ANA GİBİ YAR OLMAZ

 

     

Ana başta taç imiş,

Her derde derman imiş,

Bir evlat pir olsa da,

Anaya muhtaç imiş.

 

          Bu dörtlüğü, ilkokul 3. Sınıfta iken çok sevdiğim öğretmenim Behzat TAŞDÖNDEREN öğretmişti bize. Sesi hâlâ kulaklarımda… Annenin değerini ne de güzel anlatıyor! Ana olmak, kadına bahşedilen en zor ve en güzel bir görevdir. Bu yüzdendir ki, dünyanın oluşumunda önemli bir madde olan toprak, anneyi temsil etmekte ve kendini hayatın devamına adayarak hesapsız bir şekilde vermektedir.

          Evladı ''rağmen'' türü sevgi ile sevebilen yegâne insan annedir. Anne dışında hiçbir canlıda bunu görmek, olası değildir. Baba sevgisi bile anne sevgisi kadar güçlü olamaz. Böylesine değerli bir varlığı, sadece anneler gününde hatırlamak ve anmak yeterli değildir.

          Bizler anneler gününü kutlayan bir kültürle büyümedik aslında. Yıllar sonra biraz da çevreye özenerek ben de anneler gününde bir iki hediye almıştım anneme. Aldığım hediyeler beni hiç sarmadı. Çünkü o hediyelere sevgimi koyamamıştım. O yüzden kuru bir hediye almak, yılın sadece belirli bir gününde annelerimizi anımsamak, bana nedense hep banal gelmiştir.

          Bugüne kadar anneme sevgimi ifade edebilmiş değilim. Ne o, bana sevdiğini söyleyebildi; ne de ben ona… Oysa sevgi, insanoğlunun tükettikçe çoğalan tek sermayesidir. Biz sevgiyi tüketmedik ki, çoğalsın. Her şeyi tükettik    -arkadaşlığı, dostluğu, komşuluk ve gönül ilişkilerini- yalnız sevgiyi tüketemedik. Sevgimizi bastıran bireylere sahip bir toplumuz çünkü. Çaktırmadan sevenlerdeniz yani. Sevdiklerimizi kaybettiğimizde anlarız aynı çatı altında olduğumuz halde hiçbir şeyi paylaşmadığımızı. Öpüp koklayamadığımız, bağrımıza basamadıklarımızın kabirlerini öperek geçmiş günleri telafi etmeye çalışırız. Oysa iş işten geçmiştir artık.

          Analık, kutsal bir görevdir. Bundan ötürüdür ki, cennet anaların ayakları altına serilmiştir. Oysa günümüzde analığın kutsiyetine önem verilmemekte ve kadın-erkek ayrımı yapılmaktadır. Bu süreç doğumdan önce başlamakta ve hayat boyu da devam etmektedir. ''Neyiniz olsun istiyorsunuz?'' diye sorulduğunda ''Sağlıklı olsun kız, oğlan fark etmez'' diye yanıt verilir. Yine de oğlan olması, tüm aileyi sevince boğar, babaların koltuklarını kabartır ve ''Erkek adamın oğlu olur'' denilir. Kızı olan babaların tesellisi, yine bir erkekle olur: ''Erkek adamın erkek damadı olur'' diye…

          Oysa yüce Allah, dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları bahşettiğini (Şura, 49), dilediğine erkek ve kız olmak üzere çift verdiğini, dilediğini de kısır kıldığını (Şura, 50) ifade etmektedir. Allah indinde tüm insanlar eşittir. Ancak üstünlük takvadadır. (Hücürat, 13) (Takva; günahlardan sakınmak, iyi ve faydalı işler yapmak demektir.)

          Peygamberimizin erkek çocuğu vefat edince müşrikler (Allah’a ortak koşanlar) onunla alay eder. Rabbi Peygamberini unuttu, soyu kesildi diye... Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı bir peygamber olmasına rağmen Allah, Hz. Peygamber'e erkek çocuğu vermedi. Veremez miydi?! Elbette ki verebilirdi. Allah Peygamberine erkek çocuğu vermedi ancak onun şahsında bizlere insanın soyunun kızıyla da devam edebileceği yönünde bir mesaj verdi. Nitekim Hz. Peygamber'in soyu kızı Hz. Fatıma ile devam etmiştir. 14 asır önce verilen bu mesajı ne yazık ki, tam anlamıyla algılayamadık.

          Tüm annelerin gününü kutluyor, hepsinin ayrı ayrı ellerinden öpüyorum.

         

         

 

    

 

Popüler Kullanıcılar