Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

BAZI TANSİYON İLAÇLARI PANKREAS KANSERİ RİSKİNİ ARTIRIYOR

AACR’ nin senelik toplantısında sunulan bir raporda kısa etkili kalsiyum kanal blokerlerinin (KKB) menopoz sonrası kadınlarda pankreas kanser riskini artırabileceği bildirildi.

Kısa etkili KKB içinde nifedipin, nikardipin ve diltizem var ve bu etken maddeler ülkemizde de çeşitli isimler altında eczanelerde satılmaktadır.

Kalsiyumun kalp ve damar hücreleri içine girmesini engelleyen bu ilaçlar kardiyak stres ve yükü azaltırlar; yüksek tansiyon dışında ritim bozuklukları ve çeşitli kalp-damar hastalıkları için tüm dünyada yaygın olarak kullanılırlar.

Son senelerde tansiyon düşürücü ilaçların kullanımının ileri derecede arttığı da dikkate alındığında genel nüfusta bu ilaçlarla pankreas kanseri arasındaki ilişkinin çok iyi incelenmesi gerektiği ortaya çıkar.

Short-acting Calcium Channel Blockers ile ilgili görsel sonucu

Araştırma kadınlar üzerinde yapıldı

Araştırma, antihipertansif ilaçların ve eriyebilen ilerlemiş glikasyon son ürün reseptörlerinin (sRAGE) pankreas kanseri riskini ne ölçüde etkilediklerini belirleyebilmeyi amaçlıyordu.

Daha önceki çalışmalarda da sRAGE’ nin anti-enflamatuar etkisi olduğu ve pankreas kanseri riski düşüklüğü ile ilişkili olduğu gösterilmişti.

Antihipertansif ilaçlar da sRAGE seviyelerini artırdıkları için bu ilaçların pankreas kanseri riskini azaltabilecekleri bekleniyordu ama umulanın tam aksi bir sonuçla karşılaşıldı.

Araştırma, Women’s Health Initiative kapsamındaki 50-79 yaş arasındaki 145.551 kadının takip edilmeleriyle gerçekleştirildi.

Kadınların hangi tansiyon ilaçlarını kullandıkları ve bunların doz ve süreleri belirlendi.

Beta bloker, diüretik, ACE inhibitörü ve KKB olmak üzere dört grup ilaç değerlendirildi.

Bu grup içinde 842 kadında pankreas kanseri teşhis edildi.

Bunların 489’ nda ve kanser dışı katılımcılardan oluşan 977 kişide serum sRAGE seviyeleri ölçüldü.

Short-acting Calcium Channel Blockers ile ilgili görsel sonucu

Pankreas kanseri riski yüzde 66 artıyor

Hesaplamalarda KKB kullanan kadınlarda pankreas kanseri riskinin diğer tür ilaç kullananlara göre yüzde 66 fazla olduğu, bu ilaçları üç veya daha uzun seneler kullananlarda riskin yüzde 107’ ye yükseldiği tespit edildi.

Diğer üç grup ilacın pankreas kanseri ile bir ilişkisi gösterilemedi.

KKB kullanan kadınlarda sRAGE seviyeleri diğer tür ilaçları alanlara göre anlamlı derecede düşük idi.

Bu sonuçlar, KKB’ lerinin sRAGE salgısını azalttıklarını ve bunun da sRAGE’ nin enflamatuar cevapları baskılayıcı etkisini azalttığını düşündürüyor.

Kronik enflamasyonun hem pankreas kanseri ve hem de birçok kanserler için bir risk faktörü olduğu kabul ediliyor.

Pankreas kanserinden ölüm riski çok yüksektir

Pankreas kanseri USA’ da ölüme yol açan kanserler listesinde dördüncü sırada yer alıyor ve 2018’ de 44.330 kişini pankreas kanserinden ölecekleri hesaplanıyor.

Pankreas kanseri tipik olarak hipertansiyon gibi kronik bir hastalıkları da olan yaşlılarda görülüyor.

Gelelim neticeye

BİR: Bu araştırmanın gözleme dayalı olduğunu ve sadece menopoz sonrası kadınlar üzerinde yapıldığını hatırlatırım.

Dolayısıyla bu araştırmadan tüm nüfusu ilgilendirecek kesin bir hüküm çıkarılamaz ama menopoz sonrası kadınlarda özellikle de pankreas kanseri riski yüksek olanlarda kısa etkili KKB’ den kaçınılmasının uygun olacağı söylenebilir.

İKİ: Tansiyon ilaçlarının doğru kullanıldıklarında hayat kurtarıcı oldukları elbette tartışılmazdır ama bu ilaçların gereksiz yere kullanıldıkları da unutulmamalıdır.

ÜÇ: Hipertansiyonda özel durumlar dışında hemen ilaç başlanması asla doğru değildir.

DÖRT: Yüksek tansiyon teşhisinde yapılması gereken ilk şeyler adam gibi beslenme, yeteri kadar hareketli olma, sigara ve alkolden uzak durma, yeterli ve kaliteli uyku, stressiz bir hayat gibi sağlıklı yaşamanın temel unsurlarının yerine getirilmesidir.

Kaynak: http://www.aacr.org/Newsroom/Pages/News-Release-Detail.aspx?ItemID=1185#.W0L23TFrzIU

Devamını Oku

BU İLAÇ AVRUPA’ DA TOPLATILIYOR

Bu "valsartan" ile ilgili ilke kaygı veren haber değil. Birçok çalışmada verilerin maniple edilerek ilacın olduğundan etkili gibi gösterildiği; şirket elemanlarının çalışmalara sızdığı bildirilmişti (1).  

Kaynak: http://ahmetrasimkucukusta.com/2013/08/01/yazilar/elestirel-yazilar/ilac-endustrisi/tansiyon-ilacinda-buyuk-skandal/

***

Hürriyet' in haberi:

AVRUPA kanserojen ihtiva edebileceği gerekçesiyle Çin yapımı ‘valsartan’ etken maddesi içeren tansiyon ve kalp ilaçlarını geri çağırıyor.

Avrupa Tıp Ajansı’ndan yapılan açıklamada Çin’in Linhai bölgesinde Zhejiang Huahai ilaç şirketi tarafından üretilen ‘valsartan’da kanserojen olabilecek kirlilik tespit edildiği bu nedenle toplatma kararı alındığı belirtildi. Vaspartan birçok tansiyon ve kalp ilacında kullanılan bir etken madde.

TÜRKİYE DE ALARMDA

Avrupa’dan sonra Türkiye de alarma geçti. Sağlık Bakanlığı, ülkede, bu üretim tesislerinde üretilmiş tansiyon ve kalp ilacı olup olmadığını araştırmaya başladı. İlaç bulunması durumunda Bakanlık gerekli işlemleri başlatacak.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/avrupa-valsartanli-ilaclari-toplatiyor-40889809

Devamını Oku

AMELİYAT METASTAZLARIN BÜYÜMESİNE YOL AÇABİLİR

Meme kanseri ameliyatı geçiren hastalarda memenin tamamen alınması veya etrafındaki sağlam doku ile beraber tümörün alınması şeklindeki müdahalelerden 12-18 ay sonra metastazların ortaya çıkması sık rastlanan bir tablodur.

Uzmanların çoğunluğu bu erken metastazların hastalığın tabii ilerlemesine bağlarlar; yani hasta ameliyat edilmemiş olsa da metastazlar gene ortaya çıkacaktır.

Bu olayın, kanser hücrelerinin ameliyat sırasında dolaşıma karışmasıyla veya daha önce vücudun başka yerlerine gitmiş olan uyku halindeki kanser hücrelerinin büyümesi ile gerçekleşebileceğini düşünenler de vardır.

Tümörle beraber önemli miktarda sağlam meme dokusu da alındığı için cerrahi işlemin tek başına kanserin yayılmasının sebebi olamaz ama ikinci ihtimal pekâlâ gerçek olabilir.

breast cancer surgery ile ilgili görsel sonucu

Kanser yayılmasının sebebi ameliyat değil iyileşme olayıdır

Yeni bir deneysel araştırma da kanserin yayılmasının sebebinin ameliyatın kendisinin değil ameliyat yerindeki “iyileşme olayının” olabileceğini düşündürüyor.

Araştırmada, daha önce meme kanseri olmayan farelerin vücutlarının farklı bölgelerine fare meme kanseri hücreleri ekildi (yalancı metastaz).

Başlangıçta tümör hücrelerinin büyümeye başladıkları ama daha sonra bir tür uyku haline geçtikleri görüldü.

Bu uyku hali bağışıklığı baskılanmış olan farelerde değil sadece bağışıklık sistemi sağlam olan farelerde ortaya çıktı ki bu bize bağışıklık sisteminin bu metastazları yok edemediğini ama sınırlandırdığını gösteriyor.

Sadece tümöre müdahale değil herhangi bir cerrahi girişim hayvanların yüzde 60’ ında, kontrol grubunda yer alanların ise ancak yüzde 10’ unda bu metastazların büyümesine sebep oldu.

immune system ile ilgili görsel sonucu

Cerrahi müdahale sistemik enflamatuar bir cevaba yol açar

Cerrahiden sonra tetiklenen sistemik enflamatuar cevapla beraber, büyümeleri tümör-spesifik T-hücreleri ile baskılanan metastaz yapmış hücrelerin çoğalmaya başladığı anlaşılıyor.

Yara iyileşirken bağışıklık sistemi fazla mesai yapar ve yara yerini onaracak, enfeksiyonu önleyecek ve kan damarlarının artmasını sağlayacak olan hücreleri olay yerine gönderir.

Kemik iliğinden aktive makrofajlar metastazların olduğu yerlere göçerler, tümörle ilişkili makrofajlara dönüşürler ve tümör yakınındaki bağışıklık sistemini baskılarlar, bu da uyku halindeki metastaz yapmış hücrelerin uyanması ve çoğalmasına yol açar.

Bağışıklık sistemi bu şekilde cerrahi yaranın iyileşmesiyle meşgulken vücudun diğer yerlerindeki kanser hücreleri de bir nevi “başıboş” kalıyor olabilir.

Beyin, akciğerler veya karaciğerde yerleşen bu metastazların memedeki kanserden daha tehlikeli olduğu ve hastaların bir kısmının bu sebeple öldükleri unutulmamalıdır.

immune system ile ilgili görsel sonucu

Anti-enflamatuar ilaçlar metastazları önleyebilir

Bu fare modelinde peri-operatif anti-enflamatuar tedavinin tümör büyümesini aşikâr bir şekilde azaltması da bu düşünceyi destekliyor.

Buna göre, benzer bir uygulamanın meme kanserli hastalarda erken metastazları önlemesi de mümkün olabilir.

Farelerde yapılan deneylerde meloksikam gibi anti-enflamatuar bir ilaç verildiği zaman bağışıklık sisteminin kanserin yayılmasını önleyebileceği görüldü.

Daha önceki çalışmalarda da mastektomiden sonra ketorolak gibi anti-enflamatuar ilaçların kanserin yayılmasını durdurabileceği gösterilmişti.

Gelelim neticeye

Bu araştırmanın sadece meme kanseri ameliyatı olanlar için değil tüm kanser ameliyatı olanlar için çok önemli sonuçları olabilir.

Cerrahi müdahale yapılacak hastalara yapılacak anti-enflamatuar tedavinin metastazları önlediğinin insanlar üzerinde de gösterilmesiyle kanser tedavisinde yeni bir dönem başlayabilir.

Bu arada kanserli hastalarda her türlü cerrahi travmanın riskli olması ihtimalinden dolayı bunlarda gereksiz müdahalelerden kaçınılmasının önemli olduğunu da vurgulamak gerekir.

Bu araştırmadan meme kanseri ameliyatlarının zararlı olduğu ve yapılmamasının daha hayırlı olacağı şeklinde bir sonuç çıkarmak yanlıştır.

Kaynak: http://stm.sciencemag.org/content/10/436/eaan3464?rss=1

Devamını Oku

NE BERBAT ŞEYLER YİYORUZ

Hürriyet' te Yalçın Bayer' in köşesinden:

HEKİM değilim.

Sağlık konusunda da çok engin bilgim yok. Ana hammaddesi mısır olan; sahte, GDO’lu, ilaçlı, hormonlu, kanser yapıcı, güçten düşürücü arızalı karışımlarla beslenmiş hayvanların ve bitkilerin ürünlerini (yumurta, tavuk, balık, süt, yoğurt, peynir, et, sebze, meyve) tüketmeyi reddetmeliyiz.

Tohum, gübre, ilaç, yem sektörlerini ele geçirmiş olan 10 kadar çete (küresel) holding 50-60 yıldır bizleri göstere göstere zehirliyor.

food. ınc ile ilgili görsel sonucu

Genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker (NBŞ), yedikçe yediren monosodyum glutamat (MSG-Çin tuzu), bünyenin kabul etmediği sahte yağlar, tadı-tuzu olmayan hormonlu meyve-sebzeler bizleri hastalıklı, ilaçlara bağımlı, düşünme/üretme yetileri azalmış, tembel varlıklara dönüştürüyor.

Saatlerce magazin, spor, laklak programlarını izleyen insanlarımız Canan Karatay, Ümit Aktaş, Ahmet Rasim Küçükusta, Yavuz Dizdar, Osman Müftüoğlu, Ahmet Aydın, Kenan Demirkol gibi sağlık uzmanlarının ilettiklerini pek kaale almıyor.

Kapalı, kirli, tıkış tıkış ortamlarda 38-42 günde, mısır temelli sahte yemlerle beslenen tavukları yiyerek kendimizi zehirliyoruz.

Gıda sektöründe milyonlarca insan çalışıyor. Bunlar işsiz kalmasın, sistem çökmesin diye sağlık sektörünün, akıl hastanelerinin müşterilerini arttırıyoruz.

food. ınc ile ilgili görsel sonucu

5 litrelik BPA’lı plastik kaptaki endüstriyel su 2.5-3 TL’ye satılıyor. Yani 1 ton suyu 500-600 TL’ye alır olduk. Hem paramız gidiyor hem de sağlığımız.

Dünyanın sağlıksız/kanserojen gıda sektörü ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, Çin, İsrail gibi etik, ahlak tanımaz ülkelerin dev şirketlerinin eline geçti. Bunlar medyanın bilinçlendirici yayın yapmasını reklamlarıyla engellemektedir. 

Hiçbir besleyici unsuru olmayan sahte gıdalarla ilgili uyarıcı FOOD.INC adlı belgeseli (https://youtu.be/iKoq4EhRtPM) herkesin mutlaka izlemesi şarttır.

food. ınc ile ilgili görsel sonucu

Çok ucuza sunulan yüksek tuzlu, sahte şekerli, hormonlu, tarım ilacı yüklü, kanser yapıcı, obezleştirici, ilaçlara bağımlı, alık kuşaklar oluşturucu ürünleri tüketmekten kaçınmalıyız. Bu gidişata dur denilmezse 81 milyonluk kitle, hasta, çelimsiz ve kanserle boğuşur hale dönüşecektir. 

Ekmeğimiz, yağımız, şekerimiz, sebzelerimiz, hayvanlarımız tümden sahte hale getirildi. Organik topraklarımızı yitirdik. Köylerimiz boşaldı. 

Kimyasal işlemden geçirilmemiş gıda yemez olduk... Bu durum bizleri neden rahatsız etmiyor? / Ali ÖZDEMİR

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/ne-berbat-seyler-yiyoruz-40888076

Devamını Oku

O ŞAFAK VAKTİNİN CİHANGİRİ

Geçen hafta salı günü, yani 28 haziran 2005 Cinuçen Tanrıkorur’un 5. ölüm yıldönümü idi. Zamanın ne kadar hızlı aktığına bir kere daha şaşırdım. Sanki onu daha birkaç ay önce Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki odasında ziyaret etmiştim.

Bir aydan beri iç hastalıkları bölümünde yatıyordu. Çok ağır, tedavisi olmayan hastalıklarla mücadele ediyordu gene. Eşi Barihüda Hanım daima yanı başındaydı. Keza ona hizmet etmekten ibadet edercesine zevk aldıklarını hissettiğim pek çok öğrencisi de hep odada ya da koridorlardaydılar. Ahmet Özhan, Filiz ve Ömer Şatıroğlu,  Necati Çelik ve diğerleri…

O, ise çok büyük sıkıntılar, acılar çekiyor olmasına rağmen huzur içinde yatağında yatıyordu. Damarlarında serumlar, ilaçlar, sondalar, burnunda oksijen kateteri vardı ve artık bu dünyadaki son saatlerini yaşıyordu. Ama yüzü nur içinde, gözleri pırıl pırıldı.

Ben onunla hastalıkları sırasında çeşitli zamanlarda birlikte olmuştum, bir an için olsun, bir kere olsun ümitsizlik, oflama, sızlanma, şikayet… duymadım. Her rahatsızlığının bir imtihan olduğunun bilincindeydi.

"Allah bana ikinci bir ömür ikram etti, benim ona hizmetle mükellef olmaktan başka yapacak şeyim yok" derdi. Çünkü, 1975 yılında konser vermek üzere Paris’e davet edilmiştir. Hazırlıklar tamamlanır ve tam yola çıkılacakken bir kaza olur ve udu kırılır. Kendisininkinden başka bir udu çalmayan Cinuçen Hoca, ustasına koşar. Ancak, udunun aynı gün içinde tamiri mümkün olmadığından bileti iptal edilir ve yolculuk ertesi güne kalır. Hoca’nın udunun kırılması yüzünden binemediği uçak Paris yakınlarında düşer ve uçaktaki herkes ölür.

Birçoklarınızın adını bile duymadığınızı, kim olduğunu bilmediğinizi sandığım Cinuçen Tanrıkorur, 20. yüzyılın en önemli kültür adamlarından biriydi ve gerçekten de farklı bir insandı.

20 Şubat 1938’de Fatih’ de doğdu. Babası Zaferşan Tanrıkorur, oğluna kendi isminin Kazan Türkçesindeki tam karşılığı olan ve “galip, muzaffer” anlamına gelen “Cinuçen” ismini koydu. Müzik eğitimine, amcası Mecdinevin Tanrıkorur’un kendisine 2.5-3 yaşlarından itibaren meşk etmesiyle başladı. Annesi sayesinde ud ile tanıştı ve kendi kendine çalmasını ve daha sonraları beste yapmasını öğrendi. Besteciliğe ise 14 yaşında Ferahnâk makamında oldukça parlak bir sazsemâîsi ile güftesi Fuzûlî’ye ait Şevkefzâ makamında bir şarkı ile başladı.  

Cinuçen Tanrıkorur,  İtalyan Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık bölümünü bitirdi. Şehirci mimar olarak devlet hizmetine girdi. 1973'te TRT Ankara Radyosu TSM şube müdürlüğü görevine getirildi ve burada 1982'deki istifasına kadar programcılıktan daire başkanlığına kadar çok çeşitli görevlerde bulundu. Konya’da Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne bağlı Müzik Eğitimi Bölümünü kurdu. 1989 yılında, irsî olan böbrek hastalığı dolayısıyla Kültür Bakanlığı tarafından ABD’ye gönderildi ve burada 117 eser besteledi. Bu dönemden sonra sürekli olarak hastalıklarla boğuşan Tanrıkorur, toplam sekiz ameliyat geçirmiştir ve bunların üçü ise henüz mimarlık öğrencisiyken yakalandığı kanser sebebiyledir.

DhWKY2-WAAAAC9O.jpg

Resim 11. Mayıs 1994 tarihinde Merdivenköy' deki evimizde çekilmiştir. Oturanlar Cinuçen Tanrıkorur, 2016 senesinde vefat eden ses sanatçısı Selma Sağbaş, yaylı tanbur üstadı Fahrettin Çimenli; ayaktakiler babam rahmetli dişhekimi Turhan Nesimi, karım Feryal, kanuni Bekir Reha Sağbaş, ben ve Dr. Mustafa Soyluoğlu.

***

Cinuçen Hoca, büyük bir bestekar idi. Türk müziği kadar Batı müziğini de çok iyi bilirdi. Onun müzikteki yerini tabii ki ancak müzikologlar değerlendirebilir. Çok çeşitli formlarda, benzersiz yüzlerce eser bestelediğini ve şedd-i sabâ, zâvil-aşîran ve gülbûse makamlarını onun bulduğunu söylemekle yetineceğim.

Cinuçen Hoca bir ud virtüözü idi. Batılı anlamda ilk ud metodunu o hazırlamıştır. Sesini de udu gibi güzel kullanırdı. Şarkı söylemesi kadar konuşması da mükemmeldi. Çok iyi derecede İtalyanca, İngilizce, Fransızca ve Latince bilirdi. Müzik Kimliğimiz Üzerine Düşünceler, Biraz da Müzik, Saz ü Saz Arasında, Osmanlılarda Müzik, Türk Mûsikîsi El Kitabı ve Çocuklar İçin Türk Mûsikîsi adlı yayınlanmış kitapları vardır.

Onu, Beşir Ayvazoğlu’nun şu sözleri ne güzel anlatır:

‘’…yürüyüşünden dinleyicilerini selamlayışına, pantolonunun ütüsünden saçlarını tarama biçimine, kelimeleri telaffuzundan kurduğu cümlelere kadar, her şeyi, her jesti, hatta her mimiği, milimetrik olarak hesaplanmış gibi ölçülü biçiliydi. Ve usta parmakları zarif hareketlerle ud'un tellerinde gezinmeye başlayınca, salon çok farklı bir mızrabın etkileyici titreşimleriyle doldu. Yeni ve çok farklı bir icra idi, ama dikkatle kulak verirseniz, kadim bir geleneği, tarihin derinliklerinden gelip sizi kalbinizden yakalayan esrarengiz bir tını olarak duyabiliyordunuz.’’

DhWLmlFXcAE5DpU.jpg

Cinuçen Tanrıkorur, Bekir Reha Sağbaş, Fahrettin Çimenli çalıyor Selma Sağbaş söylüyor (11 mayıs 1994 Merdivenköy).

GÜNAYDINIM, NAR ÇİÇEĞİM, SEVDİĞİM

Halkımız tarafından en çok tanınan eseri kürdilihicazkar makamında bestelediği sözleri Fevzi Halıcı’ ya ait olan şarkıdır.

Şavkıması, sana doğru yolların, 
Sana doğru, denizlerin çağrısı, 
Çırıl çırıl ötelerde bir güzel, 
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim..

Çıkmaz sokaklarda bu minyatür kim? 
Bu göğüs kim, ya bu gözler, bu saçlar? 
Uzak bir özlemde ayak seslerin, 
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim..

Bu yıldızlar doğan günü çağrışır, 
Bu gündüzler gözlerini çağrışır, 
Ya kimlere verdin avuçlarını? 
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim..

Vurdum tellerine seni, sazımın, 
Sende anahtarı, alın yazımın, 
Yağmur yağmur serpil yalnızlığıma, 
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim..

Benim en çok sevdiğim eserlerinden biri de Nisan Yağmuru isimli, güftesi Güngör Fahri Tüzün’e ait olan şarkısıdır:

Camlarda nakışlar belirirken yine yer yer,
Hep aynı nisan yağmurunun damlalarından,
Durmuş gibidir sanki zaman pencerenizde...
Bir çağrışımın böyle yaygınlaştığı her an,
Hep aynı hayal belli-belirsiz görünür de,
Efsanelerin çizdiği çehrendeki müjde,
Yağmurla yıkanmış camın ardında gülümser.

Son söz Hilmi Yavuz’dan:

‘’Cinuçen Tanrıkorur' un o elmas melodileri, şimdi, gemiler geçmeyen bir ummanda değil, kalbimizin tâ derinliklerinde çalıyor. O bizim için büyük ve aziz bir ölüdür, kalbimizde yaşayan.’’

Ben de 1974 yılı temmuz ayında Marmara Adası’nda tanıdığım ve orada ilk musiki bilgilerini aldığım Cinuçen Tanrıkorur’u rahmetle anıyorum. Ruhu şad olsun.

Devamını Oku

REÇETELERE ETKEN MADDE İSMİ YAZILMALI

Ankara Eczacı Odası' nın "Reçetelere ilaç ismi yerine etken madde yazılmalı" tavsiyesini ben zaten senelerdir dile getiriyorum.

Bu uygulama ilaç şirketleri ile doktorlar arasındaki menfaat münasebetlerini azaltmak bakımından da fevkalade önemlidir.

Bu tavsiyeye tüm doktorların ilaç yazma özgürlüklerinin ellerinden alınacağını gerekçe göstererek şiddetle karşı çıkacaklarına adım gibi eminim.

Bu vesile ile şu görüşlerimi tekrarlıyorum:

BİR: Reçeteli veya reçetesiz tüm ilaçlar, bitkisel tıbbi ürünler, doğal beslenme ürünleri, antioksidanlar, vitaminler, tıbbi amaçla kullanılan besin destekleri ve benzerleri mutlaka ve sadece eczanelerde satılmalıdır. 

İKİ: Besin destekleri ve benzeri ürünlere Tarım Bakanlığı değil sadece Sağlık Bakanlığı ruhsat vermeli, Tarım Bakanlığı' ndan alınan ruhsatlar Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmalıdır.

ÜÇ: Hiçbir ilacın reklâmı yapılmalıdır. Doktorlara ilaç reklâmı hatta ilaç tanıtımı yapılması da ilaç ve bitkisel ürünlerin internet yoluyla reklâm ve satışları da yanlıştır; bunlarla ilgili düzenlemelerin de bir an önce yapılması gerekir.

DÖRT: Tedavide eczacılar da doktorlar gibi sorumlu olmalıdır. Nasıl bir doktor yerine stajyer doktor, hemşire veya hasta bakıcının hasta bakması ve ilaç yazması mümkün değilse reçetelerin de kalfa veya çırak değil mutlaka "eczacı" tarafından değerlendirilmesi gerekir; çırak veya kalfa ilacı raftan alıp eczacının masasına koyan kişilerdir.

BEŞ: Eczacılar doktorların yardımcısı olmalıdır; ilacın nasıl kullanılacağını, nasıl saklanacağını, hastanın hangi durumlarda doktoru araması gerektiği gibi hususları hastaya anlatmakla yükümlü olmalıdır.

ALTI: Doktorların ilaç etkileşimleri konusunda bilgileri yetersizdir; neredeyse her gün yeni bir ilacın piyasaya çıktığı günümüzde ilaç etkileşimleri ve dozaj bakımından doktorları uyarmak da eczacıların vazifesi olmalıdır.

YEDİ: Diğer taraftan eczanelerde şampuan, deniz topu, oje, ruj, gözlük gibi ilaç olmayan ürünlerin hiçbirinin yeri olmamalıdır.

Eczacılar, sizinleyim!

***

Ankara Eczacı Odası Yönetim Kurulu tarafından, Mersin'in Tarsus ilçesinde bir eczanede, eczacının hastaya eş değer ilaç vermek istemesi üzerine gerçekleştiği öne sürülen, biri ağır 4 kişinin yaralandığı olaya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

Çok yakın bir zaman önce, Ankara'daki bir eczanede de eczacının hastanın reçetesiz antibiyotik talebini karşılamadığı için saldırıya uğradığı belirtilen açıklamada, "Her iki saldırıda da bir can kaybı yaşanmamış olması, tek tesellimiz olmakla birlikte, sağlık çalışanlarının yaşadığı şiddet olaylarının artması bizleri derinden üzmektedir." ifadesine yer verildi.

Mersin'deki saldırının eş değer ilacın hastaya verilmesinden dolayı gerçekleştiğinin basına yansıdığı belirtilen açıklamada, eş değer ilaç ve orijinali arasında tedavinin etkinliği konusunda hiçbir ayrım bulunmadığı vurgulandı.

pharmacy cosmetic ile ilgili görsel sonucu

Açıklamada, şu değerlendirmeler yapıldı:

"Odamız Denetleme Birimine hastalardan gelen her 10 yazılı şikayetten 2'si eczanelerde eş değer ilaç verilmesi ile ilgilidir. Yine günlük olarak eş değer ilaç konusunda telefon ile en az 3 hasta şikayette bulunmaktadır. Haftalık olarak ortalama 20 telefon şikayeti aldığımız bu konu ile ilgili, Odamız ilgili birimince muadil/eş değer ilaç arasında herhangi bir fark olmadığına dair bilgi, hastalarımıza sunulmakta ve halkımız eş değer ilaç konusunda sözlü ve yazılı olarak bilgilendirilmektedir.

Odamız tarafından yapılan bu bilgilendirmelerin hastaların sağlık okuryazarlığını artırdığına inanmakla birlikte, bu bilgilendirme sadece şikayette bulunan hastalara yapılabildiği için tüm kamuoyunun bilgilendirilmesi konusunda daha fazla çabanın gösterilmesi gerekmektedir."

Kamuoyunun eş değer ilaç başta olmak üzere, eczane hizmetleri de dahil tüm sağlık hizmetleri konusunda bilinçlendirilmesinin talep edildiği açıklamada, şunları kaydedildi:

"Doktorlarımızın yazdığı reçetede ilaç adı yerine; etken maddenin önemli olduğu konusunda hastalarını bilgilendirmelerinin eş değer ilaç ile ilgili hastaların eczacılara göstermiş olduğu tepkiyi azaltacağına, reçetelere ilaç ismi yerine, etken madde isminin yazılmasının bu problemi ortadan kaldırma konusunda önemli bir adım olacağına inanıyoruz."

Kaynak: https://www.medimagazin.com.tr/eczaci/genel/tr-ankara-eczaci-odasi-recetelere-ilac-ismi-yerine-etken-madde-yazilmali-4-34-77643.html

Devamını Oku

MEHMET ÖZ SAĞLIK BAKANIMIZ OLSA!

Sevilay Yılman' ın siyasi yorum ve öngürlerini kim okuyor, kim dikkate alıyor ve bunların ne kadarı doğru çıkıyor bilemem ama Sağlık Bakanı olarak Mehmet Öz' ü tavsiye etmesi yazılarını magazin gözlüğüyle, çalakalem "lâf olsun torba dolsun" makamında yazdığını açık ve net olarak ortaya koyuyor.

Sevilay Hanım Habertürk gazetesindeki köşesinde şunları yazıyor (1):

"BAŞKANLIK sistemini samimiyetle destekleyen bir gazeteci olarak doğrusu çok merak ediyorum yeni kabinedeki isimleri. Eğer sisteme uygun olursa tamamı profesyonel insanlardan oluşacak bu yeni kabinede benim de olmasını istediğim, gönlümden geçirdiğim birkaç isim var. Mesela Nobel Ödüllü Profesör Aziz Sancar... Keşke Bilim ve Teknoloji Bakanımız o olsa. Ya da Coca Cola’nın CEO’su Muhtar Kent! Ticaret bakanlığı koltuğuna otursa... Ya da kalp ve damar sağlığı konusunda dünya çapında marka olmuş Profesör Mehmet Öz, Sağlık Bakanı’mız olsa!"

mehmet öz charlatan ile ilgili görsel sonucu

***

Sitemde Mehmet Öz ile ilgili bölümde birçok yazım var (2).

Bu yazılardan bazı başlıklar:

Mehmet Öz’ ün tavsiyeleri düzmece çıktı

Yeşil kahve araştırması sahte çıktı

Mehmet Öz’ e dolandırıcılık suçlaması

Mehmet Öz’ ün foyası çıkmaya başladı

Mehmet Öz artık bitmiştir

Sevilay Hanım' ın bunlardan sadece Mehmet Öz’ ün tavsiyeleri düzmece çıktı başlıklı olanı okuması bile gerçekleri görmesi ve fikrinden vazgeçmesi için yeterli olacaktır (3).

mehmet öz charlatan ile ilgili görsel sonucu

***

Bu da Michael Schein' in Forbes' ta "Dr. Oz Makes Millions Even Though He's Been Called A 'Charlatan' (And You Should Follow His Lead)" başlıklı  yazısı (4):

Dr. Oz kendisine şarlatan denmesine rağmen milyon dolarlar kazanıyor, siz de öyle yapmalısınız!

You’re a dedicated professional who has spent years honing your craft. Even now, you take great pains to study all the newest developments in your field and always check your sources to make sure the advice you give is sound. So when a "charlatan" like Dr. Oz continues to rake in the big bucks while you struggle to keep your pipeline full, it doesn’t seem fair.

For the nine people left on the planet that don’t know who Dr. Oz is, here’s a recap. Mehmet Oz is a physician who, after practicing actual medicine for a few years, embarked on a life mission to get rich by giving wellness advice. The career move went over well. Time dubbed him one of 100 most influential people of the year. Esquire named him one of the 100 most influential people of the centrury. In a demonstration of true editorial understatement, Healthy Living proclaimed him to be one of the greatest healers of the millenium.

Gelelim neticeye

Sağlık Bakanı' nın "doktor" olması şart sanılabilir ama bana göre bu pek de elzem değildir.

Elbette bizde de dünya da da hem doktor olup hem de mükemmel işler  başaran bakanlar vardır ve olacaktır da.

Tıp tahsil etmiş olmak Sağlık Bakanı adayı için bir artı değer olabilir ama bu vazife, öncelikle bir işletme, organizasyon ve siyaset işidir.

Benim temennim ise Sevilay Hanım’ ın hayâllerinin gerçek olmaması!

Kaynaklar:

1. http://www.haberturk.com/yazarlar/sevilay-yilman-2383/2043760-savasi-muharrem-ince-mi-kilicdaroglu-mu-kazanir

2. http://ahmetrasimkucukusta.com/kategoriler/yazilar/tip-yazilari/mehmet-oz/

3. http://ahmetrasimkucukusta.com/2014/12/20/yazilar/tip-yazilari/mehmet-oz/mehmet-oz-un-tavsiyeleri-duzmece-cikti/

4. http://ahmetrasimkucukusta.com/2014/12/20/yazilar/tip-yazilari/mehmet-oz/mehmet-oz-un-tavsiyeleri-duzmece-cikti/

Devamını Oku

PROFESÖRLERİN İLAÇ ŞİRKETİ İLÂNLARINDA İŞİ OLAMAZ

Tıp her gün ticarileşiyor.

Hasta tüketici, doktor satış elemanı oldu.

Ticarileşen tıp doktora saygıyı sevgiyi de ortadan kaldırıyor.

Bu, tıbba teknolojinin girmesiyle biraz da kaçınılmaz olan bir durum ama biz doktorlar da yangına körükle gidiyoruz.

Profesörün ilânda işi olamaz

Hürriyet gazetesinin Seyahat ekindeki tam sayfa bir ilanda profesör unvanlı bir öğretim üyesinin bir ilaç şirketi tarafından üretilen bir besin desteğinin ilânında resmi ve açıklamalarıyla yer aldığı görülüyor.

Hacettepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taylan Kav’ ın kendini “üründen bağımsız genel tıp bilgileri veriyorum” diye savunması kabul edilemez.

Burada bir ilaç şirketi binlerce lira vererek daha çok satılabilmesi için bir ürününün reklâmını yapmaktadır ve profesör de buna açıklamalarıyla destek vermektedir.

Doktorlar ticarete âlet olamaz. Asla da olmamalıdır!

İllâ reklâm karşılığı para almak gerekmez

Profesörün bu reklâmdan dolayı kâğıt üzerinde ispat edilebilir maddi bir menfaati olmayabilir ama bu hiçbir şeyi değiştirmez.

Bu menfaat dolaylı yollarla da temin edilebilir.

Cebinden bir kuruş harcama yapmadan birkaç bin dolarlık kongrelere davet edilebilir; hediyeler verilebilir; bu reklâmla alâkasız olarak danışmanlık, ders, seminer, konuşma veya benzeri hizmetler karşılığında ödeme yapılabilir.

Bu ilândan, adının duyurulmasını sağlayarak fayda elde etmesi de mevzubahistir (Nitekim ben bu meslekdaşımın adını ilk defa bu ilân sayesinde duydum).

Oyuna da gelmemek gerekir

Profesör, “Ben bu ilaç şirketinden şimdi de geçmişte de zerre kadar ne maddi ne manevi menfaat temin etmedim ve etmeyeceğim, bu açıklamaları tamamen halk sağlığı adına yaptım” diyorsa tek ihtimal var:

Profesör ilaç şirketi tarafından oyuna getirilmiş, feci şekilde kullanılmış demektir!

Yok eğer “Bu ilânda ismim, resmim ve ifadelerim benden habersiz kullanılmıştır” diyorsa, gazeteye tekzip yazısı göndermiş ve ilaç şirketine karşı dava açmış olması gerekir.

Bu reklâmla üniversite ve profesörlük makâmı da kullanılıyor

Hacettepe Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taylan Kav bu reklâma vatandaş Taylan Kav olarak katılmış olsaydı mesele kalmazdı.

Bu tamamen şahsi bir görüş olurdu ve bunun için de istediği kadar para alır ve bu da kimseyi zerre kadar ilgilendirmezdi.

Oysa ilânda bağlı olduğu kurumun (Hacettepe Üniversitesi), bölümün (Gastroenteroloji Bilim Dalı), profesörlük ve doktorluk makamlarının da adı geçiyor.

Bu, üniversitesinin, bilim dalının ve tüm profesör ve doktorların da reklâma âlet edilmesi demektir.

Başkalarını ve kurumları bilmem ama ben doktor ve profesör unvanlarına sahip biri olarak bu ilândan rahatsız oldum, şikâyetçiyim.

Gelelim neticeye

Hukuktan anlamam, bu durum kanunlara göre suç teşkil eder mi etmez mi bilemem ama bu ilân tıp etiğine yani tıp ahlâkına aykırıdır.

Doktorlar hele bir de onları yetiştiren öğretim üyesi unvanlı kişilerin ilaç şirketlerinin ilânlarında boy göstermeleri son derecede yakışıksız bir durumdur.

Bu ilândan rahatsız olduğumu efkârı umûmiyeye ilân ediyorum.

Aynı rahatsızlığı adı kullanılan Hacettepe Üniversitesi, Gastroenteroloji Bilim Dalı, tüm diğer profesör ve doktor unvanlarına sahip olanların ve de Ankara Tabip Odası ve Türk Tabipler Birliği’ nin de duyup duymadığını merak ediyorum.

Kurumlar “Bunda ne var, isteyen profesör istediği ilânda görünebilir” diyorsa ben de bana gelen teklifleri değerlendireceğim.

Not: Besin desteklerinin sağlıklı yaşamadaki yeri ve bunların reklâmları ayrı bir tartışma ve yazı mevzuudur.

Kaynak: Hürriyet gazetesi, Seyahat eki, 1.Temmuz 2018, sayfa 5.

Devamını Oku

FIRÇALAMAYA EVET MACUNA HAYIR

Fatih Altaylı’ nın da diş macunu mevzuunda tıpkı tüketiciler gibi endüstrinin tuzağına düşmüş olduğu görülüyor (1).

Hele de yazısındaki resim tam da macun üreticilerinin istedikleri türdendir (resmi editörün seçmiş olması bir şey ifade etmez, köşenin mesulü kendisidir).

Diş çürümelerinin esas sebebi şeker ve bakterilerdir

Diş macunlarının diş çürümelerini önlemede bana göre rolü yoktur veya olsa bile çok sınırlıdır ve bu etki de muhtemelen fırçalamanın yaptığı mekanik temizlikle ilgilidir.

Şeker yeniyorsa florürlü macunlar işe yaramaz.

1005 çocuğun 6 yaşından 18 yaşına kadar takip edildikleri araştırma şeker tüketimi arttıkça diş çürükleri riskinin de arttığını, az miktarda şeker tüketiminin bile çürük riskini yükselttiğini ve florürün bu risk artışına etkisi olmadığını gösteriyor (2).

Şeker endüstrinin USA’ da hükümet tarafından yapılan tıbbi araştırmaları ve bu araştırmalara dayanılarak hazırlanan kılavuzları kendi menfaati için nasıl etkilediğinin ibret verici bir hikâyesi vardır (3, 4).

Dişlerdeki erozyonu ve diş hassasiyetini önledikleri iddiasıyla satılan pahalı diş macunlarının da işe yaramadıkları gösterilmiştir (5).

Bol kepçe macun görseli

Tıpkı yazıdaki resimde olduğu gibi fırçanın üzerine üç santim uzunluğunda macun sıkılmasından maksat “bol kepçe” macun algısını şuur altına kazımaktır.

Doğru doz resimlerdeki gibi olmalıdır.

how much toothpaste to use ile ilgili görsel sonucu how much toothpaste to use ile ilgili görsel sonucu

Diş macunu tüplerinin üzerinde kullanıcıları “macunu yutmamaları” ve sadece “bezelye kadar” kullanmaları uyarısı varsa da reklâmlarda fırçanın üzerine “bir parmak macun” konmaya devam ediliyor ve Altaylı gibileri de bilerek veya bilmeden (ikisi de ayıp!) bu tuzağa düşüyor.

American Academy of Pediatric Dentistry (AAPD)’ nin resmi web sayfasında “Florürlü diş macunları 3 yaşından küçük çocuklarda sürüntüden veya pirinç büyüklüğünden, 2-5 yaş arasında ise bezelyeden fazla olmamalıdır”  deniyor (6).

Diş macunları kimya fabrikası gibidir

Diş macunlarında sadece florür değil sağlık için riskli olan birçok kimyasal bulunur.

Triclosan, sodium lauryl sulfate (SLS), sun' i tatlandırıcılar, fluoride, diethanolamine (DEA) gibi kanserojen etkileri de olan birçok kimyasal vardır.

toxic chemicals toothpaste ile ilgili görsel sonucu

Bunlardan triklosan FDA tarafından günlük temizlik ürünlerinde bile yasaklanmışken diş macunlarında elan bulunmaktadır (7).

Çok satan bir çocuk diş macununun muhtevası bile şöyledir: hydrated silica, glycerin, xylitol, propylene glycol, xanthan gum, titanium dioxide, aroma, sodium lauroyl sarcosinate, disodium EDTA, sodium chloride".

Bunlardan titanyum da hazır gıdalardan kaldırılmaktadır (8).

Gelelim neticeye

BİR: Ağız ve diş sağlığında temel unsurlar dişlerin düzenli olarak ve doğru şekilde fırçalanması, diş ipi ile diş aralıklarının temizlenmesi ve ev yapımı tabii gargaralarla ağzın çalkalanmasıdır.

İKİ: Piyasada çok satan “ünlü” diş macunlarının ağız ve diş sağlığına faydası en azından çok şüpheli olmakla beraber çok riskli oldukları şüphesizdir.

ÜÇ: Diş macunu tüketiminde son üç senede görülen azalmadan mutlu oldum, bunda yazılarımın ve konuşmalarımın etkisi varsa daha da mutlu olurum.

DÖRT: “Biz daha çok birbirimizi fırçalamayı seviyoruz“ sözüne gönülden katılıyorum; hatta aynen onun gibi sevmek bir tarafa “fırçalamaya bayılırız” diyorum.

BEŞ: Bu vesileyle diş macunu reklâmlarına çıkan diş hekimlerini de kınıyorum ve Türk Dişhekimleri Birliği’ ni halkı yanlış yönlerden reklamlar mevzuunda açıklama yapmanın ötesinde eyleme davet ediyorum (9).

ALTI: Fatih Bey keşke Fuat Sezgin hakkında olduğu gibi bu mevzu için de bir bilenden görüş alsaydı daha iyi olurdu.

Onu daha önce de uyarmıştım (10).

YEDİ: Bu tür belirli bir ticari ürünün satışını teşvik edecek yazı kaleme alan yazarların endüstri ile tamamen kanunlar çerçevesindeki çıkar ilişkilerini de bildirmeleri gerekir.

Mesela Fatih Bey, yakın bir zamanda diş macunları üretimiyle ilgili bir şirketten veya bunun dolaylı bir ortağından seyahat daveti almış mıdır (Dünya Kupası olabilir?) açıklarsa memnun olurum.

SEKİZ: Altaylı' nın "araştırma" dediği şeyler aslında birer "anket" tir; bunlara bilerek mi araştırma diyor bilmeden mi, emin olamadım.

Bu anketler çoğu zaman üretici şirketler tarafından yapılır/yaptırılır ve sonuçlarıyla da oynanır, bunların nasıl maniple edilebileceğini geçtiğimiz günlerde Hakan Bayrakçı örneğinde olduğu üzere gördük.

Oranlar olabildiği kadar kötü gösterilmeye çalışılır, "Ay ne kadar az diş macunu tüketiyoruz", "Ay diş fırçası aylarca kullanılır mı" algısı yaratarak bu ürünlerin satışı pompalanır.

DOKUZ: Bu anketlerin amacı, bu tür ürünlerin tüketimini artırmak için yönetimlere baskı yapabilmek ve gazetecilerin yeteri kadar fırça ve macun kullanılmadığı ile ilgili yazı yazmalarını, haber yapmalarını sağlamaktır. 

Endüstrinin hedefinin ağız ve diş sağlığı farkındalığının artırılması olduğunu sananlar yanılıyorlar; esas gaye macun ve fırça satışlarının satışların artmasıdır.

ON: Ne zaman adam oluruz: Halkı doğru bilgilendirdiğimiz ve yönlendirdiğimiz zaman!

Kaynaklar:

1. http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/2039545-dis-fircalamak-uzerine

2. http://journals.sagepub.com/doi/abs/10.1177/0022034515625907

3. http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/04/17/yazilar/tip-yazilari/beslenme/seker-endustrisinin-foyasi-cikti/

4. http://journals.plos.org/plosmedicine/article?id=10.1371/journal.pmed.1001798

5. https://www.nature.com/articles/s41598-017-18154-8

6. http://www.aapd.org/media/policies_guidelines/g_fluoridetherapy.pdf

7. http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/06/07/yazilar/tip-yazilari/modern-hayat/dis-macunlari-ve-sampuanlarda-kanser-riski/

8. http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/01/11/yazilar/tip-yazilari/beslenme/gida-devi-donutlardaki-suni-boyalari-kaldiriyor/

9. http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/01/03/yazilar/tip-yazilari/agiz-ve-dis-sagligi/agiz-ve-dis-sagliginda-yanlislar-ve-dogrular/

10. http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/11/08/yazilar/tip-yazilari/spor-ve-egzersiz/harvard-fatih-altayli-yi-bir-gunde-curuttu/

Devamını Oku

GAZETECİLER ERKEK ÇORABI GİBİDİR, SAĞLARI SOLLARI BELLİ OLMAZ

Fatih Altaylı bir sene evvelki bir yazıma köşesinde şu cevabı vermişti:

BAĞIŞ

"PROF. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, “Fatih Altaylı organ bağışı yaptı mı acaba?” diye sormuş.

Yıllar önce işe yarayacak tüm organlarımı yönettiğim televizyonun bir programında bağışladım. Sevgili hocam merak etmesin."

Kaynak: http://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/1557021-eylemi-eylemciden-koruma-donemi

***

Bir sene sonra "Fırçalamaya evet macuna hayır" başlıklı tenkit yazım üzerine twitter hesabından diyor ki:

"İlle dikkat çekmeye çalışan bir doktor olmak zor olmalı. Benim yazımda şu kadar sıkın bu kadar sıkın diye tek satır Yok."

Kaynak: https://twitter.com/fatihaltayli/status/1013367404225814529

Gelelim neticeye

BİR: PROF. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta' dan ve "sevgili hocamdan"..... bir sene sonra "ille dikkat çekmeye çalışan bir doktora" indirgenmemi garipsemedim.

Buna da şükür, "eskülabını sökerim" de diyebilirdi. 

Gazeteciler "dar ayakkabı" gibi arkadan vurmasalar da erkek çorabı gibidirler, bunların sağları solları belli olmaz.

İKİ: Altaylı, ya yazımı dikkatli okumamış ya da aklınca adam kandırmaya çalışıyor. Ben yazısındaki resimden ve bunun yarattığı algıdan bahsediyorum.

Yazımdaki resimlere bakan gerçeği görür.

ÜÇ: Evet, ille de dikkat çekmek istiyorum. Bir sosyal medya mensubuyum ve yazılarımı da dikkat çekmek için yazıyorum. 

Bunun için de ondan izin alacak değilim.

DÖRT: Aklınca beni küçümsemeye çalışan Altaylı, yazımdaki sorularıma cevap verirse daha doğru bir iş yapmış olur.

Devamını Oku