Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

MODERN HUKUK; ŞERİAT MAHKEMELERİ, LAİKLİK VE SEKÜLERİZM

Ülkemizde yıllardır süregelen bir çıkmaz var;
Şeriat ve Laiklik, Muhafazakarlar ve Laikler, Dindarlar ve Sekülerler...

Bu toplumda kendini dini değerlere bağlı olarak tanımlayan ve hayatını dini değerler üzerine inşa etmiş veya etmeye çalışan bir kesimin varlığı nasıl sabitse, kendini seküler yaşama inşa etmiş devletin sarsılmaz laik sistemle yönetilmesini isteyen bir kesimin varlığıda o derece sabittir. Bu iki kesimin sosyal yaşamda herhangi bir kavgasına şahit olmasakta siyasi iradenin seçiminde büyük bir mücadele ve fikir çatışmasına şahit olduğumuz sosyolojik bir gerçek.  Bunun temelindede yaşam şekline müdahale yatıyor aslında.

Gazi Mustafa Kemal'in devrimlerini ve Cumhuriyet'i ilan ederken izlediği yolları okuma yaptığım zamanlarda hep şu iki soruyu sormuşumdur kendime: Ah be paşam herşey tamamda; Neden harf devrimi? Neden tümüyle hukuk devrimi?  Şimdi bazı aklı evveller çıkıp şunu diyecek biliyorum; efendim dönemin şartları gereği, efendim katı devrim şartları vs...


Tekrardan konumuza dönecek olursak, Türkiye'de her iki kesiminde gönül rahatlığıyla kabul ettiği bir hukuk sistemi yok. Dindar diye tanımladığımız kesimin medeni hukukta aile içi uygulamaları sabit iken(evlenme,boşanma,imam nikahı,şahitlik,miras dağıtımı vb.), laik kesiminde her an laiklik elden gidecekmi korkusuda değişmez bir gerçek.
İşte tamda bu yazı bu çıkmazın ortak bir paydası olabilir mi acaba mücadelesidir.
Günümüz Avrupa ülkelerinin bir kısmında Müslüman vatandaşlar için şeriat mahkemeleri mevcut. İngiltere ve Batı Trakya bu konuda başı çekiyor. Evet, laiklik ve sekülerizmin başkentleri sayılabilecek bu ülkelerde bu uygulama var.
Asıl soru ise aslında şu:Peki bunu bizim ülkede uygulamak çok mu zor ? Olmasa gerek! Lakin burada önemli olan husus bir kesimin korkularını deşmeden meclisdeki tüm kesimlerin katılımı ile bu konunun çözümüne odaklanmalı diye düşünüyorum. Günümüz Bölge Mahkemeleri gibi ülkenin bir kesiminde şeriat mahkemeleri olsa ve vatandaşlar kendi aralarında anlaştığı sürece bu mahkemelere müracaat etse kime ne zararı olabilir ki? Aksine dindar gözüken ama aslında din pazarlayan şarlatanlarında gerçek yüzü ortaya çıkar. Vatandaşlar kendi aralarında anlaştıktan sonra miras,boşanma,ticaret gibi hukuki işlemler buralarda yapabilir. Hatta şehit yakını isterse evladının katilini bu mahkemede yargılamak isteyebilir yada çocuk tacizcisini, tabi bu gibi evrensel suçlarda karşı tarafın rızası aranmaz burada söz sahibi mağdur yakınıdır. Bu şeriat mahkemlerinin keyfi kararlarına karşı bugünkü Yargıtay gibi bir üst organdan denetlenmesi sağlanabilir. Tabi bu işin hukuki ve teknik kısmı hukukçulara, sosyologlara ve ilahiyatçı akademisyenlere ait. Nasıl olur? Yöntemleri nedir? Bunlar geniş çaplı araştırma konusu...


Bütün bunların yanında bu sistem seküler bir devlet anlayışında mı yoksa laik devlet anlayışında mı olur buda siyaset bilimcilerin işi diye düşünüyorum.


Bu sayede toplumda tüm korkular ve endişeler büyük oranda yok olur. İsteyen vatandaşlar şeriat mahkemesine gidebilecekken isteyen vatandaşlarda günümüz hukuk sistemine başvurabilecektir. Burada esas olan tecevüz,ölüm vb. suçlar hariç şeriat mahkemelerine karşılıklı rıza aranmasıdır. Aksi durumda problemler doğacaktır. Taraflardan biri müslüman olduğu halde buna rıza göstermez ise karşı taraf onu Allah'a havale ederek mecbur modern hukuka başvuracaktır. Burada önemli diğer bir husus ise, şeriat mahkemesinin tek kaynağı Kur'an olmalıdır. Aksi takdirde icma, kıyas ve hadis işin içine girdiğinde mezhepsel problemler doğacaktır. Herkesin ortak olarak inandığı ve kesinkes emin olduğu tek kaynak Kur'an'dır. Bununda teknik kısmı ilahiyatçı akademisyenlerimize kalmaktadır. Ve İslam hukuku ile çıkacak doğru kararlar Modern hukuğa ilham kaynağı olacaktır. Zamanla bu iş genişletilebilir ve şeriat mahkemelerinde yahudi ve hristiyan vatandaşlar içinde bir bölüm kurulabilir.


Bu söylediğim sistemin aslında uygulamaya sokulması gereken devir Cumhuriyetin ilk yılları olmalıydı diye düşünüyorum. Modernleşme yolunda adımlar atılırken bir kesimin ihtiyaçları ve inançları görmezden gelinmemeliydi. Laiklik aslında tamda budur: vatandaşların özgür bir şekilde inançlarını ve inanç esaslarını yaşamasıdır. Devlet, insanların inançlarının gereklerini korumalı ve tüm inançlara eşit mesafede davranmalıdır. Bu şekilde tüm inançlar korunabilir ve gerçek bir özgür ortam sağlanabilirdi. Bu yıllarda yapılacak bu sistem tüm kesim tarafından rahatça kabul edilebilirdi.


Bütün bunların yanı sıra, devleti yönetmeye talip insanlarda ne din üzerinden siyaset yapabilir nede dini sistem korkuları yaratıp ''laiklik elden gidiyor'' korkuları ile oy devşirmeye çalışabilir. Herkesin özgür olduğu ortamda devlet büyükleride daha önemli işlerle uğraşıp ülke kalkındırmasını hızlandırabilir.

Vesselam.

 

rhncesur@hotmail.com

Devamını Oku

GERÇEKLER VE KRİZ

 

Mısır’da iktidara gelen Muhammed Mursi, kısa zamanda yaptığı reform hareketleri ile siyonist ve emperyalist ülkelerin dikkatini çekmiş ve yapılan reform hareketleri bu ülkelerin pek de hoşlarına gitmemişti. Bu ülkeler için her şeye rağmen anlaşmanın bir yolu vardı…

İktidara geleni sevmiyorsan, türlü oyunlarla ‘’ya devireceksin ya da kuklan yapıp kullanacaksın’’ politikası devreye sokulmuş, Mısır için bu politika uygulanmaya başlanmıştı.

Önceleri kukla yapmaya çalıştılar ve tekliflerini götürdüler;

‘’Sınırınızda bulunan Kuzey Doğalgaz Havzası’nda ki tüm kullanım haklarınızı ve işletmesini İsrail’e devrediniz’’ denildi. Tabi Mursi ve hükümeti bu teklife şiddetle karşı çıktı ve daha da ileri giderek bölgede bulunan doğalgaz enerjisinin Türkiye ile birlikte işletileceğini söyledi.

Bunun üzerine bildiğiniz gibi bugün Mısır’ın başı Sisi, Mursi ise cezaevinde…

Bölgedeki doğalgaz enerjisinin tamamı ise Sisi tarafından İsrail’e devredilmiş durumda…

Sisi’nin kanlı darbesini destekleyen en güçlü üçlü ise belli;

ABD-İSRAİL VE SUUDİ ARABİSTAN

Hani bugünlerde, Katar ile diplomatik tüm ilişkilerini kesen Suudi Arabistan var ya işte tam da o…

***

Katar’ın içinde bulunduğu hali hazırdaki durum ise aynı havzanın kullanım hakları ile alakalı. Tıpkı Ortadoğu’da ki kanların sebebinin petrol ve enerji olması gibi.

Kuzey Doğalgaz Havzası’nın bir bölümü sınırında bulunan Katar, enerji çıkarma ve işletme haklarını Arabistan’a onun nezdinde de ABD ve İsrail’e değil de İran’a verdiği için bugün bu politikaya maruz bırakıldı.

Aynı Katar, Suriye’de İran’ın nefret ettiği ÖSO’yu desteklese de, Mısır’da İran’ın nefret ettiği Müslüman Kardeşleri desteklese de, bugün bağımsızlık kaygıları yüzünden stratejik olarak İran’ı tercih etmesinin bedelini ‘’İrancı’’ olmak ile ödemektedir.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Bahreyn,Yemen, Libya, Maldivler ve Mauritius uyguladığı bu politikanın ana nedeninin enerji olduğunu düşünsemde diğer bir nedenin de Katar'ın İhvan ve Hamas'a verdiği destek olarakda ekliyebiliriz. Gerisi ise sadece kılıf.

***

Bu arada hatırlatmakta fayda var, 19.YY’da tüm Suud aşiretleri Osmanlı’ya karşı bağımsızlıklarını ve benliklerini satılığa çıkartırken, Osmanlı’nın safında yer alan tek aşiret Katar’ın kurucusu Sani Hanedanlığı daha sonraları da emperyalistlerin BAE’ye katılma teklifini ret etmiş ve bağımsızlığını ilan etmişti.

***

Tüm bu süreçte en önemli olan ise Türkiye’nin tutumu olacaktır. Çünkü her şeyden önemlisi Türkiye’nin ve Türk Milleti'nin çıkarları olmalıdır. Katar’ı yalnız bırakmama politikası her ne kadar doğru olsa da diğer tarafla köprü işlemi görülmeli ve Ortadoğu’nun abisi olma stratejisi bu süreçte bir kere daha su üstüne çıkarılmalıdır. Her ne kadar Katar’ın yanında yer alsak da Avrupa ve ABD ile olan sıkıntılı dış politikamıza bir Ortadoğu sıkıntısı da eklenmemeli, arabuluculuk görevi başarı ile tamamlanmalıdır. Ortadoğu politikalarımızda karşımızda ki en büyük engellerden biri olan İran ile süregelen anlaşmazlıklarda her şeye rağmen en büyük destekçilerimizden olan Suudi Arabistan ile ilişkiler çok da gerilmeden bu süreç çözülmelidir.

Katar'a kurulan Türk üssünün ve gönderilecek mehmetçiğimizin ise Türkiye'nin Ortadoğu'da elini güçlenirecek önemli bir adım olduğu ise net bir dış politika realitesi. 

 

***

 

 

Devamını Oku

ARTIK İTİRAF EDİN


Balkan Harbi va'azlarından birisinde hiç bahsini etmediği şeyleri söylediği iddiasıyla kendisini itham eden ve gazete yoluyla cevap isteyen bir iftiracıya, aynı gazetede verdiği cevap, onun vatan sevgisini ve ayrılıklar karşısındaki  ızdırabını ifade etmesi bakımından çok önemlidir; 

“Ben diniyle, imanıyla, ecdadıyla, evladıyla, hayatıyla, ruhuyla, hülâsa bir ferdi vatanına bağlayabilecek rabıtaların hepsiyle birden bu vatana bağlı adamım. Pek ala, bu kadar bağlarla bağlanmış olduğum şu vatan, sırf, tefrikalar, nifaklar, şikaklar yüzünden izmihlal uçurumların ta kenarına gelmişken, eteğinden tutup geri çekmeye çalışmayarak, bilakis mevcud tefrikaları bir kat daha kızıştırmak suretiyle, biçareye, tekmeyi vurmak için benim ne kadar beyinsiz olmam icab eder ? 

''Bana açık mektubu yazan adam, Allah'ından korkmuyor, vicdanından sıkılmıyorsa, bugün o mektub-ı müzevverin münderacatını tekzib edecek koca bir cemaatten olsun sıkılmalıydı!''

''Müdafaa-i Milliyye, Hey'et-i Tenviriyye Katibi Mehmet Akif''


MHP'nin , tüm terör şebekelerine ve ülkemiz üzerinde plan yapmaya kalkan odakalara karşı verdikleri büyük direnişi bir türlü idrak edemeyen lümpenlerin, milli şairimize ait olan bu satırları çok iyi tahlil etmesi gerektiği kanaatindeyim. 

En önemli konu ise; 

Bu lümpen grubun, CHP'nin terör örgütü ile bağlantısı olan şahıslara verdiği desteğe neden hiç seslerinin çıkmadığını merak ediyorum.

Yoksa sizde mi...


***


Mit tırları olayında, avazı çıktığı kadar bağıran grubun, söz konusu Amerika'nın PYD'li teröristlere gönderdiği tırlarca silah olunca neden sesleri hiç çıkmıyor acaba...?

Aloo... Orda mısınız? 


***


CHP milletvekili Eren ERDEM; ''Selahattin Demirtaş ile görüştüm kesinlikle bölünme istemiyor.''

Selahattin Demirtaş; '' Aramızdaki konuşmada kesinlikle böyle bir söylemim olmadı.''

Terörist teröristliğini kabul ediyor bunda bir sıkıntı yok da acaba Eren Erdem HDP ile gösterecekleri çatı aday için kendi tabanında zemin mi hazırlıyor?

CHP ve HDP'nin çatı adayı Demirtaş olur mu bunu zaman gösterecek...


***


CHP'li Beylikdüzü Belediyesi, Kıbrıs’ta Rumların Türklere yönelik katliamında aktif rol oynayan Türk katili Başpiskopos Makarios papazının heykelini yapıp açılışınıda Kılıçdaroğlu'na yaptırdı...

Artık itiraf edin de kurtulsun bu millet;

Müslüman Türk çocuğu musunuz ?

Londra çocuğu mu yoksa .... çocuğu mu ?


***


Bu mübarek ayda en büyük duam; 

Teröristsiz, hainsiz bir Türkiye...


İslam aleminin ramazan ayı mübarek olsun.

 

***



rhncesur@hotmail.com

facebook.com/rhn.cesur

twitter.com/rhncesur

Devamını Oku

15 TEMMUZ; DÖNÜM NOKTASI VE DİRİLİŞ OPERASYONLARI

15 Temmuz, bu ülkenin varlığı ve kurtuluşu için siperde savaşan dedelerin, tekrardan 7 düvele karşı; vatanı, bayrağı ve dini için direnişe geçen torunlarının hikayesidir.

 

O gece bu milletin tekrardan tarihe damga vurma gecesidir. O tarih, tarihe vurulan damga gibi hafızalarda saklı kalmalıdır.

 

***

 

Öncelikle o hain darbe girişiminin kalbimde bıraktığı iki tane yara var;


-O gece, Atatürk Havalimanı’nda bizzat gözlerimle gördüğüm ve hissettiğim izzeti şerefleri dorukta olan,imanı yüksek,haysiyeti doruklarda ve vatan aşkıyla kavrulmuş şehitlerim ve gazilerim.


-Devletimin ve milletimin maddi ve manevi kayıpları.


Ama hain darbe girişimini lütuf olarak görmemi sağlayan çok neden var.

Evet hiçbir neden şehitlerimin ve gazilerimin bir damla kanından bile önemli değil ama biliyorum ki bizde Alem-i İslam’ın ve devletin ebedi müddeti için herkes canını da kanını da vermeye hazırdır. İşte bu nedenledir ki ‘’15 Temmuz’’ hain darbe girişimi devletim için çok önemli bir dönüm noktasıdır.


O, Allah’ın lütfü geceden sonra benim adını ‘’DİRİLİŞ’’ olarak koyduğum bu süreçte bakalım neler olmuş;


-Devletin iliklerine kadar işlemiş ‘’FETÖ’’ adında bir virüs bir mikrop için olağanüstü bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele ile devletin çok ama çok kritik kurumlarında ki satılmış hain sürüsü derhal def edildi ve edilmeye devam ediyor. TSK,MİT ve EMNİYET gibi kritik kurumlar artık onlar olmadan daha dinamik ve daha verimli çalışmaya başladı.


-Şerefli Türk Ordusu içindeki hainleri temizlemenin verdiği özgüvenle Musul’a giriyor. Suriye’de toprak kazanıyor. El Bab’ı Feth ediyor, Suriye’de Dünya’ya yön çiziyor. Yeniden dirilişe geçiyor ve buda yetmiyor dört bir yanda savaşırken birde PKK VE İŞİD’e had bildiriyor, perişan ediyor.


- Emniyet ve MİT, tam donanımlı ve tam özgüvenle istihbarat ve operasyonlarda mükemmel bir başarı grafiği yakalıyor.


-Yargı ve bürokrasi dik duruşla ve tam bağımsız bütün hainlere hesap soruyor.


- Dünya'ya meydan okunuyor; ABD’ye, Avrupa’ya ve Almanya’ya had bildiriliyor.

 

- Ve son olarak, ne kadar ‘’Kandil Avaresi’’ ‘’Hain Sürüsü’’ ve ne kadar bu milletin canını sıkan ‘’Çıban’’ varsa hepsi gözaltına alınıyor, vekillikleri düşürülüyor, belediyelere milli bir el uzanıyor ve cezaevlerine atılıyor.


İşte bu yüzden ‘’15 Temmuz’’ Allah’ın bir lütfu artık eski Türkiye yok.

 

Hainden şerefsizden hesap soran yeni ve

‘’Büyük Türkiye’’ var.

 

Dünya işte bundan korkuyor; Türk'ün dirilişi başladı vesselam…

 

Umarım, milli politikalar hep devam eder...

 

 

Gazamız mübarek olsun.

 

***

 


rhncesur@hotmail.com

facebook.com/rhn.cesur

twitter.com/rhncesur

 

 

Devamını Oku