Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

KORONAVİRÜS AŞISI GELİŞTİRMEK HİÇ DE KOLAY DEĞİLDİR

Bir taraftan üniversiteler bir taraftan şirketler harıl harıl gece gündüz çalışıyorlar. İdeal bir aşının enfeksiyonu önlemesi ve yayılmasını engellemesi ve emniyetli olması icap eder ve bunları sağlamak da kolay değildir. AİDS hastalığına sebep olan HIV’ in izole edilmesinin üzerinden 30 seneden fazla zaman geçti ama henüz bir aşısı yok.

***

Dünya dört gözle koronavirüslere karşı aşı geliştirilmesini bekliyor.

Bir taraftan üniversiteler bir taraftan şirketler harıl harıl gece gündüz çalışıyorlar.

Bunlardan sıkça da “yılbaşına kadar” hatta kiminden “eylüle kadar” aşılar hazır olur tarzında umut veren haberler de geliyor ama bunlar hakikati mi yansıtıyor yoksa şirket hisselerinin değerinin artması için yapılan köpürtmeler mi orası pek belli değil.

Gelin, biz olaya bilimsel tarafından bakalım.

İdeal bir aşının enfeksiyonu önlemesi ve yayılmasını engellemesi ve emniyetli olması icap eder ve bunları sağlamak da kolay değildir.

US Says China Trying to Steal COVID-19 Vaccine Research | Voice of ...

30 senedir AİDS aşısı geliştirilemedi

Mesela, AİDS hastalığına sebep olan HIV’ in izole edilmesinin üzerinden 30 seneden fazla zaman geçti ama henüz bir aşısı yok.

Keza 1943’ den beri tanınan Deng Humması aşısı daha geçen sene onay alabildi, üstelik de aşının bazı kişilerde enfeksiyonu daha da kötüleştirebileceği iddiaları var.

Rotavirüs aşısı için de 20 seneden fazla uğraşıldı.

Bugüne kadar en kısa sürede geliştirilen boğmaca aşısı için bile dört sene geçmesi gerekti.

Bilim dünyası SARS ve MERS için koronavirüs aşıları üzerinde daha önce de çalıştı ama her ikisi için de onay alan bir aşı olmadı.

Aşı geliştirme çabalarının önünde birçok engel var

Koronavirüsler uzun süreli bağışıklık sağlamıyorlar. Soğuk algınlığına yol açan virüslerin dörtte biri koronavirüs ailesinden fakat bağışıklık cevabı kısa sürede kaybolduğundan insanlar bir sonraki sene gene enfekte olabiliyorlar.

Oxford Üniversitesi’ nin araştırmasına göre enfeksiyonun ilk ayında yükselen antikor seviyeleri daha sonra düşmeye başlıyor.

Rockefeller Üniversitesi de KOVİD’ i hastaneye gitmeden atlatanlarda virüse karşı yeteri kadar koruyucu antikor gelişmediğini tespit etti.

Bu durumda tabii enfeksiyon, ağır bir enfeksiyon gibi yeteri kadar bağışıklık sağlamıyorsa aşının da bunu sağlaması mümkün olmayacaktır.

Gelelim neticeye

BİR: Koronavirüslere karşı tüm dünyada yaygın şekilde uygulanabilecek etkili ve emniyetli bir aşı geliştirilmesi ihtimalini sıfır olmasa bile çok düşük görüyorum.

İKİ: KOVİD salgını, virüsün bulaştırıcılığını ve ağır hastalık yapıcı etkisini kaybetmesi, toplumda hastalığı geçirenlerin sayısının artması ve bulaşmayı önleyecek tedbirlere riayetle hafifleyecektir.

ÜÇ: "100 senedir" bilinen grip virüsüne karşı gerçekten etkili bir aşı yaratamayan bilim dünyasının "100 gündür" tanınan yeni koronavirüse karşı aşı geliştirmesi nasıl mümkün olabilir, havsalam almıyor.

Devamını Oku

HİDROKSİKLOROKİN MUAMMASI

Dünya Sağlık Teşkilat (WHO), KOVİD’de büyük umutlar bağlanan sıtma ilacı hidroksiklorokin ile ilgili çalışmaların güvenlik endişeleri sebebiyle geçici olarak askıya alındığını duyurdu. Bizde yaygın olarak kullanılan, özellikle enfeksiyonun erken safhasında verildiğinde yoğun bakım ihtiyacı ve ölüm oranlarını bariz olarak azalttığını bildiğimiz bu ilaç gerçekten faydasız mı, riskli mi?

***

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, yeni tip koronavirüs (KOVİD-19) hastalarının tedavilerinde kullanılan "hidroksiklorokin" isimli ilacın denemelerinin "güvenlik endişeleri" nedeniyle geçici olarak askıya alındığını bildirmişti (1).

[Askıda ekmek ve bu salgın sayesinde tanıştığımız askıda fatura' dan sonra "askıda araştırma" WHO' nun tarihe geçecek icatlarından olmayı hak ediyor].

Ardından Fransız hükûmetinin de hastanelerin KOVİD hastalarına sıtma ilacı hidroksiklorokin verilmesine izin veren yönetmeliği iptal ettiği haberi geldi (2).

Fransa’da doktor Didier Raoult’un Mart ayında KOVİD hastasını hidroksiklorokin ve azithoromycin kullanarak tedavi ettiğini iddia etmesi üzerine ilaç ülkede büyük tartışma konusu olmuştu.

Avrupa İlaç Kurumu da geçen ay hidroksiklorokin KOVİD hastalarını tedavi ettiğine dair bir veri bulunmadığı uyarısında bulunmuştu.

Bazı araştırmalar, bu ilacın ciddi yan etkileri olduğunu, hastalarda kalp rahatsızlıklarına neden olabileceğini ortaya koymuştu (2).

France revokes decree authorising use of hydroxychloroquine to ...

Hidroksiklorokini en çok kullanan ülkelerden biriyiz

Bizde bu ilaçla ilgili yayınlanmış bir araştırma henüz yok, dolayısıyla etkinliği ve emniyeti hakkında sağlıklı bilimsel bilgiye sahip değiliz.

Medyada yer alan haberlerden bu ilacın yaygın olarak kullanıldığını, özellikle enfeksiyonun erken safhasında verildiğini, yoğun bakım ihtiyacı ve ölüm oranlarında bariz azalma sağladığını duyduk ama ne kadar koruyucu, ne kadar tedavi edici, yan etkileri neler, hangi sıklıkta görülüyor gibi soruların cevabı ortada yok.

Bugüne kadar da bu ilaçla yapılan çalışmaların hiçbirinden de etkili ve emniyetli olduğunu destekleyen bir sonuç çıkmadı (3).

Hidroksiklorokin senelerdir kullanılan bir ilaç

Hidroksiklorokin, patent süresi dolmuş olduğu için muadilleri de olan çok ucuz bir ilaç ve senelerdir de sıtma dışında romatoid artrit ve lupus tedavisinde tüm dünyada "yaygın" olarak kullanılıyor.

Hiçbir hastama hidroksiklorokin yazmamış olmakla beraber bu ilacı kullanan çok sayıda hastam oldu ama ilacın yan etkisi ile ilgili hiçbir olaya şahit olmadığım gibi duymuşluğum da yok.

Elbette ilacın başta kardiyomiyopati ve ritm bozukluğu olmak üzere yan etkileri biliniyor.

Bunlar vak'a bildirisi olacak kadar ender ama gerçek sıklığı ve önemini en iyi romatologlar söyleyebilirler.

Hidroksiklorokinin bu ölümcül de olabilen yan etkilerinin bugünlerde çok gündemde olması, ilacın çok "yaygın" ve "yüksek dozlarda" ve tıpkı onun gibi QT mesafesini uzatıcı etkisi olan "azitromisin" isimli antibiyotikle beraber kullanılmasına bağlanabilir.

Bununla beraber kaç kişinin bu ilaçları kullandığı ve kaçında bu ciddi yan etkilerin görüldüğüne dair elimizde net bir istatistiki bilgi olmadığından kesin bir hükme varmak mümkün olmuyor.

Patenti olan ilaçlar "köpürtülmek" isteniyor olabilir mi?

Bu salgın sırasında denenen onlarca ilaç oldu, en büyük rağbeti patenti olan "antiviral" ilaçlar gördü.

Bunlar içinde ise "remdesivir" ilk sırada geliyor. 

Çin' de bu ilacın etkili olmadığını ortaya koyan araştırma WHO sayfalarında da yer aldı ama teşkilat kısa süre sonra bunu geri çekti (ilaç şirketinin baskısı kuvvetle muhtemeldir).

Böyle bir salgın döneminde randomize kontrollü çalışma yapıl(a)mamasının haklı tarafları olmakla beraber bu eksiklik sonuçların güvenirliğini zayıflatıyor, ilaçlar hakkında kesin bir hükme varmak mümkün olmuyor.

Patenti olmayan ilaçlara gereken değer verilmediğine, yeni ilaçların "parlatılmaya" çalışıldığından da şüphe etmiyorum. 

Hidroksiklorokin sanıldığı kadar etkili de olmayabilir, bilemiyorum.

Geniş kapsamlı randomize kontrollü bir çalışma olmadan tüm iddialar havada kalacaktır.

Hidroksiklorokin hakkında Mine Kırıkkanat' ın "Korona ile ‘Klorokin’in savaşı" başlıklı yazısını okumanızı tavsiye ederim (4).

Gelelim neticeye

BİR: Randomize kontrollü çalışmalar olmadan, hidroksiklorokinin etkinliği ve emniyeti hakkında kesin bir kanaate varmak mümkün değildir. 

İKİ: İlaç şirketlerinin aşırı para hırsı yüzünden tüm dünyada tıbba güven ciddi biçimde sarsıldı ve bu sebeple de hangi dergide yayınlanırsa yayınlansın kim yaparsa yapsın tüm araştırmalara ihtiyatla yaklaşmayı da şart görüyorum.

ÜÇ: Bu ilaç senelerdir sıtma, romatoit artrit, lupus gibi hastalıklarda kullanıyor olmasına rağmen yan etkilerinin bu kadar gündeme gelmemiş olması çok düşündürücü.

WHO' nun sıtma için yaygın kullanılan ve teşkilatın temel ilaçlar listesinde yer alan hidroksiklorokinin emniyetli olmadığına dair bir ikazına rastlamadım. Ben mi göremedim yoksa Afrika' lıların canı o kadar da önemli değil mi?

DÖRT: Hidroksiklorokinin etkinliği abartılıyor yan etkileri görmezden geliniyor olabilir mi?

Evet, olabilir. Mesela, bu ilacın verildiği hastalar belki hiçbir tedavi olmadan da düzelebilecek hastalardır, kontrol grubu olmadan bilemeyiz.

BEŞ: Adam gibi çalışmalar yapılması kaydıyla, bu ilaçla ilgili çalışmaların durdurulma kararlarını doğru bulmuyorum.

ALTI: KOVİD tedavisi ile ilgili yüzlerce yayın varken bizden tek bir araştırmanın bile yayınlanmamış olmasını anlayamıyorum.

YEDİ: Tıp dünyası şapkasını önüne koyup neden bu kadar "güvenilmez" olduğunu iyice düşünmeli ve endüstri ile münasebetlerini gözden geçirmelidir.

Kaynaklar:

1.https://www.aa.com.tr/tr/koronavirus/dso-kovid-19-hastalarinda-denenen-hidroksiklorokin-adli-ilacin-kullanimini-askiya-aldi/1853342

2.https://www.bbc.com/turkce/topics/cnq68n6wgzdt

3.https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/04/22/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/sitma-ilaci-koronavirus-tedavisinde-etkili-bulunmadi/

4.https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/korona-ile-klorokinin-savasi-1730043

Devamını Oku

AŞI ÜRETİCİSİ ŞİRKETLERİN ÖNCELİĞİ SAĞLIK DEĞİL KÂRDIR

Halk sağlığının korunmasında en önemli unsurlardan biri olan aşıların asla ilaç şirketlerinin inisiyatif ve insaflarına bırakılmaması gerektiği bir kere daha gözler önüne serildi. Dev endüstrinin Avrupa Birliği’ nin üç sene önce koronavirüs gibi patojenlere karşı bir salgından önce hızlı aşı geliştirme projesini reddettikleri ortaya çıktı.

***

The Guardian’ da yayınlanan haber, halk sağlığının korunmasında en önemli unsurlardan biri olan aşıların asla ilaç şirketlerinin inisiyatif ve insaflarına bırakılmaması gerektiğini bir kere daha gözler önüne seriyor (1).

Haber, dünyanın “big pharma” adıyla bilinen dev ilaç şirketlerinin Avrupa Birliği’ nin üç sene önce koronavirüs gibi patojenlere karşı bir salgından önce hızlı aşı geliştirme projesini reddettiklerini ortaya koyuyor.

Vaccines are simple in principle but complex in practice.

Aşılar ilaç şirketlerinin inisiyatifinde

Bu kapitalist düzende ne yazık ki çok az sayıda ülke kendi aşısını kendi üretiyor; dünyanın nerdeyse tamamı ihtiyacı olan tüm aşıları endüstriden temin ediyor.

Yüz sene önce birçok aşıyı imâl eder ve hatta başka ülkelere de ihraç ederken biz de “çeşitli oyunlarla” aşıyı yıllardır tamamen ticari şirketlerden alıyoruz.

Bunlar kamu yararını gözeten yardım kuruluşları değil, daha çok satmayı daha çok para kazanmayı hedefleyen şirketler…

Geçenlerde, en büyük aşı üreticilerinden Sanofi’ nin CEO’ sunun aşı konusunda “Parayı veren düdüğü çalar” dediği için Macron tarafından Saray’a çağırıldığını öğrenmiştik (2).

İş sadece ticaretle de sınırlı değil, daha da kötüsü var.

Sanofi yetkilisi aşıda rüşvet iddiasıyla gözaltına alındı” başlıklı haber (3):

Güney Koreli savcıların kısa süre önce Sanofi'nin Güney Koreli bir yöneticisini rüşvet nedeniyle gözaltına alırken, hükümetin aşı programlarına verilen aşılar için bir karteli araştırdıkları anlaşılıyor”. 

Endüstriden ürünlerini halk yararına dağıtmasını beklemiyoruz, elbette yaptıkları işin karşılığını almaları gerekir ama işin ticaretin çok ötesine taşındığına ve hatta türlü “oyunların” sahneye konduğuna da şüphe yok.

A researcher works on a potential Covid-19 vaccine at Copenhagen University

Bağışıklama da aşı üretimi de devletin elinden ve kamu görevi olmaktan çıkarıldı

Halk sağlığının bu çok önemli uygulaması olan aşılar ne yazık ki ticarete âlet olmuştur.

Halk sağlığı hocalarının hocası Prof. Dr. Gazanfer Aksakoğlu bundan tam 17 sene önce şunları söylüyordu (4):

Bağışıklama da aşı üretimi de devletin elinden ve kamu görevi olmaktan çıkarıldı, sermayeye teslim edilerek tatlı kârlar için yatırım aracına dönüştürüldü.”

Hoca, bugün kim bilir neler derdi?

Gelelim neticeye

Aşı ve ilaçları, kâr amacıyla üreten endüstri günün birinde herhangi bir bahane ile “biz artık bunları üretmeyeceğiz” diyebilir, anormal taleplerde bulunabilir veya başka oyunların içinde de olabilir.

Bunun için de her devletin stratejik önemi olan ilaç ve aşılarını kendi üretmesi şarttır.

Aşıların halk sağlığı için önemini savunanların da bunların üretiminin ticari şirketlere bırakılmaması gerektiğini vurgulamazlarsa propagandistlerden farkları kalmaz.

NOT: Bu vesile ile Dr. Nazan Sezgin' in yazılarını okumanızı da tavsiye ederim (4, 5).

Image of coronavirus Covid-19

***

The Guardian’ daki haber özetle şöyle:

Dünyanın “big pharma” adıyla bilinen dev ilaç şirketlerinin Avrupa Birliği’ nin üç sene önce koronavirüs gibi patojenlere karşı bir salgından önce hızlı aşı geliştirme projesini reddettikleri bildirildi.

Aşıların geliştirilmesi ve onaylandırılmasını hızlandırma plânı, işlevi Avrupa'da ileri teknoloji araştırmalarını desteklemek olan Innovative Medicines Initiative (IMI) isimli kamu-özel ortaklığının başında oturan Avrupa Komisyonu temsilcileri tarafından teklif edildi ama endüstri ortakları tarafından kabul görmedi.

Açıklama, IMI tarafından alınan kararları inceleyen Brüksel merkezli ve kısa adı COE olan Corporate Observatory Europea’ nın bir raporunda yer aldı.

COE’ nin Avrupa fonları ve özel ve diğer kurumların ayni katkılarından oluşan 5 milyar Euro’ luk bütçesi var.

IMI yönetim kurulu, Komisyon üyeleri ve içlerinde GlaxoSmithKline, Novartis, Pfizer, Lilly ve Johnson & Johnson gibi sektörün en büyük isimlerinin de bulunduğu EFPI (European Federation of Pharmaceutical Industries) temsilcilerinden oluşuyor.

Koronavirüs salgını için küresel bir hazırlık eksikliği, ilaç endüstrisinin kanser gibi kronik hastalıklardan daha az kazançlı olduğu için enfeksiyon hastalıklarının tedavisini öncelemede başarısız oldukları suçlamalarına yol açtı.

Dünyanın en büyük 20 ilaç şirketi geçen sene yarısı kanser yüzde 65’ i enfeksiyon hastalıkları tedavisiyle alâkalı 400 kadar araştırma projesini üstlendi.

Koronavirüs için sekiz muhtemel aşı adayı olmakla beraber bunların başarılı olacaklarının garantisi bulunmuyor. Bunlar içinde en umut vereni Oxford Üniversitesi tarafından geliştirilen aşı ve bunun da onay alma şansı yüzde 50 kadar.

CEO’ nun raporunda IMI’ nun her zaman olduğu gibi piyasa önceliklerinin fazla olduğu da vurgulanıyor.

Kaynaklar:

1.https://www.theguardian.com/world/2020/may/25/exclusive-big-pharma-rejected-eu-plan-to-fast-track-vaccines-in-2017

2.https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-asi-konusunda-parayi-veren-dudugu-calar-diyen-sanofi-ceosunu-macron-saraya-cagirdi-11-681-88965.html

3.https://www.medimagazin.com.tr/ilac-sanayi/genel/tr-sanofi-yetkilisi-asida-rusvet-iddiasiyla-gozaltina-alindi-8-60-86073.html

4.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/10/06/misafir-yazar/bakteriyolojihane-i-sahane-ve-dr-refik-saydam-merkez-hifzissihha-enstitusu/

5.http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/03/13/misafir-yazar/14-mart-tip-bayrami-ve-cephelerin-kahraman-doktorlari/

Devamını Oku

TAM YAĞLI SÜT ÜRÜNLERİ DİYABET, HİPERTASİYON VE METABOLİK SENDROMU RİSKİNİ AZALTIYOR

Modern beslenme kılavuzlarında zararlı besinler listesinde yer alan “tam yağlı süt ürünlerinin” metabolik sendrom, hipertansiyon ve tip 2 diyabet riskini azalttığı bir kere daha gösterildi. Modern tıbbın beslenme tavsiyeleri bana göre külliyen yanlıştır ve hatta metabolik sendrom, obezite ve diyabetteki patlamanın da önemli sebeplerindendir.

***

İndependent Türkçe' deki yazım:

Günümüzde salgın hastalık gibi artan, kalp krizi, felç ve tip 2 diyabete zemin hazırlayan metabolik sendrom veya insülin direnci sendromunun en önemli sebebinin modern tıbbın yanlış beslenme tavsiyeleri olduğuna inanıyorum.

Kanada McMaster Üniversitesi tarafından düzenlenen ve BMJ Open Diabetes Research & Care isimli dergide yayımlanan yeni bir araştırma ile modern beslenme kılavuzlarında zararlı besinler listesinde yer alan “tam yağlı süt ürünlerinin” sanılanın tam aksine metabolik sendrom, hipertansiyon ve tip 2 diyabet riskini azalttığı bir kere daha gösterildi. 1

Kısa adı PURE (The Prospective Urban Rural Epidemiology) olan çalışma kapsamında içlerinde Türkiye’nin de yer aldığı 21 ülkede 35-70 yaş arası 148 bin kişi ortalama 9 sene takip edildi.

Katılımcılara son 12 aydaki beslenme özellikleriyle alakalı özel bir gıda anketi yapıldı.

Süt, yoğurt, ayran, peynir ve sütle yapılan diğer ürünler tam yağlı, az yağlı olarak sınıflandırıldı.

Tereyağı ve krema her ülkede yenmediğinden ayrı değerlendirildi.

Analizlerde, günde iki porsiyon süt ürünü tüketmenin metabolik sendrom riskini yüzde 24; diyabet riskini 11 ve hipertansiyon riskini yüzde 12, günde üç porsiyonun ise bu son iki hastalık risklerini yüzde 13 ve 14 oranında azalttığı belirlendi.

Süt ürünlerinin tam yağlı olmasının daha faydalı olduğu, günde iki porsiyon tam yağı süt ürünlerinin metabolik sendrom riskini bunları hiç yemeyenlere göre yüzde 28 azalttığı, az yağlı süt ürünü yiyip içenlerde herhangi bir risk azalması olmadığı tespit edildi.

süt aa-.jpg

Tam yağlı süt ürünlerinin faydası daha önce de biliniyordu

Daha önce İsveç’te yapılan araştırmada tam yağlı süt ve tereyağı, kaymak gibi tam yağlı süt ürünlerini tüketenlerde göbek yağlanmasının yağsız süt ürünlerini tercih edenlere göre daha az olduğu ortaya çıkmıştı. 2

İsveç Sağlık Bakanlığı da düşük yağlı diyet dogmasını reddeden ve vatandaşlarına düşük karbonhidratlı yağdan zengin diyet tavsiye eden ilk Batı ülkesi olmuştu. 3

Tuft Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan araştırmada diyabet riskinin tam yağlı süt ürünlerini tüketenlerde yağsız veya düşük yağlıları tüketenlere göre daha düşük olduğu gösterildi. 4

American Journal of Clinical Nutrition isimli dergide yayınlanan araştırmada tam yağlı süt içen çocukların vücut kitle endekslerinin yağsız süt içen çocuklara göre daha düşük, D vitamini seviyelerinin daha yüksek olduğu gösterildi. 5

Günde üç bardaktan çok süt içenlerde kemik kırıklarının daha çok görüldüğünü, ölüm riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koyan araştırmalar da var. 6

80 binden fazla insanın 25 sene takip edilmeleriyle gerçekleştirilen bir diğer araştırmaya göre de süt, peynir, kaymak, tereyağı, dondurma gibi “az yağlı veya yağsız süt ürünleri” Parkinson hastalığı riskini yüzde 34 artırırken “tam yağlı süt ürünleri” için böyle bir risk mevzubahis değil. 7

peynir aa.jpg Süt ve süt ürünlerinin faydaları

İhtiva ettikleri doymuş yağlardan dolayı kalp krizi, felç ve erken ölümlerin bir numaralı sebebi olarak gösterilen süt ve süt ürünleri amino asitler, D ve K vitamini, kalsiyum, magnezyumdan zengindir.

Tam yağlı süt ürünlerinin bu müspet tesirleri büyük ölçüde bütirik asit, trans palmitoleik asit ve konjüge linoleik asit gibi faydalı yağ asitlerinden kaynaklanır.

Palmitoleik asit vücutta çok az üretilir ama tam yağlı süt ürünlerinde özellikle de peynirde fazla miktarda bulunur.

Palmitolat, doymuş yağların sebep olduğu hasarları düzeltir, insülin gibi kan şekerini düşürür, anti-enflamatuar etkileri de vardır ve diyabete karşı da korur.

Bunun yanında sütün özellikle fermente edilerek yoğurt, ayran, kefir şeklinde tüketilmesiyle probiyotikler yani dost bakteriler de alınmış olur.

yoğurt aa.jpg Neden tam yağlı süt?

BİR: Yağlı sütün sindirimi daha yavaştır ve daha doyurucudur.

İKİ: Yağlı süt kan şekerinin artmasını önler, oysa yağsız süt kan şekerini ve insülin salgısını artırabilir.

ÜÇ: Doymuş yağlar sağlıklı yaşamak için şarttır, hazır gıdalarda bulunan trans yağlar zararlıdır.
 

tereyağ aa.jpg 

Metabolik sendrom nedir?

Metabolik sendrom, kalp krizi, felç ve tip 2 diyabete zemin hazırlayan risk faktörlerini barındıran bir klinik tablodur. İnsülin direnci sendromu olarak da bilinir.

Hipertansiyon (130/90), göbek çevresi genişliği (kadınlarda 88, erkeklerde 102 cm üzeri), kanda trigliserit yüksekliği (150 üzeri), glukoz (şeker) yüksekliği (100-120 arası) ve iyi kolesterol düşüklüğü (kadınlarda 50, erkeklerde 40’ın altı) risk faktöründen en az üçüne sahip olanlarda metabolik sendrom var demektir.

Metabolik sendromun oluşumunda beslenme hataları ve hareketsizlik başta gelir.

Gelelim neticeye

Modern tıbbın beslenme tavsiyeleri bana göre külliyen yanlıştır ve hatta metabolik sendrom, obezite ve diyabetteki patlamanın da önemli sebeplerindendir.

BİR: Üç ana üç ara öğün yerine günde iki defa beslenilmelidir.

İKİ: Temel yağlar olarak tavsiye edilen ayçiçek, mısırözü ve kanola gibi omega 6 deposu yağların zerresi bile ağza konmamalıdır.

Mutfağımızda bulunması gereken iki yağ, köy tereyağı ve soğuk sıkma zeytinyağıdır.

ÜÇ: Hararetle tavsiye edilen layt ürünler ve suni tatlandırıcılar asla yenip içilmemelidir.

DÖRT: Yağsız süt ürünleri yerine tam yağlı yoğurt, ayran, peynir tercih edilmelidir.

BEŞ: Tahıllar temel gıda olmamalı, işlenmemiş tam tahıl mamulleri makul miktarda tüketilmelidir.

ALTI: İşlenmiş ve paketlenmiş gıdaların adı bile anılmamalıdır.

YEDİ: Kolesterol deposu diye yasakladıkları yumurta da sağlıklı hayvansal yağlar ve sakatat da sağlıklı beslenmenin olmazsa olmaz yiyecekleridir.

Kaynaklar:

1. https://drc.bmj.com/content/8/1/e000826
2. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/%2023320900
3. https://healthimpactnews.com/2013/sweden-becomes-first-western-nation-to-reject-low-fat-diet-dogma-in-favor-of-low-carb-high-fat-nutrition/
4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27006479
5. http://ajcn.nutrition.org/content/early/2016/11/15/ajcn.116.139675.abstract
6. http://www.bmj.com/content/349/bmj.g6015
7. https://n.neurology.org/content/89/1/46

Yazının ana kaynağı: https://www.indyturk.com/node/184796/türkiyeden-sesler/tam-yağlı-süt-ürünleri-diyabet-hipertasiyon-ve-metabolik-sendromu

Devamını Oku

VAKA SAYISI SIFIR OLSA BİLE GÜVENDE DEĞİLMİŞİZ

Koronavirüs elbette yakın bir gelecekte hayatımızdan çıkıp gitmeyecek, elbette bazı tedbirleri almaya ve dikkatli olmaya bir süre daha devam edeceğiz ama topluma çok fazla korku pompalamanın da doğru olduğunu düşünmüyorum. Moralsiz, kaygı dolu, endişe ve panik içinde olmanın bağışıklık sistemi için virüsler kadar zararlı olduğunu unutmayalım.

***

Hürriyet' te yer alan haberde Prof. Dr. Mehmet Ceyhan "Vaka sayısı sıfır olsa bile güvende değiliz" diyor.

Koronavirüs elbette yakın bir gelecekte hayatımızdan çıkıp gitmeyecek, elbette bazı tedbirleri almaya ve dikkatli olmaya bir süre daha devam edeceğiz ama topluma çok fazla korku pompalamanın da doğru olduğunu düşünmüyorum.

En az iki aydır çalışmayan, eve hapsolup kalan insanların morale ve umut veren sözlere de ihtiyaçları var.

Moralsiz, kaygı dolu, endişe ve panik içinde olmanın bağışıklık sistemi için virüsler kadar zararlı olduğunu unutmayalım.

Koronavirüsler kaybolup gitseler hiçbir hastalık, dert kalmayacak ölümsüzlüğe mi erişeceğiz?

3 M değil 4 M formülünü benimsiyorum

Koronavirüslerden korunmak için şart koşulan tedbirler genellikle 3 M formülüyle özetleniyor.

1. Maske (kapalı mekânlarda şart, açık havada duruma göre)

2. Mesafe (insanlara mümkün olduğu kadar 2 metreden yakın olmamak) 

3. Musluk (akar su altında el temizliği)

Ben bunlara bir M daha ekliyorum, benim tavsiyem 4 M formülünü uygulamaktır:

4. Moral (moral olmadan hiçbir iş başarılamaz)

Resim

Fotoğraf USA' da Maryland' de çekilmiş. Bu da doğru değil tabii ki!

Gelelim neticeye

Mevlâna, korku, endişe ve telaş içinde kapısını çalan kişinin başını okşamış ve "Korkma evladım, öleceksin ama hasta olduğun için değil, doğduğun için" demiş.

Şair de "Tedbirini terketme takdir Hudâ''nındır" diyor.

3 M değil 4 M formülüne uyalım.

Tedbirde kusur edip takdire bahane bulmaya çalışmayalım.

***

Hürriyet' te Fulya Soybaş' ın haberi:

Vaka sayısının düşüşe geçmesiyle Sağlık Bakanlığı ‘normalleşme’ takvimi için bayram sonrasını işaret etmişti. Yarın bayram. Haliyle akıllarda şu soru var: Çarşamba sabahı nasıl bir güne uyanacağız? Vaka sayısı ne olacak? 65 yaş üstü ile 20 yaş altı özgürlüklerine kavuşacak mı? İşte yanıtları...

TEDBİRLER YAVAŞ YAVAŞ KALDIRILACAK

HACETTEPE Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan: “Tedbirler, bayramdan sonra yavaş yavaş kaldırılacak. Hepsi birden kaldırılamaz. Tüm yasakları bir anda kaldırırsanız, bir problem çıktığında bunun nereden kaynaklandığını bulamazsınız. Mesela bir pozitif vaka yakaladınız. O kişi sinemaya da restorana da berbere de gitmiş. Virüsü nereden kaptı, kimlere bulaştırdı? Nasıl saptayacaksınız?”

VAKA SAYISI SIFIR OLSA BİLE GÜVENDE DEĞİLİZ

Vaka sayısındaki azalma elbette ki çok önemliAncak sayı 0 olsa dahi güvende değiliz. Bu sadece test yapılan kişiler arasında güvende olduğunuz anlamına gelir. Dışarıda kimin virüs taşıdığını test yapılmadan bilemediğimize göre, ‘kesin’ diye bir şey yok. Örneğin Vuhan’da 37 gün boyunca vaka sayısı 0 giderken bir anda yeniden pozitif vakalar çıktı. Unutmayın ki pandemi eğrileri dağa benzer. Önceleri eteği yatıktır. Sonra dikleşir. İnişte de aynı şekilde. Hızlı inerseniz dirençle karşılaşırsınız. Direnci kırmak için ise asemptomatik vakaları bulup tedavi etmek gerekir. Biz o dönemi yaşıyoruz. Bundan sonra her gün 200-300 vaka olmayacak belki ama süreç bitmiş değil.”

Bayram sonrası ‘kademeli çıkış’

ELİMİZDE SİHİRLİ DEĞNEK YOK

BİLİM Kurulu üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, “Bayram sonrası, farklı bir dünyaya uyanacağımızı, her şeyin tozpembe olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz” diyor. Özlü, vaka sayılarında yaşanan düşüşün, çok büyük bir dalgalanma yaşanmazsa süreceğini söylüyor. “Ancak” diyerek parantez açıyor: “Maalesef elimizde sihirli bir değnek yok. Aşı bulunana kadar hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ama bazı önlemler kademeli olarak, kurallara bağlı şekilde esnetilmeye başlanacak. Mesela tren seferleri başlayacak ama eskisi gibi tam kapasite değil, yüzde 50 kapasiteyle. İç ve dış hat uçuşları, şehirlerarası otobüs seyahatleri yeniden yapılabilecek ama tüm bunların kendi kuralları olacak. Bu süreçte bir dalgalanma olacak mı? Olursa yeni önlemler ne olacak? Biz de onu gözlemliyor olacağız.

BİTİŞ ÇİZGİSİNE VARMAK ÜZEREYİZ

Prof. Dr. Özlü rakamların tutarlı şekilde inişe geçtiğini söylüyor ve “Bitiş çizgisine varmak üzereyiz. Biraz daha sabır. AVM’ler, kuaför ve berberler yeniden açıldı, 16 ilde seyahat yasakları kalktı. Gördük ki, bu yeni ‘kontrollü sosyal hayat’ süreci bizi kötü etkilemedi. Gevşemelere rağmen olumsuz bir etkinin görülmemesi sevindirici olduğu kadar yeni kararlar alınması adına da cesaretlendirici” diyor. Özlü’nün bir de uyarısı var: “Aceleci davranmak yok. Kademeli normalleşeceğiz. Aşının bulunması ve uygulanmasının başlamasına en iyi ihtimalle 6 ay var. Bu süreçte maske ve hijyenden vazgeçilmemeli. En kritik olan ise sosyal mesafe. ‘Diğerlerini yapıyorum, bu olmasa da olur’ denmemeli. Hele ki kalabalık ortamlarda maske tek başına koruyucu değildir. Mesafeyi korumaya devam.

Kaynak: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/fulya-soybas/bayram-sonrasi-kademeli-cikis-41523886

Devamını Oku

EVDE KALMA, MESAFEYİ KORUYARAK GÜNEŞE ÇIK

Yeni bir araştırmada güneş ışınlarının koronavirüsleri çok kısa sürede etkisizleştirdikleri gösterildi. Araştırmaya göre ultraviyole ışınlar gözeneksiz yüzeylerde dezenfektanlar kadar etkili olabiliyor. Bundan sonraki günlerde insanlara evde kalmaları yerine, maske takarak ve diğer insanlardan yeteri kadar uzak durarak güneşe çıkmaları tavsiye edilmelidir.

***

Journal of Infectious Disease’ de yayınlanan araştırmaya göre, güneş ışınları koronavirüsleri kısa zamanda etkisiz hâle getiriyor.

Ultraviyole ışınları da dâhil tabii güneş ışığını taklit eden bir cihazın kullanıldığı, sıcaklık ve nemin de kontrol edildiği deneylerde virüsün hem kültürde hem de insan tükürüğüne benzer bir sıvıda kısa zamanda etkisizleştiği gösterildi.

Tükürükteki virüslerin etkisiz hale gelebilmeleri için yaz güneşine benzer şartlarda 6.8 dakika, kış güneşine benzer şartlarda ise 14.3 dakika yeterli oldu.

Sebebi bilinmemekle beraber virüsün tükürükte kültür ortamına göre 2 misli fazla etkisizleştiği, karanlıkta tutulan kuponlardaki virüslerin ise fazla etkilenmedikleri tespit edildi.

Bu neticeler, tabii güneş ışınlarının gözeneksiz yüzeylerde dezenfektanlar kadar etkili olduğunu ortaya koyuyor.

UK has hottest day of year

Ultraviyole ışınların virüs ve bakterileri öldürdükleri biliniyor ve hastanelerde bu amaçla kullanılıyor.

Bugüne kadar koronavirüsün plastik ve çelik yüzeylerde üç güne kadar, kartonda 24 saat, bakırda 4 saat ve aerosol olarak da üç saat yaşadıkları gösterilmişti.

CDC de virüsün yüzeylere veya eşyalara temasla bulaşmasının kolay olmadığını açıklamıştı.

Son durum: Vaka sayısı 5 milyonu ölü sayısı ise 330 bini geçmiş durumda, 2 milyona yakın insan da hastalığı atlattı.

Gelelim neticeye

Bundan sonraki günlerde insanlara evde kalmaları yerine, maske takarak ve diğer insanlardan yeteri kadar uzak durarak güneşe çıkmaları tavsiye edilmelidir.

Ne varsa tabiatta var!

Resim

Kaynak: https://academic.oup.com/jid/advance-article/doi/10.1093/infdis/jiaa274/5841129

Devamını Oku

AŞI İNSANLIK MALIDIR

Hürriyet' te Yalçın Bayer' in "Aşı insanlık malıdır" başlıklı yazısı vesile ile aşılar hakkındaki kanaatimi tekrar özetlemek istiyorum:

BİR: Aşılar halk sağlığının "en önemli" koruyucu uygulamalarından biridir. 

İKİ: Aşılar, bunları sadece kazanç sağlamak için üreten "şirketlerin" ve onlarla işbirliği içinde olan bazı "vakıfların" inisiyatif ve insaflarına bırakılmaması gereken, bazıları "stratejik" öneme sahip ürünlerdir. Bunlar, sermayeye teslim edilerek tatlı kârlar için yatırım aracına dönüştürülemez.

ÜÇ: Bazı ortak hususiyetleri olsa bile hiçbir aşı diğeri ile kıyaslanamaz, tümü aynı kategoride değerlendirilemez. Her birinin ayrı endikasyonu vardır, bazıları toplumun tamamına, bazıları özel risk gruplarına, bazıları özel durumlarda uygulanır. Tek bir şirketin bile 41 + 14 aşısı olduğunu, bunların hepsini herkese yaptırmak isteyebileceklerini unutmayalım.

DÖRT: Aşıların üretimi hükumetin denetimindeki "resmi" bir kuruluş (Hıfzıssıhha gibi) tarafından yapılmalı ve herkes için ücretsiz olmalıdır. İnsanlar, aşıların ticari ürün olmadığından emin olmalıdır.

BEŞ: Hangi aşıların "stratejik önemi" olduğu ve aşıların endikasyonları her bir aşı için ayrı ayrı "bağımsız bilim kurulları tarafından" belirlenmelidir.

US: Coronavirus vaccine shows promising early results

**

Hürriyet' te Yalçın Bayer' in "Aşı insanlık malıdır" başlıklı yazısı:

Dünya çapında 120 civarında aşı çalışması var. Bunların 10-15’i de önde gidiyor. Yine bu sütunlarda duyurmuştuk, önde gidenlerden biri de Almanya’da Prof.Dr. Uğur Şahin ve eşi Doçent Dr. Özlem Türeci’nin kurucu ortaklarından olduğu BionTech firması. Çinli Fosun Pharma’nın ABD’li Pfizer ile geliştirdiği aşının insanlar üzerinde denenmesine başlandı. Keza Oxford’daki araştırmada da epey yol alındı. Türkiye’de çalışmalar var.

Ama aşı bulunmakla bitmiyor. Büyük yatırım gerekiyor. Üretimi ve ülkelere satışı/dağıtımı kolay değil. Dolayısıyla bir yandan aşı haberi beklerken, bir taraftan ikinci ve üçüncü safhalar için kavga başladı bile.

Avrupa’nın en büyük ilaç şirketi Sanofi, ABD ile bir ön anlaşma yaparak, aşının ilk olarak Amerikalılara yapılmasının önünü açtı. ABD hükümeti riskleri paylaşma konusunda yatırım yaptığı için ön siparişte de en büyük hakka sahip. Bu da gösteriyor ki üstü örtülü bir kavga sürüyor. Merkel’in bir süre önce aşı için Avrupa’da 7.5 milyar Euro toplaması boşuna değil. Buna ilaveten de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier art arda verdikleri demeçlerde‚ aşının bir insanlık malı olduğunu işaret ettiler. Umarız bu çağrıya diğer ülkeler katılır da aşıya ulaşılabilirliğin önündeki engeller kalkar.

Kaynak: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/yalcin-bayer/asi-insanlik-malidir-41521383

Devamını Oku

ÇOCUKLARDA YENİ BİR HASTALIK: PİM-TS

KOVİD salgınında çocuklarda Kawasaki Hastalığı ve Toksik Şok Sendromu’ na benzeyen klinik tabloya artık PİM-TS (pediatric inflammatory multisystem syndrome-toxic shock) adı veriliyor. Plazma, kortizon tedavisi ile düzelen hastalığın bağışıklık sisteminin koronavirüslere karşı gösterdiği geç bir tepki neticesi geliştiği düşünülüyor.

***

KOVİD salgını sırasında İngiltere, İtalya ve USA gibi ülkelerde çocuklarda Kawasaki Hastalığı (KH) ve Toksik Şok Sendromu’ na benzeyen klinik tablolar bildirilmeye başlandı.

Bugün kısaca PİM-TS (pediatric inflammatory multisystem syndrome-toxic shock) adı verilen sendrom Avrupa ve USA’ da 100’ er çocukta bildirildi, bunlardan dördü hayatını kaybetti.

Bu çocuklar enfekte olduklarında ateş, öksürük gibi tipik hastalık belirtilerini göstermiyorlar ve PIM-TS belirtileri ortaya çıktığında bağışıklık gelişmiş olduğu için de bulaştırıcı olmuyorlar.

Coronavirus: Covid-19 diagnosed in 11-week-old baby - BBC News

Lancet’ de yayınlanan bir makalede 10 yeni vaka ile Kawasaki hastalığı karşılaştırıldı.

Buna göre, Bergamo’ da bu tür hastaların takip edildiği bir merkeze 2015-2019 arasında 19 çocuk Kawasaki Hastalığı teşhisiyle tedavi edilmişken bu sene üç aylık bir dönemde 10 çocukta bu tabloya rastlandı.

PİM-TS vakalarının yaş ortalaması 7 iken KH’ nda ise 3' dü.

Bu 10 çocuğun hiçbiri ölmedi ama hastalık belirtileri KH’ dan daha ağırdı, kalp komplikasyonları daha sıktı ve beşinde de KH’ da görülmeyen şok tablosu gelişti.

Bu çocuklara immunglobulin (plazma) tedavisine ek olarak kortizon tedavisi yapılması da icap etti.

10 çocuğun sekizinde koronavirüs antikorları tespit edildi. Negatif olan vakalarda testin doğru yapılmamış olması ve yüksek dozda verilen immunglobulin tedavisinin sonucu etkilemiş olması ihtimalleri üzerinde duruluyor.

Antikor testinin pozitif olması çocukların virüsle haftalar önce enfekte olduklarını gösteriyor.

Gelelim neticeye

Bu yeni tanımlanan PIM-TS klinik tablosunun, bağışıklık sisteminin virüse karşı gösterdiği geç bir reaksiyon sonucu geliştiği düşünülüyor.

Kaynaklar:

https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(20)31103-X/fulltext

https://en.wikipedia.org/wiki/Paediatric_multisystem_inflammatory_syndrome

http://ahmetrasimkucukusta.com/2020/04/29/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/cocuklarda-koronavirusle-baglantili-kawasaki-sendromu-suphesi/

Devamını Oku

BİLİMSEL ARAŞTIRMA KOMİSYONU HAYIRLI OLSUN!

Sağlık Bakanlığı COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Komisyonu’ nu düşünenleri, kuranları tebrik ediyor, komisyona çalışmalarında başarılar diliyorum. Bu komisyon tüm dünyaya “gururla” duyurulmalı, başka ülkelerin de bu komisyonu örnek almaları sağlanmalıdır.

***

COVID-19 konusunda yapılacak  araştırmalar için etik kurul onayından önce Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan  COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Komisyonu’na başvuru gerekmesi bazı kişi ve kuruluşlar tarafından tenkit ediliyor.

Bunlardan Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu şunları söylüyor (1):

Bizler bu ülkede eğitim alan, bu ülkede bilim yaparak dünyada ve Avrupa’da uluslararası görevlere seçilen ve ülkemizi temsil etme gururunu yaşayan bilim insanlarıyız. Şimdi bu durumu dünyaya açıklamakta güçlük çekiyorum ve utanıyorum. Bilimsel çalışmaların önü acilen açılmalıdır. Eğer bunu yapamazsak oldukça iyi götürdüğümüz bu salgın süreci bilimsel bir utanç ile son bulur.” 

Sağlık Bakanlığı, uçaktaki tüm yolcuları karantinaya aldı ...

Bilimsel Araştırma Değerlendirme Komisyonu çok yerinde bir kuruluştur

"Bilimsel çalışmaların" etik kurulların müsaadesi dışında tam bir özgürlük ortamında yapılması elbette doğrudur, bunun aksini savunan biri olacağını da sanmıyorum. (Bilimsel araştırma ve çalışmanın ne olduğu ayrı bir tartışmadır).

Gel gelelim, öğretim üyesinin maksadını çok aşan sözlerine katılmam mümkün değil.

Sağlık Bakanlığı' nın amacının tüm dünyayı saran şu salgın döneminde araştırmacıların güç ve işbirliği yapmasını sağlamak olduğunu varsayıyorum.

Salgın başlayalı beş ay oldu, vak'a sayısının 5 milyonu ölü sayısının 300 bini geçtiği şu günlerde henüz etkisi ve emniyeti ispatlanmış bir ilaç ve aşı yok.

Küçük çaplı, telaşla yapılan araştırmalardan önemli bir sonuç çıkması da zaten beklenemez. 

Elbette haklı gerekçelerle tüm dünyada herkes kendine göre çalışma planlıyor, ilaç deniyor, bir an önce bir tedavi bulmak için canla başla çalışıyor ama bu da kaçınılmaz olarak bir netice alınmasını zorlaştırıyor.

Bence bunda bilimsel çalışmalar arasındaki koordinasyon eksikliğinin rolü büyüktür.

Bu sebeple de araştırmaların "Bilimsel Araştırma Değerlendirme Komisyonu" çatısı altında koordine edilmesi son derecede yerinde bir uygulamadır, bunu bilime müdahale gibi değerlendirmemek gerekir.

Ancak...

Bu komisyon kimlerden oluşuyor, değerlendirme ölçüleri ve yetkileri nedir, nasıl çalışıyor... ve benzeri birçok sorunun cevabının da açık ve net olarak bilinmesi şarttır. Ben bunlara ait hiçbir bilgiye rastlayamadım.

Araştırma diye uydur-kaydır şeyler kabul edilemez

Bu tür bir uygulama bana göre sadece bu salgın dönemi için geçerli olmamalı, hep devam etmelidir.

Çünkü...

Bizde tıp alanında bilimsel araştırma yapmak için gerekli altyapı, sistem ve maddi kaynaklar ne yazık ki hadi yok denemez ama son derecede yetersizdir, kısıtlıdır; bilimsel araştırmaların çoğu şahsi çabalarla yürütülmektedir.

Ülkemizde gereğinden çok fazla tıp fakültesi vardır ve bunlar arasında maalesef gerçek bir işbirliği yoktur, herkes kendi imkânlarına göre çalışmakta ve bu da emek, zaman ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır.

Acı gerçek şudur ki...

Bizde yapılan bilimsel yayınların ehemmiyetli bir kısmının bilimsel bir değeri yoktur, bunların öğretim üyelerini kâğıt üzerinde çok çalışıyor, iş üretiyor gibi göstermekten, akademik ilerlemeye belge oluşturmaktan öte bir faydası bulunmamaktadır.

Bilimsel yayın artışında dünyada üçüncüyüz!

Eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan' ın şu sözleri durumumuzu gayet güzel ortaya koyuyor (2):

"Bilimsel yayın artışında üçüncü ülke durumundayız. Geçen yıl 17'nci sıradaydık. Bu yıl sırada yükselme olacak. Layık olduğumuz seviyeye ulaşacağız. Layıkıyla yapamadığımız tek konu ise elimizdeki bilgileri teknolojiye çevirememek. Bizde 27 bin makale basılıyor. Bunlardan patent alınan makale sayısı 85 civarında. İsrail'de 4 bin civarında makale basılıyor. Bin 500'üne patent alınıyor."

Bu bilgilere göre İsrail' in başarısını yakalamak için 85 olan patent alan makale sayımızın 10.000 olması gerekiyor, görün hâl-i pürmelâlimizi!  

YÖK Başkanı, çoğunun tıp alanında olduğunu tahmin ettiğim bu yayınların sadece 300'de bir tanesinin dişe dokunur yayın olduğunu belirtiyor. Miktarlarıyla övündüğümüz bu binlerce yayının çoğunun bilimin işine yaramayan, çöpe giden birtakım karalamalar olduğu ortaya çıkıyor.

On binlerce proje var netice yok

Şimdiki YÖK Başkanı Yekta Saraç' ın kısa süre önceki bir açıklaması da aynı vahameti gözler önüne seriyor (3):

"Her üniversitemiz aynı konularda ayrı ayrı çalışmakta, kamu kaynakları planlı ve hedef odaklı harcanamamakta, ortaya on binlerce bilimsel araştırma projesi çıkmakta fakat ülkemiz için bunların somut çıktıları az olmaktadır. Artık ulusal ölçekte belli bir konuda temayüz eden üniversitelerimizin birlikte iş yapacakları, birden fazla üniversitemizin insan kaynaklarını, laboratuvarlarını, ekipmanlarını birlikte kullanabilecekleri bir modeli Türkiye'ye kazandırıyoruz ".

YÖK Başkanı, vazifesi icabı çok kibar ifadeler kullanmış; somut çıktıları az olmaktadır derken aslında "bunların hiçbir işe yaramadığını; zaman, emek ve para kaybından başka bir şey olmadıklarını" kastetmektedir. 

Bu iklimden bilim adamı çıkmaz

Bilim adamlığı, bilimsel araştırma ile akademide öğretim üyeliği (doktor, uzman yetiştirmek), hekimlik (icra-i tababet) birbirine karıştırılmamalıdır (4).

İşin acı tarafı "konunun öznelerinin bunun farkında bile olmamalarıdır".

Bakın, bizde dünyanın hiç bir ülkesinde olmayan çok iyi "doktorlar"; literatürü saati saatine takip eden, çok iyi ders anlatan, ağzı çok iyi laf yapan "akademisyenler" vardır ama bilim adamı denebileceklerin sayısı üçü beşi geçmez.

Çünkü bizde "araştırma" sistemi ve iklimi yoktur, buradan da bilim adamı çıkmaaaaaaz!

Bilimsel araştırma nedir?

Bilimsel araştırmalarla ilgili görüşlerimi defalarca yazdım, söyledim (5). 

Bu salgından örnek vereyim:

Remdesiviri, hidroksiklorokini veya bir başka ilacı hastalar üzerinde denemek, sonuçlarını takip etmek ve yayınlamak tabii ki çok değerlidir ama bunlar bilimsel araştırma değildir, bunlar "klinik çalışmadır".

Bilimsel araştırma, bu ilaçları keşfetmek veya icat etmektir. 

Prof. Dr. Kemal Yeşilçimen' e kulak verelim

"Kimse bilim yapıyoruz diye fiyaka yapıp halkı uyutmasın. Bilim, teknoloji, tasarım, üretim ve para, Da Vinci'nin şifresidir. Bu şifreyi kesintisiz çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur. Patent ve teknolojiye dönüşen bilimsel araştırmamız var mı?

Kilitlenen sorunları çözecek bilgi ve teknolojiyi kim üretiyor? Milli gelirin ne kadarını bilim ve teknolojiden kazanıyoruz? Kendi aşı ve ilacımızı üretebiliyor muyuz? Lafa gelince herkes bilim yapıyor.

Bilimde asıl konu kazanılan trilyon dolarların kimin cebine gittiği. Asıl Da Vinci'nin şifresi bu. Bu şifreyi kesintisiz çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur, parmağını yalarken bizim de ağzımız sulanır.

Kongrelerde fink atmak, bunları keşfetmiş gibi fiyaka yapmak, pazarlama uzmanı gibi çalışmak bilim değildir. Bilim maskesiyle kaynakların dışarıya transferinde rol alanlar ve bunlara göz yumanlar ülkenin soyulmasına birlikte alet oluyor" (6, 7, 8, 9). 

Gelelim neticeye

BİR: Sağlık Bakanlığı COVID-19 Bilimsel Araştırma Değerlendirme Komisyonu' nu düşünenleri, kuranları tebrik ediyor, komisyona çalışmalarında başarılar diliyorum. Hayırlı olsun!

İKİ: Bu komisyonun amacının klinik çalışmaları halk sağlığı yararına düzenlemek; emek, zaman ve ekonomik kayıpları önlemek olduğunu; bunları engellemek için değil tam aksine koordine ve teşvik etmek için kurulduğunu varsayıyorum. 

ÜÇ: Bu komisyon hemen tüm dünyaya "gururla" duyurulmalı, başka ülkelerin örnek almaları sağlanmalıdır. Bu bir sistem meselesidir.

DÖRT: Bilimsel araştırmaların önü kesiliyor diye sızlananlar önce kendi araştırmalarının kalitesine ve ne işe yaradığına bakmalıdır.

BEŞ: Komisyonun "Bir işi engellemek veya geciktirmek istiyorsan komisyona havale et" sözünü çürüteceğine inancım tamdır.

Kaynaklar:

1.https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-arzu-yorgancioglu-kovidle-ilgili-bilimsel-calismalarin-onu-acilmalidir-11-681-89034.html

2.https://www.medimagazin.com.tr/guncel/tr-yok-baskani-ozcan-bilimsel-yayin-artisinda-ucuncu-ulkeyiz-11-15-35974.html

3.https://www.aa.com.tr/tr/egitim/yok-baskani-sarac-yuksekogretim-duzenlemesi-sistemin-daha-saglam-bir-zemine-oturdugunun-gostergesi/1806768

4.http://ahmetrasimkucukusta.com/2020/04/16/yazilar/elestirel-yazilar/tip-egitimi/arastirma-merkezleri-sadra-sifa-olabilir-mi/

5.http://ahmetrasimkucukusta.com/2011/11/19/yazilar/elestirel-yazilar/tip-egitimi/turkiye-de-bilimsel-arastirma-da-yapilmiyor-bilimsel-yayin-da/

6.http://ahmetrasimkucukusta.com/2018/12/15/misafir-yazar/bilim-dunyasindaki-vesayet/

7.http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/08/10/etibba-diyor-ki/bilim-ve-teknolojiye-yon-veren-kim/

8.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/12/29/misafir-yazar/48200/

9.http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/12/02/misafir-yazar/kimse-modern-somuruye-aracilik-etmeyi-bilimsellik-diye-yutturmasin/

Mevzu ile ilgili medyadaki yazılar:

Hürriyet' te Sedar Ergin' in yazısı: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/saglik-bakanligi-universitelerdeki-bilimsel-arastirmalarda-yetki-kullanabilir-mi-41521406

Cumhuriyet' te Orhan Bursalı' nın yazısı: https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/covid-19-uzerine-bilimsel-arastirma-ve-yayinlari-devlet-yapacak-1739276

Devamını Oku

KENEVİR TOHUMU YANİ ÇETENE SOFRANIZDAN EKSİK OLMASIN

Kenevir tohumu ya da halk arasında bilinen adıyla çetene müthiş faydalı bir besindir. Bu küçük, kahverengi tohumlar protein, lif, doymamış yağlar, vitamin (E, B1, B2, B3, B6, folat) ve minerallerden (magnezyum, fosfor, potasyum, kalsiyum) zengindir ve antioksidan etkiye de sahiptir. Sağlıklı bir vücut için kenevir tohumu sofranızdan eksik olmamalıdır.

***

Kenevir tohumu ya da halk arasında bilinen adıyla çetene müthiş faydalı bir besindir.

Bu küçük, kahverengi tohumlar protein, lif ve doymamış yağlardan zengindir ve antioksidan etkiye de sahiptir.

30 gram çetenede 3 yemek kaşığında dokuz amino asitten oluşan 9.46 gram protein bulunur.

Esansiyel amino asit proteinlerin yapı taşıdır ve vücutta yapılamadıkları için mutlaka yiyeceklerle alınması gerekir.

Çetene, özellikle de kalp sağlığı bakımından büyük önemi olan arginin’ den zengindir.

Doymamış yağlar

Çetenede bol miktarda alfa-linoleik-asit (ALA) gibi vücutta sentez edilmeyen omega 3 yağ asitleri vardır.

Günümüz diyetinde çok fazla miktarda omega 6 yağ asitleri olduğu için 1:4 olması icap eden omega3:omega 6 yağ asidi oranı bunun çok üzerine çıkmıştır, bazı araştırmalara göre 1:50’ dir.

Hemp Seed | Pestell Minerals & Ingredients

Lifler

Çetenedeki liflerin çoğu kabuğundadır ama kabuğu olmasa bile tanesinde de lif az değildir (30 gramında 12 gram lif).

Lifli gıdaların başta bağırsak sağlığı ve kan şekeri olmak üzere sağlığa sayısız müspet tesiri vardır.

Vitamin ve mineraller

Kenevir tohumunda birçok vitamin (E, B1, B2, B3, B6, folat) ve mineraller (magnezyum, fosfor, potasyum, kalsiyum) bulunur.

Gelelim neticeye

Enflamasyonu baskılayıcı etkileri olan çetene adam gibi beslenmenin temel besinlerindendir.

Kaynaklarhttps://www.medicalnewstoday.com/articles/323037

https://cannalist.eu/12-benefits-of-hemp-seed-oil-for-great-health/

Devamını Oku