Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Cogito Sözlük'ten Dünyaya Yeni Bir Söz

  Temel gayeleri özel veya tüzel hiçbir değere küfür ve hakaret etmeden düşüncelerin aktarılabildiğini göstermek olan bir sözlükle karşı karşıyayız. Bunu sağlarken mizahın bağdaştırıcı unsur olma özelliğinden ziyadesiyle faydalanıyorlar.  Temelini attıkları dayanışma ve yardımlaşma konseptini daha da geliştirerek bir sivil toplum örgütü olmayı da hedefliyorlar. Düzenledikleri kermesler bunun bir ispatı niteliğinde. Kurucusu olan Birol Şanlı Cogito ismini seçerken Fransız filozof Réne Descartes’in ‘Düşünüyorum, öyleyse varım!’ manasındaki ‘Cogito, ergo sum!’ sözünden esinlenmiş. Bu yönüyle iddialı olduğunu ispat ediyor. Zira  Kartezyen felsefeyi ortaya atarak varlık gayesini fizik ve metafizik açıdan ayrı ayrı ele alan ilk kişi olan Descartes, yaşadığı çağın fikir ortamında radikal bir adım atmıştır.Dünyanın temel olgularını maddi-manevi ayrımıyla inceleyen filozof, bu bağlamda her değerin ait olduğu olgunun kriterlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini savunarak kavramlara etik açıdan bakmayı felsefeye aşılamıştır. İnancı veya ideolojisi ne olursa olsun, şahısların sahip olduğu fikirleri edep ve ahlak dâhilinde beyan etmiştir. 

Sözlük mizahi açıdan da kuvvetli yazarlara sahip. Muhafazakâr cenahın mizahla arasının kötü olduğu algısını yıkmaya kararlılar.  Mizahi algıları da gayet yüksek yazarlara sahipler. Halkın takdiri ile seçilmiş devlet adamlarına ve onların atadığı kurum yetkililerine hakaret ederek yapılan esprileri son derece basit buluyorlar. Eleştiriyle, hakareti ayırıyorlar. Nasreddin Hoca fıkralarındaki, Yunus Emre beyitlerindeki, Nefî hicivlerindeki, Rıfat Ilgaz veya Aziz Nesin hikayelerindeki ince göndermeleri örnek alan ve edebi birikime dayanan söz oyunları ile okuyanı tebessüm ettiren mizansenler ürettiklerine şahit oldum. Muhafazakar denilen kesimin eksik kalmış bir yönünü doldurma çabası içindeler.  Gezi Parkı sürecinde oluşan mizah dilinin altında kalmış gibi görünmeyi kendilerine yediremiyorlar.  İroni yetenekleri gelişmiş! Ahlaki hassasiyet sahibi fenomenlerin yetişmesi gerektiğini savunuyorlar. 

Muhalif görüşlerin diğer tüm muhafazakâr internet sitelerinden daha çok kendini ifade edebildiği bir platform olduklarını da es geçemeyiz. 

Hangi partiyi desteklerse desteklesin, o parti lideri hakkında açılan esprili bir eleştiri başlığına gülmeyen kimse olmuyor. Tabii ki haklı sebeplere dayandığı ve edepsizlik edilmediği sürece. Budist, deist, agnostik veya ateist hiç fark etmez kapımız herkese açık diyorlar. Yakın zaman içerisinde isimlerini değiştirecekler. Yeni isimleri dünya sözlük olacakmış. Daha geniş kapsayıcı dile vurgudur bu. Ben öyle algıladım.

Son olarak sözü kurucusuna bırakalım.

Dünya sözlük ismi cogito'nun felsefesini değiştirir mi sorusuna Birol Şanlı '' isim değişebilir, cogito ise ruhtur! diye cevaplıyor.

Cogito Sözlük`e hemen ulaşmak için: 

http://www.cogitosozluk.net

 


 

 


 

 

Devamını Oku

Bilişim Akademisi, Dijital Dünyanın Okyanuslarına USMED Ile Açılacak

Sosyal Medya’nın doğru yönetilmesi için gereken uzman ihtiyacının karşılanması amacıyla kurulan Uluslararası Sosyal Medya Derneği (USMED) ve Bilişim Akademisi eğitimde güç birliğine gidiyor. Türkiye’de bir ilk olan uzaktan eğitimle sosyal medya uzmanlığı eğitimi sayesinde ülkenin her köşesinden sosyal medya uzmanı yetişebilecek. USMED eğitmenlerinin de katkısı ile Bilişim Akademisi, başta sosyal medya, dijital pazarlama ve yazılım uzmanlığı olmak üzere, bilişimin pek çok alanında bireysel ve kurumlara özel eğitim programları düzenleyecek.

Bilişim Akademisi’nin uzaktan eğitim metodu ile eğitim olanakları sunduğunu ifade eden Bilişim Akademisi Başkanı Fatih Acer, “Sosyal medya ve dijital pazarlama eğitimlerinin amacı; ülkemizde ihtiyaç duyulan nitelikli sosyal medya uzmanı sayısını arttırmak ve şirketlerin ‘sosyal medya ve dijital pazarlama’ algılarına katkı sağlamaktır” dedi.

Geniş kitlelere ulaşılacak

Uzaktan eğitim metoduyla daha geniş kitlelere eş zamanlı eğitim programlarını ulaştırmayı hedeflediğini söyleyen Acer, Bilişim Akademisi’nde pratikle uygulamalı eğitime verilen önemle Bilişim eğitimlerinde en büyük sorun olan pratik yapamamayı da ortadan kaldıracaklarının altını çizdi.

“Türkiye’de ilk defa uzaktan eğitimle sosyal medya uzmanı yetiştiriyoruz”

Türkiye ilk Sosyal Medya STK’sı olarak sosyal medyada bilinç oluşturduklarını ve kaliteli sosyal medya uzmanlarının yetiştirilmesine ön ayak olmak için eğitimler düzenlediklerine değinen USMED Yönetim Kurulu Başkanı Said Ercan; “Türkiye’nin ciddi anlamda sosyal medya uzmanı açığı bulunuyor. Bilişim Akademisi sayesinde ilk defa uzaktan eğitim ile Anadolu’nun her köşesine sosyal medya uzmanlığı eğitimi ulaştıracak olmanın gururunu yaşıyoruz” dedi.

16 Aralık’ta eğitimlerine başlayacak olan Bilişim Akademisi’nin Sosyal Medya eğitim içeriklerinewww.bilisimakademisi.com  ‘dan ulaşılabilir.

 

Devamını Oku

Sosyal Medyayı Doğru Algılayabilme Çabası

Geçenlerde bazı iş ilanlarında cv'ye twitter adresinizi de ekleyin gibi bir ilan görünce iyiden iyiye şaşırdım. Düşünün microblog bile bu denli önemli olmaya başladıysa diğer dalları ne olur?

 
Gelelim mevzuya. Mevzu pazarlama, web, pr, danışmanlık vs şeklinde ilerliyor.  Bu tabloyu okuyamayan sınıfta kalır.   
Hızlı ve kolay iletişim sunması açısından microblogging servislerinin zekice kullanımı, dijital pazarlama için mükemmel bir bileşim olacak ve hızlı olan kazanacak. Şirketler kendilerine hesap açmaya başladı bile.   
Tabi dünyada durum böyle. Türkiye maalesef bu konuda da pasif. Zira Türkiye netin chatten ibaret olmadığını daha geçen gün öğrendi diyebilecek kadar uzakta meseleye. Ama mevzunun ciddiyetini farkedenler yok değil.  

Bazı öngörü sahibi kişi ve kuruluşlar  sayesinde sınıfta kalmıyoruz. 
Kısacası günümüzde, sosyal medyanın hayatımızda girmediği yer kalmadı. Doğru okuyan kazanacak. 
Not 1 : Bir de freelancer olsam bu mevzuyu feci kurcalardım.  Not 2 : Proje kurtları kazanacak bu çağda. 

 

Devamını Oku

Siyaseti Particilik Sanmak

 İnsanları siyasetten soğutan en temel etken körlemesine bir bakış açısıyla yaklaşılan particiliktir. Ve ülkemizde had safhaya varmış durumdadır. Tabi bunun ceremesini çekmeye başladık ve daha çekeceğiz.

Siyaset eşittir particilik olursa ne olur? siyaset eşittir particilik olursa  olaylara asla sağlıklı yaklaşamayız. Bir bakın çevrenize herkesin particilik yaptığını göreceksiniz. Kaldırın kafanızı da bir bakın meydanlara  göreceksiniz ki ortada türkiye değil partiler konuşuluyor. O ona ne demiş, bu ne etmiş mevzularından başka konuşan yok. Herkes birbirinin boğazına sarılacak hale geldi.  Peki ya ülke menfaatleri? Kimin umrunda canım bunlar hep geri planda. Ülke kalkınması falan ıh. Hayır canım benim partim, senin partin...

 

Maalesef mesele bundan ibaret. Bu yapıcılığı değil, yıkıcılığı getirir. Bu beraberinde uzlaşmayı değil, kavgayı getirir. Bu doğru olsa bile sırf x partili dedi diye bu kabul edilmezliği getirir. Bu ülke yararına iş yapanın alkışlanmamasını, takdir görmemesini getirir. Bu ülke zararına calışanın yuhlanamamasını getirir.

 

 Bakın bu sakattır. Bakın bu yıkıcıların işidir.  Maalesef ülke yıkıcıların en büyük tezgahının altında kalmıştır. Türkiye'de siyaset particilikten öteye geçememiştir. Anayasa referandumu var o bile particilik yüzünden doğru algılanamıyor.

Daha iki gün öncesine kadar mevzide benim partimin genel başkanı dik durdu, seninki çömeldi üzerine konuşuyorduk. El insaf beyler el insaf yahu!

 Erdoğan kılıçdaroğlu'na şöyle dedi

Kılıçdaroğlu Erdoğan'a böyle dedi.

Bahçeli Erdoğan'a şöyle dedi.

Erdoğan Bahçeli'ye bilmem ne dedi.


siyasetin haline bakın. hayır yeni değil hep böyleydi.

şimdi kötü olan kabullenilmişliğin artması.

 

 ideoloji yok, ülkeye ufuk kazandıran projeler yok. hükümet bağırıyor, muhalefet bağırıyor hep particilik üzerinden. 


ülke? iktidara gelmek icin üstüne bindiğin, oynadıgın bir vasıta di mi? sonrası ko rahvan gitsin. siyaset bu mudur? o zaman gereksizdir vesselam. Öyle değilse bu köhne gürültücü vızıltıcıları susturmanın zamanı geldi. 

Not: 15 yıl önce bugün  bir ırk soykırıma uğradı. 

 Srebrenica ikinci dünya savaşından sonraki en büyük katliamın yapıldığı şehir.

15 yıl önce bugün yapılanlar insanlıgın utanç tablosunu oluşturmuştur. ve şimdi maalesef bize de her sene bu utancı hatırlamak kalıyor. ''Zalimler için yaşasın cehennem.''

 

 

Devamını Oku

Sanki bir şaka gibi


Şu sıralar tüm Türkiye  bu trajikomik filmde yer kapmış durumda. Filmin başrolü kim derseniz inanın o daha trajikomik. Çünkü ben hala o başrol oyuncusunun bırakın başroldeyim breh breh breh nidalarını  filmde rol kaptığına bile inanamadığını, hala şaşkınlıklar yaşadığını  düşünüyorum. Eline tutuşturulmuş bir metin ne yapsın o da okumuş. ''ne yapsın işler böyle oyna demiş birileri.'' Yalnız hakkını yemeyelim tribünlere oynamayı iyi beceriyor. Ama bilsin ki her yer o hitap ettiği tribünler gibi değil. Senaryosunu hazırlayanlar bir ara bir cafe köşesinde kulağına fısıldamalılar.
Milyonlar farklı bir mesajın peşinde. En azından öyle olduğuna inanıyordum. Ama nerde değişen hiçbir şey yok. Değişen bir şey olmadığı gibi maalesef daha da bir gerileme mevcut.  
Karşımızda  Milli Piyango'dan büyük ikramiyeyi kazanıp çok zengin olan şanslı talihli duruyor. Böyle filmler vardır hani. Adama ikramiye  çıkar (ya da çıktığı sanılır) ve dünyası değişir bir anda. Etrafına bir sürü yancı dolar. Bu süreci onunla birlikte değerlendiren onu ondan daha çok düşünen (!) simsarlar gelir adamımızın sırtını okşar hani. Kahvelerde de yancı denir bu tiplere. Filmin sonunda da neredeyse bir tek canını kaybetmemiş olarak buluruz adamımızı. İşte aynen o adamı gördüm ben.

Bir de anlam veremediğim bir husus var ki değinilmesi bile abesle iştigal gibi gelirken gündeme oturdu. Nedense hafta sonundan beri yapılanlar  abesle iştigalden öteye geçemiyor.  Akılda kalanlar Recep Bey ifadesi ve gömlek olmamalıydı. Kurultay’da, Ergenekon sürecine isim vermeden değinen Kılıçdaroğlu, "Demokrasi dediler, demokrasiyi ipotek ettiler, hukuk dediler masum insanları içeri attılar. Özel yetkili mahkemelere de son vermek bizim görevimiz olacak" diye konuşmuştu. Kılıçdaroğlu'nun bu sözleri sarf ettiği sırada Ergenekon sanıklarının görüntüleri sinevizyon gösterisiyle ekranlara yansıtılmıştı. Parti Meclisi listesinde; Ergenekon operasyonuyla ilgili radikal söylemleriyle dikkati çeken Prof. Dr. Süheyl Batum, Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Mehmet Faraç da bulunuyor ne diyelim yolları açık olsun yerlerine yerleştiler sonunda. Filmin senaryosunu yazanlar böylece belli oldu.

Bilinsin ki Recep Bey, gömlek muhabbeti dışında düşünen ve söyleyecek sözü olanlar var bu ülkede.

Bir de sorum var: CHP zihniyetinden olup, aylardır  memuriyet görevlerini sürdüren bu isimler artık tescillendiği için görevlerinden istifa edecekler mi?





 

 

 

 

 

 

 

 


Devamını Oku

Toplantıyı İzlerken Tuttuğum Notlar

‘’Sayın Nesrin Baytok'la herhangi bir ilişkisinin olmayacağı düşüncesindeyiz.’’ Bu ifade de bir tuhaflık yok mu sizce de? Bir ilişki ya vardır ya da yoktur denilir. Bu işin düşünmesi mi olur? Kasetin çıktığı ilk gün evinde otururken aniden burnuna  mikrofon uzatılmış durumda değilsin. Sanki koltuğunda otururken biri sormuş da  ''Yok ya sanmam yapmamıştır bu kanaatdeyim'' der gibi bir cevap verilmiştir bu üç.

 

 Görüntü incelendiğinde iki bölümden oluşmakta denildi evet o söz konusu videoya göz gezdiren kişiler bile bunu apaçık bir şekilde zaten gördü. Birinci bölümde Baykal olduğu ileri sürülen şahıs, koltukta oturmuş rahat tavırları hakim. İkinci bölümde de malum oda skandalı. Birinci bölümdeki kişinin Sayın Deniz Baykal olduğu varsayımı üzerine bir inceleme yapıldı deniliyor (e zaten baştan kabullendik o olmadığını, ama yine de bir bakalım ortada bir iddia var yahu gibi algıladım ama burayı geçiyorum) devam edelim: denildi ki:

 

“Birinci bölümde Deniz Baykal olduğu varsayılan kişinin de baş kısmının muhtemelen ayakta çekilmiş bir Deniz Baykal fotoğrafından, bir videosundan alınmış olabileceği fikrini taşımakla beraber” diye bir cümleye yine takılmış durumdayım. Günler sonra kamuoyunun karşısına haftalardır konuşulan bir mevzuda çıkan ve ağzının içine bakılan bir yetkilinin çıkıp hala sanıyoruz, zannediyoruz, düşünüyoruz gibi ifadeler yerine bizzat keskin, mutlak gerçekleri konuşuyor olması gerekmez miydi? O zaman bunca gün niye beklendi? Bu açıklamalar tamam belki ilk gün değil ama en azından video izlendikten hemen sonra bırakın araştırma yapmayı sadece ama sadece izlendikten sonra bile söylenemez miydi? Bunları demek için günler süren suskunluk ve araştırmaya ne gerek vardı cidden merak ediyorum.

 

 Öne çıkan bazı ifadeler:

 

Sayın Baykal olduğu vurgulanan kişinin ceketini gardıroba asması düşündürücüdür ifadesi,

Elde ki imkanlar ile bu kasetin gerçek olduğunun ispatlanması mümkün olmadığından bu kasede gerçek diyemeyiz şeklindeki ifadeler.

 

Toplantı, toplantıdan ziyade bir arkadaş ortamında hatta daha kaba tabirle kahve ortamında dönen muhabbeti andırıyordu.Tek farkı bazı terimsel ifadelerin kullanılması oldu.

Baldırlar, bacaklar, pantolonların nereye asılıp asılmayacağı kahve ortamında da konuşulur fakat bunun ötesinde bir şey bulmak istiyor insan.

 

Videonun gerçekliği sahteliği bir yana, günler sonra yeniden bir şekilde gündemi bununla alevlendirmek Baykal ve ekibinin strateji kuramadıklarının göstergesidir. En kısa tabirle çıkarsın mahkemeye hesaplaşırsın.  Günler sonra ortaya toplantıyla çıkıp akıllarda sadece baldır, bacak, pantolon, kıl, yün, tüy İfadeleriyle kazınıp bu olayı çoğunluğun nazarında komik duruma düşürmek cidden üzücü. Bunu başkası değil kendilerinin yapması ise ciddi manada krizi yönetemediklerini gösteriyor.

 

 Uzun lafın kısası bu rapor sadece görüş bildirmiştir. E onu insanlar günlerdir yaptı... Önemli olan hala Deniz Baykal'ın çıkıp "O videodaki kişi ben değilim, Nesrin Baytok' la asla böyle bir ilişkim olmamıştır" dememesi diye düşünmemiz serbesttir.

 

 İster misiniz şimdi Baykal sahneye çıkıp ''Yeniden adayım bak işte bu açıklamayı bekliyordum demek karşıma dikildiniz fırsatı ganimet bildiniz'' diyerek Gandi Kemal ve destekçilerini partiden tasfiye etsin. Şeytan bu yönüyle dürtükledi beni sormadan edemedim...

 

Devamını Oku