Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİĞE AYKIRI MI?

 

 

    Son günlerde bazı medya kanallarında özelikle  gündemde tutulmak istenen bu düzenleme, kasıtlı bir şekilde kamuoyuna yanlış aktarılmak isteniyor.

 

 

 


      Nüfus Hizmetleri Yasası’nın 22. Maddesi’ndeki, “Bakanlık, il nüfus ve vatandaşlık müdürlüklerine, nüfus müdürlüklerine ve dış temsilciliklere evlendirme memurluğu yetkisi ve görevi verebilir” ifadelerinin kullanıldığı bölüme yetki verilebilecek kurumlar arasına “İl ve ilçe müftülükleri” de ekleniyor. 


Yani; 


5490 Sayılı kanunun 22.Maddesinde, nikah kıymaya yetkili olan, Muhtarlıklar, Belediyeler, Konsolosluklar, Nüfus Müdürlüklerine, Müftülükler de ekleniyor. 


    Müftülükler, evlenme işlemlerinde, kimin kiminle evlenip evlenmeyeceğine karar veren organ değil. Evlenme müsaadesini veren merci değil. Kayıtların tutulduğu kurum hiç değil. Bu durumda Müftülerin şahitler huzurunda nikah kıymasının laikliğe aykırı olduğu durum nerede oluyor?


    Ayrıca, yıllardan beri nikahlarımızı kıyan Belediyenin görevlendirdiği memurların niçin tartışılmadığını da anlayabilmiş değilim. Belediyedeki sıradan bir memurun, nikah kıymak için bir eğitim alıp almadığı, liyakatı, bu görev için uygun olup olmadığı hiç tartışılmazken, Müftülerin nikah kıyması, niçin tartışma konusu olur?


  Avrupa’da Yüzyıllarca nikah ve nüfus kütük kayıtları kiliselerde tutulmuş ve arşivlenmiştir. Avrupa, bizim ülkemizde evlendirme ve nikah işlemlerinin, maalesef Belediyelerde yapılıyor olmasını,  hayret ve şaşkınlık ile izliyor.  Belediyeler,  bayındırlık, temizlik, kanalizasyon, alt yapı ve şehircilik hizmeti vermeye çalışan iş yükü ağır olan kurumlardır. Bu kadar iş yükünün içinde, Evlendirme işlemleri niçin Belediyelerde yapılır? Bunu anlamak mümkün değil.


    Belediye memuru ile müftü aynı mevzuata göre nikah işlemlerini yapacaktır. Müftünün kıyacağı nikahın hukuki işlemleri ve sonuçları ile belediyenin kıyacağı nikah ile hiçbir farkı olmadığına göre, başka türlü olması da mümkün olmadığına göre; kadın haklarına da, laikliğe aykırı bir durum olmuyor. Herkes istediği yerde,  nikahını kıydırabilecek. Düzenleme asıl olarak  vatandaşların evlendirme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet alımını sağlamak,  alternatif kurumların yetkilendirilmesi ile yığılmayı önlemek  gerekçesiyle  yapılmaktadır.


   Evleneceklere ömür boyu mutluluklar dilerim.   

 


Murat GENÇOĞULLARI 



Follow @mgencogullari

Devamını Oku

ADALET YÜRÜYÜŞÜ

   


    


   CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 15 Haziran’da, Ankara’dan İstanbul’a yürüyerek bir protesto başlatma kararı aldı. Aldığı bu  karara gerekçe, CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması olarak kayda geçtiğini söyleyebiliriz.

 


       Ülkemizde Basın Özgürlüğü sürekli olarak didiklenmekte, kamu bu konu ile ilgili yanlış ve kasıtlı olarak  bilgilendirilmektedir. Çünkü ceza evine giren gazeteciler, gazetecilik mesleğinden dolayı değil, casusluk, vatana ihanet ve  milli güvenliğe tehdit oluşturacak faaliyet yapma suçlarından girmektedirler.



      Mit Tırları davasında, Ceza alan ve Yurt dışına kaçan Can Dündar’ın; “görüntüleri solcu bir Milletvekili dostum verdi” şeklinde bir ifadesi vardı. Enis Berberoğlu’nun o tarihte Can Dündar’la yapılan 21 saniyelik ses kaydından yola çıkarak teknik takiple ikisinin buluşup, görüntü kaydığı ona verdiği tespit edilmişti. Bu görüntüyü Enis Berberoğlu’na kimin verdiği konusunda araştırmalar devam etmektedir. Öte yandan,  Kemal Kılıçdaroğlu’nun  bu davanın neresinde olacağı ve Milli Güvenlik ve Devlet sırlarını açığa vurmanın kendisi ile bir ilişkisi olup olmayacağı da, herkes tarafından merak konusu olmuş durumdadır. Çünkü Ramazan ayında böyle bir protesto eylemine girmesi,  dikkatleri başka yöne çekme hamlesi olarak algılandı. 15 Temmuz hain darbe girişimde, yollara inmeyen Kemal Kılıçdaroğlu, Devletin sırlarını ifşa etmeye çalışan Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra yollara çıkıp, adalet  yürüyüşü adı altında, gündem oluşturma çabası, kamu vicdanını derinden yaralamıştır.


***


      Hükumet, bir yandan Ramazan Ayı’nın huzur, güven ve sükûnet içinde geçmesi için çalışma yaparken, diğer yandan, kendine siyasi alan açmaya çalışan, siyaset mekanizmasını halka karşı olarak kullanan kişilerin protesto yürüyüşlerine de güvenlik tedbiri almakla meşgul ediliyor.


    Milletin temel değerleri ile kavgalı olmak ve bu düşüncelere taraftar toplamak, siyasi bir partinin ideolojisi olmamalıdır. Sokakta protesto yürüyüşü yapan siyasetçiler halkta karşılık bulmaz. Bizim toplumumuzda, yürüyüş denilince akla; huzursuzluk, cam çerçeve kırılması, gündelik hayatın çileye dönmesi şeklinde kavramlar gelir ve olumsuzluk olarak algılanır.


    Devletin gizli kalması gereken bilgilerini pazarlamak, siyasal ve askeri casusluk yapmak, bir siyasetçinin asla görevi olamaz. Devletin güvenliği, kişilerin siyasi bir avantaj elde etmeleri için, malzeme konusu edilemez!


Murat GENÇOĞULLARI


Follow @mgencogullari

 

Devamını Oku

ENSE TIRAŞI

       

 

 

        16 Nisan Referandumu;  herkesin “ense tıraşının” görüldüğü bir seçim olmuştur. Tüm Parti teşkilatlarını ve kademelerinin  kendilerini gözden geçirmeleri kaçınılmaz bir hale gelmiştir hiç şüphesiz…


         Seçim sonuçlarına dair bir okuma yapmak gerekirse;   Evet oyu kullananlar, Tayyip Erdoğan liderliğine inanmış, ancak Hayır oyu kullananların ise,  gerekçeleri birbirinden farklı olduğu şeklinde bir durum ortaya çıkmıştır.  Hayır, oyu kullananların kendi dinamikleri birbirlerinden çok farklı olduğu dikkatle okunmalıdır. Sonuç olarak kayıp ve kazançlar hesap edildiğinde Erdoğan kendi oyunu almıştır.




   

 16 nisan Referandumunun sonucunu doğru okuyan kazanır.


 

      Çünkü  siyasetin paradigması değişmiştir ve  referandum “evet” sonucunun %51.4  çıkması Ak parti açısından önemli kodlar ve mesajlar içerdiğine dair kuşku yoktur. Bununla beraber,  referandum sonucu; Partilerin oylandığı bir seçim olmamış,  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oylandığı bir seçim sonucu olarak kayda geçmiş bulunmaktadır.



      Ancak referandum  %60  ve üstü bir oranla kazanılmış olsaydı,  bu parti teşkilatlarının  güçlü olduğunu ve Parti kurullarının  Cumhurbaşkanı’na bir baskı ve yaptırımı olabileceği söz konusu olabilirdi ancak durum tam tersi çıkmıştır, kaldı ki;  Sayın Cumhurbaşkanı  seçim sonuçlarına istinaden, bu anlamda bir açıklama yapmıştır. Siyasetin yeni paradigmasında Parti teşkilatlarının doğrudan veya dolaylı olarak yürütmeye bir baskı uygulayacağı söz konusu olmayacaktır.


      Bu referandumun bir diğer parametresi de, özgül ağırlığı olan Ak Partinin öne çıkmış isimlerinin, kendi İllerinde ters orantılı bir sonuç almış olmalarının,  bu kişilerin siyaseten bir aktör olmadıklarını ve siyaset sahnesinde olmayacaklarını göstermiştir.  Mevcut konjonktürde siyasi bir oluşum için uygun siyasi zemin bulunamayacaktır. Siyasetçi, Siyasi bir yapı ve kurum dışında varlığını sürdüremez!


***


     Siyasetçilerin  bundan böyle parti içinde, “kim” olukları değil, dışarıda “kim” oldukları önemli hale gelecektir. Ancak bu sistemin işler hale gelmesi ve en az bir seçim yaşanmasını gerektirecektir. Bu bağlamda yerel yönetimlerin siyasette daha aktif bir rol üstleneceği kaçınılmaz olacaktır.


        Bu referandum sonucu ile kazanan herhangi bir siyasi parti olmamıştır. Kazanan Cumhurbaşkanı’nın şahsı olmuştur. Sonucu değerlendiren veya değerlendirecek olanların; kendilerine yeni bir vizyon yaratmak ve organize olmak için, çok fazla vakitleri yoktur. Türkiye'de bundan böyle siyasetin %51 ve üstü şeklinde bir karşılığı olacağı çok net bir şekilde görülmüştür.


Murat GENÇOĞULLARI

 

Follow @mgencogullari

Devamını Oku

KILIÇDAROĞLU FETÖ'DEN GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLERİ ALKIŞLATTI

 

    CHP Anayasa değişikliğini içerecek Meclis oylamasının 330'un altında kalmasını sağlamak için kendince "TÜRKİYE'Yİ BÖLDÜRMEYECEĞİZ" sloganı ile mitingler düzenliyor. "Türkiye'yi Böldürmeyeceğiz" şeklinde bir slogan, içinde korku ve endişe barındırmaktadır. 

 

 

   Siyasi bir atak yapmak ve kendine taraftar toplamak isteyen siyasetçiler, korku çekiciliğini kullanırlar. Ancak korku çekiciliğinin dozajı iyi ayarlanmadığı taktirde ters tepmelere yol açar. Kemal Kılıçdaroğlu'nun, üzerine çalışılmadan yürüttüğü bu proje ile siyasi bir atraksiyon yapmak isterken, düştüğü durum kendi partili Milletvekilleri dahil, bir çok kişi ve kurumdan olumsuz tepki almasına yol açtı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Adana'da düzenlenen 'Türkiye'yi Böldürmeyeceğiz' mitinginde FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan Cemaat yazarlarından gazeteci Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Şahin Alpay Ali Bulaç'ın da aralarında bulunduğu tutuklu gazeteciler için, “Onlar şu anda hapiste, ama onlar aynı zamanda Adana meydanında, yüreklilerin bulunduğu meydanda, cumhuriyete, demokrasiye sahip çıkan meydanda, Mustafa Kemal’in meydanında onlar şimdi” ifadelerini kullandı. 

   

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    Yasalarımıza göre “terör örgütüne yardım ve yataklık etmek” suçtur. Yardım ve yataklık suçuna; bağış yapmak, finansman sağlamak, teröristi koruyup kollamak, teröristi barındırmak, teröristi saklamak, ona araç gereç temin etmek ve benzeri maddeler girmektedir.


***

   FETÖ/PYD Terör örgütü ve 15 Temmuz Darbe kalkışması davasında, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun alkışlattığı ve itibarlarını geri vereceğini iddia ettiği bu sanıklar, eğer ceza alırlarsa; Sayın Kılıçdaroğlu hakkında da terör örgütü üyelerine yardım ve yataklık yapma suçundan dava açılma ihtimali olacaktır. 

 

 

  Türkiye'nin içinden geçtiği bu süreç dikkate alındığında, Siyasetin  nasıl bir denklem ile yürütülmesi gerektiği çok açıktır. 

 

Takip et: @mgencogullari

Devamını Oku

KONGRE ASLANIN AĞZINDA

 

Takip et: @mgencogullari

 

    8 Nisan’dan bu yana MHP’de arapsaçına ve bir türlü yapılamayan kurultaya, adli ve idari makamlar 12 karar verdi.


     Bu üç ay içinde sadece mahkemeler değil, İlçe Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, Ysk, Valilik, İcra Dairesi gibi neredeyse söz söylemeyen kalmadı.


         ***


      Ülkenin içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda, MHP kongresinin arka planında, Türkiye Siyasetinin izleyeceği yol haritasının yeniden çizileceğine dair kodlar içermesi bakımından, hayati bir önem taşıdığını söyleyebiliriz. Bu bakımdan MHP’de yol ayrımı dahil, Türkiye’de bir erken seçim veya bir referandum olasılığının, MHP’deki taşların nasıl dizileceğiyle yakından ilgili olduğu durum söz konusudur.



 

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

      40 yılı aşkın süredir Siyaset sahnesinde olan Milliyetçi Hareket Partisinin’nin inişli çıkışlı olarak yürüttüğü hareketin, bu kadar Genel Başkan aday kompozisyonu içinde çizeceği grafiği tahmin etmek zor olmasa gerek...


      Bahçeli’nin karşısına çıkarılan aday profilleri, MHP’ye oy veren seçmenin sempatisini kazanmış değil. Hiç kuşkusuz Bahçeli, partiye sızmak isteyen paralel yapı unsurlarını,  öngörüsü ve  kararlı duruşuyla püskürtmeyi başardı.

 

     

      Meral Akşener opsiyonu ile MHP’de bir alternatif oluşturduğunu zanneden ve sürecin algoritmasını işleten bir takım odakların, B planı için bir takım siyasi mühendislik çabası içinde oldukları fark edilmektedir. Hiç olmazsa bu yapı içinden küskün ve muhalifleri bir araya toplayarak yeni bir parti kurma senaryosu üzerinde çalışıldığı, bu şekilde bir yol ayrımına  gidileceği seslendirilmektedir.

 

      Şunu unutmayalım; MHP’nin kendi seçmenini muhafaza edebildiği alan, ülkücülük ve terör üzerine oturtulan sert milliyetçilik ideolojisidir.


Murat GENÇOĞULLARI

 

Devamını Oku

Oruç'u tutma Oruç Ol

     


    Yemek sözcüğü kelime olarak isim, aynı zamanda fiil.  Mesela;  Yemek  yemek. İki eş sesli aynı kelimenin yan yana gelmesi ile isim ve fiil olarak bir anlam kazanıyor.


   

    Oruçlu olmak sadece yemek yememek değildir.  Nefsi tutmaktır. Aynı zamanda tutulması gereken ne varsa onu tutmaktır. Şehvetten, öfkeden, kinden, hasedden, nefretten, sevgisizlikten. Böylelikle hem kalbin hem de aklın kapıları açılmış olacaktır.


Peki, bunları niçin yapacağız?


Bütün bunları yapmaktaki asıl maksat;  “düşünmek “ .


    Her şey düşünmek için, çünkü insan herhangi bir şeyler yaparken düşünemez.  Oruç düşüncelerle tutulmaz aksine daha çok düşünmeye vakit ayırmak için tutulur. Çünkü aç kalındığı vakit düşünme yetimiz yok olmuyor.


    Ramazan ayı bizi tüketmeye, eğlenmeye,  hoşça vakit geçirmeye davet etmiyor. Aksine bizleri tefekkür etmeye çağırıyor. Herkes evvela kendini kendi gönlüne davet etmelidir.  Şatafatlı sofralarda yapılan iftarlar,  pahalı restoranlardaki açık büfe iftar görgüsüzlüğü ile Oruç ne kadar makbul olur? Düşünmemiz lazım!


    Önemli olan; tutulan Oruç'u açmak değil, Oruç'u açarken bile tutmaya devam edebilmektir. 


   Sırf görünür olmak pahasına, Belediyeler tarafından yapılan  “Ramazan Etkinlikleri” adı altında koparılan gürültü ve tantanalar, Ramazan ayının ruhaniyetine, Orucun maneviyatını ihlal etmektedir. Güya İslâmî ritüelleri kamusal alanda görünür kılmak.

Bunca gürültü ve ihlaller sırf  “görünür olmak” pahasına değil mi?

      İbadetten beklenen o sükûnet ve nezaket, o maneviyat ve ruhaniyet, nerede?


 

 

Murat GENÇOĞULLARI 

Takip et: @mgencogullari

Devamını Oku

BİLENLER KAYBEDECEK ÖĞRENENLER KAZANACAK

    Albert Einstein “bir insanın zekası, verdiği cevaplardan değil, soracağı sorulardan anlaşılır”  demiş. Oysa genel bir perspektife göre tam tersi bir anlayış hakimdir. Kişi, biri ile ilgili bir kanaat edinmek istediği vakit;


“sorduğum sorulara güzel cevaplar verdi” şeklinde bir düşünceye kapılır.  Bu tip, en yaygın olanıdır.


 

 

   Artık hızla gelişen ve değişen dünyada bilenlerin yerini öğrenenler almaya başladı. Dünyayı değiştirecek olanlar, bilenler değil öğrenenler olacak.  21. YY “yeni bir fikir geliştirmeden dönmeyen ve yürümeye devam edenlerin olacaktır”.


     Büyük iş yapılıyor havası basanlar, politikalarında zamanın gelmesi beklerler. Bunlar zamanlamacı kişilerdir, ateşte yürüyemezler. Risk almayı sevmedikleri için, yanlarında yürüyenlere zaman kaybettirirler.


   Büyük adamlar ve liderlerin bildikleri ve titizlikle uyguladıkları bir takım stratejik sırları olmalıdır. Bu sırlar, geleceği görmek, birlikte çalışacak kişileri doğru seçmek ve yönlendirmek, sürekli yenilik yapmak, sonuçlara ve ilişkilerine değer vermek, değerleri bütünleştirmek ve fayda yaratmak.


      Bir liderin gerçek hedefi, lideri durumunda bulunduğu kurumun, partinin, belki de ülkenin çıkarı için çalışmak ve sonuç almaktır. Biz buna, kısaca “fayda yaratmak” diyebiliriz.


   Fayda yaratmak için, baştaki prensipleri mutlaka uygulamak gerekiyor. Bir lider, önce geleceği görmeli. Bir kurumun başında ise, işletilen servisin, hangi aşamada değer kazanacağını bilmeli. Tuğla üzerine tuğla koyarak, binasını inşa etmeli. Eğer bir parti lideri ise, belli süreler sonunda hangi hedeflere ulaşacağını kestirmeli. Bu ona gündemi kontrol edebilme imkânı da yaratır.


   Lider, birlikte çalışılacağı kişileri başarılı olacaklar arasından seçmelidir. Eleman seçimi başlı başına bir kabiliyettir ve eğitim konusudur. Test veya sınavla seçim yapmanın yeterli olmadığı, her zaman görülmüştür. Seçilen kişiler, ortaya konulan amaca yönelik olarak, özveriyle çalışacak kişiler olmalıdır. Bunun için de sizinle olmaktan gurur duymalı, beklentileri olmalıdır. Çünkü zaman içinde, seçilen elemanların sadece bir bölümünün değiştirilebilmesi mümkün olacaktır. Bu prensip, bir kurum yönetiminde de, bir parti yönetiminde de aynıdır.


    Bağlılık ve heyecan, ancak  sürekli yenilik yaparak, yeni hedefler belirleyip, gündemi kontrol ederek  sürdürülebilir. Yani, lider, yalnız düşmemek için değil, hedefe ulaşabilmek için de pedal çevirmeye devam etmelidir. “Sürekli yenilik yapma" prensibi, bir ailenin bütünlüğünü korumaktan bir şirketteki başarıya; bir partideki başarıdan bir ülkedeki başarıya kadar, her konuda geçerlidir.

Ne olmak istediğini bilene değil, ne yapacağını bilene değer ver!

 


     Birlikte çalıştığın kişilere mutlaka değer vermeli, bildiğin her şeyi sonuna kadar onlara anlatmalısın. Aksi takdirde, kullanıldıklarını düşünüp, seni bırakacaklardır. Birçok başarılı liderin  hatası, dostlarından bilgi saklamak olmuştur. Bütün bu karmaşık çalışma ortamı içinde, bir de onları kırmamayı, onlara hep iyi davranmayı başarırsan, birlikte, her başarının sahibi olursunuz. Ayrılık vakti geldiğinde ise, yerinizi dolduracak birçok kişi vardır. Hiçbir şey sonsuz değildir ama birbirinizin yerini doldurarak, başarınızı uzun süreli kılabilir, değerli bir halka yaratabilirsiniz.


   “Sır”ı bilirseniz, hem ilişkiler hem de sonuçlar hedefine ulaşacaktır. Sadece başarılı olmak değil, başarıyı devamlı kılmak da bu stratejilere bağlıdır.
Şimdi, etrafınızdaki siyasi liderlerden patronlarınıza kadar herkesi değerlendirin. “Sır”a kimler vakıf göreceksiniz.


Murat GENÇOĞULLARI


Takip et: @mgencogullari

Devamını Oku

KOMŞULARIMIZLA 2015

          2014 Türkiye dış politika açısından son yılların en kritik ve sıkıntılı günlerini yaşadı. Türk diplomasisi bu yıl içinde eski sorunlarının yanı sıra yeni ve beklenmedik hadiselerle karşı karşıya kaldı ve bunlarla baş etmekte çok zorlandı.


          Haritanın tamamına şöyle bir baktığımızda, iktidar özellikle "bölgesel rol oynama ve nüfuzunu yayma" konusundaki amaç ve hedeflerinde arzuladığı sonuçları alamadı. Ama buna karşılık Türk diplomasisinin yeni açılımları ve  krizler karşısındaki dengeli davranışlarıyla başarılı bir performans gösterdi. Hiç kuşkusuz bunda Türkiye'nin kontrolü dışındaki beklenmedik gelişmelerin ve orta doğudaki iç savaşın payı var. 

 

     Türkiyeyi yöneten hükümet iç politikada ideolojik tutumdan çok hizmet esaslı bir tutum sergilemesinin yanında, dış politikada özellikle Mısır ve Suriye konusunda ideolojik ve ilkesel bir tutum üzerine bir siyaset sergiledi. Bu Türkiyeyi bu ülkelerin iç işlerinde taraf tutma noktasına getirmiştir. 

 

            AB ile ilişkilerde de Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler nedeniyle soğukluklar yaşandı. AB üyeliğinin stratejik hedef olduğu söylemine rağmen, demeçlerdeki sert ifadelerin de etkisiyle AB vizyonu eski heyecanını kaybetti...

 

       Bir kısmı yıllanmış sorunlarda bu yıl kayda değer bir yenilik olmadı. Kıbrıs meselesinde müzakereler kesildi; buna Doğu Akdeniz gazı uyuşmazlığı da eklendi... Ermenistan ile normalleşme yönünde bir gelişme olmadı. İsrail ile de öyle...


Bütün bu eski ve yeni sorunlar şimdi 2015’in dış politika gündemine taşınıyor.

Benim 2015 tahminlerim şöyle;

 

     Işid yok olmayacak ancak, mevcudiyeti ile yetinmeyecek, alanını daha da genişletecek. Ukrayna’da ve Suriye’de iç savaş sürecek. Filistin’de aynı durum devam edecek. Rusya gücünü koruyacak. Avrupa Birliği ile müzakereler aynı şekilde devam edecek. ABD ile ilişkiler inişli çıkışlı devam edecek. Mısır ile ilişkiler normalleşme düzeyine çıkacak, Suriye’de güvenli tampon bölge kurulacak. 

 

   Önümüzdeki yıl, sonuçları birlikte değerlendirmek üzere, hepinize Sağlıklı, Başarılı, mutlu ve bol kazançlı günler dilerim.

 

MURAT GENÇOĞULLARI

Takip et: @mgencogullari

Devamını Oku

İDEOLOJİ ÇÖPLÜĞÜ

 

     İnsanlar düşünce ve duygu olarak bir kaynaktan beslenir.   Bu kaynak içinde yığınla atık malzeme bulunur ve bir nevi çöplüğü andırır. Dolayısıyla   bizler ideolojik olarak bir çöplükten besleniriz. Bu çöplüğün adı ise ; “İdeoloji”


   İnsanı ve toplumları kitleler halinde kontrol etmenin temel yolu bir ideolojiye sahip olmalarını sağlamaktır. Birçok ideolojik konu olmasına rağmen en belirgin olanları; Siyasi, Dini, Tüketim, Zevk ve Evlenme ideolojileridir.


   İdeoloji, siyasal ya da toplumsal bir öğreti oluşturan, toplumsal sınıfların davranışlarına  yön veren, politik,  hukuksal,  bilimsel,  felsefi,  dinsel, ahlaki, estetik  düşünceler  bütünüdür.

    Diğer yandan göremediğimiz ve ifade edemediğimiz ideolojinin bizim arzularımız ile birlikte nasıl hareket ettiğini ve bizi nasıl kontrolü altına aldığıdır.  Dinlediğimiz şarkılardan, izlediğimiz dizi ve filmlere, okuduğumuz hikayelerden, kitap ve gazetelere kadar, her alanda bize empoze edilmek istenen birçok ideoloji ile karşı karşıya kalırız.

İdeoloji bizlere basit bir şekilde empoze edilmez.


 

 

  Bir ideolojinin kullandığı malzeme gücü, gerçekte bizim ne yediğimizi engeller. Bizi köleleştiren sadece yaşadığımız gerçeklik değildir


 Bize dayatılan ideolojide yaşadığımız açmazın en üzücü yanı, “hayallerimize sığındığımız anda bile, aynı ideolojinin içinde olmamızdır.


    Bir ideolojinin altında yatan gerçek mesajı görmek için, ideolojinin gerçek yüzünü gösteren işleve sahip olan aklı kullanmak yerine, arzularımız seslendiği duygularımız ile ideolojinin kullandığı birer varlık oluruz.


   Bu yüzden bizler, ideolojinin kurguladığı bizden istenenin yapıldığı bir toplumda yaşıyoruz. Pek çok düşüncemizi ve değerlerimizi yitirdik desek, çokta yanlış olmaz. Bizi yönlendirenler tarafından, bizden isteneni farkında olmadan yapmak gibi bir durumdayız. Mesela Demokrasi ideolojisi içinde diktatörlük görürüz,  bu var olan özgürlüğümüzü ayakta tutan görünmez veya göremediğimiz bir talimattır.


   Gerçek bakış açısına göre ideoloji kafa bulandıran ve kafa karıştıran bir şeydir. Sağduyuya göre düşünme yoktur, normlar ve ideolojiler vardır. Birçok kez ideolojinin gerçek yüzünü aslında tam tersi bir durumda görebiliriz. İdeoloji sosyal dünya içerisinde devamlı geliştirilen bir ilişkidir. Bu ilişki ile dünyayı keşfettiğimizi ve anladığımızı zannederiz. Bizler ideolojiden korktuğumuz kadar, ideolojinin dışına çıkmaktan da çekiniriz. Çünkü hayallerimizin yıkılmasını ve gerçekleri görmeyi istemeyiz. Bu bizim arzularımıza terstir. Çünkü özgürlük acı verir, bu yüzden özgürlük çok istenmez.


    Siyasi partilerde çok çeşitli ideolojiler vardır. Seçmen ve parti yandaşı olanlar bu ideolojileri benimser ve bu ideoloji çöplüğünden beslenir. Bu ideoloji ile yapılmak istenen özgür iradeyi tahakküm altına almaktır.

 

 

    Zevk alınan haz’ın bozulmuş şeklidir. İnsan acı çekerken dahi zevk duyabilir. İşte bu uç unsur, görev ile zevk arasındaki basit ilişkiyi emelden ayrıştırır. Bu aynı zamanda ideolojinin kendini bulduğu yerdir. Bu da Dini ideolojinin kendini bulduğu yer olarak ortaya çıkar. Kutsal kamuflaja sahip olanlar her istediğini yaparak keyfini çıkarmıştır. Bu yüzden dini ideolojiye atanmış olan kutsiyet, haz alınamadığı için değil, zevk alınamadığı içindir. 


Murat GENÇOĞULLARI

Takip et: @mgencogullari

Devamını Oku

PİRİNCE GİDERKEN

    YSK, Genel seçimlerde Milletvekili adayı olmak isteyen kamu görevlilerinin, görevlerinden ayrılmaları için, son tarihi “10 Şubat” olarak belirlemişti.

   "Siyasette koltuğu dolduramayanlar, sandıkları dolduramaz". Haziranda yapılacak olan genel seçimlerde, AK Parti’de Lidere sadakat ilkesi, bir seçim stratejisi olacaktır.  AK Parti’nin seçim stratejisindeki kritik noktalarından diğeri ise, bürokrasiden meclise getireceği isimlerdir. Bürokraside izin almadan istifa edip, milletvekilliği için başvuruda bulunanlar eğer listelere giremezlerse geri dönmeleri zor olacak, demedi demeyin.

    Bu ne anlama geliyor?

   Bürokraside, milletvekilliği için çok büyük bir talep olduğu zaten biliniyor. Ancak, boşaltılan makamlarda bir zafiyet oluşmaması daha öncelikli konular arasındadır. Hiçbir Başbakan,  devleti yönetecek olan bürokratik kadroların boşalmasına sıcak bakmaz. Çünkü devlet mekanizmasının işlevselliğinde, irade boşluğu kabul edilmez. Kurumlarda zaaf oluşmayacağı kanaatinin oluştuğu ve gereken izinleri alarak adaylık başvurusunda bulunanları kastetmiyorum.

   Ayrıca bazı bürokratların siyasette hizmetine ihtiyaç duyulabilir. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın yakın çalışma arkadaşları arasında siyasi yürüyüşünde yanlarında görmek istedikleri nitelikli isimler olabilir. Kendi alanında deneyimleri olan bürokratların, siyaseten birikimleri değerlendirme imkanlarının önüne geçilmemeli. Fakat bunlar öyle yüzlerce isimden asla oluşmaz. "Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdan oluşur".

***

   İzin almadan görevlerinden istifa edenler listeye giremezse tekrar eski görevlerine dönmeleri çok zor olacak. Örneğin bir müsteşar ya da genel müdür istifa edip, listeye de giremezse eski görevine atanmayabilir. Devletteki kadroların boşaltılmasının önüne geçilmesi için, bunun yapılması şart. Aday adayı olduktan sonra daha üst görevler talep edilmesinin kapısı, artık kapatılmıştır. Her seferinde aynı sistemin bir mecburiyet oluşturmaması gerekir. Fakat, üzülerek ifade edeyim ki, siyasetin böyle bir mekanizması var. Aday adayı olup, listeye giremeyen bürokratların daha üst görevlere gelmek için, bunu bir fırsat olarak kullanma arzusu. Bu kapının nazikçe  kapatılması bir zorunluluktur.

Ama bu kural sadece bürokrasi için geçerli değil. Özel durumu hariç olan belediye başkanı, il genel meclisi üyesi, belediye meclisi üyeleri için de aynı kural geçerli olacak. İzin almadan istifa edip, aday adayı olanların kendi başının çaresine bakması gerekir. Faydalı olacak ise, aday olur listeye girer, yoksa onlara bu görevlerinden dolayı pozitif ayrımcılık yapılmaz.

MKYK üyeleri, İl Başkanları, Milletvekilleri, Merkez Disiplin Kurulu ve DHK üyeleri dışındaki isimler dışında adaylık başvurusunda bulunanların tamamı temayül yoklamasına girecek.

28 Şubat-1 Mart tarihleri arasında bütün illerde temayül yoklaması yapılacak.

6-15 Mart tarihleri arasında aday adayları Ankara’ya çağrılarak mülakata alınacak.

16-22 Mart arasında ise Genel Başkan yardımcılarından oluşan bir heyet tüm bu aşamalardan elde edilen sonuçlar ışığında isimler üzerinde elemeler yapacak.

 

23 Mart-6 Nisan arasında ise Başbakan Davutoğlu başkanlığındaki 8 kişilik heyet YSK’ya verilecek olan liste üzerinde çalışacak. 7 Nisan günü saat 17’de listeler YSK’ya bildirilecek.

 

Murat GENÇOĞULLARI

 

Devamını Oku