Yeter Artık Ahmetler Ölmesin!

Her şey Gezi Parkının savunulmasıyla başladı. Bundan yaklaşık 4 ay önce başlayan Gezi Parkının savunulması, tabiri caizse Gezi direnişi ile Türkiye'nin dört bir yanında protestolar oluşmaya başladı. İstanbul'la sınırlı kalmayıp, Ankara, İzmir, Eskişehir gibi illerimizde çok şiddetli çatışmalara sebep oldu. Polis ve halkın karşı karşıya gelmesiyle birlikte biri polis yedi vatandaşımız hayatını kaybetti. Peki soruyoruz: Bu ölümler bunca şeye değer miydi? Gencecik fidanlar, hayatının baharında kara toprağa gömüldü. Üniversite hayatına doyamadan, iş hayatına atılmadan, annesi çocuğuna doyamadan genç fidanları ölüme yolladık. Belki de halkın tepkisini daha önceden anlayabilseydi Hükümet, bu olayları yaşamamış olacaktık. Bu direnişle birlikte, bazı çıkarcı gruplarda bu olaylardan da yararlanmaya başladı. Her ilde ve ilçede kamunun ve özel sektörün mallarına zarar ve ziyan vermeye de başladılar. Bir nevi Gezi Parkı direnişi başka boyutlara da taşındı. İzmir, Ankara ve İstanbul gibi illerimizde esnaflar büyük bir maddi kayba da uğradı. İşin bu boyutu pek konuşulmadı. Gezi Parkı biraz maksadını aşarak, hükümete kin ve nefret kusma eylemine de dönüştü. Özellikle Başbakan Erdoğan'a karşı büyük bir protesto vardı. Diğer bakan ve AKP Milletvekillerinin ismi geçmezken, Erdoğan'ın ismi her ilde zikredildi. Bu eylemler sırasında ölen vatandaşlarımız da oldu. Özellikle Hatay ilimiz en çok ismi geçen şehir oldu. Bu protestolardan en son nasibini alan vatandaşımız da Ahmet Atakan kardeşimiz oldu. Ölüm nedeninin halen sonuçlanmamasına rağmen, Hatay Tabip Odası ile Hatay Valiliği zıt açıklamalarda bulundu. Valiliğin açıklamasına göre, yüksek bir yerden düşmüş olabileceği görülmektedir, diyor. Hatay Tabip Odası Başkanı Selim Matkap, En önemli iki bulgu var: Birisi akciğerlerde kanama diğer kafa travması. Kafasında künt travma olarak tabir edilen çökme kırığı ve morarma vardı. Ölüm sebebi bunlardan biri. Bunlarla ‘yüksekten düştü’ diye bir sonuca varamayız. Diğer bir iddia ise, gaz kapsülünün Ahmet'in başına isabet ettiği, darbe aldığı söyleniyor. Otopsi raporu açıklandıktan sonra gerçeğin nolduğunu hepimiz göreceğiz. Ali İsmail Korkmaz ise Eskişehir'de Gezi Parkı eylemleri sırasında uğradığı saldırı sonucunda hayatını kaybetti. Henüz 19 yaşında olan Korkmaz, Eskişehir'de polis ve fırıncı diye tabir edilen vatandaşlar tarafından başına tekmeler vurularak öldüğü iddia ediliyor. Eskişehir'de Savcılık, 5'i tutuklu 3'ü tutuksuz 8 kişinin cezalandırılmasını istemiş. Bu ülkede herkes, şikayetlerini, eylemlerini özgürce yapabilmeli. Olan gencecik vatandaşlarımıza oluyor. İstanbul'un göbeğinde nadir bulunan yeşillik alanlarından biri olan Gezi Parkı'nın yıkılıp betonarme bir yapının yapılma aşkı ülkeyi ne hale getirdi! Mutlu musunuz ey yönetenler! Abdullah Cömert ise Hatay'da Gezi Parkı eylemlerine destek verirken öldürüldü. Diğer arkadaşları gibi o da hayatının baharında öldürüldü. Her yer Taksim diye inleyen Hatay, maalesef üç gencini toprağa verdi. Gezi Parkı eylemleri yaşanmadan önce gayet sakin olan şehir, bu olaylar yüzünden savaş haline döndü. Abdullah Cömert'in halen nasıl öldürüdüğü resmi olarak açığa kavuşmadı. Ethem Sarısülük kardeşimiz ise, bir polis memurunun ateş açması sonucunda başından vurularak öldürülmüştü, hatırlarsanız. 1 Haziran günü Ankara Kızılay'da Gezi Parkı eylemlerine destek veren Sarısülük, başından vurulduktan sonra 14 gün komada yatarak beyin ölümünün gerçekleşmesi akabinde 15 Haziran'da Ankara'da öldü. Otopsi raporlarına göz atacak olursak şayet, mermi çekirdeğinin beynin içinde rapor edildiği yazıyor. Ne yazık ki öyle bir duruma geldik ki halk, polisten nefret eder duruma geldi. Hükümet, medya sivil toplum kuruluşları bu olaylara maalesef seyirci durumunda kalıyor. Bir an önce ülkede bu üzücü olaylara son vermeliyiz. İstanbul'un her ilçesinde semtinde polis ve halkın çatıştığı manzaralara rastlıyoruz. Okmeydanı'nda halkın muazzam direnişine de söz etmeden olmaz. Gezi Parkı eylemleri sırasında başından yaralanan Berkin Elvan için adalet yürüyüşünde bulunan vatandaşlarla polis arasında çıkan arbede sonucunda ortalık savaş alanına dönmüştü. Çağlayan'a yürümek isteyen grup, Berkin'i bu hale getirenlerin adalet önünde hesap vermeleri için yürüyüşe katıldıklarını ve bu yürüyüşün yasal olmadığı için polisin engel olması sonucunda karşılıklı taş ve gaz bombaları atış sahnelerine tanık olmuştuk. Hükümetin , ivedilikle gerilimli bu ortamı yatıştırması gerekiyor. Polisle, biber gazıyla tomalarla bu eylemler bastırılamaz. Bu hal ve ortam Türkiye'nin lehine olan bir hal değildir. Zaten Kürt sorununun çözümünde de olumlu adımlar atılamamasından dolayı karamsar bir hava var. Önümüzde yerel seçimlerde var. Bu olaylar daha şiddetli hale de gelebilir. Göstericilerin neden sokağa çıktığını iyice anlamalı ve buna yönelik çözümler üretmeliyiz. Başbakan Erdoğan, ortamı sakinleştirmeli ve olaylara daha duyarlı şekilde yaklaşırsa kaos ortamından başarıyla çıkmış oluruz.

Popüler Kullanıcılar