Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

HERKES HER GÜN BİR ŞİŞE MADEN SUYU İÇMELİDİR

Maden suyu ve soda tabirleri hep birbirine karıştırılır.

Maden suyu denince, kalsiyum, potasyum, magnezyum gibi minerallerden zengin olan ve kaynağından elde edilen bir su anlaşılır.

Soda ise, suya basınçla karbondioksit eklenmesiyle oluşur, içinde mineral bulunmaz.

Maden suyu çok faydalı bir içecektir, her yaştan insan her gün bir şişe maden suyu içmelidir.

Tercihiniz de Kızılay Maden Suyu olsun!

***

BBC' nin haberi:

Fazla maden suyu içmenin mideye, kemiklere ve dişlere zararlı olabileceği yönündeki uyarıların doğruluk payı nedir?

Gazoz türü tatlı asitli içecekleri fazla tüketmemek gerektiğini artık çoğu insan biliyor.

Bu içeceklerdeki aşırı şekere bir de asit eklenince daha da zararlı hale geliyor.

Peki maden suyu zararlı mı?

Seyretmek için: http://www.bbc.com/turkce/vert-fut-42545127

Devamını Oku

SEBZE YEMEK BEYNİ GENÇLEŞTİRİYOR

Rush Üniversitesi uzmanlarının araştırmasında, her gün sebze yiyenlerde hafıza ve zihinle ilgili testlerdeki azalma hızının hiç yemeyenlere oranla 11 seneye denk gelecek kadar daha yavaş olduğu tespit edildi.

Neurology isimli dergide yayınlanan araştırma ortalama yaşları 81 olan ve bunama belirtileri göstermeyen Memory and Aging Project (MAP) kapsamındaki 960 kişinin 4.7 sene takip edilmeleri suretiyle gerçekleştirildi.

Katılımcılar bazı gıdaları ne kadar yedikleriyle ilgili bir anket formu doldurdular ve bunlara senede bir hafıza ve zihin fonksiyonlarıyla ilgili testler uygulandı.

Bu kişiler tükettikleri ıspanak, lahana, marul gibi sebzelerin miktarına göre beş gruba ayrıldı.

Ayrıca, K vitamini, folat, lutein-zeksantin, beta-karoten, E vitamini, nitrat ve kamferol gibi besin ögelerinin etkisi de ayrı ayrı değerlendirildi.

Buna göre en fazla sebze tüketenler günde 1.3 porsiyon en az tüketenler ise günde 0.1 porsiyon sebze tüketiyordu.

Analizlerde en fazla sebze tüketenlerde beyin fonksiyonlarındaki yavaşlamanın sigara, hipertansiyon, obezite, eğitim seviyesi ile fiziksel ve beyin aktiviteleri de dikkate alındığında en az tüketenlere oranla 11 seneye denk gelecek kadar az olduğu tespit edildi.

Gelelim neticeye

Taze mevsim sebzelerinin adam gibi beslenmenin temel unsurlarından olduğunu bu vesile ile bir kere daha hatırlatırım.

Kaynak:http://n.neurology.org/content/early/2017/12/20/WNL.0000000000004815

Devamını Oku

YÜZÜNE BAK HASTAYI TANI

Teknoloji o kadar ilerledi ve o kadar kolay ulaşılabilir oldu ki "hasta muayenesi" gibi Hipokrat' tan kalma "ilkel yöntemler" artık tıp tarihi derslerinde anlatılıyor.

Öksürene tomografi, başı ağrıyana MR, çarpıntısı olana anjiyo, şişkinliği olana endoskopi yapıp ne var ne yok açık ve net olarak görmek, teşhis etmek varken hasta muayenesi de ne demek oluyor Allah aşkına?

Doktorun hastaya dokunma devri çoktan kapanmıştır!

Gelelim neticeye

“Eeeyy Axelsson, sen nerde tıp eğitimi aldın, sana kim diploma verdi?

Ne demek yüzüne bak hastayı tanı, bu kadar tahlil tetkik boşuna mı icat oldu?

Sana bir dost meslekdaş olarak sesleniyorum, artistliği bırak, adam gibi icra-i tababet yap!

“İnternet üzerinden el değmeden hasta muayenesi başlıyor” başlıklı yazımı sana ithaf ediyorum (1).

Kaynak: http://ahmetrasimkucukusta.com/2014/12/24/yazilar/elestirel-yazilar/saglik-sistemi/internet-uzerinden-hasta-muayenesi-basliyor/

***

Hürriyet’ in haberi:

İSVEÇ’ te yapılan araştırma hastaların yüzüne bakarak teşhisin mümkün olduğunu ortaya koydu.

Stockholm Üniversitesi’nden Prof. John Axelsson liderliğindeki ekip bir gruba E Coli bakterisi içeren bir su, diğer gruba normal su içirdi.

E Coli alanlar kendini diğerlerinden biraz daha hasta ve yorgun hissederken tüm katılımcıların fotoğrafı çekildi.

Bu karelere bakan gözlemciler hasta hissedenleri yüzde 81 doğru tahmin etti.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yuzune-bak-hastayi-tani-40698944

Devamını Oku

MEYANKÖKÜNÜN FAZLASI RİTİM BOZUKLUĞU VE KALP YETERSİZLİĞİ YAPIYOR

BİR: Aslında tip 2 diyabet de Alzheimer de bambaşka klinik tablolarda karşımıza çıksalar da her ikisinin kökeninde "hayat tarzı yanlışları" yatar.

Bunların başında da yanlış beslenme gelir.

Tip 2 diyabetin de Alzheimer'in de tüm diğer kronik enflamatuar hastalıkların (kanserler, damar sertliği, astım ve alerjiler, romatizma, depresyon, kemik erimesi, Hashimato...) da temel sebebi modern tıbbın dayattığı işlenmiş tahıl ve şeker, bitkisel yağ ve margarin ağırlıklı; tereyağı ve sağlıklı hayvansal yağlar, maya ve liften fakir beslenme modelidir.

Zaten Alzheimer' in bir adı da tip 3 diyabettir.

İKİ: Editörün "Tip 2 diyabete niyet Alzheimer' e kısmet" diye verdiği araştırmanın sonucu aslında tıp bilenler için hiç de şaşırtıcı değildir.

Uzaktan bakanlar ilaçların bilim adamlarını laboratuvarda gece-gündüz çalışmasıyla geliştirildiğini sanırlar ama ilaçlar tıpkı bu araştırmada olduğu üzere deneme yanılma yöntemi ile bulunur.

Hipertansiyon için üzerinde yıllarca çalışılan ilacın aslında saç dökülmesine, astımın bir numaralı ilacının iktidarsızlığa iyi geldiği hep böyle tesadüfen ortaya çıkar.

"Körün taşı kelin başına denk gelir" sözü de farmakolojibilim dalının değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen prensiplerindendir.

Haberi, bunu böyle bilerek okuyun.

***

Habertürk' ün haberi:

İngiltere’de araştırmacılar, diyabet için geliştirilen bir ilacın farelerde hafıza kaybını ciddi anlamda önlediğini saptadı.

Gazete Habertürk'te yer alan habere göre; Brain Research Dergisi’nde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, Tip 2 diyabet hastalığının tedavisi için geliştirilmeye çalışılan ve “tripleagonist” adı verilen 3 farklı yeni ilaç grubu fareler üzerinde denendi. 

Test yapılan hayvanlar, hafıza kaybı ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşıyordu. Bilim insanları, geliştirilen diyabet ilacıyla farelerin beyin fonksiyonlarında hatırı sayılır düzeltme olduğunu saptadı.

Kaynak: http://www.haberturk.com/tip-2-diyabete-niyet-alzheimera-kismet-1782147

Devamını Oku

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINDA YANLIŞLAR VE DOĞRULAR

Türk Dişhekimleri Birliği'nin (TDB) basın açıklaması adeta yazılarımın özeti gibi.

Onlar da tıpkı benim gibi diş macunları, ağız gargaraları, şarjlı fırçalar, florürlü diş macunlarının tamamen ticari ürünler olduklarını vurguluyor ve halkı uyarıyorlar.

Esas önemli olanın macun ve gargaralar değil, ağzın ve dişlerin mekanik temizliği (fırçalama ve diş ipi) olduğunu söylüyorlar.

Madem sitemi takip ediyorlar, madem doğru yolu bulmuşlar, onlara neden bugüne kadar sustuklarını, neden dişhekimlerinin reklamlarda oynamalarına, neden diş macunlarının fırçanın üzerin 4 santim sıkıldığı reklamlara ses çıkarmadıklarını sormayacağım.

Fanatik diş macunu taraftarı olmakla berber çocukların ne miktarda macun kullanacağı konusunda kafası karışık olan Türk Pedodonti Derneği ve Başkanı Figen Seymen' in  TDB' nin bu açıklaması karşısında ne diyeceğini, daha doğrusu TDB' ni manuel mi yoksa şarjlı mı "nasıl fırçalayacağını" merakla bekliyorum.

Kaynaklar:

http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/06/14/yazilar/tip-yazilari/agiz-ve-dis-sagligi/degil-dis-macununu-adini-bile-agza-almamak-lazim/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/06/16/bir-tavsiye/turk-pedodonti-dernegi-baskani-ni-cevabi/

http://ahmetrasimkucukusta.com/2016/06/19/yazilar/tip-yazilari/agiz-ve-dis-sagligi/kucuk-cocuklar-ne-kadar-dis-macunu-kullanmali/

child teeth pasta ile ilgili görsel sonucu

***

TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ' NİN BASIN AÇIKLAMASI

Meslekdaşlarımıza ve kamuoyuna önemle duyurulur,

Son günlerde gerek ulusal televizyon kanallarında gerekse basılı görsellerde ağız ve diş sağlığı ürünlerine yönelik oldukça yanlış içerikte ve halkımızı yanlış yönlendiren reklamları görüyoruz.

Reklamlarda, manuel diş fırçasının değersizleştirilmesi, şarjlı diş fırçalarının öne çıkarılması, ağız gargaralarının diş fırçalamasından daha fazla etkili olduğu, bazı macunların kullanılması durumunda ağız hijyeninin temin edildiği, florlu macun kullanıldığında diş çürümesinin önlendiği gibi birçok yanlış bilgiler verilmekte ve halkımızın ağız-diş bakımındaki algısı etki altına alınarak değiştirilmeye çalışılmaktadır.

Yapılan bilimsel çalışmalara göre ağız ve diş sağlığında  asıl olan, ağızdaki bakteri plağı oluşumunun  engellenmesi ve diş fırçasıyla yapılacak mekanik temizliktir. Bu nedenle ağız ve diş sağlığı için;

  • Dişler; günde 2 kez, en az 3 dakika ve düzenli olarak fırçalanmalı,
  • Günde bir kez diş ipi ve ara boşluklar varsa arayüz fırçası kullanılmalı,
  • 6 ayda bir dişhekimi kontrolü yapılmalıdır.

Fırçalamada esas olan fırçalama yöntemi; düzenli, doğru ve yeterli zaman ayırarak yapılmasıdır. Fırçalama ile dişlerin arayüzleri temizlenemediği için arayüzler için diş ipi ve dişhekiminin önerisine göre arayüz fırçası kullanılmalıdır.

Florlu macun kullanımının, diş çürüğü üzerindeki olumlu etkileri anormal abartılarak yanlış bilgiler verilmektedir.

Macun ve gargaraların ise dişler üzerinde bakteri plağı olduğu sürece anlamlı olmadığı bilinmektedir. Diş macunları ve gargaralar, fırçalama yapılmadığı sürece ve tek başlarına diş çürüğünü ve dişeti hastalıklarını önlemede etkili değildir. Gargaralar, sadece dişhekimi önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır.

Başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere, Dişhekimliği Fakülteleri  ile  tüm ilgili kurum ve kuruluşları yanlış yönlendirme yapan bu tür reklamlarla mücadele etmeye,  ağız ve diş  sağlığı ürünlerini üreten ve pazarlayan sektörleri  de bu tür yanlış reklamlardan vazgeçmeye davet ediyoruz.

 

Devamını Oku

BU TUZAĞA DİKKAT

Milliyet' te Mert İnan' ın haberi:

Modaya dönüşen ve kimi semtlerde 2 bin liraya yaptırılan ‘gıda intoleransı’ testine bilim dünyası tepki gösteriyor. Uzmanlara göre, onlarcası hatalı sonuç veren bu testler, çocuklarda gelişim geriliğine neden olabiliyor.

 Bu tuzağa dikkat

‘Gıda intoleransı’ testleri, son yıllarda ‘besin duyarlılığı’ veya ‘gıda hassasiyeti’ başlıklarıyla özellikle gelir düzeyi yüksek kesimlerde adeta moda haline geldi. İstanbul’un kalbur üstü semtlerinde test yaptığını söyleyen merkez ve firma sayısı her geçen gün artarken, çoğu zaman 2-3 cc kan alınarak antikor ölçümü üzerinden gerçekleştirilen bu testlerin maliyeti bin liradan başlayıp 2 bin liraya kadar çıkabiliyor. Uzmanlar ise gıda intoleransı testlerinin alerji testleriyle karıştırıldığını belirtirken, vatandaşların kandırılıp kazanç sağlandığı görüşünde. 

Sağlık için gerekli

Mevcut tabloyu Milliyet’e değerlendiren gastroenteroloji uzmanı Dr. Atilla Bektaş, bu testler nedeniyle sağlıklı yaşam için  şart olan maya, soğan, sarımsak, domates, maydanoz, tere, roka, fındık, ceviz, balık, yoğurt, peynir, zeytin, tereyağı, kahve, çay gibi gıda ürünlerin sakıncalı olarak gösterildiğini söyledi. 

Sorun katkı maddesi

Bektaş’ın görüşleri şöyle: “Bu gıdaların yasaklanması beslenme bozukluğu ve hastalıklara davetiye çıkartıyor. Gıda intolerans testlerinde belirteç olarak kullanılan IgG temelli testler, çoğu zaman herhangi bir intolerans durumu olmadığı halde de yüksek sonuç verebiliyor. Firmalar, söz konusu testlerin İngiltere’deki Allergy UK tarafından onayladığını iddia ederler, ancak Alerji UK İngiltere’de hayır kurumudur. Bilimsel bir otorite değildir. Bu testler doktor bile olmayan alternatif tıpçılar tarafından suistimal ediliyor. 

Bektaş, “Şu anda dünya genelinde milyonlarca dolarlık piyasa oluşturmuş durumda. Ülkemizde bir takım IgG temelli test uygulamaları var. Nişantaşı veya Bağdat Caddesi’nde 1000-2000 lira arasında değişen fiyatlarda bu testleri yapan merkezler açıldı. Aynı gün iki farklı laboratuvarda 2 cc kan verin, onlarca yiyeceğin yasaklandığını göreceksiniz. Ticari amaçlı bu firmalara göre dünyanın yarısından fazlasının besinlere karşı ‘gıda intoleransı’ var. Gıda intoleransı denilen reaksiyona neden olan faktörlerin başında gıda ürünlerindeki E kodlu renklendiriciler ile yine E kodlu koruyucu gıda katkı maddeleri var” dedi.

Vatandaş ne yapmalı?

Bektaş, “Kendisinde gıda intoleransı olduğunu düşünen vatandaşlarımız hastanelerde uzman doktorlara muayene olmalı. Şikayetlerin altında ciddi nedenler olabilir ve bu durum gerçek hastalığın teşhisini geciktirebilir. 

Örneğin bulantı, mide krampları ciddi bir mide bağırsak hastalığından kaynaklı olabilir. Bazen psikolojik faktörler de gıda intoleransında etki gösterir. Testler üzerinden zayıflatmak gibi gerçek dışı bir çok vaatte bulunuluyor. Testler sadece para kaybı değil, özellikle de çocuklar için sağlık risk oluşturuyor. Laktoz intoleransı toplumun yüzde 60’ında görülüyor. Bunun dışındaki diğer gıdalara karşı gıda intolerans oranları subjektif ve şişirme. Gıda intoleransının görülme sıklığı testçilerin dediği gibi yüzde 20 değil, yüzde 5 seviyesinde” diye konuştu.

Çocukların sağlığı tehdit altında 

Türk Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Derneği Başkan Yardımcısı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof.Dr. Tufan Kutlu da gıda intoleransı testlerine dair Milliyet’e şu değerlendirmelerde bulundu:”Büyük şehirlerde gıda intoleransında piyasa oluşmuş durumda. Söz konusu testlerin işe yaramadığı vatandaşlarımız tarafından bilinmeli. Yanlış test sonucuna bağlı, yanlış diyet verilen o kadar çok çocuk gördüm ki... Çocuklarımız birilerinin kazanç kapısı haline getirilen bu testler nedeniyle gelişim geriliği riski altında. IgG ve IgE testlerinin 1 tanesi doğru çıkıyorsa, onlarca test yanlış sonuçlanıyor. Besin alerjisi sıklığı her 100 çocuğun 2’si, 3’ünde görülüyor. Testler gereksiz yere pozitif çıktığından, sanki birçok çocukta gıda intoleransı olduğu sanılıyor. Maalesef öğretim üyesi arkadaşlarımız bile bu işlerin içinde olabiliyor. Tıpkı glutensiz diyet gibi gıda intoleransı testleri algısı yaratıldı. Halkımızı yanıltan bir sektör oluşmuş durumda. Sağlık otoriteleri ortaya çıkan ticari çarkı denetlemeli.”

Hiç yemediği gıdaya intolerans çıkıyor

Testlerin güvensiz olduğunu da vurgulayan Prof.Dr. Tufan Kutlu, “Durum o kadar vahim hale gelmiş ki, bazı çocukların hayatında karşılaşmadığı ürünlerde bile gıda intoleransı olduğunu uyduran testçiler var. Yapılan testlerin birçoğu tesadüfen pozitif çıkıyor. 

En güvenilir yöntem doktorların gözetiminde deneme yanılma muayeneleridir. IgG temelli testlerin güvenilmez olduğu bilinmeli. Ülkemizde intolerans piyasası oluşmuş durumda. 1000 liraya, 2000 bin liraya test yapan merkezler var” dedi.

Kaynakhttp://www.milliyet.com.tr/bu-tuzaga-dikkat-gundem-2583012/

Devamını Oku

ÖLÜMCÜL GIDALAR DİYETE EKLENİYOR

Milliyet' te Mert İnan' ın haberi:

Milliyet, son yıllarda ‘besin duyarlılığı’ veya ‘gıda hassasiyeti’ başlıklarıyla özellikle gelir düzeyi yüksek kesimlerde trende dönüşen, gıda intoleransı testlerini masaya yatırdı. Gıda intoleransı testi tartışmasında bugün söz, Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ve Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hale Akpınar’da. Uzmanların ortak fikri bu testlerin, klinik olarak anlamsız, bilimsel olarak geçersiz olduğu yönünde. 

food ile ilgili görsel sonucu

‘Mağdurlar artıyor’ 

Prof. Dr. Küçükusta, gıda intorelansı testleri nedeniyle birçok kişinin beslenme sorunu yaşadığı görüşünde. Test sonrası diyet değişikliği yapan çok sayıda kişiden şikayet aldığını belirten Küçükusta, “Kazanç kapısı haline gelen testleri Avrupa ve Amerikan firmaları üretiyor. Özellikle internet ve sosyal medya üzerinden algı operasyonu yapılıyor. IgG serisi testlerin pozitif olması, testi yaptıran kişinin karşılaştığı gıdayı gösterir. Test gıda interolansının herhangi bir hastalıkla ilişkisini göstermez.

Ticari firmalar yorgun olan, kilo veremeyen vatandaşları bile test yaptırmaya yönlendirmeye çalışıyor. Özellikle sağlıklı beslenme için gerekli birçok tahıl ve süt ürünü bu testler nedeniyle yasaklanırken, insanlarda beslenme bozuklukları baş gösteriyor. 2 bin liralık testlerin mağduru olup başvuran çok sayıda hastamız var. Gıda intoleransı testleriyle vücudun hangi besinlere tahammül edemediği bulunamaz ve bunlardan uzak kalarak obeziteden kronik yorgunluğa, kabızlıktan migrene, romatizmadan sedefe hiçbir hastalık da iyileştirilemez” dedi. 

‘Günlük tutulabilir’

Bu testlerin işe yaradığını ispat edecek yeterli bilimsel veri olmadığına dikkat çeken Küçükusta sözlerini şöyle sürdürdü: “Zaten hiçbir üniversite hastanesinde bu testler yapılmıyor. Dünyanın alerji ve immünoloji ile ilgili önde gelen bilim kuruluşlarından hiçbiri ve hiçbir bilimsel kılavuz gıda intoleransının belirlenmesinde bu testleri tavsiye etmiyor. Gıda intoleransı diye bir klinik tablo elbette var ve çok yaygın olduğu ve giderek de arttığı kanaatindeyim ama bu tabloların ortak bir mekanizması yoktur. Mesela ‘laktoz intoleransının’ sebebi bağırsaklarda laktaz enzimi eksikliğidir ve bunu gıda intoleransı testi ile göstermek mümkün değildir. Gıda intoleransını göstermenin en basit yolu, doğru ve detaylı olarak gıda ve semptom günlüğü tutulmasıyla beraber şüpheli yiyeceğin diyetten çıkarılması (eliminasyon) ve tekrar diyete sokulmasıdır. Teşhis için altın standart metot ise çift-kör plasebo kontrollü besin yükleme testidir.”

food ile ilgili görsel sonucu

‘Bilimsel kanıt yok’

Prof. Dr. Hale Akpınar da gıda intoleransı tastlerine karşı vatandaşları şu sözlerle uyardı: “Son yıllarda parmak ucu kandan spesifik gıdalara yönelik IgG ve IgG4 antikorların bakıldığı gıda intolerans testleri oldukça popüler hale geldi. Ancak; gıdalara karşı saptanan IgG ve IgG4 antikorlar bu gıdalara sadece maruz kalındığını gösterir. Testlerin gıda intoleransını göstermesi söz konusu olamaz. Bu nedenle testlerin herhangi bir klinik anlamı olmadığı gibi, kullanımları için bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır. Hastaların bedeli yüksek bu testlere yönlendirilmesini doğru bulmuyoruz.” 

food allergy testing ile ilgili görsel sonucu

Yanlış öneriler

Testler sonucu birçok yararlı besin maddesinin sakıncalı bulunup diyetten uzaklaştırıldığına değinen Prof. Dr. Akpınar sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu tür aşırı kısıtlama hastalarda bazı önemli besin eksikliklerine yol açarken hastaların yaşam kalitesi de bozulabiliyor. Daha da önemli olan, gerçek IgE’ye bağlı gıda alerjisi olup, yaşamı tehdit eden anafilaksi riski taşıyan hastalarda, belli alerjenlere karşı IgG’nin normal olmasıdır. Bu test sonucuna bakarak hastanın diyetine potansiyel olarak ölümcül olabilecek bir gıda maddesi yanlışlıkla eklenebilir. Bu şekilde kaybedilen hastalar olmaktadır. Amerikan Allerji, Astım İmmünoloji Akademisi’ne göre gıda alerjisi için IgG ve IgG alt sınıf antikorların bakıldığı testler klinik olarak anlamsız, doğrulanmamış, yeterli kalite kontrolleri olmayan uygulamalar. Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi ise gıda allerjisinde IgG4 testinin tanısal değeri ile ilgili herhangi bir kontrollü çalışma bulunmadığını belirtiyor.” 

food allergy ile ilgili görsel sonucu

Uykudan kaşıntıya...

“Piyasada çok sayıda gıda intolerans testi bulunmakta ve kilo, migren, gaz, kolit, irritabl bağırsak sendromu, yorgunluk, kaşıntı, uyku bozuklukları, anksiyete depresyon, cilt döküntüleri gibi birçok alanda önerilmekte. Birçok kişi genel sağlık ve iyi yaşam amacıyla bu testleri yaptırıyor. Tüm dünyada artan talep nedeniyle ‘Global gıda alerjen ve intolerans test pazarının 2020’de 266 milyon dolara çıkması bekleniyor. Gıda intelorans muayenelerinda olması gereken, ilk basamak ayrıntılı öykü ve fizik muayene. Bazı hastalara organik bir hastalığı dışlamak üzere kan, dışkı, radyolojik ve endoskopik incelemeler uygulanır. Gıda intoleransı tanısında yararlı testler oldukça sınırlı. Altın standart tanı yöntemi, sorumlu olabilecek gıdaların diyetten çıkarılması, aşamalı olarak gıdanın yeniden verilmesi ile yakınmaların oluştuğunun izlenmesidir. Burada hekim ve diyetisyen işbirliği büyük önem taşır.”

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/olumcul-gidalar-diyete-ekleniyor--gundem-2583384/

Devamını Oku

DOKTORLARIN YAPTIRMADIĞI BİR AŞIYI HALK ÖLDÜRSEN YAPTIRMAZ

Medyada Karatay’ ın “Grip aşısı yaptırmaya gerek yok” sözlerine tıp derneklerinden şiddetli tepkiler gelmesi ve bunlardan birinin başkanının Karatay hakkında suç duyurusunda bulunmasına kadar varan olaylar ve tartışmalar bence çok faydalı oldu.

Benim “aşı meftunları” olarak tanımladığım grup “tehditle, korkutmayla, suç duyurusuyla, sert açıklamalarla” haklı çıkacağını zannederek büyük bir yanlış yapıyor ve modern tıbbın halk nezdinde zaten yerlerde sürünen itibarının daha da azalmasına hizmet ediyor.

Ben bu aşı meftunluğunu, çocuklarının annesi kadını bıçaklayarak öldüren adamın hıçkırarak “Abi onu çok seviyordum” sözleriyle dile getirdiği “melankoliye” benzetiyorum.

Bizim aşı meftunlarının yaptıklarının da çok sevdikleri kadını bıçaklayan gözleri kör aşığın aşığın yaptıklarından bir farkı yok.

influenza impfung für alle ile ilgili görsel sonucu

Doktorlar aşı olmuyorsa halk hiç olmaz

Karatay’ ı “aşı karşıtı” (ne demekse?) olmakla suçlayan zihniyet önce meslekdaşlarını grip aşısı olmaya neden ikna edemediği sorusuna cevap aramalıdır.

Bir göğüs hastalıkları hastanesinde yapılan araştırmada doktor ve diğer sağlık çalışanlarının sadece yüzde 4.3’ ünün grip aşısı yaptırdıkları ortaya çıktı (1).

2012’deki araştırmada sağlık personelinin grip aşısı olma oranının yüzde 14 olduğu dikkate alındığında durumun beş senede nasıl daha da kötüleştiği daha iyi anlaşılacaktır (2).

Bu oranın seneye daha da düşük olması hatta sıfırlanması kuvvetle muhtemeldir.

Mutlaka aşı olmaları gerektiği bildirilen” doktor ve diğer sağlıkçıların aşıdan bu kadar kaçtıkları bir ülkede halkın bu aşıyı yaptırması hiçbir şekilde mümkün değildir.

Hatta ben grip aşısı taraftarı derneklerin üyeleri arasında grip aşısı yaptırma oranının genel eğilimden hiç de farklı olmadığına inanıyorum; keşke biri çıksa da bir de bunu araştırsa!

influenza impfung für alle ile ilgili görsel sonucu

Grip aşısının 70 senelik geçmişi var

Grip aşısı ilk defa USA’ da 1946’ da askeri personelde kullanılmaya başlandı ve bir sene sonra da siviller için onay aldı (3).

1960’ da Sağlık Bakanı Leroy E. Burney gebe kadınlar, kronik hastalığı olanlar ve 65 yaşın üzerinde olan yüksek riskli grupların aşı olmalarını tavsiye etti (4).

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi CDC de grip aşısını 1981’ den beri sağlık personeli için tavsiye etmekte beraber bu uygulama gribin risklerini en iyi bilmesi gereken camiada hiçbir zaman benimsenmedi.

Grip aşısının zorunlu tutulduğu ülkelerde yüksek aşılanma oranları bildirilse de oran birçok memlekette yüzde 10’ un bile altında kaldı (5, 6, 7).

Dünyanın en büyük korkutma kampanyalarının düzenlendiği domuz gribi salgınında bile sağlık personelinin en fazla dörtte biri aşı oldu (8).

Hatırlarsanız, tüm dünyaya aşı dayatan Dünya Sağlık Örgütü’ nün (WHO) o zamanki Başkanı M. Chan’ ın salgının en hararetli döneminde aşı yaptırmadığı ortaya çıkmıştı.

influenza impfung marketing ile ilgili görsel sonucu

Pazarlanan hastalığın pazarlanan aşısı

Tamamen ticari bir mantıkla hazırlanan, genç ve sağlıklı erişkinlerdeki koruyuculuğu bile yüzde 60’ ın altında olan (aslında pratik olarak yüzde 100 olması gerekir!) grip aşılarının bırakın “ille de yaptırılması gerekir” diye dayatılmasını, dilin ucuyla tavsiyesi bile akıl ve mantık dışıdır.

CIDRAP Başkanı Osterholm “2013 model bir arabaya 1930’ lardan kalma karbüratörü koymaya çalışıyoruz” sözleriyle bu gerçeği çok güzel ortaya koyuyor (9).

Çünkü bugünkü ticari aşıların yerine grip mutasyon gösterse bile hem de ömür boyu etki edecek bir aşı geliştirmek mümkün! 

Peter Doshi de BMJ’ de grip hastalığı ve grip aşısını çok haklı olarak “Pazarlanan hastalığın pazarlanan aşısı” veciz cümlesiyle şöyle tarif ediyor:

“Grip aşılarının pompalanması günümüzdeki “en saldırgan halk sağlığı politikalarından biridir” (10).

Vergi ödeyenlerin paralarının grip aşılarıyla çarçur ediliyor

İndependent’ te “Bilim adamları hükümeti uyarıyor: Yanıltıcı reklâmı yapılan grip aşıları hakkında gerçekleri söyleyin” başlığı altında yer alan haberden birkaç cümle:

Bilim adamları, İngiltere’ de her sene milyonlarca kişiye yapılan grip aşılarının ‘aşırı derecede pazarlandığını’, ‘reklâmının yapıldığını’ ve mevsimsel hastalığa karşı sağladığı korumanın da ‘abartıldığını’ iddia ediyor.

Her sene 120 milyon paundu milli grip kampanyasına harcayan hükümet, vergi ödeyenlerin parasını çarçur etmekten sorumlu tutulmalıdır”.

Vergi ödeyenlerin paralarının bu aşılara boşu boşuna harcanmasından ilgililer sorumlu tutulmalıdır (11).

Gelelim neticeye

Aşı taraftarlarının tezlerini bilimsel dayanaklarıyla ortaya koymaları gerekirken suç duyurusu, sert bildiri gibi eylemleri haklılıklarının değil iddialarını savunmada aciz olduklarının göstergesidir.

Bu durum insanları aşıya yöneltmez aksine aşıdan kaçırtır.

Aşı dünyasının amacı insanları aşıdan soğutmak değilse bu tür yanlışlardan dönmelidir.

Kaynaklar:

1. http://www.klimikdergisi.org/sayilar/105/buyuk/59-632.pdf

2. https://www.cnnturk.com/2012/saglik/10/15/mutlaka.asi.yaptirin/680587.0/index.html

3. https://www.historyofvaccines.org/content/articles/influenza

4. https://well.blogs.nytimes.com/2012/11/05/reassessing-flu-shots-as-the-season-draws-near/

5. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22643216

6. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/16804657

7. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22227045

8. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20600497

9. https://www.minnpost.com/second-opinion/2013/02/osterholm-says-officials-should-be-more-frank-about-limits-flu-vaccine

10. http://www.bmj.com/content/346/bmj.f3037

11. http://www.independent.co.uk/life-style/health-and-families/health-news/scientists-urge-ministers-tell-truth-on-over-hyped-flu-vaccine-8336184.html

Devamını Oku

AŞIYI REDDEDEN 10 BİN AİLE TAKİBE ALINDI

BİR: Aileleri tarafından çocukluk çağı aşıları yaptırılmayan 10 bin çocuğun çok uzun süre (ömür boyu) takipleri ve aşı yapılan çocuklarla karşılaştırılmaları çok önemli bir projedir. Dilerim tam bir ciddiyet ve bilimsellikle sürdürülür, ara sonuçlar bilimsel dergilerde yayınlanır ve kamuoyu da bilgilendirilir.

İKİ: Bakanlığın "grip aşısı zorunlu değildir, isteyenler yaptırır" sözlerine dikkatinizi çekerim. Sayın müsteşar Eyüp Gümüş bu ifadesiyle daha önce medyada "Bakanlık aşı tartışmasına sert girdi" başlıklı haberde yer alan açıklamaların Bakanlığı' na ait olmadığını belirtmiş oluyor.

Ben de zaten bu haberi "Bu açıklama Sağlık Bakanlığı tarafından yapılmış olabilir ama muhteva ve ifade tarzı bunun doğrudan veya dolaylı olarak tıp dernekleri tarafından kaleme alındığını düşündürmektedir" sözleriyle yorumlamıştım; dediğim doğru çıkmış oldu!

Dilerim Sağlık Bakanlığı, kendi adına açıklama yapan kişiye de gerekli uyarıyı yapmıştır!

ÜÇ: Müsteşar Eyüp Gümüş "Açıklamalarından dolayı Canan Karatay'a soruşturma açılmadığını belirterek bu konuda savcılığa da bir suç duyurusunda bulunmadıklarını" söylemesini de alkışlıyorum, aklın yolu birdir.

Dilerim sert bildiri yayınlayanlar, suç duyurusunda bulunanlar, kendini memleketin tek akıllı bilim adamı zannedenler bu açıklamalardan gerekli dersi almışlardır.

Kaynak: http://ahmetrasimkucukusta.com/2017/12/27/hakkimda/bakanlik-asi-tartismasina-sert-girdi-sorumsuz-yapilan-aciklamalar/

***

Anadolu Ajansı' ndan Duygu Yener' in haberi:

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, AA muhabirine son günlerde yaşanan aşı tartışmalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. 

2017'de 10 bin ailenin kendi isteği doğrultusunda çocuğuna aşı yaptırmadığını ifade eden Gümüş, bakanlık olarak aşılanma oranlarında yaşanan bu durumu yakından takip ettiklerini söyledi.

"Hacettepe Üniversitesi ile ortak çalışıyoruz"

Aşı reddine ilişkin yapılan başvuruları mercek altına aldıklarını ve bu konuda bir çalışma yaptıklarını anlatan Gümüş, "Aşı retlerini takip ediyoruz. Bu bebeklerimizin ve çocuklarımızın süreçlerini izliyoruz. Takiplerinde herhangi bir sorun çıkarsa buraya müdahale ederiz. Şu anda 1 milyon 300 bin yenidoğanımız var. Yeni evlatlarımız dünyaya geliyor. Sağlıklı bir birey şeklinde büyümeleri ve gelişmeleri için her türlü tedbiri alıyoruz." açıklamasında bulundu.

Bakanlık Müsteşarı Gümüş, Türkiye'nin salgın ve enfeksiyon hastalıkları konusunda çok ilerlemiş bir ülke olduğunun altını çizerek, "Hacettepe Üniversitemiz ile aşı reddi sebeplerine ilişkin bir çalışma yapıyoruz. Aşı reddinde bulunulan iller ve sebeplerini araştırıyoruz. Burada sağlık okur-yazarlığı konusunda da önemli sorunlar olduğunu görüyoruz. Aşıyla ilgili negatif bilgilendirmeler ve buna yönelik çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmayı bize mart sonunda sunacaklar. Bilim heyetimiz de ona göre yeni politikalarımızı belirleyecektir." dedi.

"Kimseye suç duyurusunda bulunmadık"

Gümüş, son günlerde medyada sıkça yer alan "grip aşısı"na ilişkin tartışmalara da değindi. Bakanlık olarak grip aşısını zorunlu tutmadıklarına dikkati çeken Gümüş, isteyenlerin aşı yaptırabileceğini, istemeyenlere de zorla aşı yaptırılmadığını söyledi.

Prof. Dr. Canan Karatay'ın "grip aşılarının içinde alüminyum olduğu ve aşı yaptıranların alzaymır hastalığına yakalanacağı" yönündeki açıklamalarına ilişkin de değerlendirmede bulunan Gümüş, aşının bilimsel bir konu olduğunu ve yapılan açıklamaların da kanıta dayalı olması gerektiğini vurguladı.

Sağlık Bakanlığının toplum sağlığı üzerinde sorumluluğu olduğunu anımsatan Gümüş, "Sağlıkla ilgili bir konuda topluma direktif veriyorsak, mutlaka bilimsel verilere dayanması gerekiyor. Bu konunun mutlaka bilimsel arenada ve kanıta dayalı olarak tartışılması ve değerlendirilmesi lazım." dedi.

Sağlık Bakanlığının Prof. Dr. Canan Karatay'ın açıklamalarından dolayı soruşturma açmadığını belirten Gümüş, bu konuda savcılığa da bir suç duyurusunda bulunmadıklarını söyledi.

Devamını Oku

ÇİNLİ BİLİM İNSANLARI D VİTAMİNİNİN BİR İŞE YARAMADIĞINI İDDİA ETTİ

Habertürk' te Öznur Karslı' nın haberi:

Kemiklerinizi korumak ve güçlendirmek için kalsiyum ve D vitamini kullanmamız gerektiği uzun yıllardan beri dile getirilen bilimsel bir öneriydi. Ancak yeni bir araştırma, bilinenleri rafa kaldırabilecek nitelikte. Çin, Tianjin Hastanesi’nde görevli Dr. Guo Zhao ve ekibi, 2006’dan bu yana raporlanan 51 bin 144 hasta kaydını inceledi. Her bir hasta, kemik kırıklarının tedavi edilmesi ya da yaşlarından ötürü kırılmalarını engellemek adına, kalsiyum ve D vitamini alıyordu. İnceleme sonunda, kalsiyum takviyelerinin plasebo etkisi yarattığı ve iyileşmeyle hiçbir ilgisi olmadığı anlaşıldı.

Bilim insanları kalsiyum desteği konusunda anlamlı bir ilişki ortaya koyamadı. Ayrıca kalsiyum takviyelerinin, omurga kemikleri ve kırıklara net bir şekilde fayda sağlamadığı da ortaya çıktı. Biz de araştırma sonucunu Türkiye’deki uzmanlara sorduk.

‘KIRIKLARI ÖNLEMİYOR’

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, araştırmayı şöyle değerlendirdi:

“D vitamini seviyeleri düşük olanların bile bunu hap olarak almalarını doğru bulmuyorum. D vitamini vererek, beslenme yanlışları ve bazı hastalıklar maskeleniyor. Fazla alınan D vitamini kanda kalsiyum artışına yol açar. İştahsızlık, mide bulantısı, kusma gibi belirtilere sebep olur. Kalsiyum haplarının kemik kırıklarını önlemediği gibi kalp krizi, böbrek taşı, mide-bağırsak şikâyetleri, bunama riskini de artırdığını gösteren birçok araştırma var.”

‘KORUYUCU DOZDA VERİLMELİ’

Raşitizmin çocuklarda kemik gelişimini etkileyen hastalık olduğunu, buna D vitamini eksikliğinin neden olduğunu söyleyen Dr. Başak Namdar Çelikkan da, bu vitaminin sadece raşitizm değil, yetersiz alımının diyabet, kanser, alerjik hastalıklara ve sık enfeksiyonlara yol açabileceğini söyledi. Çelikkan, “Koruyucu dozda D vitami verilmesi en azından bu hastalıklara yol açtığı düşünülen bir etkeni ortadan kaldırmış olacaktır” dedi.

Kaynak: http://www.haberturk.com/d-vitamini-faydali-mi-d-vitamininin-faydalari-nelerdir-1773108

Devamını Oku