Hakkında
Ofisimizde alanında uzman avukatlar ve güçlü iş ve çözüm ortakları ile müvekkillerimizin yararına olacak şekilde evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde öncü, örnek ve referans gösterilen çalışmalar yapılmaktadır. Web sayfamız üzerinde hakkımızda daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. https://or.av.tr
  • Avukat
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir Ankara
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Google AdSense Sistemi Üzerinden Elde Edilen Gelirlerin Vergilendirilmesi

Google gelirlerinin vergilendirilmesi, Google reklam gelirlerinin vergilendirilmesi ile Google Adsense sistemi üzerinden elde edilen gelirlerle ilgili olarak son günlerde vergi incelemeleri yapıldığını ve vatandaşlar adına gelir vergisi, gelir geçici vergisi ve katma değer vergisi tarhiyatları salındığını duymaktayız.

Peki, alınan bu vergi ve cezalar hukuki midir? Yasal dayanağı nedir? Böyle bir vergi ve cezayla karşılaşıldığında neler yapılmalıdır? Yazımızda bu hususlar üzerinde durmaya çalışacağız.

a)Genel Olarak Google Adsense sistemi nedir? Nasıl çalışır?

Google AdSense, Google tarafından geliştirilen üst düzey bir reklam ağıdır. Kullanıcıların Adwords ile verdikleri reklamların Admob, Youtube, web siteleri gibi platformlarda gösterilmesine aracılık eder. Google üzerinden reklam vermek isteyen kişi veya kurumlar, Adwords’e kayıt olduktan sonra kendi belirledikleri bütçe ve anahtar kelimelerle reklamlarını yayımlatabilirler. Google AdSense yayıncılara, sundukları online içerik üzerinden para kazanabilecekleri bir yol sunar. Google daha sonra reklam türüne bağlı olarak reklamlara yapılan kullanıcı tıklamalarına veya reklam gösterimlerine göre reklamlar için ödeme yapar.

Google AdSense yoluyla kazanç elde etmek için Google AdSense hesabı oluşturmak gerekmektedir. AdSense hesabı oluşturulduktan sonra para kazanmak için bu hesabın etkinleştirilmesi gerekir. AdSense hesabı tamamen etkinleştirildiğinde reklam ayarları yapılandırılır ve para kazanmaya başlanılır.

Google AdSense ödeme döngüsü aylıktır. Ay boyunca tahmini kazançlar tahakkuk eder, takip eden aybaşında kazançlar kesinleşir ve ödeme sayfasındaki bakiyeye eklenir. Bakiye ödeme eşiğini aşarsa ve herhangi bir ödeme bekletmesi yoksa ödeme ayın 21’i ile 26’sı arasında yapılır. Söz konusu ödemeler genel itibariyle Google İreland Limited firması tarafından Citibank’ta bulunan hesabı üzerinden gönderilmektedir. (https://support.google.com/AdSense)

b) Google Adsense sisteminden elde edilen gelirler gelir vergisine konu olur mu?

Google Adsense sisteminden elde edilen gelirin vergiye tabi olabilmesi için arızi değil, sürekli olması gerekir. Kural olarak arızi şekilde elde edilen kazançlar vergiye tabi değildir. Bir kazancın arızi olup olmadığı ise, kazancın elde edilmesi sayısı ile ilgilidir. Sıklıkla, birden fazla şekilde, sürekli olarak bir kazanç elde edilme durumu varsa bu arızi olmaktan çıkar ve vergiye tabi olur.

Şayet sürekli ise bu kazancın hangi gelir unsuruna (ticari, sınai, serbest meslek faaliyeti vb.) girdiğine baktığımızda özelgelerde genellikle ticari kazanca sokulduğunu görmekteyiz.

Pekala ticari kazanç nedir?

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37’nci maddesinde, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir.

Ticari faaliyet, bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir.

Ancak bir faaliyetin “ticari faaliyet” sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda yer verilen tanım bağlamında somut olaya bakıldığında, emek-sermaye organizasyonuna dayanan, kazanç elde etme gayesi bulunan ve süreklilik arz edecek şekilde internet üzerinden Google Adsense sistemi ile gelir elde edildiği dikkat alındığında bu faaliyetin bir ticari faaliyet olduğu söylenebilir.

Bu nedenle, Google Adsense sistemi üzerinden süreklilik arz edecek şekilde gelir elde eden vatandaşların adlarına gelir vergisi mükellefiyeti tesis ettirerek bu kazançlarını beyanname ile bildirip vergilerini ödemeleri gerekir.

c) Google Adsense sistemi üzerinden elde ettiği geliri kayıt ve beyan dışı bırakan vatandaşlar ne ile karşılaşabilir?

Beyan yükümlülüğüne uymayan vatandaşlar adına vergi müfettişlerinin hazırlayacağı raporlar veya takdir komisyonu kararları üzerine cezalı vergi tarhiyatları yapılabilir. Ancak, bu cezalı tarhiyatlar yapılırken gerçek gelirin vergilendirilmesinin amaçlanması gerekir. Bunun için de elde edilen gelirler yanında, bu gelirlerin elde edilmesi için katlanılan maliyet-giderlerin araştırılarak doğru bir şekilde hesaplanması gerekir.

Ancak, uygulamada gerçek giderin araştırılması yerine varsayıma dayalı olarak gelirin belli bir oranının(genellikle %50’ si) gider olarak dikkate alındığını görmekteyiz. Bu durum gerçek gelirin vergilendirilmesi ilkesine aykırıdır.

Böyle bir durumla karşılaşan vatandaşların bu durumu Vergi Mahkemesi önüne taşıyarak sonuç almaları mümkündür.

d) Peki Google Adsense sistemi üzerinden elde edilen kazançlar katma değer vergisine konu olabilir mi?

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisinin konusuna girmektedir.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde ortada ticari faaliyet kapsamında bir hizmet teslimi bulunduğu açıktır. Peki, bu hizmet tesliminden nerede yararlanılmaktadır? Daha doğru ifade ile Türkiye’de mi yararlanılmaktadır? Bu sorunun cevabı verilen hizmetin katma değer vergisine tabi olup olmayacağını belirlemektedir.

Şayet verilen hizmetten Türkiye’de yararlanılıyorsa, yani verilen reklamlar Türkiye’ye özgü reklamlarsa, içerik Türkçe ise bu hizmet teslimi katma değer vergisine tabi olacak, değilse tabi olmayacaktır.

Öte yandan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11/1-a maddesinde, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetlerin vergiden istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.

Anılan hükümden de anlaşılacağı üzere, yurt dışındaki müşteriler için verilen hizmetler, bu manada yurt dışındaki kişiler için verilen reklam hizmetleri de katma değer vergisinden istisna tutulacaktır.

e) Google Adsense sistemi üzerinden gelir elde eden kişilerin varlık barışından yararlanmaları adlarına vergi tarhiyatı yapılmasını engeller mi?

Bu konuda akla gelen sorulardan biri de Google Adsense sistemi üzerinden gelir elde eden kişilerin varlık barışından yararlanmalarının adlarına vergi tarhiyatı yapılmasını engelleyip engellemeyeceğidir.

7186 sayılı Gelir Vergisi ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2. maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen Geçici 90. madde ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların 31/12/2019 tarihine kadar vergi dairelerine beyan edilebileceği, beyan edilen söz konusu varlıkların 31/12/2019 tarihine kadar, dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın kanuni defterlere kaydedilebileceği, vergi dairelerine beyan edilen varlıkların değeri üzerinden % 1 oranında vergi tarh edileceği ve bu verginin de tarhiyatın yapıldığı ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Yine aynı maddenin devamında da madde kapsamında bildirilen/beyan edilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatının yapılmayacağı belirtilmiştir.

 Yukarıda yer verilen yasal düzenlemede Türkiye’de bulunan, ancak yasal defter ve belgelerde kayıtlı olmayan varlıkların, Kanun’da belirtilen tarihe kadar defterlere kaydedilip beyan edilerek %1 oranında verginin ödenmesi şartıyla bu varlıklar nedeniyle hiçbir şekilde vergi incelemesi ve tarhiyatı yapılamayacağı belirtilmiştir.

Bu açık düzenleme karşısında somut olay değerlendirildiğinde, Google Adsense sistemi üzerinden yurt dışı kaynaklı olarak elde edilen kayıt dışı gelirlerin (paranın), yasal defterlere kaydedilip beyan edilip vergisi ödendikten sonra, bildirilen bu parayla ilgili olarak hiçbir şekilde vergi incelemesi ve tarhiyatı yapılamayacağı görüşündeyiz.

Görüşümüz doğrultusunda konuyla ilgili olarak mükellefler lehine verilmiş vergi yargısı kararları da mevcuttur.

f) Sonuç olarak;

Google gelirlerinin vergilendirilmesi, Google reklam gelirlerinin vergilendirilmesi ile Google Adsense sistemi üzerinden süreklilik arz edecek şekilde gelir elde edilmesi durumu söz konusu ise, bu gelirle ilgili vergi mükellefiyeti tesis ettirilip, bu gelirin kayıt ve beyanlara yansıtılması gereklidir.

Yine aynı şekilde verilen hizmetten Türkiye’de yararlanılma durumu söz konusu ise katma değer vergisi mükellefiyeti de tesis ettirilmesi gereklidir. Şayet verilen hizmet yurt dışındaki müşterilere yönelik ise katma değer vergisinden istisna olacağı için katma değer vergisi mükellefiyeti tesisine gerek yoktur. Buna rağmen, mükellefiyet tesis ettirilip cezalı tarhiyatlarla muhatap olunursa olayın Vergi Mahkemesi’ne taşınarak olumlu sonuç alınması mümkündür.

Diğer taraftan, anılan sistem üzerinden elde edilen gelir kayıt ve beyan dışı bırakılmış ve bu nedenle cezalı tarhiyatlarla karşılaşılmışsa da, bu tek başına yapılan cezalı tarhiyatların doğru olduğunu göstermez.

Bu durumda cezalı tarhiyata ilişkin vergi inceleme raporunu tetkik edilip gelir ve giderlerin nasıl hesaplandığına bakılmalı ve doğru argümanlarla konu Vergi Mahkemesi önüne taşınmalıdır.

Daha önce de defaatle belirttiğimiz üzere, vergi yargısı özel bir yargı alanıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu yanında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda da usule ilişkin özel düzenlemeler mevcuttur. Vergi tekniği bilgisi yanında vergi hukuku bilgisi de gerektirir. Bu nedenle vergi yargısına taşınacak davaların alanınca uzman vergi hukukçuları tarafından yürütülmesi olumlu sonuç alabilmek açısından elzemdir.

Devamını Oku
Google AdSense Sistemi Üzerinden Elde Edilen Gelirlerin Vergilendirilmesi

Araç Değer Kaybı

Meydana gelen bir kaza sonrası aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa değeri ile kaza meydana geldikten ve tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki farka araç değer kaybı denmektedir.

Kaza sonrasında hasar gören aracınızı en orijinal parçalar ile aslına uygun olarak tamirini gerçekleştirseniz bile bu hasar geçmişi kayıtlara geçecektir ve aracınızın ikinci el piyasasında talep edilebilirliği eskiye nazaran azalacaktır.

Söz konusu haksız fiilinden kaynaklı araç değer kaybı zararının giderilmesi için kusursuz veya daha az kusuru olan taraf kendisinden daha çok kusurlu veya tam kusurlu olan tarafa (ya da sigortacısına)talepte bulunabilecektir.

Değer Kaybını Talep Edilmek İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?

Değer kaybı tazminatı kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde talep edilmelidir. Alacağınızın zamanaşımına uğramasına fırsat vermeden en kısa zamanda zararınızın giderilmesini talep ederek zamanaşımı süresinin kesilmesini sağlamalısınız. Aksi halde hak kaybına uğramanız kuvvetle muhtemel olacaktır.

Araçta hasar gören bölge daha önceden hasara uğramamış ya da yenileme işlemine tabi tutulmamış olmalıdır. Aksi halde değer kaybı alınamamaktadır.

Mini onarım ile giderilebilen basit kaporta, plastik tampon/parça onarımları, cam, radyo/teyp, lastik, hava yastığı, jant, mekanik, elektrik, elektronik ve döşeme aksamı hasarları değer kaybı teminatı kapsamı dışında kalmaktadır.

Ağır hasar kaydına sahip olan çekme ve/ya hurda belgeli araçlarda meydana gelen hasarlarda değer kaybı alınmamaktadır.

Kısa süreli kiralık araçlar, taksi, dolmuş, test aracı, koleksiyon ve antika sayılan araçlardaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri ve tekerlekli/paletli ve zırhlı toplumsal müdahale araçları, belediye otobüsleri, yol süpürme araçları, itfaiye araçlarındaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri teminat kapsamı dışında kalmaktadır.

Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar teminat dışında kalmaktadır.

Aracın kilometresi 165.000 üzerinde ise değer kaybı tazminatı alınamayacaktır.

Kazada tamamen kusurlu ya da diğer sürücüye nazaran daha kusurlu olan taraftan değer kaybı zararı talep edilebilecektir.

Aracınız kazaya karışmışsa hak kaybına uğramamak adına bir an önce sigorta şirketine başvuruda bulunmanız gerekmektedir. Zira sigorta şirketleri aracın kaza sebebi ile uğradığı değer kaybı ile ilgili tazminatları araç sahipleri tarafından talep olmadığı müddetçe ödemekten kaçınmaktadır. Bu sebeple değer kaybı alanında uzman bir avukat desteği ile konumu itibariyle güçlü olan sigorta şirketlerine karşı işlemlerinizi takip ettirerek hak kaybına uğramanızın önüne geçebilirsiniz.

Araç Değer Kaybı Hesaplama Nasıl Yapılır?

Araç değer kaybı hesaplaması 01.06.2015 yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve eklerinde yer alan yöntemler aracılığıyla hesaplanmaktadır.  Ayrıca bu hesaplamaya etki eden bazı faktörler bulunmaktadır.

  • Aracın kilometresi
  • Marka ve model bilgisi
  • Hasar geçmişi ve niteliği
  • Kusur durumu
  • Üretim yılı
  • Trafiğe çıkış tarihi
  • Aracın pazar değeri bu faktörlerden sadece bir kaçıdır.

Araç Değer Kaybı Davası İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?

Değer kaybı tazminatı kaza tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde talep edilmelidir. Alacağınızın zamanaşımına uğramasına fırsat vermeden en kısa zamanda zararınızın giderilmesini talep ederek zamanaşımı süresinin kesilmesini sağlamalısınız. Aksi halde hak kaybına uğramanız kuvvetle muhtemel olacaktır.

Araçta hasar gören bölge daha önceden hasara uğramamış ya da yenileme işlemine tabi tutulmamış olmalıdır. Aksi halde değer kaybı alınamamaktadır.

Mini onarım ile giderilebilen basit kaporta, plastik tampon/parça onarımları, cam, radyo/teyp, lastik, hava yastığı, jant, mekanik, elektrik, elektronik ve döşeme aksamı hasarları değer kaybı teminatı kapsamı dışında kalmaktadır.

Ağır hasar kaydına sahip olan çekme ve/ya hurda belgeli araçlarda meydana gelen hasarlarda değer kaybı alınmamaktadır.

Kısa süreli kiralık araçlar, taksi, dolmuş, test aracı, koleksiyon ve antika sayılan araçlardaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri ve tekerlekli/paletli ve zırhlı toplumsal müdahale araçları, belediye otobüsleri, yol süpürme araçları, itfaiye araçlarındaki hasar sebebiyle yapılan değer kaybı talepleri teminat kapsamı dışında kalmaktadır.

Motorlu bisikletlerin kullanılmasından ileri gelen zararlar teminat dışında kalmaktadır.

Aracın kilometresi 165.000 üzerinde ise değer kaybı tazminatı alınamayacaktır.

Kazada tamamen kusurlu ya da diğer sürücüye nazaran daha kusurlu olan taraftan değer kaybı zararı talep edilebilecektir.

Aracınız kazaya karışmışsa hak kaybına uğramamak adına bir an önce sigorta şirketine başvuruda bulunmanız gerekmektedir. Zira sigorta şirketleri aracın kaza sebebi ile uğradığı değer kaybı ile ilgili tazminatları araç sahipleri tarafından talep olmadığı müddetçe ödemekten kaçınmaktadır. Bu sebeple değer kaybı alanında uzman bir avukat desteği ile konumu itibariyle güçlü olan sigorta şirketlerine karşı işlemlerinizi takip ettirerek hak kaybına uğramanızın önüne geçebilirsiniz.

Devamını Oku
Araç Değer Kaybı

Zimmet Suçu, Cezası Ve Nitelikli Halleri

Zimmet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 247 ve devamı maddelerinde düzenlenmektedir. Buna göre, görevi gereği zilyetliği kendisine devredilen ya da koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı zimmetine geçiren kamu görevlisi 5 ila 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılacaktır.

Suçun faili ancak bir kamu görevlisi olabilir. Kimlerin kamu görevlisi sayılacağı hususu Türk Ceza Kanunu’nun md.6/1-c’de belirtilmektedir. Bununla birlikte mevzuatımızdaki bazı özel kanunlarda “kamu görevlisi sayılır” ya da “kamu görevlisi gibi cezalandırılır” şeklindeki düzenlemeler de suçun niteliğini belirlemede dikkate alınmalıdır (Örnek olarak 399 sayılı KHK md.11/b).

Taşınır ya da taşınmaz mallar suçun konusu olabilir. Ayrıca malın kamuya, özel hukuk tüzel kişisine veya özel kişiye ait olmasının önemi yoktur.

Zimmete geçirmek, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade etmektedir. Bu tasarruf farklı şekillerde olabilir. Eylem icrai ya da ihmali davranışla işlenebilir. Fail ya kendisi adına malikmiş gibi tasarrufta bulunmalı ya da başkasının mülk edinmesini sağlamış olmalıdır.

Fail kamu görevlisi değilse ya da kamu görevlisi olup zilyetliği devredilen mal görevi gereği devredilmemişse ya da mal üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü yoksa şartların oluşması halinde TCK md.155 de düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu oluşur.

Özel hüküm-genel hüküm ilişkisinden dolayı, özel düzenleme olan zimmet suçu söz konusu olduğu durumlarda, ayrıca genel düzenleme olan görevi kötüye kullanma suçundan (md.257) cezalandırma söz konusu olmaz.

Zimmet Suçu İle İlgili Nitelikli Haller

Maddenin 2. fıkrası, suçun nitelikli halini düzenlemektedir. Buna göre, zimmet suçu, eylemin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. TCK’nın 212. maddesi uyarınca, hileli davranışın belgede sahtecilik suretiyle işlenmesi durumunda ise, sadece TCK’nın 247/2. maddesi uyarınca cezalandırma yapılmaz. Burada her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırma yapılacaktır. Hilenin, basit bir incelemeyle ortaya çıkarılamaz boyutta ve nitelikte olması gerekmektedir. Aksi halde suçun temel şekli söz konusu olacaktır.

Zimmet Suçu İle İlgili Cezayı Azaltan Sebepler

Zimmet suçu için iki tane cezayı azaltan sebep düzenlenmiştir:

  • Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, ceza yarı oranına kadar indirilebilecektir.
  • maddeye göre ise zimmet suçunun konusu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, ilk durumda mahkemeye takdir hakkı tanındığı halde ikinci durumda cezanın mutlak olarak indirilmesi öngörülmüştür.

Zimmet Suçunda Etkin Pişmanlık (md.248)

Malın aynen iade edilmesi ya da uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde etkin pişmanlık durumu söz konusu olacaktır. Bu maddeye göre etkin pişmanlık durumu 3 zaman dilimine göre düzenlenmiştir.

  • Soruşturma başlamadan önce ise verilecek cezanın üçte ikisi,
  • Kovuşturma başlamadan önce ise verilecek cezanın yarısı,
  • Kovuşturmadan sonra fakat hükümden önce ise, cezanın üçte biri, indirilir.

İade koşulları bakımından, kullanılan malın ya da paranın aslı ile birlikte nemasının da tamamen iade edilmesi veya tazmin edilmesi gerekmektedir. Suçun iştirak halinde işlenmesi halinde de iade ya da tazmin tam yapılmalıdır. Şeriklerden birinin tam iade ya da tazminde bulunması halinde, diğer şerikler TCK’nın 40/1. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanamazlar.

Zimmet suçunda, soruşturma izni alınmasını öngören 4483 sayılı kanun hükümleri uygulanmaz ve Cumhuriyet savcıları doğrudan soruşturma yapabilmektedirler(3628 SK md.17/1).

Görevli mahkeme 5235 sayılı kanunun 12 ve 14. maddeleri uyarınca ağır ceza mahkemesidir. Zimmet suçundan beraat kararları ve zimmet suçu yargıtay kararları emsal kararlar başlıklı bölümümüzde yayınlanacaktır. Zimmet suçunun özel nitelikli yapısı ve kamu görevlisi açısından aynı zamanda disiplin cezası da gerektirmesi nedeniyle alanında uzman bir Ceza Avukatı ve İdare Avukatından hukuki yardım alınması faydalı olacaktır.

 

Devamını Oku
Zimmet Suçu, Cezası Ve Nitelikli Halleri

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?

1. Giriş

Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru, 2010 yılında Anayasa değişikliğiyle hukuk sistemimize girmiş, 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasal yargı denetimi başlamıştır.

12 Eylül 2010 tarihinde halkoylaması ile 1982 Anayasası’nda bir kısım değişiklikler yapılmıştır. Değişiklikler kapsamında 5982 sayılı yasanın 18. maddesi ile Anayasanın 148. maddesine eklenen ek fıkrayla;

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

denilmek suretiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hak ve imkanı getirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 5. maddesinde “Devletin temel amaç ve görevlerini;

“Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” olarak belirlemiştir.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yolu anayasa yargısının bir parçası olarak kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun nasıl yapılacağına dair usul ve esaslar ise;

– 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45 ila 51. Maddeleri ile

– 12/7/2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 59 ila 84. maddelerinde düzenlenmiştir.

2. Bireysel Başvurunun Niteliği ve Başvuruya Konu Olabilecek Haklar

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, temel hak ve özgürlükleri kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edilen bireylerin diğer başvuru yollarını tükettikten sonra başvurdukları istisnai ve ikincil nitelikte bir hak arama yolu, bir dava türü ve son hukuki çaredir. Kişiler, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak-özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki birinin ihlal-edilmesi durumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilirler. Bu bakımdan ihlal edildiği öne sürülen temel hakkın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kapsamında bulunması bir zorunluluktur ve son derece önemlidir.

Bireysel Başvuru yoluyla hak arama yolu sonuçları itibarıyla diğer hak arama yollarından farklıdır. Bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi nezdinde kullanılabilir olmasının nedeni, öncelikle Anayasada güvence altına alınan temel hak-özgürlüklerin ihlali gerçekleşmişse ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Ayrıca; verilen bireysel başvuru kararlarının etkisiyle emsal oluşturarak hakların ihlal edilmesini hak ihlali gerçekleşmeden önlemektir.

Bireysel başvuru kural olarak kamu gücü işlemlerine karşı yapılır. Dolayısıyla bireysel başvuruda kamu gücü karşısında korumasız durumdaki bireyin haklarının garanti altına alınması temel amaçtır. Kamu gücü kullanan Devlet tüzel kişiliği içinde yer alan yasama, yürütme ve yargı organları ve bu organlara bağlı olan merciler ile yerinden yönetim kuruluşlarının (belediyelerin) ihlale neden olduğu ileri sürülen işlemlerine karşı bireysel başvuruda bulunulabilir. Tüm idare ve yargı mercileri İnsan hakları ihlallerinin önlenmesi hususunda öncelikli görevlidirler. Bu nedenle söz konusu şikâyetlerin Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmesinden önce ilgili mercilerin bu ihlalleri gidermeleri beklenir.

Bireysel Başvuru Ek Bir İtiraz, İstinaf Ya Da Temyiz Yolu Değildir

Bireysel başvuru, ek bir itiraz, istinaf ya da temyiz yolu değildir. Kanun yolunda ortaya çıkan her türlü hukuka aykırılığın giderilmesi bireysel başvuruya konu olmaz. Ancak Anayasa’da işaret edilen haklardan birinin ihlal edildiği iddiası, bireysel başvuruya konu olabilmektedir.  Anayasanın Temel Hak ve Ödevler başlıklı ikinci kısmında düzenlenen;

  • Yaşama hakkı,
  • İşkence ve eziyet yasağı,
  • Zorla çalıştırma yasağı,
  • Kişi hürriyeti ve güvenliği,
  • Hak arama hürriyeti,
  • Suç ve cezaların kanuniliği,
  • Özel hayata, aile hayatına, konut ve haberleşmeye saygı,
  • Düşünce, din ve vicdan hürriyeti,
  • Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti,
  • Toplantı ve örgütlenme hürriyeti,
  • Mülkiyet hakkı,
  • Serbest seçim hakkı,
  • Temel hak ve hürriyetlerin korunması,
  • Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi,
  • Eşitlik ve etkili başvuru hakkı bu kapsamda sayılabilecek haklardandır ve bireysel başvuruya konu edilebilirler.

Ancak bilinmelidir ki; yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamaz. Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.

3. Kimler Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yapabilir?

Anayasanın 148/3. Maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. ve devamı maddeleri uyarınca; Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü (devlet organları) tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla herkes Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Buna göre gerçek kişiler de özel hukuk tüzel kişileri de bireysel başvuru hakkını haiz bulunmaktadır. Velayet altında bulunan küçükler velileri veya yasal temsilcileri, vesayet altında olanlar da vasileri/yasal temsilcileri tarafından bireysel başvuru hakkını kullanabilirler.

Bir kimsenin bireysel başvuru hakkını haiz olabilmesi için;

İdarenin, kamunun veya devletin ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem veya ihmal nedeniyle güncel-kişisel bir hakkının doğrudan etkilenmiş olması veya zarara uğraması gerekir.

Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir. Bu bakımdan dernekler, vakıflar, ticari ortaklıklar vb. özel hukuk tüzel kişileri de örgütlenme hürriyeti, hak arama hürriyeti, mülkiyet hakkı gibi sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilirler.

Öte yandan, yabancılara tanınan haklarla sınırlı olarak yabancılar da bireysel başvuruda bulunabilirler. Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan bir hak söz konusuysa, bu durumda yabancılar anayasal bir haklarının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yapamaz.

4. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Süresi

Bireysel başvuru,

  • Kanun yolu öngörüldüyse bu yollarının tamamının tüketildiği tarihten,
  • İdari veya adli başvuru yolu öngörülmediyse ihlalin meydana geldiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır.

Bu süreyi aşan başvurular, başka bir deyişle süresinde yapılmayan başvurular başka bir inceleme yapılmaksızın reddedilir. Süreler nihai kararın tebliği öngörüldüyse tebliğ tarihinden, tebliğ şartı öngörülmediğinde başvurucunun kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihten başlar.

Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline on beş günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği bildirilir.

Başvurucu 30 günlük süreyi mücbir sebep veya haklı bir nedenle kaçırırsa mazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren 15 gün içinde başvuru formu, ekleri ve mazereti belgeleyen delillerle birlikte başvuru yapabilir. Mazeret haklı görülürse başvuru hakkında kabul edilebilirlik incelemesi yapılabilir. Aksi durumda başvurunun reddine karar verilir.

5. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Şartlarıa) Usule İlişkin Şartlar

İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.

Bireysel başvurular, ilgili kanun ve içtüzükte belirtilen şartlara uygun olarak doğrudan Anayasa Mahkemesine veya diğer mahkemeler veya yurt dışı temsilcilikler vasıtasıyla yapılabilir. Usulünce hazırlanan başvuru formu, harç tahsil makbuzuyla birlikte ilgili mercilere teslim edildiğinde başvurucu ya da temsilcisine alındı belgesi verilir ve bu tarih, başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilir.

Başvurular, Anayasa Mahkemesi İçtüzük ekinde örneği bulunan ve Mahkemenin internet sitesinde yayımlanan bireysel başvuru formu kullanılarak resmî dilde yapılır.

Başvuru formunun;

a) Başvurucunun T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, cinsiyeti, uyruğu, mesleği ve adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi,

b) Başvurucunun tüzel kişi olması hâlinde; Merkezi Sicil Kayıt Sistemi (MERSİS) numarası, unvanı, adresi ve tüzel kişiliği temsile yetkili kişinin adı, soyadı ve T.C. kimlik numarası, MERSİS numarasının bulunmaması hâlinde tüzel kişinin vergi numarası veya kayıtlı olduğu sicil ve numarası ile varsa telefon numaraları ve kayıtlı elektronik posta adresi,

c) Başvurunun;  Avukat vasıtasıyla yapılması hâlinde; avukatın adı, soyadı, kayıtlı olduğu baro ve sicil numarası, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi; Avukat olmayan kanuni temsilci vasıtasıyla yapılması hâlinde; kanuni temsilcinin T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, uyruğu, yazışma adresi, varsa telefon numaraları ve elektronik posta adresi,

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti,

d) Bireysel başvuru kapsamındaki güncel ve kişisel haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar,

e) İhlal edildiği iddia edilen temel haklar ve bunlara ilişkin açıklamaların birbirleriyle ilişkilendirilerek ayrı ayrı yapılması,

f) Başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin aşamaların tarih sırasına göre yazılması,

g) Başvuru yollarının tüketildiği veya başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarih,

ğ) Başvuru mazeret nedeniyle süresi içinde yapılamamışsa buna dair açıklamalar,

h) Başvurucunun talepleri,

ı) Başvurucunun Mahkeme önünde devam eden bir başka başvurusu varsa numarası,

i) Varsa kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması talebi ve bunun gerekçeleri,

j) Kısa mesaj (SMS) veya elektronik posta yoluyla bilgilendirme yapılmasını isteyip istemediği,

k) Başvurucunun veya avukatının ya da kanuni temsilcisinin imzası,

l) Varsa İçtüzüğün 73 üncü maddesi kapsamında maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik tedbir talebi ve bunun gerekçeleri gibi bilgi ve belgeleri içermesi ve kapsaması gerekmektedir.

Başvuru formuna;

a) Kanuni temsilci veya avukat vasıtasıyla takip edilen başvurularda başvurucuyu temsile yetkili olduğuna dair mevzuata uygun belge,

b) Harcın ödendiğine dair belge,

c) Başvuru bizzat yapılmış ise başvurucunun kimliğini tespite yarar resmî belgenin onaylı örneği,

ç) Tüzel kişi adına kanuni temsilcinin başvurması hâlinde, başvuru tarihi itibarıyla temsile yetkili olunduğunu gösteren resmî belgenin onaylı örneği,

d) Nihai karar ya da işlemi öğrenme tarihini gösteren belge,

e) Başvuruda ileri sürülen hak ihlali iddialarını temellendirecek belgelerin onaylı örnekleri,

f) Tazminat talebi varsa uğranılan zarar ve buna ilişkin belgeler,

g) Olağan ve olağanüstü kanun yolu başvuru dilekçelerinin onaylı örnekleri,

ğ) Başvuru süresinde yapılamamışsa varsa mazereti ispatlayan belgeler,

h) Adli yardım talebi varsa başvurucunun yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeler ile mevzuatta adli yardım talebinde bulunabilmek için öngörülen diğer belgeler eklenmek durumundadır.

Başvurucu, başvuru formunun ekinde sunduğu belgeleri, tarih sırasına göre numaralandırarak her bir belgeyi tanımlayıcı başlıklar hâlinde dizi pusulasına bağlamalıdır.

Bireysel başvuru, bizzat başvurucu, kanuni temsilcisi ya da avukatı tarafından yapılabilir. Avukat veya kanuni temsilci aracılığıyla yapılan başvurularda temsile dair yetki belgesinin sunulması zorunludur. Başvurucunun avukatı ya da kanuni temsilcisi varsa onunla yapılan yazışmalar ya da ona yapılan tebligatlar başvurucuya yapılmış sayılır.

Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği belgeleri başvuru formu ekinde sunmakla yükümlüdür. Başka bir anlatımla, başvurucu Mahkemeyi ihlal iddiasının gerçekliği konusunda ikna etmek yükümlülüğü altındadır. Bunun için de iddiasını ispata yarayan belgeleri başvurusuna eklemek zorunluluğundadır. Ne var ki, başvurucunun dayandığı belgeler bir resmî kurumun elinde bulunuyor ve başvurucu bunları temin için her türlü hukuki girişimlerini yapmasına rağmen bu bilgi ya da belgeler kendisine verilmiyorsa, başvurucunun bunlara erişememe nedenlerini delilleri ile birlikte formda belirtmesi gerekmektedir. Mahkeme, başvuruyu sonuçlandırmak için belirtilen bilgi ya da belgelerin temin ve incelenmesinin gerekli olduğuna karar verdiği takdirde ilgili kurum ya da kuruluştan söz konusu bilgi ve belgeleri resen talep edebilir.

b) Esasa İlişkin Şartlar

Bireysel başvuru yoluna yalnızca güncel-kişisel bir temel hakkı ihlal edilen ve bu ihlalden doğrudan etkilenen veya zarar gören mağdur başvurabilir.

Bireysel başvuruya konu olan ihlalin anayasamızda düzenlenen anayasal bir hak olması ve AHİS veya ek protokollerinin kapsamında bulunması gerekmektedir.

İhlalin giderilmesi için öngörülen tüm idari ve yargısal başvuru yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi başvuru yapıldığı tarih itibariyle başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğini kendisi değerlendirir. Eğer diğer idari ve yargısal yollar tüketilmediyse başvuru ‘erken başvuru’ olarak adlandırılıp başvuru kabul edilmez. Anayasal başvuru ikincil kanun yolu olduğundan ihtilaf ilk derece mahkemeleri ve yüksek mahkemeler önünde görülmüş olması şart koşulmuştur. Başvurucu ilk derece mahkemesinden aldığı kararı temyiz etmeden kesinleştirirse kesin hale gelen kamu işlemi aleyhine anayasa mahkemesine gidilmez.

Başvurunun anayasal açıdan önem taşıması da şarttır:

  • Bir olayın ortaya çıkardığı mesele hakkında henüz anayasa mahkemesinde karar verilmemiş olması,
  • Anayasa mahkemesinin yerleşik içtihatlarına rağmen diğer yargı mercilerin sistematik biçimde bu içtihadı göz ardı etmesi,
  • Başvuruya sebep olan ihlalin ciddi boyutta olması veya
  • Başvurucuyu esaslı şekilde etkilemesi gerekir.

6. Anayasa Mahkemesinin İncelemesi ve Kararları

Anayasa Mahkemesi; Genel Kurul, iki Bölüm ve altı Komisyondan oluşmaktadır. Komisyonlar kabul edilebilir veya kabul edilemez kararı verir ya da oybirliği sağlanmadığını belirtir ve başvuru dosyasının Bölümlere gönderilmesine karar verir. Komisyon kabul edilebilirlik kararı üzerine Bölümler esas incelemesi yapar; temel hakkın ihlal edildiği veya edilmediği yönünde iki şekilde karar verebilir.

Başvuru formunda veya eklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların tamamlattırılması için başvurucuya, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine on beş günü geçmemek üzere kesin bir süre verilir. Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıda başvurucuya geçerli bir mazereti olmaksızın verilen kesin sürede eksiklikleri tamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir. Başvurunun; süresinde yapılmadığı, yasal şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespit edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı hâllerde Komisyonlar tarafından başvurunun reddine karar verilir ve karar başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiği kararlar kesindir.

a) Kabul Edilebilirlik veya Kabul Edilemezlik Kararı

Anayasa Mahkemesi önüne gelen dosyada ilkin kabul edilebilir olup olmadığı yönünden inceleme yapar. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine öncelikle, bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartlarını taşıyıp taşımadığını inceler. Bu bakımdan başvurunun süresinde, hak sahibi yahut yetkili temsilcisi tarafından yapılıp yapılmadığı, usul ve şekil şartlarına uyulup uyulmadığını, bireysel başvuruya konu edilebilecek bir hakka ilişkin olup olmadığı gibi hususlar detaylı şekilde tetkik edilir. Bir eksiklik olmaması durumunda bireysel başvuru için kabul edilebilirlik kararı verilebilir.

Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.

Kabul edilebilirlik incelemesi bölümler nezdinde kurulan komisyonlarca yapılır. Kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığına oy birliği ile karar verilen başvurular hakkında, kabul edilemezlik kararı verilir. Oy birliği sağlanamayan dosyalar ise bölümlere havale edilir ve karar bölüm tarafından verilir.

Kabul edilebilirlik şartını taşımayan başvurular başka bir inceleme yapılmaksızın ret edilir. Kabul edilemezlik kararı verilmesi durumunda bu karar kesindir. Bu karar ilgililere tebliğ edilir, ancak bir itiraz veya kanun yoluna tabi değildirler.

Süre ve şekil şartına uygun olarak yapılmış olan bireysel başvurular için kabul edilebilirlik kararı verilir. Bu başvuruların esas incelemesi bölümler tarafından yapılır. Kabul edilebilirlik kararı verilmiş olması başvurucunun haklı görüldüğü veya başvurucunun hakkının ihlal edildiği anlamını içermez. Kabul edilebilirlik kararı üzerine bölümler tarafından esas hakkında inceleme yapılacağı sonucu ortaya çıkar.

b) Esas Hakkındaki İnceleme

Kabul edilebilirliğine karar verilen bireysel başvuruların esas incelemesi bölümler tarafından yapılır. Kabul edilebilirliğine karar verilen başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekli gördüğü hâllerde görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.

Komisyonlar ve bölümler bireysel başvuruları incelerken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırma ve incelemeyi yapabilir. Başvuruyla ilgili gerekli görülen bilgi, belge ve deliller ilgililerden istenir. Mahkeme, incelemesini dosya üzerinden yapmakla birlikte, gerekli görürse duruşma yapılmasına da karar verebilir. Bölümler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden kalkar.

Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.

Bölümler esas incelemesi sırasında kabul edilebilirliğe ilişkin bir engelin varlığını saptarsa esas incelemesi hangi aşamada olursa olsun kabul edilemezlik kararı verebilir.

Anayasa Mahkemesi Yerindelik Denetimi Yapamaz:

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine yaptığı ihlal incelemesinde yerindelik denetimi yapamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar veremez. Anayasa Mahkemesi sadece hakkın ihlal edilip edilmediğine dair tespit yapar ve bunun gerekçesini belirtir. Bir ihlal varlığını tespit etmişse bu durumda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere de hükmeder. Fakat ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak işlemi, ihlale sebebiyet veren kamu gücünü kullanan organ yerine getirir.

Anayasa Mahkemesi, kamu işlemi, eylemi, ihmali ile temel hakkın ihlal edildiğini tespit ederse, önce bu ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına gerek olup olmadığına karar verir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar yoksa başvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilebilir. Tazminat miktarının belirlenmesi ayrıntılı bir incelemeyi gerektiriyorsa Bölüm kendisi konuyu karara bağlamadan genel mahkemelerde dava açılması yolunu da gösterebilir. Yeniden yargılama hukuki bir gereklilikse Anayasa Mahkemesi başvuru dosyasını ilgili mahkemeye gönderir. İlgili mahkeme, Bölümün ihlal kararında açıklandığı ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeniden yargılama yapar.

Bölümlerin esas hakkındaki kararları gerekçeleriyle birlikte başvurucuya, ilgililere ve Adalet Bakanlığına tebliğ edilir ve Mahkemenin internet sayfasında yayımlanır. İhlal söz konusu olduğunda ve yeniden yargılanma kararı verildiğinde kararın bir örneği ihlale neden olan kararı veren mahkemeye de gönderilir. Başvurucunun temsilcisi veya avukatı varsa, tebligatlar onlara yapılacaktır.

Davadan feragat hâlinde, düşme kararı verilir. Yine Mahkeme, başvurunun takipsiz bırakılması, başvuruya konu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması ya da başvurunun sürdürülmesi için haklı bir sebep olmadığı kanaatine varması durumunda başvuruyla ilgili düşme kararı verebilir.

Bölümler ve Komisyonlarca verilen kabul edilebilirlik ve esasa ilişkin kararlar kesindir, bunlara karşı itiraz yolu kapalıdır.

7. Anayasa Mahkemesi Kararlarının Sonucu ve Bağlayıcılığı

Anayasa m.138/1’e göre, Anayasa ve kanunlar tüm hakimleri bağlar ve hakimler, Anayasa ve kanunlara göre kararlar vermek zorundadır. Yine, normlar hiyerarşisinin tepesinde olan Anayasaya ve ilgili kanunlara göre, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğu, yargı mercileri dahil herkes tarafından uyulması gerektiği tartışmasızdır.

Anayasanın 153.maddesinde, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama/yürütme/yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı husus kesin bir şekilde belirtilmiştir. Sayılan tüm bu kurumlar Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karar doğrultusunda gereğini yapmakla yükümlüdür. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcı olması çerçevesinde kararların yerine getirileceğinden şüphe duymamak gerekir.

Bu bağlamda; Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru sonucu tespit edilen ihlal şayet bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya-üzerinden karar verir.

Başvurucu ihlal tespiti yapılan yargılamada verilmiş karara istinaden infaz görmekte ise, ilgili yargı mercii tarafından yeniden yargılama sonuçlanıncaya kadar telafisi imkansız olacak bir mağduriyetin ortaya çıkmaması için derhal infazın durdurulması kararı verilecektir.

Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararı Yasama organının bir yasal düzenleme yapmasını gerektiriyorsa Yasama organı derhal bu düzenlemeyi yapmalıdır. Yine ihlal kararı Yürütmenin, İdarenin veya kamu gücünü kullanan herhangi bir merciinin eylem veya işleminden kaynaklanmışsa, ilgili birimin ihlal sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde yeni bir eylem veya işlem tesis etmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine verilen ihlal tespitiyle birlikte başvurucuya verilmek üzere maddi ve manevi tazminata da hükmedilebilir. Bu durumda belirlen meblağ hazineden tahsil edilerek başvurucuya ödenir.

8. Sonuç

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru müessesesi hukukumuzda yeni ve oldukça teknik bir konudur. Kimlerin bu haktan yararlanabileceği, başvuruya konu olabilecek hakların hangileri olduğu, başvurunun süresi ve taşıması gereken şartların neler olduğu, başvuru sonrasında ihlal kararı verilmesi durumunda bunun ne gibi hüküm ve sonuçlar doğuracağı ve kararın gereğinin icrası için izlenmesi gereken yollar 1982 Anayasası, 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve 12/7/2012 tarihli ve 28351 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nde düzenlenmiştir.

Süresinde ve kabul edilebilir nitelikte, doğru argüman ve anlatımlarla desteklenmiş, etkili ve sonuç doğurabilecek bir bireysel başvurunun yapılabilmesi için hukuki yardım almak son derece önemlidir.

Yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamındaki bir hakkın ihlali dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde hak arama yoluna başvurmak için de öncelikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuş olması şarttır. Zira AİHM Anayasa Mahkemesini etkili bir iç hukuk yolu olarak görmekte ve bu yol tüketilmeden kendisine yapılan başvuruları reddetmektedir.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?

Sahte Fatura Kullanma İddiasıyla Düzeltme Beyannamesi İstenilmesi

Sahte fatura kullanıldığı iddiasıyla vergi idarelerince düzeltme beyannamesi verilmesinin istenilmesi durumunda mükelleflerce ne yapılması gerektiği yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Son günlerde sıklıkla karşılaşıldığı üzere, vergi daireleri, hakkında sahte fatura düzenlediği yolunda olumsuz tespit bulunan mükelleflerden mal veya hizmet satın alan mükelleflere sahte fatura kullanma iddiasıyla bir yazı göndermektedirler.

Bu yazıda mükelleflerden, sahte olduğu ileri sürülen faturalara ilişkin katma değer vergilerini beyanlarından çıkartmaları ve düzeltme beyannamesi vermelerini istenmektedir.

Düzeltme Beyannamesi İstenmesi Durumunda Yapılacaklar

Bu durumla karşılaşan mükellefler üç şekilde hareket edebilirler:

  1. Düzeltme beyannamesini verip, tahakkuk eden katma değer vergisi ile %50 oranında kesilen vergi ziyaı cezasını ödemek.
  2. İhtirazı kayıtla düzeltme beyannamesi verip sonrasında dava açmak,
  3. Hiçbir düzeltme yapmayarak vergi idaresinin inceleme yapmasını bekleyip inceleme sonucu çıkacak vergiyi ödemek veya dava konusu yapmak.

Aldıkları faturaların gerçek olduğunu ileri süren ve aldıkları faturalara güvenen mükelleflerin, düzeltme beyannamesi verip tahakkuk eden vergi ve cezaları ödemesi veya vermeyip, yapılacak vergi incelemesi sonucu tarh edilecek vergiler ile kesilecek cezaları ödemesi kendilerinden beklenecek bir davranış değildir.

Bu durumda olan mükellefler;

  • Ya ihtirazı kayıtla düzeltme beyannamesini vererek yapılacak tahakkuklara dava açacaklar ya da
  • Vergi incelemesi sonucu yapılacak cezalı tarhiyatlara dava açacaklardır.

Bu yollardan ilkini seçmek mükelleflerin daha yararınadır. Çünkü verilecek düzeltme beyannamesinin üzerine tahakkuk ettirilecek verginin yanında verginin yarısı kadar vergi ziyaı cezası kesilecekken, yapılacak vergi incelemesi sonucu tarh edilecek verginin yanında verginin bir veya üç katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilecektir.

Bu nedenle, aldığı faturalar güvenen, alışlarının ve ödemelerinin gerçek olduğunu iddia eden mükelleflerin, kendilerinden düzeltme beyannamesi vermelerinin istenilmesi halinde, “ihtirazı kayıtla” düzeltme beyannamesini verip, tahakkuk ettirilecek vergiye ve cezaya karşı “yürütmenin durdurulması” istemli dava açmaları elzemdir.

Açılacak davanın lehe sonuçlanması için, davada ileri sürülecek argümanların doğru seçilmesi ve dava sürecinin iyi yürütülmesi gereklidir. Bu hususta vergi hukuku alanında uzman kişilerden destek alınması önemlidir. 

Konuyla ilgili olarak açılan davalarda, doğru argümanlar kullanıldığında vergi yargısınca mükellefler lehine kararlar verildiği görülmektedir.

Devamını Oku
Sahte Fatura Kullanma İddiasıyla Düzeltme Beyannamesi İstenilmesi

Kasten Yaralama Suçu, Cezası Ve Nitelikli Halleri

Kasten yaralama suçları, 5237 sayılı TCK’nın 86. ve 87.maddelerinde düzenlenmiştir. TCK’nın 86.maddesinin 1.fıkrasında, bilerek ve isteyerek bir kişinin vücuduna acı verilmesi, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulması kasten yaralama olarak tanımlanmıştır. Yine aynı maddede kasten yaralama suçunun temel şeklini işleyen kişinin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. TCK m. 86/1’de düzenlenen bu suç şikâyete tabi değildir. Ancak uzlaşma kapsamındadır.

TCK m. 86/2 de ise, suç neticesinde mağdurda meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması hali düzenlenmiştir. Burada da sanığın şikâyet halinde dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kasten basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralama suçları şikâyete bağlıdır ve uzlaşma kapsamındadır.

TCK m.86/3’te kasten yaralamanın cezasının artmasına neden olan bazı haller sayılmıştır. Buna göre, kasten yaralama suçunun;

  1. Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
  2. Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
  3. Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
  4. Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
  5. Silâhla işlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.

Üçüncü fıkra kapsamındaki durumlar şikâyete tabi olmadığı gibi uzlaşma kapsamında da değildir.

Kasten yaralama suçunun daha ağır neticelere sebep olması

5237 sayılı TCK’nın 87.maddesinde ise kasten yaralamanın daha ağır neticelere sebep olduğu durumlar düzenlenmiştir. Bu kasten yaralama fiili, mağdurun;

  1. Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
  2. Konuşmasında sürekli zorluğa,
  3. Yüzünde sabit ize,
  4. Yaşamı tehlikeye sokan bir duruma,
  5. Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan on iki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi

Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.

Devamını Oku
Kasten Yaralama Suçu, Cezası Ve Nitelikli Halleri

Sosyal Medya Üzerinden Hakaret Suçu ve Cezası

Sosyal Medya Üzerinden Hakaret Suçu – Bilişim çağında olmamızın bir yansıması olarak birçok suçun internet aracılığıyla işlendiği görülmektedir. Özellikle de sosyal medyadan hakaret şeklinde işlendiğine tanık olmaktayız.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, insanların yüz yüze bulunmaması ve kendilerini fiziki olarak güvende hissetmeleri nedeniyle, günlük hayatta gerçekleştirmeye cesaret edemeyecekleri birçok suç fiilini internet ortamında kolaylıkla gerçekleştirebildiklerini ortaya koymaktadır. Bu anlamda sosyal medya üzerinden gerçekleştiren en yoğun suç tipi hakaret olarak karşımıza çıkmaktadır. Suçun genel tanımı olarak da sosyal medyada hakaret ya da sosyal medyadan hakaret denilebilmektedir.

Toplumda bir kesim tarafından hafife alınacak bir fiil olarak görülse de kişilerin “şeref, onur ve saygınlık” hakkı önemli bir haktır. Bu hakka yönelik olan hakaret suçu kişi ve toplum yararı açısından cezasız kalmaması gereken bir suç tipidir.

Bu nedenle çalışmamızda sosyal medya üzerinden gerçekleştirilecek hakaret suçlarının cezasız kalmamasına dair açıklamalarda bulunacağız. Yani sosyal medya hakaret suçu cezası nedir?

Hakaret suçu Kanunumuzda bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etme veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak şeklinde tanımlanmış bulunmaktadır.

Hakaret suçu kişilerin yüzüne karşı gerçekleştirilebileceği gibi gıyaplarında da gerçekleştirilebilecektir. Hakaret fiilinin internet ortamında “mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde” de yüzyüze yapılmış gibi cezalandırılacaktır. Ancak bir fiilin suç olarak kabul edilmesi ve cezalandırılabilmesi için öncelikle bir ceza yargılamasına konu edilmesi gerekir. Ayrıca bu yargılama sonucunda suç işlendiğine dair kesin karar verilmesi gerekmektedir. Hakaret suçları kanun koyucu tarafından şikâyete tabi suçlardan sayılmıştır. Hakarete uğrayan kişinin öncelikle bu konuda Cumhuriyet savcılıklarına veya kolluk(polis jandarma vb.) kuvvetlerine şikâyette bulunması gerekmektedir(TCK m. 131/1). Aksi halde söz konusu hakaret fiili hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılamayacaktır. Bu nedenle hakarete maruz kalan kimsenin en geç 6 ay içerisinde şikâyette bulunması gerekmektedir.

Sosyal medyadan hakaret fiili; kişinin kendi hesabından yayınladığı bir iletiyle gerçekleştirilebilir. Mağdurun profiline gönderilen bir ileti, mesaj veya yorum yapmak suretiyle de işlenebilir.

Sosyal Medya Üzerinden Hakaret Suçunun İspatı

Sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirilen bir hakaret suçunun ispatı bakımından en önemli delillerden biri sosyal medya hesabında yer alan hakaret içerikli iletinin ekran görüntüsünün(screenshot) veya bir çıktısının alınmasıdır. Suçun failinin bir tuşla sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiği hakaret içeren iletisini kaldırabileceği düşünüldüğünde, hakarete uğrayan kişinin hakaret içerikli bir iletiyle karşılaşması durumunda zaman kaybetmeden bu iletinin mümkün olan en geniş haliyle bir ekran fotoğrafını(screenshot) alması son derece önemlidir. Bu delil hem en hızlı hem de en kolay elde edilebilecek delildir.

Ekran fotoğrafı hakaret suçu bakımından önemli bir delilse de her durumda suçun işlendiğini ispatlamaya yetmemektedir. Sosyal medya hesaplarının kişilerin gerçek kimlikleriyle açılması zorunluluğu bulunmadığından, hakaret fiili ispatlansa da bunun kim tarafından gerçekleştirildiği tespit edilemeye bilmektedir. Diğer bir ifadeyle hakaret fiilinin gerçekleştirildiği sosyal medya hesabının gerçekte kime ait olduğu tespit edilemeye bilmektedir. Ya da hakaret niteliği taşıyan iletinin kim tarafından gerçekleştirildiği tespit edilemeye bilmektedir. Bu nedenle hakaretin gerçekleştirildiği sosyal medya hesabının kim tarafından kullanıldığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirlenirken öncelikle söz konusu sosyal medya hesabına hakaret içeren iletinin gerçekleştirildiği sırada hangi IP numarasından girildiğinin tespit edilmesi gerekir. Sonrasında bu IP’nin kime ait olduğunun internet servis sağlayıcı veya BTK’dan sorularak öğrenilmesi gerekmektedir. Bu işlemi ancak Cumhuriyet savcıları veya mahkemeler gerçekleştirebilecektir. IP adresinin sahibi söz konusu sosyal medya hesabını kendisi kullanmış olabileceği gibi aile yakını veya arkadaşı gibi başka bir kimseye kullandırmış da olabilecektir. Bu kişilerin ifadelerinin alınmasıyla bu konu netlik kazanabilecektir.

Sosyal Medya Üzerinden Hakaret Suçunun Cezası Nedir?

Sosyal medya cezaları olarak tabir edilebilen bu olayla ilgili olarak; Bu şekilde sosyal medya hesabı üzerinden hakarette bulunduğu konusunda kesin kanıya varılan bir kişi, mahkemece, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılabilecektir.

Sosyal Medya Hakaret Tazmiant Davası

Son olarak şunu da belirtelim; hakaret içeren bir fiille karşılaşan kişinin ceza davası yoluyla failin cezalandırılmasını sağlama hakkı bulunması yanında hukuk davası açmak suretiyle tazminat talep etme hakkı da bulunmaktadır. Bu nedenle hakarete maruz kalan kimse ceza davasından bağımsız olarak tazminat davası açabilir. Ya da isterse ceza davasını takiben de bu talebini dile getirebilir.

Devamını Oku
Sosyal Medya Üzerinden Hakaret Suçu ve Cezası

TAKSİRLE YARALAMA SUÇU, CEZASI VE NİTELİKLİ HALLERİ

Taksirle Yaralama Suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinde düzenlenmiştir.

Taksir, dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya düzene, buyruklara ve talimata uymazlıktan doğan kusurlu olma durumu olarak tanımlanmaktadır.

Taksirle yaralama ise dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik veya düzene, buyruklara ve talimata uyulmaması nedeni ile bir kimsenin yaralanmasına neden olunmasıdır. Taksirle yaralama suçunun en çok karşılaşıldığı durumlar trafik kazalarından, iş kazalarından ve hekim hatalarından kaynaklanan yaralanmalardır. Belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı hareket kurallarına uymaları zorunludur. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, devlet müdahalesiyle de varlık kazanmış olabilirler. Ayrıksı bir kusurluluk biçimi olan taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmadığı için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradî bir hareketle neden olmaktır.

5237 sayılı TCK’nın 89. maddesinin birinci fıkrasına göre, taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılacaktır.

Nitelikli Haller

Maddenin ikinci fıkrasında, cezanın artırılmasına neden olan bir kısım haller düzenlenmiştir. Buna göre taksirle yaralama;

  1. Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
  2. Vücudunda kemik kırılmasına,
  3. Konuşmasında sürekli zorluğa,
  4. Yüzünde sabit ize,
  5. Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
  6. Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, neden olmuşsa ceza yarı oranında artırılacaktır.

Maddenin üçüncü fıkrasında, cezanın artırılmasına neden olan başkaca bir kısım haller düzenlenmiştir. Burada belirtilen yaralanmalar ikinci fıkradaki yaralanmalarda daha ağır niteliktedir. Buna göre taksirle yaralama;

  1. İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
  2. Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
  3. Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
  4. Yüzünün sürekli değişikliğine,
  5. Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılacaktır.

Maddenin dördüncü fıkrasına göre, fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunacaktır.

Beşinci fıkraya göre, taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmayacaktır. Şikâyet süresi altı aydır ve bu süre suçun işlenmesinden ve failin öğrenilmesinden itibaren başlayacaktır.

Bilinçli Taksir

Burada bilinçli taksir kavramına değinmekte fayda vardır. Bilinçli taksir, neticenin gerçekleşmesini istemeyen failin, hareketinin tipe uygun, hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek neticeyi meydana getirmesidir. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı, talih, bilgi, yetenek, deneyim vb. gibi çeşitli etkenler olabilir. Yaralama eyleminin bilinçli taksirle işlenip işlenmediği hususunun tespiti her olay için ayrı ayrı incelenmesi gereken bir durumdur. Ancak yerleşmiş Yargıtay yerleşik içtihatları kırmızı ışıkta geçilmesi nedeni ile meydana gelen yaralamalarda genel olarak bilinçli taksirin var olduğu yönündedir. Yaralama eyleminin bilinçli taksirle işlenmesi halinde TCK m. 22/3’e göre verilen ceza üçte birinden yarısına kadar artırılacaktır.

Taksirle yaralama suçları uzlaşmaya tabi suçlardandır.

 

Devamını Oku
TAKSİRLE YARALAMA SUÇU, CEZASI VE NİTELİKLİ HALLERİ

Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu ve Cezası

Uyuşturucu avukatı, Uyuşturucu madde ticareti suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden kişi cezalandırılır. Bu ceza, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezasıdır.

Maddenin 3.fıkrasına göre ise uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi cezalandırılır. Ceza, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezasıdır. Aynı fıkranın son cümlesine göre ise uyuşturucu madde satılan kişinin çocuk olması halinde cezanın on beş yıldan az olmayacağı düzenlenmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 15.06.2004 tarihli 107-136 ile 06.03.2012 tarihli 387-75 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında kriterler belirlemiştir. Uyuşturucu madde bulundurmanın, kullanma maksadına yönelik olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken, öğreti ile uygulamada da kabul görmüş kriterler ve uyuşturucu avukatı olarak kriterlere bakış açımız aşağıdadır.

Yargıtay CGK’nın Satma-Kullanma-Bulundurma Ayrımında Belirlediği Kriterler

Birinci kriter, failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediğidir.

İkinci kriter, uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimidir. Kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde bulundurur. Örneğin, genellikle evinde veya işyerinde bulundurmaktadır. Buna karşın uyuşturucu ev veya işyerine uzakta, çıkarılıp alınması güç ve zaman gerektiren depo, mağara, gibi bir yere gizlenebilir. İşte bu durum uyuşturucunun kullanma dışında bir amaçla bulundurulduğunu gösterebilir. Yine, uyuşturucunun çok sayıda özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler halinde olması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartım sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yerde veya yakınında, hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli bir belirtidir.

Üçüncü kriter de, bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşit ve miktardır. Uyuşturucu madde kullanan kimse genelde bir ya da benzer etki gösteren iki değişik uyuşturucu maddeyi bulundurur. Değişik nitelikte ve farklı etkileri olan eroin, kokain, esrar, amfetamin içeren tabletlerin birlikte bulundurulması bunların satmak amacıyla bulundurulduğunu gösterebilir. Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel-ruhsal yapısıyla uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik gösterebilir. Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir.

Esrar kullanma alışkanlığı olanlar bu durumu göz önünde bulundururlar. Bu nedenle birkaç-aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri adli dosyalara yansıyan bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir. Buradan anlaşılacağı üzere uyuşturucu maddeyi satın alma, kabul etme, bulundurma eylemi kişisel kullanım amacıyla gerçekleştiriliyorsa bu durumda uyuşturucu madde ticareti suçu değil; kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu ( TCK m. 191) oluşacaktır.

Suçun Nitelikli Halleri

Maddenin 4.fıkrasında ceza artırımına ilişkin bir takım düzenlemeler bulunmaktadır. Buna göre;

Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin eroin, kokain, morfin, sentetik kannabinoid ve türevleri veya bazmorfın olması halinde;

Üçüncü maddede düzenlenen uyuşturucu madde ticaretinin Okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılacaktır.

Uyuşturucu madde ticareti suçunun üç ya da daha fazla kişi tarafından işlenmesi halinde verilen ceza bir kat artırılacaktır.

Üretimi resmi makamların iznine, satışı yetkili-tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan uyuşturucu veya uyarıcı maddeler de bu suçun konusunu oluşturur. Ancak, verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.

Uyuşturucu veya uyarıcı etki doğurmamakla birlikte, uyuşturucu veya uyarıcı madde üretiminde kullanılan ve ithal veya imali resmî makamların iznine bağlı olan maddeyi ülkeye ithal eden, imal eden, satan, satın alan, sevk eden, nakleden, depolayan veya ihraç eden kişi cezalandırılır. Bu ceza, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezasıdır.

Uyuşturucu satmak cezası, uyuşturucu ticareti cezası, uyuşturucu satma cezası ve uyuşturucu madde ticareti suçunun tabip, diş tabibi, eczacı, kimyager, veteriner, sağlık memuru, laborant, ebe, hemşire, diş teknisyeni, hastabakıcı, sağlık hizmeti veren, kimyacılıkla veya ecza ticareti ile iştigal eden kişi tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır.

Devamını Oku
Uyuşturucu Madde Ticareti Suçu ve Cezası

Ankara Anlaşması Vizesi Nasıl Alınır?

Ankara Anlaşması Vizesi Türk vatandaşlarına İngiltere’de birçok alanda iş kurabilme imkânı sağlayan bir vizedir.

Ankara Anlaşması 12 Eylül 1963 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği(o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu) arasında imzalanan bir anlaşmadır. İngiltere’nin 1973 yılında Avrupa Birliğine dâhil olması ile birlikte İngiltere de bu anlaşmasının taraflarından bir haline gelmiştir.

Ankara Anlaşması vizesi (İngilizce adıyla Turkish Businessperson and Worker Visa) ile Türk vatandaşları, uzmanlık alanlarına uygun birçok iş kolunda İngiltere’de iş kurabilme imkanına sahiptirler. Bu iş kolları: Türkiye’de doktorluk, avukatlık, öğretmenlik, IT uzmanlığı, hemşirelik, müzisyenlik, oyunculuk, dansçılık, kuaförlük, kasaplık, aşçılık, kuyumculuk, müteahhitlik, terzilik, inşaat işçiliği, sporculuk, muhasebecilik, elektrikçilik, marangozluk, pastacılık gibi birçok alanı kapsamaktadır.

Ankara Anlaşması Vizesi Alabilmenin Şartları

Ankara Anlaşması kapsamında, ankara anlaşması vizesi için gerekli evraklar, vize başvurusu yapabilmek ve vize alabilmek için İngilizce bilmek veya üniversite mezunu olmak şartı aranmamaktadır. Vize alabilmek için;

  • Türk vatandaşı olmak,
  • 18 yaşını doldurmuş olmak,
  • Belli bir iş kolunda bilgi ve tecrübeye sahip olmak ve
  • Yeterli sermayenin (işe göre değişmekle birlikte tavsiye edilen en düşük miktar 50.000,00-TL) sahibi olmak

gibi genel kriterleri sağlamak yeterlidir.

Ankara Anlaşması Vizesi Sağladığı İmkânlar

Ankara Anlaşması vizesi diğer adıyla ECAA 2 Turkish Businessperson Visa Türk vatandaşlarına:
1- İngiltere’de iş kurma,

2-Belli bir süre sonra İngiltere’de süresiz oturum alma,

3-İngiltere vatandaşı veya çifte vatandaş olma,

imkanı sağlamaktadır.

Ankara Anlaşması vizesi üç aşamalı bir vize türüdür. Birinci aşama; ilk başvuruda alınan bir yıllık vize, ikinci aşama üç yıllık uzatma vizesi ve üçüncü aşama ise ikinci kez üç yıllık uzatma vizesi şeklindedir. Böylelikle toplam yedi(1+3+3) yıllık bir süreyi kapsamaktadır.

Vize başvurusu için gerekli tüm iş ve işlemler online internet üzerinden yapılmaktadır. Başvurunun yapılacağı merkeze(TLS Contact) fotoğraf çekimi, parmak izi verme ve pasaport teslimi için gidilmektedir. Olağandışı bir durum söz konusu olmadığı sürece normal şartlarda kırk beş gün ila altmış gün içerisinde vize başvurusu sonuçlanmaktadır. Başvuru olumlu sonuçlandığında vize ile İngiltere’ye gidip bir yıl süreli çalışma kartlarının(BRP) başvuru formunda belirtilen adresten alınıp işin kurulması gerekmektedir. Bir yıl sonunda üç yıllık uzatma başvurusu yapıp üç yıl daha çalışma vizesi uzatabilir. Birinci üç yıllık sürenin sonunda da vizenin ikinci kez üç yıl daha uzatılması talebi ile vize iş ve işlemlerinin yapıldığı Home Office e başvuruda bulunabilir.

Ankara Anlaşması vizesi aldığında, toplam yedi yıllık sürenin beşinci yılında süresiz oturum hakkı elde edebilmektedir. Öte yandan, bu yedi yıllık sürenin altıncı yılında İngiltere vatandaşlığı alma hakkına da sahip olunmaktadır.

Ankara Anlaşması kapsamında vize başvurusu yapan kişinin eşi ve 21 yaşından küçük çocukları da bu vizeden yararlanır. İngiltere’de yaşama imkânına sahip olma hakkı elde ederler.

Ankara Anlaşması vizesi, dil, yaş, eğitim ve yüksek sermaye şartı olmaksızın dünya üzerinde Türk Vatandaşlarına yurtdışında iş kurup yaşama imkanı sağlayan en kolay vize türüdür.

İngiltere Ankara Anlaşması Vizesi Özellikleri

Genel olarak, ingiltere vizesi ankara anlaşması, ingiltere çalışma izni, ingiltere çalışma vizesi olarak da adlandırılan ve Ankara anlaşması 2020 dönemine ait özellikleri aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

•          İngiltere Ankara Antlaşması vizesi ile İngiltere’ye giriş yapan kişiler burada yerleşik yaşama hakkına sahip olurlar.

•          Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ECAA Ankara Antlaşması vizesi ile İngiltere’de kendi işini kurabilir ya da mevcut bir şirkete ortak olabilirler.

•          Ankara Antlaşması vizesi ile İngiltere’ye yerleşen kişiler İngiltere vatandaşlarına sunulan ücretsiz ve sağlık gibi haklardan faydalanabilirler.

•          Ankara Antlaşması vizesi ile İngiltere’ye yerleşen kişiler askerlik hizmetlerini 37 yaşına kadar erteleyebilir ve bedelli askerlik hakkından faydalanabilirler.

•          ECAA Ankara Antlaşması vizesi kapsamında İngiltere’ye yerleşen kişiler bakmakla yükümlü oldukları kişileri yanlarında götürebilirler. Aile bireyleri kişinin vize başvurusunda beyan ettiği mesleği yapmakla yükümlü değildir. İstedikleri diğer bir alanda çalışabilirler.

•          Ankara Antlaşması vizesinde stand-still( değiştirilemez) kuralı bulunmaktadır. Yani Ankara Antlaşması vizesi ile İngiltere vatandaşlığına geçen ya da otum hakkı elde eden kişilere ilişkin uygulamalar herhangi bir şekilde ya da koşulda değiştirilemez.

Ankara Antlaşması Vizesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular Ankara Antlaşması Başvurusu Ne Kadar Sürede Sonuçlanır?

Ankara Anlaşması vizesi başvuruları kısmen değişiklik göstermesine karşılık maksimum 30 günde sonuçlanmaktadır. Ancak Ankara Anlaşması vize başvurularının sonuçlanma süresi zaman zaman değişebilecektir. Ankara Anlaşması 2-3 haftalık bir sürede de sonuçlanabilir.

Ankara Antlaşması Vizesi Başvurum Olumsuz Sonuçlanırsa İtiraz Edebilir Miyim?

Ankara anlaşması vize başvuruları olumsuz sonuçlanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının itiraz hakkı mevcuttur. Ancak Ankara Anlaşması vize başvuru sahibinin

  • Vize başvuru geçmişinde olumsuz bir durum ve
  • Hali hazırda başka bir vizesi olup süresi bitmiş ise

Ankara Anlaşması vize başvuru reddi hakkı ”Appealrights”ı kullanabilir.

Ankara Anlaşması İle İngiltere’de Başka Bir İşyerinde Çalışabilir Miyim?

Ankara Anlaşma vizesi başvuruları olumlu sonuçlanmış Türkiye vatandaşları bu vizeleri ile İngiltere’de başka bir iş yerinde çalışma hakları yoktur. Ankara Anlaşması imkânlarından yararlanabilme koşulu olan kendi iş yerini açma uygulaması ihlal edilmemelidir.

Ankara Antlaşması İle Hem Kendi İşimde Hem De Başka Bir İşte Çalışabilir Miyim?

Ankara Anlaşma vizesini almış kişilerin hem kendi işlemlerini yapıp hem de ek bir işte çalışmaları anlaşma uyum koşulları gereğince yasaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Ankara Anlaşması vizeleri ile başka bir firmada ek iş yapamaz. Ankara Anlaşması sahibi farklı bir firmada iş hayatına devam edecek olması halinde ise İngiltere devletinin Oturum İzni belgesini edinmelidir.

Ankara Anlaşması Vizesi Başvuruları Sırasında ”Mülakat” Uygulaması Var Mıdır?

İngiltere ile Türkiye arasında imzalanan ve başvuru sahibine İngiltere vatandaşlığı alma hakkı tanıyan bu anlaşma başvuruları direkt olarak İngiltere’ye yapılmaktadır. Türkiye’de bulunan İngiltere Konsolosluklarına ve İngiltere Konsolosluklarının yetkili temsilciliklerine Ankara Anlaşması başvuruları yapılamaz. Bu sebeple, Ankara Anlaşma vizesi başvuruları sırasında ”Mülakat” uygulaması diğer bir deyişle yüz yüze görüşme bulunmaz. Ancak İngiltere Konsolosluğunun kısa süreli vize kategorilerine başvuru yapacak kişi ve kişiler İngiltere Konsolosluğu ile mülakat gerçekleştireceklerdir.

Ankara Anlaşma Vizesi İle Ailemi İngiltere’ye Götürebilir Miyim?

Ankara Anlaşma vizesi almış kişiler bu anlaşma ile eş ve çocuklarını da vize alma koşuluyla İngiltere’ye getirebileceklerdir. Ankara Anlaşması vizesi almış kişiler eş ve çocukları içinde vize başvurusunda bulunup Ankara anlaşması vizesi almış eşin vize süresi kadar vizelerini alabilirler.

Başvuru İçin Sermaye Kişisel Banka Hesabımda Olmak Zorunda Mıdır?

Ankara Anlaşması vize başvuru sürecinde kişinin İngiltere’de kendi şirketini açma koşulu olarak sermayesini Banka Bilgilerinde beyan etmek zorundadır. Ankara Anlaşma vizesi başvuru sahibi sermaye gösterim bilgilerini şahsi hesap bilgilerinde göstermesi gerekir. Üçüncü bir kişinin Banka bilgilerini paylaşamaz/beyan edemezler.

3. Kişiden Edindiğim Sermaye İle Ankara Antlaşması Başvurusu Yapabilir Miyim?

Ankara Anlaşma vizesi başvuruları için sermaye bildirimi zorunludur. Sermayesini 3. bir kişiden temin etmiş kişiler yazılı olarak paranın ne için verildiğini (Borç, Hediye) bildirmek mecburiyetindedir.

Devamını Oku
Ankara Anlaşması Vizesi Nasıl Alınır?