Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Herkes İçin Adalet

Türkiye'nin bağrı merhametli, toprağı tahammülüdür ve fakat "adalet" üstüne özgürlük istiyoruz!

Herkese tahammül edelim, herkes için özgürlük gibi sloganlaşmış ve niteliğini nefiste kazanmış ve bencilce yüzümüzde/dilimizde duran bu ifadeleri bırakıp yeni şeyler söylemek lazım. O kadar yaslanıldı ki bu kelimelere üzerimize devrildi, adalet kelimesinin üstünün açık kaldığı günlerde-gecelerde.

Adalet mülkün temelidir diyen Hz. Ömer buyurmuş ki “Dicle kenarında bir kurt, bir koyunu yese, Allah ‘adaleti’ gelir benden sorar.” Bu cümlede kurda özgürlüğü ve tahammülü bulun!

Tahammül ve özgürlük, bir aklın bencil kıvrımlarında dolaşıp nefsi arzularımıza göre açığa çıkan düşünce kadardı ve hepsi bu kadardı. Oysa adalet, vicdanımızdı. Allah uyarmadı mı bizi “Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın” (Nisa Suresi 135.Ayet) diye

Kinin, nefretin, öfkenin, bencilliğin, hırsların, menfaatlerin ve çıkarların “tahammül ve özgürlük” kelimelerinin sınırlarını belirlediği yeryüzünde -bugünlerde ne kadar tahammülsüzüz birbirimize diye hayıflanıyoruz. Ne kadar boşa bir hayıflanma bu.

İnsanın nefsi ile sınırlarını belirlediği şey elbette herkesin üzerinde farklı duracaktı. Oysa adalet tüm vicdanlarda aynıydı. Çünkü “adalet” bir emirdi, tüm yeryüzüne. Her vakit için adalet çağrısı yapan minarelerimiz kalplerimizdi ve biz akılla saflaştık…

Akıl yürüteçleri ile yürümeye çalışırken kendimizi sağlama almaya çalıştık. Ve ne çok dayanağa tutunduk, nefsimizi doğrulamak ve doyurmak istercesine... Gelişim kitapları, sokak reklamları, diziler, müzikler, tv.ler, idoller, modeller, moda, dayatmalar, ezberler, markalar, el alem, yarışlar, yarışmalar, hırslar, manşetler, v.s. yürüteçleriyle bize öğretildiği gibi mutluluğun, konforun, rahatın sırlarına erdik yeryüzünde bencillikle!

Mutluluğumu, rahatımı, konforumu bozan farklılıklara tabiki “tahammül” etmeyeceğim. Kim ederdi ki!

Evsiz, yurtsuz, dilsiz, kimsesiz, sahipsiz kalmış adalet kimin umurunda!

Elbette ben özgürlük isteyeceğim nefsimin belirlediği sınırlarda ve biraz tahammül!

Ve tüm bunların aksine “Barış” diyen biri elbette kovulmak istenecekti, yeryüzünden. Savaşacaktı tüm akıllar ‘Adalet’le…

Oysa bilmiyorlardı, adaletli olun emrine uyulmadığında 99 tesbih tanesiyle El-Adl ismiyle adaletine sığındığımız Allah’a –bana da Sen adil olma demenin bir haliydi bu...

 

 

 @nsrnyldrm

 

 

 

Devamını Oku

Sokakta hayat var, siyaset yok

Sokakta hayat var, siyaset yok…

Siyasi argümanları, siyasi aktörleri bir kenara bırakıp ‘hayatın içinden’ insanın önsözünden -konuşmalı, düşünmeli, yazmalı. Ve bölünmeli sokakta, sokağın içindekilerle. 

Bir süredir siyaseten yaş(z)ıyoruz galiba! 

Bütün köşeler, bütün sosyal “karakterler” siyasi cümlelere çıkıyor. Siyasi zehirlenme yaşıyoruz, hepimiz. İletişim çağında yaşıyoruz ama iletişemiyoruz diye hayıflanıyoruz yorgun düştüğümüz vakitlerde. Her iletinin siyasete çıktığını düşünürsek iletişimsizliğimize engel çağın kendisi değildir belki çağın siyasetle var olmasıdır. Gazeteler, tv programları ve hatta diziler… Dinlediğimiz, izlediğimiz, okuduğumuz ve hatta dertleştiğimiz o şarkıcıların, sanatçıların, yazarların, hocaların ve hatta dostlarımızın ve kendimizin zaman içerisinde birer siyasi figürlere dönüşmesi onlarla ve kendimizle aramızda kurduğumuz gündelik, sıradan, insani iletişimimizi kesintiye uğratıyor, bir süredir. Bu defa süresi ötekilerden uzun süren.

Birde bu çağın hastalığı, özgürlük çığlıkları var… 
Pardon, siz hangi ‘düşünce’ için ‘özgürlük’ demiştiniz…

Sokakta hiç karşılaşmadığımız insanlar! Tuttukları “köşe” başlarında ve sosyal karakter olmuş cümle içlerinde -Müslümanlıkla savaşan “özgürlükçüler”. Sağını, solunu bilmem ama “her işin başı Bismillah, her işin sonu İnşallah olan bir inançla baş edemezsiniz” başı ve sonu belli bu hikayenin! Hepimiz bu hikayenin ayetleriyiz, herkes tutunduğu ayetin manasıyla yaşıyor ve tefsir ediyor herkes “insanlığında”

Ve medya olağanca gücüyle her gün siyaseten giriyor hayatlarımıza, “ağzı” açık oturumlarla, eli kalemine bağlı ve hayatla bağ kuramamış “kurumuş kalemlerle”. Ve tüm bunlar farkındalığımıza, algımıza yön verirken kendi düşüncelerimizi, duygularımızı yönetmeyi amaçlarken ve bizi kendimizden uzaklaştırırken biraz sokağa çıkmalı, bugünlerde.

Kendimizden ve 99 tesbih tanesiyle sabrı öğütleyenden fena halde uzağa düştük. Ve sabrı unuttuk bu çağda, savunmanın küfürbazlığında, bu çağın pervasızlığında…

Yorgun düşen vakitler yine bölünse sokağın bir yerinde ve sabırla… Bölünse parkla, bahçeyle, oyunla…

Sokakta hayat var, siyaset yok…

 

 

 

@nsrnyldrm 

Devamını Oku

Bir Yerlere Kaçmalı İnsan

Siyasi ve mesleki söylemlerden kaçıp gidesim var, bilmediğim cümle içlerine…

Çok yorulduk, yetmez mi? Tüm bu vakitlerde…

Kalemdi bu her şeyi yazardı. Ve kalemin kurşunu değildi elbet kalbimizi delip geçen, tüm o vakitlerde… Kalemin sahipleriydi kelimeleri kurşuna çeviren ve üzerimize salıveren… Kaçıp gitmeli ağrıyan aklımızı, sancılı kalbimizi alıp. Ağrı kesici kıvamında bildiğimiz ne kadar dua, insan, kitap, müzik, film, sokak, yol v.s. varsa oralara varmalı. Vesaire’dir belki de şimdi en çok ihtiyaç duyulan.

Bir kahvenin kulpuna tutunup, sohbetlere bağdaş kurmalı.
Bir kitabın kapağını açıp, yollara düşülmeli.
Bir şiirin dizelerine baş dayamalı.
Bir filmin ortasında uyuya kalmalı.
Bir kaçışın planına dahil olmalı.

Ne bileyim, böyle bir şeydi herhalde beni buralara getiren. Yani, biraz kaçmalı bir yerlere… Hem bir yaştan kaç kere geçerdi ki insan. Yüzümüz, yaşımızı aşmış… Herkes olduğundan daha yorgun, daha yaşlı.

Ve biraz ölü kelimeler bırakacağım buraya… Edebiyatı içinde hayatın bayım, yaşamayanı öldürüyor takvimler.

Bir yerlere kaçmalı insan… Biliyorum, yollar uzun… Vakit yok ve belki biraz nakit… Dönmek, gitmek kadar zor değil, gidebilse insan… Mesele gidebilmekte. Gidip görülecek ne çok yer var, yollara düşülecek ne çok uzaklık…

Çoğumuzun eli kapıda belki ve kapı arkasında boş bir bavul. O bavulun içi neyle dolar, nereye götürür bizi içine dolanlar. Kaç gün kalacaksın der gibi mi bi bavulun içi yoksa temelli mi der gibi.

Biliyorum, vakit yok ve belki biraz nakit.

Günün ilk temennisi, gün’aydın ile başlayan kaç sabahın ardından -bir akşamüstü, bütün ikindileri yanına alıp o başını alıp gitme isteği gelir durur da tutunmak istersin Yasin’e, bu vakitler vakitsizliğinde.

Biliyorum, Yasin’e daha vakit var. Ve yaşam şimdi biraz, İnşirah.

Bir yerlere kaçmalı insan… Tüm bu olup bitenlerden sıyrılmak ister gibi, hafiflemek ister gibi. Her gün yük gibi insanın omuzunda. Hangi vakte ve nereye boşalır onca yük... Bir yatsı vakti dökülür mü alından teri helal yaşamın, soğur mu terin, düşer mi ateşi alnında ki yazının, hafifler mi yükü iki omzunun başı yere değince…

Bir yerlere kaçmalı insan… Biliyorum, daha yatsıya vakit var.

Önce, ‘kendine seyahate çık’ dedi biri. Yediklerin-içtiklerin senin olsun, kendine gördüklerini anlat… Nasılsın…

Ve her gün “kendine” sebep, diyerek ekledi… ‘Domatesin yeşili yenir miydi? Yanmasaydı güneşte ve benzemeseydi kendine ve dönüşmeseydi kırmızıya’.

Bir yerlere kaçmalı insan… Biliyorum, kırmızıya daha vakit var.

V.s V.s.

 

 

@nsrnyldrm

Devamını Oku

Sigorta Denince - Sıkça Sorulan Sorular

SİGORTA DENİNCE
SIKÇA SORULAN SORULAR

 

Hafta boyunca farklı konu başlıkları altında çeşitli soru ve sorunlar aktarıldı. Bundan hareketle, yöneltilen sorulara cevaben hazırlanmış küçük derlemeleri bir araya getirerek kısa kısa notları paylaşacağım.

Aktarılan soru ve sorunlardan bana geçen his, eksik ve yanlış bilgilerin oluşmasına sebep olan ciddi bir bilgi kirliliği olduğu.

“Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz” olgusundan uzak bir anlayışla sektörde varlık göstererek- bilgi kirliliğine ve çeşitli mağduriyetlere sebep olmuş kişi ve kişilerin sektörden de arınması umuduyla…

Eee tabi ki önce iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıracağız. Bu durumda sigortalılarında sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor.

Poliçe satın almadan önce; ihtiyaçlarınızı doğru belirleyip, sigortacınıza eksik veya yanlış beyanda bulunmayın. Sigortalı olarak bilgi edinme haklarınızdan vazgeçmeyin. Poliçenizle ilgili soru sormaktan kaçınmayın. Ne satın aldığınıza, hangi teminat için ne kadar prim ödediğinize dikkat edin. Yönelttiğiniz sorulara güvenilir, samimi, şeffaf ve dürüst cevaplar aldığınıza emin olun. Poliçenizin genel ve özel şartlarını okuyun. Satın aldığınız poliçenin priminden önce poliçenin kapsadığı teminatları sorgulayın ki herhangi bir hasarda mağdur olmayın. Örneğin; aynı sigorta ile ilgili size sunulan X ve Y poliçeden sırf primi daha ucuz olan X poliçeyi satın aldığınızda X poliçeden primi farklı olan yani daha yüksek olan Y poliçesi ile arasında ki teminat farklarını mutlaka sorgulayın ve karşılaştırma yapın.

 

Sıkça Sorulan Sorular (Derleme)

-Şirketler Arasında Neden Sigorta Primleri Farklı?

Sigorta şirketleri, kendi risk kabul kriterlerine göre kabul ettikleri riskin karşılığındaki tarifeyi kendi fiyatlandırma politikalarına göre belirlerler ve şirketten şirkete değişir. Serbest piyasa ekonomisi kuralları çerçevesinde, serbestçe belirlenmektedir. Poliçe primlerini etkileyen diğer bir önemli husus poliçe kapsamındaki teminatlar ve şirketlerin hizmet politikalarıdır. Şirketlerin hasar sonrası müşteri memnuniyetini esas alarak sundukları hizmet kalitesi primi etkileyen faktörlerdendir.

-Sigorta Primleri Neden Yükselir?

Sigorta şirketleri kabul gördükleri riskleri satın alır ve teminat altına alırlar. Bunun karşılığında da sigortalılardan prim tahsil ederler.  Tahsil edilen bu primler ortak bir havuzda toplanır ve hasar tazminatları da bu ortak havuzdan ödenir.

Havuzda toplanan para ödenen tazminatlara yetmezse, sigortalılardan tahsil edilen prim her geçen sene artar.

Buna en güncel örnek olarak trafik sigortası verilebilir. Son beş yılda ödenen tazminatlar, havuzda toplanan toplam tutarı 2 Milyar TL aşmıştır. Yani sigorta şirketlerinin satın aldıkları risk karşılığında tahsil ettikleri prim ile ödedikleri hasar tazminatları arasında büyük ölçüde fark vardır. Bu farkı kapatmak adına, zarar ettikleri ilgili riskin hasar ödemelerinden dolayı o riske karşılık olarak da her yıl prim artışları yaparlar.

Sigorta şirketlerinin hasarları ödemekte kullandığı para, tüm sigortalıların parasıdır. Yani o havuz ortaktır.

Prim artışlarının önüne geçilmesi için sadece sigorta şirketlerinin daha fazla prim alması sorunu çözmemektedir. Sigortalılar olarak ödemiş olduğumuz primlerle oluşturduğumuz havuza sahip çıkmalı ve hak etmeyen kişilere yani o havuza prim ödemesi yapmayan kişilere kendi havuzumuzu kullandırtmamalıyız. Ve nasılsa benim sigortam var, sigorta öder deyip tedbirsiz de davranmamalıyız. 

Bu nedenle, trafik sigortası örneğinden hareketle; kazaya karışmadığımız kişilerle kaza tespit tutanağı düzenlemeyelim.  Nasılsa sigortam var, sigortam öder deyip, trafik kurallarını da ihmal etmeyelim. Gerçeğe aykırı olarak sigorta şirketinden tazminat almaya veya aldırtmaya çalışmayalım. Poliçemizden kimseyi haksız bir şekilde yararlandırıcı eylemlerde bulunmayalım. Gerçeğe aykırı bu fiiller Türk Ceza Kanununda da suç sayılmaktadır.

-Zorunlu deprem sigortası yaptırılmaması durumunda cezai yaptırım uygulanır mı?

Zorunlu deprem sigortasına tabi olup yaptırmayanlar, bu sigorta kapsamında karşılanacak zararlar için doğal afetlerle ilgili mevzuat çerçevesinde hak sahibi olamamaktadırlar. Ayrıca tapu tescil işlemlerinde, elektrik ve su idaresinde Zorunlu deprem sigortasının yaptırılmış olduğuna dair belgenin ibraz edilmesi mecburiyeti vardır.

-Zorunlu deprem sigortasında eşyalar teminat kapsamında mıdır?

Zorunlu Deprem Sigortası sadece binaları kapsamaktadır.

-Kendi aracımın Trafik Sigortası arabamın hasarını karşılar mı?

Trafik Sigortası, sadece üçüncü şahıslara verilen maddi/bedeni zararları karşılamakta olup kendi aracınızın hasarını ödemez, bunun için kasko sigortası yaptırmanız gerekir.

-Trafik sigortasında hasar tazminat kaç gün içerisinde ödenir?

Trafik Sigortasında tazminat gerekli belgeleri sigorta şirketine iletildiği tarihten itibaren sekiz iş günü içerisinde ödenir.

-Aracın aksesuarları kasko sigortalarına dahil midir?

Aracınıza ait standart aksesuarlar otomatik teminat kapsamındadır. Ancak araca sonradan ilave edilen özel lastikler, çelik jantlar, işitsel/görsel cihazlar, klima, alarm, LPG, ve bunlar gibi vesaire değerlerin bedelleri ve markaları poliçede ayrıca belirtilip, ek prim ödenerek kasko poliçesi kapsamına dahil edilir.

-Kasko Sigortasında hasar tazminat kaç gün içerisinde ödenir?

Kasko Sigortası Genel Şartında, zorunlu sigortaların aksine, tazminat ödemesinin kaç iş günü içerisinde yapılması gerektiğine ilişkin yazılı bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte, tamamlanan bir hasar dosyasına ilişkin tazminat ödemesinin iyi niyet kuralı gereği hemen yapılması esas alınmalıdır.

------------------------------------

Sigorta Yaptırırken,
Sigorta poliçesi düzenlemeye “tam yetkili” olan acentelerden poliçe yaptırın.

Sigorta poliçenizi düzenleyen kişilere doğru ve tam bilgi verin.

Poliçenizi mutlaka okuyun.

Sigorta genel şartlarını inceleyin.

Sigorta teminatının kapsamını tam olarak inceleyin.

Sigorta poliçesinde yer alan özel şartları inceleyin.

Sigorta poliçesi hakkında her türlü konuyu sigorta sözleşmesini düzenleyen kişilere sormaktan kaçınmayın.

Poliçenizin prim tutarını/ücretini mutlaka ödeyin.

Poliçenizde muafiyet sigorta uygulamasına dikkat edin.

------------------------------------

Bilgi Edinme,

Kaza Tespit Tutanağı nasıl ve hangi durumlarda doldurulur,
http://www.tramer.org.tr/app/kttegitim

Kaza Tespit Tutanağı nasıl sorgulanır,
http://www.sbm.org.tr/trm-ktt/public/sorgu.sbm

Araç Hasar Sorgulama nasıl yapılır,
http://www.otokontrol5664.com

Kasko Değer Sorgulama nasıl yapılır,
http://www.tsrsb.org.tr/sayfa/kasko-deger-listesi

Motorlu Taşıtlar Vergisine Esas Teşkil Eden Araç Değer Sorgulama nasıl yapılır,
http://www.tsrsb.org.tr/sayfa/motorlu-tasitlar-vergisi-ile-ilgili-listeler

Hak Sahiplerince Aranmayan Paralar nasıl sorgulanır,
(Sorgulama sonucunda alacağınızın çıkması durumunda ilgili sigorta şirketiyle temasa geçmeniz gerekmektedir.)
http://www.tsrsb.org.tr/sayfa/hak-sahiplerince-aranmayan-paralar

 

 


yildirimnsrn@gmail.com
https://twitter.com/nsrnyldrm


Devamını Oku

Sigorta Denince

Sigorta Denince

 

Günümüzde hala “sigorta nedir”, “neden sigorta yaptırmalıyız” ı konuşuyoruz ki bu da henüz günlük yaşantımızda sigortanın tam yerini alamadığını ve sigortaya dair toplumda yerleşik ön yargıların olduğunu gösteriyor. 

Toplumda belli bir çoğunluk tarafından -günlük yaşam koşullarının belirlediği ihtiyaçlar doğrultusunda “zorunlu” hale gelen sigorta poliçeleri için ödenen primler için bile -ki özellikle hasarsız bir yılın sonunda “çöpe giden para” gibi bakılıyor.

 

Ben kaza yapmıyorum ki

Depremde olmadı/olmuyor zaten

— Hiç hastalanmıyorum ki

gibi cümlelerle başlayan ve sonunda –“boşuna sigorta yaptırıyoruz” ifadesi. Ödediğiniz para boşa gitmesin diye -ki-  bu benim ifadem değil… deprem mi olsaydı? sorusunu sormak geliyor içimden. Bu ve bunun gibi sorular çeşitlendirilebilir tabi. Ve başka bir soru, ya olmaz dediğiniz olursa?

Oysa birçoğumuz şansa yılı kazasız/hasarsız geçirmiş. Bu noktada biraz bakış açımızı ve algımızı da değiştirmemiz gerekiyor, kanımca. Ve kaldı ki kazasız/hasarsız geçirdiğimiz her yıl için, devam eden poliçelerde hasarsızlık indirimleri hakkına sahip oluyoruz ki standart kazanılmış indirim haklarının yanı sıra kişiye özel prim tarifeleri de uygulanıyor, modern sigortacılık anlayışıyla.

 

Yeni söylemlerle, doğru bilgilendirme yaparak, kişilerin gerçek ihtiyaçlarını belirleyip, herkesin bütçesine göre, kişilere özel geliştirilmiş, gündelik yaşam koşullarında herkesin zorunlu olarak ihtiyacı olan ve/veya isteğe bağlı olarak her talebe ve her beklentiye yönelik gelişmiş bir sigortacılık anlayışı var günümüzde ama toplumu (çoğunluğu) yerleşmiş ön yargılardan kurtarmak gerekiyor. Meslektaşlar, devlet yetkilileri ve belediyeler aracılığıyla da çeşitli kamu spotlarıyla ya da sözlü/yazılı bilgilendirme kanallarıyla, toplumla daha fazla iletişime geçerek sigorta bilincini kazandırmamız gerektiğini düşünüyorum.

Sigorta nedir, basit bir ifadeyle; sigortayı öncelikli olarak kişisel kumbaranız olarak görün ve bu kumbaranın dev bir havuza dönüştüğünü ve herkesin kendi beklentisine ve o beklentinin karşılığındaki bütçesine göre o kumbaraya para attığını düşünün. Ve bu kumbarada biriken paranın, kumbaraya dâhil olan herkesin ihtiyacı doğması durumunda paranın o ortak havuzdan kişilere paylaştırıldığını düşünün. Öncelikli olarak kendi bireysel hayatımızda karşılaşabileceğimiz olası risklere karşı kendimiz için bir güvence hesabı oluşturuyoruz tabiî ki. Ve devamında başka bir ifadeyle de tanımlayacak olursak sigortayı, ihtiyaç sahibi olduğunu düşündüğünüz kişilere; acil durumlarda evine ambulans götürdüğünüzü, depremden dolayı evi yıkılan kişinin evini onardığınızı, babası ya da annesi vefat eden bir çocuğa baktığınızı, hasta olan birinin ameliyat masraflarını karşıladığınızı, trafik kazası yapan bir kişiye çekici ulaştırdığınızı, işyeri yanan birinin işyerini tekrar faaliyete geçirdiğinizi düşünün. Böyle bakınca bunun bir sosyal sorumluluk projesine de dönüştüğünü görüyorsunuz.

Tabiî ki sigorta şirketleri birer yardımlaşma derneği değil. Hepsi ticari kar amacıyla kurulmuş, kar/zarar dengesi üzerine yapılanmış birer ticarethane.

Ancak dünyada sigortacılığa benzer ilk uygulamalara günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Babiller’ de rastlanmaktadır. Ki kendi döneminde yukarıda bahsettiğim basit ifade sonucu ortaya çıkmış bir oluşumdur. Bugün, tarihi kadar eski bir anlamı olmasa da o çıkış amacından hareketle bugün sigortacılıktan bahsetmemiz mümkün. Modernleşen zaman, değişen dünya standartları, gelişen yaşam koşulları, sosyal-ekonomik yapılar, ortaya çıkan riskler, insanların artan talepleri ve beklentileri ve tüm bunlarla beraber ticari zekaların ve dehaların yön vermesi ve yol göstermesiyle her geçen gün büyüyen ve gelişen bir sektör haline dönüşmüştür.

Başka bir ifadeyle, sigorta şirketleri bizim karşılaşabileceğimiz olası riskleri satın alır ve o riskin gerçekleşmesi durumunda taahhüt ettiği hizmeti ve parayı öder.

Sigorta poliçelerine ödenen para kadar -diğer gerekli/gereksiz- yaptığımız hiçbir harcama gözümüze çok gelmez ama niyeyse sigortaya ödediğimiz paralar hep gözümüze batar. Birde hep erteleme sebeplerimiz vardır. “Maddi durumum elverişli değil, bütçem kısıtlı, çok fazla başka giderlerim var” gibi sebeplerle karşılaşacağımız olası riskleri paylaşmak yerine yani sigorta şirketine o riski satmak yerine risklerin tamamını kendimiz üstlenerek, “sonra yaptırırım” diye zihnimizde hep erteleriz. Oysa asıl böyle zamanlarda daha mühimdir, aksine böyle zamanlarda kesin olarak ertelenmemesi gerekir. Bilindiğinin aksine bence sigorta gelir seviyesi yüksek olanlar için değil gelir seviyesi orta/düşük seviyede olanlar içindir. Yani kaybettiğinizde kaybettiğiniz şeyin yerine hemen yenisini koyacak maddi gücünüz yoksa ve o riskin gerçekleşmesi durumunda maddi gücünüzün tüm dengeleri alt-üst olacaksa ve yaşam standartlarınızı o an koruma gücünüz olmayacaksa ki bu riskleri almadan ve ertelemeden ihtiyaçlarınız ve beklentileriniz karşılığında o kumbaraya para atmaya başlayın, derim.

Sigorta denince, çöpe giden para mı demiştiniz?

 


Sigorta denince akla Temel fıkraları da gelmiyor değil hani. Okudukça güldüm, yazının sonuna iliştiriyorum.

 

Temel arabasını yangına karşı sigortalatmış. Sigortacı Temel'e
”İsterseniz biraz daha para verip arabanızı çalınmaya karşı da sigortalatabilirsiniz” demiş.
Bunun üzerine Temel, hafif sert bir şekilde sigortacıya çıkışarak,
”Siz beni kazıklamaya mı çalışıyorsunuz. Yanmış arabayı kim çalar?”

 

 

 

Nesrin YILDIRIM

 

yildirimnsrn@gmail.com

https://twitter.com/nsrnyldrm

 

Devamını Oku
}