Hakkında
Şair ve Yazar
  • Doğum tarihi 04 January
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

YİRMİDE ÖL, YETMİŞTE MEZARA GİR

İnsanlar gereksiz ve lüzumsuz düşüncelerle iç dünyalarını kirletirler.

 

İnsanları öldüren açlık korkusu değil.

İnsanları öldüren gereksiz alışkanlıklarını terk edememektir.

 

İnsanlar her gün bir şeye alışkanlık ve bağımlılık edinmekteler.

Bu alışkanlıklar maddi yük getirdiği gibi insanların kimyalarınıda bozmakta.

Elindekiyle yetinmek varken, fazlasını alamamak, başkasında var bende yok huzursuzluğu, psikolojilerin ve yaşayış kalitesinin bozulmasına sebep olmakta.

 

İsteklerin yerine gelmesini isterken.,

İsteklerle ölçülemeyecek kadar değerli olan ruhunu.,

Yirmi yaşında öldürüp, yetmiş yaşında mezara soktuğunun farkındamısın.

 

Modern hayatın getirdiği istek ve arzular insanı insandan kopardı.,

İnsanı hayatın gerçeklerinden kopardı.,

İnsanı Allah'tan kopardı.,

Ve böylece insanları yirmi yaşında öldürüp, yetmiş yaşında mezara koydu.

 

İnsan Allah'a ve hakikatlere bağlanmadıkça.,

Her gün bir şeyler isteyerek hayatı zehir etmedikçe.,

Gerçek sevenlere değer vermeyip onları çantada keklik gördükçe.,

Öfkesi tavan yapmış şeytan atına binenlerden uzak durmadıkça.,

Nefsine mağlup olmayarak insanlara karşılıksız yardım etmedikçe.,

Bulunduğun rahatlığı ve elindekileri kaybetme endişesi taşıdıkça.,

Faydası olmayan tartışmalardan ve diyaloglardan uzak durmadıkça.,

Sürekli yanlışlarını fark ederek aklını kullanıp kendini düzeltmedikçe.,

Dışın mevlana için Ebu cehil olacak ve hiç bir zaman ruhun tedavi bulamayacaktır.

 

Düşünce yapısını dibe batırmış insanlar.,

Kapı kapı dolaşarak ruhunu tedavi ettirmek istesede asla şifa bulamayacaklar.

 

Çünkü dünya zevkine kapılmış iman zayıflığı, pimi çekilmiş patlamaya hazır bomba gibidir.

 

Dini vecibeleri Allah'a kulluk ve tedavi edici terapi olarak göremeyenler.,

Maalesef zaman kaybı olarak görmekteler.

 

Fakat faydası olmayan dizilere, magazinlere bakmayı zaman kazancı olarak gören akıl yoksunları kendilerini perişan etmekte ve kendi olamamaktalar.

 

Kendisi olamayan insanlar sürekli başkası olmaya çalışarak iç dünyalarını tahrip eder ve düşüncelerini karmaşık hale getirirler.

Böyle bir anlayış kimyası ve psikolojisi bozulmuş bir toplum doğurur.

 

Sonrada bu toplumlar doktor doktor ruhuna çare arar dururlar.,

Bilmez ki doktor ruhuna çare bulsa önce kendi ruhunu tedavi edecek.

Devamını Oku
YİRMİDE ÖL, YETMİŞTE MEZARA GİR

İBADET VE ZİKİR

İbadet, yaratılmış ve yaratılan mahlukatın üzerine farz kılınmış bütün muamelattır...

Zikir ise.., kalp ile Allah’ı unutmadan dil ile anmak ve hayatında yaşamaktır...

İbadet ile zikir et ile kemik gibi ayrılmaz bir parçasıdır.

 

Allah bir ayetinde..,

Sizler ibadetle beni zikredin, bende sizi anayım, şükredin nankörlük etmeyin buyurmakta.

 

Bazı kimselerin zannettiği gibi zikir Allah lafzını tekrarlamaktan ibaret değil...

Allah’ın emir ve yasaklarını yaşantımızda uygulamak ve salih bir kul olmak için her gün biraz daha iyiye giderek gayret göstermektir.

 

Kur’anı kerimde, Kullarım arasında salih amel işleyenler, Allah’tan gereği gibi korkarlardır buyrulmakta.

 

Bilinçli yapılan ibadet ve zikir..,

Allah’ı kalplerde unutturmayacak ve bir çocuğun başını okşamada ki niyet bile ibadet ve zikir olacaktır.

 

Yaşam biçimimizi Kur’anlaştırdığımızda ömrümüz ibadet ve zikirleşerek hem dünyamız hemde uhrevi hayatımız gül ve gülistana dönüşür.

 

Görülüyor ki marifet sahibi olmak..,

Şeyhini veya hocasını meşrulaştırarak ibadet ve zikir maksadıyla onlara kul ve köle olmak değil, nefsini Kur'ana ve Sünnet'e tabi tutmakla olur.

 

Birileri görsün veya yapıyor desinler maksadıyla yapılan ibadet ve zikirler...

Allah katında şirkten ve riyadan uzak durmadıkça hiç bir kadri kıymeti yoktur.

 

Çünkü gösteriş niyetiyle yapılan ibadetler ve muamelatlar enkaz yığınına dönüşmeye mahkûmdur.

 

Gereğince nefsini Kur’ana tabi tutamamış ancak tesbih elde zikrediyor...

Kalp ise günah düşüncesiyle meşgul, böyle bir gafilce zikirden ve fikirden ne fayda beklenir.

 

Beyazidi bestaminin müridlerinden birisi..,

Efendim cübbenizden bir parça versenizde teberrüken üzerimde taşısam der.

 

Beyazidi şöyle cevap verir..,

Evladım Kur’anı öğrenip hayatında yaşayamazsan, değil Beyazidi'nin cübbesi, derisini yüzüp içine girsen yinede fayda vermez sana.

 

Başkasının ilmi, takvası ve yaşayış biçimi san ki birilerini kurtaracakmışçasına onları över ve gözlerinde büyüterek ucuz kahramanlık yaparlar.

 

Allah buyuruyor ki, Allah’tan başka ne bir dost nede bir şefaatçınız vardır, artık düşünüp öğüt almaz mısınız. Bakara.152 Fatır.28 Secde.4 Mektubat Riyazüs-salihin Bir testi su

Devamını Oku
İBADET VE ZİKİR


HAKİKAT’IN UCUNDAN TUTMAK

Kur’an tabiriyle (ibda) ilk yaratılış olup, yine Kur’an tabiriyle (esir) maddesi olan su sıvısından kainat inşa edilmiş ve içerisinde sayısız hakikat ve sırlar gizlemiştir.

Allah bir ayetinde...
İnkar edenler bilsinler ki gök ve yer bitişik halde iken, biz onları birbirinden ayırdık ve her şeyi sudan yarattık, hala düşünmez misiniz buyurmakta.

Hakikatın ucundan tutabilmek...
Yaratılan bütün mahlûkatta Allah’ın tecellisini kişi ruhani hal ile kavrayıp...
Kalp’in ve aklın basiretiyle görüp...
Eşyanın hakikatlerini çözerek dünya şehvetlerinden uzak durmalıdır.

Yaratılan her mahlûkatın içerisinde Allah’ın nakış nakış donatmış olduğu hakikatleri bir varlıkta görebilmek için...
Kur’an ve sünnet istikametinde kalp ve akıl basiretini bilgi ile açabilmektir.

Kur’an ve sünnet dışında oluşan akıl, mantık ve gördüklerimiz ne kadarda hakikatlere denk görülsede, Allah katında makbul olmayacak ve zihnimizde oluşan fikirler düşüncelerimizi kirleterek karanlıklara bakmamıza sebep olacaktır.

Kur’anı kerimde şöyle buyrulmakta...
Biz ayetleri iyice anlayıp kavramaları için farklı üsluplarda anlatırız.,
Kâinatta bulunan her mahlukatta birer ayettir ve farklı üslupla anlatılmıştır.

Fakat insanlar az düşünerek yaratılış sebebini ve ruhlar âleminde verdiği sözü unutur., Geldiği âlemle gideceği âlem arasında ki dünya hayatında, hakikatlerden uzak şehvetine kapılarak hayvan özelliğine meyleder.

Hayvan duruşuyla kendinden güçsüz olanı parçalayıp midesini doyurma özelliğine sahiptir.

Çünkü duygularına muhalif olacak başka bir duygusu olmadığından dolayı sabredemez ve karşıdakini parçalama davranışıyla hareket eder.

O halde ilahi hükümlerle yoğrulamayan insanlar, hayvani duygularla hareket edebilirler.

Allah ayeti celilesinde şöyle buyurur...
Cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki, onların kalpleri vardır idrak etmez, gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmezler, bunlar hayvandan daha ötedir.

İnsan sırlar aleminde Allah’ın tecellisinin hakikatlerini öğrenerek ve çözerek hayvani özelliklerden meleki özelliğine geçebilir.

Bencillik ederek hakikatlerden uzak hayvani istek ve arzuların kölesi olmak değil.,
Bilakis mütevazı davranışlarla hakikatleri idrak edip hayata yön vermek için akli melekeyi kullanmak esastır. Vesselam Enbiya.30 En’am.105 Araf.179

Devamını Oku
Mesut İslam

KÖRÜ KÖRÜNE YÜRÜMEK

Bir kimse gerekli olan bilgileri öğrenmeden körü körüne kaynağı belli olmayan söylemlerle.,

Şeyhinin veya hocasının arkasından gitmek kişinin acziyetindendir.

 

İlmiyle takvalaşmış bir kalbin ve aklın yapacağı ibadet.,

Allah’a karşı sorumluluk gereğini yapmasına ve hakikatleri kavramasına sebeptir.

 

Bir papağana yaptıracağınız talimle kelimeyi tevhid'i söyletebilirsiniz.,

Fakat bunun şuuruna varamayan papağan Allah'ın hükümlerini kabullenmiş olmaz...

Söz güzel, ama niyet batılsa hiç bir kadri kıymeti yoktur.

 

Geçmişte ve günümüzde bazı kimseler mürşid, mürid görüntüsü içerisinde zikir ehli olduklarını söylemekteler, ancak söylemle eylemleri çark etmekte...

 

Çünkü niyetleri rand elde edebilmek için cemaat çoğaltmak, kendilerini meşrulaştırmak, arzu ve isteklerine kavuşmak ve insanların esas varması gereken Allah’ın yolundan saptırarak kendi uydurdukları içatlarla oyalamaktır amaçları.

 

Kur’anı Kerimde şöyle buyrulmakta.,

İcat edilen boş şeyler sizi mezara girinceye kadar oyalar, halen aklınızı başınıza almazmısınız.

 

İradenin samimi olması için...

Nefsin boş tercihlerini terk etmek ve ilahi takdirin tecellisi karşısında sukut etmek gerekir.

 

Peygamber s.a.v

Bir kimse kalbini düzeltmedikçe imanı, dilini düzeltmedikçe kalbi düzelmez buyurmakta.

 

Kalbini düzeltmeden samimiyet,

dilini düzeltmeden zikir ve ibadet olmayacağı gibi ilimsiz irfan, takvasız taht olmaz.

 

Aksi olduğunda şeytanın oyuncağı, riyanın kulu, şehvetin kölesi ve kaptansız uçağa benzer.

Ne zaman nerede dehşete düşeceği bilinmeyeceği gibi...

 

Körü körüne yürüyen,

İçi dışına, dışıda içine layık olmayan,

ilim bilmeden öğretmeye kalkan derviştende derman olmaz...

 

Çünkü zannında en iyi müslüman hep kendisidir.,

Kendinden olmayanları tekfir ederek ümmetin bölünmesine ve parçalanmasına sebep olur.

 

Allah bir ayetinde...

Ey iman edenler Allah’tan korkun, yarın için ne hazırladığınıza bakın, Allah’tan korkun ve bilin ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

 

Unutmayalım takva ilmin ürünü, saygıda takvanın ürünüdür...

 

Mevlana’nın dediği gibi, malda bizim değil, mülkte bizim değil neyi bölüşemiyoruz,

canda bizim değil, cananda bizim değil niye dövüşüyoruz. Tekasur.1.2 Haşr.18 Tirmizi

Devamını Oku
KÖRÜ KÖRÜNE YÜRÜMEK

MÜMİN KİMDİR

Mümin...

Hayatını Kur’an mektebinde sulayan, mütevazı yaşayan.,

Ve Resulullah s.a.v’mi örnek alan kimsedir.

 

Mümin’in vatanı, dini hükümlerin iktidarda olduğu darul islam’dır...

Mümin yeryüzünde nerede olursa olsun, ister darul harb, isterse darul küfürde yaşıyor olsun, sancağı Tevhid’tir ve bundan taviz veremez.

 

Mümin soy, ırk, aile ve bölge farkı gözetmeyen, Allah için seven, Allah için buuz eden, Allah’tan razı olan ve Allah’ında kendisinden razı olduğu kimsedir.

 

Mümin Tevhid’in dışında olan boş şeylerden uzak duran, iyiliği emreden kötülüğü men eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı tam olarak veren, haksızlık karşısında boyun eğmeyen ve her şeyin Allah’tan olacağına inanandır.

 

Kur’anı kerimde,

O kimseler ki kendilerine iktidar ve mevki verecek olursak...

namazlarını kılar, zekâtlarını verir, iyiliği emreder, kötülüğü sakındırırlar buyrulmakta.

 

Mümin’ler özlerinde ve sözlerinde Tevhid’in dışında batıl olan her şeyi reddeder ve Kur’anı rehber, Hz.Muhammet s.a.v’i önder kabul eder.

 

Mümin’in tek bir ebedi hayat sistemi vardır oda islam'dır...

İslam’ın bir kısmını kabullenip, bir kısmını atamaz.

 

Çünkü insanların çoğunluğu Allah’a, islam'a, ahirete, kadere ve Allah’tan gelen her şeye inandıklarını sadece söyler, fakat yaşam tarzları ise tamamen söylediklerine zıttır.

 

Söylem ve eylemleriyle tamamen birbirine zıt olan bu kimselerin niyetleri, her şeyi yerli yerince yapıyormuş gibi görünmek ve insanları aldatmaktır.

 

Dolayısıyla bir çok insanın söylemleriyle eylemleri çeliştiğinden kendilerini şirke ve küfre götürebileceği gibi, inanıyorum demeleride ucuz kahramanlıktan öteye gitmez.

 

Gerçekten inanmış müminler ise söylemleriyle eylemlerini hayatına taşıyan, Allah’a kulluk ifadesini yaşayışıyla gösteren, riyadan, kibirden ve büyüklük taslamaktan uzak durandır.

 

Allah bir ayetinde,

Seni islam dini üzerinde görevli kıldık ve sapmışların arzularından uzak durmanı emrettik buyurmakta.

 

Mümin bir mesele olduğunda sükunet içinde Kur’ana ve sünnet’e göre halletmeye çalışır.,

Ey iman edenler Allah’a itaat edin, eğer bir şeyde anlaşamazsanız hükmü Allah’a bırakınız.

 

Ya Tevhid’le yükselir münin olarak izzet ve şereflenirsin..,

Yada batılla alçalır kafirce ölürsün. Vesselam. Hacc.41 Casiye.18 Nisa.59

Devamını Oku
MÜMİN KİMDİR

AKDENİZ'DE SIRTLAN PAYI

Aslanlar avunu yere serdikten sonra hiç hakları olmayan sırtlanlar peydah olur ve aslanın ağzından avunu almak ister.

Damarına basılan aslan bir iki sırtlanı boynundan tutup yere serince diğer sırtlanlar kuyruklarını iki bacakları arasına çekerek arkalarına bakarak uzaklaşır.

 

Hayvani içgüdülerle hareket eden, hiç kimsenin hakkına hukukuna riayet etmeyen, garantör dahi olmayan batı devletleri.,

Gariban ülkelerin yer altı ve yer üstü zenginliklerini çalabilmek için arsızca sırtlanlar gibi hakkı olmayanı almak isterler.

 

Akdeniz'de hakları olmadığı halde hak elde edebilmek için ikili oynayan ve Türkiye'nin gelişmesini hazmedemeyen Yunanistan ve Fransa kısaca Avrupa tarihini iyi bildiğinden dolayı Türkiye'den korkmaktalar. Doğal olarak sırtlanlar aslanlardan korkar.

 

Roma Cermen İmparatoru Şarlken ile 24 Şubat 1525'te Kuzey İtalya'da yapılan savaşta yenik düşen Fransa Kralı Fransuva'nın yardım istemesi üzerine.,

Kanuni Sultan Süleyman'ın gönderdiği meşhur fermanı şöyle idi.

 

Ben ki Sultanlar Sultanı, hakanlar hakanı Allah'ın yer yüzünde ki gölgesi, Akdeniz'in, Karadeniz'in, Rumeli'nin, Anadolu'nun, Azerbayca'nın, Şam'ın, Halep'in, Mısır'ın, Mekke'nin, Medine'nin, Küdüs'ün, Yemen'in, bütün arap diyarı ve nice memleketlerin Padişahı Sultan Beyazit Han, oğlu Sultan Selim Han, oğlu Sultan Süleyman Han'ım.

 

Sen ki Fransa vilayetinin Kıralı Fransuva'sın.

Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle gönderdiğiniz mektup ta ülkenizin istila edildiği ve hapiste olduğunuzu bildirmiş, bizden yardım talep ediyorsunuz.

Söylediğiniz herşey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur.

Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek değil, gönlünüzü hoş tutun, üzülmeyin.

 

Kanuni 1526 Mohaç zaferi ile düşmanları yendi ve Viyana ile Macaristan'a yöneldi.,

Şarlken Osmanlı'nın isteğine boyun eğdi I.François'i serbest bıraktı.

 

Böylesine mukaddes bir neslin devamı olan Türkiye'nin akdenizde ki haklarını gasp etmek.,

Tarihini hiç düşünmeden Yunanistan'ı kışkırtıp kukla gibi kullanmak tam bir sırtlanlıktır.

 

Her platform da Türkiye düşmanlığı yapan Yunanistan,

Amerika'dan, Avrupa'dan, İsrail'den ve Türkiye düşmanlarından medet ummakta.,

Bilmiyor ki bu ülkeler hak hukuk gözetmeden münafıkça iki sürü arasında işine geldiği tarafa gitip gelen ve hangi ülkeye nasıl kazık atarım havasında olan devletlerdir.

 

Batının kuklası Yahudi'nin uşağı olan Birleşik arap devletleri, Suudi arabistan ve Mısır'ın.,

Türkiye karşısında yer alması Yahudi'nin uşağı, batının kuklası olduklarının göstergesidir.

Müslüman geçinip el altından çocuk, kadın, yaşlı demeden müslümanların ölmesine sebep olan ve hiç bir üretim yapmayan hazırı tüketen Fravunun keyfiyetçi birleşmiş kırallarıdır.

 

Emperyalist Sırtlanların unuttukları bir şey var.

İt ürür Tayyip Erdoğan halkıyla hedefe yürür ve Aslanlar gibi Aslan payını alır.

Akdenizde ki sırtlanlarda kuyruklarını kıçlarına çekip arkalarına bakarak giderler.Vesselam

Devamını Oku
AKDENİZ'DE SIRTLAN PAYI

EGOLARA TUTSAK OLMAK

Bütün toplumlarda egonun tavan yapması...

İnsanların düşünce dünyalarında ki aynanın karşısında en iyi benim kompleksi yatmaktadır.

 

Çünkü insanlar içgüdüsel hareketle kendilerini hep muhatabından üstün görme gayreti egosuna girerler ve bu davranış günlük yaşantıyı kalitesizleştirmektedir.

 

İnsanların farkettikleri veya farkedemedikleri bilinç altlarında ki egoları aslında kendilerine bir düşmandır.,

 

Aile içinde, arkadaş ortamında, İş alanında veya herhangi bir ortamda olursa olsun,

bütün yaşayış biçimini ego etkisi altına alarak ego sahibine sürekli düşmanlık eder.

 

İç dünyamızda egolarımızın verdiği komutlar işimize yarıyor zannederiz.,

Ancak egolarımızın bizleri yanlış yönlendirmesi, doğrulardan uzaklaştırması ve bulunduğumuz durumu kabullendirmeyerek olumsuzluklar yaşanmasına sebep olur.

 

Maalesef buda kişinin kendisine yapabileceği en büyük düşmanlık ve huzursuzluktur.

 

Neden insan kendi naturel halini bırakıp ego maskesi takarak hayatını çekilmez hale getirir ve bir çok ruh hastalıklarına sebep olur,.

 

Kaldı ki şu kısacık ömürde bizleri yönlendiren egonun fısıltılarına uyarak.,

Atın dizgini gibi egonunda hayatımıza dizgin vurmasına fırsat veririz.

 

İnsanlar bulunduğu ortamlarda, kurduğu diyaloglarda ve davranışlarında egonun kendisine verdiği komutla hareket etmek yerine, etmemesi gerektiğini bilip.,

Meziyeti, konumu ne olursa olsun, karşıdakinden daha iyi olduğu kompleksine girmemeli.

 

Çünkü içgüdülere komut veren ego düşmanıdır...

Hayatı zehir eden, anlamsızlaştıran ve çok değer verdiği ama sineğin kanadı kadar değeri olmayan dünya için kendisini depresyona sokarak yaşantısını kalitesizleştirmemeli.

 

Egolardan kurtulmak kişinin kendi elindedir...

Kendi yararına olan en ufak bir sözü dahi cimrilik etmeyerek, etrafında yararlı olacağını zannettiği muhatap kişiyle paylaşmalı, davranış küçükte olsa mutlu olmayı bilmeli.

 

Bir kimse hayatını gereksiz kıskançlıklardan, cimriliklerden ve ben herşeyin sahibi olayım diğerleri olmasın anlayışını hayatından ve iç fısıltılarından arındırmalı.,

 

Kendisinde olan özellikleri cimrilik yapmayarak ihtiyacı olanlarla paylaşmalı ve çekilmez hayatı çekilir hale getirmeli.

 

Böylece egonun tutsaklığından davranışlarını kurtarıp hür iradeye sahip olmalıdır.

 

Aksi taktirde çok çabuk geçen hayatı farkında olmadan tüketir.,

Ne bu dünyaya yararlı nede uhrevi hayata faydalı olmuş olur. Vesselam.

Devamını Oku
EGOLARA TUTSAK OLMAK

DÜNYEVİ VE UHREVİ HAYATI ATEŞE ATMAK

İnsanlık tarihinden itibaren süre gelen.,

Gösteriş yapma, İftira etme, Yalan söyleme, Gıybet etme, Kıskançlık, İstememezlik ve Çıkarcılık gibi büyük illetler.,

Kurdun ağacı kemirip bitirdiği gibi insanlarıda kemirip bitirmekte.

 

Müslümanlar inandık iman ettik demelerine rağmen inancıyla bağdaşmayan günahlar, hayatlarından ayrılmaz bir parça olarak dünyevi ve uhrevi hayatlarını ateşe atmakta.

 

Nedense insanlar Gösterişten uzak duran, İftira etmeyen, Yalan söylemeyen, Gıybet ve Kıskançlık beslemeyen, kendi çıkarını gözeterek başkasının hakkını gasp etmeyen kimselerle dost olmayıp, istek ve arzularına kul ve köle olmuş kimseleri dost edinirler.,

Bu gibi kimselerle dostluk kurmak ailenin, toplumun ve milletin bozulmasına sebeptir.

 

İnsanların çoğu çevrem çok olsun düşüncesiyle gördüğü insanla dost olmak ister.,

Hal bu ki gerçek dost Allah’ın ipine sarılıp kötü ahlaklardan kendisini ve başkasını uzak tutan, eften püften şeylerle uğraşmayan kimselerdir.

 

Çünkü boş uğraş Allah’tan uzaklaştırır ve asi bir birey olmaya sürükler.,

Kendisini bilmeyen ve Allah'ı hatırlamayan insanlarla bir olmaktansa, yalnız olup Allah’ın emir ve yasaklarını tefekkür etmek daha hayırlıdır.

 

Gandhi'nin güzel bir sözü var.

Yanlışı savunup kalabalıkları arkama katmaktansa, doğrumu savunup yanlız kalmayı tercih ederim.

 

İnsanlarla diyaloglarımızı gözden geçirip, dosluklarımız doğrular üzerine mi yoksa yanlışlardan oluşan çıkarlar üzerine mi tespit etmeli kişilikleri ve kişiliğimizi sorğulamalıyız.

 

Allah buyuruyor ki,

İbrahim a.s sapkınları ve puta tapanları bırakıp gidince, biz ona İshak ve Yakup’u ihsan ettik, her birinide peygamber yaptık.,

 

Demek ki eşyanın hakikatine uygun davranırsan Allahta sana mutluluğu ve iyiliği ihsan edecektir.

 

Elbette insanlardan tamamen arınmamız ve uzaklaşmamız mümkün olmayacağı gibi., İnsanlarla bir arada olmanın dünyevi faydalarından gerektiği ölçüde yararlanmalı ve çok insanlar tanıyarak boş çıkar sağlamak için dostluklar kurmamalıyız.

 

İnsanoğlu kanaatkâr oldukça muhtaç olmaktan kurtulur.,

Şehvetlerinden vazgeçtikçe hürriyetine kavuşur.,

Haset etmedikçe insanlığa ulaşır ve sabırlı oldukça her meselede kazançlı çıkar.

 

Kur’anı kerimde...

Ey iman edenler, kendinizi doğru yola getirmeye çalışın ve doğru yola geldikten sonra yoldan çıkmışlar size zarar veremezler buyrulmaktadır. Meryem.49 Maide.105

Devamını Oku
DÜNYEVİ VE UHREVİ HAYATI ATEŞE ATMAK

FİTNELİK VE KISKANÇLIK

İnsanlığın var olmasıyla fitnelik ve kıskançlık var olmaya başlamış.,

Ve insanlar kendilerinde bulunmayan başkalarında ki özelliklere.,

Fitnelik ve kıskançlık duymuşlardır.

 

İnsanlığın içerisinde var olan hayvani içgüdüleri.,

Kontrol altına alacak bilgi ve donanıma vakıf olmadığında.,

Hayvani istek ve arzular insanlığı kontrol altına alır.

 

Bir kimse dünyalık bilgi donanımına sahip olsada.,

Eşyanın hakikatine vakıf olamadığı için.,

Hayvani içgüdüleri oto kontrola alamaz ve fitnelikten, kıskançlıktan kurtulamaz.

 

O halde en avam kimseden, en yüksek seviyede ki kişiye varıncaya kadar.,

Allah'ın bak dediği yerden bakamazsa, hayvani içgüdüler devreye girer.,

Ve arzularının istikametinde başkasında gördüğü her şeye fitnelik ve kıskançlık duyar.

 

Hayatı mutsuz eden sebeplerden uzaklaşarak.,

Başkalarının variyetiyle, makamıyla veya kişiliğiyle uğraşmayı kesmeli.,

İmkanlarımız doğrultusunda sahip olduklarımıza şükredip sabretmeliyiz.

 

Aksi taktirde başkalarının malına, makamına ve kişiliğine kıskançlık besleme duygusu.,

İnsanları mutsuzluğa, ye'se ve gözü doyuramamazlığa götürür.

 

Her insan, her şey olmak durumunda değil...

Veya zengin olmalı, makam ve şöhret sahibi olmalı duygularıyla şartlanmamalı.,

Bilakis herkes bulunduğu duruma şükretmesini bilmelidir.

 

Akıllı bir kimse bulunduğu dünyanın geçici olduğunu ve bir gün ömrün sonlanacağı bilinciyle fitnelik ve kıskançlık duygularını sevgiye, hoş görüye, merhamete dönüştürür.

 

Şayet insanlar çok değerli zannettiği şeylerin hakikatini anlayabilse.,

Allah katında sineğin kanadı kadar değerinin olmadığını görecek ve kimseye kıskançlık duymayacak.

 

Akıllı insan hayatını kemiren fitnelik gibi şeytani tuzaklardan kurtularak kendisiyle, ailesiyle ve toplumla barışık yaşamalı.

 

Çünkü güzel gören, güzel düşünür...

Güzel düşünen hayatından lezzet alır.

 

Faydalı dost, faydalı komşu.,

Verdiği sözü yerine getiren, her sırrı herkese söylemeyen, hak etmediğini almayan, her şeyi şikâyet etmeyen, gösterişten riyadan uzak duran.,

Ve münakaşa yapmayan kimsenin yapacağı her işte ölçü İslam olmalıdır.

 

Ölçüsü İslam olanın, ömrüde ahiretide cennet olur. Vesselam.

Devamını Oku
FİTNELİK VE KISKANÇLIK

ACZ'İMİZİ VE FAKR'İMİZİ BİLMEK

Kur'anı Kerim fatihada,

Fatiha besmelede,

Besmeleninde B harfinde cem etmesi...

Kainatın ağaçta, ağacın çekirdekte, çeğirdeğinde meyvede toparlanması gibi...

Mahlukatın bütün ihtiyacıda Allah'ın esmasında cem etmektedir.

 

İnsanın imkanları dışında, mahlukatla ihtiyaç alanı o kadar geniştir ki, olmazsa olmaz olan ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçlarla kurulan ilişkiler tamamen muhtaçlığa dayalıdır.

 

Mahlukata olan ihtiyaçlarımızı kendi imkanlarımızla karşılayamayacağımız gibi...

Şayet karşılamaya kalksaydık ihtiyacımız olan her mahlukat karşısında zelil ve perişan olur, ihtiyaçların dilencisi haline gelirdik.

 

İşte bu noktada iki hususu çok iyi idrak etmeliyiz, Acz'iyet ve Fakr'iyet...

Acz'iyet... Kendi imkanlarımızla kudretimizin olmayacağını bilip...

Allah'ın sınırsız kudretine sığınarak, mahlukattan yararlanma dilenciliğinden kurtulmak.

 

Fakr'iyet... Muhtaç olduğumuz her şeye karşı fakir olduğumuzu bilip...

Allah'ın rahmetine sığınarak, bizleri tedirgin eden korkulardan ve endişelerden kurtulmaktır.

 

Aksi taktirde tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar mantıkı ile meselelere yaklaşmak, tahalluk edemeyen acizliği ifade eder...

 

Tavuğuda, yumurtayıda ve mahlukattan yararlandığımız her ihtiyacımızıda,

Allah'ın rahmetine ve taktiratına bağlamazsak nankörlüğe dönüşür...

Çünkü sebepte Allah'tan, neticede Allah'tandır.

 

Görülüyor ki bütün mahlukattan aldığımız ihtiyaçlarımızın bir ücreti olmalı...

Bu ücret karşımıza her şeyi kuşatmış ve her mahlukata görevini yapma taktiratını emreden Allah'a karşı zikir, fikir ve şükür olarak çıkmakta.

 

Zikir... İhtiyacımız olan bütün nimetlerin hakikatini bilip, hem kavli hemde fili olarak samimiyetle hayatımızda yaşamak.

 

Fikir... Verilen nimetler ve bilgiler bizlere nasıl ulaşıyor düşüncesiyle tefekkür edip hakikate ulaşabilmek.

 

Şükür... Bütün ihtiyacımız olan kudret mucuzelerini ve rahmet hediyelerini Allah'ın lütfu kabul etmenin neticesi olabileceği gibi,

Bize gelen hediyenin tadı ne olursa olsun, asıl hediyenin arkasında ki kudret elini idrak edip boyun eğmektir.

 

Sonuç itibariyle acz'imizi ve fakr'imizi görebildiğimizde,

Fikir, Şükür, Zikir olarak hayatımıza tahalluk ediyor,

Ve böylece Allah'a şükrümüzü ve samimiyetimizi pekiştirmiş oluyoruz.

Çünkü Allah'a kulluk efendiliktir. Vesselam

Devamını Oku
ACZ'İMİZİ VE FAKR'İMİZİ BİLMEK