Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

MİLLİ SKANDAL BAKANLIĞI

Bir ülkenin en güvenilir bakanlığı Eğitim Bakanlığı olmalıdır. Bir ülkenin en istikrarlı bakanlığı da Eğitim Bakanlığı olmalıdır. Ama bizim ülkemizde maalesef en istikrarsız ve en güvenilmez bakanlıktır. Her gelen sistemi değiştirir, her gelen bir sınavı kaldırır, başka bir sınav ekler. Her gelen eğitim bürokrasisini tepeden tırnağa değiştirir. Ve her yeni gelen bakanla birlikte 90 yıllık ülkenin, eğitim sistemi kökten değişmiş olur.

Bizim ülkemizde baba ile oğlu geçin, aralarında birkaç yaş olan iki kardeşin bile aynı sistemden mezun olduğunu görmek mucizedir. Çünkü deneme tahtasıdır bizde Eğitim Bakanlığı. Kredili sistem gelir, kredili sistem kalkar. LGS gelir, adı değişir OKS olur. O kalkar, bir yıl sonra SBS gelir. SBS her yıl uygulanır, sonra teke düşürülür, sonra kaldırılır. Olmadı böyle denilip, tekrar konulur. Üniversite sınavı iki basamaklıdır, teke düşürülür, sonra tekrar ikiye çıkarılır.

Kıyafet mecbur olur, sonra serbest bırakılır. Ardından velilerin %60’ının kararına bağlı denilir. Sonra bu oran %50’ye düşürülür. Dershaneler kapatılacak denir, kapatılmaz, sonra yine kapatılacak denir, sonra yine kapatılmaz. O sektörde çalışan binlerce insanın yaşadığı belirsizlik ve umutsuzluk hiç düşünülmez.

Bu yıl şu kadar atama yapacağız denilir, sonra o sayı mutlaka değiştirilir. Öğretmen açığı 1000 olan branşta her yıl 10.000 mezun verecek kadar fakülte ve bölümler açılır. KPSS iptal edilir, sınav yenilenir. Bu defa yeni atanacaklar, eski atanacaklarla birbirine girer, haklar yenilir, forumlar oluşturulur.

Düz liselerin yanına Süper Liseler açılır, sonra Süper Liseler kapatılır, Çok Programlı Liseler açılır. Sonra düz liselerin tamamı Anadolu Lisesi yapılır. Sonra da SBS’de Anadolu Lisesi için yeterli puanı alamayan 574 bin öğrenci Meslek Liseleri dışında kayıt yaptıracak okul bulamaz. Ortalama bir okul binasında, en az defa tabela değişmiştir son 10 yılda.

AKP iktidar olalı, Ulaştırma Bakanı hiç değişmedi, Sağlık Bakanı 10 yıl görev yaptı ama Milli Eğitim Bakanı tam beş kez değişti. Bu bile Eğitim Bakanlığı’nın ne kadar saçma yönetildiğinin ve ne kadar istikrarsız olduğunun göstergesidir.

Bizim Eğitim Bakanlığı, bu saçmalıkları düzeltmek yerine, başka işlerle uğraşır maalesef. İran’la protokol imzalar, Van’daki el kadar çocuklara molla eğitimi verilmesinin önünü açar. Bu protokol ortaya çıkınca da, bizden önceki bakan imzalamış derler fakat protokolü iptal etmezler. Eğitim sistemi bizden 50 yıl geride olan İran’lılardan ne öğreneceğimizi hiç sorgulamazlar.

AKP iktidarı yıllardır Başörtüsü propagandası yapar, ama Danıştay’ın başörtülü öğretmenin göreve döndürülme kararına Eğitim Bakanlığı itiraz eder. Sonra Bakanın haberi yoktu derler, ama bakanın haberinin olduğu ortaya çıkar. Biz o bürokratı görevden aldık derler, bürokrat çıkıp, ben kendim emekli oldum der. O itirazı hazırlayan kişi hala görevde der. Kime inanacağınızı şaşırırsınız haliyle.

FATİH Projesi diye bir proje yapılır. Bütçesi milyarlarca dolardır. Başına bakanlıkla ve eğitimle alakası olmayan bir adam geçirilir. Adam yolsuzluk yapar, dünya kadar parayı çarçur eder. Sadece görevden alınır. Ama bu adamı göreve getiren hiç araştırılmaz. Neden göreve getirildi hiç tartışılmaz. Olan bu memleketin gariban insanının hakkına olur.

Skandal bir bakanlıktır Eğitim Bakanlığı, neresinden tutsanız elinizde kalır. Veriler de doğrular bunu, her yıl yüzbinlerce öğrenci sıfır çeker SBS ve ÖSS’ de. Hatta bu yıl rica ederler ÖSYM’ye, açıklamazlar sıfır çekenlerin sayısını. Milyonlarca lira para harcanır, okul yapılır, bir seneye kalmadan sıvaları dökülür. Depremden sonra yapılan okullardan onlarcası depreme dayanıksız diye boşaltılır. Müteahhidine hesap sorulmaz, denetimi yapana hesap sorulmaz. Çünkü devletin malı denizdir bizde, yemezsen domuz muamelesi görürsün.

Tecavüz edilir bu memleketin okullarında çocuklara. Taciz edilir el kadar masumlar. Hocam deyip, saygı gösterdikleri, hürmet ettikleri yaratıklar suiistimal eder onları. Yatılı Bölge Okulu denilen, gariban çocukların okudukları ve kaldıkları okullardaki skandalları yazsanız kitap olur. Fakirdir ya o çocuklar, sahipsizdir ya, sesleri çıkmaz ya, ne yapsanız serbesttir. Tarayın geriye doğru gazeteleri, utanırsınız insanlığınızdan.

Kimseye sormadan sistem değiştirilir bu ülkede. 4+4+4 diye saçma sapan bir sistem yürürlüğe girer. Daha yasalaşmadan bile bir sürü değişikliğe uğrar. Birinci yılın sonunda, bin türlü şikayet alır. Altına bez bağlanan çocuk, okula gönderilir neredeyse. Tek nedeni beyefendinin böyle istemesidir. Yasa teklifi Eğitim Bakanlığı’nda değil, Başbakanlıkta hazırlanır bu yüzden.

Bakanlığa ait tek Üstün Zekalı Çocukların okuduğu okul da kapatılır aniden. Çünkü sevmezler bu ülkede üstün zekalıları. Geri zekalıları bağrına basan memlekette, ileri zekalıların zekalarını elbet köreltmek gerekir. Neden kapatılır bu okul, kimse açıklama yapmaz. El oğlu böyle çocukları bağrına basarken, bizim Eğitim Bakanlığı, ortada bırakıverir.

Ama bizim Eğitim Bakanlığı’na göre, bu işlerin tek çözümü vardır; dershaneleri kapatmak. Çünkü bütün bu işlerin müsebbibi dershanelerdir(!) Para tuzağıdır dershaneler bakanlığa göre. Oysa bilmez, bakanlıktaki serin odasında bilgisayarında okey oynayanlar, her yıl binlerce öğrencinin bedava eğitim gördüğünü dershanelerde.  Kabul etmezler okulda öğretilemeyenlerin dershanelerde öğretildiğini. Yüzleşmezler, dershaneler olmasa sıfır çeken öğrenci sayısının üçe beşe katlanacağı gerçeğiyle.

Böyle bakanlığa böyle karar deyip şaşırmamak gerekir belki de. Türkiye’nin en umutsuz bakanlığıdır Eğitim Bakanlığı. En azından şimdilik, en azından bu kafayla. O yüzden bari adını değiştirin bakanlığın, gören de eğitim veriliyor falan zannetmesin. Mesela Milli Eğitimsizlik Bakanlığı deyin, ya da Milli Skandal Bakanlığı. Ya da demeyin bir şey, kaldırın tabelayı böyle devam edin. 

Devamını Oku

AK PARTİ'YE BELEDİYE BAŞKAN ADAYI ÖNERİLERİ

Belediye seçimleri için geri sayım başladı. Yaklaşık 8 ay sonra sandığa gideceğiz. Her tarafta adaylık kulisleri konuşulur oldu. Bizim de küçük bir katkımız olsun bu sürece. Tavsiyelerimizi sunalım. Hani elimizden geldiğince…

Doğuş ; İstanbul’un Herhangi Bir İlçesi

Saksıyla çektirdiği pozdan beklediği çıkışı yakalayamayan Doğuş, Gezi Parkı Olaylarının ardından, Başbakan Erdoğan için yaptığı, “Ak Yürekler Seninle” şarkısıyla çıkıverdi piyasaya yeniden. Doğuş aday yapılırsa, çiçeklere olan ilgisinin, belediyecilikte işine yarayacağı da muhakkak. Hem şarkısı da seçim şarkısı olarak kullanılabilir. Bir taşla birden fazla kuş yani.

Nagehan Alçı ; İstanbul / Üsküdar

Başbakan, Akşam’dan kovulunca, işsiz kalmasın diye Demirören’lere ricacı oldu O’nun için. Böylece Milliyet’te köşeyi kaptı. Ayrıca yeni doğan çocuklarına da isim babası olmayı da ihmal etmedi. Bu kadar samimi olduklarına göre, mutlaka Üsküdar adayı olmalı Alçı. Böylece Başbakan’ın İstanbul’daki evinin kontrolü de O’na verilmiş olur. Bu devirde bu kadar sadığı az bulunur. Kocası beyefendi de Zabıta Amiri olur, geçinir giderler.

Cem Küçük ; Ankara / Yenimahalle

Pek tanımadığımız bir arkadaştı. O da Gezi olaylarından sonra coşuverdi. Meğer daha evvel hükümetin Suriye politikasını eleştirdiği için, kendisini affettirmeye çalışıyormuş. Affetmek büyüklüktür, affedin bu Küçük arkadaşınızı. Yenimahalle’den aday yapılması şart, hem Belediyeyi yönetir, hem de yazacağı yazıların talimatını almak için uzun yol gitmesine gerek kalmaz.

Ali Bayramoğlu ; İstanbul / Silivri

Son zamanlardaki performansı ile adaylığı çoktan hak etti. En uygun yer Silivri olur kendisi için. Böylece hayranı olduğu Hanefi Avcı’yı da sık sık ziyaret edebilir. Devrimci Karargah’tan girip, Haliçte Yaşayan Simonlar’dan çıkarlar. Arada Nedim Şener de uğrar yanlarına, üç, beş, sekiz oynarlar.

Hilal Kaplan ; Hakkari

BDP’yi bu kadar yürekten desteklediği için, BDP’nin en güçlü olduğu yerden aday gösterilmeli. Böylece AKP, milletvekili çıkaramadığı Hakkari’de Belediye Başkanlığı’nı kazanabilir. Hem de kamuoyuna, başörtülü aday gösterdik havası verilmiş olur.

Yiğit Bulut ; İstanbul

90, 180 falan 360 derece dönerek, başkalaşımını tamamladı. Jöle sürmeyi de bıraktı. Hoş yeni Başdanışman oldu ama, kendisi iki görevi de layıkıyla yapabilecek kalitede çok şükür. Hem kaç kişi var ki memlekette Başbakan için ölebilecek. Kadir Abi ölüme gitmez Başbakan için benden söylemesi. Böyle Yiğit bulmuşken, İstanbul derhal teslim edilmeli kendisine.

Abdullah Öcalan ; Diyarbakır

Zaten affedilmesi gündemde. Zaten örgütü içeriden yönetiyor. Çözüm süreci için de canını dişine taktı. Bazı AKP’li arkadaşlar da kendisini öve öve bitiremiyor. Oslo tutanaklarından anladığımıza göre, bazı bürokratlar kendini çok karizmatik buluyor.  Zaten Diyarbakır da sözde Kürdistan’ın başkenti. O zaman oraya en iyi aday Zat-ı Şahane’leri olur. Yıldıray Oğur bu teklifi yapmadan ben yapmış olayım. Yok artık demeyin, bu seçim olmasa bile, öbür seçime adaylığı kesin, benden söylemesi.

Devamını Oku

BAŞBAKAN'IN HAYALİ BASIN TOPLANTISI

SORU ;

Sayın Başbakan, sınırımızın 100 metre ötesindeki şehri PKK’nın Suriye kolu PYD ele geçirdi. Özgür Suriye Ordusu’nun bayrağını indirip, kendi bayraklarını astılar. Ayrıca, her gün onlarca mermi sınırı geçip, şehirlerimize düşüyor. Vatandaşlarımız ölüyor, bu konuda ne söyleyeceksiniz?

CEVAP ;

Gezi Parkı olaylarının arkasında faiz lobisi var. O faiz lobisi muslukları kısılınca bize karşı cephe aldılar. Onların çıkardıkları kredi kartları var ya, kullanmayı o kartları.

SORU ;

Efendim, PKK’nın çekiliyoruz demesi tamamen kandırmacadan ibaret deniliyor. Çekilenlerin sadece hasta ve kadınlar olduğu, ayrıca PKK’ya son zamanlarda 2000 yeni katılımın olduğu bizzat partiniz milletvekili tarafından açıklandı. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?

CEVAP ;

Türkiye’de bir kişi polisle çatışırken öldürülüyor, twitter ayağa kalkıyor. Mısır’da 300 kişi öldürüldü, bütün dünya sessiz kalıyor.

SORU ;

Sayın Başbakan, PKK militanları Lice’de yol kesip, kimlik kontrolü yapıyorlar. Ayrıca inşaat şantiyelerini basıp, malzemeleri ateşe veriyorlar. Şantiyelerde çalışan işçileri de kaçırıyorlar. Hükümetinizin bu konudaki tavrı nedir efendim?

CEVAP ;

Kamu düzenini bozmak isteyenler çapulcudurlar. Tencere tava çalanlar, yasal olarak suç işliyorlar. Bunları şikayet edin, yargıya taşıyın.

SORU ;

Efendim, KCK Yürütme Konseyi, hükümetinizin barış sürecini sabote etme çabası içinde olduğunu iddia ederek, Kürt halkına başkaldırı çağrısı yaptı. Ayrıca PKK’nın tepe isimlerinden Cemil Bayık, hükümetinize son uyarı başlığıyla bir açıklama yayınladı. Bugün de BDP milletvekili Hasip Kaplan, AKP dönülmez yola girdi, Türkiye’nin üç tarafı Kürdistan’dır açıklamasını yaptı. Bu açıklamalara cevabınız ne olacak?

CEVAP ;

Ben dün Üsküdar’da bir parktaydım. Çay içtim, kuruyemiş yedim. Yakında Gezi Parkı’na da gideriz. Gençliğimiz orada geçti. Belediye Başkanı iken, üç dört nikah kıydım orada. Ama bunları bilmezler hiç.

GÖREVLİ ;

Teşekkür ediyoruz arkadaşlar, basın toplantısı sona ermiştir.

MUHABİR ;

Efendim, PKK’dan kaçan çocuğun ailesinden 50.000 lira haraç istenmiş. Bu konuda…

GÖREVLİ ;

Bitti kardeşim toplantı, bir dahaki sefere sorarsın artık.

 

 

Devamını Oku

"BULUT"SUZLUK ÖZLEMİ SÖYLÜYOR; "YİĞİT"LİK AYAĞA DÜŞMÜŞ

“3 Kasım seçimlerinde de anketler doğrulandı ve üç parti de baraj altında kaldı. Bu noktada duralım ve soralım; ekonomik bir çöküntü dönemi sonrasında 'oy kullanmayanları da' dikkate alırsak; yüzde 24 ile iktidar olan bir hükümet beşinci senenin sonunda ben rejimin tüm unsurlarını' belirleyeceğim derse, insanların sokağa dökülmesini anlamak çok mu zor?”

Yiğit BULUT / 16 Nisan 2007 RADİKAL

“Bütün yazılarımda bahsettim, bir daha aktarmak istiyorum; Türkiye'de 2003-2007 arasında görülen ekonomik dinamiklerin neredeyse tamamı 'yurtdışı' kaynaklı. Dolayısıyla 'bu hükümet giderse ekonomi bozulur veya erken seçime gidilirse ciddi dalgalanmalar olur' gibi çıkarımlar doğru değil. Türkiye'de ekonomik bir mucize yok. Dünya, 2001 sonrası ortaya çıkan dönemde genel bir 'çoşku trendi' içinde ve yüksek petrol fiyatı sonucu 'gelişmekte olan-gelişmiş bütün piyasalar' en az Türkiye kadar genleşti.

Olaya bir de 'olumlu' noktadan bakalım. Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında yaşananlar 'Arınç'ın kendi hırsı doğrultusunda' neler yapabileceğini gösterdi. CHP adına girişimde bulunan Kemal Anadol konuşurken AKP'li vekiller 'gülüp, eğlendiler'. Arınç, kendi hırsları doğrultusunda sistemi zorladı ve maalesef milletvekili borsası kuruldu, transferler yapıldı... Bu süreçte TBMM'de yaşananlar Türk halkı gibi Silahlı Kuvvetleri de rahatsız etti ve TSK, Genelkurmay Başkanlığı vasıtasıyla 'kendi görev ve sorumluluklarını' Türk kamuoyuna hatırlattı. İnternet sitesine konan o paragraflar aslında rejimi koruma adına atılan bir adımdı, zaman kazandırmaydı”

Yiğit BULUT / 30 Nisan 2007 RADİKAL

“Babacan son günlerde halkı yanıltmak amacıyla 'biz yoksak' diyerek aba altından değnek göstermeye çalışsa bile; terk bir gerçek var; 2006 Mart başından itibaren bu Hükümet piyasaların önünde duran bir engeldi. Türk piyasaları, Hükümetin 'Cumhurbaşkanı da benden olacak' tezini dayatması ile dünya piyasalarındaki 'harekete uyum sağlayamadı' ve 'dünya son 100 yılın en büyük genleşmesini' yaşarken, Türkiye kaybetti...”

Yiğit BULUT / 3 Mayıs 2007 / RADİKAL

Son dört yılda Türkiye’de yaşananların tamamı “yurtdışına” endeksli bir yapıdan kaynaklanıyordu. Türkiye’de iktidarda kim olursa olsun “bu trend” yine yaşanacaktı. Daha açık ifadesiyle; global dalga üzerinde sörf yapan bir ülkede “siyasi otorite” etkisiz elemandı. Aynen işler bozulduğunda da “etkisiz” olacağı gibi!

Yiğit BULUT / 18.04.2008 / VATAN

Sevgili dostlar, bugün oy vereceksiniz! Yandaşlığa, partizanlığa, karanlığa, “bizdenliğe”, geri kalmışlığa, kadının adının yok edilişine oy vermeyin!

Yiğit BULUT / 29.03.2009 / VATAN

 

 

Yeni “Başdanışman” sayın Başbakana hayırlı olsun…

Devamını Oku

CEMİL ÇİÇEK FOREVER

AK Parti önümüzdeki hafta yapılacak TBMM Başkanlığı için, halihazırda bu görevi yürüten Cemil Çiçek’i tek aday olarak açıkladı. Böylece Cemil Çiçek’in bir dönem daha (iki yıl) Meclis Başkanlığını yürüteceği belli oldu. 29 Kasım 1987’de yapılan Genel Seçimlerde milletvekili seçilen Cemil Çiçek, 18, 20, 21, 22, 23 ve 24. Yasama dönemlerinin tamamında milletvekili ünvanına sahip oldu.

1991-1995 yılları arasındaki 19. Dönem hariç, 22 sene milletvekilliği yapan Cemil Çiçek, bu sürede, Devlet Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı ve TBMM Başkanlığı görevlerinde bulundu. Anavatan Partisi, Fazilet Partisi ve AK Parti’de siyaset yaptı.

Her dönem koltuğunu bir şekilde korumayı başaran Cemil Çiçek, kritik zamanlarda yaptığı kritik hamlelerle makamlarını korumayı bildi. Cemil Çiçek’in bir diğer önemli özelliği ise, en kritik anlarda devletçi refleks göstermesi oldu. Örneğin 28 Şubattan sonra Refah-Yol hükümetini düşüren Mesut Yılmaz hükümetine güven oyu verenlerden biriydi. Aynı Cemil Çiçek Refah Partisi kapatıldıktan sonra, Fazilet Partisi’ne geçti, aday oldu ve yeniden meclise girmeyi başardı.

2005 yılında Adalet Bakanı iken, başta Hrant Dink olmak üzere birçok aydının yargılandığı 301. Maddeyi ölümüne savunan Çiçek, o tarihlerde yapılan Ermeni Konferansına katılanları da “vatan haini” ilan etti. “Bu millete küfretme, bu milletin nüfus cüzdanını taşıyanların aleyhine propaganda yapma, ihanet etme dönemini artık kapatmak lazım” şeklinde açıklamasıyla Hrant Dink’i hedefe koyan Çiçek, Hrant Dink öldürüldükten sonra da en ufak bir pişmanlık belirtisi göstermedi.

Mevcut AK Parti hükümeti üyelerinin yarıya yakını lise öğrencisi iken milletvekilliği koltuğuna oturan Cemil Çiçek, Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra, uzun süre bağımsız kalmayı tercih etti. O dönemde önce Abdullah Gül, ardından Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında yapılan parti kurma çalışmalarına katılmadı. Ama ne olduysa partinin kurulacağı son gün, AK Parti’ye katılıverdi. Devletçi refleks belki de bunu gerektirmişti.

Yine Adalet Bakanlığı döneminde, 2005 yılında Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde bir kitabevine bomba atılmış, bombayı atanlar halk tarafından yakalanmış ve astsubay oldukları ortaya çıkmıştı. Bu olaya bakan Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, hazırladığı iddianamede, astsubaylardan biri için “tanırım, iyi çocuktur” diyen dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt hakkında da suçlamalarda bulununca ortalık karışıvermişti. Devletin daimi bekçisi Cemil Çiçek başkanlığındaki HSYK, apar topar Ferhat Sarıkaya’yı meslekten ihraç ediverdi. İhraç kararının alındığı toplantıya müsteşarını gönderen Çiçek, kararın alınmasını sağlayan kişi olmuştu.

Cemil Çiçek’ten sonraki Adalet Bakanları, Ergenekon savcılarının arkasında sonuna kadar durdu ve soruşturmalarda ciddi bir mesafe alınabildi. Aynı dönemde Cemil Çiçek Adalet Bakanı olsa, Zekeriya Öz de meslekten men edilir ve Ergenekon diye bir dava ortalıkta olmazdı.

Kuşkusuz Cemil Çiçek’in hayatındaki en talihsiz gün 28 Nisan 2007 günü oldu. Bir gün önce gece yarısı Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesine konulan e-muhtıraya, ertesi gün hükümetin verdiği cevabı okuma görevi kendisine verildi. Yıllarca devletçi refleks gösteren bir devlet adamının, devletçi refleksin patent sahibi askere karşı, sivillerin verdiği cevabı okuyan kişi olması, belki de kaderin kendisine bir cilvesiydi.

Her devrin adamı olan, her parti tarafından sevilen, her dönemde önemli bir koltuğa oturmayı becerebilen Cemil Çiçek’in alamet-i farikası nedir bilinmiyor. Özal’ın, Erbakan’ın ve Erdoğan’ın ısrarla güvendiği Çiçek, neden bu kadar değerli herkes tarafından merak ediliyor. Ve çeyrek asırdan fazladır, memleketin kaderine etki eden bu adam, ne kadar daha koltuk işgal edecek kestirilemiyor.

Fikret Kızılok yaşasa, “Süleyman Hep Başbakan” şarkısının ardından, “Cemil Hep Milletvekili” şarkısı yapardı belki. O şarkı yapılmadı ama, uzun süredir çalınıyor ve dinleniyor.

Devamını Oku

NE KIYMETLİ İRAN'MIŞ !

İran ne yapıyor ?

HABER 1

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir yıldır yürüttüğü çalışmalar sonucunda, İran İstihbarat Örgütü Savama’ya bağlı olarak Iğdır’da faaliyet gösteren biri İran’lı 9 ajan gözaltına alındı.

Biz ne yapıyoruz ?

HABER 2

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran’a yaptırım öngören yeni paketi kabul etti. Oylamada Türkiye ve Brezilya “hayır” oyu kullanırken, Lübnan çekimser kaldı. Konsey’in kalan 12 üyesi ise, “evet” oyu kullandı.

İran ne yapıyor ?

HABER 3

İran Dışişleri Bakanı Ali Laricani’den sonra şimdi de ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in baş askeri danışmanı Tuğgeneral Yadullah Cavani, Türkiye’ye Patriot füze konuşlandırılmasının stratejik bir hata olduğunu öne sürerek, “Ankara şunu bilmelidir. Eğer Patriotlar Suriye’ye yapılacak bir müdahale için hazırlıksa, Ankara eskisinden daha fazla bedel öder ve büyük zarar görür” dedi.

Biz ne yapıyoruz ?

HABER 4

İngiliz The Guardian  Gazetesi’ne konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad hakkında, “Ahmedinejad’ın dostumuz olduğu şüphesizdir. Dostumuz olarak şimdiye kadar çok iyi ilişkilerimiz oldu ve hiçbir sıkıntı yaşamadık” dedi.

İran ne yapıyor ?

HABER 5

Son dönemde Kandil’de gizli bir görüşme yapan İran istihbaratı, PKK’yı çözüm sürecinden vazgeçirmeye çalışarak, askeri yardım teklifinde bulundu. En son Murat Karayılan ile görüşen, İran’ın ünlü istihbaratçısı Kasım Süleymani’nin savaşa devam etmesi koşuluyla PKK’ya “ağır silah” ve lojistik destek teklif ettiği öğrenildi. PKK yönetimi, İran’dan gelen teklifi reddetti.

Biz ne yapıyoruz ?

HABER 6

Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu, “Dünyaya ilan ediyoruz ki, Türkiye ve İran ebediyete kadar dost kalacaklar” dedi.

İran ne yapıyor ?

HABER 7

Taksim’de başlayıp Ankara’ya sıçrayan olaylarda Kızılay’da halkı provoke ettiği tespit edilen İran asıllı bir ajan gözaltına alındı.

Biz ne yapıyoruz ?

HABER 8

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İran’dan petrol alımını azaltmaya dair herhangi bir karar almadıklarını belirtti.

İran ne yapıyor ?

HABER 9

İran’ın Türkiye’de Alevi – Sünni çatışması çıkarmak için üç yıldır yoğun faaliyet içinde olduğu ortaya çıktı. Gezi Parkı eylemlerinin bu senaryonun sahneye konulması olarak değerlendirildi. Faaliyetlerin, İstanbul, Ankara ve İzmir’de tabelasında “Alevi Derneği” yazan dört ayrı kuruluşla yürütüldüğü belirtilirken, bu derneklerin üç yılda yaklaşık 700 Alevi dedesini İran’a götürdükleri öğrenildi. İran’a götürülen dedeler, önce Devrim Muhafızları komutanları ile, ardından da dini lider Ali Hamaney ile görüştürüldü.

Biz ne yapıyoruz ?

HABER 10

Milli Eğitim eski Bakanı Ömer Dinçer döneminde İran ile imzalanan “Eğitim Alanında İşbirliği Mutabakat Zaptı” ocak ayından itibaren yürürlüğe girdi. Zapta göre Van’da ortak okul açılacak. Her yıl kendini otomatik yenileyecek anlaşma, öğretmen, uzman ve öğrenci değişimlerini öngörüyor.

Normalde İran’ın yaptıklarını başka ülke yapsa, bizim “agresif” hükümetimizin kararıyla, Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılır, o ülkedeki büyükelçimiz de apar topar Ankara'ya gelmiş olurdu. Notalar havada uçuşur, misliyle karşılıklar verilirdi. Ama ne hikmetse, İran ne yapsa biz ya susuyor, ya da alttan alıyoruz.

İran’ın AKP Hükümeti üzerindeki bu gücü, sempatisi veya ağırlığı nedir bir anlayabilsek keşke. Ya da hükümet anlatsa da hepimiz öğrensek. Başka ülkelere karşı, sürekli gündemde olan “sabrımızın sınırı” İran için ne kadar gevşek, farkında mısınız?

 

Sahnedeki “Acem Oyunu” ne, ve bu oyunu kim bozacak acaba?

Devamını Oku

TEŞEKKÜR İLANININ DA SUYU ÇIKTI

Ankara’da son günlerde bir ilan göze çarpıyor. Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından verilmiş. İlanda şöyle yazıyor; “IMF’ye borcumuzu sıfırlayan Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Hükümet Üyelerine teşekkür ederiz.” Şehrin en işlek caddelerinde günlerdir bu ilan var.

Ne var bunda diyebilirsiniz. Yıllardır kapısında dilendiğimiz, kriz dönemlerinde el açtığımız IMF’ye borcumuz bitti, onlar teşekkür etmiş diyebilirsiniz. Peki bu borcu ödemek kimin görevi? Hükümetin değil mi? Hükümet yapması gerekeni yaptığı için neden teşekkür ediliyor.

Ayrıca, Başbakan ve hükümet üyeleri, bu patayı eşten dosttan toplayıp ceplerinden mi ödediler? Ödedikleri para bu devletin yani halkın parası değil mi? Bizim paramızla ödedikleri bir borçtan dolayı neden teşekkür ediliyor?

“Kardeşim, daha evvelki hükümetler batırdı, bu hükümet ekonomiyi toparladı, borcumuzu da bitirdi, bir teşekkürü hak etmiyor mu”, dediğinizi duyar gibiyim. Ediyor mutlaka tabi, zaten bu millet, her seçimde hükümetin oyunu artırarak teşekkür etmiş olmuyor mu? Ayrıca panolara ilan verip teşekkür etmeye ne gerek var?

Bir de, Ankara Ticaret Odası, Türkiye’nin IMF’ye olan borcuna kefil mi olmuş da, borç ödenince teşekkür ilanı veriyor? Yoksa ATO yönetimi bu olayı fırsat bilip, Başbakana selam mı çakıyor? Ve Başbakan neden bu saçmalığa sessiz kalıyor? Kaldırın bu ilanları diye talimat vermiyor? Bundan böyle her aklına esen hükümetin icraatlarıyla ilgili ilan asmaya kalksa ne olur ortalığın hali düşündünüz mü?

On yıl önce kimsenin tanımadığı günümüzün zengin müteahhitleri, hükümetin devlet bankalarından verdiği desteklerle palazlanan medya patronları, başbakanın himayesine girerek köşe yazan gazeteciler, sadece akrabası olduğu devlette yüksek kademelerde iş bulmuş bürokratlar ve AK Parti iktidarından nemalanan herkesin, sağa sola teşekkür ilanları astığını bir düşünsenize.

2020 Olimpiyatlarına ev sahibi olma şansı yakalarız, teşekkür edersiniz. Büyük bir kültürel organizasyona ev sahipliği alırız, teşekkür edersiniz. Çünkü bunlar hükümetin görevleri dışında olan ekstra işlerdir. Olması durumunda ülkeye ciddi bir itibar kazandırır. Sadece siz değil, bütün dünya teşekkür eder. Ama yapması gereken bir şeyi yaptı diye diye teşekkür etmeye kalkarsanız, sadece biz değil, bütün dünya buna güler.

Yapmayın beyler, hükümet görevini yapmış, halka verdiği sözü tutmuş ve devletin kasasından ödemesi gereken borcu ödemiş. Bu kadar. Teşekkür edecekseniz başka bahane bulun, ya da yağ yakacaksanız. İnsanı Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı noktada buluşturuyorsunuz ya, daha ben size ne diyim !

 

 

Devamını Oku

BURAK YILDIRIM'I KİM ÖLDÜRDÜ

Dün gece, basınımızın “Dünya Derbisi” diye adlandırdığı ama dünyada bizden başka hiç kimsenin izlemediği, Fenerbahçe - Galatasaray derbisi vardı. Galatasaray geçen hafta şampiyonluğu garantilediği için, maçın çok da bir iddiası yoktu. Ama sahada gerilim had safhadaydı. Kavgalar, küfürler, itişler, kakışlar ve kırmızı kartlar havada uçuştu.

Maç bitti, taraftarlar evlerine dağılmak için yola çıktı. 20 yaşındaki Fenerbahçe taraftarı Burak Yıldırım, Edirnekapı metrobüs istasyonu çıkışında çıkan kavgada bıçaklanarak öldürüldü. Evine dönemedi. Polis şimdi her yerde Burak’ın katilini arıyor. Aslında katiller o kadar çok ve o kadar ortadaki. Kimler mi dersiniz.

Burak Yıldırım’ı aslında bu ülkedeki futbol şiddeti öldürdü. Bu şiddeti besleyen büyütenler katletti gencecik bir adamı. Mesela Fenerbahçe’nin alkışlamak gibi bir niyeti, Galatasaray’ın alkışlanmak gibi bir talebi yokken, ısrarla alkış gündemiyle ortalığı geren Türk spor medyası öldürdü Burak’ı. Soktular bıçağı körpe vücuduna acımadan. Yarın da timsah gözyaşı dökecekler eminim. Ama sorumsuz spor medyası bu hale getirdi ülkeyi biraz da.

Bir bıçak da Aziz Yıldırım sapladı mesela. Şampiyonluğu kaybetmiş olmanın verdiği eziklikle, Galatasaray aleyhine tahrik ve tehdit içeren açıklamalar yaptı. Hem de maçtan iki gün önce. Kazanın altına sürdü odunları arka arkaya. Sonra da dün tribüne oturup marifetini seyretti.

Biz eksik kalmayalım dercesine Aykut Kocaman ve Claudio Taffarel de birer bıçak darbesi savurdular Burak’a maç biter bitmez. Maç bitmiş ama onların öfkesi bitmemişti. “Galatasaray bize TT Arena’da daha fazlasını yaptı” dedi Aykut Kocaman, yapılanlara arka çıktı. Centilmenliği ve beyefendiliği ile gönüllere taht kurmuş Aykut Kocaman’ın cenazesi kalktı aslında dün Saraçoğlu’ndan. Ve bu iğrenç atmosfere kurban verdiğimiz bir diğer adam da Türk olmamasına rağmen Taffarel’di. Biz onlara değil, onlar bize benziyor maalesef.

Maç başlamadan önce, Galatasaray’ın iki siyahi yabancısı Drogba ve Eboue’ye muz fırlatıp maymun imasında bulunan yaratıklar da cinayete ortak oldular dün gece. Rakibin siyahi oyuncusuna “maymun” imasında bulunurken, kendilerini insan zannetmeleri çok ilginçti. Kendi takımlarında oynayan iki siyahi oyuncu varken, hatta bunlardan biri de iki gol atıp maçı kazandırmışken, utanmışlar mıdır acaba? Utanmak için de asgari bir insanlık gerektiğine göre.

Sahadaki futbolcular da koşarak cinayet mahallindeki yerlerini aldılar dün akşam. Her pozisyonda kavga etmek için fırsat kolladılar. Ayırmaya gelen Drogba’ya dayılık yapan Volkan, yerde yatan rakibi kaldırmak için uğraşan Melo’yu engellemeye çalışan Emre, Volkan’ı öldüresiye boğazlayan Sabri ve bu atmosfere ortak olan diğerleri. Çirkinlik üstünde çirkinlik vardı sahanın içinde. Futbolcu diye geçinen, futbol oynamak için para alan o kadar adam, dün futbol değil, çirkeflik peşinde koştular, ve bu cinayete onlar da ortak oldular.

Biz taraflar da geri kalmadık bu cinayetten. Fanatikliğimiz, düşmanlığımız, hazımsızlığımız bir hafta boyunca tavana vurdu. Sadece diş biledik karşılıklı. Hakaretler ve küfürler ürettik üstü açılmamış. Bir gün önce koca bir ilçe kana bulandı, onlarca insan öldü, bu bile frenlemedi bizi. Umurumuzda olmadı. Burak Yıldırım’ın öldürülmesinin ardından bile sosyal medyada kan damlıyordu klavyelerden. Ardından küfürler edenler bile oldu. Ölümü bile kesmedi bazılarını, cesedini bile rahat bırakmadılar.

Polis Burak Yıldırım’ın katilini arıyor, ama aslında katiller ortalıkta dolaşıyor. Bir sonraki cinayetlerini işlemek için bir sonraki maçı bekliyorlar, bitmez tükenmez bir kinle ve nefretle. Hepimiz katiliz aslında, hepimiz ortağız bu cinayete. Bıçakta parmak izlerimiz yoksa da, ağzımızdan ve klavyelerimizden saçtığımız salyalar var. Kan sıçramadıysa da üzerimize, günah sıçradı. Gelip yakalamasa da polis hepimizi, vicdanlarımızda mahkumuz hepimiz. Tabii vicdanı olanların.

 

 

 

Devamını Oku

TÜRKİYE'NİN REAL'İTESİ GALATASARAY'DIR

Tarih : 9 Kasım 1988

Rakip : Neuchatel Xamax

O zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası 2. Tur rövanş maçı. İlk maçı İsviçre’de Xamax takımı 3-0 kazanmış, rövanş için neredeyse kimsenin ümidi kalmamıştı. Galatasaray Teknik Direktörü Mustafa Denizli, maç sonrası; “İstanbul’da 5 atarız” deyince, zamanın gazeteleri hocaya “deli” demişlerdi. Ve 9 Kasım günü sahaya çıkan Galatasaray, Tanju Çolak’ın 3, Uğur Tütüneker’in 2 golüyle N. Xamax’ı 5-0 yenip, çeyrek finale yükselen takım oluyordu. O maçın ardından Fransız takımı Monaco ile eşleşen Galatasaray, tur atlayıp yarı finale yükseliyor ve Avrupa’nın en büyük dört takımından biri oluyordu.

Tarih : 20 Ekim 1993

Rakip : Manchester United

Şampiyonlar Kulüpler Kupası, Şampiyonlar Ligi’ne dönüştürülmüş ve henüz ikinci sezonu oynanacaktı. Gruplara sadece 8 takım kalabiliyordu. Galatasaray, ön elemenin ilk turunda İrlanda’nın Cork City takımını kolay elemiş, ikinci turda dünyanın en iyi takımlarından biri olan Manchester United ile eşleşmişti. Bu turu geçen takım Şampiyonlar Ligi’ne kalan 8 takımdan biri olacaktı. İlk maç İngiltere’de oynanacaktı, herkes fark hesabı yapıyordu. Maç ta aynen öyle başladı. 14. Dakikada İngiliz devi 2-0 öne geçmişti bile. İngiltere’den 8 gol yemeye alışık bir milletin evlatları olarak, “acaba kaç gol daha yeriz” diye düşünmeye başlamıştık ki, sahada 11 sarı kırmızılı formalı adam, birden kabuklarını kırıverdi. Ardından İngilizler ne olduğunu anlamadan Galatasaray 3-2 öne geçiverdi. İngilizler son dakikalarda attıkları golle ancak beraberliği kurtarabildiler. 3-3’lük maçın rövanşı 0-0 bitince Galatasaray Şampiyonlar Ligi’ne kalan ilk Türk takımı oldu. Bu sonuç, yani Manchester gibi bir devin Şampiyonlar Ligi’nin dışında kalması, UEFA’nın statü değiştirmesine ve Şampiyonlar Ligi’ne takım sayısını artırmasına neden oldu. Türk Futbol tarihinde birçok şeyi değiştiren Galatasaray, UEFA’nın da Şampiyonlar Ligi’nin statüsünü değiştirmesine sebep olmuştu.

Tarih : 17 Mayıs 2000

Rakip : Arsenal

Şampiyonlar Ligi gruplarında 3. Olan Galatasaray, UEFA Kupasında yoluna devam etmiş, sırasıyla Bologna, B. Dortmund, Mallorca ve Leeds United’i elemiş, hiç mağlup olmadan finale yükselmişti. Finalde rakip İngilizlerin güçlü takımı Arsenal’di. Mükemmel bir kadroya sahip olan Arsenal ile Galatasaray Kopenhag’da karşılaştı. Maçın 90 dakikalık bölümü golsüz geçilirken, uzatma dakikaları başladığında, sarı kırmızılı takım Hagi’ nin gördüğü kırmızı kartla on kişi kalıverdi. Arsenal karşısında yaklaşık yarım saat 10 kişi oynayan Galatasaray, maçı penaltılara götürmeyi başardı. Penaltı atışları sonucu maçı 4-1 kazanan Galatasaray, Türkiye’ye ilk kez uluslararası arenada kupa kazandıran takım oldu. Galatasaray bir kez daha imkansız denileni başarmış ve Türkiye’nin gururu olmuştu.

Tarih : 25 Ağustos 2000

Rakip : Real Madrid

UEFA Kupası galibi Galatasaray’ın Monaco’da oynanan  UEFA Süper Kupa finalindeki rakibi Şampiyonlar Ligi şampiyonu Real Madrid’di. Tam bir yıldızlar karması olan Real Madrid karşısında otoriteler, Galatasaray’a neredeyse hiç şans tanımıyordu. Normal süresi 1-1 biten maçın 103. dakikasında Mario Jardel’in attığı altın gol, Galatasaray’a Süper Kupa’yı getirdi. Türkiye’nin hali hazırdaki sahip olduğu iki Avrupa Kupasının ikincisi de Galatasaray’ın müzesinde yerini almış oldu. Galatasaray o yıl, Dünya Kulüpler Sıralamasında 1. Sıraya yükselme başarısını da yakaladı.

Ve Dün…

Tarih : 9 Nisan 2013

Rakip : Yine Real Madrid

Saymadığımız daha nice maç oynadı Galatasaray Avrupa’da. Daha nice başarılar kazandı. Ve dün rakip bir kez daha Real Madrid’di. Düne kadar aralarında oynadıkları dört maçın ikisini Galatasaray kazanmış, ikisini de Madrid devi kazanmıştı. Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında Madrid’de 3-0 mağlup olan Galatasaray için aslında yapacak çok şey kalmamıştı. Hatta İspanyol basını aslarını İstanbul’a götüren Mourinho’yu eleştirmişti. Maçın henüz yedinci dakikasında Ronaldo durumu 1-0 yapınca, maç fiilen bitmiş gibi oldu. İlk yarı bu skorla kapandı. Ama ikinci yarı sahada bambaşka bir Galatasaray vardı. Art arda gelen üç gol Real Madrid’i şaşkına çevirdi. Topları taca atmaya, forvet çıkarıp defans oyuncusu almaya kadar her türlü yolu denediler. Uzatma dakikalarında attıkları golle maçı 3-2 tamamlayıp turu geçtiler ama yaşadıkları korku gözlerinden okunmuştu bir kere. Drogba üçüncü golü attığında, “beş beş” sesleriyle inledi Türk Telekom. Ve rahmetli Derwall’in sözü geldi aklımıza; “Galatasaray’ın olduğu yerde umut vardır”

Dün Galatasaray bir kez daha büyüklüğünü, asaletini ve kalitesini tüm Avrupa’ya gösterdi. Bir kez daha taraftarının göğsünü kabarttı. Turu Real Madrid kazandı ama övgüyü Galatasaray aldı. Kim bilir ilk maçtaki hakem tarafgirliği olmasa bugün yarı final konuşuyor olacaktık. Ama bu kadarı da bize yetti. Real Madrid’le beş maç yapıp, üçünü kazanan kaç takım var ki dünyada?

Sonuç olarak Galatasaray, bir kez daha ve yürekten, “iyi ki GALATASARAY’lıyım” dedirtti bizlere. Ve bir kez daha anladık ki; Türkiye’nin REAL’itesi Galatasaray’dır. Teşekkürler bize bu gururu yaşatanlara, binlerce, onbinlerce…

Devamını Oku

ÖZÜR TAMAM DA, YA SORULAR

 

48 saat içinde olan biten, 48 yılda zor yaşanacak cinstendi. Nevruz kutlamalarında, devletin tanımıyla, “Bebek Katili” Abdullah Öcalan’ın barış mesajı okundu. Binlerce insan mesajı alkışladı. Daha bu olayın dumanı tüterken, İsrail ansızın aylardır beklenen özrü dileyiverdi. Hem de bu özür için ABD Başkanı Obama aracılık yaptı.  Dilenen özrün zafer çığlıklarını atarken biz, Lübnan Başbakanı sessiz sedasız istifa ediverdi. Obama’nın İsrail’li milletvekillerinin gözlerinin içine bakarak, “Kendinizi Filistinlilerin yerine koyun” tavsiyesi bile arada kaynayıverdi.

En baştan söylemeliyiz ki, İsrail’e özür diletebilmek, nasıl olursa olsun muhteşem bir başarıdır. Bu başarı başta Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu’nun eseridir. Tebrik etmek, her Türk vatandaşının boynunun borcudur. Ama akla gelen soruları sormak, bizlerin vazifesidir. Belki bilen birileri cevap verir de, biz de rahatlamış oluruz.

1-  İsrail’in özrünün, Nevruz kutlamalarının hemen ardından gelmesi tesadüf müdür? Barış sürecinde yapılan görüşmelerden rahatsız olan AK Parti seçmeninin tepkisinin, özür sayesinde sıfırlanacak olması bir plan dahilinde midir?

 

2-   İsrail’in bunca zaman inat edip, şimdi hem de ABD’nin baskısıyla özür dilemesinin Suriye ile bir ilgisi var mıdır? Suriye’nin üçe bölünüp, kuzeyinin Kürt bölgesi, güneyinin İsrail kontrolünde bir bölge ve geri kalanının şiilere dolayısıyla İran kontrolüne bırakılacağı söylentileri doğru mudur? Eğer böyle bir plan hayata geçecekse, bu durumda en çok mağdur olacakların, Suriye’li sünni müslümanlar olacağı, Türkiye’yi yönetenlerin bilgisi dahilinde midir? Irak’ta yapılanın benzeri Suriye için de mi düşünülmektedir? Lübnan Başbakanı, ABD Başkanı bölgedeyken neden istifa etme gereği duymuştur?

 

3-    Milliyet gazetesine haber olup, bir anda gündemin en önemli konusu haline gelen tutanaklarda, oldukça kaba saba ve dengesiz bir ruh haliyle mesajlar veren Abdullah Öcalan mı gerçektir, yoksa Nevruz kutlamalarına gönderdiği barış çağrısı mektubunun yazarı helallik isteyen Abdullah Öcalan mı? İki mektubu da aynı kişi mi yazmıştır? Eğer öyle ise, iki mektup arasındaki üslup farkını neye yormamız gerekmektedir?

 

4-    Suriye’de yapılmak istenilenler öncesi, Obama’nın Filistin’e destek veren konuşma yapması ve Netenyahu’nun özründe geçen “Gazze’deki ablukayı hafifleteceğiz” mesajı, Arap Dünyasının gazını alma çalışmaları mıdır? Suriye’deki muhaliflerin durumu ne olacaktır? Muhaliflere sınırsız destek veren Türkiye, yeni durumda hangi rolü oynayacaktır?

 

5-    Suriye’de kurulması planlanan Kürt Bölgesi’ne PKK militanlarının yerleşeceği ve o bölgenin silahlı milisleri olacakları doğru mudur? Eğer öyleyse, terör bitmiş sayılacak mıdır? Sınırımızın diğer tarafındaki silahlı –eski teröristler- ülkemiz için tehlike olmaktan çıkacak mıdır?

 

6-    Abdullah Öcalan’ın özellikle iktidara yakın medya tarafından şeytanlıktan melekliğe terfi ettirilme gayreti, ev hapsi için zemin hazırlığı mıdır? Abdullah Öcalan’a olası barış döneminde biçilen rol nedir? Eli kanlı katil yakında aramızda dolaşmaya başlayacak mıdır?

 

Bunlar aklımıza gelen soruların bazıları. Bu soruların cevaplarını öğrenmek için çok beklemeyecek gibiyiz. O kadar hızlı gelişiyor ki her şey, önümüzdeki günlerde çok önemli gelişmeler olacak sanki. Tek tesellimiz; herkesin bir planı varsa, Allah’ın da bir planı vardır ve O’nun planı, bütün planları inşallah paçavra haline getirecektir.

 

 

Devamını Oku
}