Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

KUTU SÜTÜ DEĞİL ÇİĞ SÜT, MARKET YOĞURDU DEĞİL EKŞİYEN EV YOĞURDU

Probiyotik ve Prebiyotik Derneği İkinci Başkanının "Endüstriyel yoğurdu kötülemek doğru değildir" başlıklı haberde yer alan görüşleriyle ilgili olarak aşağıdaki hususlara dikkatinizi çekmek istiyorum (1):  

BİR: Esas sağlıklı ve faydalı olan işlenmiş süt değil "çiğ süt" tür". Endüstri tarafından fiziksel ve kimyasal işlemlere tabii tutulan ve tabiatta bir benzeri olmayan bir ürüne dönüşen işlenmiş sütte çiğ sütün neredeyse tüm faydalı özellikleri ortadan kalkmış olması yanında zararlı olması da kuvvetle muhtemeldir.

İKİ: Çiğ sütün denetimsiz satılması elbette yanlıştır ve zaten büyük şehirlerde sokak sütü ve sokak sütçüsü kalmamıştır.

Sütün de süt olarak içilmesi değil mayalandıktan sonra yoğurt, ayran, kefir, peynir şeklinde yenip içilmesi daha doğrudur.

sokak sütçüsü ile ilgili görsel sonucu 

ÜÇ: Sokak sütü, endüstri tarafından çiğ sütü karalamak için uydurulmuş bir tabirdir ve bir akademisyenin endüstri ağzıyla konuşması, bu tuzağa düşmüş olması üzüntü vericidir.

Mandıra sahibinin çocuğunun pipetle kakaolu şekerli süt içiyor olması durumun ne kadar vahim olduğunun belgesidir.

child drinking milk cacao with pipette ile ilgili görsel sonucu

Bir akademisyene -hele de probiyotik ve prebiyotiklerle ilgili bir derneği başkanına- sokak sütü karalama kampanyasına katılmak değil çiğ sütün tüketiciye sağlıklı bir şekilde nasıl ulaştırılabileceğinin yol ve yöntemini araştırmak ve anlatmak yakışır.

DÖRT: Cam şişede günlük organik sütün ve çiğ sütün bugün birçok noktada gerekli kontrollerden geçerek ve soğuk zincir içinde satılabiliyor olması benim gibi birkaç doktorun senelerdir süren mücadelesinin sonucudur.

4 ay dayanan, UHT ve homojenizasyon işlemleri uygulanan, katkı maddeleri eklenen kutu sütlerinden kimseye hayır gelmez.

BEŞ: Evet, sulanan, ekşiyen, bozulan ev yoğurdu market yoğurdundan daha sağlıklıdır, kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın!

sokak sütçüsü ile ilgili görsel sonucu

ALTI: Çiğ sütü sokak sütü diye kötüleyenlerin yoğurtlarını kötülemenin yanlış olduğu söylenemez, bu, endüstriye "adam gibi yoğurt üretmesi" için bir baskı unsuru olarak görülmelidir.

Amacımız endüstri yoğurdu üretenleri dövmek değil bozulan, ekşiyen, sulanan kısaca adam gibi yoğurt yemektir.

YEDİ: Halk yoğurttan uzaklaşmamıştır evinde yoğurdunu kendi mayalayarak tam aksine yüzyıllardır yediği yoğurduna sahip çıkmaktadır.

Yoğurtların marketlerdeki satışı halk evinde kendi yoğurdunu ürettiği için azalmış olabilir. 

SEKİZ: Haberde şeker ve katkı maddeleri eklenen yoğurtların adının bile anılmamasının, meyveli yoğurtlarda meyvenin kendisinin değil meyve aromasının bulunduğuna dikkat çekilmemesinin "bilinçli" olduğunu düşünüyorum.

DOKUZ: Sitemdeki yazılarım ve televizyonlardaki konuşmalarım incelediğinde sadece şeker ve katkı maddelerine karşı değil işlenmiş paketlenmiş tüm hazır gıdalar için kıyamet kopardığımı, bu mevzuda yalnız olmadığım da görülecektir.

Endüstri ürünlerini savunanlardan şeker ve katkı maddeleri eklenmiş süt ve yoğurt için kıyamet kopartmasalar bile karşı çıkmalarını bekliyorum.

Google' da "Probiyotik ve prebiyotik Derneği gazlı ve şekeri oranı yüksek içecekler, cipsler ve katkı maddeli gıdalar" ve "Hakan Alagözlü gazlı ve şekeri oranı yüksek içecekler, cipsler ve katkı maddeli gıdalar" yazarak yaptığım aramada bu ürünler hakkında bu haber dışında ikaz, tavsiye mahiyetinde hiçbir habere rastlayamadım (2, 3).

ON: Amacımız halkı yoğurttan uzaklaştırmak bir tarafa yoğurt ama sağlıklı yoğurt yemeye, işlenmiş gıdaların zerresinden bile uzak durmaya ve "adam gibi beslenmeye" teşvik etmekten başka bir şey değildir.

 child drinking milk cacao with pipette ile ilgili görsel sonucu  

ON BİR: Probiyotik takviyelerine de prebiyotik takviyelerine de kesinlikle karşıyım, bunlar yiyecek ve içecekler vasıtasıyla alınmalıdır.

Takviye tavsiyesi de endüstrinin sinsi bir oyunudur.

ON İKİ: Her hastalık için "farklı" bir pro- ve prebiyotik tavsiyesi de akıl ve mantık dışıdır. Kulak için ayrı, dalak için ayrı, dudak için ayrı bir takviye veya beslenme modeli olmaz.

Bütün mesele "adam gibi beslenmedir"!

Adam gibi beslenme tabirime takılanlar için hatırlatma: Bu, kısaca doğru beslenme demektir, cinsiyetle hiçbir alakası yoktur.

 BABY drinking COLA ile ilgili görsel sonucu   

ON ÜÇ: Adam gibi beslenen kimse işlenmiş gıda tüketmeyeceği için etiket okumaya da ihtiyacı yoktur. Etiket okuyarak beslenmek, hayır olamaz. 

Tabiatta içgüdüleriyle beslenen hayvanlarda kronik enflamatuar hastalıkların hiçbirine rastlanmadığını ama hazır mama yedirilen evcil hayvanların, tıpkı sahipleri gibi obeziteden diyabete kanserlerden kalp hastalıklarına kadar tüm modern hastalıklarından muzdarib olduklarını hatırlayın yeter.

ON DÖRT: Probiyotikli yoğurt sözü bir oksimorondur, yumurtalı omletten veya idrarda albüminüriden hiçbir farkı yoktur. 

İçinde probiyotik bulunmayan ürün zaten yoğurt olamaz, belki kireç veya kireç suyudur.

ON BEŞ: Tıpkı bilimsel dergilerde yayınlanan makalelerde olduğu gibi bu tür beyanatta bulunan kişiler ve derneklerin de endüstri ile olan tamamen kanunlar çerçevesindeki menfaat münasebetlerini bildirmeleri faydalı olacaktır.

market milk yogurt ile ilgili görsel sonucu

Gelelim neticeye

BİR: Süt, yoğurt, ayran "dayanıklı beyaz eşya değildir", çabuk bozulan hassas gıdalardır.

Bunlar, geleneklere uygun hazırlanmalı, saklanmalı ve tüketilmelidir.

İKİ: Sağlıklı beslenmek için kitaplara, diyetlere, uzmanlara, beslenme kılavuzlarına, bilimsel araştırmalara, gıda mühendislerine, kongrelere... hiç gerek olmadığını bu vesile ile tekrar hatırlatırım.

Beslenmede gelenek ve kültür bilimden önce gelir, unutmayınız.

"Sokak sütcümü istiyorum" da bu manada bir slogandır.

ÜÇ: Adam gibi beslenme aslında çok basittir, işlenmiş gıdalardan uzak durmak bile, birçok meseleyi halleder.

Kaynaklar:

 

1. https://www.dha.com.tr/saglikyasam/prof-dr-hakan-alagozluden-yogurt-uyarisi-endustriyel-yogurdu-kotulemek-dogru/haber-1578291/video/

2.  https://www.google.com.tr/search?ei=7rryWtWEB8eSmgXU_6_oCQ&q=hakan+alag%C3%B6zl%C3%BC++Gazl%C4%B1+ve+%C5%9Fekeri+oran%C4%B1+y%C3%BCksek+i%C3%A7ecekler%2C+cipsler+ve+katk%C4%B1+maddeli+g%C4%B1dalar&oq=hakan+alag%C3%B6zl%C3%BC++Gazl%C4%B1+ve+%C5%9Fekeri+oran%C4%B1+y%C3%BCksek+i%C3%A7ecekler%2C+cipsler+ve+katk%C4%B1+maddeli+g%C4%B1dalar&gs_l=psy-ab.12...2679.24450.0.29248.27.20.2.0.0.0.2258.6274.0j1j1j3j1j1j2j9-1.11.0....0...1c.1.64.psy-ab..14.4.2506.6..0j35i39k1j0i131i67k1j0i67k1j0i131k1j0i22i30k1.503.mCZXU1jTk6U

3. https://www.google.com.tr/search?ei=DbvyWv_zEoi1sQHfr5foBw&q=probiyotik+ve+prebiyotik+derne%C4%9Fi+Gazl%C4%B1+ve+%C5%9Fekeri+oran%C4%B1+y%C3%BCksek+i%C3%A7ecekler%2C+cipsler+ve+katk%C4%B1+maddeli+g%C4%B1dalar&oq=probiyotik+ve+prebiyotik+derne%C4%9Fi+Gazl%C4%B1+ve+%C5%9Fekeri+oran%C4%B1+y%C3%BCksek+i%C3%A7ecekler%2C+cipsler+ve+katk%C4%B1+maddeli+g%C4%B1dalar&gs_l=psy-ab.3...42025.50005.0.50282.33.25.0.0.0.0.563.3127.2-5j1j2j1.9.0....0...1c.1.64.psy-ab..30.0.0....0.FMrlNOdiCPo

İlgili Diğer Yazılar:

Devamını Oku

BAĞIRSAKLARDAKİ SEROTONİN MUTLU EDER Mİ

Bağırsak mikrobiyotasının tüm kronik enflamatuar hastalıklarda rolü olduğu ve adam gibi beslenmenin birçok hastalığı önleyeceği hatta tedavide ilaçlar kadar etkili olabileceği muhakkak.

Depresyonun oluşumu ve ağırlığında da bağırsak mikrobiyotasının önemi olduğunu düşünüyorum ama bu, "Antidepresan ilaçlara gerek yok, biz bunu turşu, şalgam suyu, tarhana çorbası ile tedavi ederiz" manasına da gelmemeli.

Antidepresan ilaçlar doğru hastada doğru şekilde kullanıldığında çok faydalı ve hatta hayat kurtarıcı ilaçlardır.

Gel gelelim antidepresan ilaçların çok yüksek oranlarda gereksiz yazıldıkları da kötüye kullanıldıkları da ciddi yan etkileri olduğu da bu yan etkilerin gizlenmeye çalışıldığı da ortada.

Özetle, antidepresan ilaçları toptan reddetmek ne kadar yanlışsa bunlara methiyeler dizmek, söz söyletmemek de o kadar yanlış.

İlaçların yüzde 90' ının gereksiz yere yazıldığına inanıyorum.

İlaç yerinde kullanıldığında işe yarar, aksi takdirde zehirden başka bir şey değildir.

Şu meselelere dikkat:

BİR: Bugüne kadar sadece birkaç psikiyatristin "Antidepresan ilaçların gereksiz yazıldığı çok oluyor" dediğini duydum.

İKİ: Psikiyatristlerin hemen hepsi "Gereksiz alınan antidepresanları değil, gereken hastaların çoğunun antidepresan almamalarını" dert ediyor.

ÜÇ: Psikiyatristler "Antidepresanlar bağımsızlık yapmaz" diyorlar ama bu ilaçlara bir başlayan bir daha bunları bırakamıyor.

DÖRT: Psikiyatri dünyasının "Gereksiz yere alınan antidepresanlardan zarar görenler" diye bir meselesi yok.

BEŞ: Bu kadar antidepresan hayranı olan bir âlemde elbette bir o kadar da "anti-antidepresancılar" olması şaşırtıcı değildir.

***

Bağırsak ile beyin ilişkisi uzun zamandır bilimin incelediği bir başlık ve son yıllarda bu ilişkiye verilen önemin arttığını gösteren çalışmalar var. Öyle ki artık bağırsaklar vücudun “ikinci beyni” olarak nitelendiriliyor. Bazı uzmanlar, mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin önemli bir kısmının bağırsaklarda üretildiğini, bu nedenle beslenme ile psikolojik denge arasında bağlantı olduğunu söylerken bazı uzmanlar ise bağırsak hücrelerinden salgılanan serotonin ile beyindeki serotoninin farklı işlevlere sahip olduğunu belirtiyor. 

Son yıllardaki bilimsel çalışmaların konusu olan bağırsak-beyin ilişkisinde öne çıkan noktalardan biri de serotonin hormonu. “İyi ve mutlu” hissetmede etkili olan bu hormonun önemli bir kısmının bağırsaklarda üretildiği ve beslenmenin, psikoloji üzerinde önemli etkisi olduğu söylemi bazı çevrelerde kabul görüyor. Ancak İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Atilla Bektaş ile Nöropsikofarmakoloji Uzmanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay’a göre durum böyle değil. Uzbay ve Bektaş, serotoninin %90’ının bağırsaklarda sentezlendiğini ancak kan-beyin bariyerini geçemediğinden beyine ulaşamadığını ve burada etkili olamadığını söylüyor.

Serotonin konusundaki bazı bilgilerin kanıta dayanmayan ve okuyanı yanlış bilgilendiren nitelikte olduğunu savunan Dr. Bektaş ile Dr. Uzbay’ın bu konudaki görüşleri şöyle: 

“Gerçekte bağırsak hücrelerinden salgılanan serotonin (5-hydroxytryptamin ya da 5-HT) ile beyindeki serotonin farklı reseptörler yoluyla farklı işlevlere sahiptir [1]. Bilimsel çalışmalar, depresyon ve kaygı bozukluklarının beynin bazı bölgelerindeki sinir uçlarında yer alan serotonin seviyelerindeki değişiklikler ya da azalmalardan kaynaklandığını göstermektedir [2]. Vücudumuzdaki serotonin %90’ı bağırsaklarda yer alan enterokromaffin (argentaffin) olarak adlandırılan hücreler tarafından sentezlenmektedir. Serotoninin %1-2’si ise beyindeki sinir hücrelerince sentezlenir. Ayrıca bağırsak sinir ağında da bir miktar serotonin sentezlenir [2-4].

GUT BRAİN SEROTONİN, ile ilgili görsel sonucu

“BAĞIRSAKTAKİ SEROTONİN GÖREVİ FAKLIDIR”

Beyinde bulunan serotonin nörotransmitter olarak, bağırsaktan üretilip kana verilen serotonin ise bir hormon gibi işlev görür [5]. Bağırsakta sentezlenen serotonin, mide bağırsak kanalının boşaltılması gibi fonksiyonları düzenleyici özelliğe sahiptir. Buradaki serotonin kan-beyin bariyerini geçemediğinden beyine ulaşamaz ve burada etkili olamaz [5-7]. Beyindeki hücreler, besinlerle alınan triptofan denilen aminoasitten kendi serotoninlerini sentezler. Depresyon ve kaygı bozukluklarının tedavisinde nöronlarda bulunan bu serotonin miktarı etkilidir [8-10]. Kısaca vücuttaki serotonin birbirine karışmayan iki ayrı havuzda birbirinden farklı görevler üstlenmiştir [5].

“KARSİNOİD TÜMÖR HASTALARININ EN MUTLU KİŞİLER OLMASI GEREKİR”

Bağırsak serotonini ile depresyon arasında bağlantı kurulamayacağına en iyi örneklerden biri karsinoid tümör hastalarıdır. Bu hastalıkta bağırsaktaki argentaffin hücrelerinden salgılanan serotonin miktarı aşırı derecede artar. ‘'Bağırsaktan salgılanan serotonin mutlu eder’ mantığı ile bakıldığında, bağırsaktan aşırı serotoninin salgılandığı karsinoid tümörlü hastaların dünyanın en mutlu kişileri olması gerekir. Gerçekte bu tümöre sahip hastaların ruhsal durumları iyi değildir. Hastalarda aşırı miktarda artmış bağırsak serotonini ve onun metabolitleri nedeniyle ishal, ateş basması, karın ağrısı, çarpıntı gibi rahatsızlıklar görülür [11]. Serotonin konusunda başka bir yanlış bilgi ise muzun serotonin içeriğinden dolayı mutluluk verdiğidir. Muzun serotonin içeriği de aynı şekilde kan-beyin bariyerini geçemez [12].

NEDEN AĞIZDAN ALINAN SEROTONİN PREPARATI YOK?

Yaklaşık 70 yıldır bağırsak argentaffin hücrelerince serotonin salgılandığı bilinmektedir [2]. Ancak şimdiye kadar ağız yoluyla alınan herhangi bir serotonin preparatı geliştirilmemiştir.

GUT BRAİN SEROTONİN, ile ilgili görsel sonucuBAĞIRSAK BEYİN EKSENİ (AKS) NASIL ÇALIŞIR?  

Bu eksen üzerinde yapılan çalışmalar depresyon dâhil birçok nöropsikiyatrik bozuklukluğun nasıl oluştuğu konusuna tam bir açıklık getirememektedir. Bu aks üzerinde serotonin dışında otuzdan fazla nörotransmitter rol oynamaktadır [13,14].  Serotoninin de bugün bilinen en az 14 farklı reseptör alt grubu vardır. Bunlardan birkaçı (örneğin 5-HT1A) depresyon ve kaygı bozukluklarında rol oynarken diğerleri farklı görevler üstlenmiştir [1].

BAĞIRSAK MİKROBİYOTASININ ROLÜ

Bağırsaktaki faydalı mikroorganizmalar bazı nöropeptitlerin salgılanmasını düzenleyerek beyin fonksiyonları üzerinde olumlu etki oluşturabilir [15,16]. Bağırsak faydalı bakterileri bir araya gelip şiir yazıp, matematik problemi çözemez ancak duygusal durumları etkileyebilir [17]. Ancak psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların tek nedene bağlı olarak oluşmadığı unutulmamalıdır. Bağırsak sağlığımız iyiyse, bağışıklık ve sindirim sistemi de güçlü olacağından, kendimizi mutlu ve dinç hissederiz. Bu durum bütün organlar için geçerlidir. Örneğin karaciğer ve böbrekleri iyi çalışmayan birinin beyin fonksiyonları bu durumdan olumsuz etkilenir.

GUT BRAİN SEROTONİN, ile ilgili görsel sonucu

ANTİDEPRESAN İLAÇLARLA İLGİLİ İDDİALAR

Bazı çok satan kitap bilgilerine dayanılarak yapılan yanlış bilgilendirme sonucunda, ülkemizde ve dünyada birçok insan etkisi kanıtlanmış olan “seçici serotonin gerialım inhibitörleri (SSRI)” gibi depresyon ilaçlarının kullanımını bırakarak, probiyotik etki gösteren turşu ve salgam suyu gibi yiyecekleri tüketmeye teşvik edilmektedir. Bu, hasta sağlığı açısından ciddi sakıncalara neden olacak bir durumdur. Antidepresan ilaçların yerinde ve doğru biçimde kullanılmaları akılcı ilaç kullanımı çerçevesinde tartışılmaktadır. Antidepresanların hiçbir işe yaramadığını iddia etmek ölümcül sonuçları da olabilecek ciddi bir yanıltmadır.”

KAYNAKLAR: 

1-Mann JJ (1999) Role of the serotonergic sysem in the pathogenesis of amjor depression and suicidal behaviour. Neuropsychopharmacology, 21:99-105.
2-Lv, J., & Liu, F. (2017). The role of serotonin beyond the central nervous system during embryogenesis. Frontiers in cellular neuroscience, 11, 74.
3-Gershon, M. D. (2013). 5-Hydroxytryptamine (serotonin) in the gastrointestinal tract. Current opinion in endocrinology, diabetes, and obesity, 20(1), 14.
4-Gershon, M. D. (1999). Review article: roles played by 5‐hydroxytryptamine in the physiology of the bowel. Alimentary pharmacology & therapeutics, 13(s2), 15-30.
5- El-Merahbi, R., Löffler, M., Mayer, A., & Sumara, G. (2015). The roles of peripheral serotonin in metabolic homeostasis. FEBS letters, 2015 589(15), 1728-1734.
6- Nakatani, Y., Sato‐Suzuki, I., Tsujino, N., Nakasato, A., Seki, Y., Fumoto, M., & Arita, H. (2008). Augmented brain 5‐HT crosses the blood–brain barrier through the 5‐HT transporter in rat. European Journal of Neuroscience, 27(9), 2466-2472.
7- Guyton, A.C.; Hall, J.E.; Tıbbi Fizyoloji; Bölüm 62, sa:753-762; Nobel Tıp Kitabevi, 2013.
8- Molliver, M. E. (1987). Serotonergic neuronal systems: what their anatomic organization tells us about function. Journal of clinical psychopharmacology, 7(6), 3S.
9- Baumann, P. (Ed.). (2013). Transport Mechanisms of Tryptophan in Blood Cells, Nerve Cells, and at the Blood-Brain Barrier: Proceedings of the International Symposium, Prilly/Lausanne, Switzerland, July 6–7, 1978 (Vol. 15). Springer Science & Business Media.
10- Young, S. N. (2007). How to increase serotonin in the human brain without drugs. Journal of psychiatry & neuroscience: JPN, 32(6), 394.
11- Mayo Clinic Staff, (2015), Carcinoid tumors, Mayo Clinic. http://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/carcinoid-tumors/home/ovc-20164792  and Basuroy R, Srirajaskanthan R, Ramage JK. Neuroendocrine Tumors. Gastroenterol Clin North Am 2016;45:487-507.
-12 Young, S. N. (2007). How to increase serotonin in the human brain without drugs. Journal of psychiatry & neuroscience: JPN, 32(6), 394.
13-Mazzoli, R., & Pessione, E. (2016). The Neuro-endocrinological Role of Microbial Glutamate and GABA Signaling. Frontiers in Microbiology, 7.    
14- Furness JB(2000) Types of neurons in the enteric nervous system. J Auton Nerv Syst. ;81(1-3):87-96.
15-Evrensel. A & Ceylan. M.E (2015) The Gut-Brain Axis: The Missing Link in Depression. Clin Psychopharmacol Neurosci. ; 13(3): 239–244
16-Fetissov, S. O., & Dechelotte, P. (2011). The new link between gut–brain axis and neuropsychiatric disorders. Current Opinion in Clinical Nutrition & Metabolic Care, 14(5), 477-482.
17- Azvolinsky, A. (2017). Human Gut Microbe Transplant Alters Mouse Behavior. The Scientist. http://www.the-scientist.com/?articles.view/articleNo/48678/title/Human-Gut-Microbe-Transplant-Alters-Mouse-Behavior/.

Kaynak: https://www.ntv.com.tr/saglik/bagirsaklardaki-serotonin-mutlu-eder-mi,DHD5jETmOEC3rxXafGy0gw

Devamını Oku

EN ÇOK İNTİHARIN GÖRÜLDÜĞÜ MESLEK DOKTORLUK

Amerikan Psikiyatri Derneği’ nin 2018 toplantısında sunulan bir araştırmada intihar oranı en yüksek olan mesleğin doktorluk olduğu bildirildi.

physician suicide rate ile ilgili görsel sonucu

Araştırmaya göre, intihar olaylarına genel nüfusta her 100 bin kişinin 12.3’ ünde rastlanırken, bu oran doktorlar için 100 binde 28-40 olarak bulundu.

Doktorlar en çok zehirleme ve asma yolunu tercih ediyorlar.

İntihar teşebbüsü kadın doktorlarda erkeklere göre daha az görülmekle beraber canına kıyma başarısı kadınlarda daha yüksek.

Araştırmalar, doktorlar arasında ruh hastalıkları, alkolizm ve madde bağımlılığının daha çok görüldüğünü ortaya koyuyor.

Kaynak: https://www.medscape.com/viewarticle/896257?src=soc_tw_180508_mscpedt_news_psych_anxiety&faf=1

Devamını Oku

YAYLI TANBURUN BÜYÜK USTASI: FAHRETTİN ÇİMENLİ

9 Mayıs 2018 cuma günü Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi' nde Tanburi Fahrettin Çimenli' ye bir vefa konseri gerçekleştirildi.

Osman Nuri Özpekel tarafından hazırlanan konserde kürdilihicazkar faslı ve solo şarkılar vardı.

Bu vesile ile değerli büyüğüm Fahrettin Çimenli için bundan 10 sene kadar önce kaleme aldığım ve Güneş gazetesinde de yayınlanmış olan bir yazımı takdim ediyorum.

***

Sazını çok iyi çalan, onunla adeta oynayan sanatçılar için halk arasında ‘sazını konuşturuyor’ derler. Müzisyenler arasında ise daha çok ‘sazını yenmiş’ deyimi kullanılır.

Türk müziğinde sazlarını konuşturan, sazlarını yenmiş, isimleri adeta sazları ile bütünleşmiş pek çok usta sanatçı vardır. Mesela, udda Kadri Şençalar, Yorgo Bacanos, Cinuçen Tanrıkorur… tanburda İzzettin Ökte, Necdet Yaşar… kemanda Hakkı Derman, Nubar Tekyay… kemençede Mesud Cemil, Ruşen Kam, Cüneyt Orhon… kanunda Ahmet Yatman, İsmail Şençalar, Erol Deran… ilk anda hatırladığım isimler.

Türk müziğinde bir sazendenin ustalığı, sazını ne kadar iyi çaldığı ancak ‘taksim’deki başarısıyla belli olur. Sazın teknik olarak mükemmel çalınması, ses sanatçısına çok iyi eşlik edilmesi yeterli değildir. Zaten, isimlerini yukarıda saydığım isimler saz çalma tekniklerindeki üstünlüklerinden çok taksimdeki başarılarıyla unutulmaz olmuşlardır.

Gerçekten de Türk müziğinde taksimin çok özel bir yeri vardır. Batı müziğinde  ‘emprovize çalmak’ veya ‘solo yapmak’ gibi terimlerle ifade edilen taksim, sanatçının sazını o an ‘irticalen’, yani içinden geldiği gibi çalmasıdır.    Taksim, bir çeşit hemen oracıkta yapılıveren bir bestedir, ancak bu asla gelişigüzel bir icra da değildir. Taksimin belli kuralları vardır, ama taksimin notası yoktur. Hiçbir taksim diğerine benzemez. Taksim notası diye bulunan notalar, bu işi öğrenmek isteyenlere yol göstermek için yapılmış örneklerden ibarettir.

İyi taksim yapabilmek için çalanın tekniğinin çok iyi olması, sazına hakim olması yeterli değildir. Hatta, sazını çok teknik çalanların taksimlerinin biraz tatsız olduğunu bile söyleyebiliriz. Taksim tıpkı bestekarlık gibi gönül işidir, insanın içinden gelen duyguların sazla ifadesidir. İyi taksim yapabilmek için elbette müziği, makamları ve geçkileri çok iyi bilmek, çok çalışmak gerekir, fakat ‘Allah vergisi’ o yetenek olmadan da taksim ‘taksim’ olmaz.

TAKSİM MEYDANINA İSMİ VERİLECEK BÜYÜK USTA  

Türk müziğinde günümüzün bir numaralı taksim ustalarından biri de yaylı tanbur üstadı Fahrettin Çimenli’ dir. Mehmet Barlas’ ın, ‘İstanbul’ a belediye başkanı olsam, yapacağım işlerden biri Taksim Meydanı’na onun adını vermektir.’ diyerek övdüğü sanatkâr odur.

 Zaten Türkiye’ de yaylı tanbur denince akla gelen iki isim vardır: Biri, geçen yıl kaybettiğimiz Ercüment Batanay, diğeri ise Allah sağlıklı, uzun ömürler versin Fahrettin Çimenli’dir.

FAHRETTİN ÇİMENLİ

8 Ocak 1934 yılında İstanbul’da Anbarlı’da doğan Fahrettin Çimenli müziğe halk musikisiyle bağlama çalarak başlamış, fakat daha sonra tanbur sazını dinlemiş, sevmiş önce mızraplı, daha sonra da yaylı tanbura geçmiştir ve o günden beri de sazını elinden bir daha düşürmemiştir.

Fahrettin Hoca’ yı ben yıllar önce Cahit Gözkan üstadın evinde yapılan fasıllarda tanıdım. Sayısız konserde, ev toplantılarında dinledim. Çok şükür ki, onun yanında onu dinleyerek ud çalmanın mutluluğuna da eriştim. Müziği bu kadar çok seven, sazını bu kadar aşkla, bıkmadan, usanmadan ve ‘amatör bir heyecan ile’ çalan ender sanatkârlardan biridir o.  

Fahrettin Çimenli’nin bütün taksimleri titiz ve zevklidir, adeta oya gibi işlenmiştir. Makamdan makama geçişleri mükemmeldir. Birçok başka saz çalan müzisyenin bu incelikleri öğrenmek için onun taksimlerini saatlerce nasıl dinlediklerini çok iyi biliyorum.

Ney gibi yumuşak, insanı sarıp sarmalayan çok doğal, adeta ilahi bir sesi olan yaylı tanburun üstadı Çimenli en çok kürdilihicazkâr makamını sever. Bir başka güzeldir bu makamdaki taksimleri, yayı daha bir aşkla gider gelir. ‘’Kürdilihicazkâr bir tarafa, diğer makamlar bir tarafa’’ sözünü ondan kim bilir kaç kez işitmişimdir. En çok da bu makamı terkip etmiş olan Hacı Arif Bey’in ve yaylı tanbur da çalan, ancak o zamanlar sazın teknik eksikleri nedeniyle istediği verimi alamamış olan Cemil Bey’ in de Çimenli’ yi dinleyebilmiş olmalarını çok isterdim.

Fahrettin Çimenli, taksimdeki tartışılmaz ustalığı yanında ‘refakat sazı’ olarak da bütün ünlü yorumcularımızın gözdesi olmuştur. Müzeyyen Senar’dan Zeki Müren’ e, Mediha Demirkıran’ dan Behiye Aksoy’a, Perihan Altındağ’ dan Bülent Ersoy’ a kadar zamanının bütün popüler as solistlerine gazino sahnelerinde eşlik etmiştir. Günümüzün usta yorumcusu İnci Çayırlı’ nın da hem gazino, hem konserleri için olmazsa olmaz sazının Fahrettin Çimenli’ nin yaylı tanburu olduğunu çok iyi biliyorum.

YAYLI TANBUR CD’LERİ

Bu büyük ustanın belki yüzlerce plâk, kaset ve CD’de taksimlerini bulabilir, sazını dinleyebilirsiniz, ancak onun o efsunlu yayını doya doya dinlemek isteyenler için geçtiğimiz günlerde Fahrettin Çimenli/Yaylı Tanbur isimli iki CD yayınladı. Müzik marketlerde de bulabileceğiniz bu CD’lere Kaf Müzik (www.kafmuzik.com) adresinden de ulaşmak mümkün.

Bu CD’ leri tüm Türk müziği aşıklarına hararetle tavsiye ediyorum.

Devamını Oku

SAĞLIK BAKANLIĞI: ZORUNLU AŞI GÜNDEMİMİZDE YOK

Aile hekimlerinin gündeme getirdiği, 'aşı vurulması zorunlu hale getirilsin' talebi büyük tepki topladı. Türkiye'de 23 bin 642 ailenin çocuklarına aşı vurdurmayı reddettiğini belirten Sağlık Bakanlığı, gündemlerinde aşıyı zorunlu hale getirmek gibi bir uygulamanın bulunmadığını açıkladı.

Aile hekimlerinin gündeme getirdiği, 'aşı vurulması zorunlu hale getirilsin' talebine Sağlık Bakanlığından yanıt geldi. Türkiye'de 23 bin 642 ailenin çocuklarına aşı vurdurmayı reddettiğini belirten Sağlık Bakanlığı, gündemlerinde aşıyı zorunlu hale getirmek gibi bir uygulamanın bulunmadığını açıkladı. Bakanlık, aşılarla ilgili önyargının ortadan kaldırılarak vatandaşların gönüllü bir biçimde aşı yaptırmasının önemine işaret etti.

 

HASTALIKLARI YOK EDİYOR

Toplumsal bağışıklığın sağlanması için aşı yaptırılması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, uygulanan aşılar sayesinde dünyada yılda 6 milyon ölümün önlendiğine dikkat çekti. Dünyada uygulanan aşılama programları, yaşamı tehdit eden hastalıkların görülmesini önemli ölçüde azaltırken, 1924 -1944 yılları arasında büyük salgınlar ve ölümlere yol açmış olan çiçek hastalığı, yürütülen aşılama çalışmalarıyla 1977 yılından itibaren tamamen yok edildi.

SUÇİÇEĞİ'NDE ARTIŞ GÖRÜLEBİLİR

Sağlık Bakanlığı verilerine göre suçiçeği hastalığından korunmanın en iyi yolu aşılama olarak ifade edilirken, özellikle aşılanmayan çocuklarda suçiçeği vakalarının görüldüğüne dikkat çekildi.

Kaynak: https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-saglik-bakanligi-zorunlu-asi-gundemimizde-yok-11-681-77026.html

Devamını Oku

OTİZM HER SENE ARTIYOR

USA’ da 11 eyalette 325.483 çocuğun takip edildiği araştırmada 2014’ de her 59 çocuktan birine otizm teşhisi konduğu ortaya çıktı.

Aynı araştırmanın 2012’ deki sonuçlarına göre otizm her 68 çocuktan birinde görülüyordu.

Buna göre otizm teşhislerinin iki senelik dönemde yüzde 16 arttığı anlaşılıyor.

Hastalığa erkek çocuklarda kızlara göre 4 misli fazla rastlanıyor.

autism spectrum disorder ile ilgili görsel sonucu

Otizm neden artıyor

CDC, bu artışları teşhis kriterlerinin değişmesine, bildirimine ve farkındalığa bağlıyor.

Otizm görülme oranlarının her geçen sene artmasında bunların sadece bir dereceye kadar etkisi olabilir.

Tıp fakültesinde öğrenci iken biz de hocalarımız da otizm diye bir hastalığın adını bile duymamıştık.

Otizme 1980’ li senelerde 10 binde 2 ila 4 çocukta rastlanıyordu, 2000’ de her 150 çocuktan birine otizm teşhisi konduğu bildirildi.

Otizmin ülkemizdeki görülme sıklığı hakkında güvenilir bir bilgiye rastlamadım ama hastalığın bizde de arttığına hiç şüphe yok.

Otistiklerin tıp eğitimi olmayan halk tarafından bile tanınması ve hatta hemen herkesin çevresinde bir otistik çocuk olması hastalığın arttığının açık ve net göstergesidir.

autism spectrum disorder ile ilgili görsel sonucu

Gelelim neticeye

Uzmanlar, otizmdeki artışın çevresel faktörlere bağlı olduğu hakkında hemfikir olmakla beraber bu artışın kesin sebebi veya sebepleri bilinmiyor.

Bunu, hastalığa karşı farkındalığın artması ve teşhisin kolaylaşmasıyla izah etmek gerçeklere göz yummaktan, kendimizi kandırmaktan başka bir şey olamaz ve bunun kimseye bir faydası da yoktur.

Bilim dünyası, otizmdeki bu hızlı artışı gerçek bir artış değil diye küçümsememeli, hastalığın gerçek sebeplerini araştırmaya yoğunlaşmalıdır.

Bu gidişte dünya otistiklerden geçilmez olacak.

Kaynak: https://www.cdc.gov/mmwr/volumes/67/ss/ss6706a1.htm?s_cid=ss6706a1_w

Devamını Oku

YER ÇEKİMİNE DE DÜNYANIN YUVARLAK OLDUĞUNA DA KARŞI ÇIKILABİLİR

Selim Badur’ un Herkese Bilim ve Teknoloji isimli sitede yer alan “Aşılar tartışılmalıdır” yazısındaki önemli yanlışlar üzerine… başlıklı makalesini merakla okudum ve gerçekten çok ama çok faydalı buldum (1).

Tartışma meftunu biri olarak benim de bu mevzuda söyleyeceklerim var.

Sayın Badur’ un “....Herhangi bir konuda kuşkuyu elinin tersi ile itme...” düşüncesi elbette çağdaş bilimsel yaklaşım ile örtüşmeyen bir davranıştır. Kuşkuculuk olmadan, mutlak doğrular ile bilimsellikten bahsetmenin mümkün olmayacağı yadsınamaz bir gerçektir” sözlerinin altına ben de imzamı atıyorum.

Gel gelelim böylesine müthiş bilimsel bir ifadeden sonra “ancak” diye devam kısmına katılmam ne yazık ki mümkün değil.

Diyor ki: “Bugün, “Yer çekimi var mı? Dünya yuvarlak mı?” gibi soruları ortaya atmak, “bilimsel kuşkuculuk” şeklinde savunulası fikirler değildir, olmamalıdır.”

 

Benim için yerçekimi yoktur

Amsterdam Üniversitesi Teorik Fizik Bölümü öğretim üyelerinden Erik P. Verlinde Journal of High Energy Physics isimli dergide yayınlanan “On the Origin of Gravity and Laws of Newton” başlıklı makalesinde Newton’a karşı çıkıyor ve “Yerçekimi, ısı ve gazların davranışını tanımlayan termodinamiğin değerli kanunlarının bir sonucudur” diyor (2).

Üstelik de “Verlinde's new theory of gravity passes first test” başlıklı haberde de olduğu gibi bu teoriyi test eden ve “geçer not” veren başka bilim adamları da var (3).

Benim gibi sıradan bir insanın bu teorik fizik makalesinden bir şey anlaması ve hele de bir yorum yapması elbette olacak bir şey değil; haddimi bilirim.

Ben Verlinde’ nin bu makalesi ile ilgili olarak New York Times’ taki haberde yer alan “For me gravity doesn’t exist” (Benim için yerçekimi yoktur) cümlesini tekrarlamakla iktifa ediyorum (4).

Olacak şey değil, adam resmen yerçekimine “karşı çıkıyor”!

Sayın Badur’ dan bu kendini bilmez teorik fizikçilerin akıllarını başlarına almalarını sağlayacak, “önemli yanlışlarını ortaya koyan”, ders niteliğinde bir makale bekliyorum.

Verlindes new theory of gravity passes first test

 

Garip ama gerçek: Dünya yuvarlak değil

Sayın Badur “Dünya yuvarlak mı?” sorusunu da savunulacak fikir olarak görmüyor.

Oysa “dünya yuvarlıktır” sözünün ne kadar “yuvarlak” (kesin ve açık olmayan) bir ifade olduğu çok kısa bir araştırma ile ortaya çıkıyor.

Haddimi hududumu aşarak fizik tartışmalarına girmeden bu soru ile ilgili birkaç makale ve haberi hatırlatmak istiyorum.

Scientific American: Strange but True: Earth Is Not Round (5): Garip ama gerçek: Dünya yuvarlak değildir.

BBC Future: The Earth is not round (but it’s not flat either) (6): Dünya yuvarlak değildir, düz de değildir.

Space Daily: The Earth is not round (7). Dünya yuvarlak değildir.

NASA: Even though our planet is a sphere, it is not a perfect sphere (8). Gezegenimiz küre şeklinde olsa bile mükemmel bir küre değildir.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz ama gereği yok.

Amacım laf cambazlığı, kelime oyunları yapmak değil.

Bunları “...aşılar...” sözünün de yuvarlak (kesin ve açık olmayan) bir ifade olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Ne demek AŞILAR?

Hangi aşı, kızamık mı, çiçek mi, verem mi, kuduz mu, tetanos mu, rota mı, HPV mi, HIV mı, difteri mi, çocuk felci mi, boğmaca mı, hangisi?

Onlarca aşı var ve yakın gelecekte bunların sayısı “yüzlerce” olacak.

Aşılar diyerek tüm aşıları aynı kaba koymak doğru mu, bunun akıl, mantık ve bilime uyuşan bir tarafı var mı?

Bilimde “yuvarlak” ifadelere yer yoktur

Bilimsel ifadeler kesin, açık ve net olmak zorundadır.

Etkinlik ve emniyetleri ispatlanmış, kimsenin itirazının olmayan aşıları örnek göstererek tüm aşıları aynı kapta değerlendirmek bilimsel bir yaklaşım değildir.

Bunun, kurnaz seyyar satıcının tezgâhının ön kısmına gösterişli meyveleri dizmesi ama satış yaparken torbaya alttaki çürük ve yamuk meyvelerden de sokuşturmasından hiçbir farkı yoktur.

Aşılar tartışılmaz” sözü yuvarlak bir ifadedir, üstelik de hem mantıksız hem bilim dışıdır; asıl bu söz bilim karşıtlığının göstergesidir.

Bilimsel dayanakları ve gerekçeleri ortaya konarak belirli bir aşı için “tartışılmamalıdır” denebilir, bunu halk sağlığını koruma adına kabul etmek de mümkündür fakat ne yazık ki böyle bir ifade bilimsel bir değer taşımaz.

Çünkü “tartışılmaz” sözünün bilimde yeri yoktur.

Halk sağlığını koruma” gerekçesinin hele de bu kapitalist dünya düzeninde istismara ne kadar açık bir ifade olduğu da unutulmamalıdır.

Magazin dergileri tabii ki bilimsel araştırma yayınlamaz

Sayın Badur diyor ki: “Kırıkkanat’ın verdiği referanslar, bilimsel makaleler değil, “Le Point, Le Parisien” gibi magazinsel yönü ağır basan dergi ve gazetelerdir. . Belirtilen doğrultuda yaklaşımlara örneğin “Le Monde” gibi görece daha ciddi bir yayın organında rastlamak mümkün değildir.”

le parisien vaccination ile ilgili görsel sonucu

BİR: Bir gazeteciden bilimsel makale referansı beklenmez.

İKİ: Gazete ve dergiler de zaten bilimsel makalelerin yayınlanma mekânı değildir.

ÜÇ: Daha ciddi diye tarif ettiği Le Monde’ un da bilimsel makaleler yayınladığını zannetmiyorum.

DÖRT: Le Point dergisinin, Fransız halkının yüzde 41’inin aşı olgusuna tümden karşı olduğunu gösteren bir kamuoyu yoklamasını yayınlaması değil, varsa bu yoklama ile ilgili yanlış ve eksikler, önyargılı yorumlar tenkit edilebilir.

BEŞ: Bu referanslardan biri bir kamuoyu yoklamasının sonucunu duyurmak için veriliyor (Bunda bilim dışı hiçbir şey yok ve bilimsel bir kaynakta yayınlanması da beklenemez).

ALTI: Fransızcaya Fransız olduğum için Le Parisien’ de yayınlanan alüminyum raporu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Bu rapor, kısaltılmadan, çarpıtılmadan olduğu gibi yayınlanmış ise bunda da bilim ve etik dışı bir husus olamaz ama hatalı ve eksik bilgiler ve taraflı yorumlar ihtiva ediyorsa, bu elbette kabul edilemez.

Badur, Le Parisen’ e de bir mektup yazarak bu hata ve eksiklikleri gazetenin yüzüne çarptı mı, merak ediyorum.

YEDİ: Bu olayla ilgili olarak Le Monde’ de bir haber veya yorumun yayınlanmamış olmasına da ihtimal vermiyorum ama Fransızca bilmediğim için araştırmam mümkün olmadı.

SEKİZ:  “Aşılar tartışılmamalıdır” sözünün hangi bilimsel kaynakta yer aldığını, hangi bilimsel araştırmalara dayandığını da bulamadım (Bildirirse memnun olurum).

Devam edecek.

Kaynaklar:

1. https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asilar-tartisilmalidir-yazisindaki-onemli-yanlislar-uzerine

2. https://link.springer.com/article/10.1007%2FJHEP04%282011%29029

3. https://phys.org/news/2016-12-verlinde-theory-gravity.html

4. https://www.nytimes.com/2010/07/13/science/13gravity.html

5. https://www.scientificamerican.com/article/earth-is-not-round/

6. http://www.bbc.com/future/story/20160603-the-earth-is-definitely-not-round-but-its-not-flat-either

7. http://www.spacedaily.com/reports/The_Earth_Is_Not_Round_999.html

Devamını Oku

ALMANYA YABANİ OT İLACI GLİFOSATI YASAKLIYOR

Almanya Tarım Bakanı Julia Koecker yabani ot zehri olan glifosatın evlerin bahçeleri, park ve spor sahalarında kullanılmasına son vermek ve tarımda kullanım için masif sınırlar getirmek için bir tüzük tasarısı hazırlığının sonuna geldiklerini açıkladı.

Glifosat, dünyada en çok satılan yabani ot öldürücü kimyasal olup Almanya’ daki ekinlerin yüzde 40’ ında kullanılmaktadır.

40 seneden beri piyasada olan glifosatın insan sağlığına ve çevreye olan zararlarını ortaya koyan birçok çalışma var.

Glifosat, melanom, kemik, karaciğer, tiroit, pankreas kanserleri ve non-Hodgkin lenfoma ile ilişkilendiriliyor, sakat doğumlara, kısırlığa ve organ zararlarına yol açtığı iddia ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ ne bağlı International Agency for Research on Cancer, glifosatı 2015’ de muhtemel karsinojen olarak ilan etti.

Kaynak:

https://www.reuters.com/article/us-germany-politics-glyphosate/germany-moving-ahead-with-plans-to-restrict-weed-killer-glyphosate-idUSKBN1HO2IM

Devamını Oku

İLAÇ ARAŞTIRMASINA ŞAİBE KARIŞTI

Bu önemli haberden alınması gereken dersler var:

BİR: Hastalara elbette umut verilmeli, morallerini yüksek tutmaları sağlanmalı ama bunda aşırıya kaçmanın çok daha zararlı olabileceği de unutulmamalı.

İKİ: Yeni çıkan ilaçlar neden ülkemize hemen gelmiyor diye ortalığı ayağa kaldıranların çok doğru bir iş yapmadıkları bir kere daha ispatlanıyor.

ÜÇ: Elbette yeni ilaçlar üzerinde çalışılmalı ve gerçekten umut vaat edenler gönüllüler üzerinde denenmelidir; yeni ilaç keşfinin yolu budur ama insanların aldatılmaları da olacak şey değildir.

DÖRT: Denizde su bitmeyeceği gibi ilaç endüstrisinde de şaibe bitmez.

***

AL Amiloidoz Hastaları geçen hafta tatsız bir haber aldılar. Bir süredir NEOD001 isimli bir ilaç üzerinde çalıştığı bilinen Prothena Laboratuvarı, hastalık konusunda beklenen etkiyi göstermediği için bu ilaçla ilgili çalışmaları durdurduğunu açıkladı.

Haber, AL Amiloidoz hastaları için tam bir hayal kırıklığıydı. Araştırma süreci içinde sürekli umut pompalanan bu ilaçla ilgili çalışmaların durdurulduğunun açıklanması, hastalar üzerinde gerçek manada bir "şok" etkisi yaptı.

Büyük hayal kırıklığı..

İlaç araştırmasını yakından takip eden, dünya ölçeğindeki hastaların bir bölümü, laboratuvarın pazar yaratmak amacıyla umut verici iddialar yaydığını öne sürerek tepki gösterdi.

Hayal kırıklığı yaratan ve tepkiye yol açan da buydu. Ticari kaygılar gözetilerek, aşırı iddialarla büyük umutlar pompalandığını düşünen hastalar, şimdi kendilerini kandırılmış hissediyorlardı.   

Bu ilaç araştırmasını Türkiye'den yakından takip eden Müge Ataman, gelişmeleri bir "skandal" olarak tanımlıyor.

Kendisi de AL Amiloidoz hastası olan ve bu nadir hastalık hakkında farkındalık yaratmak için gösterdiği çabalarla tanınan Ataman'a, önce ilacın önemini sorduk, şöyle anlattı;

Sadece destekleyici tedavi

"Hastalığımın tam bir çaresi yok. Kemoterapi ve Kök Hücre Nakli ile hastalığım kontrol altına alınabiliyor. Ancak bir Plazma Hücresi Hastalığı olan bu hastalık aynı zamanda organlarda birikim yapıp (metastaz gibi düşünün ama biz ona ''Tutulum '' diyoruz bu hastalıkta) organları ve fonksiyonlarını bozuyor ve buna tıp mevcut imkanlarla hemen hiç bir şey yapamıyor destekleyici tedavi dışında. Çünkü o ''Tutulumu'' giderecek ve organları ve fonksiyonlarını bozan amiloid birikimi çözecek bir ilaç yok henüz."

Ataman, NEOD001 isimli ilaç için yapılan araştırmanın Amiloidoz hastaları arasında büyük bir heyecan ve ümit yarattığını söyledi ve yaşanan süreci şöyle anlattı;

"Büyük umutlar verdiler.."

"ABD'de Prothena adlı laboratuvar, benim de denek olmayı çok istediğim, NEOD001 adlı bir ilacın bu birikimleri çözerek tam olarak iyileşme sağladığını iddia ederek yola çıktı. Uzunca bir süredir hemen her uluslararası kongrede ve diğer hasta ve hekim ortamlarında bu iddiasını dile getirdi.

Bu süreçte Avrupa Tıbbının bu çalışmaya hep çekinceli yaklaştığını gözlemledim. Gerek NAC (Londra Üniversitesi Amiloid Merkezi ) ve kurumun başında bulunan Profesör Dr. Hawkins, gerek Pavia Üniversitesi Politecnico San Mateo 'dan ve Amioloidoz Hastalığının en büyük ismi Prof. Dr. Merlini, bu ilaca yönelik olarak ''Mekanizma nasıl çalışıyor açıklayamıyorlar. '' diyerek, hep temkinli yaklaşarak en az bir yıl öncesinden bazı sinyalleri vermelerine rağmen, ABD'li kuruluşlar o denli ileri gittiler ki, dünyadaki tüm hastalar, hepimiz, bu ilaç için 2019'da FDA'dan (Amerikan Gıda Ve İlaç Dairesi) onay alınarak ilacın ticarileşeceğine hemen hemen emindik. Hekimler ve hastalar olarak.

Kendi iddialarına göre dünyadaki ilk ilaç olacaktı. Biz AL Amiloidoz hastaları için ta ki birkaç gün öncesine kadar da bu iddialarını hep savundular.

"Etik olmayan yöntem"

Ancak bir hafta önce ilacın hemen hiç bir işe yaramadığı, bazı durumlarda deneklerde uygulanan Plasebo'nun (Klinik araştırmalarda kullanılan içi boş ilaç) daha etkili olduğu ortaya çıktı.

Binlerce hasta çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşadık. Görünen o ki; biliniyordu ama pazar kaptırmamak adına hiç etik olmayan bir yöntem izleyerek herkesi kandırdılar ve sonunda da açıklama yapmak zorunda kaldılar.  

Ciddi bir skandal. Şimdi hem laboratuvar ve maalesef hem de onların söylemlerini gereğinden fazla benimsemiş, adeta laboratuvarın avukatı kesilmiş bir kısım hastalar ve kuruluşlar durumu nasıl toparlayacaklarını bilemiyorlar.

"Sorumsuzca davrandılar.."

Türkiye'den ben ses verdim. ''Etik olmayan bir şekilde , sorumsuzca davrandınız , sizin özrünüz bizim için hayat meselesi'' dedim. Nefret ediyorlar benden.. Pek çok ülkeden hastadan destek aldım

Bir grup Amerikalı '' Hayal kırıklığına uğradık ama araştırmaları için Prothena'ya minnettarız '' türü abuk subuk laflar gevelediler. 2019 için umutlar tükense de mevcut imkanlarla, idealist, özverili, onurlu hekimlerimizle ve Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi gibi merkezlerimizle mücadeleye devam edeceğiz. .

"Söylentiler var.."

Bir de bu ilacı Türkiye'ye getirtelim diye deli gibi uğraşmıştım. Aslında büyük çıngar çıktı Amerikalılarla Avrupa Ekolü arasında. Hastaların bir kısmının para aldığı ve ortamı manipüle ettiği de söylentiler arasında.

Prothena'nın hisseleri çakıldı. En büyük yatırımcı olan İngiliz yüzde yetmiş hissesini kandırıldığı gerekçesi ile elden çıkarttı. Bunlar Reuters kaynaklı çok ilginç gelişmeler."

Kaynak: http://eczaciyiz.net/haber/ilac-arastirmasina-saibe-karisti/798521731

Devamını Oku