Hakkında
Ofisimizde alanında uzman avukatlar ve güçlü iş ve çözüm ortakları ile müvekkillerimizin yararına olacak şekilde evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde öncü, örnek ve referans gösterilen çalışmalar yapılmaktadır. Web sayfamız üzerinde hakkımızda daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. https://or.av.tr
  • Avukat
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir Ankara
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Memurlara Verilen Uyarma Cezası ve İptali

Uyarma Cezası, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde düzenlenmiştir.

Uyarma Kanunda, memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesi olarak tanımlanmıştır.

Uyarma Cezası Verilmesini Gerektiren Fiil ve Haller

Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,

b) Özürsüz veya izinsiz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev mahallini terk etmek,

c) Kurumca belirlenen tasarruf tedbirlerine riayet etmemek,

d) Usulsüz müracaat veya şikâyette bulunmak,

e) Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,

f) Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak,

g) Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak,

h) Görevin işbirliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak

Uyarma cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.

Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.

Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.

Özel kanunların disiplin suçları ve cezalarına ilişkin hükümleri saklıdır. Yukarıda yazılı disiplin kovuşturmasının yapılmış olması, fiilin genel hükümler kapsamına girmesi halinde, sanık hakkında ayrıca ceza kovuşturması açılmasına engel teşkil etmez.

Uyarma Cezası Vermeye Yetkili Amirler

Uyarma Cezası, ceza verilecek memurun disiplin amiri tarafından verilir. Disiplin amirleri her kurum için ayrı ayrı düzenlenmiştir. Örneğin, okuldaki öğretmen hakkında disiplin cezası vermeye yetkili amir, okul müdürüdür.

Özel kanunların disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurullarla ilgili hükümleri saklıdır.

Uyarma Cezasında Karar Süresi ve Zamanaşımı

Uyarma cezası, disiplin amiri tarafından, soruşturmanın tamamlandığı tarihten itibaren 15 gün içinde verilmek zorundadır.

Uyarma cezasını gerektiren fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin-cezası verilmediği takdirde ceza-verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Memurun Savunma Hakkı

Devlet memuru hakkında savunması alınmadan disiplin cezası verilemez. Soruşturmayı yapanın veya yetkili disiplin kurulunun 7 günden az olmamak üzere verdiği süre içinde veya belirtilen bir tarihte savunmasını yapmayan memur, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.

Uyarma Cezasının İptal Nedenleri

  • Maddede belirtilen fiil ile cezanın örtüşmemesi,
  • Fiil ve halin öğrenilmesinden sonra 1 ay içerisinde disiplin soruşturmasına başlanmaması,
  • Fiil ve halin öğrenilmesinden sonra 2 yıl içinde ceza verilmemesi,
  • Cezanın memurun disiplin amiri dışında biri tarafından verilmesi,
  • Disiplin soruşturmasını yapan ile ceza veren kişilerin aynı olması,
  • Savunma hakkı verilmemesi veya 7 günden az savunma hakkı verilmesi,
  • Usulüne uygun bir disiplin soruşturması yapılmaması,

Gibi nedenler uyarma cezasının iptal nedenlerindendir.

Uyarma Cezası İle İlgili Diğer Hususlar

Uyarma cezası, verildiği tarihten itibaren hüküm ifade eder ve derhal uygulanır.

Disiplin cezaları memurun özlük dosyasına işlenir. Uyarma cezasının uygulanmasından 5 sene sonra atamaya yetkili amire başvurarak, verilmiş olan cezalarının özlük dosyasından silinmesini istenebilir.

Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, cezalarına karşı disiplin kuruluna itiraz edilebilir. İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren yedi gündür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir.

İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren otuz gün içinde kararlarını vermek zorundadır.

İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilirler.

Disiplin cezalarına karşı cezanın tebliğinden itibaren 60 gün içinde idari yargı yoluna başvurulabilir.

Uyarma Cezası ve diğer disiplin cezalarının iptali ile ilgili makalelerimiz için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Memurlara Verilen Uyarma Cezası ve İptali

Yabancı Oturma (İkamet) İzni

Yabancı oturma (İkamet) izni, çeşitli sebeplerle kısa veya uzun süreli olarak Türkiye’de doksan günden fazla kalacak, Türkiye’de öğrenim (eğitim) görecek, tedavi olacak yabancıların alması gereken izindir.

Yabancılarda oturma izni ilgili düzenlenmeler 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda yer almaktadır. 6458 sayılı Kanun’un 19. maddesine göre, Türkiye’de, vizenin veya vize muafiyetinin tanıdığı süreden ya da doksan günden fazla kalacak yabancıların oturma izni almaları zorunludur. Yabancılarda Oturma izni, altı ay içinde kullanılmaya başlanmadığında geçerliliğini kaybeder. Aynı Kanun’un 20. maddesinde yabancılarda oturma izninden muaf kişilerin kimler olduğu belirtilmiştir.

Oturma (İkamet) İzni Çeşitleri

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 30 uncu maddesinde altı çeşit oturma izni düzenlenmiştir. Bunlar;

a) Kısa dönem oturma izni

b) Aile oturma izni

c) Öğrenci oturma izni

ç) Uzun dönem oturma izni

d) İnsani oturma izni

e) İnsan ticareti mağduru oturma iznidir.

Yabancılarda oturma izni başvuruları, yabancının vatandaşı olduğu veya yasal olarak bulunduğu ülkedeki konsolosluklara yapılır. Türkiye içerisinden başvuru yapılacak bazı istisnai hallerde başvuru valiliklere de yapılabilmektedir:

a) Adli veya idari makamların kararlarında veya taleplerinde,

b) Yabancının Türkiye’den ayrılmasının makul veya mümkün olmadığı durumlarda,

c) Uzun dönem ikamet izinlerinde,

ç) Öğrenci ikamet izinlerinde,

d) İnsani ikamet izinlerinde,

e) İnsan ticareti mağduru ikamet izinlerinde,

f) Aile ikamet izninden kısa dönem ikamet iznine geçişlerde,

g) Türkiye’de ikamet izni bulunan anne veya babanın Türkiye’de doğan çocukları için yapacağı başvurularda,

ğ) Geçerli ikamet izninin verilmesine esas olan gerekçenin sona ermesi veya değişikliğe uğramasından dolayı yeni kalış amacına uygun ikamet izni almak üzere yapılacak başvurularda,

h) 20 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında yapılacak oturma izni başvurularında,

ı) Türkiye’de yükseköğrenimini tamamlayanların, kısa dönem oturma iznine geçişlerinde.

Aynı şekilde oturma izni süresinin uzatılması işlemleri de Türkiye içerisinden yapılabilmektedir.

Gerek oturma izni almak gerekse bu izni uzatılabilmek için bir kısım belgelerin hazırlanması ve başvuru yapılması gerekmektedir. Bu belgeler başvurulacak oturma izninin türüne göre değişiklik göstermektedir.

Oturma izni belgeleri, 210 sayılı Değerli Kâğıtlar Kanunu uyarınca değerli kâğıt kapsamında olup, miktarı her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen bir belge bedeline tabidir. Belge bedelinden herhangi bir ülke vatandaşı için muafiyet söz konusu değildir.

Hukuk ve Danışmanlık ofisimiz;

-Ticaret yapmak isteyenler,

-İş kurmak isteyenler,

-Türkiye’de yatırım yapmak isteyenler,

-Öğrencilik yapmak isteyenler,

-Öğrenci değişim programları kapsamında eğitimine Türkiye’de devam etmek isteyenler,

-Türkçe öğrenmek isteyenler,

-Eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra burada yaşamak isteyenler,

-Eşinin Türk Vatandaşı olması nedeni ile Türkiye’de oturma isteyenler,

– Türkiye’de bilimsel araştırma yapmak isteyenler,

için oturma izni başvuruları, bunların yenilenmesi ve bu işlemler esnasında oluşabilecek hukuki uyuşmazlıkların mahkemeler ya da diğer kamu kurumları önünde çözülmesi ile ilgili olarak profesyonel hukuki hizmet sunmaktadır.

Yabancı oturma (ikamet) izni başlıklı makalemiz ve diğer makalelerimiz için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Yabancı Oturma (İkamet) İzni

Yabancı Çalışma İzni Nasıl Alınır?

Yabancı Çalışma izni uluslararası iş gücü politikası esas alınarak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca verilir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası bir sözleşme veya ikili veya çok taraflı anlaşma ile çalışma izni alınmadan da çalışılabileceği kararlaştırılabilir. Bunun haricindeki tüm durumlarda yabancıların çalışma izni olmaksızın Türkiye’de çalışmaları ve çalıştırılmaları yasaktır.

Çalışma izniyle ilgili başvurular yurt içinde Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yapılır. Yurtiçi başvuruları ülkemizde bulunan ve en az 6 ay süreli geçerli ikamet tezkeresi sahibi olan yabancılar için yapılır. Başvuru için istenilen belgelerin yapılan elektronik başvuruyu takip eden altı iş günü içinde Bakanlığa ulaştırılması gerekir.

Elektronik Başvuru Nasıl Yapılır?

Elektronik başvurunun adımları aşağıda sıralanmıştır:

  1. Yabancı ve işveren arasında bir iş sözleşmesi imzalanır.
  2. İşveren veya yetkilendirdiği e bildirge kullanıcısı, E-devlet üzerinden “Yabancıların Çalışma İzni Otomasyon Sisteminde” e- imzası ile iş yeri kaydı oluşturur. (E- imza, Bilgi Teknolojileri Kurumu’nun yetkilendirdiği kurumlardan temin edilir. )
  3. İşveren ‘’Başvuru Yap’’ sekmesine girerek ‘’Yurt İçi Başvurusu’’ sekmesinden istenen bilgi ve belgeleri doldurur ve sisteme yükler. E- imza ile onaylayarak başvuruyu tamamlar.

Çalışma İzni Başvurularının Değerlendirilmesi

Başvurunuzun olumlu değerlendirilmesi durumunda gereken harç miktarı ve değerli kağıt bedeli ilgili bankaya yatırılır.

Başvuruların değerlendirme aşamasında eksik bilgi veya belge olduğunun anlaşılması halinde ilgiliye bu durum bildirilir. 15 gün içinde bu eksikliklerin giderilmesi istenir. Eksikliklerin bu süre içerisinde tamamlanmaması halinde başvuru dosyası işlemden kaldırılır.

Başvurunun Reddedilmesi ve Dava Açılması

Kanuna göre çalışma izni başvurusu ;

  • Başvurunun sahte ve yanıltıcı bilgi ve belgelere dayanması veya süresinde yapılmamış olması,
  • Yabancı istihdam edilmesine yönelik gerekçenin yetersiz kalması,
  • Diğer kanunlarda sadece Türk vatandaşlarına hasredilen iş ve meslekler( dişçilik, eczacılık, veterinerlik,özel hastanelerde sorumlu müdürlük, avukatlık, noterlik, özel güvenlik görevlisi, kaptanlık, klavuzluk, turist rehberliği ) için başvurunun yapılmış olması,
  • Gerekli nitelik ve uzmanlık aranan durumlarda bu şartların sağlanamaması,
  • Kamu düzeni ve kamu sağlığı açısından sakınca görülen bir durumun varlığı hallerinde

Çalışma izniyle ilgili yapılan başvurunun reddi kararı ilgililere tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaran 30 gün içinde itiraz edilebilir. İtirazın da reddedilmesi halinde idari yargı yoluna gidilir.

Yabancı Çalışma İzni ile ilgili makalelerimiz için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Yabancı Çalışma İzni Nasıl Alınır?

Yabancı Çalışma İzni - İşveren

Yabancı çalışma izni alınması ile ilgili işverenler tarafından izlenecek prosedür bu yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Ülkemizde yabancı uyruklu kişi sayısının artmasıyla birlikte işyerlerindeki kayıt dışı çalışan yabancı uyruklu işçi sayısı artmıştır. Yabancı uyruklu işçilerin kayıt dışı çalışmasının Sosyal Güvenlik müfettiş ve denetmenlerince tespitiyle birlikte işverenler ağır idari para cezaları ile karşılaşmaktadırlar. Bu idari para cezaları ile karşılaşmamak için işverenlerin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çalışma izni başvurusu yapması gerekmektedir.

Yabancı Çalışma İzni Başvurusu Yapılırken Dikkat Edilecek Hususlar

4817 Sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği’ nin 13. maddesi uyarınca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ nın yayımladığı karara göre, başvuru tarihinden sonraki asgari ücret tutarı dikkate alınarak 2020 yılı için yabancıya ödenmesi gereken miktarlar en az;

  • Ev Hizmetlerindeçalışacak yabancılar için brüt asgari ücret: 2.943 TL
  • Turizm-Animasyon organizasyon firmalarındaakrobat ve benzeri ünvanlarda çalışacak yabancılar ile masör, masöz ve SPA terapisti gibi işlerde çalışacak yabancılar için asgari ücretin 2 kat, 2.943,00 x 2 = 5.886 TL
  • Satış elemanı, pazarlama, İhracat görevlisi gibi eleman statüsünde çalışacak yabancılar için asgari ücretin 1,5 katı 2.943,00 x 1,5 = 4.414,50 TL
  • Uzmanlık ve ustalık gerektiren işlerdeçalışacaklar, öğretmenler, doktorlar asgari ücretin 3 katı 2.943,00 x 3 = 8.829,20 TL
  • Birim veya şube müdürleri ile mühendis ve mimarlariçin asgari ücretin 4 katı, 2.943,00 x 4 = 11.772,00 TL’dir

İşverence çalışma izni başvurusu yapılmadan önce işçinin maaşını çalışacağı unvana göre Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının belirlediği asgari ücretler üzerinden yatırılmalıdır. Hatalı maaş girerek yapılan başvuruların uzatma başvurularında her ay için geriye dönük bir asgari ücret tutarında ceza ile karşılaşılabilir.

Ayrıca eksik bilinen noktalardan biri de Yabancı işçilerin Sosyal Güvenlik Teşviklerinden yararlanıp yararlanamayacağı konusudur. Yabancı çalışma izni alınan yabancı uyruklu işçiler 7103 ve 6111 sayılı Kanundan kaynaklı istihdam teşviklerinden faydalanabilmektedirler.

Bu kapsamda,

  • Yabancı işçiler için çalışma izni alınması
  • Yabancı şirket ortağı için çalışma izni alınması,
  • Ev hizmetlerinde çalışanlar için çalışma izni alınması,
  • Geçici koruma kapsamındaki Suriye uyruklu yabancılar için çalışma izni alınması,
  • Çalışma izinlerinin yenilenmesi,

Başta olmak üzere yabancı çalıştırma mevzuatıyla ilgili tüm işlemlere ilişkin olarak;

  • Gerekli evrakların hazırlanması,
  • Başvuru ve yazışmaların yapılması ve
  • Tüm sürecin takibini yaparak en kısa sürede sonuca ulaşılması için destek olmaktayız.

Yabancı Çalışma İzni Nasıl Alınır” başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yabancı Çalışma İzni - İşveren

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı, haksız eylem sonucu ölen kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişilerin aldığı tazminattır. Haksız eylem sonucu ölüm meydana gelmişse, ölen kişilerin destek olduğu kişiler, ölenin desteğinden yoksun kalacaklardır. Bu kişilerin uğradıkları zarara destek zararı da denmektedir. Destekten yoksun kalanlar bu zararlarını “destekten yoksun kalma tazminatı” olarak talep edebilirler.

Aslında haksız fiil nedeniyle doğrudan zarar gören kişi ölendir. Ancak destekten yoksun kalanlar, haksız fiilin dolaylı olarak (yansıma suretiyle) yol açtığı zararları talep etmektedirler. Yansıma yoluyla da olsa, bu zarar ölenin zararı olmayıp, destekten yoksun kalanların zararıdır.

Zarara uğrayan kişiler, ölüm anında fiilen destek alanlar veya gelecekte destek alması muhtemel kişilerdir. Ölüm halinde uğranılan zararlar TBK’nun 53.maddesinde açıklanmıştır.

Destekten yoksun kalma tazminatı miras hakkı değil, tazminat hakkıdır. Mirasçı olmayan kişiler de destek zararı isteyebilecekleri gibi, mirası reddeden dahi destek zararı talep edebilir. Destekten yoksun kalma tazminatını talep hakkı 3. kişilere devredileceği gibi, rehni de mümkündür.

Destekten yoksun kalma tazminatı kural olarak haksız fiile dayanır. Ancak kanunda belirtilen hallerde istisnai olarak sözleşmeye dayandırılmıştır. Örneğin, taşıma hukuku, trafik ve iş hukuku düzenlemeleri nedeniyle destek zararı, haksız fiil faili dışında olayda 3. kişi durumunda olan taşıyan, işleten veya işverenden de istenebilir.

a)Cenaze giderleri

Cenaze giderleri başlıca, yıkama, mezar kazma, mezar taşı, ilan, cenaze nakil ücreti, dini ve yerel adet gereği yapılan merasimler (mevlit vs.) gibi dini harcamalardır.

b)Destekten yoksun kalma zararıZararın Şartları

1)Destek ilişkisi olmalıdır

Destekten yoksun kalma zararının doğabilmesi, ölen kişinin üçüncü bir kişiye destek olmasına(yardımda bulunması) veya gelecekte bunun muhtemel olmasına bağlıdır.

2)Bakım gücü olmalıdır

Destek ilişkisinin varlığı için öncelikle desteğin bakım gücüne sahip olması gereklidir. Ölüm anında ya da ileride bakım gücü olmayan kişi destek olarak kabul edilemez. Davacının desteğin bakım gücünü ispat etmesi gerekir.

3)Bakım ihtiyacı olmalıdır

Desteğinden yoksun kaldığı ileri sürülen kişinin desteğe (bakıma) muhtaç bulunması gerekir. Desteğin yardımı olmaksızın sosyal seviyesine uygun biçimde yaşamını sağlayamayan kişinin bakıma ihtiyacı olduğu kabul edilir.

Destek Zararının Hesaplanmasını Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Destekten yoksun kalma zararı hesaplanırken destek olanın (ölenin) gelir durumu yardımın miktarı, desteğin süresi esas alınır.

1)Desteğin gelir durumu

Ölenin geliri saptanırken, ölüm anına kadarki kazanç durumunun belirlenmesi önemli bir veridir. Bu gelirler olabildiğince somut niteliktedir. Buradan hareketle ölenin destek olacağı gelecekteki süre içerisinde kazanması muhtemel geliri de saptanacaktır.

Yargıtay desteği gelirinin somut olarak saptanamaması durumunda asgari ücretin esas alınması gerektiğini belirtmektedir.

2)Yardımın miktarı

Fiili destek söz konusu ise, destek olunan miktarı ispatlayıcı kanıtların(banka havalesi, makbuz, tanık vb.) bulunması durumunda, bu kanıtlara göre destek olunan miktar belirlenecektir. Fakat desteğin gelir durumu da bu hesapta gözetilecektir.

Farazi desteğin yaptığı yardım miktarı belirlenirken, ölenin geliri net olarak saptanmalıdır. Sonrasında da bu gelire göre davacı veya davacılara ne miktar destek olabileceği hesaplanacaktır.

Yargıtay 4.HD, desteğin gelirinin paylaştırılmasında SSK ve Emekli Sandığı mevzuatının kıyasen uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.

3)Bakım gücünün ve yardımın devam süresi

Desteğin kendi yaşam süresi sonuna kadar sürmeyeceği, kişinin çalışma gücü sona erdiğinde bakım gücünün de kalmayacağı kabul edilmektedir. Bu nedenle tazminat için ömür değil, ölenin çalışma gücü, yani faal çalışma süresi esas alınmalıdır.

4)Bakım ihtiyacının devam süresi

Davacının bakım ihtiyacı ya belli bir süre için ya da ömür boyunca olacaktır. Desteğin bir kişiye öğrenim süresince yapmaya devam ettiği yardım, o kişinin eğitim hayatının sonuna kadar süreceği kabul edilmelidir. Buna karşın desteğin eşi, ana ve babası gibi hak sahiplerinin yaşam süreleri boyunca yardımın devam etmesi olağandır.

Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre tazminat hesabında hak sahiplerinin bakiye ömür süresi belirlenirken PMF tablosunun kullanılması esastır. CSO tablosunun kullanılarak %3 teknik faiz uygulanması, uygulamalara aykırıdır. İşleyecek dönem hesabında 1/Kn kat sayısına göre % 10 arttırım ve % 10 eksilme esasına göre bilinmeyen dönem tazminatı belirlenmelidir. Mahkemece yeni bir bilirkişiden tazminat raporu alınarak belirlenen uygulamalar esas alınmak suretiyle tazminat belirlenmesi, kazanılmış haklar da gözetilmek suretiyle sonuca göre karar verilmesi gerekirken hatalı bilirkişi raporuna göre karar verilmesi doğru bulunmamıştır (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2013/8761 Karar).

Destek Zararından Hangi İndirimler Yapılır?

Destekten yoksun kalma tazminatının amacı, ölüm olayından önce davacının aldığı destek sayesinde bulunduğu yaşam seviyesindeki kaybı temin etmektir. Fakat ölüm nedeniyle davacının elde ettiği bazı kazançları da olabilir. Ölüm olayı nedeniyle davacının elde ettiği yararların yaşam seviyesini olumlu etkilediği oranda destek zararı azalmış olacağından, bu yararların zarardan indirilmesi gerekir. Hâkim indirim nedenlerini resen gözetmek durumundadır.

1)Tasarruf edilen giderler

Desteğin ölümü nedeniyle zarar görenin yapması gereken giderlerden kurtulmuş olması durumunda, bu zorunlu tasarruf niteliğindeki miktarın zarardan mahsup edilmesi gerekir. Çocukların ölümü halinde hem baba ve hem de ananın destekten yoksunluk zararlarının hesabında yetiştirme giderleri denkleştirmeye konu olmaktadır.

2)Sigorta ödemeleri

Yargıtay 4. HD nin bir kararında, hayat sigortasından alınan paranın destekten yoksunluk zararından indirilemeyeceği belirtilmiştir. Başka bir kararda da ölüm sigortası kolundan yapılan ödemelerin destekten yoksunluk tazminatından indirim nedeni olmayacağı belirtilmiştir.

Buna karşın, iş kazası ve meslek hastalığı kolundan yapılan yardımların zarardan indirilmesi kabul edilmektedir. Yine Bağ-Kur tarafından yapılan yardımların da destek zararından düşülmesi gerekmektedir.

Sigorta tarafından (zorunlu) yapılan ödemenin de zarardan indirilmesi gerekir. Emekli Sandığı tarafından ölüm nedeniyle davacıya bağlanan gelirler destekten yoksun kalma tazminatından indirilmeyecektir.

3)Miras geliri

Yargıtay uygulamasında, 4. ve 15. HD kararlarında mirasın kendisinin değil, gelirinin tazminattan indirime konu olacağı belirtilmiştir.

Terekenin borca batık olması nedeniyle mirasçıların mirası reddetmeleri destekten yoksun kalma tazminatı istemelerine engel değildir.

4)Evlenme şansı

Evlenme şansı nedeniyle dul kalan kadın ve erkek için tazminattan indirim yapılması gerekir.

Destek Zararını İspat

Kural olarak destek zararına uğradığını iddia eden davacının da zararını ispat etmesi gerekir. Ancak genel yaşam deneyimlerine ve yaşamın olağan akışına dayanan kişi iddiasını ispatlamakla yükümlü değildir. Örneğin, Eşlerin birbirine destek olmaları olağandır.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Nasıl Hesaplanır?

Destek zararı, bilinen ve bilinmeyen dönem olmak üzere ikiye ayrılarak hesaplanmaktadır. Bilinen dönem zararın hesaplandığı (rapor) tarihine kadar olan ve somut verilere dayalı olan dönemdir. Bu döneme ait olan zarar, eldeki verilere göre hesaplanır. Bunun için ölüm tarihindeki ve hesaplama tarihine en yakın zamanda geçerli olan maaş durumu, asgari ücret miktarı gibi hesaba dayanak olan tüm verilerin elde edilmesi ve bundan sonra dosyanın bilirkişiye gönderilmesi gereklidir.

Bilirkişi, rapor tarihinden hemen öncesinde geçerli olan ücret durumlarına göre ölenin gelir durumunu ve buna göre davacının destek zararını hesaplayacaktır.

Bilinmeyen, yani rapor tarihinden sonra (bakım gücü ve bakım ihtiyacı süresince) gerçekleşecek döneme ait zarar ise, her yıl %10 oranında artırılıp, yine her yıl %10 oranında iskonto edilmek suretiyle saptanacaktır. Davacının bilinmeyen dönem için 10 yıl boyunca destekten yoksun kaldığı kabul ediliyorsa, önce bilinen döneme göre her yıl için %10 artışla 10 yıllık toplam gelir hesaplanır. Daha sonra bulunan rakam 10’a bölünerek yıllık ortalama gelir kaybı bulunur. Son olarak, bulunan rakamdan yıl itibarıyla %10 indirim yapılmak suretiyle 10 yıl boyunca elde edilecek toplam gelir kaybı saptanır.

Ölenin kusuru varsa tazminattan indirim yapılacaktır.

Haksız Eylemden Kaynaklanan Zararda Faiz Hangi Tarihten Başlatılır ve Ne Tür Faiz Uygulanır?

Haksız eylemin gerçekleştiği anda zarar doğduğundan tazminat hakkı da doğar. Zararın doğduğu anda tazminat borçlusunun temerrüde düştüğü, faizin de temerrüt faizi olduğu kabul edilmekle, temerrüt için ayrıca ihtara gerek yoktur.

Rücuan tazminatlarda faizin başlangıç tarihi ödeme tarihidir. Haksız fiillerde istenecek faiz kanuni faizdir.

Destekten yoksun kalma tazminatı ile ilgili makalemiz ve emsal karar için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

İdari Yargıda Yürütmeyi Durdurma

Yürütmeyi durdurma (YD), İdari Yargılama Usulünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27.maddesinde düzenlenmiştir. Yürütmenin durdurulması, Danıştay’da veya idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal davalarında istenebilen ve esas karardan önce verilen tedbir niteliğinde bir karardır.

Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılmış olması tek başına dava edilen idari işlemin yürütülmesinin durdurulması için yeterli değildir. Bunun için belirli şartların gerçekleşmesi ve mahkeme tarafından “yürütmenin durdurulması kabul” kararı verilmesi gerekir.

İdari Yargılama Usulünde Yürütmenin Durdurulmasının Şartları

Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Bunun için davalı idarenin savunmasının alınmasına gerek yoktur. Ancak davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra da bu kararı verebilirler. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur.

Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir.

Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir.

Yürütmenin Durdurulması Şartlarının Değerlendirilmesi

İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğması durumu uygulamada daha çok “yıkım” kararı verilen hallerde karşımıza çıkmaktadır. Bu durum Danıştay veya idari mahkemeler tarafından uygulanmakla etkisi tükenecek bir işlem olarak görülür. Uygulamada yıkımla ilgili dosyalarda yürütmenin durdurulması talebi varsa idari mahkemeler bunu ivedi olarak inceler. Genellikle idarenin savunması alınmaksızın bu işlemin yürütmesi durdurulur. Uygulamada uygulanmakla etkisi tükenecek işlem olarak görülen bir diğer işlem de “öğrencilerin okuldan uzaklaştırılması”dır. Bu hallerde de idarenin savunması alınmadan işlemin yürütmesi durdurulur. Örnekler çoğaltılabilir.

Burada uygulamada karşılaşılan bir duruma daha dikkat çekmekte fayda var. Uygulamada içeriği “parasal hak, özlük hakları, para cezaları vs.” olan işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasının istendiği görülmektedir. Bilinmelidir ki, Danıştay veya idari mahkemeler böyle bir işlemin telafisi güç ve imkânsız zararlar doğurmayacağını belirterek yürütmenin durdurulması istemini reddetmektedirler. Bunun gerekçesi de şudur: Dava sonunda işlemin iptaline karar verildiğinde davacı bütün haklarını faiziyle geri alabilecektir.

İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olma durumu yürütmenin durdurulmasının bir diğer şartıdır. Bilindiği gibi bir idari işlemin iptali, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olmasına bağlıdır. Bu açılardan bir hukuka aykırılık varsa ve diğer şart da gerçekleşmişse işlemin yürütmesi durdurulur. Örneğin, vali tarafından verilebilecek bir disiplin cezasının belediye başkanı tarafından verilmesi, bu işlemin yetki yönünden sakatlanmasına neden olur.

Bu şartların gerçekleşmemesi nedeniyle verilen “yürütmenin durdurulmasının reddi” kararı, davanın da reddedileceği anlamına gelmez. Dava sonunda mahkeme, işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı olduğuna kanaat getirirse işlemi iptal eder.

İdari Yargılama Usulünde Yürütmenin Durdurulması Kararı Verilemeyecek Haller

Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Bu nedenle bu konularda tesis edilmiş bir işlemin iptali istemiyle açılan davada da yürütmenin durdurulmasına karar verilmez. Buna rağmen davanın yürütmeyi durdurma talepli açılması davanın gereksiz uzamasına neden olur.

Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.

Vergi Mahkemelerinde Yürütmenin Durdurulması

Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26.maddesinin 3.fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.

Diğer Hususlar

Yürütmenin durdurulması talep edilecekse bunun için “YD Harcı” yatırmak gereklidir.

Yürütmenin durdurulması istemli davalarda idarenin savunma süresi kısaltılabilir. Ayrıca tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir.

Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hâkim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.

Yürütmenin durdurulmasına ilişkin verilen kararlar on beş gün içinde yazılır ve imzalanır.

Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz.

Yürütmeyi Durdurma (YD) ve diğer İdare Hukuku makalelerimiz için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
İdari Yargıda Yürütmeyi Durdurma

Anlaşmalı Boşanma Davası ve Şartları

Anlaşmalı Boşanma, diğer boşanma nedenlerinin aksine eşlerin karşılıklı rızasına dayanan bir boşanma durumudur. Aldatma, Hayata Kast, Kötü Muamele veya Akıl Hastalığı nedeniyle boşanma davası açmak kolaydır. Ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması olgusuna dayanan boşanma davası açmanın şartları bakımından bazı zorlukları vardır. Çünkü burada evliliğe son verebilmek için, evlilik birliğinin temelden sarsılması olgusunun, birliğin tekrar kurulmasını imkânsız kıldığı ispatlanmalıdır. Hem bunu ispatlamak hem de tarafların kusurlarının derecelerinin tespitinde karşılaşılan güçlükler hukukçuları yeni arayışlara yönlendirmiştir. Bu nedenle anlaşmalı boşanma bu zorlukları aşmak için öne sürülen bir boşanma nedeni olmuştur.

Anlaşmalı Boşanmanın Şartları

Evlilik en az 1 yıl sürmüş olmalı

Bu sürenin tespitinde evlenme tarihi esas alınır. Ayrıca tarafların fiilen bir yıl birlikte yaşamış olmaları şart değildir. Eşlerin birlikte müracaatı veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi ancak duruşmada tarafın bizzat hâkim tarafından dinlenmekle ve boşanma iradesinin tespit edilerek duruşma zaptına işlenmesi ile mümkündür.

Birlikte Dava Açmak veya Bir Eşin Diğerinin Davasını Kabul Etmesi

Her iki eş boşanmak isteklerini aynı dilekçede belirtip imzalayabilir ve duruşmada imza ve taleplerini tekrarlayabilirler. İmza ve talep sahipleri aynı celsede birlikte ve karşılıklı olarak boşanma isteklerini tekrarlamaları gerekir. Bu usul anlaşmalı boşanmanın çok önemli bir şartı olmaktadır. Eşlerden birinin tehdit veya herhangi bir baskı ile beyanda bulunmalarını önlemek için eşler aynı celsede bir sözleşme metni hazırlanıp imzalanıyormuş gibi hâkim huzurunda iradelerini beyan etmelidirler.

Eşlerin birlikte dava açıp diğerinin davanın herhangi bir aşamasında boşanma yönündeki iradesini geri çekmesi halinde boşanma davasına şiddetli geçimsizlik sebebine dayanılarak devam edilir.

Bunun gibi evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve şiddetli geçimsizlik nedeniyle açılan davada da yargılamanın herhangi bir aşamasında tarafların sözleşme sunmaları, hâkimin de sözleşmeyi uygun bulması halinde anlaşmalı boşanmaya göre sonuçlandırılabilir.

Taraf iradelerini uygun bulan mahkeme tarafların müşterek çocukları varsa uzmanların raporlarına göre velayete ilişkin sözleşme hükmünü kabul eder. Ya da değiştirilmesi için taraflara süre verir. Değiştirilmesine gerek görmez ise sözleşmenin ilgili hükmünü onayladığını kararda belirtir. Çocukların velayeti ve iştirak nafakası ve varsa çocuk malları konusunda mahkeme için tarafların sözleşmeleri bağlayıcı değildir. Mahkeme gerekli değişikliğin yapılması için taraflara gerekli süreyi tanır. Mahkemenin öngördüğü değişiklik taraflarca kabul görmez ise boşanma davası kendiliğinden şiddetli geçimsizlik hükümlerine göre çözülmek üzere çekişmeli davaya dönüşür.

Anlaşmalı boşanma ve diğer boşanma nedenleri ile ilgili makalelerimize web sitemizden ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anlaşmalı Boşanma Davası ve Şartları

Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları

Zina (aldatma) sözlük anlamı olarak, evli bir erkek ya da kadının, eşinden başka biriyle kendi isteğiyle kurduğu cinsel ilişki olarak tanımlanmaktadır. Zina (aldatma) nedeniyle boşanma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Boşanma Sebepleri” başlığı altında düzenlenmiştir.

TMK’nın 161.maddesine göre; “Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zinanın üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Zina(Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davasında Süre Şartı

Zinayla sadakatsizliğe uğrayan eş zinayı öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde boşanma davası açmalıdır. Bu süre içinde dava açılabileceği gibi dava açma hakkı olan eş açık veya zımni olarak zinayı yapan eşi affedebilir. Bu durumda dava hakkı sona erer. Dava açma hakkının azami süresi ise beş yıldır (TMK 161).

Zinada Sayı Şartı Var Mıdır?

Hayır yoktur. Yasak ilişkinin bir kez gerçekleşmesi boşanma için yeterlidir.

Zina özel boşanma sebeplerinden biri olmakla beraber sadakat yükümlülüğüne aykırı bir davranış olduğundan evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına da neden olmaktadır. Bu yüzden bu davada hem özel boşanma nedenine hem de genel boşanma nedenine dayanılabilir.

Zinada İspat Araçları Nelerdir? Hangi Eylemler Zinadır? Zinada İrade Şart Mıdır?

Zinada eylemin gerçekleştiği kesin olmaya yakın delillerle ispatlanmalıdır. Suçüstü ispat çoğu zaman imkânsızdır. Zinanın varlığı her türlü delille ispatlanabilir. İspat yükü davacıdadır. Uygulamada genellikle görüntüye dayalı delillerden zinanın gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır. Bu eylem sonucunda çocuk doğduğu taraflardan biri tarafından iddia edilirse kan ve DNA verileri zinayı ispatlamada kullanılabilir. Yine yurtdışında olan kocanın eşinin gebe kalması, zührevi hastalıklara yakalanması, fotoğraflar, düğün yapma, mektuplar, tanık anlatımları, kesinleşmiş hükümlülük kararı, soruşturma evrakı vs. delillere örnek verilebilir.

Livata ve sevicilik zina değildir.

Eksik kalkışma zina için yeterlidir. Ceza hukuku anlamında tamamlanmış bir zinanın varlığının ispatı aranmaz.

Yaşama karşı ciddi tehdit ile cinsel birleşme zina sayılmayacağı halde mala karşı yapılan tehdidin etkisiyle gerçekleşen cinsel ilişki zina sayılır. İradi olması aranmaktadır. Cebir, tehdit, bayıltma vs. durumlarında veya kadının zorla ırzına geçilmesi durumunda kusur koşulu gerçekleşmediğinden zinaya dayalı boşanma davası açılamayacaktır.

İktidarsızlık, rahimin bulunmaması, cinsel soğukluk, tedavi edilemez bir ağız kokusu, ilgisizlik sonucu değiştirmez. Böyle bir sebep sadakatsizliği meşrulaştırmaz.

Zina (aldatma) nedeniyle boşanma ve diğer boşanma sebepleri için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları

Vergi Müfettişi — Geç Atanma — Maaş Farkı İadesi

Vergi Müfettişi Yardımcısı iken yeterlilik sınavında başarı gösterenler Vergi Müfettişi olarak atanmaktadırlar. Ancak bazı durumlarda adaylar tarafından başarı gösterilmesine rağmen bu kişilerin atamaları idareler tarafından geciktirilmektedir.

Bu gecikmelerden kaynaklı olarak ataması geç yapılan Vergi Müfettişlerinin maaş farklarını alamamaları sorunsalı ortaya çıkmaktadır.

Bu yazımızda, ataması geç yapılan ve Vergi Müfettişi olarak görev yapan kişilerin geç atamadan kaynaklı olarak maaş farklarını nasıl alacağını anlatacağız.

İlgili Mevzuat

31/10/2011 günlü, 28101 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği‘nin;

“Vergi Müfettiş Yardımcılığına giriş” başlıklı 10. maddesinde; “Vergi Müfettişliği mesleğine özel yarışma sınavıyla Vergi Müfettiş Yardımcısı olarak girilir.”

“Vergi müfettiş yardımcılığı giriş sınavı” başlıklı 11. maddesinde; “Vergi Müfettiş Yardımcılığına atanmak için, vergi müfettiş yardımcılığı giriş sınavını kazanmak şarttır.

(…..) Giriş sınavı yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalı bir sınavdır. Yazılı sınavda başarılı olamayanlar sözlü sınava alınmazlar. (…..)”

“Vergi Müfettiş Yardımcılarının yeterlik sınavı” başlıklı 30. maddesinde; “Vergi Müfettiş Yardımcıları, fiilen üç yıl çalışmak ve yardımcılık döneminde performans değerlendirmesine göre başarılı olmak şartıyla yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Aylıksız izinler ile raporlu gün sayıları fiilen çalışılan sürenin hesabında dikkate alınmaz.
Yeterlik sınavı ile Vergi Müfettiş Yardımcılarının görev ve yetki alanlarına giren yürürlükteki mevzuat ve bu mevzuatın uygulamasını; inceleme, teftiş ve soruşturma yöntemleri hakkındaki bilgilerini; mesleğin gerektirdiği diğer bilgi ve nitelikleri kazanıp kazanmadıkları ölçülür.
Başkanlıkça belirlenen esaslar çerçevesinde yapılan yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü olmak üzere iki bölümden oluşur.”

“Atanma” başlıklı 34. maddesinde; “Yeterlik sınavında başarı gösterenler Vergi Müfettişi olarak atanırlar.”

Mevzuatta yer verilen hükümlerden hareketle, Vergi Müfettişi yardımcısı olarak görev yapan ve yeterlilik sınavında başarılı olanların Vergi Müfettişi olarak atanacağı belirtilmektedir. Yönetmeliğin bu hükmü emredici nitelikte bir hükümdür. Yeterlilik sınavında başarılı olanların idare tarafından en kısa zamanda atamasının yapılması gerekir. Atamanın geç yapılması idarenin kusurunu ortaya çıkarır.

İdarenin Kusur Sorumluluğu

T.C. Anayasası’nın 125.maddesinde belirtildiği üzere, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.

Buradan hareketle, idarenin kusurun bulunduğu durumlarda, idare ilgililerin işlem veya eylem nedeniyle uğradığı zararları tazminle yükümlüdür.

İdarenin kusur sorumluluğu üç halde karşımıza çıkmaktadır: hizmetin kötü işlemesi, hizmetin geç işlemesi veya hizmetin hiç işlememesi.

Vergi Müfettişi olmak için sınavı kazanan ancak ataması yapılmayan kişiler açısından burada idarenin sorumluluğu hizmetin geç işlemesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ilgili kişiler atamanın geç yapılmasından kaynaklı maaş farklarını isteyebilirler. Aynı zamanda halen atamaları yapılmadıysa atamalarının yapılmasını da isteyebilirler.

Atanmaya hak kazanmasına rağmen bir kişinin atamasının yapılmaması veya ataması yapılmasına rağmen maaş farklarının verilmemesi;

Hem bireylerin tüm eylem ve işlemlerde devlete güven duyabilmesi ilkesini ifade eden hukuki güvenlik ilkesine; hem de idarenin yaptığı iş ve eylemlerde makul süre içerisinde hareket ederek bireylerin mağduriyetini engelleme işlevi olan hukuki belirlilik ilkesine aykırı olacaktır.

Bu çerçevede yeterlilik sınavı geçmesine rağmen Vergi Müfettişi kadrolarına atanmayan ve Vergi Müfettişi kadrolarına geç atanan ve maaş farkları ödenmeyen kişilerin hangi yolları izleyeceğini anlatacağız.

Yeterlilik Sınavını Geçmesine Rağmen Vergi Müfettişi Kadrolarına Atanmayanların İzleyeceği Yol

Bu kişiler, yeterlilik sınavını geçmelerine ve makul bir süre geçmesine rağmen atamaları yapılmamış ise;

  • Atanmalarının yapılması için kurumlarına bir dilekçeyle başvururlar.
  • Bu talepleri reddedilirse veya dilekçenin verilmesini müteakip 60 gün geçerse bunu zımni ret kabul ederek,
  • Ret veya zımni ret tarihinden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemelerinde dava açabilirler.

Konuyla ilgili açılan davalarda, idari yargı temyiz merci olarak görev yapan Danıştay’ın davacıların lehine olacak şekilde emsal kararları bulunmaktadır.

Vergi Müfettişi Kadrolarına Ataması Yapılan Ancak Geç Atamadan Kaynaklı Olarak Maaş Farklarını Alamayan Kişilerin İzleyeceği Yol

Bu kişiler, yeterlilik sınavından başarılı olmuşlar ve makul bir süre geçtikten sonra atamaları yapılmışsa, geç atanmadan dolayı alamadıkları maaş farklarının taraflarına verilmesi için;

  • Bir dilekçeyle idareye başvurarak maaş farklarının faiziyle birlikte ödenmesini isteyebilirler.
  • Bu talepleri reddedilirse veya dilekçenin verilmesini müteakip 60 gün geçerse bunu zımni ret kabul ederek,
  • Ret veya zımni ret tarihinden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemelerinde dava açabilirler.

Açılacak davalarda faizin ne zamandan itibaren istenebileceği konusu uygulamada tartışma konusu olmaktadır. Bununla ilgili verilen kararlarda Danıştay faizin idareye başvuru tarihinden istenebileceğini belirtmektedir. Aynı zamanda faiz İdare Mahkemelerinde açılan dava tarihinden itibaren de istenebilir.

Maaş farklarının istenmesine ilişkin durumlar mülkiyet hakkını ilgilendirdiğinden, her idari başvuru dava açma süresini yeniden canlandırır. Eğer bir başvuru yapılmış ancak gerekli süreler içerisinde İdare Mahkemelerinde dava açılmamışsa; idareye yeniden başvuru yapılarak bu başvurunun reddi veya zımnen reddi üzerine 60 gün içinde İdare Mahkemelerinde dava açılabilir.

Bu yazımız Vergi Müfettişi kadrolarına ataması yapılmayan ve geç atanmadan kaynaklı maaş farklarını alamayan kişiler özelinde yazılmakla birlikte, aynı hususlar iş müfettişleri veya diğer kurum müfettişleri için de geçerlidir.

İdari başvuruların yapılması ve dava açılması aşamasında herhangi bir hak kaybı yaşanmaması açısından alanında uzman bir İdare Avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

Vergi Müfettişi kadrolarına atananların maaş farklarını nasıl alacağı ile ilgili makalemiz ve daha fazlası için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Vergi Müfettişi — Geç Atanma — Maaş Farkı İadesi

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Cezası ve Nitelikli Halleri

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;

(1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.

Sahtecilik suçları, resmi ve özel belge ayrımına dayandırılmış ve kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiştir. TCK’nın 204 ila 206. maddelerinde resmi belgede sahtecilik, 207 ve 208. maddelerde özel belgede sahtecilik suçu düzenlenmiştir.

Resmi belge, bir kamu görevlisi tarafından, görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekmektedir. Yazının illa kâğıt üzerine yazılması gerekmez. Levha, metal, bez vb. maddeler üzerine de yazılı olması mümkündür. Bununla birlikte bir yazının belge olarak kabul edilebilmesi için,

  • Yazılı olması
  • Hukuki olarak bir hüküm ifade etmesi
  • Düzenleyicisinin belirlenebilir olması, gerekmektedir.

Yazının belirli bir cisme ve taşınır bir şeye kaydedilmesi gerekli bulunduğundan, bilgisayar programları ve verileri belge olarak kabul edilmez. Bu durum, TCK md.244/2’de özel olarak düzenlenmiştir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Unsurları

Resmi Belgede Sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, sahtecilik eyleminin belirli bir nitelikte olması ve aldatıcı vasfa sahip olması gerekmektedir. Bu durum her somut olayda mahkeme tarafından takdir edilecek bir husustur. Sahte belge, aldatıcı ve hüküm ifade edici nitelikte değilse TCK md.205’de düzenlenen resmi belgeyi bozmak suçu oluşur.

  1. maddede düzenlenen suç seçimlik hareketli bir suçtur. Maddede sayılan eylemlerden bir tanesinin işlenmesi ile suç tamamlanmış olur. Bu seçimlik hareketler;
  • Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenlemek
  • Gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek
  • Sahte resmi belgeyi kullanmak, şeklindedir.

Maddenin 1. fıkrasında düzenlenen suçun faili herkes olabilir. Göreviyle bağlantılı olmaksızın resmi belgede sahtecilik suçunu işleyen kamu görevlisi 1. fıkra kapsamında cezalandırılacaktır. Bu fıkra kapsamında açılacak ceza davalarında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemeleridir.

  1. fıkrada ayrı bir suç olarak düzenlenen eylemin faili ise ancak kamu görevlisi olabilir. Söz konusu belge, kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belge olmalıdır. Bu fıkra kapsamında açılacak davalarda ise görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemeleridir.

Kimlerin kamu görevlisi sayılacağı hususu TCK md.6/1-c’de belirtilmektedir. Bununla birlikte mevzuatımızdaki bazı özel kanunlarda “kamu görevlisi sayılır” ya da “kamu görevlisi gibi cezalandırılır” şeklindeki düzenlemeler de suçun niteliğini belirlemede dikkate alınmalıdır (örnek olarak 399 sayılı KHK md.11/b).

Maddenin 3. fıkrası ise 1. ve 2. fıkranın nitelikli halini düzenlemektedir. Buna göre, sahtecilik yapılan belge, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge olması halinde (HMK md.204), 1. ve 2. fıkralara göre belirlenen ceza yarı oranında artırılacaktır.

Resmi Belge Sayılan Evraklarda Durum

Özel belgede sahtecilik suçunun konusunun, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi (6102 SK md.670 vd.), emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetname olması halinde, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır (md.210/1). Benzer şekilde, belgeyi düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ya da diğer sağlık mesleği mensubu ise ve düzenlenen belge,

  • Kişiye haksız bir menfaat sağlamışsa ya da
  • Kamunun ya da kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıyorsa, yine resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur (md.210/2)

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunda Cezayı Azaltıcı Nedenler

TCK md.211 hükmü cezayı azaltan bir neden olarak düzenlenmiştir. Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu,

  • Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı için ya da
  • Gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenirse, verilecek ceza yarı oranında indirilecektir.

TCK md.212 içtima kuralını düzenlemektedir. Bu hükme göre, sahte resmi belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan ayrı ayrı cezaya hükmolunacaktır.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ile ilgili makalemiz ve daha fazlası için web sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Cezası ve Nitelikli Halleri