Birileri Vuruyor Biz Susuyoruz!

Kendi topraklarımızda bir kez daha ölmeye şahit olduk. Hatay'ın Reyhanlı İlçesinde meydana gelen patlamalar yüreğimizi derinden burktu. Patlamalardan sonra yaklaşık 40'tan fazla ölü, 100'den fazla da yaralı sayımız var. Hatay ilimiz, Suriye'de yaşanan olaylardan sonra problemli bir şehir olarak, hükümetin başını çok ağrıtacak. Şubat ayında da Cilvegözü sınır kapısında da büyük bir kanlı terör eylemi yaşanmıştı. Hatırlarsanız, 14 kişi ölmüştü ve 26 kişi yaralanmıştı. Yaşanılan terör saldırılarını sayacak olursak şayet, 2 Mayıs tarihinde Suriye'nin Rakka Kenti'ne bağlı Talabyad İlçesinden Türkiye tarafına geçmeye çalışan Suriyeliler'in kendilerine engel olmaya çalışan Türk güvenlik görevlilerine uzun namlulu silahlarla saldırmıştı. Saldırıda bir polis şehit oldu. İkisi ise ağır yaralandı. 5 asker ve 4 vatandaşımız ise yaralandı. Ve Hükümet cephesi bu olayı konuşmaya bile gerek duymadı. Topraklarımızda saldırılar oluyor ve bizim emniyet teşkilatı olsun, istihbarat teşkilatı olsun, jandarma istihbarat olsun, kimse bu saldırının olacağından bihaberdi.

Reyhanlı saldırısına dönelim. Türkiye'nin, Milli İstihbarat Teşkilatı denen bir kurumu var. Ve bu kurum, Hakkari'de onlarca karakol baskınlarına, Şırnak'ta da yüzlerce karakol baskınlarına keza son zamanlarda acıyla izlediğimiz Hatay saldırılarında bir istihbarat zaafiyeti yaşıyor. MİT'in yüzlerce çalışan personeli var. Bu istihbarat elemanları bu saldırıların önüne niye geçemiyor? Bu saldırının daha önceden de olacağı söylentisi de dolaşıyormuş Bu söylenti olduğu halde bu saldırıda büyük bir kayıp verdik. Yapılan bu saldırı ciddi bir meseledir. Üstü örtülmeyecek bir konudur. Kürsülerde ayran içmeye benzemez bu konular. Zaten ayran içerek bu tür can alıcı meselelere karşı uyutuluyoruz. Esad rejimi ve muhalefetine karşı Türkiye olarak bir gücümüzü yansıtamadık. İstihbarat zaafları can sıkmaya devam edecek. Türkiye, bölgesinde güçlü bir ülke olmasına karşın, Esad rejimine istenilen bir tepkiyi veremedi. Bu tip saldırılardan sonra, siyasilerin geleneksel olarak açıklamaları; terörle mücadeleye azimle devam edilecek, olayın failleri bulunacak, cezasız kalmayacak vs vs. Klişe laflara bizler doyurdular. Önemli olan bu tip saldırıların önceden engellenmesidir.

Bu saldırının, Erdoğan'ın ABD gezisi öncesi yaşanması da ayrı bir mesaj olarak görülebilir. Türkiye'nin, PKK ile Kürt meselesini çözmesi yolunda çıkabilecek bu tarz provokatif olaylara da balıklama atlamamak da sağ duyulu bir adımdır. Yaklaşık 30 yıldır terör belasıyla uğraşan Türkiye, maddi ve manevi büyük kayıplar vermiştir. Maddi anlamda verilen kayıpların toplamını, Başbakan Erdoğan'ın açıklamasına göre değerlendirirsek, asgari 350 milyar dolardır. Belki bu parayla daha faydalı işler yapılabilirdi. Gelinen bu süreçle hem akil insanların yaptığı çalışmalar hem PKK'nın silahlı ya da silahsız çekilmeleri önemsiz bir gelişme olarak görülmemeli. 4 aydır yaşanılan bu süreçte gördük ki hem olumlu hem de olumsuz gelişmeler yaşadık. Bu sorun, iki tarafı da rahatsız etmeyecek şekilde çözülecekse, gereken desteği vermeliyiz.

Son olarak, Türkiye'de polis şiddetine değinmek istiyorum. Polisin, en ufak olayda bile biber gazına başvurması, halkına olan öfkesini bariz gösteriyor. Oysa, iletişim denen bir kavram var. Karşı tarafla iletişim kurarak, olayların önüne geçebilirsiniz. Beşiktaş'ın, İnönü'ye veda maçından önce taraftarlarla polis arasında çıkan arbede de bir sürü vatandaş, polisin hunharca biber gazı sıkması sonucu, camilere ve etraftaki işletmelere sığınmak zorunda kaldı. 1 Mayıs'ta da polisin biber gazı saldırıları, tüm kamuoyunca tepkiyle karşılanmıştı. Muhalefet partisi, biber gazı konusunda hükümetle masaya oturmalı ve bu şiddete son verilmesi lazım. Son bir cümle olarak, 10 yıl önce ORGANİK biber gazı ithalatı 15 ton iken, şimdi yaklaşık 120 ton olarak kayıtlara geçti.

Popüler Kullanıcılar