Hakkında
Ofisimizde alanında uzman avukatlar ve güçlü iş ve çözüm ortakları ile müvekkillerimizin yararına olacak şekilde evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde öncü, örnek ve referans gösterilen çalışmalar yapılmaktadır. Web sayfamız üzerinde hakkımızda daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. https://or.av.tr
  • Avukat
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir Ankara
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Boşanma Avukatı

Boşanma avukatı olarak Or Hukuk Ofisi aile hukukuna ilişkin her tür uyuşmazlık ve hukuki işlemlerde müvekkillerine hukuki yardımda bulunmaktadır. Or Hukuk Ofisinde boşanma ve aile hukuku davaları sadece bu alanda uzman avukatlarca takip edilmektedir.

Aile hukuku, medeni hukuk içinde yer almaktadır. Bu hukuk alanının odak noktası Aile kavramıdır. Aile Hukukuna İlişkin Davalar;

  • Ailenin kuruluşunun temeli olan nişanlanma,
  • Evlenme koşulları ve hükümleri,
  • Boşanmanın şartları,
  • Boşanmanın sonucuna bağlı olan maddi ve manevi tazminat, nafaka,
  • Tarafların müşterek çocuklarının akıbetini ilgilendiren velayet ve iştirak nafakası,
  • Eşlerin evlenme öncesi ve sonrası edindikleri ve taraflar arasında paylaşılamayan malvarlığına ilişkin mal rejimine ilişkin sorunlar-davalar vb.dir.

Aynı şekilde tarafların evlilik birlikteliklerini sürdürdükleri ve ortak hayatın maddi anlamda merkezi olan aile konutu, taraflar arasındaki nesebe ve çocukların temsiline dair soy bağı, evlat edinme, velayet, vesayet, kayyımlık, yasal danışmanlık da aile hukukunun ilgi alanı içindedir.

Yabancı mahkemelerin aile hukukuna dair verdikleri kararın tanıma ve tenfizi de aile hukukunun kapsamında kalmaktadır.

4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin kuruluş görev ve yargılama usullerine dair kanun aile mahkemelerinin görev alanını düzenlemiştir. Yukarıda belirtilen uyuşmazlıklardan kaynaklı davalar Aile Mahkemelerinin görevi içinde bulunmaktadır. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde bu tür uyuşmazlıklara Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk mahkemeleri bakmaktadır.

Önemle belirtmek gerekir ki, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde oluşturulan tedbir kararları da Aile Mahkemesince verilmektedir.

Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi, boşanma avukatları Ankara olarak müvekkillerimizin ihtiyaçları doğrulusunda anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, evlilik sözleşmesi ve mal rejimi sözleşmeleri, anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanması, yoksulluk, iştirak nafakaları, maddi ve manevi tazminat talepleri, evliliğin iptali davaları, yabancı mahkemelerden verilen kararların tanıma ve tenfizi, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde verilmesi istenen tedbir kararları, İddet (Bekleme) süresinin kaldırılması, velayetin değiştirilmesi, anlaşmalı boşanma davası, babalık davası, soy bağı davası, mal rejimi davaları gibi konularda alanında uzman boşanma avukatı ve avukatları ile hizmet vermekteyiz

.

Devamını Oku
Boşanma Avukatı

Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Davası

Hakaret, kişilik haklarını ihlal eden eylemlerin başında gelmektedir. Hakaret fiili hukuk düzeni karşısında haksız fiil teşkil etmekte, ceza hukuku bakımından da suç oluşturmaktadır (TCK m. 125).

Hakaret fiili, kişilik hakları içerisinde ‘şeref ve haysiyet’ olarak adlandırılan haklara haksız saldırı oluşturmaktadır. Bu haksız saldırı nedeniyle kişilik hakları zarar gören şahıs incinmekte, büyük üzüntü ve elem duymaktadır.

Kişilik hakları hakaret nedeniyle haksız saldırıya uğrayan kişinin hakları hukuk düzeni tarafından korunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 25. maddelerinde, kişilik haklarına hukuka aykırı biçimde saldırılan kimsenin, hâkimden saldırıda bulunanlara karşı koruma isteyebileceği belirtilmiştir. Bu anlamda saldırı tehlikesinin önlenmesine veya sürmekte olan saldırıya son verilmesine karar verilebileceği belirtilmiştir. Ayrıca saldırı sona ermesine rağmen, olumsuz etkilerinin devam etmesi durumunda, saldırının hukuka aykırılığının tespiti de istenebilmektedir.

Şeref ve haysiyete saldırı eylemleri yalnızca hakaret niteliğinde olmayabilir. Hakaret dışında, haksız iddia ve dedikodularda bulunulması, iftira eksik veya yanlış bilgiler ve haberler yapılması ya da bunları içeren yayınlarla haksız saldırılarda bulunulması söz konusu olabilir. Bütün bu tür fiiller de kişilik haklarını ihlal eden ve tazminat gerektiren haksız saldırılardandır.

Haksız saldırı nedeniyle uğranılan mağduriyetin giderilmesi veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayınlanması istemi de Türk Medeni Kanunu’nun 25/2. Maddesi uyarınca istenebilir.

Hakaret nedeniyle kişilik hakları haksız saldırıya uğrayan kişi, maddi ve manevi tazminat isteminde de bulunabilir. Bu tazminatın yasal dayanakları bir yandan MK 25/3.maddesi iken, diğer yandan Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesidir.

Konu ile ilgili Emsal Yargıtay Kararı

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E:2016/14832, K:2019/508 sayılı kararında;

‘..Davacı … tarafından, davalı … aleyhine 30/06/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmektedir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda 17/06/2016 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen bu karar ve tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

Dava, hakaret ve tehdit eylemleri nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm; davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının kendisine karşı hakaret ve tehditte bulunduğunu, ceza yargılaması sonunda mahkûmiyetine karar verildiğini belirterek, olay nedeniyle oluşan manevi zararının tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalı, davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, dosya kapsamına göre dava konusu eylemlerin sabit olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dava konusu olay nedeniyle davalı hakkında açılan kamu davası sonucunda hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verilmiştir. Verilen bu karar hukuk hâkimini bağlamamaktadır. Ancak dosyadaki deliller ile ceza yargılamasında toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalının, davacıya yönelik hakaret ve tehdit eylemlerinin sabit olduğu anlaşılmaktadır. Olayın oluş şekli de gözetilerek mahkemece davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Şu halde, mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.

Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06/02/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.’ denilmiştir.

Hakaret nedeniyle manevi tazminat konusunda daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Hakaret Nedeniyle Manevi Tazminat Davası

Müteahhidin İmalat Bedeli Alacağı

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi arsa payı devri taahhüdünü de içerdiğinden ya tarafların karşılıklı anlaşmaları ya da mahkeme kararı ile feshedilebilir.

Müteahhit fesihten önce, inşaatta bir kısım imalatlar gerçekleştirmiş olabilir. Sözleşmenin feshi durumunda yapılan imalatlar arsa sahibinin yararına ve yasal ise, bu takdirde müteahhidin imalatların bedelini isteme hakkı vardır.

Müteahhidin gerçekleştirdiği imalâtın bedeli, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshinin kesinleştiği tarihi itibariyle mahalli piyasa rayicine göre bilirkişiye hesaplattırılır. Eğer müteahhidin üçüncü kişiye sattığı bağımsız bölüm var ise bu bağımsız bölümlerin de aynı tarih itibariyle rayiç değerleri hesaplattırılarak bulunacak miktarın hesaplanan imalât bedelinden mahsup edilmek suretiyle varsa kalan miktarın müteahhide ödenmesi gerekir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin E:2015/9939, K:2017/3385 Sayılı Kararı

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ: …..Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine karar verilmiştir. Bu hükmün davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kâğıdı gönderilmiştir. Belli günde davacı … ile vekili Av. … ve davalılar vekili Av. …’in gelmiş olduğu görüldü. Duruşmaya başlanarak hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Tarafların İddia ve Savunmaları

Davacılar, davalı arsa sahipleri ile aralarındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin ileriye etkili olarak feshine karar verildiğini ileri sürerek yüklenici olarak gerçekleştirdikleri imalât bedelinin tahsiline ve manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.

Davalılar, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı

Mahkemece, manevi tazminat isteminin reddi ile imalat bedeline ilişkin davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. Bu karar, davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 09.03.2011 tarih ve E:2010/6687, K:2011/1423 sayılı ilamıyla bozulmuştur.

Yargıtay kararın gerekçesinde; “sair temyiz itirazlarının reddi ile önceki bilirkişiler dışında yeniden oluşturulacak, konusunda uzman bilirkişi kurulu marifetiyle gerekirse mahallinde yeniden keşif de yapılmak ve davalı arsa sahiplerinin itirazları da karşılanmak suretiyle davacı yükleniciler tarafından gerçekleştirilen imalâtın fesih kararının kesinleştiği 28.01.2002 tarihi itibariyle mahalli piyasa rayiçleriyle bedeli ile davacı yüklenicilerin sattığı bağımsız bölümlerin aynı tarih itibariyle rayiç değerleri denetime elverişli biçimde hesaplattırılarak bulunacak miktarın hesaplanan imalât bedelinden mahsup edilmek suretiyle varsa kalan miktarı, davacı yüklenicilerin önceki kararı temyiz etmemiş olmaları da göz önünde tutularak hüküm altına alınması gerektiğini” belirtmiştir.

Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yeni bir bilirkişi kurulu raporu düzenletmiştir. Sonuç olarak, taraflar arasındaki sözleşmenin fesih kararının kesinleştiği tarih olan 28.01.2002 tarihi itibariyle tüm-imalatın-rayiç-değerinin 850.509,71 TL olarak tespit edilmiştir. Davacı yüklenicilerin hissesine karşılık düşen bağımsız bölümlerin fesih kararının kesinleştiği 28.01.2002 tarihi itibariyle piyasa rayiçlerine göre satış bedellerinin de, 966.300,00 TL olarak belirlenmiştir. Bu durumda davacı yükleniciler tarafından yapılan imalatların bedelinden, yüklenicinin hesabına düşen taşınmazların satış bedellerinin mahsup edilmesinden sonra, 115.790,29 TL yüklenicilerin kazanç elde ettiklerinin tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

Yargıtay’ın Değerlendirmesi

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı doğrultusunda inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 22.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile ilgili daha fazla bilgi almak için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Müteahhidin İmalat Bedeli Alacağı

KVKK Eğitimi

KVKK Eğitimi

Or Hukuk ve Danışmanlık olarak Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında gereken danışmanlık ve eğitim hizmetini uzman kadromuz ile yerine getirmekteyiz.

Bu anlamda

  • Verbis sistemine kayıt
  • Veri envanteri hazırlanması
  • Önceki verilerin düzenlenmesi ve kanuna uyarlanması
  • Kişisel veri toplama politikasının belirlenmesi
  • Özel nitelikteki kişisel veri toplama politikasının belirlenmesi
  • Aydınlatma metni hazırlanması
  • Açık rıza metni hazırlanması
  • Farkındalık eğitimleri
  • İdari ve teknik tedbirlerin alınması
  • Sistem ve fiziksel güvenlik önlemlerinin oluşturulması
  • Kişisel verinin imha politikasının belirlenmesi
  • Özel nitelikteki kişisel verinin imha politikasının belirlenmesi
  • Denetimlerin yapılması

konularında KVKK eğitimi ve KVKK danışmanlığı hizmeti vermekteyiz.

Devamını Oku

Ceza Avukatı

Ankara Ceza avukatı, Or Hukuk olarak; ofisimiz suçun işlendiği ilk andan infaz aşamasına kadar vekil olarak siz müvekkilerinin yanındadır. Bu anlamda Emniyet / Jandarma, Savcılık, Sulh Ceza Hakimliği, Yargılama aşaması, istinaf, temyiz başvuru sürecini titizlikle takip etmekteyiz.. Kararın kesinleşmesinden sonra ise infaz hukuku ile ilgili olarak müvekkillerimize müdafii sıfatıyla hukuki destek sağlamaktayız. Ofisimiz suç mağduru olan müvekkillerine ise suç nedeniyle zarar gördükleri andan failin cezasının kesinleşmesine kadar müşteki vekili olarak her türlü hukuki yardımda bulunmaktadır.

Baktığımız Suçlar

Ofisimiz Ankara Ceza Avukatı olarak uzman Ceza Avukatları ile güçlü çözüm ortaklarına sahiptir. Bu anlamda uyuşturucu ticareti, kasten yaralama, hakaret, tehdit, şantaj, mala zarar verme, basit ve nitelikli hırsızlık, cinsel taciz, cinsel saldırı, dolandırıcılık, taksirle adam öldürme, taksirle yaralama, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin kaydedilmesi, vergi suçları ve birçok alanda müvekkillerine öngörülü ve profesyonel hukuki destek sağlanmaktadır. Kolluk ve savcılık ifadelerinde müvekkilleri ile birlikte hazır bulunan avukatlarımız, Sulh Ceza Hâkimliği sorgularına da iştirak etmekte, infaz hukukuna ilişkin başvuruları da yapmaktadırlar.

Ceza Davalarında Süreç

Ceza soruşturmaları ve kovuşturmaları, neticesi hapis cezası ile cezalandırılma sonucunu doğurabileceğinden dikkatli takip edilmesi gereken bir süreçtir. Res’en araştırma ilkesi gereğince suçun ortaya çıkarılmasında adli makamlar araştırmalarını talebe bağlı olmaksızın yaparlar. Bu ise müşteki, şüpheli veya sanığın süreçte etkin olmasına engel bir durum değildir. Or hukuk ceza avukatları bu süreçte müvekkilin lehine olabilecek hususlarda soruşturma ve kovuşturmalara etkin olarak dahil olmaktadırlar. Zira şüpheli veya sanığın cezalandırılmasında haksız tahrik, meşru müdafaa, suçun manevi unsuru (kast, taksir), maddi unsuru, kastın yoğunluğu, takdiri indirim nedeni, etkin pişmanlık, cezanın alt ve üst unsuru dikkate alınan hususlardır.

İlk derece mahkemesinin sanığı cezalandırılmasından sonra ise gerekli itiraz ve temyizlerin yapılması hayati bir konudur. Bu aşamada sürelerin kaçırılması halinde sanık hakkında ceza kesinleşir ve cezanın infazına başlanır. Bir başka hayati konu ise Yargıtay incelemesi için gönderilen temyiz dilekçesidir. CMK’nın 301. Maddesi uyarınca “Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.” Bu nedenle temyiz dilekçesinde herhangi bir hususun unutulması Yargıtay incelemesinde o hususun dikkate alınmamasına ve belki de sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının bozulacak iken onanması sonucunu doğuracaktır. Or Hukuk Ceza avukatı, suça ilişkin müvekkillerin bilgi verdiği andan kararın infaz aşamasına kadar çok titiz ve dikkatli bir çalışma ile müvekkillerini temsil etmektedirler.

Devamını Oku
Ceza Avukatı

Sağlık Tazminat Davalarında Bakıcı Ücretinin Hesaplanması

Sağlık tazminat davalarında bakıcı ücreti; sağlık idaresinin hatalı tıbbi uygulaması neticesinde ağır engelli konuma gelen, yatalak olan ve başkasının desteği olmaksızın günlük yaşam aktivitelerini yerine getiremeyecek hale gelen kişilerin bakımlarının üstlenilmesi nedeniyle zarar kalemi olarak ortaya çıkmaktadır. Biz bu çalışmamızda sağlık tazminat davalarında konuyu bakıcı ücreti yönüyle irdeleyeceğiz.

Sağlık tazminat davalarında Bedensel zararların kapsamı içine şunlar girmektedir:

  • Sağlık tedavi giderleri,
  • Çalışma iş gücünün azalması ve yok olması (işgücü kaybı, fonksiyon kaybı, efor kaybı),
  • Bakıcı ücreti,
  • Ekonomik geleceğin zorlaşması vs.

Sağlık idaresinin, tazminat kalemi olarak, bakıcı ücretini tazminle yükümlü tutulması mümkündür. Ancak, bu zarar kaleminin kesin olarak ortaya çıkmış, belirgin hale gelmiş olması ile mümkündür.

Kişinin isteği dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksikliklerle, çoğalma olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya çıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, idarenin tazminle yükümlü tutulmasına olanak bulunmamaktadır.

Bakıcı giderinin hesaplanmasında muhtemel yaşam süresi dikkate alınarak tazminat hesabı yapılmaktadır. Yerel İdare mahkemeleri bu hesaplamalara dayalı olarak belirlenen toplu tazminat miktarları üzerinden tazminata karar vermektedirler. Yine idare mahkemeleri kararları uyarınca ilgililere idareler tazminatları ödenmektedir.

Tazminatın toplu olarak ödenmesiyle birlikte bakıma muhtaç kişinin hesaplanan muhtemel yaşam süresinden daha erken bir tarihte vefatı tespiti edilebilir. Bu durumda temyiz aşamasında veya ilerleyen aşamada idare aleyhine bir sebepsiz zenginleşme ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle sağlık idaresince de ödenen tazminatlar yasal faiziyle birlikte geri istendiğinde mirasçılar açısından zor durumlar ortaya çıkabilmektedir.

Danıştay’ın Belirlediği İlke Kararlar

Bu türden bir sorunlara yol açılmaması açısından, Danıştay 15. Dairesi 01.06.2016 tarihli büyük heyetince bazı ilke kararlar almıştır. Bu kararlar bakıcı ücret giderine ilişkin maddi tazminat kaleminin hesaplanmasında, uygulanacak faiz ve vekalet ücretlerinde önemlidir. Bu ilke kararlar şunlardır:

1- Bakımı üstlenilen ağır engelli hastanın hayatta olduğunun belgelendirildiği sürece bakıcı giderlerinin ödenmesine karar verilmesi,

2- Ödemenin her takvim yılı başında yıllık peşin olarak yapılması,

3- Bakımı üstlenilen ağır engelli hastanın bakıcı giderine ilişkin maddi tazminat tutarının, aylık brüt asgari ücret üzerinden hesaplanması,

4- Anılan bu kriter üzerinden yapılacak hesaplamada, olay tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar olan kısmın ayrıca hesaplanması. Bu zaman aralığına tekabül eden tazminat tutarının yasal faiziyle birlikte tazminat olarak ödenmesine hükmedilmesi. Bu kısım açısından nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi,

5- Dava süresince ve daha sonraki yıllar için yapılacak bakıcı gideri tazminat hesaplamasının, ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden yapılmasına. Ağır engelli kişinin yaşadığını belgelendirilmek kaydıyla her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına. Bu kısım açısından maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Emsal Bazı Kararlar

Danıştay 15. Dairesi 28.09.2016 tarih ve E:2016/2483, K:2016/4672 sayılı kararında; “İdare Mahkemesince belirtilen kriterler dikkate alınarak bakıcı giderine ilişkin tazminatın yeniden dönemsel olarak hesaplatılarak karara bağlanması ve buna ilişkin vekalet ücretinin de açıklanan şekilde ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yolunda karar verilmiştir.

Öte yandan aynı kararda hükmedilen tazminat miktarına uygulanacak Faiz yönünden ise davada arttırılan tazminat miktarı bakımından, 24.02.2014 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, arttırılan tazminat miktarına, dava tarihi olan 20.10.2005 tarihinden itibaren faiz yürütülmesini de hukuka aykırı bulunmuştur.

Yine örnek bir başka olayda, Danıştay 15. Dairesi 20.02.2013 tarih ve E:2013/149, K:2013/1397 sayılı kararında şöyle denilmektedir:

“Sağlık idaresinin ağır hizmet kusuru nedeniyle kişi %92 oranında işgücü kaybına uğramıştır. Bu durumdaki bir kişinin hayatını tek başına idame ettirmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle sağlık idaresine karşı tazminat davası açan davacıya asgari ücret üzerinden hesaplattırılacak maddi tazminatın bakıcı ücreti olarak ödenmesi gerekmektedir.

Tıbbi uygulamalardan kaynaklandığı iddiasıyla zarar görenler tarafından açılan sağlık tazminat davaları yerel idare mahkemelerince karara bağlanmaktadır. Sonrasında temyiz incelemesi ise önceden Danıştay 15. Dairesi tarafından yapılmaktaydı. Ancak daha sonra Danıştay Daireleri arasında kapatılan daireler olmuştur. Danıştay Başkanlık Kurulu’nun 07/03/2019 tarih, 2019/25 sayılı kararı ile 15. Daire kapatılmıştır. Sağlık tazminat davalarının temyiz incelemesi artık Danıştay 10. Dairesi tarafından yapılacağından görüş farklılıkları olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.

Sağlık tazminat davalarında tarafların gerekli idari başvuruları etkin ve süresinde yapmaları ve dava açma sürelerini kaçırmamaları önemlidir. Ayrıca dava sonunda Sağlık tazminat davalarından kaynaklı tüm tazminat haklarını da tam olarak kazanabilmesi için profesyonel hukuki yardımdan faydalanmaları gerekmektedir.

Hukuk ve Danışmanlık Ofisimiz, Sağlık Tazminat Davaları alanında uzman avukatlar ve güçlü iş ve çözüm ortakları ile birlikte çalışmaktadır.

Sağlık tazminat davaları ve bakıcı ücreti konusunda daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Sağlık Tazminat Davalarında Bakıcı Ücretinin Hesaplanması

Yüklenicinin Ayıp Nedeniyle Sorumluluğu-Eser Sözleşmesi

Eser sözleşmesi ilişkilerinde yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumluluğunun bazı koşulları vardır.

1)Yüklenicinin Ayıp Nedeniyle Sorumluluğunun Koşulları

a)Genel Olarak

Eser sözleşmesi ilişkilerinde ayıp, sözleşme ve ekleri ile iş sahibinin beklediği amaca göre eserde olması gereken bazı niteliklerin bulunmamasıdır. Ya da olmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.

Eksik iş ve ayıplı iş birbirinden farklı kavramlar olup, sonuçları da farklıdır. Bu nedenle yapılan eserdeki bildirilen kusurların eksik mi, ayıplı iş mi olduğunun öncelikle belirlenmesi gerekir. Bu belirlendikten sonra tabi olduğu hukuki sonuçların buna göre uygulanması gerekir.

TBK’nun 475. maddesinde ayıp halinde sahibinin hakları gösterilmiştir. Söz konusu maddede sayılan seçimlik hakların yanında iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat hakkının da bulunduğu kabul edilmektedir.

Yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi gerekir.

b)Eserin Teslim Edilmiş Olması Gerekir

Eseri tamamlayıp teslim etmek yüklenicinin ana borçlarından biridir. Tamamlanmamış ve teslim edilmemiş eserle ilgili yüklenicinin ayıba karşı sorumlulukları doğmaz. Eserin tesliminden sonra ayıplarla ilgili muayene ve ihbarda bulunma yükümlülüğü getirilmiştir. Buradan yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumluluğu için öncelikle eserin teslim edilmiş olması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Eserin teslim edildiğinin ispatı da yükleniciye aittir.

c)Teslim Edilen Eserin Ayıplı Olması Gerekir

Eserin ayıplı yapılmış olması sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Ayıplar açık ve gizli olabileceği gibi maddi ve hukuki ayıp şeklinde de olabilir.

Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra makul süre içerisinde yapılan kontrol ve muayene sonucu görülüp tespit edilebilecek ayıplardır.

Gizli ayıplar ise, basit bir kontrol ve muayene ile ortaya çıkmayıp kullanılmaya başlamasından sonra ortaya çıkan ayıplardır.

Maddi ayıplar, açık veya gizli olsun; ortaya çıkan, gözle görülen ve duyu organları ile hissedilen ayıplardır. Bunun dışında gözle görülmeyen ancak yapılmamış olması nedeniyle karşı tarafça fark edilen ayıplar da bulunmaktadır. Örneğin projenin onaylatılmaması, iskan belgesinin alınmaması gibi. Maddi ve hukuki ayıplar da açık ve gizli ayıplar gibi yükleniciye ihbarı gereken ayıplardır.

d)Ayıbın İş Sahibinden Kaynaklanmış Olmaması

TBK’nun 476. maddesinde ‘Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, iş sahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple iş sahibine yüklenebilecek olursa iş sahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz’ şeklinde düzenleme getirilmiştir. Ayıbın iş sahibinden kaynaklanması, onun verdiği talimat veya iş sahibine yüklenebilecek bir nedenden doğmuş olması halinde iş sahibi ayıptan kaynaklanan seçimlik haklarını kullanamaz.

Ayıbın, iş sahibinin verdiği talimatın uygulanması sonucu ortaya çıkması halinde iş sahibi kusurlu olur. Ancak burada yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumlu olabilmesi için talimatın doğru olmadığını kanıtlaması gerekir. Ek olarak talimatın yerine getirilmesi halinde eserin ayıplı yapılacağı konusunda iş sahibini açıkça ve sonucunu açıklayarak uyarmış olması ve bunu kanıtlamış olması gerekir.

Yine ayıptan iş sahibine yüklenebilecek herhangi bir sebeple ortaya çıkması halinde de, iş sahibinin verdiği malzemenin iyi cinsten olmaması, gösterdiği arsanın ayıplı olması gibi durumlarda, yüklenici iş sahibini açıkça ve sonuçlarını da ortaya koyacak biçimde uyarmalı, bunu kanıtlaması ve iş sahibinin işin belirtilen yerde, verilen ve temin edilen malzemelerle yapımı konusunda ısrar etmiş olması halinde doğacak ayıptan sorumlu olmaz.

e)Eseri Muayene ve İhbar Yükümlülüğü

TBK’nun 474/1. maddesinde bu yükümlülük ‘İş sahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır’ şeklinde ifade edilmiştir.

Bilindiği gibi açık ayıp, meydana gelen eserde basit bir muayene ile ve çıplak gözle görülüp tespit edilen ayıplardır. Açık ayıplarda iş sahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre eseri gözden geçirmesi gerekir. Varsa açık ayıpları tespit ve varsa ayıpları uygun süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır.

Muayene ve gözden geçirmeyi taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin mahkeme aracılığıyla bilirkişi raporu ile tespit ettirip belirleyebilir.

Açık ayıplarda iş sahibi muayene ve ihbar yükümlülüğünü ihmal ederse TBK’nun 472/2. maddesine göre eseri kabul etmiş sayılır. Bu durumda yüklenici açık ayıplarla ilgili sorumluluktan kurtulur.

Gizli ayıp ise, eserde basit bir muayene ile tespit edilemeyen, çıplak gözle görülüp saptanamayan, kullanım sırasında ortaya çıkan veya kullanım sırasında gelişen durum nedeniyle ortaya çıkan ayıplardır. Bu ayıplarla ilgili TBK’nun 474/1maddesindeki makul sürede muayene ve ihbar yükümlülüğüne ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. Ancak 474/3. maddesi hükmü gereğince eserdeki ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde iş sahibinin gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorunda olduğu, bildirmezse eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı belirtilmek suretiyle gizli ayıplar yönünden de iş sahibine ortaya çıkar çıkmaz gecikmeksizin yükleniciye ayıbı ihbar etmek yükümlülüğü getirilmiştir.

Açık ve Gizli Ayıpların İhbar Şekli

TBK da açık ve gizli ayıpların yükleniciye ihbarı şekli ile ilgili bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar ise de, hukuki işlem değil, maddi vakıa olduğundan eser sözleşmelerinde aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmamışsa taraflar tacir olsa dahi ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanacağı Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir.

Ayıbın varlığı ve ihbarı mahkemenin kendiliğinden göz önünde tutacağı bir itiraz niteliğinde değildir. Taraflarca usulünce ileri sürülmesi halinde değerlendirilebilecek defi vasfındadır. Bu nedenle taraflarca süresi içinde usulüne uygun ileri sürülmedikçe eserin ayıplı olup-olmadığı, ihbarın süresinde yapılıp-yapılmadığı mahkeme tarafından kendiliğinden gözönünde tutulamaz.

Kural olarak ayıplı imalatta, iş sahibinin açık ayıplar yüzünden muayene ve ihbar, gizli ayıplarla ilgili gecikmeksizin ihbar yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak sözleşmede yüklenici yaptığı iş ve meydana getirdiği eserle ilgili ayıplar yönünden garanti vermiş olabilir. Garanti süresince tespit ettiği ayıplarla ilgili iş sahibi ayrıca ihbarda bulunmak zorunda kalmaksızın zamanaşımı süresi içinde ayıptan doğan haklarını kullanabilir.

f)Eserin Açık Ya Da Örtülü Olarak Kabul Edilmemiş Olması

TBK’nun 477. maddesinde; ‘Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder.

İş sahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, eseri kabul etmiş sayılır.

Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa iş sahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır’ denilmiştir.

Eserin teslimi ve kabulü ayrı kavramlardır. Eserin teslimi menkul taşınırın iş sahibine verilmesini ifade eder. Taşınmazlarda ise zilyetliğin devri ya da iş sahibinin onun kullanımına engel olan koşulları ortadan kaldırmasıdır. Taşınır ya da taşınmaz eserlerde teslimle yüklenici işi ifa etmiş olur. Ancak sözleşmeden doğan sorumluluklarından kurtulmuş sayılmaz. Yüklenicinin sorumluluktan kurtulması, teslim edilen eserin açık veya örtülü kabulü ile olur. Gizli ayıplarla ilgili sorumluluk teslimden sonra açık veya örtülü kabule rağmen devam eder. Yüklenicinin gizli ayıplarla ilgili sorumluluğunun ortaya çıkması üzerine gecikmeksizin kendisine bildirilmesine kadar devam edecek, gizli ayıplarda da gecikmeksizin bildirmeme halinde eser iş sahibince kabul edilmiş sayılacağından yüklenici gizli ayıplardan dolayı olan sorumluluktan da kurtulacaktır.

Eser sözleşmesi ilişkilerinde yüklenicinin ayıp nedeniyle sorumluluğu konusunda daha fazla bilgi almak için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Yüklenicinin Ayıp Nedeniyle Sorumluluğu-Eser Sözleşmesi

Vasiyetname, Geçerlilik Koşulları ve Türleri

Vasiyet, resmi şekilde veye miras bırakanın el yazısı ile ya da sözlü olarak yapılabilir. (TMK md. 531 )

Vasiyetname; miras bırakanın tek taraflı iradesine dayanan, kimseye yöneltilmesine gerekmeyen ölüme bağlı düşünce ve istemlerini açıkladığı bir hukuki muameledir.

Vasiyetname yapma ehliyeti, vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşını bitirmiş olmak gerekir (TMK md. 502). Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmazlar. Ancak miras bırakanın ölümünden sonra açılan davalar ile iptal ettirilebilir.

Resmi Vasiyetname

İki tanığın katılması ile resmi memur tarafından düzenlenir.

Resmi memur, sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli olabilir.(TMK md.532)

Miras bırakan arzularını resmi memura bildirir. Bunu sözlü yapabileceği gibi el veya makine yazısı ile de verebilir, sözlü beyan yazdırılır okunması için verilir, okunur vasiyetçi imzalar, memur vasiyetnameye tarih koyarak imzalar. (TMK md 533 )

Hemen sonra vasiyetnameyi okuduğunu bunun son arzularını içerdiğini memurun huzurunda iki tanığa beyan eder içeriğin tanıklara bildirilmesi zorunlu değildir.

Vasiyetçi okuma yazma bilmiyorsa memur vasiyetnameyi iki tanık huzurunda okur bunun üzerine vasiyetçi vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini söyler. (TMK md 535)

Tanıklar bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve vasiyetçiyi ehil gördüklerine dair beyanları yazarak veya yazdırılarak altını imzalarlar.

Memur ve tanıkların TMK md 536’nın aradığı şartları taşımaları gerekir.

El Yazılı Vasiyetname

Yapıldığı yıl, ay gün gösterilerek başından sonuna kadar vasiyetçinin el yazısı ile yazılmış ve imzalanmış olması zorunludur.

Vasiyetname saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hakimine veya yetkili memura bırakılabilir. ( TMK md 538)

Sözlü Vasiyet

Vasiyetçi olağan üstü durumlar (TMK md 539) yüzünden vasiyetname yapamıyorsa sözlü vasiyet yoluna başvurur.

Vasiyetçi tarafından görevlendirilen tanıklardan biri, beyan edilen son arzuları yer yıl ay ve gün belirterek hemen yazar imzalar. Diğer tarafa da imzalatır zaman geçirmeksizin sulh veya asliye mahkemesine verirler (TMK md 540.)

Vasiyetçi için sonradan diğer şekiller bakımından vasiyetname yapma imkânı doğarsa bu tarih üzerinden bir ay geçerse sözlü vasiyetname hükümden düşer. ( TMK md 541.)

Vasiyetnamenin Tevdi Edilmesi ve Açılması ve Vasiyetname İle İlgili İşlemler

Vasiyetçinin ölümünden sonra ele geçen vasiyetnamesinin geçerli olup olmadığına bakılmaksızın hemen Sulh hâkimine teslim edilmesi sorunludur.

Sulh hâkimi geçerli olup olmadığına bakmaksızın teslimden itibaren bir ay içerisinde açılır, okunur. Bilinen mirasçılar ve diğer ilgililer vasiyetnamenin açılması sırasında diledikleri taktirde hazır bulunmak üzere çağrılır. ( TMK md 595,596)

Açılıp okunan vasiyetnamenin bir örneği ilgililere tebliğ edilir (TMK md 597 )

Vasiyetnamenin Geçersizliği

Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir:

  1. Tasarruf miras bırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,
  2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,
  3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise,
  4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.

Vasiyet hukuku ile ilgili işlemlerin teknik ve hukuki bilgileri gerektirmesi ve mirasçıların herhangi bir hak kaybı yaşamaması için profesyonel hukuki yardımdan faydalanmaları gerekmektedir.

Devamını Oku
Vasiyetname, Geçerlilik Koşulları ve Türleri

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı-Yargıtay Kararı

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı-Emsal Yargıtay Kararı

Özet: Dava, kasten adam öldürme nedeniyle maddi ve manevi tazminat ve destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, mirasçılardan birinin desteğe ihtiyacı olmadığı, tazminat hesabının dosya içeriğine uymadığı; bu nedenle yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği ve haksız fiilin haksız tahrik altında işlendiği hususlarının gözönüne alınarak yeniden bir karar verilmesi gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin E:2017/4993, K:2018/506 Sayılı Kararı

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ: …..Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar … vekili Avukat … tarafından, 03/02/2010 tarihli dilekçeyle kasten adam öldürmeden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istenmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu karar davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

Dava, kasten adam öldürme nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Tarafların İddia ve Savunmaları

Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi … ve …’ın davalılar tarafından kasten öldürüldüğünü haklarında kamu davası açıldığını belirtmektedir. Bu nedenle kasten öldürme nedeniyle ortaya çıkan maddi ve manevi zararlarının tazmini isteminde bulunmuştur.

Davalılar vekili, davacıların destekten yoksun kalma tazminatını talep hakları olmadığını, eylemin haksız tahrik altında gerçekleştirildiğini belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı

Mahkemece, destekten yoksun kalma tazminatının; bilirkişi raporu esas alınarak davacılar … ve …’in müteveffa …’in vefatından dolayı, davacı …’ın ise eşi …’ın vefatından dolayı destekten yoksun kaldıkları gerekçesiyle davacı … yönünden kısmen kabulüne, diğer davacılar yönünden ise kabulüne karar verilmiş, manevi tazminat istemlerinin de tüm davacılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.

Yargıtay’ın Değerlendirmesi

Davacılardan … (…) destek …’ın kızıdır. 1977 doğumlu olup olay tarihi itibariyle 28 yaşındadır. Hesap bilirkişi raporunda evlendiği tarih olan 02/01/2009 tarihine kadar babasının desteğinden yararlanacağı kabul edilerek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmıştır. Mahkemece bu rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir. Oysa olay tarihinde 28 yaşında olan davacı … …’in(…) yaşı itibariyle anne babasının desteğine ihtiyaç duymadan hayatını devam ettirmesi asıldır. Adı geçen davacının çalışmasını engelleyen bir özrü veya sağlık problemi olduğu konusunda herhangi bir iddia ve delil de bulunmamaktadır. O halde olağan destek yaşını geçmiş olan adı geçen davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamıştır. Bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.

Davacılardan … ve …’ın destekten yoksun kalma tazminatı yönünden ise, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan tazminat hesabının dosya içeriğine uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu hususta konusunda uzman aktüerya bilirkişiden yeniden rapor alınarak, buna göre karar verilmesi gerekir.

Ceza mahkemesinin maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin mahkûmiyet kararı hukuk hâkimi yönünden bağlayıcı olup, taraflar yönünden kesin delil niteliği taşır. …1.Ağır Ceza Mahkemesinin E:2004/343, K:2006/305 sayılı ilamıyla sanık davalıların mütevaffa …’e yönelik eylemlerini haksız tahrikle gerçekleştirdikleri gerekçesiyle ceza indirimi yapılmıştır. Şu halde; davalıların müteveffa …’e yönelik eylemini haksız tahrik altında gerçekleştirdiği ceza dosyasında maddi vakıa olarak belirlenmiştir. Hukuk hâkimi de bu tespit ile bağlıdır. … mirasçıları davacılar … ve … (…) yararına hükmedilen manevi tazminat yönünden de matematiksel oranda olmamak üzere uygun bir indirim yapılması gerekirken manevi tazminat isteminin tümden kabulü usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç

Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyize konu davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 05.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Destekten Yoksun Kalma ile ilgili daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.

Devamını Oku
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı-Yargıtay Kararı

KVKK Eğitimi

KVKK Eğitimi

Or Hukuk ve Danışmanlık olarak Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında gereken danışmanlık ve eğitim hizmetini uzman kadromuz ile yerine getirmekteyiz.

Bu anlamda

  • Verbis sistemine kayıt
  • Veri envanteri hazırlanması
  • Önceki verilerin düzenlenmesi ve kanuna uyarlanması
  • Kişisel veri toplama politikasının belirlenmesi
  • Özel nitelikteki kişisel veri toplama politikasının belirlenmesi
  • Aydınlatma metni hazırlanması
  • Açık rıza metni hazırlanması
  • Farkındalık eğitimleri
  • İdari ve teknik tedbirlerin alınması
  • Sistem ve fiziksel güvenlik önlemlerinin oluşturulması
  • Kişisel verinin imha politikasının belirlenmesi
  • Özel nitelikteki kişisel verinin imha politikasının belirlenmesi
  • Denetimlerin yapılması

konularında KVKK eğitimi ve KVKK danışmanlığı hizmeti vermekteyiz.

Devamını Oku
KVKK Eğitimi