Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

AMAN ALLAH’ IM, KORONAVİRÜS RNA’ SI HÜCRE DNA’ SINA ENTEGRE OLABİLİYOR

KOVİD hastalarında iyileştikten sonra uzun süreli SARS-CoV-2 RNA dökülmesi ve PCR-pozitif testlerin pozitif olması yaygın olmakla beraber, bu hastalar çoğunlukla bulaşıcı değildir. Koronavirüsle enfekte olan hastaların hücre analizlerinde SARS-CoV-2 virüsünün RNA’ sının insan genomuna dahil olabileceğinin gösterilmesi bunu açıklayabilir.

***

SARS-CoV-2 RNA reverse-transcribed and integrated into the human genome” başlığıyla yayınlanan makalede, koronavirüsle enfekte olan hastaların hücre analizlerinde SARS-CoV-2 virüsünün RNA’ sının insan genomuna dahil olabileceği gösterildi.

Makalenin özetini sunuyorum:

KOVİD hastalarında iyileştikten sonra uzun süreli SARS-CoV-2 RNA dökülmesi ve PCR-pozitif testlerin pozitif olması yaygın olmakla beraber, bu hastalar çoğunlukla bulaşıcı değildir.

Yeni bir araştırmada, SARS-CoV-2 RNA'larının ters transkripsiyonu ve insan genomuna entegre edilme ihtimali ve entegre dizilerin transkripsiyonunun PCR-pozitif testlerini ne ölçüde etkileyebileceği incelendi.

Bu hipoteze destek olarak, SARS-CoV-2 ile enfekte kültürlenmiş hücrelerin ve hastaların birincil hücrelerinin yayınlanmış veri setlerinde, genoma entegre edilmiş viral dizilerin transkripsiyonu ile tutarlı, hücresel dizilere kaynaşmış kimerik transkriptler bulundu.

Viral retro-entegrasyon ihtimalini deneysel olarak desteklemek için, SARS-CoV-2 RNA'larının insan hücrelerinde LINE-1 elemanları veya HIV-1 RT’ den ters transkriptaz (RT) ile ters transkripte edilebileceğine ve bu DNA dizilerinin hücre genomuna entegre edilebileceği ve daha sonra kopyalanabileceğine dair deliller elde edildi.

İnsan endojen LINE-1 ekspresyonu, SARS-CoV-2 enfeksiyonu üzerine veya kültürlenmiş hücrelerde sitokin maruziyeti ile indüklenmesi hastalarda SARS-CoV-2 retro-entegrasyonu için moleküler bir mekanizma olduğunu düşündürüyor.

SARS-CoV-2 enfeksiyonunun bu yeni özelliği, hastaların iyileşme sonrasında neden viral RNA üretmeye devam edebildiğini açıklayabilir ve RNA virüs replikasyonunun yeni bir yönünü önerebilir.

Gelelim neticeye

Bu çok önemli bir bilgi.

Bakalım doğrulanacak mı, bilim dünyası ne diyecek bu işe?

Kaynak: https://www.biorxiv.org/content/10.1101/2020.12.12.422516v1

Devamını Oku

TRANS YAĞ ETİKETLERDEN ÇIKARILIYOR

Tarım Bakanlığı’ nın hazırladığı yeni bir yönetmelikle gıda etiketlerinde trans yağ yazılması yasaklanıyormuş. Böylece, sağlık için trans yağların değil, bu ifadenin etiketlerde yer almasının zararlı olduğu, etiketinde yazılmadığında trans yağlı gıdaların bir mahsuru bulunmadığı anlaşılıyor. Dilerim sıra yakın zamanda şeker, mısır şurubu ve diğer katkı maddelerine de gelir.

***

Tarım Bakanlığı' nın hazırladığı yeni bir yönetmelikle gıda etiketlerinde artık trans yağ yazılması yasaklanıyormuş. 

Böylece, sağlık için trans yağların değil, bu ifadenin etiketlerde yer almasının zararlı olduğu, etiketinde yazılmadığında trans yağlı gıdaların bir mahsuru bulunmadığı anlaşılıyor.

Dilerim sıra yakın zamanda şeker, mısır şurubu ve diğer katkı maddelerine de gelir.

Cümleten afiyet olsun! 

NOT: Fazla söze gerek yok. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), trans yağların kalp hastalıklarına bağlı olarak yılda yaklaşık 500.000 insanın ölümüne yol açtığını bildiriyor. Kaynak: https://www.who.int/news/item/09-09-2020-more-than-3-billion-people-protected-from-harmful-trans-fat-in-their-food

***

Tarım Dünyası' nın haberi:

Tarım Bakanlığı, hazırladığı yönetmelik taslağı ile gıda ürünlerinin etiketinde "trans yağ" yazılmasını yasaklıyor. Gıda ürünlerinde "trans yağ" olsa da olmasa da etikete yazılamayacak ve tüketici trans yağ olup olmadığını bilemeyecek. "Ürünlerimizde trans yağ yoktur" ibaresi de yasaklanıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda ürünlerinin etiketinde “trans yağ” ibaresini kaldırmak için yönetmelik taslağı hazırladı. Taslak bu haliyle kabul edilirse gıda ürünlerinde “trans yağ” olsa da olmasa da etikete yazılamayacak ve tüketici trans yağ olup olmadığını bilemeyecek. Bazı ürünlerin etiketinde yer alan “ürünlerimizde trans yağ yoktur” ibaresi de böylece yasaklanmış olacak.

Bakanlık tarafından hazırlanan “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” taslağı bakanlığın internet sayfasında görüşe açıldı.

Trans yağ beyanı yasaklanıyor

Taslaktaki en önemli değişiklik, trans yağ ibaresinin gıda etiketlerinden çıkarılması olacak. Taslağın 7. maddesine göre, Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliğinin 35.maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi şu şekilde değiştiriliyor: “7/3/2017 tarihli ve 30000 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Mineraller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelik ile getirilen kısıtlamalar kapsamında gıda etiketlerinde trans yağ ile ilgili beyan yapılmaz.”

Uygulamadaki yönetmelik

Bakanlığın değiştirmek istediği uygulamadaki yönetmeliğin 35.maddesinin ilgili bölümü şöyle:

MADDE 35 – (1) Zorunlu beslenme bildirimi aşağıdaki bilgilerden oluşur:
a) Enerji değeri.
b) Yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, şekerler, protein ve tuz miktarları.
c) Tuz içeriğinin sadece gıdanın doğasında bulunan sodyumdan kaynaklandığı durumlarda bu duruma ilişkin bir ifade beslenme bildirimine çok yakın bir yerde yer alabilir.
ç) Diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen bilgilere ilave olarak sadece ilgili gıda kodeksinde tanımlanan sürülebilir yağ/margarinler, yoğun yağlar, bitkisel yağlar ve bu yağları içeren gıdaların %2’den fazla trans yağ içermesi durumunda trans yağ miktarı bildirilir.

Trans yağ kanser ve kalp krizi riskini artırıyor

Yapılan araştırmalar, trans yağların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu, özellikle kanser, kalp krizi riskini artırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle Kanada,Avrupa Birliği’nin bazı ülkelerinde kullanımı yasaklanan trans yağ, Türkiye’de tamamen yasak değil. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 7 Mayıs 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Minareller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yüzde 2 ile sınırlandırıldı. Yüzde 2’nin üzerinde kullanımı yasak. Yüzde 2’nin altında ise etikete yazılıyordu. Fakat bundan sonra yazılamayacak.

Etiketlerde farklı uygulamalar var

Türkiye’de trans yağ kullanımı yasak değil. Yeni yönetmelik taslağı ile de yasaklanmıyor. Yüzde 2’ye kadar kullanılabilir. Fakat, etikete yazılması yasaklanıyor. Yani gıdada olan veya olmayan trans yağa ait bilgi tüketiciden saklanacak. Bugün raflara bakıldığında trans yağ ile ilgili çok farklı uygulamalar var. Bazı ürünlerin etiketinde trans yağ 0(sıfır) olarak belirtiliyor. Bazı ürünlerde trans yağ miktarı yüzde 2’nin altında ise bu miktar yazılıyor. Ancak, izin verilen yasal sınırlar içinde olduğu ifade ediliyor. Bazı ürünlerde ise “ürünlerimizde trans yağ yoktur” veya “trans yağ yoktur” ibaresi yer alıyor. Yapılacak yeni değişiklikle “trans yağ” ibaresi, beyanı etiketlerden tamamen çıkarılıyor.

Gıda sanayicileri değişikliğe karşı

Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu yetkilileri yapılacak değişikliğin doğru olmadığını özellikle merdiven altı veya kayıt dışı olarak nitelendirilen ürünlerde trans yağların kullanıldığını belirtiyor. Yetkililer: “Endüstri bu alanda önemli yatırımlar yaptı. Bir çok işletme ürününde trans yağ kullanmıyor. Yeni düzenleme trans yağ kullanmayanlar için haksız rekabet oluşturacak. Trans yağın etiketlerde belirtilmesi gerekir. Ayrıca denetimlerin çok iyi yapılması lazım. Trans yağ kullandığı halde etikette belirtmeyenler var. Bunu önlemek yerine trans yağ ibaresinin tamamen kaldırılması tüketicinin doğru bilgilendirilmesi ilkesine aykırı. Yıllardır tüketicilerin etikete bakarak ürün almalarını söyledik. Şimdi etiketlere bakan tüketici yanlış ve eksik bilgilendirilmiş olacak.” bilgisini verdi.

Bakanlık: “Trans yağ yoktur” tüketiciyi yanlış yönlendiriyor

Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Harun Seçkin düzenleme ile ilgili olarak DÜNYA’ ya şu bilgileri verdi: “Bu düzenleme ile “trans yağ yoktur” ibaresini kaldırıyoruz. Biz zaten trans yağ kullanımını yüzde 2 ile sınırlandırdık. Bu çok önemli bir düzenleme. Yağ olan bir gıdada yüzde 2’nin altında trans yağ olması ancak analizle tespit edilebilir. Trans yağ olma olasılığı çok düşük. Etikete “trans yağ yoktur” diye yazıldığında tüketicide yanlış algı yaratabilir. Tüketici yanlış yönlendirilebilir. Diğer ürünlerde trans yağ varmış gibi bir algı oluşuyor. Bunu önlemek istiyoruz. Avrupa Birliği, Nisan 2021’de bu uygulamaya geçecek, biz 1 Ocak itibariyle geçmiş olacağız. Geçmişte, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili benzer bir durum yaşanmıştı. Türkiye’de gıdalarda GDO kullanımı yasak. Bazı üreticiler gıda etiketine “GDO yoktur” diye yazınca diğerleri için haksız rekabete neden olur diye kaldırılmıştı.”

Yasal olarak yüzde 2’nin üzerinde trans yağ kullanımının yasak olduğunu belirten Seçkin, gıda denetimlerinde yüzde 2’nin üzerinde trans yağ bulunduğunda yasal işlem yapıldığını söyledi.

Raflardaki ürünler için süre uzatılabilir

Yönetmelik taslağına göre, gıda etiketlerinden “trans yağ” ibaresinin çıkarılması 1 Temmuz 2021’den itibaren uygulanmaya başlanacak. Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Harun Seçkin, taslağı görüşe açtıklarını ve uygulama ile ilgili sürenin sektör taleplerine göre uzatabileceklerini söyledi. Seçkin: “Raflardaki ürünleri dikkate alarak altıncı ayın sonuna kadar verdiğimiz süreyi biraz daha uzatabiliriz.” dedi.

Gıdaların tedavi ve iyileştirici özelliği etikete yazılacak

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan yönetmelik taslağı ile gıdaların tedavi edici ve iyileştirme özelliğine sahip olduğuna dair bilgilendirme yasağı da kaldırılıyor.

Taslak ile Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliğinin 7. maddesinin 3. fıkrası yürürlükten kaldırılacak. Yürürlükten kaldırılan fıkra şöyle: “Özel beslenme amaçlı gıdalar ile ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, gıdanın bir hastalığı önleme, tedavi etme veya iyileştirme özelliğine sahip olduğuna dair bilgilendirme yapılamaz, bu tür özelliklere atıfta bulunulamaz.”

Bu fıkranın yürürlükten kaldırılması ile gıdaların hastalıkları önleme, tedavi edici ve iyileştirici özelliklerine dair bilgilendirme yapılmasına izin verilmiş olacak.

Bakanlık ne yapmak istiyor?

Tarım ve Orman Bakanlığı gıda etiketleri ile ilgili düzenlemelerde konusunda çok sıklıkla değişiklikler yapıyor. Yaptığı her değişikliği de “müjde” olarak sunuluyor. Ancak, yapılan her değişiklik bir önceki müjdeyi ortadan kaldırıyor.

Bundan 3 yıl önce, Etiketleme Yönetmeliği, “Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği” ve “Beslenme ve Sağlık Beyanları Yönetmeliği olarak ikiye ayrıldı. 26 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete’de iki ayrı yönetmelik olarak yayınlandı. Tarım Bakanlığı bunu “Gıda etiketlerinde yeni dönem başladı” diye duyurdu.

Duyuruda özetle şöyle denildi:

“Gıda etiketlerindeki bilgilendirmenin doğru, açık ve tüketici için kolay anlaşılır olması sağlanacak. Bilgilendirmelerde gıdanın hastalıkları önleme, tedavi etme veya iyileştirme özelliğine sahip olduğuna dair ifadeler bulunmayacak.

Tüketicilerin gıda hakkında en doğru ve açıklayıcı şekilde bilgilendirilerek daha bilinçli seçimler yapması sağlanacak.

Gıdaların etiketinde enerji ve besin öğelerinin miktarı yer alacak. Mevcut durumda isteğe bağlı olarak veya gıdanın belirli şartları sağlaması durumunda yapılan beslenme yönünden etiketleme yeni düzenleme ile hazır ambalajlı bütün gıda etiketlerinde zorunlu hale getiriliyor. Hazır ambalajlı gıdaların etiketlerinde gıdanın 100 g veya 100 ml’sinde enerji değeri ile birlikte besin öğelerinin (yağ, doymuş yağ, trans yağ, karbonhidrat, şeker, protein ve tuz) miktarının yer alması zorunlu olacak.”

Trans yağ yüzde 2’yi geçemeyecek

Bakanlık 7 Mayıs 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Minareller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile gıdalarda kullanımı kısıtlanmış öğeler listesine trans yağları da ekledi. Buna göre, perakende işletmelere arz edilen gıdalar ile son tüketiciye sunulan gıdalarda trans yağ miktarı, toplam yağın 100 gramında 2 gramı geçemeyecek. Bakanlık şimdi yapmak istediği yönetmelik değişikliği ile bu bilginin etiketlerde yer almasını yasaklıyor.

Trans yağ nedir?

Trans yağlar ya da trans yağ asitleri, doymamış yağ grubunda yer alır. Trans yağlar hayvan vücudunda doğal olarak üretilebileceği gibi endüstriyel yollarla da üretilebilir. Doğal yolla üretilen trans yağlar, bazı hayvanların sindirim sistemindeki bakterilerce sentezlenir ve bu hayvanlardan yapılan hayvansal gıdalarda az miktarda trans yağ bulunabilir. Süt ürünlerde bulunan toplam yağın yaklaşık %2-8’ini trans yağlar oluştururken et çeşitlerinde bu oran %3-9 arasındadır. Doğal yollarla üretilen ve hayvansal gıdalardan alınan trans yağ az miktardadır ve sağlık açısından ciddi bir risk oluşturmaz. Yapay yolla üretilen trans yağlar, sıvı haldeki bitkisel yağların hidrojenle doyurularak daha katı hale gelmesiyle elde edilir. Endüstriyel trans yağlar sağlık için oldukça zararlıdır. Pek çok farklı amaçla paketlenmiş ürünlerde, hazır gıdalarda bulunan bu yağın aşırı tüketiminin, ciddi sonuçları olabilecek hastalıklara yol açabileceği bilinmektedir.

Trans yağ neden kullanılır?

Trans yağlar; ucuz, kullanımı kolay ve uzun süre bozulmadan bekleyebilen bir yağ çeşididir. Yiyeceklere güzel bir tat verir ve çabuk bozulmalarını önler. Bu avantajları nedeniyle paketli gıdaların raf ömrünü uzatmada kullanılır. Trans yağ kullanılmış ürünler ucuza mal olur, uzun süre rafta kalabilir ve tüketiciler tarafından tadı beğenilir. Bu yüzden ambalajlı gıdaların üretiminde tercih edilen bir yağ türüdür. Restoranlarda da özellikle kızartma yağı olarak sıklıkla kullanılan bir yağdır. Tekrar tekrar kullanılabildiği için hazır yemek sektöründe tercih edilir. Maliyet ve uzun kullanım ömrü gibi konularda avantajlı bir gıda olmakla birlikte tüketicilerin sağlığını ciddi ölçüde riske atan trans yağların, gıda sektöründe kullanımı pek çok ülke tarafından kısıtlanmıştır.

Trans yağ nelerde bulunur?

Bitkisel sıvı yağların oda sıcaklığında katı hale gelmesini sağlayan kimyasal işlemlerden geçerek üretilen trans yağlar; besinlerin raf ömrünü uzatmak, daha lezzetli olmalarını sağlamak gibi pek çok amaçla çeşitli ürünlerde kullanılır. Gıda sektöründe trans yağ içeriği en yüksek besinler: Margarin, ekmek, pasta gibi unlu mamüller, patlamış mısır, dondurma atıştırmalıklar, patates kızartması, çıtır tavuk gibi fast foodlar, kahve kreması olarak sayılabilir.

Trans yağın zararları nelerdir?

Trans yağların, günlük alınan toplam yağ miktarı içindeki oranının fazla olması pek çok farklı hastalık açısından risk oluşturur. Aşırı trans yağ tüketimi kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırır. Toplumda sıklıkla karşılaşılan bir rahatsızlık olan diyabete yakalanmada, artmış trans yağ tüketimi önemli bir etkendir. Trans yağ, damarların en iç tabakasında hasara neden olarak damar yapısını bozabilir. Bu bozulma sonucunda damarlarda genişleme meydana gelebilir. Trans yağların bazı kanserlerin gelişimine neden olduğuna dair çalışmalar da mevcuttur. Kadınlarda meme kanseri riskini artırdığını gösteren çalışmalar yapılmıştır. (Transa yağ nedir, Trans yağ neden kullanılır? Trans yağ nelerde bulunur? Trans yağın zararları nelerdir? soruları ve yanıtları Medicalpark Hastaneleri’nin internet sayfasından alınmıştır.)

Kaynakhttps://www.tarimdunyasi.net/2020/12/14/trans-yag-gida-etiketlerinden-cikariliyor/

***

EK 1 (15.12.2020): Sözcü' de Yılmaz Özdil' in "Gıda etiketini sansürleyen turkuaz tabloya ne yapmaz..." başlıklı yazısı: Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/gida-etiketini-sansurleyen-turkuaz-tabloya-ne-yapmaz-6167581/

***

EK 2 (17.12.2020): Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda ürünlerinin etiketinde "trans yağ" ibaresini kaldırmak için hazırladığı yönetmelik taslağında geri adım atacağı sinyalini verdi. İlk olarak DÜNYA Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım tarafından gündeme getirilen trans yağın gıda etiketlerinden çıkarılması ile ilgili Tarım Bakanlığı geri adım atacağını ilan etti. Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Harun Seçkin HaberTürk televizyonunda Mehmet Akif Ersoy'un sunduğu programda hazırlanan taslağın görüşe açıldığını ve gelen görüşler doğrultusunda trans yağ ibaresinin etiketlerde kalabileceğini söyledi. Seçkin, program sonunda son bir cümleniz var mı sorusuna: " Yani 'trans yağ yoktur' ifadesi ile ilgili bir gündem oluştu. Bunun kullanılabileceğini ifade etmek istiyorum, özellikle" yanıtını verdi. Mehmet Akif Ersoy'un "etiketlerden kaldırılmayacak değil mi?" sorusuna ise Seçkin "Evet" dedi. Kaynak: https://www.dunya.com/gundem/tarim-bakanligi-geri-adim-atti-trans-yag-etiketten-cikmayacak-haberi-603903

Devamını Oku

KAPANMA YERİNE DÖNÜŞÜMLÜ ÇALIŞMA VE SOKAĞA ÇIKMA DAHA FAYDALI OLABİLİR

Kapalı mekanlardaki insan sayısını azaltmada sokağa çıkmanın dönüşümlü olması çok faydalı olabilir. TC kimlik numaralarının sondan ikinci rakamına göre mesela tek olanlar sabah-öğle (8-13), çift olanlar ise öğle-akşam (13-18) saatlerinde sokağa çıkar ve çalışırlarsa hem kapalı mekanlardaki hem de toplu taşımadaki kalabalık yarı yarıya azalacaktır.

***

Koronavirüslerin insandan insana özellikle de kapalı mekânlarda bulaştığı bilindiğine göre salgının kontrolünde en önemli hususun kapalı mekanların kontrol altına alınması olduğu kolayca anlaşılacaktır.

Şu kış günlerinde insanların birbirlerine çok yakın olmak durumunda kaldıkları restoran, kafe, kahvehane, kapalı alış-veriş merkezleri, kamu kurumları ile toplu ulaşım araçları bulaşmanın en çok olduğu yerlerdir.

Buna göre de temel tedbirlerin bu mekânlara yönelik olması icap eder.

"Tam kapanma" bulaşmanın azalmasında etkili bir metot olmakla beraber 160 ülkede virüs dışı parametrelerin ölüm oranlarına etkisinin incelendiği bir araştırmada tam kapanmanın mortaliteyi azaltmadığı tespit edilmiştir (1).

Ayrıca tam kapanmanın yaratacağı ekonomik ve toplumsal riskler de hesaba katılmak zorundadır.

Sürü çılgınlığı (herd stupidity)

Dr. Bülent Polat' ın şu tespitleri son derecede isabetlidir ve idareciler tarafından dikkate alınmak zorundadır (2):

"COVID salgınının yarattığı önemli sorunlardan biri, belki de en başlıcası stresdir. Yaşanan korku, endişe çok yoğun ve uzun süreli. İnsanların hastalığa yakalanmadan hayatta kalabilme endişeleri, işsizlik, iflaslar gibi ekonomik sorunlar, güvenlik ve gelecek korkuları toplumsal stresi giderek yükseltiyor. Gerilmiş, kutuplaşmış ya da tehdit altındaki toplumda “kitle histerisi” veya “sürü çılgınlığı” (stupidity of herds) denilen durum ortaya çıkabilir. Bu, her türlü provokasyona, yanlış yönlendirmelere açık bir ortamdır, çok dikkat etmeliyiz."

Ekonomi ve sosyal hayatın olabildiğince az zarar görmesi ülkemizin yani hepimizin menfaatinedir.

Tam kapanma yerine dönüşümlü sokağa çıkma ve çalışma hayatı daha faydalı olabilir

Japonya, Tayvan, İsveç gibi ülkelerin çok sıkı kapanma tedbirleri uygulamadan başarılı olmaları salgının önlenmesinde toplumun bilinçli olmasının ve tedbirlere riayet etmelerinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır (1).

Tam kapanma yerine 2 metrelik fiziki uzaklığın sağlanmasının mümkün olmadığı veya çok zor olduğu kapalı mekânlardaki insan sayısını azaltmada sokağa çıkmanın ve çalışmanın dönüşümlü olması çok faydalı olabilir.

Buna göre insanlar TC kimlik numaralarının sondan ikinci rakamına göre (son rakam herkeste çift rakamdır!) mesela tek olanlar sabah-öğle (8-13), çift olanlar ise öğle-akşam (13-18) saatlerinde sokağa çıkar ve çalışırlarsa hem kapalı mekanlardaki hem de toplu taşımadaki kalabalık yarı yarıya azalacaktır.

Gece sokağa çıkma yasağının sosyal hayatın canlı olduğu, insanların saat sekizden sonra yemeğe ve eğlenmeye gittiği ülkelerde faydası olabilir ama bizdeki etkisi bana göre yoktur veya olsa da kaale alınmayacak kadar düşük olmalıdır (3). 

Gelelim neticeye

Tam kapanma ve çalışma saatlerinin kısaltılmasının, sokağa çıkma yasağının başladığı saatlerden hemen önce ve yasak bittikten sonra daha fazla kalabalığa yol açtığını yaşayarak gördük.

Bu dönüşümlü sokağa çıkma uygulaması sayesinde çalışma saatlerinin uzatılması kapalı mekânlardaki kabalığı azaltmada etkili olabilecektir.

Bu teklifimin üzerinde düşünülmesi ve tartışılması yararlı olacaktır.

Kaynaklar:

1. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/12/12/etibba-diyor-ki/salginin-yarattigi-en-buyuk-sorunlardan-biri-strestir/

2. https://ahmetrasimkucukusta.com/2020/11/25/yazilar/tip-yazilari/corona-virus/daha-siki-kapanma-olumleri-azaltmiyor/

3. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55269637

***

BBC' nin "Covid: Akşam sokağa çıkma yasağının arkasındaki nedenler ne, mücadelede ne kadar etkili?" başlıklı haberi:

Dünya genelinde koronavirüs kaynaklı vaka ve can kayıpları artarken, birçok ülke yeniden bir dizi kısıtlama ve yasak uygulamaya başladı.

Türkiye'de geçen haftadan bu yana haftaiçi 21.00 ile 05.00 saatleri arasında; haftasonu da tamamen sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

Bölgesel kısıtlamaların uygulandığı İngiltere'de de bazı kentlerde pub, restoran ve eğlence merkezlerinin kapanma saatleri erkene çekilirken, bazı yerlerde ise tamamen kapalı tutuluyor.

ABD'de de başta California ve New York olmak üzere bazı eyaletlerde eğlence mekanlarının erken kapanması öngörülüyor ve belli saatler arasında sokağa çıkma kısıtlaması uygulanıyor.

Son olarak Fransa da 15 Aralık'ta ülke çapındaki karantinanın sona ermesinin ardından yerel saatle 20.00 ile 06.00 arasında sokağa çıkma kısıtlaması uygulanacağını açıkladı.

Ancak, sokağa çıkma kısıtlamalarının belli saatler arasında uygulanması bazı tartışmaları beraberinde getiriyor.

Bu uygulamayı savunanlar, akşam saatlerinde sosyalleşme faaliyetlerinin arttığını ve bunun da bazı bireysel önlemlerin ihmal edilmesini beraberinde getirebileceğini öne sürüyor.

Bu uygulamaya karşı çıkanlar ise belli saatler aralığında uygulanan kısıtlamaların etkili olduğuna dair herhangi bir bilimsel bulgu ya da bilgi olmadığını söylüyor.

Neden belli saatler arası yasak uygulanıyor?

Yetkililer, genel olarak belli saatlerde sokağa çıkma kısıtlanması uygulanmasının "sosyalleşme ve sosyal hareketliliği" azaltma amacı taşıdığını belirtiyor.

Akşam saatlerinde insanların zaruri ihtiyaçları için değil, eğlenme ve başkalarıyla sosyalleşmek amacıyla dışarı çıktıkları ifade ediliyor.

Yapılan bazı araştırmalar, virüsün yayılımının kapalı ve kalabalık ortamlarda başlayarak, daha sonra evlere ve işyerlerine yayıldığını gösteriyor.

Akşam saatlerinde sokağa çıkma kısıtlamasına gösterilen bir diğer gerekçe de alkol tüketiminin bu zaman dilimlerinde artması.

Bilim insanları, alkol tüketimi artınca bireysel önlemlerin gevşediği, sosyal mesafe ve maske kullanımı gibi uygulamalara dikkat edilme eğiliminin azaldığını vurguluyor.

Edinburgh Üniversitesi kamu sağlığı öğretim üyesi Prof. Dr. Linda Bauld, HuffPost'a yaptığı açıklamada, belli saatler arası uygulanan sokağa çıkma yasağının pandemi ile mücadelede bir "ara önlem" olduğunu söyledi.

Bauld, "Bu uygulamaya başvuran birçok ülke var. Bilindiği gibi, akşam saatleri genel olarak daha riskli olarak nitelendiriliyor. Gece kulübü, bar ve restoran gibi yerlerde salgının hızlı yayıldığı örnekler var. İnsanların bu tarz mekanlarda geçirdikleri zamanlar arttıkça, gardlarının düşme eğilimi de artıyor. Mekan sahiplerinin tüm çabalarına rağmen sosyal mesafe ortadan kalkıyor ve alkol tüketimi de olumlu sonuçlar doğurmuyor" dedi.

COVID

Bu önlem ne kadar etkili?

Sokağa çıkma yasağının belirli saatlerde uygulanmasının ve eğlence mekanlarının erken kapatılmasının pandemi ile mücadelede ne kadar etkili olduğu konusunda ise tartışmalar devam ediyor.

Bu yöntemin etkili olduğunu gösteren pek fazla bilimsel çalışma bulunmuyor. Hatta yapılan araştırmalarda etkisinin düşük olacağına dair değerlendirmeler yer alıyor.

İngiliz hükümetinin bilimsel tavsiye grubu Sage, 21 Eylül'deki toplantısında pub, bar ve restoranların saat 22.00'de kapatılmasının "düşük bir etki yaratmasının beklendiği" değerlendirmesini yaptı.

Bulaşıcı hastalıklar uzmanı Prof. Dr. Mark Cullen de virüsün "gece ya da gündüz vakitlerini pek umursamadığını" söyledi.

Cullen, "Bu, tamamen davranış değişikliği yaratmaya çalışmanın bir yolu. Ancak tuhaf bir yöntem ve sorunun kendisini de çözmeye yeterli değil" dedi.

***

EK 1 (16.12.2020):

Altı ay önce kurulan ve İsveç hükümetinin Kovid-19 stratejisini inceleyen Korona Komisyonu ilk raporunu açıkladı. Raporda, Kovid-19 ile mücadelede hafif önlemler alınan ülkede sürü bağışıklığı stratejisinin başarısız olduğu bildirildi. Ülkenin enfeksiyonlara karşı hazırlıklı ve donanımlı olmadığı belirtilen raporda, sağlık sektöründeki "yapısal eksikliklere" dikkat çekildi.

Yaşlılar korunamadı

Salgında özellikle yaşlıların korunamadığının altı çizilen raporda, "Huzurevlerinde çalışanların büyük bölümü virüs krizi ile mücadelede yalnız bırakıldı. Huzurevlerinde geç önlemler alındı, yaşlılar korunamadı." ifadeleri kullanıldı.

'Sürü bağışıklığı' stratejisi

İsveç'te okullar, anaokulları, çocuk yuvaları, restoranlar, kafeteryalar, kuaförler, toplu taşıma araçları açık tutularak sürü bağışıklığı stratejisi uygulanıyor. Ülkede maske takılması zorunlu değil. Koronavirüsle mücadele kapsamında geçen ay 8 kişinin yan yana gelmesi yasaklanırken, restoranlarda içki satışı saat 22.00'ye kadar yapılabiliyor.

Kovid-19'dan ölenlerin sayısı 7 bini geçti

Öte yandan Halk Sağlık Müdürlüğünün açıkladığı rakamlara göre, 10 milyon nüfuslu ülkede Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 7 bin 667'ye çıktı. Ülkede vaka sayısı da 341 bin 29'a yükseldi. Vakaların yükselmesiyle başkent Stockholm'deki bütün hastanelerin yoğun bakım bölümleri doldu. Yoğun bakımlarda hemşire ve hasta bakıcı personelinin eksik olması nedeniyle hastaneler ilanla personel aramaya başladı.

Kaynakhttps://www.milliyet.com.tr/dunya/isvecte-suru-bagisikligi-basarisiz-oldu-6381456

***

EK 2 (13.1.2021): Japonya' da sıkı kapanma ve kitlesel testler yapılmamasına rağmen KOVİD ölümlerinin milyonda 18 olmasının sebebi yaşlılar dahil tüm nüfusun sağlıklı olmasıdır. https://twitter.com/DrAseemMalhotra/status/1349250991208755204?s=20

***

Devamını Oku

KOVİD’ DE ANTİKORLAR NE İŞE YARIYOR?

Antikor seviyelerinin süresi hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber IgG sınıfı antikorların enfeksiyondan 3 ay sonra hızla azaldığını ve haftalar hatta aylar sonra sabit kaldığını gösteren araştırmalar vardır. Virüse özgü antikorların ağır hastalık geçirenlerde, belirtisiz veya hafif geçirenlere göre daha yüksek olması, antikor cevaplarının etkinliği hakkında şüpheler yaratmaktadır.

***

İndependent Türkçe' deki yazım:

Koronavirüslerde spike (S), zarf, membran ve nükleokapsit (N) olmak üzere dört yapısal protein vardır.

Virüsün yüzeyindeki S proteini ile ACE-2 reseptörlerine bağlanarak hücre ve virüs membranlarının kaynaşmasını (füzyon) ve virüsün hücre içine girmesini sağlar.

SARS-CoV-2 ile enfekte olan insanların çoğu S ve N proteinlerine karşı antikor geliştirdiği için bunlar klinik serolojik çalışmalarında antijen olarak kullanılır.

S proteini nötralizan antikorlar için önemli bir hedeftir; bu sayede virüsün hücre içine girmesi önlenmiş olur.

Bugün için virüsün temizlenmesinde, hastalığın ağırlığının şekillenmesinde ve ilk enfeksiyondan sonra bu cevapların devamlılığı hakkındaki bilgiler sınırlı veya tartışmalıdır.

Virüse karşı oluşan antikor seviyelerinin süresi hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber IgG sınıfı antikorların enfeksiyondan 3 ay sonra hızla azaldığını ve haftalar hatta aylar sonra sabit kaldığını gösteren araştırmalar vardır.

Virüse özgü antikorların ağır hastalık geçirenlerde, belirtisiz veya hafif geçirenlere göre daha yüksek olması, antikor cevaplarının etkinliği hakkında şüpheler yaratmaktadır.

Bir düşünceye göre, enfeksiyonun akıbetini antikorların miktarından çok kalitesi belirler.

S bazlı DNA aşılarıyla aşılamadan sonra SARS-CoV-2'ye maruz bırakılan primatlarda nötralizan antikorlar ve korunmanın immun sonuçlarının gelişmiş olması antikor cevaplarının hastalığın iyileşmesinden ziyade önlenmesinde daha etkili olabileceğini göstermektedir.

KOVİD'de antikorlar ne işe yarıyor?

Science Immunology'de yayımlanan yeni bir araştırmada KOVİD'de antikorların enfeksiyon sırasında hastalık şiddetini modüle etmedeki rolü, serolojik cevaplarının süresi ve antikor cevaplarının re-enfeksiyona karşı koruyucu olabilme dereceleri tespit edilmeye çalışıldı. 1

Hastanede yatan 79 KOVİD hastası ve SARS-CoV-2 ile enfekte ayaktan takip edilen ve asemptomatik 175 kişiden alınan 983 plazma örneği incelendi. Bu hastaların 25'i vefat etti.

Hafif hastalığı olduğu için ayaktan tedavi gören hastalarda ağır hastalık geçirenlere göre, nükleokapsit antijenine kıyasla spike proteinin S1 veya RBD kısımlarını hedefleyen IgG sınıfı antikorlar daha yüksek seviyede bulundu.

Plazma antikor artışı viral RNAemi'deki azalmayla korelasyon gösteriyordu ama akut hastalığı olanlardaki antikor cevapları hastalığın akıbetini belirlemede yetersizdi.

Nötralizan antikorların yatan hastalarda ayaktan tedavi edilenlere göre arttığı ve RBD-ACE2 blokajı ve RBD IgG seviyeleriyle ilişkili olduğu görüldü.

Ayaktan tedavi gören veya asemptomatik kişilerde IgG dahil SARS-CoV-2 antikorları enfeksiyondan sonraki beş ay içinde giderek azaldı.

Enfeksiyonların antikora bağlı şiddetlenmesi

Antikor bazlı ilaç ve aşılar için potansiyel bir engel antikor-bağımlı şiddetlenme (antibody-dependent enhancement=ADE) ile KOVİD ağırlığının artması riskidir. 2

Antikor bağımlı şiddetlenme, bir virüsün suboptimal antikorlara bağlanmasının konakçı hücrelere girişini ve ardından replikasyonunu arttırdığı bir olaydır.

ADE, RSV ve kızamık gibi diğer solunum yolları virüsleri de dahil birçok virüsün sebep olduğu enfeksiyonların şiddetini artırabilir.

Solunum yolu enfeksiyonlarında ADE, şiddetlenmiş solunum yolu hastalığı (ERD) adı verilen daha geniş bir kategoriye dahil edilmiştir ki burada sitokin kaskadı ve hücresel bağışıklık gibi antikor bazlı olmayan mekanizmalar da yer alır.

Gelişmiş viral replikasyonun sebep olduğu ADE, dang virüsü ve kedi enfeksiyöz peritonit virüsü (FIVP) de dahil olmak üzere makrofajları enfekte eden diğer virüsler için de gözlenmiştir.

ADE ve ERD ayrıca SARS-CoV ve MERS-CoV için de hem in vitro hem de in vivo olarak bildirilmiştir.

Gelelim neticeye

SARS-CoV ve diğer solunum yolu virüslerinin çalışmasından elde edilen veriler, anti-SARS-CoV-2 antikorlarının ADE yoluyla KOVİD'i şiddetlendirebileceğini de göstermektedir.

Devam eden hayvan ve insan klinik çalışmaları, KOVİD'deki ADE mekanizmaları hakkında önemli bilgiler sağlayacaktır.

KOVİD'in küresel yükünü azaltmak için gerekli olan büyük ölçekli tıbbi müdahalelerde ürün güvenliğini sağlamak için bu tür delillere şiddetle ihtiyaç vardır.

Kaynaklar:

1. https://immunology.sciencemag.org/content/5/54/eabe0240
2. https://www.nature.com/articles/s41564-020-00789-5

Kaynak: https://www.indyturk.com/node/285026/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/kovi%CC%87dde-antikorlar-ne-i%C5%9Fe-yar%C4%B1yor

***

EK 1 (25.12.2020): Avustralyalı bilim adamlarının Kovid-19 geçiren hastaların virüse karşı ne kadar süre bağışıklık kazandığına ilişkin yürüttükleri araştırma, "Science Immunology" dergisinde yayımlandı. Monash Üniversitesi, The Alfred Hastanesi ve The Burnet Enstitüsünün birlikte yürüttüğü çalışmada Kovid-19 teşhisi konulan 25 hastadan ve virüse yakalanmayan 36 kişiden alınan kan örnekleri incelendi. Kovid-19 hastalarının kan örneklerinde, semptomlar görülmeye başlandıktan 20 gün sonra, antikorların etkisini yitirdiği gözlemlendi. Araştırmada antikorlar gitse de hafıza B hücrelerinin kalmaya devam ettiği, bu hücrelerin Kovid-19'a karşı 8 ay bağışıklık sağladığı ifade edildi. Monash Üniversitesinden immünolog Menno Van Zelm, aşının yarattığı bağışıklığın ne kadar süreceği konusunda soru işaretleri bulunduğunu belirterek, yürüttükleri araştırmanın, aşının uzun vadede koruma sağlayacağına dair büyük bir umut verdiğini dile getirdi. Kaynakhttps://www.aa.com.tr/tr/saglik/kovid-19a-karsi-bagisikligin-8-ay-surebilecegi-belirlendi/2088596

***

EK 2 (25.12.2020): ABD’de yapılan araştırmaya göre koronavirüs geçirip antikor üretenlerin altı aydan fazla bir süre tekrar koronavirüse yakalanma ihtimallerinin çok düşük olduğunu açıklandı. New England Journal of Medicine tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, Birleşik Krallık'taki Oxford Üniversite Hastanelerinde 12 bin 500'den fazla sağlık çalışanı incelendi. Koronavirüs geçirdikleri tespit edilen bin 265 kişi altı ay boyunca incelenirken kişilerden sadece ikisinin tekrar koronavirüs testlerinin pozitif çıktığı açıklandı. Testleri pozitif çıkan iki kişinin de semptom göstermediği bildirilirken bu durum aşılar için de umut verici bir bilgi oldu. Aşılarla vücutlarına antikor alan kişilerin en az altı ay boyunca koronavirüse yakalanmayacakları sonucunu çıkaran bilim insanları, aşıların öneminin tekrar altını çizdi.

Geçtiğimiz gün ABD’nin Maryland eyaletinde bulunan Ulusal Sağlık Enstitüsü’ndeki (NIH) bilim insanları, lama, deve ve alpaka gibi hayvanlarda bulunan nano antikorların Covid-19 tedavisinde ve virüsü önlemede kullanılabileceğini keşfetmişti. Araştırmayı yürüten bilim insanları, lama, alpaka ve deve gibi hayvanlarda bulunan ‘NIH-CoVnb-112’ antikorunun insanlardaki antikorlara oranla hem daha küçük hem de 10 kat güçlü olduklarını, bu kapsamda koronavirüs tedavisinde ve hastalığı önlemede etkili olabileceğini ifade etmişti. Kaynakhttps://www.haber7.com/dunya/haber/3048901-koronavirus-geciren-en-az-alti-ay-viruse-yakalanmiyor

***

EK 3 (31.12.2020): Hafif ve asemptomatik Kovid vakalarında uzun süreli bağışıklık kanıtı bulundu. 

Bilim insanları, Kovid-19’u hafif veya belirti göstermeden atlatan kişilerde, koruyucu bağışıklık tepkisinin enfeksiyondan 4 ay sonrasına kadar devam ettiğine dair kanıt buldu. Söz konusu bulgular, Kovid aşılarının ne kadar süreyle koruyacağını araştıran bilim dünyası için umut vaat ediyor.

Hakemli bilim dergisi Science Immunology'de geçen hafta yayımlanan araştırma, Mart 2020'den bu yana Kovid enfeksiyonunu hafif veya belirti göstermeden geçiren Londralı 136 Londralı sağlık çalışandaki antikorları ve T hücresi tepkilerini analiz etti.

Britanya üniversiteleri Queen Mary, Imperial College London ve University College London'dan araştırmacıların yer aldığı ekip, analiz edilen sağlık çalışanlarının yüzde 89'unun enfeksiyondan 16 ila 18 hafta sonra nötralize edici antikorlar taşıdığını keşfetti.

Araştırmacılar, incelenen kişilerden çoğunun, virüsün farklı parçalarını tanıyabilen T hücrelerini de taşıdığını gördü. Ancak iki bağışıklık yanıtının her örnekte uyum içinde çalıştığı görülmedi. Bazı kişilerde T hücresi tepkisi görülürken, antikor kanıtı mevcut değildi. Bazı kişilerde ise bunun tam tersi geçerliydi.

Queen Mary University of London’dan Doktora Sonrası Araştırma Asistanı Joseph Gibbons bulguları şöyle değerlendirdi:

Londra’daki hastanelerde görev alan sağlık çalışanlarında SARS-CoV-2 enfeksiyonu üzerine yaptığımız çalışma, enfeksiyondan 4 ay sonra bireylerin yaklaşık yüzde 90'ında virüsü bloke eden antikorlar bulunduğunu ortaya koyuyor.

Daha da iyisi, sağlık çalışanlarının yüzde 66'sında koruyucu antikor seviyesinin yüksek olduğunu ve bu güçlü antikor tepkisinin virüsün çeşitli kısımlarına tepki verdiğini saptadığımız T hücreleri tarafından tamamlandığını görüyoruz.

Bu iyi haber. Eğer enfekte olduysanız, virüsle daha sonra tekrar karşılaştığınızda bir miktar koruma sağlayabilecek antikorlar ve T hücreleri geliştirmiş olma ihtimalinizin yüksek olduğu anlamına geliyor.

Bilim insanları pandeminin başından beri, bağışıklık sisteminin insanları SARS-CoV-2'den nasıl koruduğunu ve bu korumanın ne kadar sürdüğünü anlamaya çalışıyor.

Koruyucu bağışıklıkla ilgili tartışmaların çoğu da antikorları üreten B hücrelerinin ve virüsü doğrudan öldürebilen T hücrelerinin üstlendiği farklı rollere odaklanıyor.

Bu çalışmada ise araştırmacılar, koruyucu antikor yanıtlarının genellikle bir T hücresi yanıtıyla tamamlandığını gösterirken, sağlık çalışanlarının yarısından fazlasında antikor ve T hücresi yanıtları uyumsuzdu. Bu kişilerde SARS-CoV-2’nin dış katmanında bulunan proteinlere özgü bir T hücresi tepkisi görülmedi.

Bunun yanında araştırmacılar, T hücresi yanıtlarının Kovid-19'un semptomlarını deneyimleyen kişilerde daha yüksek olduğu saptandı. Asemptomatik vakalarda ise belirti gösteren kişilere kıyasla daha zayıf bir T hücresi yanıtı görüldü. Nötralize edici antikor yanıtlarıysa her iki durumda da eşdeğerdi.

Yine Queen Mary'de Doktora Sonrası Araştırmacı Corinna Pade, "Asemptomatik ve hafif vakalara dair çalışmamız, 4 aylık enfeksiyonun ardından SARS-CoV-2'ye karşı bağışıklığın sürdüğüne dair olumlu bir fikir veriyor" dedi.

Böylesine bol miktarda bağışıklık tepkisi, aşıların uzun süreli etkinliğine dair de umut veriyor.

Kaynak: https://www.indyturk.com/node/292981/sa%C4%9Flik/britanyal%C4%B1-bilim-insanlar%C4%B1-hafif-ve-asemptomatik-kovid-vakalar%C4%B1nda-uzun-s%C3%BCreli

***

EK 4 (12.1.2021): KOVİD teşhisi için burun ve boğazdan örnek almanın tecrübeli sağlık çalışanları ve pahalı ekipmanlar gerektirdiği malûmdur. 7732 eşlendirilmiş üzerinde yapılan 37 çalışmadan elde edilen sonuçlar tükürüğün SARS-C0V-2 teşhisi için hassas ve daha ucuz bir metot olduğunu ortaya koydu. Kaynakhttps://www.acpjournals.org/doi/full/10.7326/M20-6569?journalCode=aim

Devamını Oku

KORONAVİRÜS TESTİ KOLADA POZİTİF ÇIKTI

Avusturya’ lı parlamenterin kolada yaptığı korona testi yapıp “pozitif” çıkmış. Bu bir politik şovdur. Salgının erken döneminde bu testler çok önemli idi ama o günler gerilerde kaldı. Testin “gerçekten” negatif olmasının fazla bir önemi olamaz. Bir kişi test yaptırdıktan bir saat sonra da virüs alabilir. Testin pozitif olmasının değeri de çok sınırlıdır. Pozitif test mutlaka hastalığı veya bulaşıcılığı göstermez.

***

Salgının bu kadar yaygınlaşmış olduğu bir dönemde koronavirüs testlerinin bir değeri kalmadı.

Avusturya' lı parlamenterin yaptıkları tamamen politik bir şovdur.

BİR: Bu testlerin yeteri kadar hassas olmadıklarını artık gayet iyi biliyoruz.

İKİ: Salgının henüz yeni başladığı dönemde bu testler çok önemli idi ama o günler artık çok gerilerde kaldı.

ÜÇ: Testin herhangi bir hatadan bağımsız olarak "gerçekten" negatif olmasının fazla bir önemi olamaz. Bir kişi test yaptırdıktan bir saat sonra da virüs alabilir. 

DÖRT: Testin pozitif olmasının değeri de çok sınırlı. Pozitif test mutlaka hastalığı veya bulaşıcılığı göstermez.

Gelelim neticeye

BİR: Herkesin kendini testi pozitif gibi görmesi ve buna göre hem kendini korumak ve hem de çevresine virüs bulaştırmamak için gereken tedbirlere sıkı sıya riayet etmelidir.

İKİ: Kola ve diğer gazlı içeceklerin testlerinin negatif olmasının hiç bir değeri ve önemi yok. Bunların zaten zerresinin bile içilmemesi gerekir.

COCA-COLA POSITIVA AL COVID-19! ▷ Parlamentare austriaco esegue il test  rapido in diretta - YouTube

***

İndependent Türkçe' nin haberi:

Avusturya'da aşırı sağcı parlamenter Michael Schnedlitz, hükümetin koronavirüs (Kovid-19) önlemlerini eleştirdiği konuşmasında elindeki kolaya hızlı bir test uyguladı ve sonucun pozitif çıktığını savundu.

Russia Today'in (RT) haberine göre Ulusal Konsey üyesi ve sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Sekreteri Schnedlitz perşembe günü gerçekleşen oturum sırasında hükümetin tarama programını ve diğer koronavirüs önlemlerini sert dille eleştirdi.

Yanında getirdiği bir bardak kola üzerinde koronavirüs testi uygulayan Schnedlitz birkaç dakika sonra bu içecekte yapılan testin pozitif sonuç verdiğini diğer siyasetçilere gösterdi.

Testleri "beş para etmez" şeklinde nitelendiren Schnedlitz, devlet tarafından finanse edilen Kovid-19 testinin "vergi paralarının ilaç endüstrisi yönünde devasa boyutta yeniden dağıtımı" anlamına geldiğini söyledi.

Sağlık krizi sırasında Avusturyalıların sivil özgürlükler ve ifade özgürlüğü gibi temel haklardan mahrum bırakıldığını iddia eden parlamenter, hükümeti "yumuşak diktatörlükle" suçladı.

Schnedlitz ayrıca, Kovid-19 kısıtlamalarının iflaslar ve kitlesel işsizliğin yanı sıra sosyal ve ekonomik krizlere yol açtığını, çocukların eğitim haklarını da "çaldığını" savundu.

Sağcı siyasetçinin bu çıkışı sosyal medyada geniş çapta destek görse de kimileri Schnedlitz'in kola üzerinde yaptığı teste itiraz etti.

Alman Die Welt gazetesi, Avustralyalı parlamenterin söz konusu testi yanlış yaptığını, virüs için aldığı örneği kontrol etmeden önce önemli bir adımı atladığını yazdı.

Kaynak: https://www.indyturk.com/node/284866/d%C3%BCnya/avusturya-parlamentosunda-s%C4%B1rad%C4%B1%C5%9F%C4%B1-anlar-kolaya-korona-testi-yap%C4%B1p-pozitif

Devamını Oku

SİNOPHARM’ IN AŞI ÇALIŞMASI YAN ETKİ SEBEBİYLE ASKIYA ALINDI

KOVİD aşı araştırmasının durdurulması aşılara itimatsızlık değil tam aksine güven hissi yaratmalıdır. Bu tür durdurmalar araştırmaların ne kadar titizlikle yapıldığının göstergesi olarak görülmelidir ama şirketlerin bu tür uygulamaları halkın güvenini celbetmek için bilerek yapabilecekleri ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

***

Katılımcılarda bir yan etki görülmesi sebebiyle Sinopharm' ın KOVİD aşı araştırmasının durdurulması, esasında, aşılara karşı itimatsızlık değil tam aksine bir güven hissi yaratmalıdır.

Bu tür durdurmalar araştırmaların ne kadar titizlikle yapıldığının ve insan sağlığına verilen önemin bir göstergesi olarak görülmelidir.

Gel gelelim, ticari şirketlerin bu tür uygulamaları halkın güvenini celbetmek için bilerek yapabilecekleri ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Çalışma gerçekten aşı grubunda görülen bu ciddi yan tesir yüzünden durdurulmuş olabileceği gibi birkaç gün sonra bunun plasebo grubundaki bir kişide görüldüğünü ve hastanın durumunun da gayet iyi olduğunu belirtip çalışmanın tekrar başladığını ilan da edebilirler.

Gelelim neticeye

Şirketler kusuruma bakmasın, beni böyle "şüpheci" yapan onların bugüne kadarki icraatları, haklarında açılan davalar ve suçlarını kabul edip ödedikleri milyar dolarlar mertebesindeki cezalardır.

Tek hedefleri daha çok kazanç sağlamak olan şirketlerden her türlü pazarlama oyunu beklenmelidir.

***

Reuters' in haberi:

Peru hükümeti cumartesi günü yaptığı açıklamada, Peru'nun Çin'in Sinopharm COVID-19 aşısı araştırmasını, gönüllülerden birinde görülen "ciddi bir olumsuz olay" sebebiyle askıya aldığını duyurdu.

Sağlık Bakanlığı, olayın "aşıyla ilgili olup olmadığını veya başka bir sebebi olup olmadığını belirlemek için incelenmekte olduğunu" söyledi.

Peru'da yaklaşık 12.000 gönüllüyle denemelerini yürüten Sinopharm Group Co Ltd, önümüzdeki birkaç gün içinde denemelerin ilk aşamasını tamamlamak üzereydi.

Peru'da şu ana kadar koronavirüs salgını nedeniyle yaklaşık 36.544 kişi öldü.

Sağlık Bakanlığının açıklamasında, klinik araştırmaları geçici olarak askıya alma kararının, araştırma gönüllülerinin sağlığını korumak için oluşturulan klinik araştırmalar ve protokollere ilişkin yönetmeliklerde öngörülen bir güvenlik tedbiri olduğu belirtildi.

Cayetano Heredia Üniversitesi'nden baş araştırmacı Alman Malaga, bir gönüllünün diğer semptomların yanı sıra bacaklarında güç azalması yaşadığını söyledi.

Kaynak: https://www.reuters.com/article/health-coronavirus-peru-vaccine/peru-suspends-sinopharm-covid-19-vaccine-trial-after-adverse-event-idUSL1N2IS09J

Devamını Oku

SALGININ YARATTIĞI EN BÜYÜK SORUNLARDAN BİRİ STRESTİR

Dr. Bülent Polat' ın tvit dizisi:

COVID salgınının yarattığı önemli sorunlardan biri, belki de en başlıcası, stresdir. Yaşanan korku, endişe çok yoğun ve uzun süreli. Stresin insan biyolojisindeki etkilerini biliyoruz, toplum üzerindeki etkilerine bakalım. Toplum psikolojisi açısından stres nasıl etki yapıyor?

İnsanların hastalığa yakalanmadan hayatta kalabilme endişeleri, işsizlik, iflaslar gibi ekonomik sorunlar, güvenlik ve gelecek korkuları toplumsal stresi giderek yükseltiyor. Gerginliğin bu düzeyde arttığı dönemlerde stres altındaki insanlarda şu 4 davranış biçimini görüyoruz:

1-Gruplaşmaya daha eğilimli olurlar, böylece güvende olunduğu hissedilir.

2-Olumsuz haberler daha abartılı algılanır, dikkat daha çok bunlara yönlendirilir.

3-Daha kolay ikna edilebilirler.

4-Bir otoriteye itaatkâr olma, otoritenin kanatları altına girme istekleri artar.

Bütün bunlar doğal, içgüdüsel reflekslerdir. Milyonlarca yıldır grupların, toplumların felaketler karşısında hayatta kalmalarına yardımcı olmuşlardır. Ancak: Süreç uzadığında sosyal dokuda bozulmalar oluşturabilecektir. Kutuplaşmalar, grup içinde akıl tutulmaları baş gösterir.

Daha tehlikelisi, gerilmiş, kutuplaşmış ya da tehdit altındaki toplumda “kitle histerisi” veya “sürü çılgınlığı” (stupidity of herds) denilen durum ortaya çıkabilir. Bu, her türlü provokasyona, yanlış yönlendirmelere açık bir ortamdır, çok dikkat etmeliyiz.

1-Aşıyı bulmak ve üretmenin farklı süreçler olduğu çok iyi bilinen bir olgudur.
Ama bunun bizim tartıştığımız konu olan “2011’de Hıfzısıhha’yı kapatmasalardı aşıyı biz bulurduk veya üretirdik, krizden de zenginleşerek çıkardık” safsatasıyla ne ilgisi var?

2-Cumhuriyet Türkiye’sinin çok değerli kurumu olan, sağlık alanında mükemmel başarılara imza atan gurur kaynağı bu enstitümüzde maalesef zaten 1999 yılında aşı üretimi durdurulmuş ve aşı üretim tesisleri kapatılmıştı.
Bilimsel teknolojik gelişimde çok geri kalınması nedeniyleydi.

***

Kaynaklar:

https://twitter.com/drbulentpolat/status/1337677377460178947?s=20

https://twitter.com/drbulentpolat/status/1337677381587361795?s=20

https://twitter.com/drbulentpolat/status/1337677383315369991?s=20

https://twitter.com/drbulentpolat/status/1337677385056067584?s=20

https://twitter.com/drbulentpolat/status/1337677386993774592?s=20

https://twitter.com/drbulentpolat/status/1337753090536185856?s=20

***

EK 1 (13.12.2020): ABD’de FDA aşı için “acil kullanım onayı” verdi. Gerçek onay Faz 3 çalışması tamamlandıktan ve uzun vadeli etkileri görüldükten sonra, yani yaklaşık 1 ya da 2 yıl sonra verilebilir. İlginç konu şu: FDA danışma kurulunda 22 uzmandan 5’i bu RNA aşısının onaylanmasına karşı çıktı.

Bu 5 uzmanın karşı çıkmasının gerekçeleri tam açıklanmadı. Neden? Sadece 16 ve 17 yaş grubuna aşı uygulaması ile ilgili olduğu bildirildi. Bu gerekçe çok inandırıcı görünmüyor, çünkü 16 yaş ile 18 yaş arasında vücudun aşıya vereceği bağışıklık yanıtında bir farklılık beklenmez.

ABD’de FDA onayı alan bu RNA aşısının 18 yaş altına, örn. 17 yaşındaki gençlere yapılmasına FDA’deki çocuk hastalıkları uzmanları karşı çıkıyor, onaylamıyorlar. Bu çok önemli bir bilgi. Gerekçe, henüz yeterli çalışma yapılmaması. Ancak: Buna rağmen 16-17 yaşlara uygulayacaklar.

Kaynak:   https://twitter.com/drbulentpolat/status/1338145529331638275?s=20

Devamını Oku

YÜKSEK DOZ GRİP AŞISI STANDART DOZ AŞIDAN FARKLI BULUNMADI

Yüksek doz üçlü grip aşısının standart doz dörtlü grip aşısına göre tüm sebeplere ölümleri veya kalp-damar hastalıklarına bağlı hastaneye yatırılma ihtiyacını azaltmadığı ortaya çıktı. 70 seneden beri tamamen ticari bir mantıkla hazırlanan grip aşılarını hakikaten etkili grip aşıları çalışmalarını engelleyen bir uygulama olarak görüyorum.

***

5260 hasta üzerinde yapılan randomize kontrollü, çift kör araştırmada yüksek doz üçlü grip aşısının standart doz dörtlü grip aşısına göre tüm sebeplere bağlı ölümleri veya kalp-damar hastalıklarına bağlı hastaneye yatırılma ihtiyacını azaltmadığı ortaya çıktı (1).

USA ve Kanada’ da çok merkezli olarak düzenlenen araştırma üç grip sezonu boyunca kalp krizi geçirmiş olan veya kalp yetersizliği sebebiyle hastanede tedavi edilen ve en azından bir ilave risk faktörü olan hastalar üzerinde yapıldı.

Kalp-damar hastalığı olanlarda gribe bağlı komplikasyon ve ölüm riski yüksektir

Gözleme dayalı araştırmalarda griple kalp krizi ve akut kalp yetersizliği gibi olaylar arasında bir münasebet olduğu gösterilmiştir.

Randomize klinik araştırmaların meta-analizinde de grip aşısı olanlarda ana kalp-damar hastalığı komplikasyon riskinin aşı olmayan gruba göre yüksek olduğu bildirilmiştir.

Grip aşılarının, virüs antijeni sayısı ve miktarına ve adjuvan bulunup bulunmamasına göre farklı türleri vardır.

Yüksek doz grip aşılarında standart aşılardakinin 4 misli fazla antijen bulunur.

Bu aşılar, standart aşılardan yeteri kadar fayda görmeyen 65 yaş ve üzerindekilere ve kalp-damar hastalığı olanlara tavsiye edilir.

Kalp yetersizliği olan hastalarda yapılan bir çalışmada yüksek dozların standart aşılara göre daha fazla antikor yapımı sağladığı gösterilmiş olmakla beraber antikorlar korunmanın garantisi değildir.

Grip aşıları 70 seneden beri tamamen ticari bir mantıkla hazırlanıyor

CDC, 6 aylıktan büyük herkese aşı tavsiye ederken kalp dernekleri de kalp-damar hastalığı olanların grip aşısı olmalarını gerekli buluyor.

USA’ da halkın yarısı aşı olmasına rağmen gripten ölümlerde beklenen azalma hiçbir zaman olmamakta, aşı yapılan nüfus arttıkça ölümler de artmaktadır(2).

Lâkin gripten ağır hastalık ve ölüm riskleri yüksek olanlarda (yaşlılar, obezler, altta yatan kronik hastalığı olanlar) hastaneye yatış ve ölümleri önlediğini ispatlayan yeterli ve güvenilir bir veri yok (3).

Üstelik de grip aşıları son derecede nazlılar.

Grip aşısı yaptırmadan bir hafta önce yeterince uyumama aşının etkisini yüzde 50 azaltıyor (4).

Aşı olduğunuz gün "mutlu" olmanız da gerekiyor çünkü grip aşısı oldukları gün mutlu olanların aşıdan daha çok fayda gördüklerini gösteren bir araştırma da var (5).

Grip: Hastalık pazarlayarak aşı pazarlama

Peter Doshi de BMJ’ de grip hastalığı ve grip aşısını şu veciz cümle ile tarif ediyor: “Grip: Hastalık pazarlayarak aşı pazarlamaGrip aşılarının pompalanması günümüzdeki “en saldırgan halk sağlığı politikalarından biridir” (6).

Michael T. Osterholm şunları söylüyor:

Bu aşıyı aşırı teşvik ettik ve abarttık. Yüceltildiği kadar korumuyor aslında. Hepsi bir satış/pazarlama, halkla ilişkiler işi. Bugünkü aşılara duyulan güvenin daha etkili aşıların bulunmasını sağlayacak araştırmaların yapılmasını engellemesinden kaygı duyuyorum” (7).

Gelelim neticeye

Araştırmada grip aşısı yapılmayan bir grup olmadığı için aşılanmanın faydasını bilmek mümkün olmadığı hâlde araştırmacıların “Bu popülasyonda grip aşısı şiddetle tavsiye edilmektedir” şeklindeki yorumlarını yanlış buluyorum.

Bu araştırmadan böyle bir tavsiye çıkarmak şapkadan tavşan çıkarmak gibi olmuş.

Araştırmacılar, grip aşılarının faydasına inanabilir ve tavsiye de edebilirler ama bunu sanki araştırmadan elde edilen bir netice gibi göstermelerini tıbba ve akla ihanet olarak değerlendiriyorum.

Kaynaklar:

1. https://jamanetwork.com/journals/jama/fullarticle/2773989

2. https://ahmetrasimkucukusta.com/2018/09/28/yazilar/tip-yazilari/grip-tip-yazilari-yazilar/gecen-yil-gripten-80-bin-amerikali-oldu/

3. https://annals.org/aim/article-abstract/2762506/effect-influenza-vaccination-elderly-hospitalization-mortality-observational-study-regression-discontinuity

4. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54627552

5. https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/28923405/

6. http://www.bmj.com/content/346/bmj.f3037

7. http://well.blogs.nytimes.com/2012/11/05/reassessing-flu-shots-as-the-season-draws-near/?_php=true&_type=blogs&ref=health&_r=0

Devamını Oku

ALMAN SAĞLIK BAKANI DA GARGARA TAVSİYE ETTİ

Alman Sağlık Bakanı, bilimsel olarak kanıtlanmamasına rağmen gargaranın virüse karşı yararlı olabileceğini söylemiş. Böylece “kelle paça gargara takımı” yeni bir üye daha kazanmış oldu. Aklın yolu birdir, Herr Spahn’ ı tebrik ediyor, kelle paça çorbasına davet ediyorum. Üstelik Alman Usulü de değil, hesabı ben ödeyeceğim.

***

Alman Sağlık Bakanı, bilimsel olarak kanıtlanmamasına rağmen gargaranın virüse karşı yararlı olabileceğini söylemiş.

Böylece "kelle paça gargara takımı" yeni bir üye daha kazanmış oldu. 

Canan Karatay, Oytun Erbaş ile beraber üçümüze" kelle paça gargara takımı" diyorum.

Canan Hoca tabii ki "kelleyi", Oytun "gargarayı" ve ben de "paçayı" temsil ediyorum

Koronavirüs salgınında beslenmenin ve ağız burun temizliğinin ne kadar önemli olduğunu anlatmak için verdiğimiz tavsiyeler bilim dünyasında büyük bir yaygara koparıyor.

Troller ve malum çevreler sözlerimizi çarpıtıyor, itibarsızlaştırma kampanyaları yapıyorlar, küfrün, hakaretin bini bir para...

Hiç ama hiç mühim değil.

Biz doğru bildiklerimizi, halkın sıhhati için gerekli gördüğümüz hususları dile getirmeye devam ediyoruz.

Sağlıklı beslenme ile alakalı yüzlerce makalem ve "Tıptan Uzak Sağlıklı Hayat" isimli bir kitabım var.

Keza gargara ve ağız çalkalama ile alakalı yazılarımın sayısı da en azından bir kitapçık olmayı hak edecek kadar arttı.

Gelelim neticeye

Takımımızın yeni üyesi Alman Sağlık Bakanı' nı tebrik ediyor, beyefendiyi "kelle paça çorbasına" davet ediyorum.

Hesaplar Alman Usulü değil, bendensiniz.

Herr Spahn, Ich lade Sie zu "Kopf Trotter Suppe" trinken ein. Seien Sie froh, ich bezahle die Rechnunng.

NOT: Yakında Merkel de "kelle paça" diyecek. Şansölye, ısınmak için işe dönerle başlıyor. Guten Appetit, verehrte Bundeskanzlerin.

Başbakan Merkel döner kesti | muhabirce

***

Deutsche Welle' nin haberi:

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, koronavirüs salgınının mevcut önlemlere rağmen hızını kesmemesi üzerine bir dizi tavsiyelerde bulundu. Neue Osnabrücker Zeitung adlı gazeteye konuşan Spahn, vatandaşlardan Noel'de yurt içi seyahatlerden kaçınmalarını istedi.

Bu dönemde aile bireylerinin bir araya gelmeleri için yasaların esnetilmesini doğru bir uygulama olarak görmediğini ifade eden Bakan Spahn, "Zira Covid-19 aile içinde de hızla tehlikeli olabilir" dedi.

Alman Sağlık Bakanı, özel alanda koronavirüs bulaşma riskini asgariye indirmek açısından gargaranın yararlı olabileceğini de söyledi.

Spahn, “Bilimsel olarak henüz kanıtlanmış değil. Ancak arkasında yatan fikir, alkol içinde çözülmüş uçucu yağlarla ve hatta sofra tuzuyla gargara yapılmasının ağız ve boğazdaki viral birikimi azaltacağı düşüncesi“ diye konuştu. Spahn kendisinin düzenli olarak gargara yaptığını da vurgulayarak "En azından bir zararı kesinlikle olmaz" dedi.

Ölüm vakalarında en yüksek sayıya ulaşıldı

Öte yandan Almanya'da koronavirüse bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybedenlerin sayısındaki artış sürüyor. Robert Koch Enstitüsü'nden yapılan açıklamada son 24 saat içerisinde koronavirüs nedeniyle 590 kişinin daha öldüğü bildirildi. Bu rakam,  pandeminin başlangıcından bu yana  24 saatlik dilim içinde gerçekleşen en yüksek ölüm vakasına işaret ediyor. Ülkede şimdiye kadar 19 bin 932 kişi koronavirüsle ilişkili hastalıklardan ötürü hayatını kaybetti.

Kaynak: https://www.dw.com/tr/alman-sa%C4%9Fl%C4%B1k-bakan%C4%B1ndan-gargara-tavsiyesi/a-55878679

Devamını Oku

USA’ DA SAĞLIKÇILARIN ÇOĞU KOVİD AŞILARINA GÜVENİYOR AMA ENDİŞLERİ DE VAR

Aşılara olan genel güvene rağmen, sağlık çalışanlarının çoğunluğunun yeni bir koronavirüs aşısı hakkında endişeleri olduğu ve aşı yaptırmayı geciktirmeyi düşündüğü bildirildi. Hastaların yaşadıkları sıkıntı ve ölümlere şahadet eden sağlıkçıların aşı için tereddütsüz kollarını sıvamaları beklenirken duyulan bu endişe çok vahimdir.

***

Dikkat: Yazının sonunda ilave var!

***

Sağlık çalışanları, KOVİD hastalarına maruz kalma ve bunu hastalarına bulaştırma risklerinin yüksek olması sebebiyle ilk aşı yapılacak grup olarak görülüyorlar.

Aşılama çabasının temel unsurları olarak, sağlık sektörü çalışanlarının aşının güvenliği ve etkililiğine ilişkin görüşleri hem halkın aşı algılamasını hem de aşı kabulünü etkileyebilir.

Aşı uygulamasından önce muhtemel tereddütleri anlamak ve ele almak için düzenlenen araştırma, California Üniversitesi, Los Angeles (UCLA) Sağlık Sistemi çalışanı arasında SARS-CoV-2 enfeksiyonunu gözlemleyen boylamsal bir kohort çalışmasına kaydolan 1093 katılımcıya kesitsel bir anket dağıtılarak yapıldı.

Anketler 24 Eylül ile 16 Ekim 2020 arasında çevrimiçi olarak tamamlandı. Toplamda 609 katılımcı bu ek anketi tamamladı.

1'den ("kesinlikle katılmıyorum") 5'e ("kesinlikle katılıyorum") puanlanan 9 ifadeli bir Likert ölçeği matrisinin ortalaması alındı.

Cevap verenler aşı güvenliği (4.47); etkililiği (4.44); önemi, kendini koruma ve toplum sağlığı (4.67) bakımından son derece emin bulundu.

Katılımcıların yüzde 47,3'ü bir koronavirüs aşısı çalışmasına katılma konusunda isteksizlik bildirdi ve çoğunun (% 66,5) aşılamayı erteleme niyetinde oldukları görüldü.

Koronavirüs aşısı alımını geciktirme niyetini bildirme ihtimali, doktorlara kıyasla hemşireler arasında 4,15 kat, hasta temas rolüne sahip diğer personel arasında 2,45 kat ve hasta teması olmayanlarda 2,15 kat daha yüksekti.

Gelişen SARS-CoV-2 bilimi (% 76.0), mevcut siyasi iklim (% 57.6) ve hızlı takip edilen aşı geliştirme zaman çizelgesi (% 83.4), sağlık çalışanlarının aşılama kararlarını etkileyen birincil değişkenler olarak gösterildi.

Bu sonuçlar, faz III verilerinin ABD'de aşı üreten şirketler tarafından yayınlanmasından önce elde edilmiştir.

Araştırmacılar elde ettikleri bu verileri şu sözlerle yorumluyorlar:

BİR: Aşılara olan genel güvene rağmen, sağlık sektörü çalışanlarının çoğunluğunun yeni bir koronavirüs aşısı konusundaki endişeleri var.

İKİ: Katılımcıların büyük bir oranı, hızlandırılmış aşı geliştirme çalışmaları, ortaya çıkan bilimsel keşifler ve siyasi iklimle ilgili endişeler sebebiyle aşı alımını geciktirmeyi düşünüyor.

ÜÇ: Aşılama kampanyalarının geniş kapsamlı olabilmesi için bu tereddütlerin üzerinde durulması gerekir.

Gelelim neticeye

Hastaların yaşadıkları sıkıntılara ve ölümlere bizzat şahadet eden sağlıkçıların aşı için tereddütsüz kollarını sıvamaları beklenirken, salgının en büyük ceremesini çeken doktor ve sağlık çalışanlarının aşıya karşı endişe duyuyor olmalı üzerinde dikkatle düşünülmesi gerekiyor.

Tıbbın düştüğü bu durum insanın içini acıtıyor.

Yazık çok yazık!

Kaynak: https://www.medrxiv.org/content/10.1101/2020.11.18.20234468v1

***

EK 1 (11.12.2020): ABD’nin seçilmiş Başkanı Joe Biden, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) uzmanlar kurulunun Pfizer ve BioNTech'in geliştirdiği yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısının acil kullanımına onay vermesini “karanlık bir zamanda parlak bir ışık” olarak tanımladı. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-secilmis-baskani-bidendan-fda-kurulunun-kovid-19-asisi-onayina-ovgu/2073200

***

Devamını Oku