Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

TIP TARİHİNDE UTANÇLA YERİNİ ALACAK YANLIŞLIKLAR

Bilim insanlar tarafından yapılır, dolayısıyla hatalara açıktır. Bilimin temel özelliklerinden biri yanlışlanabilir olması, elde olmadan yapılan hatalarından ders çıkarılmasıdır. Bilim böyle ilerler. Pandemide ise temel bilgiler bilinçli olarak görmezden gelinmiş hatta bilim göz göre göre, utanmadan çarpıtılmıştır. Vahim olan da budur!

***

Dr. Bülent Polat pandemide yapılan yanlışları çok güzel özetlemiş.

Bilim insanlar tarafından yapılır, dolayısıyla hatalara açıktır. Bilimin temel özelliklerinden biri de yanlışlanabilir olmasıdır. Bunlara diyecek sözümüz yok çünkü bilim bu şekilde ilerliyor, elde olmadan yapılan hatalarından ders çıkararak gelişiyor. 

Oysa bu tivit dizisinde bildirilen yanlışlar bilinçli olarak temel bilgilerin görmezden gelinmesiyle hatta bir kısmı da göz göre göre, utanmadan  çarpıtılmasıyla yapılmıştır.

Vahim olan da budur!

Daha da vahim olan tüm bu yanlışlar ülkenin ekonomisini, tarımını, turizmini, hayvancılığını, ticaretini, eğitimini, sosyal hayatını çökertmek, bitirmek için yapılmıştır.

Bütün bunlar bilime olan itimadı yerle yeksan etmiştir ve tekrar tesis edilmesi de mümkün değildir.

Pandemi ile ilgili diğer temel yanlışlar için: https://ahmetrasimkucukusta.com/2022/03/09/yazilar/tip-yazilari/kovid-asisi/buyuk-pandemi-yanlislari/

***

Dr. Bülent Polat’ ın tivit dizisi:

Yaklaşık 2,5 yılın ardından pandeminin sonlanmasıyla geriye dönüp baktığımızda bilim adına yapılan yanlışlıkların ne kadar büyük zararlar verdiğini görüyoruz.

Tıp tarihinde utançla yerini alacak yanlışlıklar.

Pek çoğu arasından şu 5 tanesi özellikle bilinmeli.

BİR: 1–Doğal bağışıklığın yetersiz görülmesi, önemsenmemesi.

Oysa hastalığı geçirmekle kazanılan doğal bağışıklık, virüsün tüm proteinlerine karşı hem hücresel hem de humoral savunma mekanizmalarını harekete geçirerek etkin koruma sağlar.

Aşılar için bu kadim bilgi ihmal edildi.

İKİ: Asemptomatik kişilerin kuvvetli virüs yayıcısı olduğu iddiası.

Oysa biliyoruz ki salgınların asıl sorumlusu ve yayıcısı semptomatik, yani hastalık belirtileri gösterenlerdir. Hastalık semptomları olmayanların bulaştırıcılığı çok azdır, nadirdir.

Burada tıbbın temel bilgilerinden biri olan “enfekte vaka” ve “enfeksiyon hastası” ayrımı maalesef yok sayılmıştır. Enfekte vaka: Virüs bulaşmış ama hasta değil, asemptomatik. Enfeksiyon hastası: Virüs bulaşmış ve hastalık var. Tedavi hasta olana yönelik olmalıdır.

ÜÇ: Aşısızların varyant üretimine neden olacakları, bir varyant fabrikası gibi çalışıp aşılıları öldüreceği iddiası.

Bağışıklık biliminden haberi olmayanların inanacakları bir saçmalıktı. Ayrıca aşının koruyuculuğunu yok sayacak bir çelişkiyi de yansıtıyordu.

DÖRT:  Çocukların süper bulaştırıcı olduğu iddiası. Bu bilerek yayılan yanlış bilgi okulların kapanmasına, eğitimin uzun süre iptal edilmesine neden olarak çocuklarda telafisi zor sıkıntılara yol açtı. Eğitim eksikliği yanında psikolojik ve fiziksel sorunlar da arttı.

BEŞ: mRNA aşılarının olası yan etkilerinin yok sayılması.

Oysa tıpta yan etki ve riskler konusunda doğru bilgilendirme bir kuraldır.

Sanki %100 koruyucu ve hiçbir yan etkisi yok ya da 2 aydan sonraki komplikasyonlar aşıya bağlanamaz şeklinde yalan bilgiler ısrarla yayıldı.

Zaman geçtikçe bu yanlışlıklar giderek netleşiyor.

Ekranları ve sosyal medyayı parselleyerek bu bilgi kirliliğini yayanlar şimdi “bilimin ilkesine göre yanlışlandıklarını” mı söyleyecekler?

Oysa gerçek bilim insanları bunları pandeminin başından beri vurguluyorlardı.

Kaynak: https://twitter.com/drbulentpolat/status/1521480129997942784?s=20&t=E4QM6Lx-7oPildJiAwAiGg

***

EK 1 (5.5.2022): KÜÇÜKUSTA “Habertürk, istediği kadar yırtınsın, korku salmaya devam etsin, pandemi çoktan bitmiş, endemi olmuştur. Vaka sayısı yarın bir gün 5-10 bin de olabilir, netice değişmez. Kovid, aslına rücu etmiştir, artık ataları gibi bir “soğuk algınlığı virüsü”dür..”

HALUK VAHABOĞLU “Maalesef kurul yanlış yönlendiriyor. Konuyu kavramsal olarak anlamadıkları açık. Muhtemel cedece’yi falan taklit ediyorlar. Sayının önemi yok önüne geleni tarasan bu gün bile 10.000 PCR(+) bulabilirsin Sorun şu maske korumuyor!!!”

“Maske ile ilgili karar alınacak ise solunum yolu enfeksiyonu olanlar için bir öneri paketi hazırlanır Sağlıklı kişilerin maske takması ise zorunlu kılınmamalıdır Maskenin işe yaramadığına dair yeterli kanıt mevcuttur”

Kaynakhttps://twitter.com/HalukVAHABOLU/status/1522101604131954690?s=20

***

Devamını Oku

KOVİD AŞILARI DÖNEMİNDE 40 YAŞ ALTINDA KALP DAMAR HASTALIKLARINDA YÜZDE 25’ DEN FAZLA ARTIŞ OLDU

İsrail’ de genç nüfusta Kovid aşıları döneminde kalp durması ve akut koroner sendrom çağırılarında yüzde 25’ den fazla artış tespit edildi. Pıhtıları, mini mini minnacık sevimli yaratıklar olarak gören etıbbanın hüküm sürdüğü ülkelerde ise tek bir kalp damar hastalığı vakası bile bildirilmedi.

***

Nature’ de yayınlanan “Aşının kullanıma sunulması ve üçüncü Kovid dalgası sırasında İsrail’de 40 yaş altı nüfusta artan acil kardiyovasküler olaylar” başlıklı makalenin özeti:

2019-2021 arasında İsrail Ulusal Acil Sağlık Hizmetleri (EMS) veri setinden faydalanılarak yapılan çalışmada, 16-39 yaş arasındaki nüfusta Kovid ve aşılama oranları dâhil potansiyel faktörlerle kalp durması ve akut koroner sendrom için çağrı sayıları arasındaki ilişki incelendi.

Ocak-Mayıs 2021 döneminde, 2019-2020 yıllarına kıyasla her iki çağrı türünde de yüzde 25’in üzerinde bir artış tespit edildi.

Negatif Binom regresyon modelleri kullanılarak yapılan hesaplamalarda, haftalık acil çağrı sayıları, Kovid enfeksiyon oranlarıyla ilişkili olmadığı hâlde, bu yaş grubuna uygulanan 1. ve 2. aşı dozlarının oranları ile önemli ölçüde ilişkili bulundu.

Bulgular, sebep-sonuç münasebetini göstermemekle beraber, aşının sebep olduğu ciddi kardiyo-vasküler yan etkilerle ilgili endişeleri artırıyor ve gençlerde sık görülen beklenmedik kalp durması sebebi olan aşılarla miyokardit arasındaki bilinen illiyet bağını düşündürüyor.

Gelelim neticeye

Ülkemizde milyonlarca doz mRNA aşıları uygulanmasına rağmen bu yaş grubunda tek bir kalp damar hastalığı vakasının bile bildirilmemiş olmasını, bunların vaka-i adiyeden sayılıp kayda geçirmeye değer bulunmamasıyla ilgili olması kuvvetle muhtemeldir.

Pıhtıları, mini mini minnacık sevimli yaratıklar olarak gören etıbbanın hüküm sürdüğü bir ülkede başka bir izaha gerek olmamalıdır.

Makale adı: Increased emergency cardiovascular events among under-40 population in Israel during vaccine rollout and third COVID-19 wave

Kaynakhttps://www.nature.com/articles/s41598-022-10928-z

What's Behind the Rise in Heart Attacks Among Young People?: Cardio  Metabolic Institute: Multi-Specialty Group

***

EK 1 (4.5.2022): Almanya’da yapılan bir araştırma, koronavirüs aşılarının yol açtığı ağır yan etkilerin resmi verilerden 40 kat fazla olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar aşı komplikasyonları konusunda harekete geçilmesi çağrısı yaptı. Almanya’nın önde gelen tıp fakültelerinden Berlin Charité’nin, koronavirüs aşılarının yan etkileriyle ilgili yaptığı araştırma, aşı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Prof. Dr. Harald Matthes yönetiminde bir yıldır sürdürülen araştırma, koronavirüs aşılarının yan etkilerinden kaynaklanan vakaların, Almanya’da aşıların güvenliğinden sorumlu kurum olan Paul-Ehrlich Enstitüsü’nün (PEI) kayıtlarındaki rakamlardan 40 kat daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Almanya çapında koronavirüse karşı aşılanmış 40 bin kişinin, aşının etkileri konusunda düzenli aralıklarla yanıtladığı sorulara dayanan araştırma, aşılı 1000 kişiden sekizinin ağır yan etkilere maruz kaldığını gösteriyor. PEI rakamlarına göre ise 1000 doz başına sadece 0,2 ağır yan etki bildirilmiş durumda.

“Sonuç şaşırtmadı”

Alman kamu yayıncılık kuruluşu MDR’e konuşan Prof.Dr. Harald Matthes, sonucun İsveç, İsrail, Kanada gibi diğer ülkelerdeki rakamlarla örtüştüğünü ve şaşırtıcı olmadığını belirterek, aşı üreticilerinin kendi araştırmalarında da benzer sonuçlar çıktığını kaydetti. Matthes, çocuk felci, kızamık gibi geleneksel yöntemlerle üretilen aşılarda ağır yan etki oranının çok daha düşük olduğuna dikkat çekti.

Aşılama sonrasında haftalar ya da aylar boyunca devam eden ve tıbbi tedavi gerektiren semptomlar “ağır yan etki” olarak sınıflandırılıyor. Kas ve eklem ağrıları, kalp kası iltihaplanması, bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyonları, sinir sistemindeki rahatsızlıklar bu sınıfta yer alıyor.

179 milyon dozda 500 bin ağır vaka

Prof. Dr. Matthes, ağır yan etkiler dahil olmak üzere yan etkilerin genelde üç ila altı ay sonra azalmaya başladığını, hastaların yüzde 80’inin iyileştiğini, ancak bazılarının daha uzun sürebildiğini belirtti.

Almanya’da şimdiye kadar 179 milyon doz aşı uygulandığına işaret eden Matthes, “Almanya’da Covid aşıları sonrasında yaklaşık 500 bin vakada ağır yan etki görülüyorsa doktorlar olarak harekete geçmemiz gerekir. ‘Aşı karşıtı’ diye etiketlenmeden kongrelerde, kamuoyu önünde açık bir şekilde tartışmamız gerekiyor” dedi.

“Aşı karşıtı” baskısı

Ağır yan etkilere maruz kalan hastaların büyük çoğunlukla ciddiye alınmadığını ve yalnız bırakıldığını belirten Matthes, doktorların ya hazırlıklı olmadıkları ya da siyasi bir tartışmada taraf olarak görülmekten kaçındıkları için semptomları genelde aşıyla ilişkilendirmediğini kaydetti. Matthes, kendilerine ulaşan hastaların da etkin bir tedavi için aylarca kapı kapı dolaştıklarını anlattıklarını, bunun şüpheli vakaların resmi kayıtlara yansımıyor oluşunu açıkladığını belirtti.

Almanya’da sağlık sigortası kurumu BKK Provita’nın Yönetim Kurulu Başkanı Andreas Schöfbeck, Nisan ayında aşı yan etkileri konusunda sigorta kayıtlarıyla PEI rakamları arasında belirgin farklılıklar bulunduğunu açıklamış ve ellerindeki verileri paylaşmak üzere PEI’den görüşme talep etmişti. Schöfbeck bu görüşmeyi gerçekleştiremeden “aşı karşıtı” olduğu suçlamasıyla görevinden alınmıştı.

Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach da koronavirüs aşılarının yan etkisinin bulunmadığını savunarak aşı zorunluluğu getirilmesi girişimine öncülük etmişti. Ancak aşı zorunluluğuna dair Mart ayında Federal Meclis’e sunulan yasa tekliflerinin hiçbiri gerekli çoğunluğa ulaşamadı. Hükümet, sonbaharda yeni yasal düzenleme girişiminde bulunacağının sinyallerini veriyor.

Uzun Covid semptomlarıyla örtüşüyor

Uzun Covid hastalığından bilinen pek çok semptomun aşı yan etkileriyle örtüştüğüne dikkat çeken Matthes, uzmanlaşmış kliniklerin aşı komplikasyonlarına maruz kalan hastalara da açılması gerektiğini vurguladı. Nöroloji ve kardiyolojinin yanı sıra kan yıkama (aferez) konusunda tecrübeli olan yoğun bakımlar ve diyaliz merkezlerinin de tedaviye dahil olabileceğini belirten Matthes, aşı komplikasyonlarına karşı etkili tedavi geliştirmeye çalıştıklarını kaydetti.

Prof. Dr. Matthes, sorunun ana nedeninin vücudun kendi hücrelerine karşı geliştirdiği antikorlar (otoantikorlar) olduğunu belirterek “Sıklıkla sorunun nedeni, hastanın kanında çok fazla otoantikor bulunması. Bu nedenle öncelikle hangi otoantikorların ne sayıda var olduğunun bilinmesi gerekiyor… Teşhis konduğunda, fazla antikorların, bağışıklık sistemi ilaçla baskılanarak ya da özel kan yıkama yöntemiyle kandan uzaklaştırılması gerekiyor” dedi.

Kaynakhttps://www.dw.com/tr/almanyada-a%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n-yan-etkileri-tart%C4%B1%C5%9F%C4%B1l%C4%B1yor/a-61685295

***

EK 2 (8.5.2022): Paul Ehrlich Enstitüsü, nüfusun yüzde 67.5’ inin aşılandığı Almanya’da 73 kişinin muhtemelen aşıdan dolayı öldüklerini bildirdi. Kaynakhttps://www.berliner-zeitung.de/gesundheit-oekologie/paul-ehrlich-institut-73-todesfaelle-wahrscheinlich-durch-corona-impfung-li.194847

***

Devamını Oku

HASTALIKLARDAN KORUNMADA BESLENME, İLAÇLARDAN ÇOK DAHA ETKİLİ

Diyette bir değişiklik yapmadan metabolizma ve yaşlanmayı iyileştirecek ilaçların keşfi için büyük çaba var. Oysa işlenmemiş sağlıklı yiyecek ve içeceklerle beslenenlerin hiçbir ilaca ihtiyacı olamaz. Hastalıklardan korunmada hiçbir ilaç beslenmenin yerini alamaz. Hipokrat diyor ki: Gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun.

***

Pandeminin ilk günlerinden itibaren, virüsle mücadelede bağışıklığı güçlendirmenin büyük önem taşıdığını, bunun temel şartlarının da sembolü kelle paça çorbası olan adam gibi beslenme, hareketlilik, güneş banyosu, uyku, moral ve motivasyon olduğunu defalarca yazdım.

Bunlar aynı zamanda ilaç ve aşıların da etkili olabilmeleri için olmazsa olmaz unsurlardı.

Beslenmenin güçlü bağışıklığın evvel emirdeki şartı olduğunu gösteren araştırmalara her gün bir yenisi ekleniyor. 

Bunların en yenisi Cell Metabolism‘de yayımlanan ve Sidney Üniversitesi tarafından yapılan ve hücre içi çalışmalarda diyetin ilaçlardan daha fazla etkili olduğunu; diyabet, felç ve kalp hastalıklarının önlenmesinde beslenmenin ilaçlardan önce geldiğini gösteren araştırma. 1

Fareler üzerinde yapılan bu araştırmada yaşlanma, obezite, kalp hastalığı, bağışıklık fonksiyon bozukluğu ve tip 2 diyabet gibi metabolik hastalık risklerine karşı diyetin ve protein, yağ ve karbonhidratların spesifik kombinasyonlarının koruyucu rolü belirlenmeye çalışıldı.

Her biri farklı seviyelerde protein, yağ ve karbonhidrat dengesi, kalori ve ilaç muhtevasına sahip 40 farklı tedaviyi ihtiva eden araştırmada üç yaşlanma karşıtı ilacın (metformin, rapamisin, resveratrol), metabolizmanın düzenlenmesinde kilit bir organ olan karaciğer üzerindeki etkisi incelendi.

Diyet bileşiminin, diyete verilen tepkileri yeniden şekillendirmek yerine büyük ölçüde azaltan ilaçlardan çok daha güçlü bir etkiye sahip olduğu bulundu.

İnsanların temelde farelerle aynı besin sinyal yollarını paylaştığı göz önüne alındığında, ilaç almak yerine metabolik sağlığı iyileştirmek için diyeti değiştirmenin daha akılcı olacağı anlaşılıyor.

Diyetin hücrelerin işleyişi üzerine etkisi ilaçlardan daha fazla

Çalışmanın önemli bir üstünlüğü, Stephen Simpson ve David Raubenheimer tarafından geliştirilen beslenme için geometrik çerçevenin kullanılmasıydı.

Bu sayede, diğer beslenme araştırmalarında bir sınırlama olan tek bir besine tek başına odaklanma yerine, farklı besin karışımlarının ve etkileşimlerinin sağlığı ve hastalığı nasıl etkilediğini belirlemek mümkün oldu.

Diyetteki kalori ve makro besin (protein, yağ ve karbonhidratlar) dengesinin karaciğer üzerinde güçlü bir etkisi olduğu gösterildi.

Protein ve toplam kalori alımı, yalnızca metabolik yollar üzerinde değil, aynı zamanda hücrelerimizin işleyişini kontrol eden temel süreçler üzerinde de özellikle güçlü bir etkiye sahipti.

Mesela, alınan proteinin miktarı, hücrelerin enerji üreten kısmı olan mitokondrideki aktiviteyi etkiliyordu.

Karşılaştırıldığında, ilaçlar temelde hücreyi yeniden şekillendirmek yerine, hücrenin diyete metabolik tepkisini azaltmak için hareket etti.

Bununla birlikte, araştırmacılar ayrıca ilaçların biyokimyasal etkileri ile diyet kompozisyonu arasında daha spesifik etkileşimler buldular.

Bir yaşlanma karşıtı (anti-aging) ilaç, diyetteki yağ ve karbonhidratların sebep olduğu hücrelerdeki değişiklikler üzerinde daha büyük bir etkiye sahipken, bir kanser ve bir başka diyabet ilacı, diyet proteininin enerji üreten mitokondri üzerindeki etkilerini bloke etti.

Çalışma çok karmaşık olmasına rağmen, sadece birkaç farklı diyeti karşılaştırmak yerine aynı anda birçok farklı diyeti çalışmanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Yaşlanma ve yaşa bağlı sağlık, yaşam boyu beslenmeden güçlü bir şekilde etkilenir

Yaşlanmayı ve yaşa bağlı hastalıkları geciktiren en yaygın olarak incelenen beslenme müdahalesi, mayadan maymunlara kadar birçok canlıda yaşam süresini uzatan kalori kısıtlamasıdır.

Kalori kısıtlaması ve yaşlanma arasında mekanik bağlantılar sağlayan hücresel yollar, yoğun bir şekilde incelenmiştir ve bu yollar üzerinde etkili olan ilaçlar, gıda alımını azaltmadan kalori kısıtlamasının faydalarını tekrarlayabilme ihtimali ile teşvik edilmiştir.

Kalorik kısıtlamayı yaşlanma ile ilişkilendirmek için tavsiye edilen besin algılama yolları, rapamisin (mTOR), sirtuinler (SIRT1), 5′ adenosin monofosfatla aktive protein kinaz (AMPK) ve insülin/insülin büyüme faktörü-1’in mekanik hedefi tarafından düzenlenenleri ihtiva eder.

Bu yolların aktivasyonu veya inhibisyonu, kalori kısıtlamasına cevabı ve bazı durumlarda hayat süresini etkiler. AMPK, MTOR ve SIRT1 yolları üzerinde etkili olan metformin, rapamisin ve resveratrol bazı türlerde ömrü uzatır.

Gelelim neticeye

İlaçların besinlerle aynı biyokimyasal yolları hedefleyebileceği düşüncesine dayanarak diyette bir değişikliğe gerek olmadan metabolik sağlığı ve yaşlanmayı iyileştirmeyi amaçlayan ilaçları keşfetmek için büyük bir çaba var.

Oysa işlenmemiş sağlıklı yiyecek ve içeceklerle beslenenlerin bu tür ilaçlara hiç ihtiyacı olamaz.

Bu araştırmanın da gözler önüne serdiği gibi, hastalıklardan korunmada hiçbir ilaç beslenmenin yerini alamaz.

Hipokrat diyor ki: Gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun.

Ben de diyorum ki: Adam gibi beslenin.

Evet, budur!

Kaynaklar:

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/11/211116103107.htm
https://linkinghub.elsevier.com/retrieve/pii/S1550413121005283

Makale adı: Nutritional reprogramming of mouse liver proteome is dampened by metformin, resveratrol, and rapamycin

924956-439282111.jpg?itok=DonZkrkX

***

Devamını Oku

FINDIKIRAN HASTALIĞI

Fındıkkıran hastalığı, yemek borusu düz kasında normal bir sırayla ancak aşırı genlik veya sürede kasılmalar ile karakterize bir hastalıktır. Başlıca belirtileri yutma güçlüğü ve göğüs ağrısıdır. Kola ve sırta da yayılan şiddetli ağrılar kalp krizini düşündürebilir. Hastalık ilerlemediğinden ve komplikasyonları da olmadığından tedavi belirtilerin hafifletilmesine odaklanır.

***

Fındıkkıran hastalığı, yemek borusu düz kasında normal bir sırayla ancak aşırı genlik veya sürede kasılmalar ile karakterize, akalazya ve yaygın yemek borusu spazmı gibi hareket bozukluğudur.

Kasılma hareketleri sırasında basınçların 180 mm Hg’ yı aşması fındık kırma aletindeki basınca benzetildiği için bu tabir uygun görülmüştür. Kaya matkabı (jackhammer) hastalığı adı da kullanılır.

Hem katı hem de sıvı gıdalar yutma güçlüğüne ve ciddi göğüs ağrısına sebep olabileceği gibi hiçbir belirti de olmayabilir.

En çok rastlanan belirti göğüs ağrısıdır; çok şiddetli olabilir. Kola ve sırta da yayılan ağrılar kalp krizi sanılabilir.

Belirtiler aralıklı olarak ortaya çıkar ve her zaman yemekle de alakalı değildir.

Nadiren, hastalar yemek yedikten sonra acil tedavi gerektiren yemek borusunda ani bir tıkanıklık) ile başvurabilirler; buna gıda bolus tıkanıklığı veya ‘steakhouse sendromu’ da denir.

Her yaştan insanı etkileyebilir, ancak 60-70’ li yaşlarda daha sık görülür.

Teşhis, yemek borusu boyunca sıvı veya katı bir gıda aldıktan sonra çeşitli noktalarda basıncı değerlendiren manometre ölçümleriyle konur; endoskopi bulguları ve mukoza biyopsileri normaldir.

Yiyecekler normalde yemek borusu düz kaslarının ritmik olarak kasılmasıyla mideye kadar iletilir ama bu hastalıkta kasılmalar çok kuvvetlidir.

Yemek borusu alt ucunda basıncın 180 mm Hg’ yı aşması ana kriterdir; süresi 6 saniyeden uzun, tekrarlayan iki veya daha fazla kasılmalar ise destekleyici kriterlerdir (Castell kriterleri).

Hastalık ilerlemediğinden ve komplikasyonları da olmadığından tedavi belirtilerin hafifletilmesine odaklanır.

Hastalığın, yemek borusu alt ucundaki nörotransmitter adı verilen kimyasallar veya diğer mediatörlerdeki anormallikler ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Akalazyada görülen nitrik oksit düzeylerindeki anormallikler, birincil anormallik olarak kabul edilir.

Düz kasları gevşeten kalsiyum kanal blokerleri ile hastaların çoğunda iyi netice alınır; fayda görmeyenlerde trisiklik antidepresanlar da etkili olabilir.

İlaçları tolere edemeyenlerde nane yağı fayda sağlayabilir ama bunlara rağmen şikâyetleri düzelmeyenlerde Botoks tedavisine başvurulur.

Hedef risk faktörlerinin azaltılmasıdır. Kilo kaybı ile çok sıcak ve soğuk yiyeceklerden sakınmak fayda sağlayabilir. Reflü ilaçlarının tesirleri belli değildir.

Devamını Oku

APANDİS VE BADEMCİKLERİN 20 YAŞINDAN ÖNCE ALINMASI KALP KRİZİ RİSKİNİ ARTIRIYOR

20 yaşından önce apandis veya bademcikleri alınanlarda kalp krizi riskinin yüksek olduğu bildirildi. Apandis, bademcik ve geniz etlerinin gereksiz dokular olmayıp bağışıklık sisteminin en önemli parçalarından olduğunu, ameliyat kararlarının çok iyi düşünülerek verilmesi gerektiğini bir kere daha hatırlatırım.

***

European Heart Journal’ de yayınlanan araştırmada, 20 yaşından önce apandis veya bademcikleri alınanlarda kalp krizi riskinin yüksek olduğu ortaya çıktı.

1955-1970 tarihleri arasında doğan İsveç’ liler üzerinde yapılan araştırmada apandisi veya bademcikleri alınan her hastaya karşı yaşı, cinsiyeti ve oturdukları yerler birbirine benzer olan ve böyle bir ameliyat geçirmemiş beş kontrol vakası seçildi.

Katılımcılar ölümle sonlanan veya sonlanmayan kalp krizleri için medyan 23.5 sene takip edildi.

Buluğ çağından sonra apandis ve bademcik dokularının işlevleri azaldığından analizler ameliyat tarihinde 20 yaşın altında olanlar üzerinde yapıldı; bunların 54449’ unun apandisleri, 27284’ ünün ise bademcikleri alınmıştı.

20 yaşından önce yapılan ameliyatların kalp krizi riskini artırdıkları hesaplandı.

Risk artışı apandisi alınanlar için yüzde 33, apandisi alınanlar için yüzde 44 idi.

Her iki ameliyatı da olanlarda risk artışı da daha fazla idi; erkekler ve kadınlar arasında bir fark bulunmadı.

Bu ameliyatları 20 yaşından sonra geçirenlerde kalp krizi riskinde bir artış bulunmadı.

Hemen telaşa gerek yok!

Bu makaleyi okuyan ve apandis veya bademcikleri alınanların telaş etmelerine gerek yok.

Bu operasyonları takiben bağışıklık fonksiyonundaki küçük değişiklikler, müteakip kardiyovasküler riski değiştirebilir, ancak bu bulguları doğrulamak ve olası mekanizmaları araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Yapmaları gereken kalp krizi riskini azaltan adam gibi beslenme, hareketlilik, uyku, huzur gibi sağlıklı hayat tarzı uygulamalarına tam riayettir.

Gelelim neticeye

Olmazsa da olur diye düşünülen, apandis, bademcik, geniz eti, safra kesesi gibi organların alınması doğru hastada elbette hayat kurtarıcı müdahaleler olmakla beraber bunların gereksiz yere alınabildikleri de acı bir hakikattir (2).

Apandis, bademcik ve geniz etlerinin gereksiz dokular olmayıp bağışıklık sisteminin en önemli parçalarından olduğunu, ameliyat kararlarının çok iyi düşünülerek verilmesi ve müdahalenin fayda ve risklerinin doğru değerlendirilmesi gerektiğini bir kere daha hatırlatırım.

Kaynaklar:

1. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21632600/

2. https://ahmetrasimkucukusta.com/2012/12/08/yazilar/elestirel-yazilar/saglik-sistemi/ameliyatlar-gerekli-oldugu-icin-degil-para-hirsi-ugruna-yapiliyor/

***

Devamını Oku

AVRUPA VE ABD’DE ÇOCUKLARDA AÇIKLANAMAYAN HEPATİT VAKALARI

Birleşik Krallık’ta 108 çocuğu hasta eden gizemli hepatit salgınının kısmen bağışıklıklarını zayıflatan karantinalara bağlı olabileceği bildirildi. Ocak ayından bu yana İngiltere’de 10 yaşın altındaki vakaların sekizinde karaciğer nakli ihtiyacı ortaya çıktı.

***

Birleşik Krallık’ta 108 çocuğu hasta eden gizemli hepatit salgınının kısmen bağışıklıklarını zayıflatan karantinalara bağlı olabileceği bildirildi (1).

Ocak ayından bu yana İngiltere’de 10 yaşın altındaki yaklaşık 108 çocuk, enflamatuar karaciğer rahatsızlığına yakalandı ve sekizinde karaciğer nakli ihtiyacı ortaya çıktı.

ABD, İrlanda, Danimarka, Hollanda ve İspanya’da da hasta çocukların olduğu bildirildi – ancak bilim adamları hala vakaların arkasında ne olduğundan emin değiller.

Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı, salgında genellikle hafif soğuk algınlığına, kusmaya ve ishale neden olan yaygın bir virüs ailesi olan adenovirüslerin rol oynayabileceğine inanıyor.

Ajans bugün, İngiltere’deki vakaların yaklaşık yüzde 77’sinin adenovirüs testlerinin pozitif olduğunu açıkladı.

Eurosurveillance‘ da yayınlanan bir makalede kısıtlamalar sebebiyle daha fazla çocuğun virüse karşı ‘immünolojik olarak naif olabileceği bildirildi (2):

Önde gelen hipotezler, adenovirüs etrafında merkezleniyor – ya belirgin bir klinik sendroma sahip yeni bir varyant ya da immünolojik olarak naif olan küçük çocukları daha ciddi şekilde etkileyen rutin olarak dolaşan bir varyant. ‘İkinci senaryo, pandemi sırasında kısıtlı sosyal karışmanın sonucu olabilir.’

Bazı doktorlar, adenovirüslerin çocuklarda çok yaygın olduğunu ve onları hepatitli kişilerde bulmanın, virüslerin karaciğer hastalığından sorumlu olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekiyorlar: Tipik olarak hepatite sebep olmazlar, ancak virüsün bilinen nadir bir komplikasyonudur.

‘Olağandışı mutasyonlar’ kazanmış bir virüs olabileceğini dile getiren bilim adamları da var.

Etkilenen çocukların hiçbirinin aşılanmamış olması hepatitin Kovid aşılarıyla herhangi bir bağlantısı olamayacağını gösteriyor.

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), bazı çocukların koronavirüs testi pozitif olduğunu ama vakalar arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığını belirlemek için virüsün genetik analizinin gerekli olduğunu açıkladı.

Kaynaklar:

1https://www.dailymail.co.uk/health/article-10738619/Mysterious-spate-hepatitis-cases-children-partly-lockdowns-experts-say.html

 2. https://www.eurosurveillance.org/content/10.2807/1560-7917.ES.2022.27.15.2200318

***

BBC’ nin haberi:

Danimarka, İrlanda, Hollanda, İspanya ve ABD’de karaciğer iltihabı olarak da bilinen hepatit vakaları tespit edildi. Sağlık yetkilileri, 4 Avrupa Birliği (AB) ülkesi ile ABD’de çocuklarda görülen ve nedeni açıklanamayan hepatit vakalarını araştırdıklarını söylüyor.

Geçen hafta İngiltere sağlık yetkilileri, çocuklar arasında normalden daha yüksek hepatit vakalarına rastlandığını açıklamıştı.

Enfeksiyonların nedeni henüz bilinmiyor.

Avrupa Hastalık Kontrol Merkezi (ECDC), dört ülkede toplam kaç vaka bulunduğunu belirtmedi.

İrlanda’da beşten az, İspanya’da üç vakadan söz eden Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise önümüzdeki günlerde daha fazla vakaya rastlanması ihtimaline vurgu yaptı.

ECDC, vakaların bildirildiği tüm Avrupa ülkelerinde enfeksiyonların nedenine ilişkin soruşturmaların devam ettiğini duyurdu.

ABD’nin Alabama eyaletinde halk sağlığı birimi, 1-6 yaş arası çocuklarda dokuz vaka bulunduğunu ve ikisinde karaciğer nakline ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Diğer eyaletlerde de benzer vakalarla ilgili soruşturmaların yürütüldüğü belirtildi.

İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık, şimdiye kadar toplam 74 vakayla en fazla vakanın bildirildiği yer oldu.

Geçen hafta Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Kurumu, buradaki vakalar arasında, bulaşıcı hepatite (hepatit A’dan E’ye) neden olan olağan virüslerin tespit edilmediğini açıklamıştı.

Bu nedenle, araştırmacılar diğer olası nedenler üzerinde duruyor ve insanlarda yaygın olan adenovirüslerin buna neden olabileceğine inanıyorlar.

Adenovirüsler, genellikle soğuk algınlığı, kusma ve ishal gibi bir dizi yaygın hastalığa neden olan bir virüs grubudur.

Kurum, enfeksiyonun diğer olası nedenlerinin de araştırıldığını söyledi ve Covid-19’u dışlamadı; ancak Covid-19 aşıları ile belirgin bir bağlantı olmadığını vurguladı.

Hepatit nedir?

Karaciğer iltihabını tanımlamak için kullanılan geniş bir terim.

Genellikle virüslerin yol açtığı bir enfeksiyon olan hepatit, bazı kimyasallara maruz kalma, aşırı alkol ve bazı genetik hastalıklardan da kaynaklanabilir.

Hastalarda şu belirtilere rastlanıyor:

  • Ciltte ve gözlerde sarılık
  • Koyu renk idrar
  • Cilt kaşıntısı
  • Kas ağrısı
  • İştah kaybı

Belirli virüslerin yol açtığı A, B, C, D ve E olarak adlandırılan beş ana hepatit türü bulunuyor.

Bazı hepatitler ciddi bir soruna yol açmadan iyileşme gösterirken, bazıları uzun süreli olabiliyor.

Ancak çocuklarda rastlanan karaciğer iltihaplanmalarının bunlardan kaynaklanmadığı belirlendi.

Sağlık uzmanları, bulaşmayı önlemek için el yıkama başta olmak üzere hijyen kurallarına dikkat edilmesi, semptomların gözlenmesi ve hastalık endişesi halinde doktora başvurulmasını tavsiye ediyor.

Kaynakhttps://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-61152670

***

Devamını Oku

NÜFUSUMUZ 3 MİLYON, BİR YILDA 27 MİLYON HASTAYA BAKMIŞIZ!

Nüfusu 3 milyon 100 bin olan Bursa’da 2021 yılında 27 milyon kez doktora başvurulmuş olması övünülecek değil endişe veren bir durumdur. Hastaneler, hasta olmayan insanlarla dolup taşmakta, bu arada olan, hakikaten ciddi şekilde muayene, tetkik ve takip edilmesi gereken hakiki hastalara olmaktadır.

***

Nüfusu 3 milyon 100 bin olan Bursa’da 2021 yılında 27 milyon kez doktora başvurulmuş olması övünülecek değil endişe veren bir durumdur.

Hastaneler, hasta olmayan insanlarla dolup taşmakta, bu arada olan, hakikaten ciddi şekilde muayene, tetkik ve takip edilmesi gereken hakiki hastalara olmaktadır.

Hastayı, dinlemeye, sorgulamaya, muayene etmeye zamanı olmayan doktor ne yapsın? Mecburen kendini bir takım tahliller-tetkikler istemek ve ilaçlar yazmak zorunda hissediyor. Buna çözüm bulmak zorundayız. Üstelik çözümü de zor değil.

Bir hastaya 5 dakika ayrılan bir sistemin ne hastaya ne doktora hayrı olmaz.

Herkes aklını başına almalı, bu kışkırtılmış sağlık talebi frenlenmelidir.

Selâmi Haktan on Twitter: "Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi.  Poliklinik önü. Çarşı-pazardan kalabalık. Durum vahim ve üzücü Yetkililer  buna el atmalı https://t.co/M2CYd4EyZT" / Twitter

***

Medimagazin’ in haberi:

Nüfusu 3 milyon 100 bin olan Bursa’da 2021 yılında 27 milyon kez doktora başvuruldu. Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, “2021 yılında yaklaşık 27 milyon 500 bin hasta bakmışız. Nüfus 3 milyon, bir kişi ortalama 9 defa hekimle buluşmuş. Kimisi hiç gitmezken bazıları 18 kez gitmiş” dedi.

Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, pandemi döneminde hastanelerdeki yoğunluğa dikkat çekti. Salgın döneminde acil olmayan birçok ameliyat ve operasyon yapılmamasına karşın, 2021 yılında kamu, özel hastaneler ve Uludağ Üniversitesi Hastanesi toplam 27 milyon 500 defa ziyaret edildi.

Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, “Pandemide, insanların bu durumda hastanelere müracaatlarını sınırlandırmalarına rağmen, 2021 yılında yaklaşık 27 milyon 500 bin hasta bakmışız. Nüfus 3 milyon, bizim rakam 9 kat. Herkes ortalama 9 defa bir şekilde hekim ile buluşmuş. Bunun yaklaşık 3,5- 4 milyon kadarı özel hastaneler ve üniversite hastanemiz bünyesinde karşılandı. Belki biri 18 defa gitti, bazısı hiç gitmedi. Ama poliklinik sayımız 27,5 milyon olarak kayıtlara geçti. Burada 24 milyonunu kamu çözdü. Bunun da 11-12 milyon kadarı aile hekimleri, 12 milyon kadarı da devlet hastanelerimizde muayene edildi. Böyle baktığınızda ayda 1 milyon hasta yapıyor. Bu korkunç bir sayı oluyor” dedi.

“Vatandaşlar randevularına riayet etmiyor”

Bazı vatandaşların aldıkları randevulara gitmediklerini söyleyen Yavuzyılmaz, ” Randevu almakta sorun yaşadığımız bazı branşlarımız var. Şöyle bir gerçek de var. Randevu alanların yüzde 25-30’u gitmiyor. Bugün bin randevu varsa 250-300’ü gelmiyor. Ya vazgeçiyor ya randevusu 3-5 gün sonra ise doktora rica ediyor, muayene oluyor ve randevuyu iptal ettirmiyor. Vatandaşa çağrımız, randevularına riayet etsinler. Eğer gitmiyorsa da iptal etsinler. İptal etsin ki bekleyen başka hastamız; haktan yararlansın. Biz randevu alanın yerine başka hasta alamıyoruz. Örneğin; 9.10’da bir hastanın randevusu var, o gelmeyince yerine başka hasta alamıyorsunuz. O sırada bir kişinin randevu hakkı gasp edilmiş oluyor” şeklinde konuştu.

“Bazı branşlardaki eksiklerin tamamlanmasına çalışıyoruz”

Doktor atamaları ve bazı branşlardaki yetersizlik hakkında da konuşan Yavuzyılmaz, “2 ayda bir merkezi atamalarımız oluyor. Mecburi hizmet atamalarımı dediğimiz uzmanlık ve ya hekimlik hakkını kazanmış kişilerin atamaları her 2 ayda bir yapılıyor. Onlarla gelen arkadaşlarımız oluyor. Onlar genelde uzman hekim bazında 10 ile 15 arasında değişiyor. Mecburi hizmet; daha mahrumiyet kabul edilen bölgelere yapılıyor. Bizim şehrimiz bu manada hekim olarak belli potansiyeli var. Bunun yanında dönemsel tayin dönemleri oluyor. Giden ve gelenler oluyor. Bursa’dan giden her zaman daha azdır. Gelen daha fazladır. Bursa dördüncü büyük şehir. Tercih edilen bir şehirdir. Gelen hekim potansiyelimiz daha yüksek oluyor. Belli branşlarda bazı hastanelerimizde eksiklerimiz var. Kulak- burun- boğaz (KBB) şu an eksik olduğumuz branşlardan bir tanesi. derken, İnegöl’de bizim 2 tane daha KBB uzmanı olsa daha iyi olacak. Yok değil, ama oradaki potansiyeli karşılayacak düzeyde değil. Kadın doğumda bir iki ilçemizde eksiğimiz var. Böyle belli branşlarda özellikle bazı ilçelerimizde eksiklerimiz var. Bunları da tamamlamaya çalışıyoruz. Hizmeti aksatmamak adına merkezdeki arkadaşlarımızı da görevlendiriyoruz. Gönül istiyor ki oranın kendi hekimi olsun ve hastasına detaylı bakabilsin. Bu ideal olandır, bunu sağlayamadığımız durumda bir hekimin gidip orada hizmet vermesi gerekiyor. Eksik bırakmamaya gayret ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Hastanelerdeki doluluk oranı yüzde 85-90

Son olarak hastanelerdeki doluluk oranlarına da değinen Dr. Yavuzyılmaz sözlerini şöyle tamamladı: “Şu an merkezdeki hastanelerin doluluğu neredeyse yüzde 85-90 oranındadır. Bunda bir iki hastaneyi kıyas alırsak neredeyse yüzde 100 diyebiliriz. Bizim total yatış oranımız o seviyelere düşüyor ama merkezdeki belli başlı hastanelerin doluluğu yüzde 90 seviyesindedir”

Kaynakhttps://www.medimagazin.com.tr/hekim/saglik-bak/tr-saglik-muduru-nufusumuz-3-milyon-bir-yilda-27-milyon-hastaya-bakmisiz-2-13-100194.html

***

EK 1 (20.4.2022): Samsun Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre, bünyesinde bulundurduğu devlet ve özel hastaneleriyle bölgenin sağlık yükünü çeken Samsun’da 2021 yılında devlet ve özel hastanelerin polikliniklerine 8 milyon 577 bin 407 kişi başvurdu. Aile hekimlerinin polikliniklerine ise 5 milyon 189 bin 752 kişi tedavi olmak için gitti. Toplamda 2021 yılında 13 milyon 767 bin 159 hastanın hastaneye başvurduğu Samsun’da hastanelere kişi başı müracaat sayısının oranı Türkiye ortalaması olan 9,8 oranın üstüne çıkarak 10,2 olarak belirlendi.

Samsun’un 17 ilçesinde birinci basamak sağlık kuruluşları olan aile sağlığı merkezleri, aile hekimliği birimi, toplum sağlığı merkezleri, ilçe sağlık müdürlükleri ve sağlıklı hayat merkezlerinin sayısı 578 olarak belirlendi. İkinci basamak sağlık kuruluşları olan devlet ve özel hastanelerin sayısı ise 31 olarak kayda geçti. Diğer sağlık kuruluşları olan tıp merkezi, diyaliz merkezi, diş polikliniği, serbest hekim muayenehaneleri ve serbest diş hekimi muayenehanelerinin sayısı ise 302’ye ulaştı.

Ambulanslar 134 bin 927 hasta taşıdı, ambulans helikopter 320 hasta için havalandı

Samsun’un 17 ilçesinde ayrıca Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde toplam 3 bin 71 yatak bulunuyor. 2022 yılında toplam 77 ambulansa sahip olan Samsun’da ambulanslar 2021 yılı içerisinde 134 bin 927 hastayı taşıdı. Acil vakalara ulaşmada önemli bir göreve sahip ambulans helikopter ise son 1 yıl içerisinde 320 hasta için havalandı.

2021 yılında tedavi olan 13 milyon 767 bin 159 hastanın 2 milyon 290 bin 317 devlet hastanesi aciline, 268 bin 65’i özel hastane aciline, 92 bin 930’u ise üniversitesi hastanesi aciline başvurdu.

Salgında hastanelere başvuru azaldı

Korona virüs salgını yaşanmadığı 2019 yılında Samsun’da özel ve devlet hastaneleri 16 milyon 766 bin 874 hasta baktı. Hastalığa yakalanma korkusu, yasaklar ve hastanelerin korona enfeksiyonundan dolayı diğer alanlarda tam kapasite hizmet verememesinden nedeniyle hastane başvuru sayısı 2020’de 12 milyon 210 bin 29, 2021 de 13 milyon 767 bin 159 olarak kayıtlara geçti.

Kaynakhttps://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-samsun-nufusunun-10-kati-kadar-hasta-bakti-11-681-100234.html

***

EK 2 (28.4.2022): Düzce’de hastaneye başvuru oranlarında rekora koşuyor. Nüfusu 400 bin olan Düzce’de 2022 yılının ilk 3 ayında 1 milyon fazla hasta doktora başvurdu. Başvuruların bu şekilde seyretmesi halinde Düzce, yıl sonuna kadar nüfusunun 10 katı kadar hasta bakmış olacak.

Düzce’de hastaneye başvuru oranlarında rekora koşuyor. Yalnızca 2022 yılının ilk 3 ayında 400 bin nüfuslu şehirde, 1 milyondan fazla hasta Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlara başvuru yaptı.  Türkiye çapında diğer sağlık kuruluşlarında nüfusun yaklaşık olarak 8 katı kadar başvuru yapıldığı düşünüldüğünde, Düzce’de yıl sonuna kadar hastanelere başvurunun 4 milyon olması halinde sağlık kuruluşlarına başvuru oranı nüfusunun 10 katına ulaşacak.

Geçen yıl ise sağlık kuruluşlarına başvuru sayısı pandeminin etkisine rağmen 2 milyon 400 bin olmuştu.

“2021 yılında 2 milyon 600 bin poliklinik yapıldı”

Sağlık kuruluşlarına başvuran hasta sayıları hakkında bilgiler veren Düzce Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, “2018 yılından bu yana hekim sayımızı belirli bir seviyede artırdık. Burada 140 hekimden 200’lere kadar ulaştık. Bunun neticesinde baktığımız hasta sayısı da, hekim sayısına dengeli olarak artış gösteriyor. 2021 yılında il genelinde 2 milyon 400 bin hasta muayene edildi. Bu rakamın 1 milyon 200 bini Atatürk Devlet Hastanesinde bakıldı. 1 milyon 400 binde aile hekimliklerinde bakıldı. Bunun yanı sıra oran olarak baktığımız zaman ilimizin nüfusunu 400 bin olarak düşündüğümüzde bir hasta 8.8 kere ilimizdeki sağlık tesislerini ziyaret ettiğini, tedavi ve hizmet aldığını görmekteyiz” dedi.

“4 bin hasta 30 bin ziyaretle evde sağlık hizmeti aldı”

Evde sağlık hizmetleri ile ilgili bilgiler veren Dr. Yasin Yılmaz, acil sağlık ekiplerinin 41 bin vakayı hastanelere taşıdığını, evde sağlık hizmetlerinde ise 30 bin ziyaret gerçekleştirildiğini ifade etti. Düzce Sağlık Müdürü Yılmaz; “Ayrıca acil sağlık hizmetlerimizde var. Burada da 40 ile 41 bin civarında vatandaşımıza evinden ya da olay yerinden, kaza mahallinden alıp hastanelerimize nakil yapmış ekiplerimiz. Buda çok önemli bir hizmet. Yaklaşık 19 istasyon, 40’ın üzerinde ambulans ile arkadaşlarımız acil sağlık hizmetini yürütmeye çalışıyor. Bunun yanında olmazsa olmaz çok önem verdiğimiz Kanuni Sultan Süleyman’dan itibaren uygulanan evde sağlık hizmeti. Burada da 30 bin civarında ev ziyareti gerçekleştirdik. Yaklaşık 4 bin hastaya ulaşmışız ancak evde bakım hizmeti alan hastalarımız tedavi oluyor ve zaman zaman iyileşiyorlar. İyileşen vatandaşlarımız ise evde bakım hizmetinden çıkartılıyorlar. Burada toplamda baktığımızda sağlık hizmetinin yüzde 65 gibi bir oranı Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesislerinden alındığını görmekteyiz” dedi.

2022 Yılının ilk 3 ayında 1 milyondan fazla hastaya baktık”

Düzce’de 2022 yılında ise pandeminin etkisini azaltmasıyla birlikte sağlık kuruluşlarına ilk 3 ayda yoğun bir başvuru olduğunu belirten Dr. Yasin Yılmaz, “2021 yılında pandemi ile ilgili bir takım çalışmalarımız oldu. Bu istatistiklere onlar dahil değil. Filiyasyon hizmetleri ve aşılama hizmetleri az önce saydığımız rakamlara dahil değil. 2022 yılında pandeminin hafiflemesiyle birlikte ile vermiş olduğumuz katma değeri olan çalışmalarımızda devam ediyor. 2022 yılının ilk 3 ayında yaklaşık 1 milyon üzerinde hasta 3 aylık süreçte sağlık tesislerinden hizmet almışlar. Burada özellikle vatandaşlarımıza vermiş olduğumuz hizmetin kalitesini ve çeşitliliğini artırma noktasında çalışmalarımız devam ediyor. Burada Düzceli vatandaşlarımızın bizleri kalplerine alması ile el birliğiyle hep birlikte çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

Düzce’de yaklaşık 250 bin kişi acil servise müracaat etti. En çok ziyaret acil servise gerçekleştirilirken, dahiliye ve ortopedi sırasıyla takip etti.

Kaynakhttps://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-duzce-rekora-kosuyor-yilin-ilk-3-ayinda-400-bin-nufuslu-sehirde-1-milyondan-fazla-hasta-bakildi-11-681-100382.html

***

Devamını Oku

TUZSUZ DİYET KALP YETERSİZLİĞİNDE İŞE YARAMIYOR

Kalp yetersizliği olan hastalara hemen tuzdan fakir diyet uygulanmaya başlanır ama büyük bir randomize çalışmada, tuz kısıtlamasının klinik olayları azaltmada herhangi bir faydası olmadığı gösterildi. Daha uzun süreli ve daha düşük tuzlu bir beslenmenin daha etkili olabileceği ileri sürülebilirse de…

***

Kalp yetersizliği olan hastalara hemen tuzdan fakir diyet uygulanmaya başlanır ama büyük bir randomize çalışmada, tuz kısıtlamasının klinik olayları azaltmada herhangi bir faydası olmadığı gösterildi.

Kısa adı SODIUM-HF olan çalışma, kalp yetersizliği olan hastalarda sıvı yüklenmesini ve olumsuz sonuçları önlemek için tavsiye edilen tuz kısıtlamasının etkilerini tespit etmek amacıyla düzenlendi. 1

Çalışma 6 ülkede 26 farklı şehirde kılavuzlara göre uygun tedavi gören New York Kalp Derneği (NYHA) sınıf II-III kalp yetersizliği belirtileri olan 18 yaşından büyük hastalar üzerinde yürütüldü.

397 hastaya günde 1500 mg’dan az tuzlu diyet verilirken 409 hastaya ise mutad bakım uygulandı.

Tuz alımı kısıtlama uygulanan vakalarda 12 ay sonra başlangıca göre günde 2286 mg’dan 1658 mg’a kontrol grubunda ise 2119’dan 2073’e indi.

Çalışma, pandemi sebebiyle planlanandan önce sonlandırıldı. 

12 ayda tüm sebeplere bağlı ölüm mutad bakım grubunda 22 (yüzde 6) ve düşük tuz grubunda 17 kişide (yüzde 4); kardiyovasküler acil servis ziyareti/hastaneye yatış mutad bakım grubunda 51 kişide (yüzde 12) düşük tuz grubunda ise 40 kişide (yüzde 10) tespit edildi.

Düşük sodyumlu bir diyet, yaşam kalitesinde mütevazı bir iyileşme ile ilişkilendirildi; ancak 6 dakika yürüme testi tedavi grupları arasında farklı değildi.

Bu veriler, kalp yetersizliği olan ayaktan takip edilen hastalar arasında, düşük sodyumlu diyetin, olumsuz kardiyovasküler olaylarda bir azalma sağlamadığını ortaya koyuyor.

Tuz kısıtlaması yapılmasının sebebi

Kalp yetersizliğinde tuz kısıtlaması tavsiyesi, nöro-hormonal aktivasyon ve sodyum ve su tutulmasına yol açan otonomik kontroldeki anormalliklere dayandırılır ancak şimdiye kadarki klinik deneylerde karışık sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Çalışmanın başındaki isim olan Dr. Ezekowitz şunları söylüyor: 2

Kılavuzlar, kalp yetmezliği hastalarında sodyum alımının azaltılmasını şiddetle tavsiye etmekteydi, ancak bu tavsiye, veri eksikliği nedeniyle son senelerde geri çekildi. Kalp yetmezliği kılavuzlarının çoğu artık diyet sodyumu konusunda herhangi bir tavsiyede bulunmuyor.

Kısıtlanması gereken tuz değil fazla insülin salgılanmasana yol açan karbonhidrattır

Kardiyoloji uzmanı Dr. Özcan Yücel’in görüşlerine ben de katılıyorum: 3

Hekimlerin şu tuz meselesine bakışını değiştirme zamanı çoktan gelmiştir. Hiç bir hastama tuz kısıtlaması yapmıyorum. Evimde asla ‘iyotlu, rafine’ tuz bulundurmam. Çankırı, Sivas, Ovacık tuzlarını özellikle tercih ediyorum. Deniz ve göl tuzlarından biraz çekiniyorum. Böbrek fonksiyonları sağlamsa ve de kalp yetmezliği ile yoğun bakımda yatmıyorsa tuz kısıtlamasına gerek yok. İnsülin böbreğimize daha fazla tuz tutmayı emreder. Bu da hipertansiyonun en önemli bedellerinden birisidir. Kısıtlanması gerek tuz değil fazla insülin salgılanmasana yol açan karbonhidrattır.

Az tuzlu beslenme kalbi zorluyor

Düşük tuzlu (düşük sodyumlu) beslenmenin kalp üzerine istenmeyen tesirleri olabilir, kalp hızı ve kardiyak yük ve stres artabilir. 4

Düşük tuz alımı vasat tuz alımına nazaran tansiyon yüksekliğinden bağımsız olarak kalp krizi, felç ve ölüm riskini yüzde 11 artırır. Bu, tansiyonu yüksek olmayanların tuz kısıtlaması yapmasının faydalı olmadığı gibi tam aksine zararlı olduğunu gösterir. 5

17 sodyum araştırmasından 14’ü düşük sodyumun mortaliteyi (ölüm oranı) artırdığını gösteriyor. Eğri J şeklindedir, ilişki çizgisel değildir. Tuzun azı da fazlası gibi zararlıdır. 6

Hatta Amerikan Kalp Derneği’nin günde 1.5 gramdan fazla sodyum alınmaması tavsiyesine uyanlarda kalp krizlerinin sayısı artabilir. 7

Gelelim neticeye

Daha uzun süreli ve daha düşük tuzlu bir beslenmenin daha etkili olabileceği ileri sürülebilirse de ben böyle bir çalışmanın sonucunun da farklı olmayacağını düşünüyorum.

BİR: Sağlıklı insanların tuz kısıtlaması yapması doğru değildir.

İKİ: Vücudun ihtiyacından az tuz alınması zararlıdır.

ÜÇ: Günde 5-6 gram tuz (=2.4 gram sodyum) alınmalıdır.

DÖRT: Kalp ve damar sağlığı için şeker tuzdan daha zararlıdır.

Kaynaklar:

1. https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(22)00369-5/fulltext
2. https://www.mdedge.com/familymedicine/article/253395/heart-failure/low-sodium-diet-did-not-cut-clinical-events-heart
3. https://twitter.com/drozcanyucel/status/1511584484646436866?s=20&t=FdCmKPHhVIK0zFjAQuBG2Q
4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/9758081
5. http://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(16)30467-6/abstract
6. https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:6413454736648921089
7. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/7768554
Makale adı: Reduction of dietary sodium to less than 100 mmol in heart failure (SODIUM-HF): an international, open-label, randomised, controlled trial

***

Devamını Oku

KOVİD’ DE MİDE-BAĞIRSAK SİSTEMİ DE ENFEKTE OLUYOR

Kovid hastalarının yaklaşık yarısının dışkısında enfeksiyondan sonraki hafta virüs RNA’ sı bulundu. Kovid hastalarının yüzde 4’ünün dışkısında teşhisten 10 ay sonra da virüs RNA’ sı vardı. Dışkıda virüs RNA’ sı olması mide-bağırsak belirtileri ile birlikteydi. SARS-CoV-2 muhtemelen mide- bağırsak sistemini de enfekte etmektedir.

***

Cell’ de yayınlanan araştırmada, hafif veya orta derecede ağır Kovid geçiren 113 kişide sonraki 10 aylık sürede dışkıda virüse ait RNA örnekleri analiz edildi.

Vakaların yüzde 49.2’ sinde teşhisten sonraki ilk hafta içinde virüse ait RNA bulunduğu görüldü.

4 ay ve sonrasında ağız ve boğaz salgılarında SARS-CoV-2 RNA olmamasına rağmen, katılımcıların yüzde 12,7’sinin dışkılarında teşhisten 4 ay sonra ve yüzde 3.8’ inde de 7 ay sonra RNA tespit edildi.

Karın ağrısı, mide bulantısı, kusma gibi mide-bağırsak sistemi belirtilerinin virüs RNA’sının dışkıda dökülmesi ile ilişkili olduğu belirlendi.

Virüs RNA’ sının solunum örneklerinde olmamasına rağmen dışkıda uzun süre bulunmasıyla beraber dışkıda viral RNA dökülmesinin mide-bağırsak semptomları ile birlikteliği, SARS-CoV-2’nin mide-bağırsak sistemini enfekte ettiğini düşündürmektedir.

Gelelim neticeye

BİR: Kovid hastalarının yaklaşık yarısının dışkısında enfeksiyondan sonraki hafta virüs RNA’ sı bulundu.

İKİ: Kovid hastalarının yüzde 4’ünün dışkısında teşhisten 10 ay sonra da virüs RNA’ sı vardı.

ÜÇ: Dışkıda virüs RNA’ sı olması mide-bağırsak belirtileri ile birlikteydi.

DÖRT: SARS-CoV-2 muhtemelen mide-bağırsak sistemini de enfekte etmektedir.

Kaynakhttps://www.cell.com/med/fulltext/S2666-6340(22)00167-2

Makale adı: Gastrointestinal symptoms and fecal shedding of SARS-CoV-2 RNA suggest prolonged gastrointestinal infection.

NOT: Bunları daha salgının ilk günlerinde anlatmış idik. Seyretmek için: https://www.youtube.com/watch?v=cPZepBy5GQM

Figure thumbnail fx1

***

Devamını Oku

REFLÜ İLAÇLARI, ÖKSÜRÜK VE BOĞAZ ŞİKÂYETLERİNDE İŞE YARAMIYOR

Son senelerde kronik öksürük, sık boğaz temizleme ihtiyacı, boğazda takıntı hissi, geniz akıntısı, ses kısıklığı, hatta horlama gibi şikâyetleri olan hastalara reflü teşhisi koyma ve bunları uzun süre tedavi etme “modası” var. Tıp dünyası reflüye adeta bir can simidi gibi sarıldı.

***

Son senelerde kronik öksürük, sık boğaz temizleme ihtiyacı, boğazda takıntı hissi, geniz akıntısı, ses kısıklığı, hatta horlama gibi şikâyetleri olan hastalara reflü teşhisi koyma ve bunları uzun süre tedavi etme “modası” var.
Tıp dünyası reflüye adeta bir can simidi gibi sarıldı.

Her öksürene, sesi kısılana, boğazla ilgili şikâyetleri olanlara reflü hastası muamelesi yapılması ve reflü ilaçları yazılması adeta rutin bir uygulama oldu.

Bu belirtilerin, mide asidinin yemek borusu ve oradan da boğaz kaçması sonucu ortaya çıktığı, asit salgısını baskılayan ilaçların bu olayı önleyeceği ileri sürülüyor ve bu olaya tıp dilinde extraoesophageal reflux, laryngopharyngeal reflux, reflux laryngitis gibi isimler veriliyor.

Reflü ile alâkalı aşikâr şikâyetleri olmayanlar da “reflü başlangıcı”, “gizli reflü” gibi isimlerle reflü kapsama alanına alınıyor.

Halk arasında “reflü ilaçları” veya “mide koruyucular” adıyla bilinen “proton pompası inhibitörleri” (PPİ) uzun yıllardır en çok satan ilaçlar sıralamasında en üst basamaklarda yer alıyor.

Araştırmalar bu uygulamayı desteklemiyor

Uzun süreli kullanımda çok ciddi yan etkileri olan bu ilaçların faydasını ortaya koyan geniş kapsamlı güvenilir araştırmalar olmadığı gibi işe yaramadığını gösteren araştırmalara sürekli yenileri ekleniyor.

Bunların sonuncusu BMJ’de yayımlandı. 1

Çalışmada 6 haftadan daha uzun süreli, inatçı boğaz belirtileri olan erişkin yaşlardaki 346 hasta iki gruba ayrılarak 16 hafta süreyle 172’sine lansoprazol ve 174’üne de plasebo verildi.

Birincil olarak 16 hafta sonunda katılımcıların reflü semptom endeksleri, ikinci olarak da 12 ay sonunda semptom cevapları, hayat kalitesi ve boğaz görüntüsü değerlendirildi.

Hem ilaç alanlar hem plasebo alanlar arasında herhangi bir fark bulunmadı. 

BİR: Boğaz belirtileri ve hayat kalitesindeki düzelmeler her iki grupta 16 hafta ve 12 ay sonra farklı değildi.

İKİ: Hastaların başlangıç belirtilerinin hafif veya şiddetli olması da neticeyi değiştirmedi.

ÜÇ: Belirtiler her iki grupta da bir miktar düzelmekle beraber tam olarak geçmedi.

DÖRT: Katılımcıların yaşı, cinsiyeti, sigara ve alkol tüketimleri, kilolarının da bir tesiri gösterilemedi.

BEŞ: Yan etkiler (baş ağrısı, ishal ve kendini iyi hissetmeme) de her iki grupta aynı idi; ilaç alan bir kişide deri döküntüsü oldu.

Reflü ilaçları boğazla ilgili belirtilerin tedavisinde fayda sağlamıyor

Araştırmanın başyazarı James O’Hara araştırmayı şu sözlerle değerlendiriyor: 2

Çalışmamız, PPİ ilaçların kalıcı boğaz semptomlarının tedavisinde plaseboya göre hiçbir fayda sağlamadığını açıkça göstermektedir. Bulgular kesindir ve uygulamayı değiştirmelidir.

Mide asidini azaltan bu ilaçların birinci ve ikinci basamakta yaygın olarak reçete edildiğini biliyoruz.

Bulgularımız, bunların sadece hastaya deneyecek bir şey vermek için kullanılmaması gerektiğini gösteriyor.

Önceki araştırmalara birkaç örnek

Chest isimli dergide yayınlanan bir meta-analizde, 7 araştırmada “asit baskılayıcı tedavinin kronik öksürüğe anlamlı bir faydasının olmadığı” ortaya kondu. 3

PPİ grubundan bir ilaç olan lansaprazolü iyi metabolize edememe fenotipi olan çocuklarda astım kontrolünün 6 aylık lansoprazol tedavisinden sonra daha da kötüleştiği tespit edildi. 4

Bu ilaçların, solunum yolu enfeksiyonlarına verilen cevapları değiştirerek astım kontrolünü kötüleştirebileceği düşünülüyor. 

Sprey kortizona rağmen astımları kontrol altına alınamayan ve reflü şikâyeti olmayan 306 çocuk üzerinde yapılan randomize, kontrollü araştırmada da reflü tedavisinin, plaseboya kıyasla semptomları da akciğer fonksiyonlarını da iyileştirmediği, üstelik artan yan etkilere de sebep olabileceği sonucuna varıldı. 5

Bu araştırmayı değerlendiren bir makale kaleme alan F. D. Martinez, “Proton pompası inhibitörlerinin çocuklarda reflüsü olsa da olmasa da astım üzerine bir faydası yok” diyor ilave ediyor: 

Bu ilaçların kullanımının son on yılda ileri derecede artması çok üzücü ve mesnetsiz bir iştir. Çocuğunuz astımı için reflü ilaçları kullanıyorsa bunun etkili bir tedavi olmadığını bilin. Bu ilaçlar reflü hastalığı için onaylıdır, astım için değil. 6 

Gelelim neticeye

Reflü ilaçları (PPİ sınıfı) doğru endikasyonla ve kısa süreli kullanımda çok etkili ve emniyetli ilaçlar olmakla beraber uzun süreli kullanımlarının çok ciddi yan etkileri olduğu unutulmamalıdır.

Bunlar kalp krizi, felç, kolit, zatürre, diyabet, mide ve kolon kanseri, karaciğer hasarı, böbrek yetersizliği, alerji, depresyon, kemik kırığı ve erken ölüm riskini artırabiliyor, B12 ve magnezyum eksikliğine yol açabiliyor. 7

İlaç etkileşimleri ve maliyetlerinin de hesaba katılması gerekiyor.

Reflü ilaçları rastgele yazılmamalı ve hastalar yan etkiler konusunda ikaz edilmelidir.

Kaynaklar: 

1. https://www.bmj.com/content/372/bmj.m4903
2. https://evidence.nihr.ac.uk/alert/throat-symptoms-should-not-be-treated-with-ppis/
3. https://journal.chestnet.org/article/S0012-3692(13)60137-3/fulltext
4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4590024/
5. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/1104902
6. https://pedclerk.bsd.uchicago.edu/sites/pedclerk.uchicago.edu/files/uploads/jed15092_406_407.pdf
7. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/10/02/yazilar/elestirel-yazilar/ilaclar/mide-koruyucu-ilaclar-tip-2-diyabet-riskini-de-artiriyor/

903036-317635309.jpg?itok=MpOVKnzF

***

Devamını Oku