=ISGs) aktive edebilir.

Bu cevap hazır bağışıklık tarafından virüse ait nükleik asitlerin tanınmasıyla başlar ve tip I ve tip III interferon sentezi ve antiviral ISG’ lerin aktivasyonuna yol açar.

İnterferon sentezinin genetik veya sonradan bozulmuş olduğu kişilerde havayollarındaki ISG ekspresyonu baskılanacağı için birden fazla virüsle aynı anda enfeksiyonlar daha sık görülecektir.

RNA interference against viruses: strike and counterstrike | Nature  Biotechnology

İnterferon nedir?

İnterferonlar, vücut hücreleri tarafından virüslerin çoğalmasını önlemek için enfeksiyonun erken döneminde üretilen proteinlerdir.

Virüs bir hücreye girip üremeye başladığında hemen bir lokal cevap başlatırlar ve hücrenin virüse saldırması için protein üretirler.

Bunlar, tabii öldürücü hücreler ve makrofajlar gibi bağışıklık hücrelerini aktive ederler, MHC antijenlerinin ekspresyonunu artırarak antijen sunumunun düzenlemesini artırırlar ve komşu hücreleri enfeksiyonla mücadeleye hazırlarlar.

İnterferonlar, virüs enfeksiyonlarında çok sık görülen ateş, kas ağrısı, halsizlik gibi belirtilerden de mesuldürler.

20'den fazla interferon geni ve proteini vardır ve tip I, tip II ve tip III olarak sınıflandırılırlar. 

Kaynaklar:

1https://www.cell.com/trends/immunology/fulltext/S1471-4906(20)30234-9?dgcid=raven_jbs_aip_email

2https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/09/27/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/neden-saglikli-ve-genc-insanlar-da-agir-kovid-geciriyor/

3https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/10/14/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/bu-sene-nezle-olacaklari-allah-in-sansli-kullari-olarak-goruyorum/

Devamını Oku

REMDESİVİR DE İŞE YARAMAZ ÇIKTI

WHO’nun “Gerçek etki yaratabileceğini düşündüğümüz tek ilaç” dediği remdesivirin KOVİD’ de ölüm oranı, solunum cihazı ihtiyacı, hastanede kalış süresi üzerine önemli bir etkisi olmadığı gösterildi. Başkan Trump’ın da kullandığı ilacın bir kürü 2-3 bin $. KOVİD’ e karşı kelle paça ve burnu tuzlu suyla yıkamanın yerini alabilecek bir tedavi geliştirmek mümkün olamayacak gibi görünüyor.

***

Geniş kapsamlı ve güvenilir bir çalışmada, aslında işe yaramayacağı çoktan belli olan remdesivir isimli ilacın KOVİD’ de ölüm oranı, solunum cihazı ihtiyacı, hastanede kalış süresi üzerine etkisi olmadığı veya çok az olabileceği gösterildi.

Başkan Trump’ a da verildiği açıklanan remdesivir o kadar köpürtülmüştü ki USA ilacın küresel stoğunun tamamını satın almıştı.

Solidarity isimli çalışma Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) tarafından 30 ülkede 405 hastanede 11.266 KOVİD teşhisi konan hasta üzerinde yapıldı (1).

Tıpta altın standart araştırma metodu olan randomize ve plasebo kontrollü yöntemle gerçekleştirilen çalışmada remdesivir yanında, hidroksiklorokin, lopinavir ve interferon- β1a da değerlendirildi.

Çalışmanın remdesivir kolunda 2.750 hasta vardı ve bunlara ilk gün 200 sonraki günler 100 mg olmak üzere toplam 10 gün remdesivir verildi.

Gilead Sciences isimli şirket tarafından Ebola tedavisi için geliştirilen ilaç bugüne kadar hiçbir hastalık için ruhsat alamamıştı ama nisan ayında yayınlanan ve KOVİD’ de iyileşme süresini 15 günden 11 güne indirdiğini gösteren çalışmadan sonra USA ve Avrupa Birliği ülkelerinde remdesivire kısmi onay verilmişti.

Üretici şirket tarafından temmuzda yayınlanan verilerde de tedavinin ölüm ihtimalini azaltabileceği bildiriliyordu.

NIH tarafından 1062 hasta üzerinde yapılan ve New England Journal’ de yayınlanan çalışmada da ilacın ölüm oranını azaltmadığı sadece hastanede kalma süresini 15 günde 10 güne indirdiği gösterilmişti.

Daha önce bir kür tedavi maliyeti 3.120 $ olan ilacın 5 günlük fiyatı 2.340 $ olarak bildiriliyor (2).

Remdesivirin işe yaramayacağı baştan belliydi

Koronavirüs'ün yayıldığı Çin'de konuşan Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) Genel Sekreter Yardımcısı Bruce Aylward, "Şu anda gerçek bir etki yaratabileceğini düşündüğümüz tek bir ilaç var, o da remdesivir" açıklamasında bulunmuştu (3).

WHO, remdesivir ile ilgili Çin’de yapılan bir çalışmanın raporunu internet sitesinde kamuya açık klinik denemeler veri tabanında “Remdesivir’in Covid-19 hastalarının iyileşme hızını artırmadığı ve hastaları ölümden korumada etkisiz olduğu saptandı’’ şeklinde açıklamış, ancak rapor ve yazı bir süre sonra yanlışlıkla yayımlandıkları söylenerek internet sitesinden kaldırılmıştı (4). 

USA Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Direktörü A. Fauci de "Veriler, remdesivirin iyileşme süresini kısaltmada net, anlamlı, olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir" diye parlatma kampanyasına destek veriyordu (5).

Remdesivir has little effect on Covid-19 mortality, WHO study says |  Financial Times

Diğer taraftan remdesivir ile yapılan çalışmanın başı olan Dr. Kalil şu sözleri çok dikkat çekiciydi (6):

Ben hem bu ilacı hem onayı olmayan hiçbir ilacı hastalarıma vermezdim. Deneysel bir ilacı almak hiçbir şey almamaktan daha kötü olabilir. Bu ilaç hastaların ölümlerini bile hızlandırabilir ki bunu anlamak için randomize kontrollü çalışmaların yapılması şarttır.”

Ben de "Amerika’ nın stokladığı ilacın etkisi de emniyeti de meçhul” başlıklı makalemde şunları yazmıştım (7):

“Birkaç gün önce "Remdesivir: ABD, ilacın küresel stokunun tamamını satın aldı, dünya genelinde kimseye ilaç kalmadı" başlıklı haberi okurken memnun olmuş, "Amerika' ya ne kadar etkili ve güvenilir olduğu belirsiz bir ilacı iyi yutturmuşlar" diye içimden kıs kıs gülmüştüm.

Etkinliği ve emniyeti belli olmayan ve fiyatı çok pahalı olan remdesivirin KOVİD tedavisi için rutin kullanılabilecek bir ilaç olma vasfını kazanabileceğine ihtimal vermiyorum.

İlaç şirketleri pandeminin yarattığı karmaşayı çok iyi kullanıyorlar ve ilaçlarını çok iyi pazarlıyorlar."

Remdesiviri Türkiye’de bulamayan bazı hasta yakınlarının, ilacı muadilini üreten ülkelerden fahiş fiyata temin etmeye çalıştıkları da iddia edildi (8). 

Gelelim neticeye

BİR: Şu an için ağır KOVİD’ de ölüm oranını azalttığı bilinen ilaç olarak bizim 40 yıllık kortizonumuz (dekzametazon) dışında başka hiçbir ilaç yok. Kortizon da doğrudan virüse etki etmiyor, sitokin fırtınasının baskılanmasında işe yarıyor.

İKİ: Big farma'nın USA' yı bir kere daha kandırmış olduğu anlaşılıyor: Remdesivirin küresel stoğunu satın alan USA' ya bunları domuz gribi salgınında stokladığı oseltamivir' lerin yanına koyup üzerine bir bardak soğuk su içmesini tavsiye ediyorum. 

ÜÇ: Anlaşılan o ki KOVİD' e karşı kelle paçanın da burunu tuzlu su ile yıkamanın da yerini alabilecek bir tedavi geliştirmek mümkün olmayacak.

Kaynaklar:

1. https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2020.10.15.20209817v1

2. https://www.ft.com/content/ee9b611f-2b4b-4572-afe1-b0b804d17a94

3.  https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-dso-acikladi-koronaviruse-etki-edecegini-dusundugumuz-tek-bir-ilac-var-remdesivir-11-681-86503.html

4. https://www.statnews.com/2020/04/23/data-on-gileads-remdesivir-released-by-accident-show-no-benefit-for-coronavirus-patients/

5. https://www.nbcnews.com/health/health-news/coronavirus-drug-remdesivir-shows-promise-large-trial-n1195171

6. https://www.nytimes.com/2020/04/09/health/coronavirus-remdesivir-kalil.html

7. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/07/04/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/amerika-nin-stokladigi-ilacin-etkisi-de-emniyeti-de-mechul/

8. https://www.milliyet.com.tr/gundem/remdesivir-uyaniklari-6328492

Devamını Oku

KOVİD’DE ETKİLİ İKİ İLAÇ VAR: KORTİZON VE VİTAMİN D!

Ağır KOVİD’ de ölümleri azalttığı gösterilen tek ilaç var: Dekzametazon. Ben, dekzametazonla aynı yapısal steroid ailesinde bulunan, aynı reseptörü ve ilgili gen yollarını paylaşan vitamin D’ yi de etkili bir ilaç (!) olarak görüyorum. Önemli bir ortak tarafları da her ikisinin de patenti olmayan, sudan ucuz “gariban” ilaçlar olmalarıdır.

***

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, KOVİD tedavisinde kullanılan ilaçlar arasında sadece "dekzametazon" isimli ilacın, durumu şiddetli olan hastalarda etkili olduğunu açıklamış (1).

Ben bunu “KOVİD’ de ölüm oranını azaltan ilk ilaç” başlıklı yazımda sizlere duyurmuştum (2).

Vitamin D’ nin de koronavirüs enfeksiyonunu, ağır KOVİD tablosunu, yoğun bakım ihtiyacını ve ölü oranlarını azalttığını gösteren 40’ dan fazla yayın var (3).

D vitamini aslında bir vitamin değil vücutta foto-kimyasal olarak sentez edilen bir prohormon’ dur.

Vitamin D ile aynı yapısal steroid ailesinde bulunan dekzametazon, ortak VDR (vitamin-D-reseptörü) ve ilgili gen yollarını paylaşıyor (4, 5).

Bir defada yüksek doz vitamin D de ölümleri azaltıyor

Huzurevindeki yaşlılarda KOVİD’ den hemen önce veya hastalık sırasında bolus tarzında (her 2-3 ayda bir ağız yoluyla tek defada 80 bin Ünite) verilen vitamin D’ nin etkileri incelendi.

Journal of Steroid Biochemistry and Molecular Biology' de yayınlanan bu yarı deneysel çalışmaya bir Fransız huzurevinde KOVİD teşhisi alan altmış altı sâkin dâhil edildi (6).

36 ± 17 günlük takip süresi sonunda vitamin D alan gruptakilerin yüzde 82.5’ i hayatta kalırken kontrol grubunda olanların sadece yüzde 44.4’ ü kurtuldu.

Bu çarpıcı sonuçların randomize kontrollü araştırmalar ile doğrulanması gerektiğini hatırlatırım. 

Gelelim neticeye

Bugüne kadar KOVİD tedavisinde etkinliği gösterilen iki “ilaçtan” biri dekzametazon diğeri de vitamin D’ dir. 

Yapı ve işlev bakımından benzerlikleri yanında çok önemli başka bir hususiyetleri de her ikisinin de patenti olmayan, sudan ucuz “gariban” ilaçlar olmalıdır.

Şu vitamin D ve dekzametazonla elde edilen neticelerin yarısı Big Farma’ nın bir ilacı ile -mesela işe yaramadığı ispatlanan remdesivir gibi- elde edilmiş olsaydı ilaç şirketleri KOVİD’ in ilacı bulundu diye dünyayı ayağa kaldırırlardı.

Kaynaklar:

1https://tr.sputniknews.com/koronavirus-salgini/202010161043044413-dso-kovid-19-tedavisinde-tek-etkili-ilac-deksametazon/

2https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/06/17/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/kovid-de-olum-oranini-azaltan-ilk-ilac/

3https://www.bmj.com/content/371/bmj.m3872/rr-5

4https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0960076010001809?via%3Dihub

5https://www.nature.com/articles/s41598-018-33248-7

6https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S096007602030296X

Vitamin D: Complete Guide to Deficiencies, Supplements and Foods

***

Sputniknews' in haberi:

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedavisinde kullanılan ilaçlar arasında sadece "Deksametazon" isimli ilacın, durumu şiddetli olan hastalarda etkili olduğunu bildirdi.

Ghebreyesus'un, DSÖ'nün İsviçre'nin Cenevre kentinde bulunan merkezinde, video konferans yöntemiyle DSÖ pandemi uzmanlarıyla toplantı düzenledi.

Örgüt tarafından koordine edilen Kovid-19 terapötiklerinin değerlendirildiği Dayanışma Denemesi'nin geçici sonuçlarına değinen Ghebreyesus, "Remdesivir" adlı antiviral ilaç, hidroksiklorokin ve AIDS tedavisinde kullanılan lopinavir/ritonavir bileşiminin, Kovid-19 kaynaklı ölümler ve hastanede kalış süreleri üzerinde çok az etkisi olduğunu veya hiç etkisi olmadığının ortaya çıktığını belirtti.

Ghebreyesus, çıkan olumsuz sonuçlara rağmen DSÖ'nün mart ayında 30 ülkede bulunan toplam 500 hastanede yaklaşık 13 bin gönüllünün katılımıyla başlattığı Dayanışma Denemesi'nin devam edeceğini aktardı.

Dayanışma Denemesi her ay yaklaşık 2000 hastayı bünyesine kattığını ve monoklonal antikorlar ve yeni antiviraller dahil olmak üzere diğer tedavilere devam edeceğini belirten Ghebreyesus, "Şimdilik, kortikosteroid deksametazon, Kovid-19'u şiddetli geçiren hastalarda etkili olduğu ortaya çıkan tek terapötiktir." dedi.

Ghebreyesus,, dünyada her yıl 3,5 milyona yakın şiddetli mevsimsel grip vakası ve 650 bin civarında da solunumla ilgili ölümler gerçekleştiğini anımsatarak, şöyle konuştu:

"Bu yıl, güney yarımkürede kış boyunca, Kovid-19 için alınan önlemler nedeniyle mevsimsel grip vakaları ve ölümleri normalden daha azdı. Ancak aynı şeyin kuzey yarımküredeki grip mevsiminde de geçerli olacağını varsayamayız."

DSÖ Genel Direktörü, ayrıca grip aşısı talebinin arzın üzerine çıkabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Devamını Oku