Hakkında
@muhozt
  • Yaşadığı yer Turkiye
  • Şehir Istanbul
  • Doğum tarihi 24 March
Sayfalar
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Gönül Verdim

Gönül verdim, canım koydum yoluna
Bir tebessüm, bir tatlı söz görmedim.
Niceleri gelip geçti ömrümden
Hiç birini senin kadar sevmedim.

Her şarkıda, her şiirde adın var
Her lokmada, her yudumda tadın var.
Biçareyim, her köşede yâdın var.
Nefesmişsin, yokluğunu bilmedim

Düşer miydim başım alıp yollara
Girer miydim mecnun gibi çullara
Garip baktım, sevda bilmez kullara
Ecel gibi, senden sonra gülmedim.

Muharrem Öztürk
@muhozt

Devamını Oku
Gönül Verdim

Sevgi Kaf Dağında

Sen eski sevdiğim,
Sevgine sahip olmak istediğim,
Hâlâ sevdiğim,
Ama,sevgisini istemediğim tatlı kız,
Yıllar, seni değiştirdiği kadar beni de değiştirdi
Farkına var.
Bir çok şeyi öğrendin, anladın yaşayarak;
Akıllandın.
Ben de yaşadım senin yaşadığın yılları,
Fakat, aklımı kullanarak.
Ben senin de aklını kullanarak yaşamanı beklerdim,
Kendim için.
Sen deneyerek öğrendin hayatı.
Ama , aklına getirmedin:
Her şeyin denemesinin yapılamayacağını;
Bazı şeylerin suç sayılacağını.

Şimdi;
Yaşadıklarınla karşıma geçip,
Sana sarılmamı mı bekliyorsun ?
İnsan ; hakkı olmayan şeyleri de istermiş
Ancak bu kelimelerle anlayabilirim seni ben.

Ben bilirim güzelim !
İnsan kalbinin zayıflığını,
Bir kere iz düşmesin taze harç misali,
Silinmez cisim, yok olunana kadar.

Bunu düşün…..

Şimdi, kalbinde eski bir izle karşıma geçip,
Hep seni bekledim dememi mi bekliyorsun ?

Ben;başka kolların sarıp kokusunu bıraktığı,
Başka dillerin mutluluk öyküleri anlattığı,
başka bir sevgilininin kalbinde iz yaptığı sana,
Ne bir şey verebilirim,
Ne ilk defa uçmayı tadacak kuş misali,
Titreyecek yüreğinden,sevgiye boğulabilirim.

Anla beni…..
Üzme.

Beni;

Duvarlarına asıp da ,,,
Ahhhh içinde olsam diyebileceğin,
Bir manzaradan daha yakın bulamazsın…
O manzaraki kaf dağının ardında,
Gidemezsin

Muharrem ÖZTÜRK

@muhozt

 

(İsmail Kardeşimin Hatırasına)

Devamını Oku
Sevgi Kaf Dağında

Nimetlerin kıymetini biliyor muyuz ?

Rahmetli Mehmet Şevket Eygi'den

 

https://www.milligazete.com.tr/makale/843689/mehmed-sevket-eygi/en-degerli-nimet

Böyle zengin kahvaltı şimdiye kadar görülmemiş… Açık büfe 61 çeşit yiyecek var. Peynirler, sucuklar, pastırma, füme dil, tereyağ kaymak krema, yumurta, trüflü omlet, reçeller, bal, börekler, üç çeşit zeytin, patlıcan tava,  saymakla bitmez. Ekmek olarak üç ayrı çeşit özel buğdaydan yapılmış tabiî köy ekmeği. Bunların yanında Assam çayı.

Bu mükemmel, şahane kahvaltı sofrasındaki en kıymetli yiyecek ve nimet hangisidir?

Hiç tereddüt etmeden ekmektir demek gerekir.

Ekmek, Allahü Tealanın insanlara en büyük nimetidir.

Hiçbir nimet ekmek kadar değerli olamaz.

Ekmeğin kıymetini bilmeyen, ona gereken saygıyı göstermeyen, gereken değeri vermeyen bireyler ve toplumlar, küfran-ı nimette bulunmuş olurlar.

Yazımın birinci paragrafında tabiî ekmekten bahs ettim.

Genleriyle oynanmamış tabiî buğdaydan yapılmış ekmek, yanında biraz peynir, birkaç zeytin tanesi, küçük bir kâsede yoğurt, haşlanmış bir yumurta, bir tas çorba ile insanı ayakta tutabilir.

Günümüzün bembeyaz, daha beyaz, en beyaz ekmekleri hakikî ekmek değildir. Hiçbir kişi ve toplum bu ekmeklerle sağlığını koruyup ayakta duramaz.

Uzun vadeli intihar etmek isteyenler bembeyaz, daha beyaz, en beyaz ekmek yesinler.

Türkiye ekmek ile ilgili meselelerini halledebilirse, hastalıkların yüzde ellisini bertaraf etmiş olur.

Günde dört beş milyon ekmeğin israf edilip çöpe atılması büyük bir hıyanet ve cinayettir.

En büyük nimete yapılan bu saygısızlık ve nankörlük tokatsız sillesiz kalmaz.

Türkiye’miz beyaz ekmekten gerçek doğal ekmeğe dönmelidir.

Hibrid, sağlıksız, yiyeni şişiren buğdaylardan tabiî yerli buğdaylara dönmelidir.

Topraklarımızın yeterli bölümüne buğday ekilmeli ve fazlası ihraç edilmelidir.

Eskiden dünyanın sayılı tahıl ambarlarından olan Türkiye’nin şu anda yılda milyonlarca ton kalitesiz buğday ithal etmesi, her gün dört beş milyon ekmeği çöpe atması akıl almaz bir

beyinsizliktir.

Beslenme konusunda yapılacak çok iş var. Birincisi ekmekleri düzeltmek, ekmeği doğru dürüst tüketmektir ve bırakın bir dilimini, küçük bir kırıntısını bile ziyan ve israf etmemektir. 

 

Devamını Oku

Kimden ne bekliyoruz ? Nasıl bekliyoruz ?

İstemek fıtri bir durum olsa da , bazen asıl kaynağı unutup  kaynak olanlardan isteriz. Ya da kaynak ederiz kendimize. İstemek başka bir şeydir de ; beklediğimizi karıştırırsak şayet neler olabilir.

Allah Peygamberini kendisinden değil de bir kuldan bekledi diye belki de senelerce , tedrisat ettirmiş olabilir.

Ya biz :

 

Erkan Hocanın anlatımıyla:

Önce nazara gelirsiniz , sonra mezara !

"Göz değmesi haktır. Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı (kader ile yarışan bir şey olsaydı), bu göz değmesi olurdu..." (bk. Müslim, Selam 42; Tirmizî, Tıbb 19)

Tirmizî'de "Göz değmesi haktır" ibaresi yoktur.

Nazar, göz değmesi ve büyü gibi şeylerin hepsi, Allah’ın ezeli ilminde bilinen ve öyle takdir edilen şeylerdir. Dolayısıyla "nazarın kaderin önüne geçmesi" diye bir şey söz konusu olamaz.

Hadisin “Eğer kaderi (delip) geçecek bir şey olsaydı (kader ile yarışan bir şey olsaydı)” ifadesinden maksat, nazar değme işinin çetinliğini ve zararının fazlalığını belirtmektir. Yani, eğer takdir-i İlâhîye aykırı bir şeyin meydana gelmesi mümkün olsaydı, o şey nazar değme işi olacaktı. Demek ki, kadere aykırı bir şey olmaz.

Yediklerini içtiklerini paylaşanlar , paylaştıklarınıza dikkat edin. Kimse oturduğunuz taşın soğukluğundan sızlayan böbreciğinizin acısını duymayacaktır. Önününüzde duran ciğerin tadını alacaktır. 

Önünde poz verdiğiniz arabanızın deposunda ki benzinin hasta yakınınızı hastahaneye götürecek seviyede olmadığını bilmeyecek, tarabya bebek fink atıyor olduğunuzu düşünecektir.

İmreneceğiniz şeylerle imrendirirseniz , bedelini ödemeye hazır olmalısınız ..

Kıskanılmak , iftirayı çağırır. 

Devamını Oku

Nasibimize şükür ediyor muyuz ? Yanında salata da bekliyor muyuz ?

“Allah, malı sevdiği kimseye de sevmediği kimseye de verir. Fakat imanı yalnız sevdiği kimselere verir. Allah kime imanı vermişse mutlaka onu sevmiştir."(bk. Kenzu’l-Ummal, 2032).

“Muhakkak ki Allah, dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir. Fakat dini yalnız sevdiklerine verir. Allah kime dini verdiyse mutlaka onu seviyor, demektir.”  (Mecmau’z-Zevaid, 1/53;  Kenzu’l-Ummal, h. No: 43431)

Kaynaklar da geçtiği şekilde istediğimizde vereceğini değilde verdiğinde yetinmeyeceğimiz şeyleri istemeler mütehassısıyız. Tıpkı tarihte ibret olarak bize aktarıldığı şekilde ; bıldırcın verince salata soğan, bisiklet verince han hamam , eş verince harem , çocuk verince  alt yapı tesisleri kurmak istiyoruz. 

Erkan Hoca anlatımıyla :

 

Devamını Oku

Fakir misiniz ? Zengin mi ?
İhtiyaçlar sınırlıdır, İhtiraslar sınırsızdır.
Fakir kime denir ? Zengin kime denir ?

Allah'ta başkasından istemenin riskleri !

Haremeyn - Erkan Aydın - Kudüs - İftiraya uğrayanlar, her yerde yediğini içtiği paylaşanlar !
Zenginliğimizi göstermeye çalışmak nelere sebep olabilir ?

Aliya İzzetbegovic

Aliya İzzetbegoviç 8 Ağustos 1925 tarihinde Bosanski Samac kasabasında doğdu. Saraybosna'da bir Alman lisesinde eğitim gördü. 

Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslami konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde arkadaşlarıyla birlikte dini konuları tartışmak amacıyla Müslüman Gençler Kulübü'nü kurdu. Kulüp kısa sürede büyüyerek bir yardım derneğine dönüştü. Özellikle 2. Dünya Savaşı zamanında ihtiyaç sahiplerine büyük yardımlar yapıldı.

O dönemdeki komünist rejimin ülke yönetimini ele geçirmesiyle birlikte dinlerin toplumsal hayattaki varlığı giderek azaltıldı. İzetbegoviç,İslami görüşü savunduğundan ve ateizme karşı olduğundan mevcut yönetimin hedefi haline geldi. Bu sebeple beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Aliya İzetbegoviç'in sıkıntıları 1953 yılında iktidara gelen Tito zamanında katlanarak arttı. Ancak 1974'te hazırlanan yeni bir anayasayla bazı geleneksel İslami kurumların yeniden işlev kazanmasına imkan sağladı. Bu olayın üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden hizmete açıldı. 

1980'de Devlet Başkanı Tito'nun ölümüyle federasyon Cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin Cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon Cumhurbaşkanlığı yapması üzere anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülkede kısmen bir demokratikleşme sürecine girilmiş oldu.

İzetbegoviç'in oğlu bu ortamdan yararlanarak babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983'te "İslamî Manifesto" adıyla yayınladı. Kitabın yayınlanması geniş çapta bir yankı uyandırdı. Mevcut rejim bu gelişmeye tahammül edemeyerek İzetbegoviç'i Avrupa'nın ortasında İslam Cumhuriyeti kurmak istemesiyle suçlayarak, 14 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Daha sonra Yargıtay kararıyla hapis cezası 11 yıla indirildi. 1988'de çıkarılan bir afla da serbest bırakıldı. İzetbegoviç tahliye olduğu dönemde dünyada bulunan komünist rejimler çöküş içerisine girmişti.

Bu dönemde Demokratik Eylem Partisi'ni kurdu. Parti, 5 Aralık 1990 tarihinde Bosna'da gerçekleştirilen Genel Seçimleri kazandı ve İzzet Begoviç ülkenin Cumhurbaşkanı oldu. Ancak 14 Mart 1996' hastalığı sebebiyle görevini bırakmak zorunda kaldı.

1990'lı yıllarda Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde bir bağımsızlık hareketi içerisine girdi. Bosna-Hersek de 1 Mart 1992'de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Fakat Sırplar hemen arkasından Bosna yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlara karşı savaş açarak katliama başladılar.

Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlık mücadelesine destek veren Avrupa Birliği ve ABD, Bosna-Hersek'i Sırp saldırıları karşısında yalnız bıraktılar. Müslümanlar bu savaşta askeri açıdan oldukça zayıf bir konumdaydılar. Bu yüzden Sırplar Bosna'nın önemli şehirlerini işgal ettiler. Ayrıca Sırplar ele geçirdikleri bölgelerde büyük katliamlar gerçekleştiriyorlardı. Özellikle camileri ve İslamî izler taşıyan tarihî eserleri tahrip ediyorlardı. 

1995 yılında ABD'nin zoruyla imzalatılan Dayton Anlaşması'yla savaş sona erdi. Savaşın sonucunda 250 bin insan hayatını kaybetmiş, 1 milyondan fazla insan da mülteci konumuna düşmüştü.

Bosna-Hersek topraklarının  % 51'i Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, % 49'u da Sırplara verildi. Ülkenin yönetimi de bu üç halk arasında paylaştırıldı. Bunun yanında Amerika Birleşik Devletleri, Müslümanlara ellerindeki silahları imha etmelerini ve ABD patentli silahları, yedek parçasız bir şekilde satın almalarını şart koştu. Aliya İzzetbegoviç bu olaydan ülkesini en az zararla kurtarmaya çalıştı.

19 Ekim 2003 tarihinde Saraybosna'da vefat eden Aliya İzzetbegoviç, yaşamı boyunca birçok eser yazdı.

"Vasiyetimdir, beni şehitlerimin yanına gömün"
Saraybosna şehir merkezindeki Kovaçi Şehitliği'nde, Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in kabri, Bosna Savaşı sırasında şehit olan askerlerin mezarlarının arasındaki kubbe şeklindeki yapıda yer alıyor. Şehitliğin yanında Osmanlı mezarları da bulunuyor.

 

Savaş sırasında hayatını kaybeden Bosnalılar, Sırp keskin nişancılarının ateşinden korunmak amacıyla gece vakti bu şehitliğe defnedildi.

Aliya İzzetbegoviç'in, "Vasiyetimdir, beni şehitlerimin yanına gömün. Benim yanım onların yanıdır. Beni ayrı bir yere defnetmeyin, zira benim ziyaretime gelenler onlardan da dualarını esirgemesin, mahzun kalmasınlar." sözü üzerine vefatının ardından naaşı buraya defnedildi.

Müslüman mezarlarının yanında göze çarpan Hristiyan mezarları da yaşanan dram karşısında kayıtsız kalamayan ve Boşnaklarla aynı saflarda savaşan Hıristiyanlara ait mezarlar olarak şehitlikte yer alıyor.

 

 

ESERLERİ

- İslam Manifestosu

- İslam Deklarasyonu ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları

- Doğu ve Batı Arasında İslam

- Tarihe Tanıklığım

 

SÖZLERİ

Hayvanlar açken tehlikeli olur. İnsanlarsa tokken tehlikeli oluyorlar.

Din ahlaktır; onu hayata geçirmek ise terbiyedir.

Biz de zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Kitaba uyacağız. 

Bir şahsın yüceltilmesi hadisesi, geçmişte ve bugün var ama İslam'a kesinlikle yabancıdır! Çünkü bu bir çeşit putçuluktur! 

Çok yaşadım ve çok yoruldum. Şimdi sevgilime kavuşmak istiyorum.

Özgürlük verilmez, alınır. 

Kur'an ve İslam sadece hocalara bırakılmayacak kadar önemlidir.

İyi insan olmadan iyi Müslüman olamayız.

Biz ölüyoruz ama onlar da kazanmıyorlar.

İlimle din, birbirinden ayrıldığı takdirde, din insanları geri kafalılığa, ilim ise ateizme sürükler. 

Düşmanına benzediğin zaman, savaşmanın anlamı kalmaz. 

Bu adil bir barış olmayabilir; fakat süren bir savaştan daha iyidir.

Bütün yücelik ve şükran Allah'a aittir ve insanların gerçek kalitesini ancak Allah tespit edebilir.

Ben Müslümanım ve Müslüman olarak kalmaya kararlıyım. Bu hayatımın sonuna kadar böyle devam edecek. Çünkü İslam benim için iyi ve asil olmanın en doğru ifadesidir.

Olduğunuz gibi kalın. Dininizi, milliyetinizi koruyun. Kimliğinizi kaybetmenin bedeli köleliktir.

Müslümanlar, hayatta nasıl uygulanacak sorusundan kaçmak için Kur'an'ın nasıl okunması gerektiği hususunda geniş bir ilim ürettiler.

Bazıları dini bağlılıklarının kendilerini tefekkürden azade kıldığına inanırlar.

 

#aliyaizzetbegovic
#muhozt
#sarajevo
#bosnia

Devamını Oku
Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic Aliya İzzetbegovic