Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

28 ŞUBAT'IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...

 Siyasal tarihimize ‘post-modern darbe’ olarak geçen, ülke tarihimizde bir ‘kara leke’  olan, 28 Şubat darbesinin yeni bir seneyi devriyesini daha ardımızda bıraktık.

 

1997 Şubat’ının son gününde yapılan,  Milli Güvenlik Toplantısında, askerlerin öne sürdüğü kararlar ve baskısıyla Refah Partisi’ninde içinde olduğu hükümete açıkça darbe yapılmıştı. Bu darbenin yapılışında, basına, yargıya bir takım işçi sendikalarına da roller verilmişti. 28 Şubat darbesi yalnızca hükümete yapılan bir darbe değil, aynı zamanda dindarlara karşı açılmış bir mücadeleydi.

 

28 Şubat’ı bir köşe yazısına sığdırmak elbette güç. Bununla ilgili nice kitaplar yazılmış, belgeseller hazırlanmıştır. Bu sürecin hazırlanmasında,  bahane olarak kullanılan olaylar ve sonrasında, vicdan sahibi insanların içini parçalayan, yaşanmış çok sayıda hayat hikayeleri yazılmış, anlatılmıştır.

 

Ben burada bazı şahsiyetlerin konuyla ilgili sözlerini ve sonraki gelişmeleri ve bunlarla ilgili bazı düşüncelerimi paylaşacağım.

 

Bakın, dönemin Genel Kurmay Başkanı, Hüseyin Kıvrıkoğlu o günlerde ne demişti ; “28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek.”   Dediği oldu mu? Elbette hayır.

 

28 Şubat darbesi sonrası süreçte, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Siirt’te okuduğu bir şiirden dolayı hapse atıldı ve artık muhtar bile olamayacağı yazıldı.

Öyle mi oldu? Hayır. Onların yazdığı değil , Allah’ın takdir ettiği oldu elbette.

 

Peki ne oldu ; 14 Ağustos 2001’de kurulan Ak Parti, 3 Kasım 2002 tarihinde girdiği ilk seçimden birinci parti olarak çıktı ve Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklı olduğu için Abdullah Gül’ün başbakanlığında 58.hükümeti kurdu.  Partinin Genel Başkanı olan, Sayın Erdoğan ise kısaca söyleyelim; siyaset yasağının kalkması ve ardından Siirt milletvekili seçilmesinden sonra… 15 Mart 2003 tarihinde 59.hükümeti kurdu ve başbakan oldu. Şimdi ise bildiğiniz gibi Cumhurun Başkanı.  Hem de Cumhuriyet tarihinde halk oylamasıyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak. Hani muhtar bile olamazdı.

 

Kapatılan Refah Partisi yerine kurulan, Fazilet Partisi, 18 Nisan 1999’da yapılan genel seçimlerde, içinde başörtülü Merve Kavakçı’nın da olduğu, 111 miletvekili çıkarmıştı. Diğer milletvekilleri gibi TBMM’ye milletvekili yemini etmek için gelen  Merve Kavakçı’ya,  bir takım milletvekilleri, meclisi dar etmişler ve yemin ettirmemişlerdi.

 

Bakın o gün (2 Mayıs 1999), Meclisin kürsüsüne gelen DSP Genel Başkanı, Bülent Ecevit neler sarfetmişti;

 "Burası hiç kimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!"

 

Merve Kavakçı’yı başörtüsüyle yemin ettirmediler. Malum güçler, daha sonrada rahat bırakmadılar…

 

Peki bugün durum nedir? Merve Kavakçı’nın, başörtülü kız kardeşi Ravza Kavakçı Kan, Ak Parti milletvekili olarak, meclise geldi ve yemin etti. Sadece Ravza Hanım mı? Hayır. Kendisinin dışında, yanılmıyorsam,  17 başörtülü milletvekili daha var mecliste. Ya Cumhurbaşkanı  ve başbakanımızın eşleri… Cumhuriyet elden gidiyor diyenlere duyurulur. Cumhuriyete bir şey oldu mu? Cumhuriyetin esas savunucuları siz mi? yoksa zulmettiğiniz bu insanlar mı?

 

Bir zamanlar,birilerinin “Nurlu Süleyman” dediği,Süleyman Demirel’e gelince,  ölmüş bir insana ne diyeyim.  Mezarda ne durumdadır bilmiyorum. Halini Allah bilir. Ancak, tarihi bir şahsiyet olarak, söylediklerine bakacak olursak; 2006 yılında bir televizyon programında, başörtüsüyle üniversiteye  gitme konusunda, bakın ne diyor;

 

“Orası üniversite, oranın kuralları var. Danıştay, Anayasa Mahkemesi karar vermiş. İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan'da falan öyle yerler vardır, oraya gidin, orada okuyun! Türkiye lalikten vazgeçemez. Herkes aklını başına toplasın. Bu ülkenin halkı yüzde 99'u Müslüman diye, Müslümanlığı istismar ederek, bu milleti arkamıza düşürürüz diye düşünen varsa aldanıyor. Hem de çok aldanmaktadır. Cumhuriyet  beşinci neslini yetiştirmiştir ve bu nesil cumhuriyete sahip çıkmaktadır. Türban özgürlük falan değildir. Bu gericiliktir.”

 

Şimdi durum nedir? Bırakın üniversiteyi, liseye, ortaokula başörtüsüyle gidebiliyor kızlarımız. Cumhuriyete de bir şey olmadı.

 

Bu ülkede, 28 şubat sürecinde ve daha önceki yıllarda, dindarlara çok zulüm yapıldı. Tüm bunlara karşı bu mazlum insanlar, başörtüsü mağduru, mazlum kızlarımız haklarını elde edebilmek için ne yaptılar, Haklarını nasıl aradılar? Okul, hastane, ambulans mı  yaktılar?  İnsanların ekmek teknesi kamyonlarını, marketlerini mi yaktılar? Sağa sola bomba koyup masum insanları mı katlettiler? Elbette hayır.

 

Bakın bu çok önemli. Haklı olmak başka, hakkı doğru yoldan aramak başka. Sonuçta bu insanlar, teröre bulaşmadan birçok haklarını elde ettiler mi? Ettiler. İmam Hatip ortaokulları açıldı mı? Açıldı. Katsayı farkı kalktı mı? Kalktı. Başörtüsü yasakları, üniversitelerden kalktı mı? Kalktı. 28 Şubat mağdurlarına af çıkarıldı mı? Çıkarıldı…

 

Şunu da hatırlatmak isterim ki, 28 Şubatçılar ve o zihniyetin savunucuları, bu insanlara,  Kürt, Türk, Arab ayrımı yaparak zulmetmediler.  Bunları ırkından dolayı üniversiteden, ordudan atmadılar. Irkları ne olursa olsun, dindar yaşamlarından dolayı kovuldular ve zulme uğradılar. Bize düşen ise; ırkçılığa kaçmadan, zulmü zulm olarak görüp, elbirliği ile zulme karşı mücadele etmek, kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın, zulmü engellemek, adaleti tesis için çaba göstermektir.

 

“Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye Kitab'ı sana hak olarak indirdik; hakkı gözet, hainlerden taraf olma.” (Nisa,105 meali)

 

Bu arada, 28 şubat darbesini yapanlarla ilgili, Fethullah Gülen ne demişti?

16 Nisan 1997'de Kanal D'den, Yalçın Doğan'a verdiği  röportajda bakın ne diyor;

"Askerlerimiz bir yönüyle yaptıkları bazı şeylerden ötürü bazı çevrelerce, belki antidemokratik davranıyor sayılabilirler. Ama onlar konumlarının gereğini anayasanın kendilerine verdiği şeyleri yerine getiriyorlar. Hatta dahası, ben zannediyorum, onlar, bazı sivil kesimlerden daha demokrat. Herhalde onların temsil ettikleri kuvvet şu partiler arasında birbirini istemeyen insanların elinde olsa bir gece hızlı bir baskınla gelirler hasımlarını bertaraf ederler onun yerine otururlar. Kuvvet ellerinde olduğu halde çok mantıki davranıyorlar. Çok muhakemeli davranıyorlar. Epey zamandan beri. His öne çıkmıyor burada ve kuvvet, güç gösterisi şeklinde öne çıkmıyor. Bana demokraside daha dengeli geliyorlar, o açıdan."

Yorumu size bırakıyorum...

 

“Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz.”   (Hud,113 meali)

 

28 Şubat, bin yıl sürecek diyenler, Onlara yaranmak isteyenler, şimdi nerdeler, ne haldeler?

Artık muhtar bile olamaz denilenler, o günün mazlumları, şimdi nerdeler…

Biz kullara düşen sefer eylemektir.  Zafer Allah’tandır.  Her şeye kadir olan Allah, dilerse dünyayı güllük gülüstanlık eder ancak unutmayalım ki, dünya imtihan yeridir ve bizlerde imtihan edilen kullarız. Mesele olaylar karşısında bizim duruşumuzdur. Allah, mü’minlere, olaylar karşısında, daima razı olduğu duruşu göstermeyi nasip eylesin.

 

 En Adil Olan’ın, Yüce Elçisinin naklettiği mesajla bitirelim;

“Hayır, Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, zâlimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalblerinizi birbirine benzetir, sonra da İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder.”    (Ebû Dâvûd, Tirmizî)

 Allah zalimlere fırsat vermesin.

 

Selam ve dua ile…

 

İletişim:

 

Twitter.com/melihesatacil

Devamını Oku

EMPERYALİST EMELLER VE KULLANIŞLI ÖRGÜTLER…

Bildiğiniz gibi, DAİŞ, uzun zamandır gündemde olan, bir örgüt. Son zamanlarda da, yüzlerce insanın ölümüne neden olan terör eylemleriyle gündemi epeyce işgal etti. Örgütün, nasıl ortaya çıktığı, kimin çıkardığı, neden çıktığı bir konu,  DAİŞ adı altında ortaya koyduğu eylemler ise ayrı bir konu. 


DAİŞ’in ortaya çıkışıyla ilgili olarak, özetle; Saddam sonrası, Irak’ta şiilerin hakimiyetinin artması  ve ardından Sünnilere yapılan  yanlışlara bir tepki olarak, ortaya çıkan bir örgüttür denilmekte.  Ancak, başka şeylerde söylenmekte.

Mesala; Amerikan gizli istihbaratında çalışmış olan, Edward Snowden diyor ki;

‘’IŞİD’in arkasında CIA, M16 ve MOSSAD var. Işid bölgede İsrail’in güvenliğini sağlamak için kuruldu.

Amaç: İsrail’i korumak için, Ortadoğu’da İsrail’e karşı olan grupları kendi içlerinde savaştırmak, kendi kontrollerinde tutarak, İslam’a karşı yeni gruplar yaratmak…’’

 

Zulme uğramış insanlar, öfkeli olurlar. Patlamaya hazır bomba gibi. Mazlumlar, öfkelerini kontrol edemezse, dünya siyasetinden, emperyalist güçlerin oyunlarından bihaberse, sağlıklı bir değerlendirme ölçüsüne sahip değilse, doğru olan ölçüyü anlayamamışsa, iyi niyetli bile olsalar, bilmeden birilerinin emellerine hizmet edebilir, hatta kendi davalarına ciddi zarar verebilirler.

 

DAİŞ, acaba bu duruma düşmüş bir örgüt olabilir mi?

 

Eğitimci bir büyüğümden aldığım bazı alıntıları paylaşacağım bugün ki köşemde, ana vurgulardan biri uyanık olmak.  Avustrulya’da şüpheli bir kazayla vefat eden ülkemizin saygın alimlerinden, Prof.Dr.Mahmud Es’ad Coşan, 5 mayıs 1990 yılındaki bir sohbetinde bakın ne diyorlar;

 

“Bugün maalesef tüm İslâm âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş uçurtmazlar, takip ederler... Hem de kendisi takip etmez... Amerika seni John'la takip etmez, Smith'le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslümanla takip eder; canına okur. O milletin içinden çıkmış hain vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış insanlara yaptırır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır.”

 

“Herkese ajan demiyoruz; Metot bilmediğinden, ilimden uzak olduğundan emperyalist onu kullanır, fark etmez. Sahte bir takım organizasyonlar var, topluyorlar insanları etraflarında, ondan sonra onları toptan satıyorlar! Götürüyor, olmadık yere bağlıyor... Mü'min feraset gözüyle bunları anlayabilmeli. Hizmet ediyorum diyen insanları, organizasyonları irfan teraziniz ile tartın!”

 

Düz bir bakışla, DAİŞ’in İslam davası için mücadele verdikleri konusunda , samimi olduklarını düşünelim. Yada içlerinde samimi insanlar olduğunu düşünelim.  Samimi olmak, iyi niyetli olmak yetmiyor.

Eğer davasının içeriğini iyi bilmiyorsa, anlamamışsa ve kaliteli, samimi liderlerden yoksunsa, kendilerine, basiretsiz, kalitesiz,  liderler edinmişlerse  ya da kasıtlı olarak, aldatılarak bu şahıslar lider edindirilmişse, ve bu basiret yoksunu liderler,  doğrunun ölçüsü haline gelirse/getirilirse, büyük  çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalınabilir. Çok güzel işlerde kullanılabilecek büyük bir enerji,  zayi olabilir yada zayi edilebilir. Bu güç, bu enerji doğru yerde, doğru zamanda, doğru şekilde, doğru işlere kullanıldığında büyük faydalar hasıl edebilecekken, dikkat edilmezse bu büyük enerji  birileri tarafından  heba edilebilir. Hatta  büyük zararlar verdirebilirler.

 

Bu bir savaştır. İslam düşmanlarının İslam ile savaşıdır. Bir taraftan İslam’ı adete bir terör dini olarak göstererek, İslam’a olan yönelişi engellemek, diğer taraftan terörle mücadele bahanesiyle İslam beldelerine çöreklenmek, kaynaklarına zarar vermek, birbirleriyle uğraştırılarak enerjilerini boşa harcatmak ve bu karışıklıktan istifade bir takım emellerini gerçekleştirmek.

Müslümanlar uyanık olmalı ve buna müsaade etmemelidir. Bu oyuna gelmemelidir.

 

Bugün maalesef DAİŞ denilen örgütün ortaya koyduğu eylemler bir taraftan dünyada İslamafobinin artmasına neden olurken, bir taraftan İsrail’in Filistin’de yürüttüğü zulme karşı tepkinin zaafiyete uğramasına neden oluyor. Diğer taraftan yapılan gereksiz terör eylemleriyle bir sürü güçlü devleti uçaklarıyla, füzeleriyle üzerine çekmekte, nice canlar kaybolmakta ve İslam beldeleri bombalarlar mahvolmakta. 

 

DAİŞ’e soralım;  neden, Ankara’da, Pariste, dünyanın çeşitli yerlerinde,  savaşmayan insanları bombalıyor, öldürüyorsun. Bunları davam dediğin İslam’ın hangi emrinden aldın? Tüm bunların sonucunda dünyanın sana nasıl bakmasını bekliyorsun? Bir sürü dünya gücünün, uçaklarını, füzelerini, silahlarını üzerine, Müslümanların üzerine çekiyorsun? Hatta neden, adam gibi, Esed ile mücadele edipte dünyanın sempatisini üzerine çekmiyorsun? Senin bu terör eylemlerin olmasa, Rusya bölgeye böyle rahatça gelebilir miydi? Esed denen zalime böylesine rahat  yardım edebilir miydi?

Bu yaptığın terör eylemlerine kim seviniyor, kim üzülüyor? Kim kazanıyor, kim kaybediyor…  İsrail, İslam düşmanları sevinirken, Müslümanları üzüyorsun.  Yaptığın terör olaylarıyla dünya meşgul olurken, İsrail zulmüne adeta perde oluyor…

 

Bu terör olaylarını neden yapıyorsun? Ölçün ne? Ölçü bozuk olursa sonuçlar da bozuk olur.  Ölçü bozuk oldu mu, diri diri kızını gömen  insanlar gördü bu dünya. Ölçüm İslam demekle de iş bitmiyor. İslam’ı ne kadar biliyorsun?  Bu dünya, Hz.Ali gibi bir şahsiyeti,camiye giderken hançerleyip "Emir ve hüküm sadece Allah'a aittir. Ey Ali! Sana ve arkadaşlarına değil!" diye haykıran İbn-i Mülcem’i de  gördü.

 

İslam’ı gereği gibi bilmezsen, dünyayı gereği gibi tanımazsan, emperyalist güçlerin oyuncağı olabilir, nice masum insanı, hatta nice müslüman büyük şahsiyeti İslam adına katledebilir, İslam davasına büyük zarar verebilirsin.

Peygamber Efendimiz, insanları, İslam’a ısındırmak için ne ızdıraplara katlanmıştır. Taif’te Kendileri taşlattırılmış, kanlar içinde kalmış, istese melek tarafından Taif mahvedilecekken, öyle yapmamış, dua etmiştir. Bir buna bak, bir de DAİŞ’in yaptığı terör olaylarına ve sonuçlarına bir bak…

 

 

Samimiysen, bak Kur’an ne diyor;

“Bunun için İsrailoğullarına kitapta şunu bildirmiş idik: «Her kim bir kişiyi, bir kişi karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuğu olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.» Andolsun ki, peygamberlerimiz onlara apaçık delillerle geldiler de sonra içlerinden bir çoğu, bütün bunların arkasından hala yeryüzünde bozgunculuk ve cinayette çizgiyi aşmaktadırlar.” (Maide- 32 meali / Elmalılı)

 

Rehberim, Hz.Muhammad (S.A.V.) diyorsan, bak O büyük rehber ne diyor;

"Yaşlılara, kadınlara, çocuklara, kendisini ibadet ü tâate vermiş ruhbanlara ve mabetlere ilişmeyiniz! Ağaçları yakmayınız! Hayvanlara dokunmayınız! Ve servetleri heder etmeyiniz."     (Ahmed b. Hanbel, Ebû Davud)

Bunları bilen bir mü’min, böylesine terör faaliyetleri yapar mı?

 

Hz.Ali derki; Hakkı bilirsen, Hakk ehlini de bilirsin.

 

İletişim:

melihesatacil@gmail.com

Twitter: @melihesatacil 

 

 

Devamını Oku

Siz Sırtınızı Nereye Dayadınız ?

7 Haziran’da herkesin kafasında  yeni bir Türkiye vardı. Kiminin yeni Türkiye’sinde, 2023 hedeflerine hızla ulaşma, kimin de ise Yeni Türkiye sınırları! Allı pullu, sazlı, tekerlemeci seçmeninin tabiri ile Selo Başkan bütün yaz ayı boyunca ülkenin gündemide kalabildi. Ancak cips kutusu gibi, paketi açıyorsun ki çoğu hava. Cips yerine de;  keleş, molotof…  Gündemde ise şimdi; Terör ve kurulamayan koalisyon görüşmeleri  var.  

Peki  %7’lik bir omurgası olan bu parti, nasıl olduda kendini ikiye katlayabildi. Üstelik, ırka dayalı bir siyasette güderken. CHP ve diğer sol partilerden kayan oy da ise etkili olan;  HDP’nin aşırı sol görünümü. Risk alarak bunu meydana getirmesi  ve bunu yaparken bir takım solcu entel  tiplerinin desteğini alması. Aşırı solun, komünist algının, HDP için ayarlanmış medya ile HDP’de kendilerinden birşeyler  bulmasıda, bu denli oy yükselmesinin önemli nedenlerin birisi.

Hakkını vermeliyiz HDP’liler rollerini  iyi paylaşmış ve iyi oynamışlar. halen bunun etkilerini görüyoruz; Rol demişken, halk,  sanatçı arkadaşlarımızın bu noktada bilir kişi olmalarını beklerdi. Sonuçta rol ile gerçeği ayırt etmeleri gerekir iş icabı. Onlar belki de, gerçek hayatta da rol içerisindeler.  Sosyal mecralardan,  büyük olaylar hakkında paylaşım yapıp, büyük halk kitlelerinin sempatilerini toplamak gibi.

HDP’nin derin destekçileri  Suruçta mesajını verdi.  Soruyorum HDP’ye oy atan, sözde ülkesini çok seven  entel dantellere;  şehidlerimiz için  bir kere olsun cenaze törenine  katılmayıp, hadi katılmadılar bu vatanın evlatlarının savaş verdiği teröristlere  şehid diyen, onlar için düzenlenen törenlere katılanlar mı özgürlüklerin, barışın temsilcileri. Nişantaşı’nda viskilerini yudumlamalarıyla nam salmış, yüzleri  makyajla parlatılmış, içleri karanlık sözde aydınlara, hayatlarında başka başbakan tanımamış  bir kısım gençlere, Seni  başkan yaptırmayacağız naraları atan, Erdoğan düşmanlığı üzerine politika yürütenlere, sözde modern, çağdaş,ulusalcı,solcu-molcu, aydın-maydın  vs. kesime  soruyorum;  Sizde mi arkamızda YPJ, YPG ve PYD var diyorsunuz,  sizde mi sırtınızı oraya dayadınız?  Hayır ne demek dediğinizi duyar gibiyim fakat  oy attığınız partinin eş başkanı bangır bangır bunları söylemiyor mu?  Bu Dünya’da öyle yada böyle geçip gitseniz bile, öbür tarafta, acaba Şehid Mehmetçiklere ne diyeceksiniz?  Ama çok güzel saz çalıyordu mu, diyeceksiniz? İçinizde ahiret inancına, şehidlik mertebesini inanmayan  ama vatan sevgisinden bahsedenler  varsa;  vatanını bölmeye çalışan, barış, özgürlük diye diye, kalleşçe insan kanı döken, ambulans yakanların partisine, bunlara rahat rahat terörist diyemeyenlerin partisene oy vermek  acaba vatan sevgisiyle ne kadar bağdaşıyor?

Devlet, gerçekten demokraside artık çığır açmış.  Ben anlamıyorum, ben sırtımı sizin evlatlarınızı öldürenlere dayadım diyen bir kadın vekil, hemde HDP’nin eş başkanı bir şahıs, özgürlüklerin ve barışı teksilcisi olacak, böyle konuşabileceği bir ortam sunan Akparti hükümeti, özgürlük düşmanı, barış düşmanı olacak. Hadi ordan.  Çözüm sürecini ortaya koyan, Kürtçeyi serbest bırakan, Kürtçe televizyon kuran  vs. vs. parti özgürlükler düşmanı olarak lanse edilecek, ama Azeri olduğu için insanların tırlarını yakanlar özgürlük, barış temsilcisi olacak. Geçmişte kendilerine büyük sıkıntılar veren CHP ile canciğer olacaksın, Sana bir yığın hakkını teslim eden, Akpartiyi  özgürlük ve barış düşmanı ilan edeceksin. Bu işte çok iş var çok.

Hala uslanmamış olanlar varsa onlara şunu sorarak sözlerimi bitiriyorum; HDP damgalı oy pusulalarını sandığa atarken mi daha rahattınız, yoksa şehidlerimiz için tivit atarken mi? 


 

İletişim: twitter.com/melihesatacil melihesatacil@gmail.com

 

Devamını Oku