Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Reisicumhur'dan Sonra

 

Çocukluk yıllarıma döndüm. Babamın tek çocuğu olmam nedeniyle çok küçük yaşlardan itibaren beni yanında taşırdı. Hayatın tüm gerçeklerini çok küçük yaşta görmemi, şahit olmamı isterdi. Boş zamanlarında da bir büyük adamla konuşur gibi babasından, amcasından, İstiklal Savaşı'ndan, kendi müteahhitlik işlerinden bahsederdi. Şantiyeleri birlikte gezerdik. Dev ekskavatörlerin üstüne çıkıp kullanmasını bile öğrenmiştim. O tarihlerde özel hayatlarında da yanında bulunma fırsatı bulduğum Cumhurbaşkanı Celal

Bayar'ı yaşlı dedem gibi bir adam olarak değerlendirirdim. Adnan Menderes ise yakışıklı, genç, hoş hepimiz için bir idoldü. Ülkenin en başında o bulunmalıydı diye düşünürmüşüm. Babama da söylermişim.

İşte bugün yeni Türkiye'de halkın seçtiği bir cumhurbaşkanımız olacak kimin olacağını tartışmıyorum. Tabiki Tayyip Bey olacak. Kısacası Menderes döneminde özlediğim hadise şimdi olacak. Başbakanımız Cumhurbaşkanı olacak. Olacakta olacak...

Ülkenin siyasi idarisinin başına da en büyük temennim Abdullah Bey'in Başbakan olarak geçmesi. Bugünden kıvırmaya başlayan gazeteci müsvettelerini duymaya başladım "Abdullah Bey Milletvekili değilmiş, Başbakan olamazmış, sağlığı müsait değilmiş hatta seçilemezmiş "diyenler bile var. Hey Allah'ın adamları siz Türkiye'de istikrar mı istiyorsunuz, itişip kakışmak mı istiyorsunuz. Devekuşu gibi kafanızı kuma

sokmayın. Kaldırıp yukarı bir dünyaya bakın. Turgut Özal dönemini içinde yaşayan bir adamım. Rahmetli Özal bu kadar yıl beni dinlemiş, bilgilerimden istifade etmiş ise demek ki bir halta yarıyordum ki bu kadar kendisine hizmet etmeme müsaade etti. Mesut Yılmaz suratıma da söylediği gibi "Turgut Bey'e benim partinin başına geçmeme ve başbakan olmamam için ısrar etmişsin" karşılığında beni iblislerle birlikte hapse attırarak kinini almaya çalıştı. Ne oldu? Koalisyon hükümetiyle birlikte ANAP battı. Batarken geminin kaptanı kimdi Mesut Yılmaz. Türkiye'de bilindiği üzere partiler liderleriyle

yaşarlar Ak Parti'nin başındaki güçlü lider Tayyip Erdoğan, reisi cumhur olduğu taktirde inancım içerisinde bir tek kişinin Ak Parti'yi uzun yıllar daha ayakta ve iktidarda tutacağına inanırım. Bu kişi siyasette, ülke idaresinde kendini binlerce defa ispat etmiş, aklıselim her Türk vatandaşının saygıyla ve sevgiyle değerlendirdiği insan Abdullah Gül'dür. Bu yazım haklılığıyla bir gün tarih sayfalarına geçip de o dönemde kaos içinde bir Türkiye'yi yaşarsa, insanlara yazık olur. Allah'ım bu memlekette hiçbir zaman çocuklarımıza, torunlarımıza, benim ve benim gibi insanların yaşadıkları ızdıraplı ve kötü günleri yaşatma.

 

 

 

 

Devamını Oku

Bir Özel Kadın

1990'a yaklaşan yıllardan birindeydi. Havanın kararmaya başladığı bir akşam üstü Taksim Kazancı yokuşundaki Cenajans'ın tarihi binası Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil Köşkü'nde gerçekten Fransız mimarisinin tüm güzel aksesuarlarına sahip odamda çalışıyorum. Sekreterimin tarafına uğramadan direk odamdan içeri Ahmet Özal'la o devrin muhteşem Genel Müdürü, Bankacı'sı Bülent Şemiler girdiler. Acayip bir heyecan içerisinde "Babamın talimatıdır, hemen yarın 2 bankanın birleşmesinden meydana gelen Emlak Bankası kampanyasına başlanacak. Senin yapmanı istedi" dedi. " Ahmet kardeşim biz Vakıflar Bankası'nın ajansıyız. Genel Müdür İsmet Bey'le çok güzel ve anlayışlı bir çalışmamız var, biz onu bırakamayız” dedim. Turgut Bey'in İsmet Bey'le bizzat görüşecegini ve bir problem çıkmadan Emlak Bankası hizmetlerini transfer edeceğimize beni ikna etti. O tarihten bu yana İsmet Ağabey'de bana selamı sabahı kesti.

Toplantı odasına geçtik. Bütün creativeleri birlikte topladım. O tarihlerde reklam ajansı çalışanları devlet dairesinde çalışır gibi çalışmazlardı. İşler bitmeden ajanstan çıkılmazdı. Öğlen yemek için dışarı çıkılmazdı. Sabah da 08:30'da herkes iş başı yapardı. Bülent Şemiler bize Kanuni'nin Sadrazamı edasıyla bir brief verdi. Ertesi gün akşam, televizyonlarda reklamların yayınlanması şarttı. Sabahleyinde basın ilanları yayınlanacaktı. Nasıl yaptığımızı nasıl yetiştirdiğimizi hiçbirşey hatırlamıyorum ama meşhur " heeeyyt" kampanyası başladı. Heryerde Emlak Bankası konuşuluyor. Medya, Bülent Şemileri pohpohluyor. Başarımız üst zirvedeydi. Böylece Cenajans'ın Emlak Bankası ve Emlak Konuta hizmet verdiği yıllar başlamıştı. Taa ki Mesut Yılmaz Başbakan oluncaya kadar. Görüldüğü üzere Mesut Yılmaz'ın bana takıntısı o zamanlarda çoooktaaannn başlamışmış. Hanımefendisini evlatlarını bu kadar takdir eden ve seven bir ailenin babası, Mesut'un ( aynı zamanda sınıf arkadaşımdır) bana takıntısını hala anlamış değilim.

Tempolu çalışmamız devam ederken Bülent bana bir hanımefendiyi tanıştırdı. Mütevazi bir ajansı vardı. Emlak Bankası'nın bizden evvel hizmetindeymiş. Cenajans, çok büyük bir ajanstı. Dünya sıralamalarında binlerce ajansın içerisinden dünya çapında 77. sıradaydı. Ciroları diğer şirketleriyle birlikte, Türkiyede ki reklam şirketlerinin tümünden fazlaydı. Serpil İnci'yi Bülent Şemiler'in bizi tanıştırmasından sonra, çok sevmiştik. Akıllı, dobra adam gibi adam dedikleri türden genç bir kardeşim oldu. Şirketine ortak olduk. Birlikte çok yeni ve boyutlu işler yaptık. Bir tek gün maddi ve manevi sorunumuz olduğunu hatırlamıyorum. Eşi Münci, Honda mümessili olarak araba acentalığı yapıyordu. Bizim bütün arabalar, Honda oldu. Hatta Rahmetli anneme dahi Honda aldım. Çalıştık, yedik, eğlendik, dostluk yaptık. Vefatından birkaç ay evveline kadar hastalığından bilgim yoktu. Bende canımın derdinde Marmaris deki Ahu Hastanesi'ne teslim olmuş tedavi görüyordum. 2000 yılından bu yana yaşadıklarım, yüreğimi kazık gibi yaptı. Ulucanlar Cezaevine atıldığım gece beni karşılıyan hapishane müdürü Rüstem'in omuzuna başımı dayayıp, son defa ağlamıştım. Dün Serpil'in vefatını duymak, bu kaskatı yüreği bir defa daha ağlattı. Münci'ye bir mesaj cektim. Biraz sonra beni aradı. O benden daha metindi. O da hem sağlık olarak hem iş olarak maddi manevi sıkıntılı günler geçirmiş bir adamdır. İşte uzun yılların dostluğu Münci'ye kızdığım kırıldığım zamanlar olmuştur. Ama Serpil'e haşa o gerçek bir pırlantaydı. Ben eminim ki Rabbim onu Cennet'in fiyakalı bir köşesine yerleştirmiştir. Rahmet ola sevgili Serpil. 

Devamını Oku

Hey Gidi Günler

Rahmetli Barlas Küntay Adalet Partisi'nin iktidarda olduğu dönemde Turizm

Bakanı. O tarihlerde gerçekten turistin ülkemize gelmemesi için her türlü

kanun var, icraat da var. Ben Adalet Partisi'nin tanıtım işlerinden sorumlu

Süleyman Bey'in danışmanıyım. Barlas Bey partinin propaganda sorumlusu.

Erman Yerdelen bu üst seviyedeki ekibin yöneticilerinden. Partinin genel

tanıtımının yanı sıra ben Barlas Küntay'a da turizm konusunda da danışmanlık

yapıyorum. O tarihte kanunlarımız çok sert. 70'li yıllardayız. Fransızların

okul gemisi açık denizdeki fırtına dolayısı ile talebe değişiminde gecikiyor

ve Bodrum'a geliyor. Bodrumda teknedeki genç denizci subay adayları

iniyorlar. İzmir'den uçakla ülkelerine dönecekler. Gemiye yeni binecek

denizci adayları ise askeri uçakla İzmir'e geliyorlar oradan otobüsle

Bodrum. Bodrumdan gemiye binecekler ve eğitim seferi yeniden başlayacak.

Karaya ayak bastıklarında Kabotaj Kanunu'muzun o gün ki şartları ile hepsi

tutuklanıyorlar. Rahmetli değerli Bakan Barlar Küntay ile bu işi değiştirmek

için, aslında kanunu değiştirmek için ne büyük uğraş verildiğini anlatamam.

Aynı sıralarda yeni bir turizm bölgesi olarak Antalya seçilmiş arazi

tahsisleri yapılıyor. Bir taraftan da benim Viskomodorluk yaptığım Açık

Deniz Yarış Kulübü A.Y.K. Yunanistan'ın Hellenic Yarış Kulübüyle

Kuşadası-Pire arasında uluslararası bir yarış düzenliyoruz. Bu sebeple

Komodor Ertan Balin ile Atina'da Yunan yelkencilerle toplantılar yapıyoruz.

Yarışa girecek bir Yunanlı genç avukat diyor ki:"Biz Yunanistan'dan

teknelerimizle Yunan hücum botlarının nezaretinde Türk sularına kadar

geleceğiz. Orada bizi Türk hücum botları karşılayacak. 2 ülkenin hücum

botları karşılaştığında Türk hücum botlarının ateş etmeyeceğini nasıl

garanti edersin?" Adam haklı. Çünkü bizimde şahit olduğumuz gibi özellikle

otellerin odalarının ve ofislerin kapılarının ardından ingilizce gazeteler

asılıyor. Her gün o gazetelerin başlıklarında "Türk harp gemileri

balıkçılarımızı yakaladı. Yunan savaş gemilerine ateş açtılar. Türk uçakları

Yunan turist teknelerine makineli tüfekle ateş etti" gibi manşetleri bizzat

bende okudum. Tamamen uydurma bu haberler, iki ülke arasındaki

provokatörlerin ve iblislerin uygulamaları. Bu arada Yunan Yelken Kulübü'nde

bir yelken hocasıyla tanıştım. Yaşlı bir adam adı Ekonomidis. Atatürk'ün

terzicisi Ünlü Ekonomidis'in oğlu. Türkiye'den Yunanlıları gönderirken onu

da yollamışız. Bir tek isteği var İstanbul da Yeşilköy de Kapri

Lokantası'nda 2 kadeh rakı, beyazpeynir ve Türk domatesi. Bin tekneye gel

sen de dedik. Korkudan ödü patlıyor. Okullarda o tarihte Yunanistan Türk

düşmanlığı okutuluyor. Barlas Küntay Kabotaj Kanunu'nu değiştirmek için epey

uğraş verdi ve değiştirdi. O sıralarda sadece Akdeniz'de 500 bin civarında

yelkenli özel tekne sehiri yapmaktaydı.

 

Bu teknelerin yabancı bayrakla Türkiye'ye uğraması gerçekten bir sorundu.

Meksika ve İspanya'nın en büyük televizyonları ve gazetesinin sahibi olan

zatı Göçek'e davet etmiştik. O sıralarda dünyanın en büyük teknelerinden

birinin sahibiydi ve teknenin özelliği, altındaki ekstra pervanelerin

uyduyla temas kurarak demir atmadan istediği yerde hareketsiz

durabilmesiydi. Bu tekneyi patronu bütün yazı geçirmek ve Göçek'te bağlı

bulunmak üzere Türkiye'ye gönderdi. Gümrükçüler tekneyi kontrol etmek için

baskın yaptılar.

 

İçinde onlara göre barında çok fazla içki şişesi gördükleri için bar kısmına

bir zincir çekip mühürlediler. Türkiye sularından çıkıncaya kadar bar

müsadere altındaydı. Bu demekti ki patron ve misafirleri özel uçaklarıyla

gelip teknelerine bindiklerine Göçek ve çevresinde bir kadeh bile içki

kullanmayacaklardı. Çünkü bar mühürlüydü. Acil bir talimatla tekne Rodos'a

hareket etti ve bütün yaz Yunan Adaları'nı gezerek Avrupa'ya döndü. Bunun

gibi hikayeler anlatmakla bitmez ve Barlas Bey kabotaj kanununu değiştirtti.

 

Türk-Yunan yarışı için bütün Yunan tekneleri ve uluslararası tekneler

Kuşadası'na geldiler. A.Y.K. Muhteşem bir akşam yemeği vererek Türk

misafirperverliğini yabancıların tümüne gösterdi. Bu seyahat için Turizm

Bakanı Barlas Küntay "bir sefere mahsus yarışa katılanlardan pasaport

sorulmayacak" dedi. Bu sayede Ekonomidis'de geldi. Onu Komodor Ertan Balin

ve ben yanına bir memur katarak özel uçakla İstanbul'a yolladık. Yeşilköy

Kapri'de domatesini, beyaz peynirini yedi, rakısını içti. Uçak onu gene

İzmir üzerinde Kuşadası'na getirdi. Yarış bittikten birkaç ay sonrada vefat

ettiğini duydum.

 

Bir sürü Turizm Bakanı geldi, geçti. Turizm Bakanlığı'nı bizzat yürüten iki

başbakana da hizmet ettim. Biri Rahmetli Turgut Özal diğeri Profesör Tansu

Çiller. Tansu Hanımın hayatında ilk defa kullandığı jetskinin arkasına

oturup koyları denetlediğimiz günü unutmam mümkün değildir. Sert ve aksi bir

Başbakan'dı. Sayın Özal'ın sit alanı olarak tespit ettirdiği her yeri büyük

bir saygıyla Tansu Hanım'da korumuştur. Çivi çaktırılmadı. Antalya uçtu uçtu

uçtu. Her şeyin suyunu çıkarmakta usta olan ülkemizdeki kumarhane

işletmecileri, önüne geçilmez tatsızlıkların simgesi haline gelmişti.

İçimizden çok kızmamıza rağmen dışımızdan Tansu Hanım'ın Turizm Bakanı

dostum Bahattin Yücel'e alkış tutuyorduk. Hayatımda bir kere yemek yemek

üzere Swiss Otel'in kumarhanesinin restoranına davet edilmiştim.

 

Yemekler avantaymış. Neticede hükümetin ihbarlarını dikkate almayan

kumarhaneler Bahattin Yücel döneminde kapatıldı. Türkiye'de o zamanlarda

olmaya muhteşem marinalar yapıldı. Aşağı yukarı hepsi dolu. Yıllardır bir

tarafımı yırtarak anlatmaya çalıştığım mega yatların kışlayabilecekleri

Büyükşehir Marinaları'nı ihmal ettik.

 

Haliç Marina olacakmış. İnşallah sadece ve sadece mega tekneler için

organize edilir. Sığ tarafları hiç önemli değil. Küçük tekneler oralarda

bağlanırlar. Şuanda tarihi bir askeri tersane olan mekanın otel olacağını

duydum. Kalbimden vuruldum. Yurtdışından gelecek mega yatlar Haliç'in

ağırlıklı olarak giriş bölümüne demirleseler her birinin içindeki en az

20'şer personel kişi İstanbul'da muhtelif otellerde veya kiralayacakları

yerde kalsalar, arabalar kiralasalar, yeseler, içseler, tekneler yaza

hazırlık için alışverişlerini Türkiye'den yapsalar Haliç'te otel olması

düşünülen tersane özü bozulmadan modern bir dev çekek yeri olsa Türkiye

turizm gelirlerine milyar dolarlar eklese... Bir dakika ben bu yazıyı niye

yazdım? Gene milliyetçiliğim, denizciliğimin kabahati. Şuanda Turizm

Bakanımız kim?

Ömer Bey diye duydum. Dün güneydeki Oteller Birliği Başkanı "Bakan yerine

bir zat bırakmış, o bakanlığın işlerini idare ediyor" dedi. Ve tabi yetkide

kullanıyormuş. Sayın Bakanım, bugün televizyonlarda geçen yıla oranla artan

turist sayısını iftihar ederek hükümetimizi deklare ettiler. Mühim olan

turistin adet sayısından ziyade kalitesidir ve getirdiği bıraktığı paradır.

Bu aralar benim reklam sektöründeki ajansımla fazla uğraşma sansım yok

zaten, yoğun işimiz de yok. Sağlığım dolayısıyla bir time out verdim. Güney

sahillerimizi karadan inceliyorum. Sokakta dolaşırken giydiği plastik ve pis

terlikten, yanına yaklaştığınızda leş gibi kokan bir turist standardıyla

birlikte yaşıyoruz. Pahalı ve lüks Bodrum gibi yerlerin çılgın lokalleri son

10 yılın zengin Türkleriyle dolu herhalde haftalık sosyete dergilerinde

elitlerimizi izliyorsunuzdur. 34 liraya lahmacunu onlar yiyorlar. Bodrum,

Marmaris Fethiye, Antalya bir caddede 2 eczane olması gerekirken; 22 eczane

var, 22 kuaför var, 22 tişört ve şort satan adam var, 22 mayo satan var, 22

tostçu var. Her yer İtalyan salatası gibi. Belediye Başkanları'na soruyorum

"Biz müsaade vermediğimiz zaman mahkemeye müracat ediyorlar izni alıp

dükkanı açıyorlar" diyorlar. Elektrikli motosikletler küçücük veletlerin

altında vızır vızır. Ehliyet ve plaka istemiyormuş. Katliam gibi kazalarda

her gün mutlaka bir iki kişi ölüyor. 17 yaşında bir İngiliz turist, çakma

kadın çantası satan dükkandan annesine doğum günü hediyesi alıyor. Çantanın

tokası elinde kalınca geri götürüyor. Dükkanda 14 yaşında Siirt asıllı bir

kardeşimiz münakaşa ilerleyince bıçakla İngiliz'i vuruyor. Ahu Hastanesi

Marmaris'te 4 gündür bu adamın ölmemesi için büyük gayret sarf ediyor. Çünkü

kapıda İngiliz gazeteciler bekliyor. Size ilk göreve geldiğinizde bir rapor

taktim etmiştim. Cevap bile vermediniz.

 

Önemli değil tabi ki siz bakansınız büyük adamsınız.

 

Bakın, yıllar evvel Ölü deniz'deki günde 3-5 liraya oralarda kalan çadır

otellerin müşterisi turizmimize hakim olmak üzeredir. Size Bakanlığa

geldiğiniz zaman uzun bir rapor yazmıştım, belli ki ulaşmamış. Ben bir eşek

olduğum için ve başıma bunca mesele ve sıkıntı gelip derdimle uğraşacağıma,

hala ülkem için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Birkaç sene sonra sizler bu

mevkileri bırakıp gittikten sonra geleceklere Türkiye'nin turizmi adına çok

zor şartlar bırakacaksınız. Benim için bu sözümü hatırlayın yeter. Çünkü ben

Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ı kendi çapımda çok desteklemeye çalışan

ve gene kendi çapımda onun için çevreme karşı savaş veren 65'ini geçmek

üzere olan tecrübe dolu bir bilgeyim beyefendi.

Devamını Oku

Duayen Nail Keçili, Bir kez Daha Onurlandırıldı

Dünya çapında başarılar sağlamış, Türkiye’deki reklam piyasasının önde gelen isimleri Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi duvarlarında reklamcılığa dair düşüncelerinin yazılması ile onure edildi. İletişim Fakültesi duvarlarında öğrencilere ilham vermesi adına dekoratif olarak reklam duayenlerinin sözlerinin yer alması bu isimleri gururlandırdı. Reklamcılığın insanlara sunulan bir eğlenceden öte olması gerektiğini her daim anlatan nitekim bu düşüncesiyle de dünyada ve Türkiye’de sayısız başarılara imza atmış Nail Keçili de bu isimler arasında yerini aldı. Nail Keçili’nin akademik dalda profesörlerin ve bir çok öğretim üyesinin nezdinde de düşüncelerinin günümüz de dahi böyle bir onay alması Cenajans çalışanları tarafında da büyük gurura sebebiyet verdi. Ayrıca yıllardır Pazar Odaklı,  satışa yönelik ürünün ön planda olduğu bir yaklaşım içerisindeki yaratıcılığın önemli olduğunu söyleyen Nail Keçili, bu takdir ile Türk reklam sektöründe bir otorite olduğunu bir kez daha tescilledi. 

 

Çok sayıda başarısız reklam çalışmalarının olduğu, markaların yanlış yönlendirilebildiği ve reklam etkilerinin satışlara yansımasının araştırılmadığı günümüz ortamında çok fazla reklamcı adı altında insanın yer aldığı ve sektörün büyüdüğü bir gerçek. Birazda bu açıdan bakıldığında duayenlerin böylesine belirlenmesi öne çıkarılması sektöre gelecek yeni nesillere de doğru örnek isimleri göstermekte çok önemli. 44 yıllık bir geçmişe sahip Türkiye’de modern reklamcılığın başlamasında önemli yeri olan 30 bin televizyon reklamı tecrübesine sahip Nail Keçili ve Cenajans, reklam konusunda doğru isim ve adres olduklarını bir manada da kanıtlamış oldu.

Devamını Oku

"Vay anasını ben neymişim" demeyin!

Dün 27 Mayıs'ın yıl dönümüydü. Özellikle Kanal 24 çok büyük bir sadakat ve efendilik gösterisi yaparak bize, bilene bilmeyene 27 Mayıs’la ilgili bilgilendirici yayınlar yaptılar. Ben babamı 27 Mayıs sebebiyle kaybettim. İşin arkasında İsmet Paşa'nın olduğunu bana büyüklerim teferruatıyla anlattılar. Dedemi de İsmet Paşa'nın astırttığını bizzat Atatürk babama söylemiş. Beni de aynı kafadaki belden aşağıları kısa boylular öldürtmek istediler, beceremediler. 

Osmanlının uzun süren savaşları gibi 14 senedir verdikleri zararlar ve üzerime saldıkları iblislerle savaşıyorum. Bugün ajansımın bir işinden dolayı bir iş adamı “dikkat edin onların bana borcu var, size de takmasınlar” demiş. Allah selamet versin.

Türkiye'de zenginliğin çok az kişide var olduğu dönemde babamın lüks Amerikan arabasını üniformalı şoförü kullanırdı. Ofisindeki kendi odası 500m2 üzerindeydi. Ünlülerin oturduğu Şişli Cami'nin karşısında ki Çift Kurt Apartmanı’nda ikamet etmekteydik. 27 Mayıs'ta sıkı bir Demokrat Partili olan babamı, dedem Nail Bey tarafından askeri mektepte okutulup manevi evladı olarak kabul ettiği İstanbul örfi İdare Komutanı General Refik Tulga İstiklal Savaşı'ndan kalmış olan amcamız Yenibahçeli Şükrü Bey'in ve Nail Bey'in madalyalarına, silahlarına ve de babama el koyarak hayatımızı perişan etmişti. Bu sebeple siyasete girmemeye karar vermeme rağmen hayatımdaki başarım 8.000 üzerinde marka yaratan, 38.000 civarında film çeken başarılarla dolu Cenajans ve Nail Keçili'ye bedel ödettirildi. 3 jenerasyon da başarı ve zenginliğin zirvesindeyken, devletin siyaset kanallarıyla yetkisini şerefsizce kullanan ve mekanları cehennem olmuş ve olacak zevata çattık.

Bu sebeple, yeni doğmuş çocuklarına büyük otel salonlarını kapatıp doğum günü yaptıran, 500-600 Mercedeslerde siyah camlar içerisinde gözükmeyen, Bentley kullanmayı marifet sayan, veletlerine Porsche ve Maserati'yi peynir ekmek gibi alan, Bodrum Türkbükü'nün teknelerinin lağımlarıyla bok içinde bıraktıkları güzelim tabiat hepsi için gelip geçicidir. Bu sebeple bizle temeli çok sağlam olan koca koalisyon hükümetinin yıkamadığı en yakın dostum Dinç Bilgin tarafından her şey düze çıkacakken dolandırılmam sebebiyle sıkıntılar yaşamaktayız. Bunların hepsi geçicidir Nail Keçili hayata veda etmeden evvel iş dünyasındaki vecibelerini yerine getirecektir ve onun zamanında gırtlağını sıkıp arkasından olur olmaz laflar edenlere “alın bu dünya sizin olsun” diyerek gidecektir.

Bu sebeple “Vay anasını ben neymişim” demeyin. Rabbim kızarsa donunuz bile yok olur.

M.Nail Keçili

Devamını Oku

Güncel

Beykoz'un tepelerinde zamanında bir ev sahibi olmuş değerli dostum Hüseyin Lüleci, Süleyman Kosif'le bana "Gelin sizi bir yere götüreceğim" dedi.

Cumartesi hazırlandık. Doktorun Kavacık'taki ofisinde Hüseyin'le buluştuk lüks bir Mercedes'in içine bindirdi bizi. Tam yola çıktık Süleyman tutturdu "Şu dönercinin önünde durun. Bu çok ünlüdür birer döner yiyelim. 

Karnımızı

doyurduktan sonra ben zannettim ki çok yol gideceğiz". 10 dakika sonra bir köy yoluna saptık. Etrafın güzelliğini anlatmakla bitiremem. Gerçek köy evleri tavuklar kuzular durmayan bülbül sesleri beni eski günlerimdeki Marmaris'in yoğun ormanlarında yaptığım Oruç Bey isimli atımla gezilerimin keyfine götürdü. Her şeyim elden giderken bu güzel Marmaris günlerini tattığım atlarımda elden gitti. Oruç Bey benden ayrıldıktan kısa bir süre sonra ölmüş. Onunla ilişkimiz gerçekten iki arkadaş gibiydi. 

Hapishaneden

bulanmış bir beyinle çıktığım zaman psikiyatrisleri atlayarak doğru Oruç Bey'in üstünde bulmuştum kendimi. Günlük 5 ile 6 saatlik tabiatla kucaklaşan gezilerimiz beni insan içine dönmeye hazır hale getirmiştir. Böyle bir kaostan sonra tabiatın doktora başvurmadan düzelttiği kaçıncı kişiyim bilmiyorum. Bugün Hüseyin'in götürdüğü köydeki gezimde Marmaris ormanlarını Oruç Bey'in koca kafasını kolumun altına sokmaya çalışmasını hatırladım.

Dönüşte Süleyman'a katledilen arazileri göstermek istedi Doktor Hüseyin.

Bana "Sen hiç yorum yapmıyorsun" dediler. Ben temmuz ayında 67 yaşında olacağım. Karşılaştığım şerefsizlerin miktarı belli değil. Onlar gibi buraları da katleden güzellikleri zevksiz beton yığınlarıyla dolduran müttehit ofislerini gördüğüm zaman gerçekten içim cız etti dedim. Ama ben bu yaştan sonra yediğim dayaklardan sonra savaşma gücüm çok azaldı. Sadece işimde başarılı olmak reklam sektörünün girdiği girdaptan kurtarmak aklı başında işler yaparak gençlere örnek olmak torunlarıma da pırıl pırıl genç delikanlıların çalıştığı bir ajans bırakmak istiyorum. Sadece buna gücüm var. İblislerle artık güvendiğim gençler uğraşıyorlar. Onlarda zannetmesinler ki Nail Keçili bizim yakamızı bıraktı onların yakaları 7 sülalece hesap kapatıncaya kadar sürecek.

 

Bugün hava çok güzel. Ormanlarıyla can çekişen İstanbul. Gerçekten çok güzel. İnanılmaz bir direnişle 3 kuruş para kazanmak için onu öldürmeye çalışan krolara karşı duruyor. Siyaseti kritik edenlere de sesleniyorum. İki evladınız varsa bir tanesini sıfırdan siyasete sokup orada başarılı olması için destekleyin. O zaman kürsülere çıkıp ukalalık etmeye hakkınız olur. O zaman batının heyecanla kabul edeceği bir Avrupa Birliği Üyesi oluruz. O zaman Kuruçeşme'nin kömür depolarını kaldıran fedakar ve kaliteli siyasetçilerin uğraşlarını bugün boşa çıkartan acayip binalar zincirine mani olunabilir. Aksi taktirde susun yerinizde oturun hiç olmazsa sanal bir mutluluk göstererek ülkeyi karıştırmayın.

Devamını Oku

Hayırlısı olsun...

Geçenlerde Ak Parti’nin reklam hizmetlerinden sorumlu üstat ile telefonda görüştük. “Ağabey nasıl buluyorsun” dedi bana. “Çok iyi buluyorum ve çok fark atacaksınız” dedim. Bu tamamen tecrübenin ifadesiydi. Yoksa müneccim başı değilim. Şimdi sıra geçen yazımda bahsettiklerime geliyor;

Sayın Başbakanım, yeni Türkiye icraatına süratle başlayacak. Bu meydan muharebesi için takımını mutlaka bir elden geçirmesi lazım. Özellikle danışmanlar meselesinde çok ciddi ve kararlı hareket etmesi lazım Sayın Başbakanımızın. Trafikte kötü araba kullanmak gibi tam bir yere toslayacakken Sayın Başbakan direksiyona geçip düzeltiyor. Bu böyle olmamalı.

Sayın Başbakanım, sizi gönülden kutlarım. Bu yeni Türkiye ifadesi emin olun ki Türkiye’yi gençleştiriyor.

 

 

Saygılarımı arz ederim. 

Devamını Oku

Ekseriyette

2000’li yıllara kadar Perşembe pazarındaki tüccarlar arasında senet yoktu, çek yoktu. Birbirlerini destekledikleri ve borç verdikleri o zamanlarda sadece söz geçerliydi. Ben 13’lü yaşlarda, kışın okuyup yazın çalışarak ticaret dünyasına girmiştim. Üvey babam çok prensip sahibi bir adamdı. Beni hiç bir zaman öz evlatlarından ayırt etmedi. Hatta zaman zaman bana torpil geçerdi. Ancak bu prensiplerini değiştirmezdi. Mektep tatile girdiği gün her yıl değişik meslek dallarındaki iş yerlerinde çalışmamı sağlaması, 13 yaşından bu yana tatil nedir yaşamamamın gerekçesiydi. Yedek parçacısından çay hanesine, dev fabrikalardan tersanelere kadar her iş yerinde bir yaz çalıştım. Daha sonra kendi ortağı olduğu ve genel müdürlüğünü yürüttüğü  Atlı Zincir İğne ve Makine Sanayi Anonim Şirketi’nde 1970 yılına, reklam sektöründeki ajansımı kurana kadar çalıştım. Bir gün hatta bir saat bile, verilen söz ve taahhütlerin dışında hareket edildiğini görmedim. Aylıklarınızı mutlaka ay sonundaki günde alırdınız ve bir saat gecikme dahi olmazdı. Cuma günleri tahsilat ve tehdiye günleriydi… Herkesin parası ödenir ve tahsilatlar yapılırdı. Bana çok geçmemiş gibi geliyor. Halbuki seneler uçmuş gitmiş. 70 yılında Cenajans’ı kurduğum zaman tabi ki zor ve sıkıntılı günler geçirdik. Hedefim 50 yaşına geldiğimde keyifli bir emeklilik hayatı yaşamak ve hobilerimle uğraşmaktı. Alman eğitimi gördüğüm için ekstra disiplinli bir adamdım. Hani tabiriyle “tırnaklarıyla kazandı” derler ya, aynen öyle oldu. İlk 5 yıldan sonraki süre Türkiye’de Cenajans’ın liderliğinin başlangıcıydı. İki numaralı reklam ajansıyla gittikçe arayı açarak bir sürüde çağdaş, medeni, ülke yararına yatırım yaparak doğru dürüst vergi ödeyerek bir tek kuruş kredi kullanmadan 2000’li yılların başına geldik. 28 şirket, yurtdışında Azerbaycan, Kazakistan, Sudiarabistan, Kıbrıs, Almanya ve İngiltere’de Cenajans olarak şubeleri bulunan Türkiye’de de ayrıca 28 şirket sahibi MNK Holding olduk. Ajans Türkiye birinciliğini de aşarak Dünya ajansları listesinde 78. oldu. Çalışma tempom deli gibi olması sebebiyle etrafıma seviyesiz çevreme, kalleş iş adamlarına ve medyanın karaktersiz ihanetlerine hiçbir şekilde bakıp farkına varmadım. İşimle meşguldüm. Çok bilindiği için başıma gelenlerin detayına inmiyorum, hazmedemediğim ve mutlaka neticeye varması gerekli olan tek hadise Dinç Bilgin ve şirketlerinin bana ve şirketlerime olan borçlarıdır. Bugün avukatı vasıtasıyla bir tekzip okudum. O tekzipte Dinç Bilgin muteber, prensip sahibi, borcuna sağdık, namuslu ve pırıl pırıl bir ulvi adam. O kadar ilginç ki bunlar avukatları Ayfer Hanımı dahi yalan söyletecek hale getirmişler. Bu pırıl pırıl adam 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 yıldan fazla bir süre için ceza yedi. Avukatı Mehmet İplikçi Yargıtay’dan bu cezanın dönmesi için her türlü usule başvurdu. Mehmet İplikçi başarılı ve beyefendi bir avukattır. Şimdi duyuyorum onu şimdilik hapisten kurtarmış bu aslan avukat da parasını alamamış. Belki yüzlerce belki binlerce Sabah Gazetesi hisse senedi almış insanlar resmen kazıklanmış bir haldeler. Millete imza attırarak kendi bankasından kendisi milyonları kullanan Dinç Bilgin, bu kişilerin hepsini mağdur bırakmış durumda. Bu kazıkları yiyenlerden biride benim yanımda yaşamaya ve harçlık almaya alışık Cüneyt Ortan şimdi Önay Bilgin’in yapışığı oldu. Herhalde ona 3-5 kuruş verip yine kafasını çeldiler. 

 

 Eski yıllardaki ticaret hayatından bahsederek çok süratli geldim bugünlere. Halim kalırsa ve hedeflediğim 50 yaşımı tutturamama rağmen , şerefsizlerin masaya yatırdıkları ve meze tabakları arasında ezilmiş bir eşek gibi kendini görmeme rağmen sahtekarlık hiç bir zaman düşünmediğim için Sahtekarların kuklası olmama rağmen emekli olabilirsem bugüne değin kimsenin açıklamaya cesaret edemediği siyaset dünyasının, iş dünyasının, kadın erkek ilişkilerinin, hanımefendi bildiklerimizi, zırt beyin karısının , zurt hanımın kocasının, haram parayla yaşayan metreslerin basitliklerini, iğrençliklerini, şerefsizliklerini mutlaka anlatacağım. Nankörlüğün en üst seviyeye ulaştığı günümüzde kızının babayı , halkın başındaki siyasetçiyi, çalışanın patronunu, kadının kocasını, her türlü başarıya rağmen takdir etmemelerinin hatta ülkeyi yıkma pahasına bencillikleri üzerinde tepinen insanlık adını yakıştıramadığım varlıkların günün yaşıyoruz. Bana ne mutlu ki her halde artık iş hayatımın son dönemindeyim. Eğer zerre kadar adalet varsa ülkemde, ülkemde yoksa yurtdışında hakkımı arayarak kaybettiklerimi geri almak için uğraşacağım. Gerçek inancım Allah’ın gözünün önünde olan istismarı, Allah o kişilerin gözünün içine sokar.

 

M.Nail Keçili

10 Mart 2014

Devamını Oku

Namusu Nereye Bıraktınız?

Sabahları gazete almasak ve okumasak gözüm televizyona kayıyor. Televizyonu da seyretmesek hiçbir şeyden haberimiz olmadan yaşayacağız belki daha güzel olacak ama alışık değilim. Bu insanların birbirleri hakkında dinlemeler, kasetler ve bel altı söylemler şu sırada hayatımı kapkara yapıyor. Yetişen jenerasyonda benim ne hatam oldu diye hep düşünüyorum. Cenajans meslek hayatı boyunca 8.000’den fazla marka yaratmış. Bu demektir ki iş dünyasına, bankacılığa, sanayiciliğe, bankerliğe, siyasi hayata, artist dünyasına bir sürü yeni marka yerleştirmiş. Yaptığım işlerde ki hatalarımı araştırıyorum. Yanlış marka yaratmakta başarılı olmuşsam o marka sahipleri mutlaka önce beni kandırmıştır.

   Şimdi bakıyorum her konuda kandıran kandırana. Kader birliği yapanlar birbirlerini bıçaklıyorlar. Medya patronları ihanetin zirvesinde. Bunlardan bir tanesi de beni dolandırmanın peşinde; Dinç Bilgin işin suyunu çıkardı. Zannediyor ki ödemezsem bir şey yapamazlar, zannediyor ki ödemezsem unuturlar, zannediyor ki "benim borcum yok dersem, insanlar bana inanırlar" elimizdeki evraklar ne olacak bizi zaman aşımına kadar bekletmenin farkındaydık. Arkadaşlarım bana defahat ile hatırlatmalarına rağmen "Dinç, bu kadarını yapmaz dedim" ve TMSF’yi bekledim. Ben ne bileyim ki müthiş bir hazırlıklı komplonun içine düşmüşüm. Dinç Bilgin beni dolandırdı. Esas beni mahfeden Dinç Bilgin bunu bana nasıl yaptı. Onun için beni örnek alın ey siyasiler! Medya sahipleri, medya mensupları, iş adamları, dostlar, karı kocalar, baba ve evlatlar uzun yıllar içtiğimiz ayrı gitmeyen bu adam beni resmen dolandırdı. Hepinize örnek olsun arka cebinizdeki cüzdanı tutarak dolaşın Brütüs’ler ortalıkta fazla dolaşıyorlar.

 

 

Devamını Oku

Bir Temenni

Dün akşamki Galatasaray maçında yıkıldık. Bir maç evvel bir Avrupa takımı olduğunu ispat eden Galatasaray, bir sonraki maçta yerlerdeydi. Bunu hiçbir şekilde izah etmek mümkün değil. Burada da hurafeler mi karışıyor yoksa Amerikalı ajanlar mı… Takımlarımızda Türkiye gibi oldu sanki ülkenin küçük örnekleri şikeler, dedikodular, hapse atılan başkanlar. Türkiye’mizde de aynı şeyleri yaşıyoruz. Tam gazlamış uçarken birileri bir çomak sokuyor ve koca Türkiye geri geri gidiyor. Pat diye artan döviz, haklı haksız içeri giren bir sürü adam, çıkan bir sürü adam, hapishaneler de otobüs durağı gibi... İnenler ve binenler.

Tam seçimlere giderken, yolsuzluk adı altındaki büyük operasyonda ben 45 yıllık iş hayatı mensubu, 45 yıllık da siyasi danışman olarak ilk defa Türkiye'de belki dünya devletlerinde de böyle bir karmaşa gördüm. Doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum olmuyor. Biz bu ülkeyi seven kişilersek yapacağımız menfaatleri bir kenara bırakarak bu krizler döneminde dünya devletleri arasında sıyrılarak yukarı çıkmak olmalı. Bölünmenin faturası çok ağırdır. “Askeri darbe olmayacak” diye sevinirken darbeden beter bir dönem yaşıyoruz. Üstelik memleketini seven veya sevdiklerini zannettiğim büyüklerimizin birbirlerini dövmelerinin faturası emin olunuz ki bu ülkeye çok pahalıya patlayacaktır. İşin ilginç yanı iktidarın muhalefeti durumundaki CHP kendine harakiri yapmaktadır. Orada da gördüğümüz iki başkan pozisyonunda ki iki siyasetçi belediye başkanlık adayları için kendi adamlarını yerleştirme uğraşındadırlar. Bu akıllı bir davranış mıdır bilemiyorum ama CHP’deki dağınıklık DSP'ye yarayacaktır. DSP yükselecek CHP duraklatacaktır. Ak Parti'nin seçim çalışmaları dünyada bir örnek olacak kadar başarılıdır. Bu sebeple bu işi çok iyi bilen AKP Belediye seçimlerinde de kendini gösterecek ve birinci parti olarak geçen dönem ki gibi neticelenecektir. Tecrübem bana öğretmiştir ki basına verilen, tv’ye verilen reklamlarla artık seçim kazanılmaz. Seçim kazanmanın yolu parti mensuplarının büyük bir gayretle kapı kapı dolaşarak çalışmalarına bağlıdır. Hatta faaliyetler özellikle İstanbul için özellikle ilçelerin sorunlarına göre mesajlarla halka ulaşılmalıdır. İstanbul Boğazı Arnavutköy’de tarihi bir eserinizi ikinci derecede olsa boyatmak için vereceğiniz para boya parasının 10 mislinden fazladır. Boyatmasan ne olur? Kimse boyatmasa ne olur? Şehir leş gibi bir görüntü kazanır.

İçim içime sığmıyor. Ülkesinin yükselmemesi, yücelmemesi dünya standardındaki ülkeler seviyesine gelmemesi için uğraşan bir başka toplum var mıdır? İftiralarla yaşadığım gerçekleri ünlü araştırmacı yazar İrem Barutçu 4 yıl çalışarak "Nail" kitabını çıkarttı. Bu kötü gerçekleri bana yaşatan koalisyon hükümetinin bazı siyasileri ve adaletin bazı savcılarıyla, hakimleriydi. Çalışan 3 bin kişinin, ekmek yiyen 15 bin insanın hayatlarını mahvettiler. Devletin 30 yıl içinde bu gruptan aldığı vergi 3,8 milyar dolar bir daha alınamadı. 8 bin talebelik koca bir akademiyi batırdılar. Sonra beraatlar Yargıtay’dan tasdikler ama hala detaylarla uğraşıyoruz ve adaletten veya siyasetten bir yetkili çıkarak bana, insanlara ve ülkeye bu denli zarar veren insanlardan tek bir sual sorulmadı. 1,5 yılda cabadan hapis yattım. İçimden "Allah belanızı versin" demek geçiyor . Bu kelimelerin ağzımdan çıkmaması için büyük gayret sarf ediyorum. Şimdi tıpkısının aynısı hikayeleri yaşıyoruz. İftiralar, şikeler, karşılıklı kasetler, hapisler! Ne oluyoruz be! Bu ülkede başından kıçına kadar herkes attığı adıma dikkat etmeli ona göre yaşamalı. Beğenmeyenler de defolsunlar başka ülkeye gitsinler. Yurtdışı açık.


Devamını Oku