Hakkında
Ofisimizde alanında uzman avukatlar ve güçlü iş ve çözüm ortakları ile müvekkillerimizin yararına olacak şekilde evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde öncü, örnek ve referans gösterilen çalışmalar yapılmaktadır. Web sayfamız üzerinde hakkımızda daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. https://or.av.tr
  • Avukat
  • Yaşadığı yer Türkiye
  • Şehir Ankara
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

Adli Sicil Kaydı ve Arşiv Kaydı Nasıl Silinir?

Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi — ankara ceza avukatı olarak bu makalemizde Adli Sicil Kaydı ve Arşiv Kaydı Nasıl Silinir konusunu işleyeceğiz.

Adli sicil kaydı (Sabıka) ve arşiv bilgilerinin oluşturulması, saklanması, ilgililere verilmesi ve silinmesi hususları Adli Sicil Yönetmeliğinde düzenlenmiştir.

Bilindiği gibi, herhangi bir suçtan ceza almış ve bu cezası kesinleşmiş kişilerin, cezaları adli sicil kaydına işlenir. Ceza ile ilgili sorumluluklar ve yükümlülükler yerine getirildikten sonra da bu cezaların adli sicil kaydından silinmesi gerekmektedir. Aksi takdirde özellikle özel ve kamu alanındaki işe girişlerde bu husus engel teşkil etmektedir.

Bu çerçevede bu yazımızda, adli sicil kaydı ve arşiv kaydının nasıl tutulduğu, hangi kararların adli sicil kaydına işlendiği ve adli sicil kaydı ve arşiv kaydının nasıl silineceği hususlarından bahsedeceğiz.

Adli Sicil Kaydı Nasıl Tutulur?

Adli sicil kaydı, merkezi adli sicil ve mahalli adli sicil olmak üzere iki şekilde tutulur:

Merkezi Adli Sicil

Hakkında Türk mahkemeleri veya yabancı ülke mahkemeleri tarafından kesinleşmiş ve Türk hukukuna göre tanınan mahkûmiyet kararı bulunan Türk vatandaşları ile Türkiye’de suç işlemiş olan yabancılara ait bütün adlî sicil kayıtları, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ndeki merkezî bilgi işlem sisteminde tutulur. Anılan kayıtların güncelleştirilmesi, düzenlenmesi, düzeltilmesi ve on-line sistemle mahallî adlî sicillere ulaştırılması görevi de merkezi adlî sicil tarafından yerine getirilir. (Adli Sicil Yönetmeliği md. 4).

Mahalli Adli Sicil

Mahallî adlî sicil, bulunduğu yer ile gerektiğinde diğer yerlere ait adlî sicil bilgilerinin bilgisayara girilmesi, bu bilgilerin merkezî adlî sicile aktarılması ile merkezî adlî sicilden bilgilerin alınıp ilgili şahıs ve kurumlara iletilmesi ile görevlidir. (Adli Sicil Yönetmeliği md. 5).

Adli Sicil Kaydı Bilgileri Kimlere Verilebilir?

Adlî sicil bilgileri, merkezî adlî sicilde Genel Müdürlükçe; mahallî adlî sicillerde Cumhuriyet başsavcılıklarınca; kaymakamlıklarca; yurtdışında elçilik ve konsolosluklarca verilir.

Adlî sicil bilgileri, kullanılış amacı ve verileceği merci belirtilmek suretiyle;

  • İlgili kişiye veya vekâletnamede açıkça belirtilmek koşuluyla vekiline,
  • Kamu kurum ve kuruluşlarına,
  • Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına verilebilir.

Taleplerin yazılı olarak yapılması sırasında, adlî sicil bilgisinin niçin istendiğinin belirtilmesi ve nüfus kimlik bilgilerini içeren belgenin dilekçeye eklenmesi gerekir. Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarınca da kimlik bilgilerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde bildirilmesi zorunludur.

Yabancı devletler tarafından istenilen adlî sicil bilgileri taraf olduğumuz ikili-çok taraflı sözleşmeler uyarınca, sözleşme-olmayan-ülkeler için de karşılıklılık esaslarına göre verilir.

Adli Sicil Kaydı Nasıl Silinir?

Adlî sicildeki bilgiler;

  • Cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması,
  • Ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikâyetten vazgeçme veya etkin pişmanlık,
  • Ceza zamanaşımının dolmasına ilişkin bildirme fişinin Genel Müdürlükteki merkezi sisteme girilerek güncellenmesini müteakip

Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından silinerek arşiv kaydına alınır.

Genel af halinde silme işlemi Genel Müdürlükçe re’sen yapılarak kayıtlar arşive alınır.

İlgilinin ölümü halinde, kişinin ölümünü tevsik eden resmî belgenin Genel Müdürlüğe ulaşmasını müteakip adlî sicil kaydı tamamen silinir.

Ceza infaz kurumlarındaki hükümlü ölüm bilgileri ise nüfus-kayıt bilgileriyle birlikte en geç üç-gün içinde ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarınca Genel Müdürlüğe bildirilir.

Türk vatandaşları hakkında yabancı mahkemelerce verilmiş olup adli sicile kaydedilen hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyet hükümleri, kesinleştiği tarihten itibaren mahkûmiyet kararında belirtilen sürenin geçmesiyle, Genel Müdürlükçe adlî sicil kayıtlarından çıkartılarak arşiv kaydına alınır. Adli para cezasına mahkûmiyet hükümleri ile cezanın ertelenmesine ilişkin hükümler, adli sicil kaydı sistemine alınmadan doğrudan arşive kaydedilir.

Adli Sicil ve Arşiv Bilgilerinin Silinmesi

Arşiv kayıtları;

a) İlgilinin ölümü üzerine,

b) Anayasanın 76.maddesi ile TCK dışındaki kanunlarda bir hak-yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren;

  • Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla onbeş yıl geçmesiyle,
  • Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle,
  • Diğer mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle,

c) Fiilin kanunla suç olmaktan çıkarılması hâlinde, bu suçtan mahkûmiyete ilişkin adli sicil kaydı ve arşiv kayıtları, talep aranmaksızın,

d) Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi sonucunda verilen beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararının kesinleşmesi hâlinde, önceki mahkûmiyet kararına ilişkin adli sicil kaydı ve arşiv kaydı,

Genel Müdürlükçe tamamen silinir.

Adli sicil kaydının silinmesi, Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ne verilecek bir dilekçe yoluyla olur.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, Kanundan kaynaklanan yükümlülükler ve sorumluluklar yerine getirilmiş olsa bile adli sicil kaydı ve arşiv kaydı silinmemiş olabilir. Bu nedenle bu durumdan kaynaklanan mağduriyetlerin bir an önce önüne geçilmesi gerekir. Bu çerçevede işlemlerin hızlı bir şekilde halledilebilmesi için alanında uzman bir Ceza Avukatından profesyonel hukuki yardım alınması tavsiye edilmektedir.

Ceza davaları ile ilgili olarak Ankara Ceza Avukatı başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Devamını Oku
Adli Sicil Kaydı ve Arşiv Kaydı Nasıl Silinir?

Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları

Ankara boşanma avukatı Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak bu yazımızda boşanma sebeplerinden birisi olan Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları sebeplerini araştıracağız.

Fiili ayrılık veya eylemli ayrılık nedeniyle boşanma, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış olan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak 3 yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır. Eşlerden birinin istemiyle bu sebebe dayalı olarak boşanmaya karar verilir.

Fiili ayrılık nedeniyle boşanmada nitelik itibarıyla, eşlerin evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanmaları söz konusudur. Ancak, eşlerin önceki boşanma davası reddedilmiş ve eşler öngörülen zaman diliminde tekrar eş olamamışlarsa eşler salt bu sebeple boşanmalıdırlar.

Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasının Şartları

Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için,

  • Eşler arasında bir boşanma davası süreci yaşanmış olmalı,
  • Önceki boşanma davası reddedilmiş ve eşler boşanamamış olmalı,
  • Ret kararı kesinleşmiş olmalı,
  • Reddedilen dava Türk Medeni Kanununda düzenlenen boşanma sebeplerinden herhangi birine dayanıyor olmalı,
  • Üç yıllık süre tamamlanmış olmalı,
  • Üç yıllık zaman diliminde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamış olmalı

Şüphesiz reddin kesinleşmesi temyiz incelemesi veya feragat sonucu gerçekleşmiş olabilir. Bunun zamanın işlemeye başlaması açısından önemi yoktur. Feragat açısından o tarihte kesin hüküm sonucu doğacağından feragat tarihi itibarıyla üç yıllık süre işlemeye başlar.

Eşlerin herhangi bir davaya konu olmadan yıllarca ayrı yaşıyor olmaları fiili ayrılık nedeniyle boşanma gerekçesi olmaz. Böyle bir durum ancak birlikte yaşamak yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle MK 166/1’e konu bir dava olabilir. MK 166/1 şu şekildedir: “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

Kanunda eşlerden birinin istemi üzerine fiili ayrılık nedeniyle boşanmaya karar verilir denilmekle her iki eşin dava açabileceği belirtilmektedir.

Önceki karar taraflara tebliğ edilmiş ve taraflarca kanun yolları kullanılarak veya kullanılmadan usul hukuku anlamında kesinleşme sağlanmış olmalıdır. Bu süre kesinleşmeden sonra işlemeye başlar. Bu üç yıllık zaman diliminde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamış, fiili ayrılık devam etmiş olmalıdır. Ortak hayattan maksat eş hayatı ve dolayısıyla cinsel beraberliktir. Bu mahiyette olmayan ve geçici nitelikte olan bir araya gelmeler üç yıllık sürenin işlemeye başlamasını kesmez.

Eşler arasında birden fazla reddedilmiş boşanma davası varsa ilk davanın reddedilme tarihi üç-yıllık sürenin işlemeye başlama tarihi olarak kabul edilmelidir. Zira sonraki dava da tarafların arasındaki süregelen çekişmeye işaret eder ve bu dava ayrı yaşadıklarının delili olarak düşünülmelidir.

Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisinin Aile ve boşanma davalarına ilişkin makalelerini Ankara boşanma avukatı sayfasından takip edebilirsiniz.

Devamını Oku
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davası

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davası, çocukla babası arasında kurulmuş veya kurulacak bağın tespit ve tayini açısından önemli bir davadır.

Ankara Boşanma Avukatı — Bilindiği üzere anne ile çocuk arasında soy bağı doğumla kurulmaktadır. Baba ile çocuk arasında soy bağı ise, tanıma, evlilik ve hâkim kararıyla kurulur.

Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak 300 gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu süre geçtikten sonra doğan çocuğun kocaya bağlanması ananın evlilik sırasında gebe kaldığının ispatıyla mümkündür. Buna babalık karinesi denilmektedir.

Bu karineye göre evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak 300 gün içinde doğan çocuğun babası koca olacaktır. Baba olmadığını iddia eden koca bu karinenin aksini ispat etmek zorundadır. Soy bağının reddi davasında amaç da bu olmaktadır. Babalık karinesini çürütme yükü ( ispat yükü ) üzerine düşen koca, baba olmadığını ya da olamayacağını ispat edecektir.

Bunun içinde kişi; baba olamayacağına dair sağlık kurulu raporu, gebe kalma döneminde yurt dışında, cezaevinde, askerde olma, anne ile ayrı yaşadığını, cinsel ilişkinin olmadığını hususlarını ispat etmek zorundadır.

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davasında Görevli, Yetkili Mahkeme ve İnceleme Usulü

Taraflardan birinin dava ve doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Aile mahkemeleri kurulmayan yerlerde Asliye Hukuk mahkemeleri Aile Mahkemesi sıfatı ile bu davalara bakar.

Bu tür davalarda hâkim; maddi olguları, re’sen araştırır ve kanıtları serbestçe takdir eder. Taraflar ve üçüncü kişiler, soy bağının belirlenmesinde zorunlu olan ve sağlıkları yönünden tehlike yaratmayan araştırma ve incelemelere rıza göstermekle yükümlüdürler. Davalı, hâkimin öngördüğü araştırma ve incelemeye rıza göstermezse hâkim, durum ve koşullara göre bundan beklenen sonucu onun aleyhine doğmuş sayabilir.

Bu prensiplere göre; hâkim, tarafların kabul ve ikrarları ile bağlı kalmayacak, delilleri serbestçe takdir edecek ve karar verecektir. Kendiliğinden maddi delilleri araştıracak, tanık beyanlarını, doktor raporlarını inceleyecek, bilimsel raporlardan ve DNA raporlarından yararlanacak ve karar verecektir.

Soy bağı ile ilgili açılmış bir davanın davalılarca kabulü tek başına davayı sona erdirmez. Taraflara ve üçüncü kişilere soy bağının tespiti ve reddine ilişkin davalarda, inceleme ve araştırma zorunluluğunun doğduğu hallerde, sağlıkları yönünden tehlike oluşturmayan inceleme ve araştırmalara rıza göstermek zorunluluğu getirilmiştir. Örnek olarak kan ve gen tahlilleri ile DNA incelemeleri sayılabilir.

Tıbbi İnceleme Zorunluluğu Doğmasına Rağmen Buna Rıza Gösterilmemesi

Tüm şartlar gerçekleşip tıbbi inceleme zorunluluğu doğduğunda taraflar ya da üçüncü kişi incelemeye rıza göstermezse sonucu ne olacaktır. Bu durumda kimsenin, zorla polis veya jandarma marifetiyle DNA incelemesi için kan örneğinin alınması, tahlil yaptırmaya zorlanması söz konusu değildir.

Hâkim duruşmada hazır bulunana uygun şekilde açıklama yapacak, ara kararda bu durumu zapta geçirecek ihtarat yapacaktır. Duruşmada hazır değilse usulüne uygun ihtarlı davetiye çıkaracaktır. Davada soy bağının tespit edilebilmesi için DNA testi yapılmasının bir zorunluluk arz ettiği, belli gün ve saatte örnek vermek üzere hazır bulunması gerektiği, mazeretsiz olarak gelmediği takdirde çocuğun babası sayılacağı ya da davacının çocuğun babası olmadığı yönündeki iddiasını kanıtlamış sayılacağı şeklinde açıklamalı, tüm lehe aleyhe sonuçlar belirtilmiş şekilde davetiye tebliğ edilecektir. Gelmediği takdirde de dava kanıtlanmış kabul edilecek davanın kabulüne karar verilebilecektir.

Burada üzerinde durulması gereken durum tıbbi incelemeye rıza gösterilip gösterilmemesidir. Şahsın tıbbi inceleme için örnek vermek üzere gelip gelmemesidir. Bazen yanlış yorumla DNA giderlerinin karşılanmaması belli süre içinde bu masrafların yatırılması için ihtarlar tebliğ edilmektedir. İhtara rağmen DNA giderini yatırmayan davalının babalığına ya da soy bağının reddine karar verilebilmektedir.

Masrafları ispat yükü üzerine düşen tarafın yatırmadığı takdirde soy bağı ile ilgili davaların kamu düzeni ile ilgili olmasının sonucu olarak yapılması zorunlu olduğuna karar verilen DNA ve diğer tıbbi incelemelere ait giderlerin cumhuriyet savcılığı nezdinde bulunan suçüstü ödeneğinden karşılanmasına karar verilecektir. Zorunlu incelemeler yapılacak ve nihai kararla bu masrafların haksız çıkan taraftan tahsiline karar verilecektir.

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davasını Kimler Açabilir?

Bu ana ve çocuğa karşı açılır. İkisine birlikte açılmak zorundadır. Çocuk küçük ise mutlaka çocuğa Sulh Hukuk Mahkemesinden sadece bu davayla sınırlı olarak kayyım tayin edilmelidir. Çünkü ana ile çocuğun menfaati çakışmaktadır.

Soy bağının reddi davası çocuk tarafından da açılabilir. Ana davacı sıfatına sahip değildir. Nüfus müdürlüğü de davalı sıfatına sahip değildir.

Çocuk tarafından açılan davada anneye de husumet yöneltilmesi zorunludur. Çocuk adına kayyım tarafından, kayyımın atanma tarihinden itibaren bir yıl içinde dava açılabilir.

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davasının Konusu

Bu davanın konusunu, babalık karinesi gereğince baba ile çocuk arasında kurulan soy bağının gerçeği yansıtmadığını, gerçekte çocuğun başka birisiyle kurulan cinsel ilişkiden meydana geldiğini, karinenin aksine kocanın baba olmadığının ispatı oluşturur.

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davasında Dava Açma Süresi Ne Kadardır?

Koca davayı doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı sırada başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde dava açmak zorundadır. Çocuk ergin olduğu tarihten başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır. Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa, bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.

Bu maddede 5 yıllık uzun bir zaman aşımı süresine yer verilmişti. Çocuğun doğumundan itibaren 5 yıl içinde soy bağının reddi davasının açılması gerekiyordu. Bu beş yıllık süre Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Artık her halükarda dava 1 yıllık süre içinde açılacak ancak gecikmeyi haklı kılan bir sebep var ise bu sürenin başlangıcı olarak gecikmeyi haklı kılan sebebin ortadan kalkma tarihi esas alınacaktır. Bu değişiklikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebeplerin varlığı, kanıtlanması, davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının tespiti ayrı bir önem arz etmektedir.

Ayrıca kayyım, atanma kararının kendisine tebliğinden itibaren 1 yıl içinde soy bağının reddi davasını açmak zorundadır. Bu süreler hak düşürücü süre niteliğindedir.

Yine kocanın alt soyu, anası, babası, baba olduğunu iddia eden kişi, doğumu ve kocanın ölümünü, sürekli ayırt etme gücünü kaybettiğini veya koca hakkında gaiplik kararı verildiğini öğrenmelerinden başlayarak bir yıl içinde soy bağının reddi davasını açabilirler.

Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davasının Kabulle Sonuçlanması

Bu dava kabulle sonuçlanırsa; soy bağı ret edilen çocuk kocanın (kayden babanın) hanesindeki kaydına açıklama yapılarak nüfus kaydı kapatılır. Annesinin bekârlık (kızlık) hanesine, annenin bekârlık soyadıyla taşınır ve kayıt edilir. Annenin bekârlık hanesi tespit edilemezse, kayıtlı bulunduğu hanedeki nüfus kaydı kapatılır. Kayıtlı bulunulan idari birimdeki sonuna yeni bir aile sıra numarası altında anasının soyadı ile kaydı taşınır. Soy bağı reddedilen kişi ergin ise kendi beyan edeceği ve idarece uygun görülecek bir soyadı alabilir Baba adı da beyana göre yazılır. Burada adı yazılmış olan babayla bu isimle kast edilen kişi gerçekte var olsa bile, bu kişiyle soy bağı kurulmuş olmaz. Artık bu çocuğun sadece anne ile soy bağı vardır. Sadece anne bellidir. Bu çocuk gerçek baba tarafından tanınabilir. Gerçek baba ile anne evlenirse evlenme ile soy bağı kurulabilir, gerçek babaya karşı babalık davası açılabilir.

Bu sayılan yollardan biri ile gerçek baba ile soy bağının kurulması yoluna gidilebilir. Aksi halde kayıtlar bu şekilde kaldığı takdirde çocuğun sadece anneyle mevcut olan soy bağıyla yetinilmiş olarak kalması söz konusu olacaktır.

Soy Bağı Reddedilen Çocuk İçin Ödenmiş Nafakaların Geri Ödenmesi Mümkün Mü?

Soy bağının reddine ilişkin hüküm inşai nitelikte olup geçmişe etkilidir. Geçmişe yürür. Çocuk doğumundan itibaren soy bağını ret eden kocaya ait değildir. Koca kendinden olmayan çocuk için ödemek zorunda kaldığı, boşanma kararında hüküm altına alınan iştirak nafakasını geri almaya hak kazanır.

Aile ve Boşanma davalarına ilişkin Ankara boşanma avukatı olarak yazmış olduğumuz makalelere web sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Soy Bağının (Nesebin) Reddi Davası

Gecekondu Önleme ve Kentsel Dönüşüm Bölgelerinde Tapu Harcı İstisnası

Vergi hukukuna ilişkin bu özel yazımızda vergi avukatı olarak ele aldığımız Gecekondu Önleme ve Kentsel Dönüşüm Bölgelerinde Tapu Harcı İstisnası konusunu işleyeceğiz.

Gecekondu önleme ve kentsel dönüşüm bölgelerinde müteahhitlerce ve arsa sahiplerince yapılan taşınmaz satışlarında ve bu kişilerden yapılan taşınmaz alışlarında ödenen tapu harçlarının iadesi mümkün müdür?

492 sayılı Harçlar-Kanunu’nun 57.maddesinde; “Tapu ve Kadastro işlemlerinden bu-kanuna-bağlı (4)sayılı tarifede yazılı olanların, tapu ve kadastro harçlarına tabi olduğu” belirtilmiştir. (4) sayılı tarifenin 20(a) fıkrasında ise, gayrimenkullerin ivaz karşılığında veya ölünceye kadar bakma akdine dayanarak yahut trampa hükümlerine göre devir ve iktisabında gayrimenkulün beyan edilen devir ve iktisap bedelinden az olmamak üzere emlak vergisi değeri üzerinden nispi harç ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Anılan hükümler uyarınca, taşınmazların bir bedel karşılığı devrinde belli oranlarda hem alıcının hem de satıcının tapu harcı ödemesi gerekmektedir. Bu genel kuraldır.

Genel Kuralın İstisnaları

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’un 7.maddesinin 9.Fıkrasında;

“Bu Kanun uyarınca yapılacak olan işlem, sözleşme, devir ve tesciller ile uygulamalar, noter harcı, tapu harcı, belediyelerce alınan harçlar, damga vergisi, veraset ve intikal vergisi, döner sermaye ücreti ve diğer ücretlerden; kullandırılan krediler sebebiyle lehe alınacak paralar ise banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesnadır.” hükmü bulunmaktadır.

Yine, 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 33. Maddesinde;

“Bu kanun hükümlerine dayanılarak yapılan ivazlı veya ivazsız devir, temlik, kamulaştırma, alım, satım, kira, geri alma, geri verme, ifraz, tevhit, tescil, cins değişikliği, rehin tesis ve terkini, ıslah, değişiklik, onarım, inşa ve ikmal gibi her türlü işlemler, sözleşmeler, beyannameler ve benzerleri, tasarruf bonosundan ve her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır.” hükmü yer almaktadır.

Yukarıda yer verilen yasa hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden;

Gayrimenkullerin ivaz (bedel) karşılığında devir ve iktisabının harca tabi olduğu,

Ancak 6306 sayılı Afet-Riski-Altındaki-Alanların-Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun ile 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca yapılacak devir ve tescillerin ise tapu-harcından müstesna olduğu,

Buna göre anılan kanun uyarınca yapılan gecekondu önleme ve kentsel yenileme uygulamalarının belirtilen istisnadan yararlanacağı anlaşılmaktadır.

Ancak, anılan hükümlere-rağmen kentsel dönüşüm ve gecekondu önleme bölgelerinde yapılan alış ve satışlarda mevzuata aykırı olarak tapu harcı tahsil edilmektedir. Bu şekilde kendisinden tapu harcı tahsil edilenlerin yapması gerekenler aşağıda açıklanmıştır:

Kimler tapu harcı iadesi isteyebilecektir?

  • Kentsel dönüşüm bölgesi ile gecekondu önleme bölgelerinde inşaat yapan müteahhitler ile
  • Arsa karşılığı inşaat sözleşmeleri uyarınca arsalarını müteahhitlere vermiş arsa sahipleri ve
  • Müteahhitlerden ve arsa sahiplerinden taşınmaz satın alanlar tapu harcı iadesi isteyebilecektir.

Tapu harcı iadesi hangi süre içinde istenebilir?

Tapu harcı iadesi, ihtirazı kayıt konularak yapılacak ödeme sonrası, harcın ödenmesinden itibaren 30 günlük süre içinde açılacak dava ile istenebilir.

Bu 30 günlük süreyi kaçıranlar ise;

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenen düzeltme-şikâyet yoluyla geriye dönük 5 yıllık süre için tapu harcı iadesi isteyebileceklerdir.

Tapu harcının iadesi nasıl istenebilir?

Burada iki yol vardır:

Birincisi, tapu harcının ihtirazı kayıt konularak ödenmesi ve ödemeden itibaren 30 günlük süre içinde Vergi Mahkemesi’nde dava-açılarak iadesinin talep edilmesi.

İkinci yol; birinci yolu uygulamayıp süreyi kaçıranlar için,

  • Geriye dönük 5 yıllık süre içinde ödenen tapu harcının iadesi istemiyle önce ilgili vergi dairesine düzeltme başvurusunda bulunup,
  • Vergi dairesince 60 günlük süre içinde cevap verilmemesi veya talebin reddedilmesi üzerine şikâyet yoluyla Gelir İdaresi Başkanlığı’na başvurmaktır.

Gelir İdaresi Başkanlığı, şikâyet talebine 60 günlük süre içinde cevap vermez veya talebi reddedebilir. 60 günlük süreyi veya ret cevabını takip eden 30 günlük süre içinde Vergi Mahkemesi’nde dava açılarak iadesinin talep edilmesi gerekmektedir.

İade için hangi belgeler gereklidir?

a) Vergi (Tapu Harcı) Tahsil Alındısı

b) Tapu Senedi Fotokopisi

c) Riskli Yapı Belgesi

d) Riskli Yapı Muafiyet Belgesi

e) Sözleşme Örneği (Arsa payı karşılığı veya başka modellerle yapılmışsa o sözleşme)

Gecekondu Kanunu kapsamında veya kentsel dönüşüm bölgelerinde yapılan işler dolayısıyla düzenlenen sözleşmeler, kağıtlar, hak ediş ödemeleri vb. belgeler damga vergisinden istisna mıdır?

775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 33. maddesinde hangi işlemlerin vergi, resim ve harçtan muaf olduğu belirtilmekte olup, bu Kanun kapsamında yapılan ihaleler dolayısıyla alınan ihale kararları, yapılan sözleşmeler, düzenlenen taahhütnameler, hak edişe ilişkin ödeme emirleri vb. kağıtların anılan Kanunun 33. maddesi kapsamında bulunup bulunmadığı hususunda ihtilaflar doğmaktadır.

Vergi Mahkemesi ve Danıştay kararlarında, anılan madde hükmünün genellikle geniş yorumlandığı görülmektedir.

Vergi hukuku alanında uzman vergi avukatı kişilerle çalışılması önemli olup, bu hususta gerekli liyakate sahip ekibimizle irtibata geçilebilir.

Devamını Oku
Gecekondu Önleme ve Kentsel Dönüşüm Bölgelerinde Tapu Harcı İstisnası

Memurların Fazla Mesai Ödemelerinden Kesilen Vergilerin İadesi

Vergi hukukuna ilişkin bu özel yazımızda uzman vergi avukatı olarak ele aldığımız Memurların FAzla Mesai Ödemelerinden kesilen vergilerin iadesi konusunu işleyeceğiz.

Ticaret Bakanlığı çalışanlarına ödenen fazla mesai ücretlerinden fazla vergi kesilip kesilmediği ve kesilen vergilerin iade alınıp alınmayacağı önemli bir husustur.

Malum olduğu üzere kamu görevlileri “ücret” geliri elde edip, ücret gelirleri üzerinden stopaj (kaynakta kesim) yoluyla gelir vergisi ödemektedirler.

Kamu çalışanlarına da fazla çalışmaları için fazla çalışma (mesai) ücreti ödenmektedir. Fazla mesai ödemeleri de bir “ücret” olup, vergiye tabi tutulmaktadır.

Ancak, bazı kamu görevlilerinin mesai ücretleri bir takım düzenlemelerle vergiden istisna bırakılmıştır. (Örneğin nüfus müdürlüğü çalışanlarının mesai ücretleri gibi)

Ticaret Bakanlığı çalışanları için ise böyle bir istisna öngörülmediği gibi, fazla mesai ücretleri aldıkları maaşların üzerine ilave edilmek suretiyle vergilendirilmektedirler. Böylelikle gelir vergisi matrahları, gelir dilimleri yükseldiğinden fazla vergi ödemek durumunda kalmaktadırlar.

Maaş ödemeleri Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca, fazla mesai ücreti ise bağlı bulundukları Bakanlıkça ödendiği halde, iki gelir için ayrı ayrı değil, birlikte vergilendirme yapılmaktadır.

Fazla Mesai Ödemelerinin Geri Alınması

Bu durumda bulunan Ticaret Bakanlığı çalışanlarının, fazla çalışma ücretinden yapılan gelir vergisi kesintisinin fazla olduğundan bahisle, kesinti tarihinden itibaren 30 gün içinde, kesintinin yatırıldığı vergi dairesi müdürlüğünün olduğu yerdeki Vergi Mahkemesi’nde dava açmaları gerekmektedir.

Bu süreyi kaçıranlar ise, geriye dönük 5 yıllık süre içinde fazladan kesilen gelir vergilerinin iadesi amacıyla ilgili vergi dairesine düzeltme başvurusu yapmalıdırlar. Bu başvuruyu yaptıktan sonra düzeltme talebinin reddi (zımnen reddi de olabilir) üzerine Gelir İdaresi Başkanlığı’na şikâyet yoluna başvurmaları gerekir. Şikâyet talebinin reddi üzerine de yine 30 gün içinde Vergi Mahkemesinde dava açmalıdırlar.

Konuyla ilgili ortaya çıkan bir uyuşmazlıkta, Trabzon Vergi Mahkemesi’nce verilen “kabul” kararı Danıştay 9. Dairesi’nin 07.11.2018 tarih ve E:2016/1625, K:2018/6749 sayılı kararı ile onanmıştır.

Ancak yapılacak düzeltme ve şikâyet başvuruları ile açılacak davaya ilişkin dilekçelerin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’na uygun düzenlenmesi önem arz etmektedir. Aksi halde fazla mesai konusunda ciddi hak-kayıplarına yol açılma durumu olabileceği gibi, gereksiz yargılama masraflarıyla(vekalet ücreti gibi) karşılaşılabileceği de unutulmamalıdır.

Bu nedenle, vergi hukuku alanında uzman vergi avukatı kişilerle çalışılması önemli olup, bu hususta gerekli liyakate sahip ekibimizle irtibata geçilebilir.

Devamını Oku
Memurların Fazla Mesai Ödemelerinden Kesilen Vergilerin İadesi

Sahte Fatura Düzenleme ve Kullanmanın Yaptırımı ve Dava Açılması

Sahte fatura düzenleme nedir, sahte fatura düzenlendiğinin tespiti halinde neler yapılır?

Vergi hukukuna ilişkin bu özel yazımızda uzman vergi avukatı olarak ele aldığımız Sahte fatura düzenleme konusunu işleyeceğiz.

Sahte Fatura Düzenleme; gerçek bir mal ve/veya hizmet satışı olmadığı-halde sanki o mal ve/veya hizmet satışı yapılmış gibi fatura düzenlenmesidir.

Sahte fatura düzenlenmesi halinde, vergi idarelerince, sahte fatura düzenleyenlere, düzenlenen sahte fatura tutarının genellikle %2’si oranında gelir vergisi tarhiyatı yapılmaktadır. Bununla birlikte katma değer ve gelir geçici vergi tarhiyatları yapılır ve bunların üzerinden de 3(üç) kat vergi ziyaı cezası kesilir.

Ayrıca, 213 sayılı VUK’na muhalefetten ötürü sahte faturanın düzenlendiği yer Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunularak ceza davası açılması yoluna gidilir.

Sahte fatura düzenleme nedeniyle tarhiyat yapılması halinde ne yapılabilir?

Sahte fatura düzenleme nedeniyle tarhiyat yapılması halinde mükellefler;

  • Sahte belge düzenlemedikleri,
  • Satışlarının gerçek olduğu,
  • Satış yapacak işgücü ve iş hacimlerinin mevcut olduğu

iddialarıyla 30 gün içinde yetkili Vergi Mahkemesi’nde dava açmalıdırlar.

Sahte fatura kullanma nedir, sahte fatura kullanıldığının tespiti halinde neler yapılır?

Sahte Fatura Kullanma; gerçek bir mal ve/veya hizmet alışı olmadığı halde sanki o mal ve/veya hizmet alışı yapılmış gibi fatura alınmasıdır.

Sahte fatura kullanılması halinde, vergi idarelerince, sahte fatura kullananlara, alınan sahte faturalara ilişkin KDV indirimlerinin reddi suretiyle genellikle 3 kat (bazen de 1 kat) vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılır. Nadiren de olsa, sahte fatura kullanıp giderlerini artırdığından dolayı, sahte fatura tutarlarının giderlerden çıkarılması suretiyle vergi ziyaı cezalı gelir (kurumlar) ve gelir geçici vergi tarhiyatı yapılır.

Ayrıca, 213 sayılı VUK’na muhalefetten ötürü sahte faturanın düzenlendiği yer Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunularak ceza davası açılması yoluna gidilir.

Sahte fatura kullanma nedeniyle tarhiyat yapılması halinde ne yapılabilir?

Sahte fatura kullanma nedeniyle tarhiyat yapılması halinde mükellefler;

  • Sahte belge kullanmadıkları,
  • Alışlarının gerçek olduğu,
  • Ödemelerin banka veya resmi kanallar aracılığıyla yapıldığı,
  • Alışlarının satışlarıyla ve faaliyet alanlarıyla uyumlu olduğu

iddialarıyla 30 gün içinde yetkili Vergi Mahkemesi’nde dava açmalıdırlar.

Sahte fatura düzenleme ve kullanma nedeniyle haklarında vergi incelemesi veya ceza soruşturması başlatılan kişilerin, bu süreçlerde alanında uzman bir vergi avukatı ile birlikte çalışarak danışmanlık alması kanaatimizce faydalı olacaktır.

Devamını Oku
Sahte Fatura Düzenleme ve Kullanmanın Yaptırımı ve Dava Açılması

Ankara Boşanma Avukatı

Ankara Boşanma Avukatı Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak Aile ve Boşanma Davaları ile ilgili hukuki işlemlerde müvekkillerimize, uzman kadromuz ile her türlü hukuki yardımda bulunmaktayız. Söz konusu davalar için bu alanda uzman avukatlar ve Ankara boşanma avukatı ile boşanma davaları ve aile davaları konusunda hizmet vermekteyiz.

Aile hukukunu ilgilendiren davalarda başlıca hizmetlerimiz nelerdir?

Aile hukuku medeni hukuk içindedir. Temel kavramı ailedir. Bu nedenle;

  • Nişanlanma
  • Evlenmenin koşulları ve evlenme hükümleri
  • Boşanma şartları, maddi ve manevi tazminat ile nafaka
  • Çocukların geleceğini ilgilendiren velayet davası ve iştirak nafakası
  • Evlenme öncesi ve sonrasında edinilen mallara ait mal rejimi ile ilgili sorunlar
  • Evlilik hayatının geçtiği konut
  • Soybağı
  • Evlat edinme
  • Velayet, vesayet ve kayyımlık ile ilgili davalar
  • Yabancı mahkemelerce aile hukuku hakkında verilen kararın tanınması ve tenfizi

Sayılmaktadır.

Aile Mahkemeleri

Aile Mahkemelerinin görevi; 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin kuruluş görev ve yargılama usullerine dair kanun ile düzenlenmiştir. Yukarıda sayılan davalar Aile Mahkemesinin görev alanı içindedir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde bu tür davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk mahkemeleri bakmaktadır.

Yine belirtmek gerekir ki; Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde oluşturulan tedbir kararları da Aile Mahkemesince verilmektedir.

Söz konusu hizmetlerle ilgili olarak Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi Ankara boşanma avukatı olarak her türlü hukuki konularda yanınızdadır.

Devamını Oku
Ankara Boşanma Avukatı

Vergi Avukatı

Vergi Avukatı — Vergi Hukuku, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin kamu hizmetlerini düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlamak ve kamu harcamalarını karşılamak amacıyla kamu gücüne dayanarak kişilerden veya kurumlardan aldıkları vergilerin niteliklerini, gerçekleştirilmelerini, alınma yöntemlerini, vergi yükümlüleriyle maliyenin ilişkilerini, bunların hak ve görevlerini vb. konu alan hukuk dalıdır.

Türk Vergi Sistemi’nde;

  • Mevzuatın son derece çeşitli ve karmaşık olması,
  • Birçok önemli konuda vergi idareleri arasında uygulama birliği bulunmaması,
  • Vergi yargılamaları sonucunda mahkemelerden verilen kararlardaki farklılıklar gibi hususlar,

Vergi mükellefleri açısından ciddi sorunlar ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun sonucunda da vergi idareleriyle mükellefler arasında çeşitli yorum ve uygulama farklılıkları ortaya çıkabilmekte ve mükellefler adına ilave vergi ve cezalar tahakkuk ettirilmektedir. Uzman vergi avukatı ile bu sorunların üstesinden gelinebilmektedir.

Vergi uygulamaları sırasında mükellefler ile idare arasında ortaya çıkan görüş ve uygulama farklılıkları çoğunlukla uyuşmazlık konusu haline dönüşmekte; bu tür konuların çözümü ise tarafların yaklaşımına bağlı olarak, uzlaşma yöntemi ya da yargı yolu ile olabilmektedir. Uzlaşma ya da yargı sürecindeki işlemlerin, konusunda uzman kişiler tarafından yürütülmesi mükellefler açısından ilave bir vergi yükü doğmaması için önem taşımaktadır.

Bu çerçevede, Ankara Vergi Avukatı — ofisimiz uzman kadrosu ile uyuşmazlık konusu olayın incelenmesi ve ihtilafın çözümüne ilişkin Vergi Hukuku mevzuatında öngörülen idari çözüm yolları (uzlaşma, cezalarda indirim, pişmanlık gibi) ile gerektiğinde yargı yoluna başvurma aşamalarında danışmanlık hizmetleri vermektedir.

Vergi Uyuşmazlıkları İle İlgili Verdiğimiz Danışmanlık Hizmetleri

  • Vergi dava dilekçelerinin ve savunmaya cevap dilekçelerinin hazırlanması,
  • Uzlaşma komisyonu müracaatlarının hazırlanması,
  • Uzlaşma veya dava açma kararının değerlendirilmesi,
  • Vergi idarelerine yapılacak özelge, pişmanlık, düzeltme ve şikâyet gibi idari başvuruların hazırlanması, sonuçlarının analizi ve yorumlanması,
  • Vergi incelemesi sonucu düzenlenen vergi inceleme ve vergi tekniği raporlarının hukuki açıdan değerlendirilmesi,

Vergi Avukatı Olarak Danışmanlığını Yaptığımız Vergi Dava Türleri

Vergi Dava Türleri

  • Her türlü vergi / ceza ihbarnamelerinin iptali davaları,
  • Ödeme emrinin iptali davaları,
  • Haczin, e-haczin, ihtiyati haczin ve ihtiyati tahakkuk ile satış işleminin iptali davaları,
  • Özel esaslara (Kod’a) alma ve özel esaslardan genel esaslara geçirilme talebinin reddine ilişkin işlemlere dair iptal davaları,
  • Sermaye ve şahıs şirketlerinin kanuni temsilcileri ile ortakları adına düzenlenen ödeme emirleri ve haklarında tesis edilen haciz ve satış işlemlerinin iptali davaları,
  • Sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma iddiasıyla yapılan katma değer vergisi başta olmak üzere kurumlar/gelir vergisi ile geçici vergiye ilişkin iptal davaları,
  • Defter ve/veya belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi nedeniyle yapılan katma değer vergisi tarhiyatlarına ilişkin iptal davaları,
  • Araç veya taşınmaz alım satım faaliyeti nedeniyle vergi idarelerince tesis edilen mükellefiyetlerin ve yapılan tarhiyatlar ile kesilen cezaların iptali davaları,
  • İhtirazı kayıtla verilen beyannameler üzerine tahakkuk ettirilen vergi ve cezaların iptali davaları,
  • Düzeltme-şikâyet başvurusu üzerine tesis edilen ret veya zımni ret işlemlerine karşı açılacak iptal davaları.

olarak listelenmektedir. Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi, söz konusu davalar için ankara vergi avukatı olarak her zaman müvekkillerinin yararına danışmanlık hizmeti vermektedir.

Vergi avukatı ile ilgili detaylı bilgi için sayfamızı ziyaret ediniz.

Devamını Oku
Vergi Avukatı

Aile ve Boşanma Davaları

Ankara Boşanma Avukatı — Or Hukuk ve Danışmanlık Ofisi olarak Aile ve Boşanma Davaları ile ilgili hukuki işlemlerde müvekkillerimize, uzman kadromuz ile her türlü hukuki yardımda bulunmaktayız. Söz konusu davalar için bu alanda uzman avukatlar ve Ankara boşanma avukatı ile boşanma davaları ve aile davaları konusunda hizmet vermekteyiz.

Aile hukukunu ilgilendiren davalarda başlıca hizmetlerimiz nelerdir?

Aile hukuku medeni hukuk içindedir. Temel kavramı ailedir. Bu nedenle;

  • Nişanlanma
  • Evlenmenin koşulları ve evlenme hükümleri
  • Boşanma şartları, maddi ve manevi tazminat ile nafaka
  • Çocukların geleceğini ilgilendiren velayet davası ve iştirak nafakası
  • Evlenme öncesi ve sonrasında edinilen mallara ait mal rejimi ile ilgili sorunlar
  • Evlilik hayatının geçtiği konut
  • Soybağı
  • Evlat edinme
  • Velayet, vesayet ve kayyımlık ile ilgili davalar
  • Yabancı mahkemelerce aile hukuku hakkında verilen kararın tanınması ve tenfizi

Sayılmaktadır.

Aile Mahkemeleri

Aile Mahkemelerinin görevi; 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin kuruluş görev ve yargılama usullerine dair kanun ile düzenlenmiştir. Yukarıda sayılan davalar Aile Mahkemesinin görev alanı içindedir. Aile Mahkemelerinin olmadığı yerlerde bu tür davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk mahkemeleri bakmaktadır.

Yine belirtmek gerekir ki; Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde oluşturulan tedbir kararları da Aile Mahkemesince verilmektedir.

Aile ve Boşanma Davaları ile ilgili makalelerimiz aşağıdadır.

Devamını Oku
Aile ve Boşanma Davaları

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Fazla Yapılan Bölümlerin Paylaşımı

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde önemli olan sözleşme konusu edimin yerine getirilmesidir. Sözleşme hükümlerine uygun davranıldığında taraflar arasında sorun yaşanmaz.

Ankara Gayrimenkul Avukatı — Uygulamada sözleşme yapılırken, arsa sahibi ve müteahhit, arsaya imar durumuna göre yapılacak ilave katların (veya dairelerin) nasıl paylaşılacağını sözleşmede kararlaştırırlar.

Bazen sözleşme yapıldıktan sonra arsanın imar durumu alınıp projesi yaptırıldığında sözleşmede kararlaştırılmayan (sözleşme dışı) fazla bir yer daha ortaya çıkabilir. Bazen de, sözleşme yapıldıktan sonra imar değişikliği nedeniyle ilave kat yapılması durumu ortaya çıkabilmektedir.

Arsa sahibi, sözleşme sonrasında müteahhide plan, proje yapımı ve ruhsat alımı için vekâletname vermektedir. Böylece ruhsat alıp inşaata başlayan müteahhit sonradan, fazla kat yapılacağını görmekte, peşinen sağladığı vekaletle tadilat ruhsatı ile sözleşmedışı yer kazanmaktadır. Eğer sözleşme dışı kazanılan yer varsa (imar mevzuatına uygunsa), bu yerin taraflardan birine bırakılması sözleşmenin paylaşım dengesini bozacaktır.

Arsa sahibi ve müteahhit, sözleşmede fazladan bağımsız bölüm, ya da kat yapılması halinde bunun paylaşım şeklini belirlemiş olabilir. Bu durumda paylaşımın belirlenen şekilde yapılması gerekir.

Bazen de, fazla imalatla ilgili paylaşımın nasıl yapılacağı sözleşmede kararlaştırılmamış olabilir. Bu durumda fazladan yapılan bağımsız bölümler sözleşmedeki paylaşım oranında dağıtılır.

Arsa sahibi müteahhide önceden tapuyu devretmiş ve müteahhitte fazladan yapılan (sözleşme dışı) bağımsız bölümlerden pay vermek istemezse, arsa sahibi müteahhide karşı, payı ile ilgili tapu iptali ve tescil davası açabileceği gibi, payına isabet eden kısmın rayiç değerini de isteyebilir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 17/04/2018 tarihli ve 2018/719 E. 2018/1601 K. Sayılı Kararı

Dava, eser sözleşmesi niteliğinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca sözleşmeye aykırılık sebebiyle 2.500,00 TL’si ayıp giderim bedeli, 7.500,00 TL’si daire bedeli olmak üzere 10.000,00 TL’nin tahsili istemiyle açılmıştır. Mahkemece daire bedeli yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Ayıp giderim bedelinin ise, ıslah edilmiş haliyle kabulüne dair kurulan hüküm, taraf vekillerince yasal süresi içerisinde temyiz olunmuştur.

  • Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
  • Taraflar arasında düzenlenen sözleşmede, yapılacak 54 dairenin paylaşımı kararlaştırılmıştır. Ancak fazladan yapılan daireler konusunda sözleşmede bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda fazla yapılan dairenin sözleşmede taraflar arasındaki pay oranına göre dağıtılması gereklidir. Bu kapsamda 4 daire fazla yapıldığından 1 daire bedelinin davacıya verilmesi zorunludur. Dairemizin içtihatları da bu yöndedir.

Dairenin İçtihatları

Dairemizin 27.02.2012 tarihli ve 2011/6862 E., 2012/1162 K. sayılı ilâmı şu şekildedir:

“Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça sözleşme dışı kazanılan bağımsız bölümlerin sözleşmedeki paylaşım oranına göre paylaşılması gerekir. Sözleşmede, sözleşme dışı kazanılan ilave bölümlerin yüklenici şirkete ait olacağı yönünde bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı ve karşı davacı arsa sahibi bu bölümlerin paylaşılmasını, payına düşen kısmın tapusunun veya rayiç değerinin verilmesini isteyebilir…”

Yine Dairemizin 14.05.2012 tarihli ve 2011/4185 E., 2012/3353 K., sayılı ilâmında,

“Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa sözleşme dışı kazanılan bağımsız bölümlerin sözleşmenin tarafları arasında sözleşmedeki paylaşım oranına göre paylaşılması gerekir. Sözleşmede, sözleşmedışı kazanılan bağımsız bölümlerin davalı yükleniciye ait olacağına, davacı arsa sahibinin bunlar üzerinde hak iddia etmeyeceğine ilişkin hüküm bulunmamaktadır. O halde sözleşme dışı yapılan teras kat dairelerin taraflar arasında sözleşmedeki paylaşım oranına göre paylaşılması gerekir…” denilmiştir.

Mahkeme Kararının Değerlendirilmesi

Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda bilirkişi kurulu ek raporunda dairenin bedelinin 61.600,00 TL olduğu kanaatine varılmıştır. Ancak bu miktarın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken Dairemizin uygulamaları gözetilmeden tapu sicil müdürlüğünde imzalanan kat irtifakına ilişkin belgeler gözetilerek dürüstlük kurallarına uygun olmadığından bahisle daire bedeli verilmesine ilişkin istemin reddi doğru olmamıştır. Öte yandan yapılan proje tadilatıyla ilgili bilirkişi tarafından bir değerlendirme yapılmamış, tadilat ruhsatı olup olmadığı da araştırılmamıştır.

Burada yapılacak olan belediye işlem dosyasının da getirtilerek inşaat mühendisi ve mimar bilirkişiden yapılan tadilatın yasallığı konusunda ek rapor almaktır. Ayrıca yasal olduğu anlaşıldığı takdirde 1 daire bedeli olan 61.600,00 TL’ye hükmetmektir. Aksi halde yasal hale getirilmesi mümkün ise bu konuda davalıya süre verilip hasıl olacak sonuca uygun karar vermektir. Yasal hale getirilmesi mümkün değil ise daire bedeli ile ilgili istemi reddetmekten ibarettir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

Sonuç

Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,

2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 17.04.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Gayrimenkul Hukuku ile ilgili olarak Gayrimenkul Davaları başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Devamını Oku
Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Fazla Yapılan Bölümlerin Paylaşımı