DÜNYAYI KADINLAR YÖNETİYOR

     Kadın-erkek ilişkisi, tarih boyunca önemini ve güncelliğini koruyan bir konu olmuştur. Erkeğin ve kadının yaratılışları birbirinden farklıdır. Bu nedenle kadınların erkeklere göre sezgileri güçlü, kararları kesindir. Ayrıca kadınların kendileriyle barışık bir yaşamları vardır. Bu yüzdendir ki, kadınlar olayların neden ve nasıl geliştiğine pek takılmazlar. Erkekler ise, kararlarında sürekli bir çatışma yaşamaktadır. Aynı zamanda kadınlar, erkeklere göre daha dayanıklıdır. Zira kadın, erkeksiz bir yaşamı idame ettirebilirken; erkek, kadınsız yaşamayı pek becerememektedir.

     Eylemlerinde özgür davranmasına rağmen erkeğin verdiği her karar aslında kadının isteği doğrultusunda gerçekleşmektedir. Başrolde bulunan erkeklerdir. Ancak sahnenin gerisindeki asıl yöneticiler, kadınlardır. Yani aslında dünyayı da erkekleri de kadınlar yönetmektedir.

     Hayatın her alanında hâkimiyet kadınındır. Zira hep kadının dediği olmakta ve son sözü hep onlar söylemektedir. Örneğin: Kadın bozulan elektrikli bir ev aletinin değişmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu düşüncesini önce eşine açar. Erkek, aile bütçesinin bu değişimi kaldıramayacağı yönünde fikir beyan eder. Kadın bu itirazı kabul etmiş görünse de erkek direnemez ve sonunda kadının dediği olur.

     Anne çocuklarına karşı sevecen bir tablo çizmektedir. Otoriteyi temsil eden babadır. Ancak bu, görüntüde böyledir, gerçekte otorite annededir. Zira anne, yaptırımlarını hep babaya uygulatmaktadır. Çocuğunu, babası aracılığıyla cezalandırmakta ve topu da babaya atmaktadır. Bu, kanımca kadının erkek kardeşlerine göre ikinci sınıf bir muamele görmesinden ve sürekli horlanmasından kaynaklanmaktadır. Baba evindeyken ezilen kadın, koca evinde bir anlamda geçmişe yönelik intikamını almaktadır.

     Bir devlet dairesinde işiniz var ve o işin olması da imkânsız ise, bir yolunu bulup ilgili müdürün eşine ulaşırsanız, işinizi oldu bilin. Rahmetli Turgut ÖZAL ve Bülent ECEVİT, görünürde partilerinin genel başkanları idiler. Ancak ipler Semra ve Rahşan hanımefendilerdeydi. Kanunî Sultan Süleyman üç kıtaya hakimdi, Hürrem ise Kanunî'ye… Askerin dünyasında da bu böyledir. Asker binbaşı ise, eşi albay rütbesindedir. Askerî hiyerarşi, öyle ki askerlerin eşleri arasına bile sirayet etmiş, komutanın eşi, diğer kadınların da yöneticisi konumuna gelmiştir.

     Bu da, toplumumuzda -Dr. Erdal ATABEK'in de dediği gibi- gerçekte ataerkil bir aile yapısının olmadığını, gizli bir anaerkil yapının hüküm sürdüğünü göstermektedir.

     Bu etki, az da olsa siyasette de kendini göstermektedir. Siyasete de damgasını vuran güçlü kadınlar vardır. Örneğin: Almanya'da Hıristiyan Demokrat Parti'nin lideri olan Angela Merkel, Almanya'nın ilk kadın başbakanı olarak tarihteki yerini alırken, İngiltere'nin eski başbakanlarından demir leydi lakaplı Margaret Hilda Thatcher, İngiltere'nin yakın tarihini en çok etkileyen bir kadın oldu. Ayrıca Condoleezza Rice, Amerika'nın dış siyasetinde etkin bir rol aldı. Benazir Butto, Pakistan'da 1988'de ilk kez bir müslüman ülkenin kadın başbakanı olma şerefine erişirken Tansu Çiller, 1993'teTürkiye'nin ilk kadın başbakanı oldu.

     Tüm demokrasilerde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesine rağmen kadın parlamenter sayısının istenen düzeyde olamamasının nedenini biraz da kadının doğal yapısında aramak lazım bence. Kadının doğal yapısında seçilmek değil, seçmek vardır çünkü. Bu yüzden kadının siyasete ilgi göstermemesi aslında bilinçli bir tercihtir. Ancak kendisi yerine bir başka kadın seçildiği zaman seçilmeyi ister ve diğer kadınları kıskanır.

     Farklılıklarımızı bir zenginlik addederek senenin yalnız belirli bir gününde değil, her gününde kadınlarımızı düşünmemiz ve onlara değer vermemiz gerekir. Onları sadece 8 Martlarda anmak ve kraliçeler gibi yaşatmak, diğer günlerde ise unutmak doğru bir davranış biçimi değildir.

    

 

   

 

 

 

    

 

 

 

                                                                                                                                                   

 

 

 

     

Popüler Kullanıcılar