Hakkında
Şair ve Yazar
  • Doğum tarihi 04 January
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

ÖLÜMÜ HATIRLAMAK

Kur’an-ı Kerim’de.,

Her canlı ölümü tadacaktır buyrulduğu gibi...

Ölüm kaçınılması mümkün olmayan ve içerisinde gizli hikmetler barındıran hakikattir.

 

Ölüm hayattan ve varlıktan ilgisi kesilerek yok olmak kaybolmak değil...

Kur’an ifadesiyle.,

Hanginizin daha güzel işler yapacağını denemek ve karşılığını görmek için ahiret hayatına dönmektir buyrulmuştur.

 

Ölümü hatırlamaktan korkmamalı...

Aksine hayatın gerçeği olan ölümü hatırlayarak.,

Gözleri boyayan, nefisleri sulandıran ve insanların birbirlerini harcayarak.,

Faydası olmayan özenti yaşayışa değer vermemeyi öğrenmektir.

 

Peygamber s.a.v ölümü hatırlamak.,

İnsanın dünyaya tapmamasına, zenginin azgınlığını gidermesine, fakiri de zorluklara katlanmaya razı eder buyurmuştur.

 

Şayet ölüm olmasaydı her yönden çaresizlik kuşatır...

Azgınlık, ızdırap, sefalet ve bıktırıcı bir hayat huzursuzca yaşamaya sebep olurdu.

 

Rabbimizin emrettiği gibi...

Sana ölüm gelip çatıncaya kadar Rabbine ibadet et. Anlayışıyla, hayatı ibadetleştirmeli ve istekleri kabartan dünya muhabbetinden uzaklaşmalıyız.

 

Çünkü Allah, Nerede olursanız olun, en sağlam yerde de, göklerde ki yıldızlarda da olsanız, ölüm mutlaka sizi bulacaktır buyurmaktadır.

 

O halde ölümden kaçılacak hiçbir yer olmayacağına göre...

İnsanların çok arzu ettikleri gösterişli yaşayış tarzına özenmeden ve özendirmeden...

Allah’a kulluk bilinciyle ölümü hatırlamak.,

Gündelik zevklerin ve dertlerin üzerimize akın ettiği dönemde çelik bir zırha bürünmektir.

 

Peygamber s.a.v akıllı insan kimdir sualine., Akıllı kimse ölümü hatırlayan ve ameli salih işleyendir., Ahmak kimdir sualine., Ölümü unutup dünya muhabbetine kapılandır buyurur.

 

Ölümü hatırlamaktan ürperen ve duyduğunda kulağını çekerek herhangi bir yere eliyle tıklatarak hayatın hakikatlerinden kaçacaklarını zannedenler.,

Hayatları boyunca inançlarına bağlı olduklarını her ortamda söyleyip.,

Allah’a kulluk gerekçelerini yapmayarak söylemle, eylemlerini çeliştirmekteler.

 

Allah bir ayeti celilesinde.,

İnsanların istek ve arzularına bağlılıkları ortada iken, öleceklerini asla düşünmezler buyurmakta.

 

“Unutma ki, vurdumduymazlığın bir sonu vardır... Dün ölenler senin gibiydi... Yarın sen ölenler gibi olacaksın.”

Mülk.2   Hicr.99   Nisa.78   Bakara.95   Tirmizi 

Devamını Oku
ÖLÜMÜ HATIRLAMAK

VAHYİN IŞIĞINDA AKLI KULLANMAK

Yaratılış itibariyle insanlar mizaç olarak birbirlerinden farklı oldukları gibi...

Aklı kullanma kabiliyetleri de oldukça farklıdır.

 

Genelde insanlar aklederken., Kabiliyetleri., Öğrenimleri ve Çevre etkenleri ön plana çıkar...

Ve akıl tek başına üç hususta akleder.

 

Birincisi, gördükleriyle...

İkincisi, gördüklerine benzeterek...

Üçüncüsü ise, hayal ederek akletmektedir.

 

Yaradanın rahmetinden uzak, aklı ön planda tutan filozofların ve kişinin kendi akledişiyle hakikate ulaşması imkansızdır.

 

O halde tek başına akılla hakikate ulaşacağına inanan insanlar..,

Kendi aralarında fikir çatışmalarına sebebiyet verdikleri gibi..,

Birinin savunduğu fikri bir başkası tamamen yanlış veya saçma kabul eder...

Ve birbirlerinin yanlışlarını tespit edip en iyi olmanın gayreti içinde olurlar.

 

Şayet aklın eline bir ölçek verilse...

Akıl kapasitesine göre dünyevi konularda aklettiği fikirleri doğruymuş gibi ölçse de...

Vahiyle aydınlanamayan akıl, yanlış akledecek, hakikati göremeyecek ve dalaletten kurtulamayacaktır... Çünkü akıl tek başına isabetli hüküm veremez.

 

Bakınız fabrikasyon olarak elimizde ki metre bir milim eksik olsa...

Ve biz o metrenin eksikliğini bilmediğimizden dolayı ölçtüğümüz ölçüleri doğru kabul etsekte, hakikatte ise yanlıştır.

 

Vahiysiz bir akledişin vereceği hükümler ve kararlarda.,

Sürekli eksik olacak ve hakikate isabet etmeyecektir.

 

Allah ayetinde şöyle buyurmakta...

Vahiy akledenler için hidayet yolunu gösteren aydınlatıcı bir rehberdir.

 

Ayetten anlaşıldığı gibi... Vahyin öncülüğünde aklın vereceği kararlar sapkınlıktan, dalaletten ve cahiliyetten kurtulup hidayeti bulmaya sebep olacaktır...

Ancak bunu anlayamayan gafiller hayatlarını zelil ve dalaletle geçirirler.

 

Peygamber s.a.v vahyin inmesi uzadığında kendisi karar vermez, bizatihi vahyin inmesini bekler ve indikten sonrada vahyin ışığında karar verirdi.

 

Görülüyor ki...

Allah’a kulluk bilincini hayatımızın merkezine koyarak Allah’ın indirdikleriyle aklımızı birleştirdiğimizde verdiğimiz bütün kararları dengelemiş oluruz.

 

Aksi takdirde vahiyle aydınlanamayan aklın hayata yön vermesi dünyevi olarak akılcı gözükse de.,

Vahiysiz akıl, şöförü olmayan vasıtaya benzer.  Bakara .2

Devamını Oku
VAHYİN IŞIĞINDA AKLI KULLANMAK

LAF AĞIZDAN BİR KERE ÇIKAR, S 400'LER TÜRKİYE'YE GELECEK

Daha henüz Suriye iç savaşı başlamadan önce...

Türkiye Abd'den Patriot hava savunma füzelerini satın almak istedi...

Fakat Amerikan kongeresine takıldı gerekçesiyle, Türkiye'ye Patriotları vermek istemediler.

 

Türkiye'de, Amerika'ya siz vermezseniz bizde verenden almasını biliriz anlayışıyla...

Tayip Erdoğan'la, Rusya Başkanı Putin, S 400'lerde mutabık kalarak anlaşma imzaladı.

 

Anlaşmadan önce olduğu gibi sonrada Amerika tehdit üzerine tehdit etmeye başladı...

Türkiye S 400'leri alırsa, F 35 savaş uçaklarının bir parçası olmayı riske atar...

Dahada olmazsa yaptırımlar uygularız gibi gözdağı vermek neyin kafasıydı.

 

Türkiye güçlenirde bize kafa tutar endişesiyle,

Onu satmadınız, bunu satmıyorsunuz... Başkasından alınıncada karşı çıkıyorsunuz...

Bune peyriz, bune lahana turşusu...

Ne zannediyorsunuz Türkiye üç, beş ülkenin şamaroğlu mu?

 

Amerika ve diğer ülkelerin işlerine gelmediğinde neden Türkiye düşmanlığı yaptıkları...

Neden Türkiye'nin S 400'leri almasına hep bir ağızdan karşı çıkmaları...

Ve terör guruplarını neden destekledikleri toplum olarak çok iyi bilinmekte.

 

S 400'leri almayı engellemelerinin ve Patriotları vermemelerinin sebebide çok açık, Türkiye'nin hava savunma zaafını muhafaza ettirerek kendilerine koz oluşturmak...

Vede İsrail'in projesini gerçekleştirmesi için Türkiye'yi güçsüz bırakmayı amaçlamaktır.

 

Dışarıda ki Türkiye düşmanlarını anlıyoruzda...

İçeride Türk olup Türkiye düşmanlığı yapanlara ne diyeceğiz?

 

Türkiye'nin çıkarını düşündüğünü söyleyipte,

Her platformda Türkiye'nin ayağını kaydırmaya çalışan Millet ittifakı ve ayak takımları,

Amerika'nın ve terör örgütlerinin sözcülüğünü yaparak S 400'lere karşı çıkmaları manidar.

 

Kemal Kılıçtaroğlu Ruslara ait hava savunma systemlerini,

Bir çok Nato ülkelerince kullanıldığını bildiği halde...

Türkiye'nin hava savunma zaafını muhafaza etmesi için israr etmesi...

Ve Meral Akşener'in... S 400'ler sarayın korunması için alınmakta söylemi...

Suyu bulandırma amaçlı. Bu söylemlerde Türkiye çıkarına iyi niyet asla düşünülemez.

 

Muhalefet liderleri Milli bir duruş sergilemek yerine...

Türkiye'nin gelişmesini, güçlü olmasını istiyorlarmış gibi görünüp arkadan hançerlemeleri,

Kendilerine bir yer, bir saygınlık oluşturup, Amerika'nın, Avrupa'nın ve Teröristlerin tetikçiliğini yaparak Türkiye düşmanlığı yaptıkları... Açık ve nettir.

 

Sözde, Millet ittifakısınız.. Eğer Milleti düşünüyorsanız Milli bir duruş sergileyin ve tek vücut olun... Çünkü bir ülkenin güçlü olması, o ülkede her bireyin güçlü ve saygın olması demektir.

 

Lafı çok uzatmadan...

İt ürür, kervan yürür anlayışıyla...

Başkan Erdoğan'ın dediği gibi... Laf ağızdan bir kere çıkar... S 400'ler Türkiye'ye gelecek.

Devamını Oku
LAF AĞIZDAN BİR KERE ÇIKAR, S 400'LER TÜRKİYE'YE GELECEK

KAPİTALİZMİN ALDATAN YÜZÜ

Kapitalizm...

İstekleri artıran, istedikçe daha fazlasını isteten, insanları sömürmek, aldatmak ve göz boyamaktır.

 

Kapitalist system bir alın iki ödeyin seçenekleri sunarak kafa karışıklığı yapıp...

Mağazaya girinceye kadar ihtiyacınız olmayan bir ürünü,

Gereksiz harcamalarla ihtiyacınızmış gibi bütçenin dışına çıkartarak harcama yaptırır.

 

Önceden meyveyi dalından alır yerdik, şimdi ise meyveler organik olmayan aldatmaca...

Ne yediğimizin bile farkında olamıyoruz... Karpuz mu yoksa kabak mı?

 

Bir bakıyorsunuz meyvelerden sebzelerden almamız gereken faydaları...

Kapitalizim ilaç sektörüne yönlendirerek gereksiz harcamaya ve tüketmeye sevk ediyor...

Bizlerde hiç sorgulamadan tıpış tıpış Kapitalist systemin çarkında eziliyoruz.

 

Kapitalizmin asıl yapmak istediklerinden bir taneside...

Müslüman toplumların ahlakını bozarak dinin basite alınmasını, aile bağlarının yok edilmesini, ve insan felsefesiyle hareket eden Allah'a asi bir topluluk oluşturmaktır.

 

Çünkü Kapitalist system kadının ve erkeğin ahlakını bozma amaçlı,

nefsani istekleri kabartarak gözleri ve arzuları sulandırıp,

Üzerlerinde ki pantolona varıncaya kadar yırtık pırtık hale getirip ahlaksızlığa teşfik edici üretim sunar.

 

Tabi bunu talep eden tüketicide halinden memnunmuş gibi arz ve talep etmekte...

Şayet Kapitalizmin karşısında samimi inançlı bir tüketici olarak göz boyamalara ve fikir bulanıklığına pirim vermezsek, cebimizdekini bir başkasının cebine fuzuli boşatmamış oluruz.

 

Çünkü talep edilmeyen ahlak dışı bir ürünü...

Üretici satamayacağı endişesinden dolayı asla üretmez...

Dolayısıyla arz ve talebin yoğun olması üreticiyi tetikler...

Ve böylece bizlerde ahlaksızlığın üretilmesinde Kapitalizme katkı sağlamış oluruz.

 

İstek ve arzularımıza yönelik bir tüketim...

Kapitalist systemi obezite yapacağı gibi...

Bizlerede üzüntü, keder, bunalım, sefalet, gösteriş ve hayallere götüren aldatmaca bir hayat tarzı getirir.

 

Bu hayat tarzı çıkar sektörünün kölesi olmaya... Ailelerin dağılmasına... Evden kaçmalara... Fuhuşa... Maddeye... Hırsızlığa ve bir çok pataklığa düşmeye sebeptir.

 

Kapitalizm, imkanınız olsun yada olmasın, sürekli tüketmeyi gereksiz harcamayı teşfik eder ve hiç durmadan isterde ister...

Alacak bir şey bulamayıncada harcamak için sizi bile ister.

 

Ve sonra zincire vurup sizi köleleştirdiğinde işini tamama erdirmiş olur...

Artık siz Kapitalizmin Kölesisiniz, Esirisiniz ve Kuklasısınız. Çok yazık.

Devamını Oku
KAPİTALİZMİN ALDATAN YÜZÜ

İMAMOĞLU'NUN KLEPTOMANİ HASTALIĞI

Yalan bilindiği üzere hem dinimizce hemde insani boyutuyla yaşaklanmış söz ve eylemdir.

 

İnsan genelde dört hususta yalan söyler.

Zarar göreceğinden dolayı...

Ceza alacağından dolayı...

Kaybetmekten dolayı...

Ve keyfiyetinden dolayı...

 

Sayın İmamoğlu sizde Mazallah yalanında, çalmanında her çeşidi mevcut...

 

Mesela,

Üç günlük aldığınız mazbatadan sonra odanıza koydurduğunuz Atatürk portresini söküp bana gönderdiler dediniz... Fakat sökenler kamerada kendi adamlarınız çıktı.

 

Ben özel aracımla belediyeye gidip geliyorum dediniz... Ancak iç dizaynı özel tasarlanmış birkaç tane VİP makam aracınız çıktı, bunu toplumdan sakladınız.

 

Beylikdüzü'nde önceden açılmış parkı yeni açmış gibi adınıda 15 Temmuz koyarak açman ne iştir... İmamoğlu.

 

Sahi sen 15 Temmuz'u önemsiyormuydun... Tabi tabi önemsediğini duyar gibiyim nasıl olsa yalan çok, 15 Temmuz'da hiç piyasalarda yoktun göremedik nerelerdeydin.

 

Yine Beylikdüzü başkanlığın döneminde 90 adet yazıcı için... Yazıcı başına 16 bin TL bakım onarım parası ödeterek neler çevirdiğini söylede anlayalım... İmamoğlu.

 

Oyların yeniden sayılmasına itiraz ettiniz... Sonra çark ederek biz oyların sayılmasını istedik ama Ysk kabul etmedi dediniz... Ysk'nın elinde itiraz dilekceniz olmasına rağmen, milletin gözüne baka baka yalan söylediniz.

 

Seçim öncesi Ysk'ya övgüler yadırırken, çalınan oylardan dolayı tekrar seçim onayı çıkınca, gerek Kılıçtaroğlu gerek siz Ysk'yı tu kaka bir kurum haline getirmek istediniz.

 

Hani herşey iyi olacak sloganın nerede...

Hani herkesi kucaklayıp herkesin başkanı olacaktın...

Ne iştir imamoğlu... Yalan ve İsraflar diz boyu.

 

Oy çaldırma sende...

Yalan ve iftiralar sende...

İsraf ve çıkarcılık sende...

Oruçlu görünüp orucu lakır lakır yeme sende...

Araştırıldığında görülecek yolsuzluklar sende...

Türkiyeye kim düşman gözüyle bakıyorsa onların övgüsü sende...

Bir bakmışsın haç işaretinin altında birde bakmışsın camide takiye yapmak sende...

Yalanlarla sokakta ki vatandaşı kandıracağını zannederek rezil olup geri dönmek sende.

 

Bune iştir Ekrem İmamoğlu... Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol...

Ama asla ne olduğu belli olmayan olma... sana bir nasihat.

Devamını Oku
İMAMOĞLU'NUN KLEPTOMANİ HASTALIĞI

İSLAMİ VE TAĞUTİ SİYASET

Siyaset luğat manası itibariyle bir ülkeyi ve kurumu idare etme tarzı olduğu gibi, insanın kendi kendisini idare etme tarzınada siyaset denir.

 

Siyaset insanın yaratılışından itibaren uygulanan ve her devirde fikirleriyle birbirlerine benzeyen cemiyetler kendi siyasi görüşlerinin etrafında teşekkül etmişlerdir.

 

Siyaseti ikiye ayırmak gerekir...

Birincisi İslami siyaset...Kaynağı Kur’an ve sünnet hedefi Allah rızası olan, marufu emreden, münkeri yok eden, insanların mutlu yaşamalarını sağlamaktır.

 

İslami siyaset... İnsanları Kur’an ışığında aydınlığa götüren ve kendi görüşünden olmayan kimselerle hoş görü içerisinde yaşamaktır.

 

İslami siyaset... Bireyin kendisini yetiştirmesini, ailenin bilinçlenmesini ve toplumun aydınlanarak kendilerini yönetecek ehil kimseyi seçip tek yumruk olmalarını ister.

 

İslami siyaset... Hayata geçirildiğinde, dış ve iç etkenlere karşı akılcı ve onurlu duruşuyla, islamın güzelliklerini yaşayarak ve yaşatarak dünyaya örnek olmayı inşa eder.

 

Kur’anı kerimde beyan edildiği gibi...

O müminler’ki, kendilerine yeryüzünde bir iktidar ve mevki versek, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, marufu emrederler, münkerden sakındırırlar ve işte kurtuluşa erenler bunlardır buyrulmaktadır.

 

İkincisi Tağuti siyaset...

İnsan fikrinden türemiş felsefedir... Hedefi şehvet ve arzuları tatmin için gayri meşru yollara başvurmak, hiçbir kaide kural tanımamak ve kendileri gibi olmayan insanların haklarını çiğneyip, özgürlüklerini kısıtlamak ve yalandan, iftiradan beslenmektir.

 

Tağuti siyaset... Müslümanları gerici, yobaz, irtica, terörist gibi sıfatlarla gösterip, İslam dinini dünyaya karalamak ve Müslümanlara zalimce davranarak ellerinde ki milli gelirlerini sömürmek, mallarına ve canlarına gasbetmektir.

 

Tağuti siyaset... İnsanları cahil bırakarak yaptıkları ve yapacakları hukuksuzlukları, ahlaksızlıkları, çıkarcılıkları sürdürebilmek ve insanları tağut’un kölesi yapıp, sülük gibi sömürmek ve dış etkenlere sömürttürmektir.

 

Görülüyor ki niyet Allah’a kulluk değil...

Bilakis tağuti rejimlerin arkasına saklanıp, birilerine yağcılık ve yaltaklık yaparak kendi halkını sömürmek, başka ülkelere peşkeş çekmek ve o halkın kutsallarını yok etmek için ellerinden geleni yapma gayretidir.

 

Fakat insanlar cahillikten kurtuldukça ve birlik beraberlik ruhuna büründükçe,

Şeytanın dostlarının düzenbazlıkları bozulacak...

Ülkeyi babalarının çiftliği gibi kullanan ve sömüren tağut’un siyasetçileri yok olmaya ve kaybolmaya mahkum olacaklardır.

 

Çünkü kötülükle abad olduklarından er ve geç berbat olacaklar.         

Hacc . 41

Devamını Oku
İSLAMİ VE TAĞUTİ SİYASET

DAVA ADAMI OLMAK

Müslüman ülkelerinde küfrün egemen olmasının sebebi...

Dâvâsından uzaklaşmış bir takım makam, mevki, şan ve şöhret peşinde koşan ve Müslümanlığını pazarlayan zavallıların heva ve hevesleri yatmakta...

Bu davranış küfrün gücünü ve iktidarını kuvvetlendirip,

Müslümanların zülüm görmelerine, küçümsenip horlanmalarına sebebiyet verir.

 

Allah’ın hâkimiyetinin zafere ulaşması insanın samimilik orantısıyla alakalı olduğu gibi, korkaklıktan ve cesaretsizlikten uzak, inancı uğrunda gerektiğinde ölümü göze almalı ve şehadete götüren mertebeye ulaşmalı.

 

Peygamber (s.a.v) müşriklerin her türlü baskılarına taviz vermemesine rağmen,

müşrikler Ebu Talib’e gelerek şöyle demişlerdir...

İlahlarımızı kıran, inançlarımızı sarsan, insanları inandıklarından vazgeçiren,

kardeşin oğlu Muhammed’e söyle, ne istiyorsa onu verelim, yeter ki dâvâsından vazgeçsin...

Peygamber (s.a.v) vallahi amca güneşi sağ elime, ayıda sol elime koysalar, yine de bu dâvâdan vazgeçmem demiş ve dâvâsı için hakkı haykırmıştır.

 

Aynı şekilde Sahabe Kur’an’la yaşamış ve Allah uğrunda şehadet şerbeti içmiş, hiçbir şeyden korkmadan canları, malları pahasına Allah’ın hâkimiyetini yeryüzüne yaymışlardır.

 

Dâvâ adamı da bilmelidir ki malını, canını feda etmeden zafere ulaşamaz...

Zafer temennilerle gerçekleşmeyeceği gibi, söylenen her sözde hayata geçirilmediğinde boş ve samimiyetsiz olacaktır...

Çünkü zafer inanç uğrunda mal ve can vermenin meyvesidir.

 

Dâvâsına sadık dâvâ adamı,

Kur’an’ın yaşanabilmesi ve hayatın iktidarına egemen olması için, hakkı zalimler karşısında haykırmalı ve küfre dayanan yaşam tarzından uzak durmalıdır.

 

Allah her konuda olduğu gibi bizlerin samimi olup olmadığını denemekte ve samimilik derecesine göre de bizlere muvaffakiyet nasip etmektedir...

Frekansı tutmayan samimiyetin ne hayatımızda nede Allah huzurunda bir kıymeti olmayacağı gibi başarıya ulaşmamızda imkansızlaşacaktır.

 

Dâvâ adamı,

Kalbinde nurlaşan imanın dışa yansıyarak Allah’ın hükümlerinin hâkim kılınması için mücadele eder ve bir şeyin kaybından da asla korkmaz.

 

Allah bir ayetinde...

Her canlı ölümü tadacaktır buyurduğu gibi...

Dâvâ adamı da ölümün er ve geç kendisini bulacağını bilir ve ölüm gelinceye kadar hayatını Allah’a adayarak samimi, dürüst ve dâvâsına bürünmüş güçlü bir silah olarak yaşar.

 

Aksi takdirde... Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, kâfir olanlardandır buyrulduğu üzere hayatı rezil ve zelil olur.

 

O halde bizler hakikatin kendisi değil elçisiyiz, hakikat ise Allah’ın emirlerini hâkim kılmaktır. Vesselam

Enbiya. 35 Maide .44 Siretü’n-Nebeviyye

Devamını Oku
DAVA ADAMI OLMAK

ÖNCE KENDİNİ ELEŞTİR

İnsanlar sürekli başkalarının kusurlarını ararcasına eleştirirler...

Fakat ne hikmetse kendi kusurlarını aramaz ve eleştirmezler.

 

Mesela kendimizi eleştirsek...

Namazı doğru kılmak için gayret gösteriyor muyum?

Allah’a kıldığımı zannederek başkalarına kılıyor olmayayım?

Yoksa Müslümanım dediğim halde namazı kılmıyor muyum?

 

Zekatı gerektiği gibi verebilmekte gayret gösteriyor muyum?

Verdiğimi zannedip yabancıya gitmesin niyetiyle zekat düşmeyen yakınıma mı veriyorum?

Yoksa Müslüman olmama rağmen zekat vermiyor muyum?

 

Senede bir kere nasıp olan Orucu kurallarına uyarak tutabilmektemiyim?

Yoksa Allah rızası için tuttuğumu zannederek, kul rızası için tutuyor olmayayım?

Veyahut zayıflama niyetiyle olabilir mi... Yâda inandığım halde tutmuyor muyum?

 

Faizi hayatımdan atabildim mi?

Yoksa faizin haram olduğunu söyleyip, faizle muamelat mı yapmaktayım?

Peki Müslüman böyle birşey yapabilir mi?

 

Birilerinin yanında söyledikleri mi ve yaptıkları mı, yanlız kalıncada yapabiliyor muyum? Veya birileri görsün duysun diye dakikalık yalan ve iftiralarla insanları tekfir mi ediyorum?

Ya da nefsime hoş geldiğinde birilerini kötülemek, karalamak, tuzağa düşürmek için mi Yalana, Riyaya ve Gıybete baş vuruyorum?

 

Verdiğim sözleri yerine getirebiliyor muyum?

Veya Allah’a değilde, birilerinin gözüne girmek için mi söz veriyorum?

Ya da verdiğim sözleri basite alarak yapmamak için mi söz veriyorum... Sizce hangisi?

 

Haksızlık yaptığımda adaletli davranarak, haksızlığımı şerh edebiliyor muyum?

Yoksa kaypaklık yaparak, haksızlığımı bile, bile gizleyip dilsiz şeytanlık mı yapıyorum?

 

Istırap çeken bir Müslümanın acısını manen ve madden hissedebiliyor muyum...

Yoksa döşeli evimde, sıcak yatağımda, çeşit dolu soframda mal, mülk sevdasıyla yaşam sürdürerek bunları mezara götüreceğimi mi zannediyorum?

 

Çok yazık...

Kendisini en iyi Müslüman kabul ederek caka satan...

Sıkışınca Müslümanlığını ön plana sokan...

En iyi ibadeti kendisinin yaptığını zanneden...

Ahlakını düzeltmeden şeklini düzelten...

Mal, mülk saymada uzman olan...

Konumu ve makamıyla kibirlenen...

İki sürü arasında işine geldiği tarafa gidip gelen...

Fakat namazı sahih yapacak kadar Fatiha suresini okuyamayan keyfiyetci, zavallı gösterişçiler utanın, kendinizden utanın...

Utanacak yüzünüz varsa Allah’tan utanın ve kendinizi eleştirin.

 

 

Devamını Oku
ÖNCE KENDİNİ ELEŞTİR

ALLAH’A KULLUK

Rabbin tarafından sana emredilene uy ve emredildiğin gibi dosdoğru ol buyrularak...

Allah’a  kulluk ve Allah'ın hakimiyeti. Peygamberler vasıtasıyla insanlara tebliğ edilmiştir.

Fakat her zaman olduğu gibi,

Allah’ın hâkimiyetinden başka hâkimiyet gücü arayan ve  Allah'a kulluktan kaçınarak, Şeytan'a, Tağut'a, Put'a, Nefse ve İnsan'a kulluk edenler, her toplumda var olmuş ve azğınlıklara, şaşkınlıklara, dalalete dalmışlardır.

Bir ayeti celilede...

Allah’tan başka ilah mı ediniyorlar, onların ortak koştuklarından Allah yüce ve münezzehtir.

İbret alan insanlar için ayet açık ve net...

Allah'tan başka bir ilah olmadığını, kulluk ancak ve ancak her şeyi kuşatmış olan Allah'a masus olduğunu söylemektedir.

Ancak insanların çoğunluğu Allah’ın hükümleriyle değil,

İnsan aklından türemiş Liberalizm, Komünizm, Sosyalizm, Kapitalizm gibi, ideolojileri hayat tarzı olarak benimserler.

Bu gibi ideolojiler hayata geçirildiğinde, Allah’ın kulluğundan çıkıp ideolojilerin kulu ve kölesi olunur...

Ve buda dünyada köleliği, sömürgeyi, yalancılığı, iftirayı, kıskançlığı ve ahirettede rezilliği getirir.

Çünkü,

Zihninde tasarladığı şeye kulluk eden kimse, zihne ve hayale sığmayan Allah’a kulluk etmedikçe şirkten, küfürden ve dünya zilletinden kurtulamaz.

Nitekim,

İnsanların çoğunluğu Müslümanım demelerine rağmen, islamın birçok vecibelerini bilinçli veya bilinçsiz hayatlarına sokmayarak,

İnsanlara kötü örnek teşkil eder ve Allah’a kulluktan uzak asi bir toplum oluşmasına sebebiyet verirler.

Kur'anı Kerimde beyan buyrulduğu gibi...

İnsanların çoğuna uyacak olursan seni Allah’a kulluktan uzaklaştırır ve saptırırlar.

Şaşkın ve sapkın insanlara aldanıp aklımızda ki, fikrimizde ki beşeri mabutları atmadıkça,

Allah'a kulluk yaptığımızı zannettiğimiz kulluğun içi şirk ve hayasızlıkla dolmuş olur.

O halde Müslümanım diyen her mükellef,

Allah’a kulluk bilincini hayatının merkezine koymalı, insan düşüncelerinden oluşan hayat tarzlarından kurtulmalı...

Bilinçli, dürüst, güvenilir birey olarak dünyasını ve ahiretini güzelleştirmelidir.

Aksi taktirde ne gerçek manada Allah’a kul, nede huzur içerisinde yaşaya bilir.

Çünkü, Allah’a kulluk dünyada efendiliktir.

Devamını Oku
ALLAH’A KULLUK

TABİAT YARATABİLİR Mİ!

Atomların bir araya gelmesiyle moleküller meydana gelir...

Kâinat ve içinde canlı, cansız her şey bu moleküllerden oluşum bulur...

Atomun kendi içinde hesaplı ilişkiler kurabilmesi için nükler, elektron, çekim kuvveti ve zayıf kuvvetten oluşan bir dengeyle işlemesi, kainatın içindeki istisnasız bütün varlığın oluşum bulmasına sebep olur.

 

Peki, nasıl olurda bu dizaynlı işleyiş hem kendisini yaratır ve hemde kanun koyup kendisinde uygular, bu yaratıcının kanununa aykırıdır...

Çünkü yaratıcı yaratır, yarattığına emreder ve emrettiğinede yaptırır.

 

Kur´anı Kerimde kâinatın iki hususta yaratıldığından bahsedilir...

Birincisi İbda, yoktan yaratmak...

İkincisi İnşa, yaratılmış olandan yaratmak.

 

Canlı olan her şeyi, ( Esir )yani Su maddesinden yoktan yarattık ifadesi kullanılırken...

Başka bir ayette, Yaratılmış olandan ( Cevheri, ferde ) yani atomlara kalp ettik buyrulmakta.

 

Görülüyor ki Kur'anda Elektron, Işık, Sıcaklık ve Çekim kuvveti gibi akışkan maddelerinde ( Esir ) su sıvısından inşa edildiği ve sonrada kâinata yerleştirildiğine işaret eder.

 

Yaratılan herşeye bakıldığında ne bir kusur nede bir lüzumsuzluk görülmemekte...

Her şey yerli yerine konularak sınırsız akıl dairesi içerisinde ne evrenin nede mahlukatın gücünün yapamayacağı bir olağanüstülükle dizayn edilmektedir.

 

Bütün tarihlerde insanların akıllarını çelmeye çalışıp yaratanın evren olduğunu, evrenin kendi kendisini yarattığını ve her şeyin değişime uğradığını savunarak kendi putlarını ve ilahlarını oluşturma çabaları, asla zerre miktarı kale alınmamalı ve itibar edilmemelidir.

 

Akıl ve irade sahibi olan herkes...

Mahlukata verdiği ğörevi milimetrik aksattırmadan sonsuz kudretiyle dizayn eden yaratıcının Allah olduğunu bütün mahlukatta görür ve bilir...

Aksi taktirde şeytan kibriyle isyan eden, nefsani istek ve arzularına kanan kimseler, fıtratlarıyla inatlaşarak yararlandığı bütün nimetlere nankörlük eder.

 

Hâlbu ki hiç bir şey kendi kendisini yaratamayacağı gibi, yaratıcı olmadan da küçücük incir çekirdeğinden kocaman incir ağacının çıkamayacağını...

Her baharda yeniden vücut bulan, bitki, şekil, renk ve kokunun kendiliğinden oluşamayacağınıda akıl sahibi herkes bilir ve idrak eder.

 

Aslında çok sözede gerek yoktur...

Çünkü yaratıcı her yarattığı mahlukata tecelli ederek varlığının delillerini göz önüne sermiş...

Akleden ve gören için anlamak mümkün, ancak kibrine kapılarak anlamak istemeyen isyancılar bilsin ki,

Bunları yapabilmek için sınırsız bir akıl, sınırsız bir kudret ve bütün canlı, cansız mahlûkatı yaratan, yarattığından da yaratan, her şeyi kuşatarak dengede tutan, başlangıcı ve sonu olmayan, Allah’a mahsustur.

 

Yunus Emrenin dediği gibi, Bir avuç toprak, Birazda suyum ben, Neyimle övüneyim, İşte buyum ben.   Enbiya. 30 Hud. 7 İşaretül-icaz

Devamını Oku
TABİAT YARATABİLİR Mİ!