Yaşasın Halkın Onurlu Mücadelesi!

Gezi Parkı eylemleri aslında uzun süren bir gerilimin sonucu. Halkın içinde biriktirdiği öfkenin bir ürünü.  Özellikle son aylarda iktidarın dediğim dedik tavrı, hoşgörüsüzlüğü ve toplumun taleplerini bir çırpıda elinin tersiyle atmanın getirdiği bir durum. Baskıya dayanamamanın bir sonucu. Gezi Parkı eylemlerinin çevreci başlayıp hükümet karşıtı bir havaya bürünmesinin nedeni tam da bu. Kaç çocuk doğuracağına tutun da içkiyi nerede içeceğine kadar süre gelen bir mesele. Akabinde bu siyasi baskıdan halk, nefes alamama gibi bir havaya büründü. Konuşsam ya da yazsam beni de içeri alırlar mı? Ya da sokağa çıksam yürüsem beni de tekme tokat dövüp, göz altına alırlar mı? Bu soruların cevaplarının bir ürünüdür, "Gezi Parkı" eylemleri. Gelelim, şiddet konusuna. Halk, masum ve demokratik eylemini bile bu kadar gazlı ve coplu bastırılmasına öfke duyarak sosyal medyada ve sokaklarda direnerek dile getirdi. Başlarına biber gazı kapsülü isabet tutun da gözleri kör olana dek olan bir şiddetin sonuçları bunlar. TOMA'nın tazyikli su fışkırtmasından dolayı metrelerce sürüklenen vatandaş, ya da polisin gazabından kurtulmak için Dolmabahçe Cami'ne sığınan vatandaşlarımızı mı söylesek. Asıl kötüsü olan, polisin yaptığı bu şiddeti medyada meşrulaştıran kesimler var. Ne yazık değil mi?   Direnişte bulunan vatandaşlarımızı da belli bir kategoriye sokmayalım. Orada bulunan vatandaşlarımız ne sağcı ne solcu ne kemalist ne sosyalist ne liberal ne de muhafazakardır. Orada bulunan kitle, HALK'tır. Ne Ergenekoncudur ne de CHP'lidir? Medya'dan bir iki cümle söyleyecek olursak, patronların gazeteci gelenekten gelmeyişi, ve ihale kapma yarışından dolayı maalesef Taksim'de olan süreçleri kanallarında dile getiremediler. Medya maalef halen kendi gücünün farkında değil. Bizim ülkemizde başbakan, Medya'dan daha güçlü konumda. Medya'nın olayları kanallardan canlı aktaramaması, ülkede birtakımsal sorunları da beraberinde getirdi. Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım ağlarında yalan dolan ve içeriği boş haberler üretilmeye başlandı. Bu haberleri okuyan vatandaşlar daha çok köpürmeye başladı. Herkes, bir ağızdan konuşurcasına ağır söylemlerde bulunmaya başladı. Oysa, medya görevini layıkıyla görevini yapabilseydi belki de bu şiddetin bir nebze de olsa önüne geçmeyi başarabilirdik. Kısaca özetlersek, medyanın nasıl bir baskı altında olduğunu görüyoruz. Tarafsız bir haber yapmak bile hükümetin tepkisini çekebilir korkusundan kanallar, penguen belgeselleri, güzellik yarışmalarınıs seyrettirdi vatandaşına. Kısaca, sermaye yapısından kaynaklanan bir sorundur.    Her şeye rağmen bu hareketi üç beş çapulcu ile açıklayamayız. Bu hareket bütün ülkenin ortak bir anda gösterdiği reaksiyondur. Gösterilerini barışçıl yollara gösteren vatandaşa acımasızca biber gazını sıkarak, bu olayların buraya varmasında etken oldu. Mamafih, bir başbakanın halkına marjinal, densiz ve üç beş çapulcu gibi ithamlarda bulunması halkı daha çok öfkelendirdi. Taksim'de sadece Erdoğan'ın ismi geçiyordu. AKP ya da diğer bakanların ismi geçmiyordu. Başbakanın, hem belediye başkanının hem de valinin işine karışması sorunların daha da büyümesine yol açtı. Zaten halkın taleplerinden birisi de valinin, belediye başkanının ve emniyet müdürünün ivedilikle görevlerinden istifa etmesi. Şunu da söylemek gerekirse, Tüm ülkeyi ayağa kaldıran bu ayaklanmanın amacı, rejim değiştirme ya da iktidarı illegal yollardan devirme değildir. Halk, sadece günümüze uygun özgür ve demokratik haklarını talep ediyorlar. Yaşam ve özgürlük alanına daha fazla el atılmamasını istiyor. Son olarak ise sandık konusuna değinirsek, AKP, sandıktan ülkeyi yönetme görevini almış olsa dahi bu her şeyi kendi keyiflerine göre yapma anlamına gelmiyor. Ya da % 50 oy aldı diye sadece o yüzde ellinin başbakanı olamaz. Önemli olan diğer yüzde ellinin de başbakanı olmak ve taleplerini dinlemek. Umarım, başbakan halkının sesini dinler ve Gezi Parkı'nın aynı kalmasını sağlar.

Popüler Kullanıcılar