Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

ÇOCUKLAR BOŞU BOŞUNA OKULLARINDAN EDİLDİ

Dr. Tomris Cesuroğlu' nun tivit dizisi:

Okulları koca bir sene kapalı tuttu Türkiye. Bunun çok büyük bir kısmı gereksizdi, çocuklar boşu boşuna okullarından edildi, bunu itiraf da ettiler. Şimdi de mutasyonlu virüs iddiaları ile çocukları okullarından etmeye çalışıyorlar. Çok yazık.

Birileri bu ülkenin çocukları gerçekten eğitimsiz kalsın istiyor. Bunun başka bir açıklaması yok.

Şu anda Türkiye’de bu iddiaların köpürtülmesinin, isimsiz abuk subuk iddialardan oluşan ses kayıtlarının, mesajların whatsapp gruplarına sürülmesinin tek sebebi korku lobisi değil. Çok büyük ihtimalle okulları kapatmanın alt yapısını oluşturmaya çalışıyorlar.

Bu iddiaları ortaya atanların cımbızla çekilmiş grafikler ve Eric Ding gibi twitter fenomenlerinin grafikleri ile değil, bilimsel metodlarla hazırlanmış epidemiyolojik raporlarla gelmesi gerekir. Bu şekilde raporlarla gelen bilim insanları ile konuyu tartışmaya hazırım.

Durum iyice yalancı çoban hikayesine döndü. Birkaç ayda bir çocukları daha fazla etkileyen, daha fazla hasta eden bir varyant çıktığı iddia ediliyor. Her seferinde bunun doğru olmadığı, varyantların özel olarak çocukları yetişkinlerden daha fazla hasta etmediği ortaya çıkıyor.

Çoban yalancı. Onu biliyoruz. Peki bu kurdun hiç geçmeyeceği anlamına mı gelir? Elbette hayır. Bu iddialar her ortaya atıldığında incelemek, değerlendirmek gerekir. Ben de onu yapıyorum. Daha doğru çıktığını görmedim.

Çocuklarda yetişkinlere göre daha hızlı yayıldığı, daha çok hasta ettiği iddiasının Avrupa Hastalık Kontrol Merkezi ECDC, Amerika Hastalık Kontrol Merkezi CDC ya da bir ülkenin hıfzıssıhha kurumu gibi ciddi bir otorite tarafından doğrulandığını da görmedim.

Kaynak: https://twitter.com/DrTomrisCesur/status/1376530837445951489?s=20

***

Dr. Tomris Cesuroğlu: Okulları kapalı tutmanın zararı faydasından çok daha büyük

Amsterdam VU Üniversitesi’nde görevli tıp ve bilim doktoru Dr. Tomris Cesuroğlu ile Bard College Berlin Üniversitesi’nde görevli siyaset bilimi doktoru Aysuda Kölemen, “Pandemi Koşullarında Eğitim Gerçekleri” başlıklı bir rapor kaleme aldılar.

Örgün eğitimin durdurulmasının halk sağlığı sorunu olduğunu belirten araştırmacılara göre uzaktan eğitim sürecinden milyonlarca öğrenci ve dezavantajlı gruplar olumsuz etkilenirken, süreç dev özel okul zincirleri ve Milli Eğitim Bakanlığı’na yaradı.

Dr. Tomris Cesuroğlu, Atakan Sönmez'le Satır Arası'nda okul öncesi eğitim ve ilkokullarda okulların kapalı olmasının salgınla mücadelede bir katkısı olmadığını ancak çocukların eğitimi ve zihinsel gelişimi için telafisi mümkün olmayan sakıncalar doğurduğunu anlattı.

"Okul öncesi ve ilkokulda okulların açılmasını ne kadar savunuyorsak, lise ve üniversitelerin açılmaması gerektiğini de o derecede savunuyoruz" diyen Dr. Tomris Cesuroğlu, Türkiye'nin okulları tamamen kapatarak salgınla mücadele etmeyi tercih eden dünyadaki 5 ülkeden biri olduğunu söyledi.

Okulların bu kadar süredir kapalı olmasının Türkiye'de eğitime verilen önemi gösterdiğini belirten Dr. Cesuroğlu, dezavantajlı grupların salgın döneminde de daha fazla etkilendiğini söyledi. Tomris Cesuroğlu, okulların açılması için gerekli basit tedbirleri de sıraladı.

Seyretmek içinhttps://www.youtube.com/watch?v=yuiyCqVustk

Devamını Oku

SIZMA ZEYTİNYAĞINI KİMSEYE YEDİRMEYİZ

İnsanoğlunun binlerce senedir afiyetle karnını doyurduğu ve onu hastalıklardan da koruyan “tabii gıdalara” karşı sistemli bir karalama kampanyası yürütülüyor. Dünyanın en sağlıklı ürünü olan sızma zeytinyağı kanserojen ve böbrekleri bozmakla suçlanıyor, rafine yağlara övgüler yağdırılıyor. Hiç kusura bakmasınlar, yemezler!

 

***

Atalarımızın binlerce senedir hem afiyetle yiyip karınlarını doyurdukları hem onları günümüzde salgın haline gelen obezite, diyabet, damar sertliği, kanserler gibi hastalıklardan koruyan tabii yiyecek ve içeceklerimizi karalama örneklerine bir yenisi eklendi.

Yumurta, kırmızı et, tam yağlı süt, yoğurt, peynirden sonra şimdi de sırada zeytinyağı var.

Dünya Sağlık Teşkilatı her sene 500 binden fazla insanın endüstri tarafından üretilen trans yağların sebep olduğu kalp krizi ve felçlerden öldüğünü açıklayarak trans yağların yasaklanmasını istiyor. 

Bir zamanlar "Zeytinyağlı yiyemem aman" diye türküler yakılarak halk köy tereyağı ile beraber dünyanın en sağlıklı iki yağından biri olan zeytinyağından soğutulmaya, endüstri tarafından üretilen bitkisel yağların önü açılmaya çalışıldı ama bilinçli vatandaş gene de zeytinyağından şaşmadı.

Yeni bir habere göre insanların binlerce senedir baş tacı ettikleri sızma zeytinyağında meğerse "okratoksin A" isminde kanserojen olan ve böbrekleri de bozan bir toksin varmış ama rafine zeytinyağında bu toksin bulunmuyormuş, rafine edildiğinde miktarı azalıyormuş (1).

Ochratoxin A (OTA), Aspergillus ve Penicillium cinsi mantarlara ait bir toksindir ve uygun olmayan şekilde kurutulan, depolanan, taşınan veya işlenen birçok yiyecek ve nemde bu tür mantar toksinleri üreyebilir.

"Sızma zeytinyağlarında toksin riski var" diyen uzmanları rafine yağlardaki toksinleri araştırmaya davet ediyorum.

Tabii gıdalardan elinizi çekin lütfen!

Damar sertliği için yumurta sarısı tüketiminin neredeyse sigara kadar kötü olduğu sonucunu bildiren dandik araştırmalar da var.

Şimdi biri çıkar da "sızma zeytinyağı motor yağı kadar zararlıdır" derse, şaşırmam.

Tabii gıdalarımızdan elinizi çekin lütfen.

Gelelim neticeye

Doğru şekilde hazırlanmayan, hile yapılan veya çeşitli maksatlarla bozulan bir yağ insan sağlığı için elbette zararlı olabilir, bu başka bir şeydir ama binlerce senedir uygulanan geleneksel bir metodu "karalamak" kabul edilemez.

Gıdalarımızı asıl bozan endüstriyel işlemlerdir ve bugün salgın haline gelen hastalıkların sebeplerinin başında "ultra işlenmiş gıdalar" gelir; haberde tavsiye edilen rafine yağlar da bunlardan biridir. 

Mutfağınızda bulunması gereken iki yağdan biri köy tereyağı diğeri de soğuk sızma zeytinyağıdır. 

YE-MEZ-LER!

Kaynak: https://www.cnnturk.com/yasam/sizma-zeytinyaglarinda-toksin-riski

Zeytin ve zeytinyağı sektörü sorunlarını Aydın'da masaya yatırıyor | Yağ  Gıda, Tarım, Beslenme, Tarım Haberleri, Sağlıklı Beslenme, GDO, Beslenme ve  Kanser

***

CNN' in haberi:

ÇUKUROVA Üniversitesi (ÇÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işıl Var, rafinasyon işlemi görmeden 'hakiki zeytinyağı' diye piyasaya sürülen sızma zeytinyağlarını laboratuvarda toksin açısından inceledi. Araştırmada sızma zeytinyağlarında küflerin ürettiği Okratoksin A (OTA) tespit ettiklerini belirten Prof. Dr. Var, `Balkan Endemik Nefropatisi´ diye adlandırılan hastalığa sebep olan bu toksinin Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi tarafından 'muhtemel karsinojen' olarak sınıflandırıldığını vurguladı. 

ÇÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işıl Var, herhangi bir rafinasyon işlemi görmeden ham maddenin preslenmesiyle üretilen ve 'hakiki zeytinyağı' diye piyasaya sürülen sızma zeytinyağlarını laboratuvar ortamında toksin açısından inceledi. Sızma zeytinyağlarının daha sağlıklı, kaliteli ve hakiki zeytinyağı denilerek tüketiciye tavsiye edilmesiyle bu ürünü araştırma ihtiyacı duyduğunu belirten Prof. Dr. Işıl Var, şöyle konuştu:

"Eğer elde edilen bu sızma zeytinyağı bir rafinasyon işlemi geçirmiyorsa, bunun problemli olduğunu gördük. Küflü bir ham madde kullandıysanız, bazı merdiven altı ve bilinçsiz üreticilere ait işletmelerde 'nasıl olsa yağa işlenecek, yağda hiçbir şey kalmıyor' mantığıyla ne kadar küflü, çürümüş, ezilmiş zeytin varsa ondan yağ elde ediliyorsa, ham maddenizde daha önceden küflerin ürettiği bir toksin varsa, bir de pres yöntemiyle yağ elde ediyorsanız biraz azalmayla da olsa yağınıza bu toksin geçmiş oluyor. Ayçiçeği, mısır özü gibi yağlara çoğunlukla rafinasyon işlemi uygulanıyor ve bu işlemle toksinin büyük bir kısmı azalabiliyor. Ama zeytinyağı daha çok sızma zeytinyağı olarak kullanıldığı için Okratoksin A'nın varlığı bu yağlarda maalesef bulunabiliyor."

ÖZELLİKLE BÖBREKLERE ZARAR VERİYOR

Bu toksinin özellikle böbreklere zarar verdiğini ifade eden Prof. Dr. Var, "Okratoksin A toksini daha çok böbreklere harabiyet veriyor. Bu sadece zeytinde, zeytinyağlarında yok. Aynı zamanda buğday, yulaf, mısır, arpa, çavdar gibi tahıllarda, kahve, kakao, kırmızı biber, kuru ve yaş üzüm fındık, et ve bazı içeceklerde rastlanılıyor. Dolayısıyla çok fazla tüketildiğinde mesela Balkanlar'da hem zeytinyağı açısından hem üzüm tüketimi açısından hem de üzümden yapılan üzüm suyu ve şarap tüketimi fazla olduğu için Nefropati daha çok görülmektedir.

O nedenle OTA, Balkan nefropatisinin bir numaralı etkeni olarak gösteriliyor. Akut bir zehirlenme olmadığı için insanlar farkında değil ama bu ürünleri fazla tükettiğimiz zaman bir de başka sağlık problemleriniz varsa, o zaman sağlığınız daha hızlı bozulmaya başlıyor. Aynı zamanda bu toksin birinci derece kanser yapıcı olmayan anlamına gelen 'muhtemel karsinojen' olarak sınıflandırılıyor" diye konuştu.

TOKSİNLİ KÜSPE HAYVANLARA VERİLMESİN

Tüketici ve üreticilere de önerilerde bulunan Prof. Dr. Işıl Var, "Mümkünse ham maddesi temiz olduğundan emin oldukları, güvenilir yerlerden bu ürünleri alsınlar. Denetimi yapılan, otokontrolünü yapan firmaların ürünlerini tüketsinler. İlle de sızma zeytinyağı diye ısrarcı olmasınlar. Rafine edilmiş zeytinyağlarındaki bu problem biraz daha azaltılmış oluyor. Kaliteli bir ham maddeniz varsa iyi ve kaliteli ürünler tüketiciye sunulacaktır. Yaptığımız çalışmalarda toksine hem yağda hem küspede baktık. Bazı yöntemlerle toksin geçişini yağda minimize ettik ama küspeye geçiş çok yüksek oldu. O nedenle bu tür ürünler hayvanlara bile verilmesin. O toksinli küspeyi hayvana yedirdiğinizde bu sefer hayvanın etine, sütüne ve yumurtasına geçiyor. Siz onları tükettiğinizde indirekt olarak bunları yine vücudunuza almış oluyorsunuz" dedi.

DHA-Genel Türkiye-Adana / Merkez Gülşah ÖZGEN 2021-03-29 11:10:15

***

Devamını Oku

RESTORANDAN UZAK SAĞLIKLI YEMEK

Ev dışında yemek yiyenlerde hem tüm sebeplere, hem kalp-damar hastalıkları ve kanserlere bağlı ölüm riskinin yüksek olduğu gösterildi. Evde yemek yemeye bayılan, sadece ayda birkaç defa dışarıda yemek yiyen biri olarak mutlu oldum. Tıptan Uzak Sağlıklı Hayat kitabım gibi bir de Restorandan Uzak Sağlıklı Yemek diye bir kitap yazmak da farz oldu.

***

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta » AMERİKALILAR DA TIPTAN UZAK SAĞLIKLI HAYAT  DİYOR

Devamını Oku

YOGA STRES VE ENFLAMASYONUN ZARARLI ETKİLERİNİ AZALTIYOR

Yani araştırmalar, yoganın kronik stresin hem psikolojik hem fiziki seviyedeki zararlı etkilerini yavaşlatabileceğini gösteriyor. İlaç bağımlısı Modern Tıbbın hastalıklardan korunmada sağlıklı hayat tarzının önemini her geçen gün daha iyi kavraması ve bu yönde verdiği tavsiyeler mutluluk veriyor. Sağlıklı yaşamak adam gibi yaşamakla mümkündür, budur!

***

Kronik stres, biyolojik yaşlanmanın hızlanması ve hücre ve genetik hasra yol açan kronik enflamasyon ve oksidatif stresin artmasıyla bağlantılıdır (1).

Vücuttaki kronik, düşük dereceli enflamasyon bağışıklığı baskılar, diyabet, kalp hastalıkları, kanserlere zemin hazırlar.

Yoganın stres ve kronik enflamasyonun zararlı etkilerini azaltabileceğini gösteren birçok yeni çalışma var.

Kanda bu kronik enflamasyonu gösteren birçok belirteçten biri kortizoldür.  

Kortizol seviyeleri, vücut iç saatine göre gün içinde değişkenlik gösterir ve yüksek seviyeleri kronik stresin bir bulgusudur.

Kortizol, kronik olarak stresli kişilerde gün boyunca daha az değişken hâle gelir ve aşırı aktif sempatik sinir sistemini işaret eder.

BDNF, vücutta tabii olarak bulunan ve plastisiteyi düzenleyen ve beyin gelişimini teşvik eden bir proteindir.

Depresyon, anksiyete ve Alzheimer Hastalığı olanlarda BDNF seviyeleri düşük bulunmuştur.

İki yeni araştırma

Oxidative Medicine and Cellular Longevity’ de yayınlanan araştırmada, 12 hafta yoga yapmanın hücre yaşlanmasını yavaşlattığı ortaya çıktı (2).

Program, 12 hafta boyunca haftada beş gün fiziksel duruş, nefes alma ve meditasyon ihtiva eden 90 dakikalık yogadan oluşuyordu.

Yogadan sonra enflamasyonu gösteren 8-OH2dG, ROS, kortizol, and IL-6 ortalama seviyelerinin anlamlı derecede azaldığı ve TAC, telomeraz aktivitesi, beta-endorfin, BDNF ve sirtuin-1’ in ise anlamlı miktarda arttığı belirlendi.

BDNF’ nin artması yoganın beyin koruyucu etkilerinin de olabileceği şeklinde değerlendirildi.

Ortalama telomer uzunluğu da artmış bulunmakla beraber, bu, istatistiki olarak anlamlı bulunmadı.

İkinci araştırma

Frontiers in Human Neuroscience’ da yayınlanan araştırmada da 3 aylık yoga uygulamasının enflamasyon ve stresi azalttığı gösterildi (3).

Yoga fiziksel duruşlar, kontrollü nefes alma uygulamaları ve oturarak meditasyonları ihtiva ediyordu.

Katılımcılar iki saat oturma meditasyonu, bir ila iki saat hareket pratiği ve her gün bir saat ilâhiler söylediler.

Katılımcılar, anksiyete ve depresyondaki azalma yanı sıra farkındalıkta artış olduğunu bildirdiler.

BDNF ve kortizol uyanış cevabı (CAR) beklendiği gibi arttı.

BDNF’ deki normalleşme yoga öncesi ve sonrası anksiyete skorlarıyla ters orantılı bulundu; daha yüksek anksiyete puanına sahip olanlar, plazma BDNF seviyelerinde yoga öncesi ila sonrası daha küçük artışlar sergileme eğilimindeydi.

Anti-enflamatuar bir sitokin olan interlökin-10 kan seviyesi artarken enflamasyonu teşvik eden interlköin-12 yogadan sonra azaldı. BDNF ise üç misli arttı.

Bu araştırmalar, yoganın kronik stresin hem psikolojik hem fiziki seviyedeki zararlı etkilerini yavaşlatabileceğini gösteriyor.

Gelelim neticeye

İlaç bağımlısı Modern Tıbbın hastalıklardan korunmada sağlıklı hayat tarzının önemini her geçen gün daha iyi kavraması ve bu yönde verdiği tavsiyeler mutluluk veriyor.

Sağlıklı yaşamak adam gibi yaşamakla mümkündür: Adam gibi beslenme ve adam gibi hayat tarzı, hepsi budur!

Erkekler tayt giymekten korkuyordu' |

Kaynaklar:

1https://www.health.harvard.edu/blog/yoga-could-slow-the-harmful-effects-of-stress-and-inflammation-2017101912588

2https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5278216/

3https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5483482/

Devamını Oku

STATİNLERE VERİLEN ÖNEMİN SEBEBİ TİCARET Mİ BİLGİSİZLİK Mİ?

Modern tıbba göre kalp-damar hastalıklarının sebebi kötü kolesterol yani LDL-kolesterol yüksekliğidir ve bunun statin adı verilen ilaçlarla düşürülmesi bu kişileri kalp krizi ve felçlerden korur. Evet, olay bu kadar basit zannedilir: Yut hapı düşsün kötü kolesterol, sağlığına kavuş! Hayır, kazın ayağı hiç de öyle değildir.

***

Konvansiyonel LDL-kolesterol (LDL-C) ölçümlerinde hem düşük dansiteli lipoproteinler hem lipoprotein (a) partikülleri ölçülür.

Klinikteki bu metodolojik sınırlamanın sonuçlarını aydınlatmak için düzenlenen çalışmada lipoprotein (a) kolesterol muhtevasının, lipoprotein (a) kitlesinin yüzde 30’u olduğu tahmin edilerek bu, LDL-C’ den çıkarıldı ve düzeltilmiş LDL-C (LDL‐Ccorr30) değerleri elde edildi (1).

Kalp-damar hastalıkları (koroner kalp hastalığı, felç veya koroner revaskülarizasyon) için risk oranları 18.043 hastanın 4.7 sene takip edildikleri Lipoprotein (a) Studies kapsamındaki 5 çalışmasının bireysel-hasta veri meta-analizi ile değerlendirildi.

Üst ve alt çeyrekler karşılaştırıldığında kardiyovasküler hastalık için çok değişkenli ayarlanmış risk oranı LDL‐Ccorr30 için değil ama "LDL-C" için anlamlı bulundu.

531.144 hastayı ihtiva eden rutin bir laboratuvar veri tabanında, LDL-Ccorr30 kullanılırken hastaların kılavuz tarafından önerilen LDL-C kategorilerine göre yeniden sınıflandırılması yapıldı.

70-100, 100-130, 130-90 ve 190’ dan yüksek "LDL-C" kategorilerinde, LDL-Ccorr30 kullanıldığında, katılımcıların önemli oranları (% 95 CI) daha düşük LDL-C kategorilerine girdi:

Sırasıyla, 30.2% (30.0%–30.4%), 35.1% (34.9%–35.4%), 32.9% (32.6%–33.1%), and 41.1% (40.0%–42.2%).

Araştırmacıların vardıkları sonuç şu:

LDL-C, yalnızca lipoprotein (a) kolesterol muhtevası ölçümüne dâhil edildiğinde, kardiyovasküler hastalıkla ilişkilendirildi.

Sorumlu lipoproteinlere risk atfetmek için özellikle yüksek lipoprotein (a) seviyeleri olan hastalarda LDL-C'yi doğru bir şekilde ölçme tekniklerinde iyileştirme gereklidir.

10 Things to Know About Lipoprotein(a) - Amgen Science

Kolesterol seviyeleri kalp hastalığı riskini göstermez

Atherosclerosis’ de yayınlanan çalışmada kötü kolesterolleri 190’ dan yüksek olanların önemli bir kısmında koroner arter kalsiyum skoru (CAC) sıfır olarak bulunmuştur (2). CAC’ ın sıfır olması gelecekte koroner arter hastalığı riskinin çok düşük olduğunu gösterir.

Dahası, 60 yaşın üzerinde olanlarda en yüksek kötü kolesterol seviyesine sahip olanların bu değeri düşük olanlar kadar hatta onlardan daha uzun yaşadıkları bildirilmiştir (3).

Bir başka çalışmada da 70 yaşın üzerinde olanlarda total kolesterolleri 160' dan az olanların ölüm riskinin total kolesterolleri 160-199 arasında olanlara göre 2 misli fazla olduğu tespit edilmiştir (4).

Hastaneye yatırılan hastalarda kolesterol seviyesi düşük olanların ölüm riski daha fazla bulunmuştur (5).

Kötü kolesterolün türleri var

LDL-kolesterolün büyüklükleri ve kompozisyonu farklı olan birçok türü vardır: küçük, yoğun, trigliseritten zengin, büyük, kolesterolden zengin gibi.

Bunlar içinde kalp hastalığı riskini artıran trigliseritten zengin kolesterol ve lipoprotein (a)’ dır.

Lipoprotein (a)’ da apoprotein (a) olarak bilinen plazminojen benzeri bir glikoprotein vardır.

Lipoprotein (a) enflamasyonu artırıyor

Lipoprotein(a) ya da kısaca Lp(a), LDL-benzeri bir partikülle beraber apolipoprotein a (plazminojen benzeri bir lipoprotein) veya kısaca apo(a)’ dan oluşur.

Apo(a), LDL-benzeri partiküldeki ApoB’ ye kovalen bağlıdır.

Lp(a)’ nın fizyolojik ve vasküler etkileri tam olarak bilinmiyorsa da bunun insanlarda arterin intima tabasına girebileceği (6), hayvanlarda ise tromboz, enflamasyon ve köpük hücre oluşumunu teşvik edebileceği gösterilmiştir (7, 8, 9).

Gelelim neticeye

Benzer bir zayıflama okside LDL (oxLDL) düzeltildikten sonra da ortaya çıkıyor.

Lp (a) veya oxLDL için spesifik bir ilaç olmadığından LDL'yi düşüren ilaçların yani statinlerin satışını sürdürmek için eski dogmalara itibar ediliyor.  

Bu tür çalışmalar varken LDL-C'e bu önemin verilmesinin sebebi kolay bir korkutma taktiği (ticaret) mi yoksa basit bir anlayış eksikliği (bilgisizlik) mi?

Kaynaklar:

1. https://www.ahajournals.org/doi/10.1161/JAHA.119.016318?fbclid=IwAR114nwRhSeeMjmYXO6co_Z6sl9m3XcmkiFr8ZYsxQMMQAcQ4Tv4VNDeXJ4

2. https://linkinghub.elsevier.com/retrieve/pii/S002191501931576X

3. https://bmjopen.bmj.com/content/6/6/e010401?ijkey=6446ffa55776ec14021ad30de8747a83b6e78a81&keytype2=tf_ipsecsha

4. https://www.amjmed.com/article/S0002-9343(03)00354-1/abstract

5. https://www.amjmed.com/article/S0002-9343(03)00354-1/abstract

6. http://atvb.ahajournals.org/content/17/5/905.short

7. http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0009912003002595

8. http://circ.ahajournals.org/content/96/8/2514

9. http://circ.ahajournals.org/content/96/8/2514

Devamını Oku

BİR DELİ DANA HASTALIĞI EKSİKTİ

Kanada’nın New Brunswick eyaleti, bugüne kadar 43 sâkinini etkileyen gizemli bir nörolojik hastalıktan mustarip bir grup kadın ve erkek hasta ile boğuşuyor. Bu kişilerde Creutzfeldt-Jakob hastalığı (CJD) gibi prion hastalıklarının ve deli dana hastalığı olarak da bilinen sığır spongiform ensefalopatisine benzer ilerleyici nörolojik belirtiler görüldü ve bunların beşi hayatını kaybetti.

***

Kanada'nın New Brunswick eyaleti, bugüne kadar 43 sâkinini etkileyen füsunkâr bir nörolojik hastalıktan mustarip bir grup kadın ve erkek hasta ile boğuşuyor (1).

Bu kişilerde Creutzfeldt-Jakob hastalığı (CJD) gibi prion hastalıklarının ve deli dana hastalığı olarak da bilinen sığır spongiform ensefalopatisine benzer ilerleyici nörolojik belirtiler görüldü ve bunların beşi hayatını kaybetti.

Hastalarda davranış değişiklikleri, uyku bozuklukları, açıklanamayan ağrı, görsel halüsinasyonlar, koordinasyon sorunları, saç dökülmesi, istemsiz kas seğirmesi, formikasyon (deri altında gezinen küçük böcekler gibi hissettiren bir his), ataksi ve beyin atrofisi görülüyor.

Belirtiler tipik olarak 18 ila 36 aylı bir zaman diliminde gelişiyor, her yaştan yetişkinde görülebiliyor, hem çok genç hastalar hem de yaşlı hastalar var.

Testlerde prion hastalığı dışlandığı için bu tablonun hastalığın bir varyantı veya yeni bir hastalık olabileceği düşünülüyor.

Eldeki veriler bazı vakaların kümelenmesinden gıda, su, hava, profesyonel faaliyetler veya boş zaman etkinlikleri yoluyla elde edilen bir tür çevresel maruziyet ihtimaline işaret ediyor.

Gelelim neticeye

Şimdilik esrarını koruyan ve kesin bir teşhis konulamayan bu vakaların arkasından bakalım ne çıkacak?

NOT: Bu vesile ile dünyaca ünlü meme kanseri onkoloğu J. Baselga' nın 21.3.2021' de Creutzfeldt–Jakob hastalığı (deli dana hastalığı) komplikasyolarından dolayı vefat ettiğini de hatırlatırım (2).

Creutzfeldt-Jakob Hastalığı ve Deli Dana Hastalığı Nedir? - Sağlık Ocağım  .NET

Kaynaklar:

1https://www.medscape.com/viewarticle/948101?src=soc_tw_210327_mscpedt_news_mdscp_creutzfeldtjakob&faf=1

2https://ahmetrasimkucukusta.com/2018/10/14/yazilar/elestirel-yazilar/ilac-endustrisi/tibbin-karanlik-yuzu/

Devamını Oku

KOVİD DIŞI HASTALIKLARI OLANLARIN HAYATI DA DEĞERLİDİR

Geçen yıl Mart-Ocak ayları arasında İngiltere’de 20.300 daha az kişinin akciğer kanseri şüphesi sebebiyle acil olarak sevk edildiği, vaka sayısında önceki yılın aynı dönemine göre % 34 azalma olduğu belirlendi. Günlük yayınlanan tablolarda KOVİD salgınına bağlı olarak teşhisi geciken veya yapılamayan, bundan zarar gören ve hayatlarını kaybedenlere de yer verilmelidir.

***

Şubat ayında Birleşik Krallık' ta 1000 pratisyen hekimin katıldığı bir ankette, insanların testler için hastaneye gitmekten endişe ettikleri ve bu sebeple birçok kişinin hastalığının teşhis ve tedavisinin geciktiği ortaya çıktı.

Geçen yıl Mart ile Ocak ayları arasında İngiltere'de yaklaşık 20.300 daha az kişinin akciğer kanseri şüphesi sebebiyle acil olarak sevk edildiği, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla % 34'lük bir düşüş olduğu belirlendi.

Nisan ve Ocak ayları arasında yaklaşık% 9 daha az kişiye hastalıkları için tedavi başlandı; bu, 2.600 hastaya eşdeğer.

Benzer bir durum başta kalp olmak üzere pek çok hastalık için de geçerli.

Birçok kişi hastalık belirtileri hissetmelerine rağmen koronavirüs bulaşması endişesiyle hastaneye gitmeye çekiniyor ve bundan dolayı da teşhisleri gecikiyor.

Gidebilenlerin ise yapılması icap eden tetkikleri daha uzun zamanda netice veriyor.

Women, Heart Attacks and Female Doctors

Gelelim neticeye

KOVİD’ in etkileri hep vaka, ağır vaka, vefat sayıları üzerinden değerlendiriliyor, salgın sebebiyle hastaneye gidemedikleri için ağır hasta olanların ve hayatlarını kaybedenlerin adı anılmıyor.

Tabii ki eften püften sebeplerle gereksiz yere hastaneye gitmek doğru değil ama vaktinde yapılacak bir başvurunun da hayat kurtarıcı olabileceği unutulmamalı.

Günlük yayınlanan tablolarda KOVİD sebebiyle teşhisi geciken veya yapılamayan KOVİD dışı hastalara da yer verilmelidir.

KOVİD dışı hastalıkları olanların hayatı da değerlidir.

Kaynakhttps://news.sky.com/story/covid-19-lung-cancer-referrals-drop-by-more-than-20000-during-coronavirus-pandemic-12254491

***

EK 1 (3.4.2021): Onkoloji Uzmanı Halis Yerlikaya, yapılan araştırmalarda kanser taramalarının yüzde 90 oranında azaldığını belirterek, "Son bir yıl içerisinde herkesin Kovid-19’a yoğunlaştığı dönemde açıkçası kanser hastalığı ihmal edildi. Hastaneler tamamen Kovid-19’a yoğunlaştı. İnsanlarımız hastaneye gitmekten korktular. Virüsün yarattığı korku nedeniyle hastanelere başvurmadı. Çok sayıda geç tanı alan hastamız var. Bütün bunların sonucunda aslında önümüzdeki yıllarda biriken bir hasta grubunun olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle kanser pandemisi bizi bekliyor" dedi. Kaynakhttps://www.hurriyet.com.tr/gundem/onkoloji-uzmani-yerlikaya-kanser-pandemisi-bizi-bekliyor-41779436

***

Devamını Oku

VÜCUT KENDİNİ NASIL SAVUNUR, BAĞIŞIKLIK NASIL ÇALIŞIR?

PhD Korcan Ayata' nın çok öğretici, çok faydalı bir tivit dizisi:

1 Solunum yollarında bağışıklığın nasıl çalıştığı ve nasıl çalışmadığını elimden geldiğince basitleştirilmiş şekilde anlatacağım.   Sağda solda duyduğunuz, bağışıklık kısa sürüyor, tekrar ve ağır hasta olunuyor, antikorlar 3-5 ayda kayboluyor gibi fantezilerden bahsetmeyeceğim.

2 Fantezi diyorum çünkü bilimsel temeli eksik veya bağışıklık bilgisi yetersiz kişilerin yargılarını ancak böyle adlandırabilirim. Solunum yollarında patojenlere karşı evrimleşmiş üç ana unsur bulunur. Her insan ilk ikisiyle doğar, üçüncüyü geliştirir.

3 -Duvar -Doğuştan gelen bağışıklık -Uyarlanabilir bağışıklık  - Duvar dediğimiz, tek katmanlı bir epitel hücre dokusu ve bu yapının üzerini kaplayan mukus tabakasından oluşur.

Resim

4 Epitel hücreler silia dediğimiz tüy benzeri uzantılara sahiptir ve bunları ileri geri hareket ettirerek mukusu yavaş yavaş yukarı iteler ve yutaktan sindirim sistemine yönlendirir. Bu şekilde bir yıl boyunca soluduğumuz her türlü patojen ve ortalama 1,8 kilo toz partikül

Resim

5 akciğerden atılır. Mukus içerisinde doğrudan patojenleri hedefleyen, bağlanıp etkisiz hale getiren proteinler ve antikorlar bulunur. Beslenme ve havanın nemine dikkat edilirse bu koruyucu duvar son derece etkilidir. Birçok patojen bu engeli geçemez.

Resim

6 - Doğuştan gelen bağışıklık: Bu kısım fiziksel bariyer etrafında dolaşan fagosit dediğimiz, “patojen yiyen” hücreleri içeriyor. Makrofaj, monosit, nötrofil gibi. Bunlar antikora ihtiyaç olmaksızın, bakteri, mantar, virüs ve parazitleri tanıyabilir, saldırabilir ve yutabilirler.

 Resim

7 - Uyarlanabilir bağışıklık: En gelişmiş ve kapsamlı bağışıklık bu kategori içindedir. Her bireyin kendi bağışıklığı vardır ve başka kimseye benzemez. İçinde üç ana grup hücre vardır: -B ve plazma hücreleri. -T hücreleri. -Antijen sunan hücreler (dendritik hücre ve makrofajlar).

8 B ve plazma hücreleri solunum yolları mukozası içerisine antikorlar salarlar. Mukozaya özel bu antikorlar IgA tipindedir. Birbirine bağlı iki antikordan yapı 4 bağlanma ucuna sahiptir. Patojenleri çapraz bağlayıp, etkisiz hale getirebilir. Enflamasyon tetiklemez.

Resim

9 IgA tipi antikorlar kanda dolaşan IgG ve IgM antikorlardan yapısal olarak farklı oldukları için daha dayanıklı ve uzun ömürlüdürler. Bu antikorlara kanda az rastlanır. Çünkü bunların görevi mukozada bulunmak ve patojenleri burada tutmaktır.

  Resim 

10 Patojene özel B ve plazma hücreleri hafızaya sahiptir, yani tamamen aynı veya benzer patojen ile tekrar karşılaşıldığında, hızlı bir şekilde antikor salgılayıp enfeksiyonun yayılmasını engellerler. Bunlar uzun ömürlüdür ve saklandıkları özel cepler vardır. Kanda ender bulunur.

11 T hücreleri 2 ana kategoriye ayrılır: CD4 ve CD8 CD4 ler "yardımcı hücre” olarak da adlandırılırlar, B hücrelerinin patojenlere karşı hassasiyet kazanmasına ve hedefe özel antikor üretmelerine yardim eder. Gerektiğinde yeni B hücrelerinin gelişimini yönlendirirler.

12 CD8 ler ise öldürücü lenfosit olarak adlandırılırlar. Virüsle enfekte olmuş veya kanserleşmiş hücreleri tespit edip öldürmek için uzmanlaşmışlardır. Bu sayede virüslerin hücre içinde çoğalması engellenir. Bu hücreler tüm vücut hücrelerine virüs kontrolü yapabilirler.

13 Antijen sunan hücrelerin görevi, mukozada veya vücut içinde tespit ettikleri yabancı yapıları lenf bezlerine götürüp CD4 yardımcı T hücrelere tanıtmaktır. Bunu bir tür istihbarat servisi gibi düşünebilirsiniz. Sistem birbirine bağlı bir zincir şeklinde çalışır.

14 Tek başına mukus ve akış kontrolü bile çok önemli bir bileşendir. Bu noktaya kadar, kişinin vücuduna virüs girememiştir, ama süprüntü testinde PCR pozitif çıkar. İçeriye giremeyip kalan virüsler parçalanır ve antijen sunan hücreler tarafından arşivlenir.

 Resim

15 Yukarıdaki bileşenlerin herhangi birinde önemli bir bozulma, enfeksiyonlara karşı duyarlılığa yol açar.   Bir bileşen başarısız olunca, işareti kandaki antikorlardır. Tam da bu yüzden, hastalık şiddeti ve virüsün sistemik yayılması, kandaki antikor seviyelerinin göstergesidir.

16 Birincil savunmalarla daha bir enfeksiyon başlamadan virüsü atlatmış insanlar daha düşük ve daha hızlı azalan sistemik antikor seviyesine sahip olacaktır, bu tamamen normal.

17 Fakat bu o kişileri kesinlikle korumasız bırakmaz. Artık solunum yolu mukozasinda bağışıklığın kendi hafızası oluşmuştur. Bu hafıza sadece B ve plazma hücreleri için değil, aynı zamanda CD4 ve CD8 T hücre tipleri için de mevcuttur.

18 Evet, bu hafızalı hücreler onlarca yıl solunum yolu duvarlarında oturup bekleyebiliyorlar, hangi düşmana saldıracaklarını biliyorlar. Beklediklerine oldukça benzer bir patojen bile geldiğinde harekete geçecekler. Bu kalıcı bir bağışıklık hafızası türüdür. Düşman unutulmuyor.

 Resim 

19 Kandaki antikorlar tamamen yok olsa bile hafızali B hücreleri varlığını sürdürür ve gerektiğinde yeniden antikor üretebilir.

20 Yeni koronavirüs hakkındaki en önemli sorulardan biri, enfekte olan kişilerin yeniden enfeksiyona karşı bağışık olup olmadığı ve eğer öyleyse bunun ne kadar sürdüğüdür. Yüksek sayıda denekle yapılan çalışmalar bu sürenin en az 6-7 ay olduğunu gösteriyor.

21 En son yayınlanan ve 30.000 den fazla katılımcı ile yapılan Newyork çalışması da hastalığı geçirenlerin yüksek miktarda bloke edici antikor ürettiğini gösterdi.

22 Yukarıdakileri okuduysanız, artık kandaki antikorların yalnızca sistemik hastalık durumuna karşı koruyucu olduğunu, üst solunum yolu semptomlarını ve hatta hafif bir zatürreyi bile önleyemediklerini biliyorsunuz; tabi bulaşıcılığı engellemelerinin mümkün olmadığını da.

23 “Genel olarak, bu bulgular enfeksiyondan altı ay sonra SARS-CoV-2'ye karşı güçlü bir hücresel (T hücresi) bağışıklık tepkisine işaret etmektedir. Bu bulgular, yalnızca SARS-CoV-2'ye karşı bağışıklığın nasıl çalıştığına dair anlayışımızı beslemekle kalmayacak, aynı zamanda...

24 gelecekteki aşı stratejilerine de yardımcı olacaktır. Bu hücresel bağışıklık tepkisinin uzun vadede devam edip etmediği ve yeniden enfeksiyon olasılığına nasıl karşılık vereceğimin araştırılmaya ihtiyacı vardır” https://uk-cic.org/news/cellular-immunity-sars-cov-2-found-six-months-non-hospitalised-individuals

25 Korku pompalama, endişe yaratma ile ne amaçlandığını anlamak mümkün değil. Bu noktada bağışıklık sistemi ve bulaşıcı hastalık uzmanlarının bile bu mekanizmaları görmezden gelip fantazi kıvamında açıklamalar yapmasını hayretle izliyorum. Bağışıklık inkarcılarına kulak asmayın!

26 En sona da bir video ekleyelim, bağışıklık sistemini basitçe anlatıyor. İngilizce ama konu çok güzel işlenmiş.

27 Prof. Iwasaki tarafından hazırlanmış ve oldukça sadeleştirilmiş şekilde bağışıklık sistemi etkileşimlerini açıklayan mükemmel bir zincir.

28 Zincire ilk başladığım tarihten 1 ay geçmiş. Bu süre zarfında 3 aşının Faz3 çalışmalarının erken sonuçları açıklandı. Bunlar bizim için ne ifade ediyor, aşı seçiminde bir kriter olabilir mi? Hayır! Bu bilgiyle gerçek hayatta aşı kimi ne kadar koruyacak söylemek mümkün değil.

29 Önemli olan aşının özellikle risk grubu için can simidi vazifesi görmesi. Bu aşamada, RİSK altındaki herkesin aşı olması en güvenli seçenek olacaktır. Çocuklara, gençlere ve sağlıklı bireylere uygulanmasında aciliyet yok. Eylül 2021’i beklemek mantıklı.

30 2021 yaz sonunda, şimdi yanıt bulamadığımız noktalar için daha net cevaplar almış olacağız. -Uzun dönem güvenlik ve gerçek koruyuculuk oranları -Hamilelik ve emzirme döneminde kullanım -Çocuklarda kullanım -Farklı kronik hastalıklarla etkileşim -Bulaştırıcılık

31 Yukarıda anlattığım solunum yolu bağışıklık unsurlarının Covid hastalığında tam olarak çalıştığı gösterildi. 8 ay devam eden koruyuculuk. Hafıza özelliğine sahip B ve T hücrelerinin mevcudiyeti.

 

32 Bu konuların daha önceden bilim insanları tarafından anlatılması tahmin veya öngörü değil, zaten mevcut olan bilginin aktarılmasıdır. “Bu virüs yeni, bağışıklık sisteminin nasıl yanıt vereceğini bilmiyoruz” diyenlerin bu anlatılanları öngörü zannetmesi son derece normaldir.

33 Hastalıktan 8 ay sonra bağışıklık durumunu anlatan çok güncel bir yayın. Zincirde okuduğunuz hafızalı B ve T hücrelerinin, virüs bloke eden IgA ve IgG antikorların 8 ay sonra koruyucu seviyede olduğu ve bunun yıllar boyu sürebileceği belirtilmiş.

Kaynak: https://twitter.com/korcanayata/status/1323463485502742528?s=20

Devamını Oku

BİONTECH AŞISI DAHA KOLAY SAKLANABİLECEK

Teknolojisinde, üretiminde herhangi bir değişiklik yapılmadan EMA' nın bir kararıyla -80 derecede muhafaza edilmesi şart olan aşının -25 derecede de saklanabilir olması mRNA aşılarının keşfi kadar önemli bir "tıbbi" gelişmedir. 

-80 derecelik sistemleri üreten şirketler bu işe ne diyecek merak ediyorum.

Herr Steinmeier, size EMA' nın da bir liyakat madalyasını hak ettiğini hatırlatmak isterim.

***

Deutsche Welle' nin haberi:

BioNTech aşısının en önemli dezavantajları arasında sayılan depolama koşullarında değişikliğe Avrupa Birliği'nden (AB) onay çıktı.

Avrupa İlaç Dairesi (EMA), aşının geçici olarak eksi 25 ila eksi 15 derecede iki haftaya kadar depolanabilmesine onay verdi. Şimdiye kadar aşının saklanmasında özel soğutucularda eksi 90 ila eksi 60 dereceye izin veriliyordu. Bu durum, özellikle aşının yoksul ülkelere dağıtımı önünde engel teşkil ediyordu.

EMA yeni saklama koşullarının aşının hızlı bir şekilde dağıtımını kolaylaştıracağını kaydetti. Aşı böylece özel soğutucular yerine eczane ve doktor muayenehanelerindeki standart tıbbi soğutucularda da muhafaza edilebilecek.

Şahin: Önemli bir adım

BioNTech'in kurucu ortağı Uğur Şahin, onayın aşıyı dünyadaki tüm insanlara ulaştırma hedefinde önemli bir adım olduğunu belirterek aşılama uygulamalarının aşı merkezlerinden yerel doktorlara taşınması sürecinde doğru bir zamanlamaya denk geldiğini ve salgına karşı mücadeleyi hızlandıracağını söyledi.

Şirket geçen ay ABD Gıda ve İlaç Dairesi'ne yaptığı bildirimde saklama koşullarıyla ilgili bilgileri güncellemiş ve aşının eksi 25 ila eksi 15 derecede iki hafta boyunca saklanabileceğini bildirmişti.

Türkiye'ye de ilk dozlar gelmişti

Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün yaptığı açıklamada, Pfizer/BioNTech aşısının genel kullanım için öngörülen ilk dozlarının Türkiye'ye ulaştığını bildirmiş, toplam 1,4 milyon doz aşının saklama koşulları uygun olan merkezlerde önümüzdeki haftadan itibaren uygulanmaya başlayacağını kaydetmişti.

EMA'dan üç tesise üretim izni

EMA diğer yandan Biontech'in Almanya'nın Marburg kentindeki yeni tesisine aşı üretim izni verdi. Marburg'daki fabrikada şimdiye kadar aşının etken maddesi mRNA üretiliyordu. BioNTech verilerine göre EMA'dan gelen iznin ardından Marburg'daki tesis, dünya çapında mRNA teknolojisine dayalı en büyük aşı üretim merkezlerinden biri haline gelecek. Tam kapasite üretime geçildiğinde tesiste yılda bir milyar doza varan aşı üretimi yapılabilecek. Marburg'da üretilen ilk aşıların sevkiyatına nisan ayının ikinci yarısından itibaren başlanması bekleniyor.

EMA BioNTech'in Marburg'daki tesisinin yanı sıra, AstraZeneca aşısının üretimi için Hollanda'daki Halix ve Moderna aşısının üretimi için İsviçre'nin Visp kentindeki tesise de üretim izni verdi.    

Kaynakhttps://www.dw.com/tr/biontech-a%C5%9F%C4%B1s%C4%B1-daha-kolay-saklanabilecek/a-57020962

default

***

EK 1 (27.3.2021)Sızan belgeler, Pfizer-BioNTech’in aşısının bazı erken ticari serilerinin beklenenden daha düşük sağlam mRNA düzeylerine sahip olduğunu gösteriyor ve bu yeni aşı platformunun nasıl değerlendirileceği hakkında daha geniş sorulara yol açıyor. Kaynak: https://www.bmj.com/content/372/bmj.n627

Devamını Oku

mRNA AŞILARININ LİPİT NANOPARTİKÜL BİLEŞENİ İLERİ DERECEDE ENFLAMATUARDIR

Fare deneylerinde birçok klinik öncesi çalışmada kullanılan lipit nanopartikülletinin (LNP) yüksek derecede enflamasyona yol açtığı tespit edildi. LNP’ nin deri içine zerki hızlı ve kuvvetli enflamatuar cevaplara sebep oldu. LNP’ nin aynı miktarda burna verilmesi de akciğerlerde benzer enflamatuar cevaplara ve yüksek ölüm oranlarına yol açtı.

***

KOVİD’ de umut veren aşılardan ikisinde mRNA ihtiva eden lipit nanopartiküller (LNP) kullanılıyor.

Klinik araştırmalar ve devam etmekte olan aşılamalarda çok yüksek koruyuculuk ve değişik oranlarda yan etkiler bildiriliyor ama bunların niteliği tam olarak tanımlanmadı.

Bu araştırmada, fare deneylerinde birçok klinik öncesi çalışmada kullanılan LNP’ nin yüksek derecede enflamasyona yol açtığı tespit edildi.

LNP’ nin deri içine zerki hızlı ve kuvvetli enflamatuar cevaplara sebep oldu.

Bu cevapta yoğun nötrofil infiltrasyonu, çeşitli enflamatuar yolların aktivasyonu ve birçok sitokin ve kemokin üretimi vardı.

LNP’ nin aynı miktarda burna verilmesi de akciğerlerde benzer enflamatuar cevaplara ve yüksek ölüm oranlarına yol açtı.

Bu bulgular, bunların güçlü adjuvan aktiviteleri ve adaptif immün cevapların indüksiyonunu desteklemede diğer adjuvanlara kıyasla bildirilen üstünlükleri, enflamatuar tabiatlarından kaynaklanabilir.

Ayrıca, preklinik LNP'ler, insan aşıları için kullanılanlara benzerdir ve bu, bu platformu kullanan insanlarda gözlenen yan etkileri de açıklayabilir.

Kaynak: https://www.biorxiv.org/content/10.1101/2021.03.04.430128v1

Schematic representation of mRNA lipid nanoparticles. The choice of the...  | Download Scientific Diagram

Devamını Oku