EĞİTİMİN DEĞİŞEN YÜZÜ GENÇ KIZLARIMIZ

     Eğitim, bireyin toplum yaşamına uyum sağlayabilmesi, yeteneklerinin geliştirilmesi için uygulanan yöntemler olarak tanımlanabileceği gibi, bireyin davranışında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak eğitimin amaçlarına uygun bir şekilde istenilen yönde değişme meydana getirme süreci olarak da tanımlanabilir. Bu tanıma göre eğitim bir süreçtir. Bu süreçte bireyin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmakta ve davranışlardaki değişme kasıtlı olarak gerçekleştirilmektedir.

     Televizyonlar, gazeteler ve internet medyasında çıkan haberlerin çoğu eğitimle ilgilidir. Toplumda eğitimle ilgisi olmayan kimse yok gibidir. Yani doğrudan ya da dolaylı olarak hemen herkesin bu alanla ilgisi vardır.

     Bu nedenle eğitim denilince aklımıza hemen okullar gelir. Dersler, derslikler, öğretmenlerin sesiyle çınlayan koridorlar, bir şeyler öğrenme aşkıyla gözleri çakmak çakmak parlayan öğrenciler, sınavların heyecan ve stresi… Bazen mutlulukla, bazen de bunalarak okullarına gidenlerin duygularıdır bunlar. Bir de hayatı boyunca okulu sadece televizyondan ya da okula gidebilen şanslı arkadaşlarından iç çekerek dinleyenler vardır.  İşte gelişmekte olduğu söylenen toplumumuzun kanayan yarası…

     Kız çocuklarının eğitimi, ekonomik yetersizliklerden ötürü ''ikincil'' bir önem taşımaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da halen kız çocuğunun okuması durumunda dilinin uzayacağı görüşü hâkimdir. İlköğretimin birinci kademesinin son sınıfında okuyan kızların çoğu nişanlı olduklarından okula devam edebilmeleri ancak müstakbel eşlerinin icazetine tabidir. Bu durum, genç kızlarımızın eğitimine devamını olumsuz yönde etkilemektedir. Kız çocukları evde işçi konumunda görülmektedir. Temizlik, yemek yapma, çamaşır yıkama, küçük kardeşlerin bakımı gibi ev işlerinde evdeki 7 yaş ve üzeri kız çocuklarının emeğine gereksinim duyulmaktadır. Okula gidip eğitim-öğretim görmesi, yaşıtları ile oynayıp çocukluğunu yaşaması, dolayısıyla topluma yararlı bir birey olmaya çalışması gereken yaştaki çocuklarımızın özellikle de kızlarımızın aile bütçesine katkı sunmaları için tarlalarda ırgatlık, evlerde temizlikçilik yapmak zorunda bırakılması gerçeği…

     Herkesin kendi çapında bir şeyler yapmak zorunda olduğu bu içler acısı durum, maalesef kimseyi ilgilendirmez oldu toplumumuzda. Ancak buna şaşırmamak gerekir. Çünkü ilk çağlardan beri kızlarımız ezilmiş, hor görülmüş, hatta yeni doğan çocukların kız olduğunu anlayan, kendisine insan demeye dilimizin varamayacağı cahil ve barbar varlıklar, onları diri diri toprağa gömerek yaşamlarına son vermişlerdir. Oysa yaşama hakkı,  cinsiyet farkı gözetmeksizin herkese verilmiş bir haktır. Yaşama hakkının yanı sıra, devletin bizlere sağlamış olduğu eğitim, sağlık, güvenlik, barınma ve buna benzer insanî yaşam için gerekli olan haklarımız da bulunmaktadır.

     Gelişmiş toplumlara baktığımızda eğitime ayırdıkları bütçe ve zaman bakımından bizden çok daha ileride olduklarını görmekteyiz. Bu noktada ülkemizde sevindirici gelişmeler de yaşanmıyor değil. Son yıllarda ilköğretim çağında olup, erkeklere oranla dezavantajlı durumda bulunan kız çocuklarının okullaşmasına destek amacıyla başlatılan ''Haydi Kızlar Okula'' ve ailelerinin maddi yetersizliği nedeniyle öğrenimlerine devam edemeyen kız çocuklara eğitimde fırsat eşitliği sağlanması ve onların meslek sahibi, ufku açık bireyler haline gelmeleri için ''Kardelenler '' gibi kampanyalar başlatılmıştır. Bu tür kampanyalar, ana okul yaşının aşağı çekilmesi ve kırsal kesimde okumanın öneminin farkına varılması güzel gelişmelerdir. Okumak için taşımalı eğitim, bedava kitap dağıtımı gibi kolaylıklar sağlayan Milli Eğitim Bakanlığı, bu konuda aileleri de bilgilendirmeye çalışmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kapı kapı dolaşarak kız çocuklarını okula getirebilmek için uğraş vermekte, okula gelmeyenlere caydırıcı olsun diye cezalar tayin etmektedir.

     Bütün bunlar olurken aileler, geç de olsa bilinçlenerek kızların da okumasının gerekliliğine inanmaya başlamışlar ve ergenlik çağına geldiklerinde onları kocaya değil, okul sıralarına göndermeyi tercih etmişlerdir. Gelişen Türkiye'de bu tür manzaraları görmek bizi sevindirmekte ve geleceğe yönelik umutlarımızı arttırmaktadır. Ancak bu konudaki çalışmalar, hâlâ istenen düzeye ulaşabilmiş değildir. Gerek bakanlık, gerek okul müdürlükleri ve gerekse sivil toplum örgütleri bu durumdaki kızlarımıza gereken yardımı yapıp sahipsiz olmadıklarını onlara hissettirmeye çalışmalıdırlar.

     Bizler de muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda üzerimize düşeni hakkıyla yapmalı, vatanımıza faydalı bireyler yetiştirmeye çalışmalı, bu konuda çaba gösterenleri de desteklemeliyiz.

Popüler Kullanıcılar