Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Engelliler Eczanede!!!

Eczacılık mesleği ve uygulamaları ile ilişkin en temel yasalardan olan 6197 nolu kanun, bu sefer çıkacakmış… Mış diyorum, bu sefer diyorum, çünkü uzun yıllaradır onlarca kez taslağı hazırlanan, üzerinde tartışılan kanunun geçerliliği uzun zamandır kalmamıştı (1953 den buyana). Onlarca ek yönetmelik, yönerge, uygulama tebliği ile dünya ve güncel yaşam ile uyumlandırılmaya çalışılıyordu.

Ne olduysa oldu (!!??) birden yine gündeme yeniden düştü yasanın kısa süre içinde onaylanacağı. Olası değişikliklerin kesin olarak neler olacağı tam bilinemiyor. Ama öngörülenler ışığında gözümüze çok acıtarak batan birkaç noktaya değineceğim…

1.       Eczacılık fakültelerinin 5 yıla çıktığı unutulmuş gibi görünüyor çünkü mezuniyet sonrası 1 yıl staj konmuş. Yeni mezun eczacıya, batılı uygulamaları örnek gösterip bir dönem staj üzerine tekrar staj yaptıracaksınız ama sonrasında “kurul” sınavı koymayacaksınız ve eczacınızın bilgisinin eskidiğini umursamayacaksınız…

2.       65 yaş üstü eczacının ciro ve-veya reçete sayısı zorunlu hale getirmiyorsa, ikinci eczacı olmadan çalışmaya devam edebilecek. Buna göz yumacaksınız…

3.       Zaten mezuniyet sonrası staj yapma zorunluluğu ile ucuz iş gücü yaratıldığı için ikinci eczacıya gerek bile kalmayacağı için batıya daha hızla yetişmiş sayılabileceğiz.

4.       Eczanenin büyüklüğü, eczaneler arası uzaklık ve nüfusa göre eczane hesapları yıllardır integral, türev, fonksiyon, regresyon, analitik geometri  ve hatta uzay fiziği matematiği ile hesaplanırken, hastaya hizmet vermek için ayrı ve uygun (izole, oturulabilen vb.) bir yerin ayrılmasına ilişkin bir detay üzerinde durmaya fırsat olmamış anlaşılan.

5.       Eczanelerin fiziksel özellikleri kadar hizmete ilişkin detaylandırılma maalesef yapılmamış. Eczanenin yerleşim ortamlarının standartlaştırılması kadar “hizmet”in de kapsanması iyi olmaz mıydı? Eczacılığın artık sadece hizmet olarak algılandığı dünyamız da hizmetin tanımı yok.

6.       Yasanın adı konusunda da hazır el değmişken bir “kavram ve kapsam” çalışması yapsaydık ne iyi olurdu… “Eczacılar ve eczaneler hakkında kanun” maalesef “eczacılık hizmetlerini” kapsamamaktadır. Dahası, yönetmelikte bile “eczane hizmetleri” dendiği için “eczacılık hizmetleri”  tam kapsanamamaktadır. Denilebilir ki, “İyi Eczacılık Uygulamaları (GPP)” bu açığı kapsar. Hem haklı olursunuz hem değil. Hazır KANUN yeni baştan değişirken, yeniden tanımlanırken tüm gerekenlerin felsefesini yazmak kanımca daha uygundur. İlaç ve Eczacının Kasım 2011 de resmen ayrıldığı günümüzde, hizmetlerin eczacı tarafından değil eczane tarafından verildiğinin vurgulanmasını kötü tercüme olarak adlandırmak istiyorum ama olmuyor….

Sevgili halkım, yeni kanunu 4 değil 44 gözle beklememe rağmen biraz “laçkalık” oldu bende. Belki de güvensizlik. Bir gece ansızın, hooop diye, bilinmez bir son versiyonun onaylanacağını bilemediğim için şimdilik sadece bu kadar. Eğer 14 Mayıs 2012 tarihine “Eczacılık Bayramı”mıza 6197 nolu ECZACILAR VE ECZANELER HAKKINDA KANUN yetişirse, denecek çok şey var. Çooookkk…

Devamını Oku

ECZANELERDE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI DANIŞMANLIĞI

Eczaneler, birinci basamak sağlık hizmetlerinin verildiği bir kurumdur. Bir başka deyişle, insanların herhangi bir sağlık sorunu yaşadıklarında ilk danıştıkları, uğradıkları yerlerdir. Dişi ağrıyan, şişen, ağzının içinde aft olan, dudağı uçuklayan, dişi sallanan, takma dişi kırılan, protezi vuran, yeni diş yaptırmak isteyen veya benzer ağız ve diş sağlığı ile ilgili problemi olan kişiler bir şekilde eczane ve eczacı ile görüşürler.

 

            Eczacılar, eğitimleri sırasında ağız ve diş anatomi ve patofizyolojisi ile ilgili yeterli donanıma sahip olmasalar da, farmakoloji ve pratik çalışmalarda edindikleri deneyimler ile hastalarına ve danışanlara yardımcı olmaya çalışmaktadırlar.

 

            Eczacıdan, ağız ve diş sağlığı hakkında talep edilenleri özetlerken, izlenmesi gereken doğru yaklaşımlara ilişkin öneriler şu şekilde özetlenebilir:

 

·         “Eczacım, dişim ağrıyor. Gene apse yaptı herhalde. Bir antibiyotik verir misin? Nasılsa diş hekimine gittiğimde müdahale etmeden önce 3-5 gün anibiyotik kullanıp gelmemi söyleyecek!”  Bu ve benzer replikler ile hergün birçok hasta gelebilmektedir. Reçetesiz ve doktor önerisi olmadan talep edilen ilaçları hastaya vermek istemeyen eczacı, güçlü bir baskı ile karşılaşabilmektedir. Bu durumda hastaya ısrarla ve nedenlerini açıklayarak mutlaka ve öncelikle hekime gitmesi tavsiye edilmelidir. Bazen sadece apse gb görünen bir sorunun altında çok ciddi hastalıklar yatıyor olabilir.

·         Çocukların diş fırçalama ve ağız bakımı ile bilinçlendirilmelerinde eczacılara büyük sorumluluklar düşmektedir. Hastaları ile yakın ve sürekli ilişkiler kuran eczacılar çocuklar ve ebeveynlerin ilk diş fırçalama ve benzeri ağız sağlığı ile ilgili alışkanlıklarının edinilmesi ve pekişmesinde yardımcı olmaktadırlar ve çok daha bilinçli ve planlı bir biçimde bu hizmetlerini arttırmalıdırlar. Eczaneye giren ve özellikle “daimi müşterilerin” takibi ve motivasyonunu bir görev olarak algılamalıdırlar. Çevredeki okullara ve öğretmenleri ile iletişime geçerek ziyaretler ve bilinçlendirme çalışmaları sürdürülmelidir.

·         Yaşlı ve kronik rahatsızlığı olup birçok ilaç kullanan hastaların ağız kokusu ile çok sık karşılaştığı bilinmektedir. Bu konu ile ilgili bilinçlendirme faaliyetleri yapılmalıdır. Ağız kokusunu azaltacak ürün ve uygulamalar hatırlatılmalıdır.

·         Diş hekimi reçetesi ile gelen diş macunları, özel fırçalama aparatları, ağız yıkama suları ve gargaralar, diş yapıştırıcıları, diş temizleyicilerine ilişkin ayrı bir stand ve alan oluşturulmalıdır. Kozmetik alanlarına ayrılan yerlerin bir kısmı ağız ve diş sağlığı standı olarak değerlendirilebilir ve buraya belli aralıklarla ağız ve diş sağlığı uzmanları davet edilebilir.

·         Eczacıların meslekiçi eğitim programları seminerleri arasına mutlaka diş ve ağız sağlığına yönelik eğitimler konulmalıdır. Bu eğitimlere davet edilen diş hekimlerinin açıklamaları, durum ve sorunların anlaşılmasında eczacılara çok faydalı olacaklardır.

·         Herkesin diş sağlığı ile ilgili ilk söyleyebileceği ürün olan diş macunları çok çeşitlidir. Bu macunların içinde yer alan maddelerin özellikleri ve sağladığı faydalar  eczacılar tarafından bilinmesi gereklidir. Ağız gargaralarının ne sıklıkla ve hangi durumda kullanılabileceği, yutulması durumunda ne yapılması gerektiği, ağız ve diş sağlığı ile ilgili ürünlerin kullanılmlası sonucu oluşabilen “advers etkide” ne yapılması gerektiği, tüketicilere mutlaka aktarılmalıdır. Bu bilinçlendirme sadece diş hekiminin değil, diğer ilgili tüm sağlık mesleği mensuplarının ve eczacının sorumluluğunda olmalıdır.

·         Eczacının en önemli görevlerinden biri, herzaman olduğu gb, diş hekiminden gelen reçetedeki ilaçlar hakkında hastayı bilgilendiririken, ilaçların “akılcı” kullanımını teşvik etmektir. Bir başka değişle, doğru miktarda, doğru şekilde, doğru süreler boyunca ilacın kullanılması gerektiğini hastaya tekrar takrar vurgulayarak “uyuncu”  sağlamaktır. Uyunç konusunda yapılan binlerce yayın arasında sadece “diş hekiminden gelen reçete” takibi üzerine olanlar nerdeyse yok gibidir. Diş hastalarının diş hekimine olduğu kadar, ilaçlara uyumu da takip edilmelidir.

 

Ağız ve diş sağlığı, ürünleri ve hastaya özgü hizmet, eczacıların yoğunlaşması gereken alanlardan biridir. Bu şekilde “toplum sağlığı”nın korunmasına katkı sağlarken eczacı kendisine özel bir uzmanlık ve danışmanlık alanı da geliştirmiş olacaktır.

Devamını Oku

AİK, Çoklu İlaç Kullanımı ve Darülaceze Hizmetleri…

Dünyada çok uzun süredir vurgulanan ve ülkemizde de 20 yılı aşkın süredir arzu ettiğimiz akılcı ilaç kullanımına yönelik adımlar ve bilinçlendirme çabalarının artması, geleceğe ilişkin umutlarımızı yeşillendiriyor.
Sağlık Bakanlığı, sağlıklı yaşamı destekleyen konuları  tek tek ele alıyor. Verilmek istenen mesaj ile ilgili filmler, afişler hazırlıyor.  Sigara ile mücadele bunların ilki idi. Son bir yıldır ise “akılcı ilaç kullanımı-AİK” felsefesini ve gerekliliği üzerinde yoğunlaşmış durumda. Hastanelerde, eczanelerde ve akademik çalışmalarda AİK bakış açısı ile düzenlemeler yapılıyor. Geç kalınmış olunsa dahi, AİK başlığı ile ilaç tedavisi basamaklarının gözden geçirilmesi, akılcı reçetelemeden başlayarak, hasta takip ve uyunç çalışmalarına kadar uzanan süreci irdelemek “gelecek nesiller” açısından olmazsönemli bir adım.
AİK felsefesi her hasta grubunda farklı tezahür eder ve aksiyonlar değişiklik gösterir. Bu yazıda üzerinde durmak istediğim nokta AİK ve geriatri (yaşlı) hastaları ile ilgili. Bilindiği üzere yaşlanan bedenin farklı patolojiler göstermesi olağandır. Yaşlılarda çeşitliliği ve sayıları farklılaşan hastalıkların beraber tedavi edilme çabası hastaları çok sayıda ilaç kullanımına mecbur bırakmaktadır ve ilaçlar farklı beklenmeyen etkilere ve başka diğer hastalıklara veya organ bozukluklarına sebep olabilmektedir.
Yaşlı bir birey, her hastalığı için farklı bir uzmana başvurmakta ve her hekimden farklı bir reçete almaktadır. Çoğunlukla ömür boyu kullandığı bazı  ilaçlar hakkında diğer bir hekimin bilgisi olamamaktadır. Düşünün ki, 75 yaşında bir birey, göz doktoruna gidiyor ve kataraktı ve göz tansiyonu için ilaçlar alırken yüksek tansiyon, astım ve şekeri için de yine farklı hekimler tarafından farklı zaman ve mekanlarda farklı ilaçlara mahkum ediliyor.  Hastanın kendi kendine aldığı bitkisel vitaminler ve ağrı kesiciler ise çoğunlukla resmi kayıtlarında bulunmuyor. Bununla beraber  hasta erkek ise prostat ilacı kullanıyor olabiliyor. Bazen kemik erimesi vb ilaçlarda kullanılması gereken ilaçlar güruhuna dahil olabiliyor.
Tabi ki, Yaşlılarda Akılcı İlaç Kullanımında (AİK) esas olan, olabildiğince az-optimum  ilaç kullanılmasıdır. Polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı) sonucu ilaçların birbiri ile etkileşmesi en beklenen durumdur. Bunun yanı sıra bir ilacın yan etkisini örtmek için başka bir ilaç reçete edilerek durum içinden çıkılamaz hallere gelebilmektedir.
İBB Darülaceze-Kayışdağ yerleşkesi benim çalıştığım üniversitenin komşusudur. 1000 sakinin kaldığı bu muazzam yerde, örgütlenme de çok güzel. İşine bağlı birçok sağlıkçının canla başla çalıştığı bu bakımevi sadece yaşlılara değil, kimsesiz ve düşkünler için de güvenli bir yuva.  Bugüne kadar birçok farmakoantropolojik çalışma gerçekleştirdiğimiz bu “saha” biz “sosyal eczacılık” çalışanları için paha biçilmez bir çalışma alanı. Dahası Darülaceze yetkilileri, etik kurul onayı olması ve belediye tarafından onaylanması şartı ile, sakinlere fayda sağlayacak her türlü bilimsel çalışma ve projeye çok sıcak bakıyorlar. Bugün amacım bu sıcak yuvanın çalışmalarından haber vermek değil. Amacım, geçen ay dahil olduğum “Geriatri Konseyi” nden bahsetmek.
Geriatri Konseyine, Darülaceze yetkilileri, hekimleri, fizyoterapistleri, psikologları, çalışanları, hizmetlileri dahil olmak üzere, İstanbul’un en eski ve seçkin üniversitelerinin Geriatri bölümlerinde uzman olan hekimleri katıldılar. Daha önceden belirlenen bir sakinin tedavisi ele alındı. Toplantı başlangıcında, hasta/sakin  hakkında Darülaceze personeli geniş bir bilgi verdi. Daha sonra hasta toplantıya davet edildi, hastalıkları ve kullandığı ilaçlar ile ilgili bilgisi ve tutumu hakkında görüşüldü. Sonra sırası ile tüm uzmanlar görüş ve ilaç kullanımına ilişkin önerilerini açıkladılar. Biz fakültemizin “İlaç Bilgi Birimi” adına daha önce hazırladığımız rapor eşliğinde görüşlerimiz ifade ettik. Birbiri ile etkileşen ilaçlar, hastalık ile kontrendike olan ilaçların çıkarılmasını ve bazı doz değişimleri önerdik. 26 kalem ilacın 11’e düşürülmesi konusunu gerekçeleri ile yazılı olarak bir rapor da sunduk. Tabi ki son karar, hekime aitti. Bizler sadece hekime yardımcı olabilecek, yol gösterebilecek bilgi ve durumları ortaya koymaya çalıştık.
Lütfen düşünün, yaklaşık 25 kişi, 3 saat boyunca tek bir hastanın bütünsel durumu ve ilaç kullanımı derinlemesine tartışıyor.  Çok keyifli bir deneyimdi. Hepimiz öğrendik, paylaştık.  Daha sonra toplantı metinleri ile de öneriler yazılı olarak bizlere gönderilsi. Hastamızı 6 ay sonra tekrar kontrol edeceğiz. Bakalım hedeflediğimize yakınlaşmış olacak mıyız? Hastamızın akılcı ve daha az ilaç kullanımına katkı sağlayabildik mi, anlayacağız.
Görüyorsunuz, heyecanlandığım, sizinle paylaşmak istediğim şey belki uzayda yeni evrenlerin  keşfi  kadar bilinmezliklerin farkedilmesi değil. Ama bazen bildiklerimizi, doğru olan küçük ayrıntıları gerçekleştirebilmek de başarı  ve faydalı olma umudumuzu besliyor.
Kayışdağ-Darülaceze Müdür yardımcısı Dr. Nurullah YÜCEL Bey şahsında tüm ilgilileri ve işini kaliteli yapma gayretinde olan meslektaşlarımıza en içten teşekkürler.  Multidisipliner çalışmalar ile hastaya daha faydalı olabileceğimizi tekrar ortaya koydular.
Sözün özü, yaşlanan dünyamızda, yaşlı hastalarının kullandıkları ilaçların sayılarını azaltmak, ilaca ve tedaviye uyuncu ile ilgili öğrenecek ve yapacak çok şeyimiz var.
İnsan için, toplum için, akılcı bilim yapanlara selam olsun…

Devamını Oku

Benim Eczacım… Bizim Eczacımız…

Mahallemizin ilaç, reçete, sağlık başta olmak üzere her konuda danışmanı olan, komşumuz, bizim olan ECZACILARımızı seviyoruz, sayıyoruz. Çocuklarımız meslek olarak eczacılığı tercih ediyorsa canıgönülden destekliyoruz. Evladımız, eş adayı olarak bir eczacıyı tanıştırdığında hemen kanımız ısınıyor. Kısacası  eczacılık, birçok toplumda herkesin GIPTA ile baktığı bir meslek ve iş olageliyor…
Kanımca bu durum artık hızla değişmeye başladı ve belki de giderek daha da kötüleşebilir. Eczacılar sıklıkla ve üzerine basarak maddi olarak çok zorlandıklarını, birçoklarının iflasın eşiğinde olduğunu bildiriyorlar. Meddya takibinden,  ilgili makam yetkilileri ile sohbetlerden biz de  durumu teyid ediyoruz. Açıkçası durum gerçekten göründüğü kadar endişelndirici. 2004 yılından başlayarak öncelikle yasaların Avrupa birliği ile uyumlandırılma çalışması, beraberinde ve sonrasında devlet bütçesini denklenmeye  (!!) çalışılırken, her kural ve kısıtlama mutlaka bir şekilde eczacının canını acıttı. Karlılığı azalırken, iş yükü artan ve hastaları durumdan haberdar etmek için ilaç bilgisi aktarmadan daha çok emek ve zaman harcayan eczacılarımız mesleki BIKKINLIK riski ile karşı karşıya kaldılar.
Tabiki benzer sorunlar tüm dünyada görülüyor. Perakende pazarında ve her türlü ticaret işinde karlılıklar düştü veya  yön değiştirdi. Altını çizmek istediğim nokta işte burdadır: Eczacılar dahil, ticaret ile uğraşan veya özel işi olan her meslek gurubu bu gerçeği görmek durumundadır. Tüm bunların yanında, ECZACILIK mesleğinin temelinde sağlık hizmeti yer almaktadır ve bu nedenle hizmet talep edilmese bile, ilaç bilgi hizmeti verme zorunluluğu vardır. Meslek erbapları eczacılar, 2004 yılından buyana değişen koşulları artık sindirmeli ve ilaç bilgi hizmetlerini kuvvetlendirerek, artırarak vermenin önemini, belki de tek yol olduğunu içselleştirmelidir.  Yıllar evvel “havan eczacılığı” dediğimiz dönem, ilaç sanayinin patlaması ile tehlikeye girdiğinde meslektaşlar hemen adapte oldular ve hizmet ve bilgi alışverişini buna göre konumladılar.Meslekler de, insanlar gibi değişim sürecinin etkisinde. Bugün de yarın da kaçınılmaz değişimler gerçekleştiğinde, biyoloji bilgisi olan herkes bilir ki “güçlü olan ayakta ve hayatta kalır”. Güç sadece maddi varlığa bağlı  değildir. Mesleki ve ahlaki, bir başka deyişle insani değerlere önem veren güçlü eczacılar da ayakta kalacaktır. Eczane eczacılığının karlılığının düşmesi, eczacılığın sonu değildir. Eczacı bu çetin durumda yeniden yapılanırsa, toplum içindeki saygın ve aranır konumunu sürdürecektir.
Unutmamalıyız ki ilaç zehirdir. İlaç ile zehir arasındaki tek fark dozdur. Doz ve bireysel dozlama bilgisi ancak eczacı tarafından verilebildiği için eczacı eczanesinde durmalı  ve varlığı ile saygınlığını perçinlemelidir. Aksi takdirde yani, artık karlılık yerine saygınlık artırma çabasına girilmezse korkarım ki, global güçler sorunu toptan çözmek için hamlelerine imkan bulacaklardır.

Devamını Oku

İLAÇ VE HUKUK

Ülkemizde yılda kaç kişinin tıbbi hatalar sonucu yaşamını kaybettiğine veya  sakat kaldığına dair sağlıklı istatistiki bilgiler maalesef bulunmamaktadır. Bir çok alanda olduğu gibi bu konudaki istatistiklere ulaşmak son derece zordur. Çünkü birçok vaka, olay kayıtlara geçmemektedir yada yanlış tanımlama ile başka kayıtlar altında bulunmaktadır.

 

Amerikan Tıp Enstitüsü’nün (IOM) 1999 yılında hazırladığı rapora göre, her yıl yaklaşık 100.000 kişi tıbbi hatalar sonucu yaşamını kaybetmektedir. Bu rakamlar trafik kazası, meme kanseri veAIDS nedeniyle ölen kişi sayısından fazladır. Bu sayının Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde  de oldukça yüksek olduğu tahmin düşünülebilir.

 

Bu tıbbi hataların büyük çoğunluğunun ilaçların yanlış kullanımından yani medikasyon hatalarından kaynaklandığı belirtilmektedir.Aynı rapora göre her yıl en az 770.000 kişi ilaçların kötü ve istenmeyen etkileri sonucunda zarar görmektedir yada ölmektedir.

 

Olası medikasyon hataları şunlardır:
        1-)
ilacın reçetelenmesinden kaynaklanan hatalar
        2-)
kullanım tarifinden kaynaklanan hatalar
        3-)
hastaya sunulması sürecinde meydana gelen uygulama hataları
        4-)
kontrol altında bulundurulması gereken laçların reçetesiz birşekilde internet üzerineden satılması

 

Doktorun ilacı reçetelerken yeterli bilgiye sahip olmaması durumundan kaynaklanan hatalar,eczacının doğru dozajda ilacı vermemesi ya da hemşirenin verilen ilacın kombinasyonlarını tanıyabilecek bilgi donanımına sahip olmaması medikasyon hatalarını meydana getirmektedir.

 

HEKİM KAYNAKLI İLAÇ ZARARLARI

 

Tıbbi deontoloji nizannamesinin(TDN) 2. maddesi hekim,hastasını tedavi ederken azami dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Hekim ilacı seçerken tıp biliminin ulaştığı düzeyi göz önüne alarak hastasının ve hastalığın durumuna göre en uygun ilacı seçmekle yükümlüdür.Hekim yazdığı ilacı seçmekte serbesttir ancak yazılan ilacın endikasyonlarını, kontraendikasyonlarını, yan etkilerini, dozajını iyi bilmelidir.Aksi takdirde bu özellikleri bilmeden ilacın kullanımından doğan zararlardan hekim bizzat suçludur.

 

Örneğin; duedonal ülseri olan hastaya yüksek dozda steroid uygulanarak ölümüne sebebiyet verilmesi durumunda hekim hem hukuki açıdan hemde özel hukuk açısından suçlu sayılmaktadır.


      Hekimler ve eczacılar arasındaki ilaç reçeteleşmesinden kaynaklanan ve sıkça rastlanan sorunlardan birisi de reçetelerin okunaklı olmamasıdır.

Bu durumda sorumluluğun kime ait olması konusunda hukukçular arasında görüş ayrılığı olsada kabul gören doktrine göre ;


       a) okunaklı yazılmayan reçetenin yanlış okunmasından
       b) yanlış anlaşılmasından doğan zararlardan dolayı hekim sorumludur.

 

ECZACI AÇISINDAN VAROLAN SORUMLULUKLAR

 

Türkiyede kural olarak ticari olgu haline gelmiş ürünlerin büyük kısmı reçete ile satılmaktadır. İspençiyarı ve tıbbi müstahzarlar kanunu (İTMK) madde 24 e göre reçete mukabilinde verilmesi meşru olan ilaçların reçetesiz verilmesi yasaktır. Bu kanunun 20. maddesi buna aykırılığın müeyyidesinden bahsetmiştir.örneğin kullanımı kontrole tabi olan ve ancak yeşil reçete ile satılabileceği öngörülen ilaçların satımında doğrudan uyuşturucu maddelerle ilgili yasal hükümler uygulanacaktır.

 

Eczacının sorumluluğu ilaçları hekimin tavsiye ettiği dozda ve biçimde hastaya anlatmaktır.Türkiye’de kalfa olarak tabir edilen eczacı yardımcısı teknisyenler çalışmakta ve ilaçları çoğunlukla bu kişiler hazırlamaktadır. Ancak yine eczaneler ve eczacılk hakkındaki yasalar, gereğince adam çalıştıranın kusursuzluğu ilkesi gereğince kalfaların başkalarına verdiği zararlardan eczacını kendisi dolaylı olarak sorumludur (eczacının kendisi kusurlu olmasa bile).

 

Eczacıların bir başka sorumluluğu da eczacılar ve eczaneler hakkındaki kanunun 22. maddesine göre ilaçların yanlış muhafaza edilmesinden doğan zararlardan eczacı bizzat sorumludur. Ambalajları açılmış tıbbi ecza ve kimyevi maddelerin saf olmamalarından ve iyi muhafaza edilmemelerinden eczane, ecza deposu, labaratuar sahipleri ve mesul müdürleri sorumludur.

 

Örnek vermek gerekirse aşıların soğuk zincir kurallarına uyulmadan saklanması kuralına uyulmadığında aşılar, bozulmasa ve zarar vermeseler bile yararlı olmamakta ve nihayetinde aşı alan kişilerin aşılı olup olmadıkları hususunda yanlış kanaate sahip olmaktadır bu durumda eczacının özen borcu yükümlülüğü ilkesi ve kanun hükümlerine göre açıkca aykırı davranmaktadır ki burda verilen zararın tazmin edilmesi gerekmektedir

 

İlacın eczacı tarafından hazırlanmasında,eczacı ilacı hekimin tarifine uygun ve titizlikle hazırlamak zorundadır.Bu ilacın hazırlanmasından kaynaklanan bir nedenden dolayı ilacı kullanan hastaya zarar gelmişse, bu durumdan eczacı sorumludur.


     Eczacıda hazırladığı ilacı içeren reçetede yanlışlıklar olduğu şüphesi uyanmışsa
a) doktor ile temesa geçilmeli
b) temas imkanı yoksa türk kodeksinde yazılı azami miktarlarına göre ilaç yapmalı ve bununla beraber durum mahallin en büyük sağlık amirine bildirilmelidir.

 

ECZACININ SORUMLU OLMADIĞI HALLER

 

İlacın eksik dozda sunulması, üretim aşamasında biyolojik kontaminasyona uğraması, yanlış ambalajlanması gibi nedenlerden kaynaklanan zararlardan bizzat müstahzarı üreten kişi ve kurum sorumludur. Bu ilaçların reçeteli olup olmamasına bakılmaksızın ticari olarak piyasaya sürülmüş bir ürünün müstahzarın üretim hatalarından üretici eczacı değilse kendisi doğrudan sorumlu değildir.İlaçların prospektüslerinde (KT: Kullanım Talimatı) yer alan bilgilerin doğruluğundan da bizzat üreticiyi sorumlu tutmak gerekir .

 

Reçetesiz ilaçların satılması durumunda eczacı bu tür ilacı alma talebiyle kendisine başvuran kişiyi ilaç konusunda bilgilendirmek ve ilaç kullanırken bilinmesi gereken asgari bilgileri alıcıya aktarmakta eczacılığın sorumluluğundadır. Bu durumda bir aydınlatma yapılmadan verilen ilacın yanlış kullanımından doğan zararlardan dolayı eczacı, kusuru oranında sorumlu tutulmaktadır. Elbette reçetesiz ürünü almak isteyen kişinin ilacın prospektüsünü okumak ve anlamadığı yerleri eczacıya sormak yükümlülüğü bulunmaktadır. Burada sorumluluk tek başına eczacının değildir

 

İNTERNETTEN İLAÇ SATIŞI

 

Günümüzde sağlık sektörü nerdeyse artık bir ticaret sektörü haline gelmiştir bunun en belirgin kanıtı da internet üzerinden reçete yazılması ve ilaç satışlarının yapılmasıdır.The New York Times gazetesinin haberine göre Amerikalı doktorlar hiç tanımadıkları kişilere intenet üzerinden vizitesi 35-85$ karşılığında ve 3-5 dakika içerisinde hastayı muayene ederek reçete yazmaktadır.Bu doktorlar ayda 10 bin dolara kadar para kazanabilmektedirler

 

Bunun en önemli örneği Pfizer firmasına ait olan Viagra ilacıdır. Performanse Drug şirketi bu ilacı pazarlıyordu ama reçete yazması için doktorlara ihtiyacı vardı ortopedi cerrahı olan Dr Pasos bu şirketle anlaşarak internet’te reçete yazıyordu. Bunun sonucunda 6 ay meslekten men edildi ve 20 bin dolar para cezasına çarptırıldı.

 

İLAÇ SEKTÖRÜNE DAİR VERİLEN MAHKEME KARARLARI

 

Mercksharp firmasına ait olan Vioxx adlı ilacı 2004 yılının eylül ayında piyasadan çekilmek zorunda kalmıştır. Çünkü Texas eyaletinde 4 yıl önce kalp krizinden ölen ve ölmeden önceki son 8 ay boyunca Vioxx kullandığı anlaşılan Robert Ernst’in eşi Carol Ernst tarafından firmaya davada bulunulmuştur.Yapılan otopsi sonucu ölüme neden olan kalp krizine Vioxx’un yol açtığı görüşüne varılmıştır.

 

Mahkeme tarafından ilacın prospektüsünde kalp krizine karşı herkangi bir uyarı olmadığından dolayı, şirketin bunu bilmesine rağmen, gerçeği toplumdan gizleyerek ilacı pazarladığına ve Ernst’in ölümünde ağır ihmali olduğuna hükmedilmiştir. Bu gerçekler ışığında Merck şirketi 235 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. Vioxx’un 80 ülkede 20 milyon hasta tarafından kullanılması gerçeği tehlikenin boyutlarını ortaya koymaktadır. İlaç Türkiye’de de 24 Ekim 2004 tarihinde piyasadan çekilmiştir.

 

İlaç gibi insan sağlığı üzerinde doğrudan etkili bir ürünün kullanılmasından doğacak zararların temel olarak kusur sorumluluğuyla ilişkilidir. Türk hukukta diğer çağdaş hukuk sistemleri gibi kusur sorumluluğu ilkesi benimsenmiştir.

 

Sonuç olarak ilaca bağlı oluşan maddi ve manevi zararların ister üretici ister dağıtıcı ister tavsiye edici olsun kusuru bulunan her kimse,  özel hukuk hükümlerine göre verdiği zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Günümüzde Türkiye için çok yeni kavramlar olmasına karşın, çok yakın gelecekte eczacıların reçeteli ilaçlar, fitoteraötikler veya dermekozmetik tavsiyesi ve kullanımı açısından çok daha eğitimli ve temkinli olmaları gerekecektir.

 

 

Devamını Oku

ÇAKMA İLAÇLAR!?...

“Çakma” günlük dilde sıklıkla kullandığımız argo bir kelime. “Çakma Türkan Şoray” denildiğinde, Türkan Şoray’a çok benzeyen birisinden bahsesildiğini ve bu kişinin aslında orjinali kadar iyi rol yapamadığı, aslını tutmadığını vurgulanmış oluyor. Çakma kelimesi aslında “taklit” ve “sahte” anlamını beraber kapsıyor. Çakma ürünlerin orjinalinin yerini tutmadığı halde ortamda bol miktar olmasının temel sebebi haksız kazanç sağlamak. Sahtecilik ne ticeri, ne hukuki, ne ahlaki olarak kabul edilemez bir suç.

Biz sağlıkçılar için sahtecilik denildiğinde aklımıza gelen başlıklardan biri de “sahte ilaçlar”, bir başka deyişle “çakma” ilaçlar. Sahte ilaçlar, özellikle 1980’ler sonrasında ciddi dünyanın birçok ülkesi için sorun olmaya başlamıştır. Her ürün için sahtelik tanımı değişebilmektedir ve ilaç için şu şekilide bir sınıflama yapabiliriz:

·         Sağlık otoritesi tarafından ruhsatlı veya onaylı olmayan (özgün bir marka ve içerik)

·         Sağlık otoritesi tarafından onaylı ve ruhsatlı ürünlerin benzerinin yapılması (markalı ürünün adı ve içeriğine benzer ürünün pazara sürülmesi)

·         Sağlık otoritesi tarafından onaylı ve ruhsatlı ürünlere dışardan bakılınca benzer ürün yapılması (markalı ürünün adı ile ama içeriği farklı ürünün pazara sürülmesi)

Yukarıda bahsedilen her seçenek yasal, toplumsal ve sağlık açısından olumsuz durumlar ortaya çıkarmaktadır. Onaylı olmayan ve halk sağlığını tehdit eden ilaçlar ile ilgili hiçbir bilgi olmadığı için hangi etken maddelerin kullanıldığı, nasıl yapıldığı ve dozlamı bilinmediği için her anlamda halk sağlığını tehdit etmektedir. Onaylı bir ilacın, korsan kişiler tarafından benzerinin yapılması durumunda iki sonuç ortaya çıkabilir. Tamamen benzer ve kabul edilebilir etken maddeler kullanılarak ve uygun üretim süreçlerinin uygulanması ile kabul edeilebilir bir taklidin ortaya konması. Bu durumda da, orjinali üreten markanın adı ve sahibin hakkı yenmektedir. Çoğunlukla olduğu gibi diğer durumda yani marka adı aynı ve içeriği farklı sahte ilaçlarda da, hem firma hem halk sağlığı ciddi tehlikeler ile karşı karşıya gelmektedir.

Sahte ilaçların kullanımının halk sağlığına zararlı etkileri şu şekilde ortaya çıkabilir:

a.       Tedavinin gerçekleşmemesi (ilacın içinde hiçbir etken madde bulunmaması)

b.      Kalıcı hasar ve ölümle sonuçlanması (üretim koşulu uygunsuzluğu, doz ayarı olmaması, tahşiş maddeler vb )

Biz sağlıkçılar için yeri geldiğinde tedavi olmaması da çok ciddi bir sonuç olacağı için sahte ilaçların her türü, içinde yer aldığımız iyileşim sürecini baltalamaktadır. Bir başka deyişle ilacın istenen yararının olmaması da çoğu zaman ölümcül olabilmektedir.

Sahte üretimler dünyanın tüm ülkelerinde yasal değildir. Özellikle ticari açıdan patent yasasını çiğnenmesi ile ilgili sıkı kontroller ve yaptırımlar vardır. Konu sahte ilaca geldiğinde maalesef durum biraz farklıdır. Avusturalya, Canada, Japonya,Yeni  Zelanda, ABD ve bazı avrupa ülkeleri sahte ilaçlarla yasal mücadele oldukça başarılıdırlae. Bu ülkelerde sahte ilacın %1 den az oranda olduğu vurgulanmaktadır. Ancak bu oran birçok ülkede farklılık göstermektedir ve Türkiyede olduğu gibi birçok ülkede bu oaran %4’lere kadar çıkabilmektedir.

Sahteciliğin sadece orijinal ilaçlarda değil aynı zamanda jenerikler içinde sorun olmaktadır.  Şeker hastalığı ilaçları, bazı sıtma ilaçları, depresyon ilaçları ve özellikle erektil disfonksiyon ilaçları sıklıkla taklit edilmektedirler. Uluslarası Tıbbi Sahtecilik Karşıtı çalışma gurubu, özellikle gelişmekte olan ülkelerde “AIDS, tuberküloz, sıtma vb” hastalıklarda kullanılan ilaçlarda sahteciliğin çok ciddi, hayatı tehdit eden sonuçlar doğurabildiğini vurgulamaktadırlar. Yasal regulasyon ve kontrollerin sıkılaştırılması ve özellikle bu konuda politika oluşturulması son derece önem arzetmektedir.

Tüm bu nedenlerle sahte ilaçların tümü günümüzde  “yanlış, kusurlu, kabul edilemez ilaç” olarak kabul edilmektedir. Gelişen dünyamızda, internet herkese istediği ülkeden istediği ilacı alma şansı yaratmaktadır. Bu durum sınır kavramını ortadan kaldırdığı için sahteciliğin önünü açmaktadır ve sorun büyük bir hızla büyümektedir.

Sahtecilik dünya kurulduğundan beri mevcuttur. Kısa yoldan para kazanmak isteyen kişi ve gurupları dünyadan kaldırmak, yok olmalarını düşlemek çok olası görülmemektedir. Ancak akılcı hedefimiz sahteciliği olabildiğince en aza indirmek olabilir. İlaç sahteciliği işini yapanların suçlu, hatta hayata kast ettikleri için katil olduklarını kabul etmemiz gerekir. Kaçak pazarlarında ucuz olduğu veya ülkemizde ruhsatlı olmadığı için eczane yolu ile elde edemediğimiz ilaçları rahat bulabiliyoruz gerekçesiyle yeterince uzak olmadığımız  “sahte ilaç” olgusunu  ve tutumumuzu yeniden gözden geçirmeliyiz.

Ülkemizde, sağlık otoritesi, eczanelerde satılan ve devlet tarafından ödenen ilaçlarda sahteciliği önlemek üzere “ITS” (İlaç Takip Sistemi) uygulaması getirmiştir. Devletimiz bu konuda bir anlamda Türk ilaç pazarının %85 alıcısı olarak kendini sahte ilaçlardan korumaya çalışmıştır. Bu uygulama dünya için bir örnek niteliğindedir.  Ancak başka bir gerçek vardır ki, devletin geri ödeme yapmadığı hatta Sağlık Bakanlığı dışındaki bakanlıklardan onay alarak gelen ürünlerin de taklidi ve sahtesi yapılmaktadır. Devletin ödemediği reçeteler veya elden alınan ilaçlarda, eczane dışında satılan ürünlerde sahteciliğin önlenmesi için yapılması gereken uygulama ve kontroller bulunmaktadır.

Halk, sağlıkçı ve tüketici olarak her türlü sahteciliğe karşı bilinçli ve tepkili olma yükümlülüğümüzün olduğunu birbirimize hatırlatmalıyız. Bizlere internet, televizyon ve diğer yollarla “tükettirilmeye“ çalışılan tüm ilaçların uygun doz, yol, zaman ve yerde kullanılmadığında “zehir” olduklarını aklımızdan çıkarmamalıyız. Eczane dışında satılan hiçbir ürünü almayarak sahte ilaç tüccarlarına karşı mücadeleye destek vermeliyiz.

 

 

Nazlı Şencan (Dr.Ecz.)

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

Eczacılık İşletmeciliği ve Sosyal Eczacılık Dept.

Ataşehir- İSTANBUL

Devamını Oku