Sigorta Denince

Sigorta Denince

 

Günümüzde hala “sigorta nedir”, “neden sigorta yaptırmalıyız” ı konuşuyoruz ki bu da henüz günlük yaşantımızda sigortanın tam yerini alamadığını ve sigortaya dair toplumda yerleşik ön yargıların olduğunu gösteriyor. 

Toplumda belli bir çoğunluk tarafından -günlük yaşam koşullarının belirlediği ihtiyaçlar doğrultusunda “zorunlu” hale gelen sigorta poliçeleri için ödenen primler için bile -ki özellikle hasarsız bir yılın sonunda “çöpe giden para” gibi bakılıyor.

 

Ben kaza yapmıyorum ki

Depremde olmadı/olmuyor zaten

— Hiç hastalanmıyorum ki

gibi cümlelerle başlayan ve sonunda –“boşuna sigorta yaptırıyoruz” ifadesi. Ödediğiniz para boşa gitmesin diye -ki-  bu benim ifadem değil… deprem mi olsaydı? sorusunu sormak geliyor içimden. Bu ve bunun gibi sorular çeşitlendirilebilir tabi. Ve başka bir soru, ya olmaz dediğiniz olursa?

Oysa birçoğumuz şansa yılı kazasız/hasarsız geçirmiş. Bu noktada biraz bakış açımızı ve algımızı da değiştirmemiz gerekiyor, kanımca. Ve kaldı ki kazasız/hasarsız geçirdiğimiz her yıl için, devam eden poliçelerde hasarsızlık indirimleri hakkına sahip oluyoruz ki standart kazanılmış indirim haklarının yanı sıra kişiye özel prim tarifeleri de uygulanıyor, modern sigortacılık anlayışıyla.

 

Yeni söylemlerle, doğru bilgilendirme yaparak, kişilerin gerçek ihtiyaçlarını belirleyip, herkesin bütçesine göre, kişilere özel geliştirilmiş, gündelik yaşam koşullarında herkesin zorunlu olarak ihtiyacı olan ve/veya isteğe bağlı olarak her talebe ve her beklentiye yönelik gelişmiş bir sigortacılık anlayışı var günümüzde ama toplumu (çoğunluğu) yerleşmiş ön yargılardan kurtarmak gerekiyor. Meslektaşlar, devlet yetkilileri ve belediyeler aracılığıyla da çeşitli kamu spotlarıyla ya da sözlü/yazılı bilgilendirme kanallarıyla, toplumla daha fazla iletişime geçerek sigorta bilincini kazandırmamız gerektiğini düşünüyorum.

Sigorta nedir, basit bir ifadeyle; sigortayı öncelikli olarak kişisel kumbaranız olarak görün ve bu kumbaranın dev bir havuza dönüştüğünü ve herkesin kendi beklentisine ve o beklentinin karşılığındaki bütçesine göre o kumbaraya para attığını düşünün. Ve bu kumbarada biriken paranın, kumbaraya dâhil olan herkesin ihtiyacı doğması durumunda paranın o ortak havuzdan kişilere paylaştırıldığını düşünün. Öncelikli olarak kendi bireysel hayatımızda karşılaşabileceğimiz olası risklere karşı kendimiz için bir güvence hesabı oluşturuyoruz tabiî ki. Ve devamında başka bir ifadeyle de tanımlayacak olursak sigortayı, ihtiyaç sahibi olduğunu düşündüğünüz kişilere; acil durumlarda evine ambulans götürdüğünüzü, depremden dolayı evi yıkılan kişinin evini onardığınızı, babası ya da annesi vefat eden bir çocuğa baktığınızı, hasta olan birinin ameliyat masraflarını karşıladığınızı, trafik kazası yapan bir kişiye çekici ulaştırdığınızı, işyeri yanan birinin işyerini tekrar faaliyete geçirdiğinizi düşünün. Böyle bakınca bunun bir sosyal sorumluluk projesine de dönüştüğünü görüyorsunuz.

Tabiî ki sigorta şirketleri birer yardımlaşma derneği değil. Hepsi ticari kar amacıyla kurulmuş, kar/zarar dengesi üzerine yapılanmış birer ticarethane.

Ancak dünyada sigortacılığa benzer ilk uygulamalara günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Babiller’ de rastlanmaktadır. Ki kendi döneminde yukarıda bahsettiğim basit ifade sonucu ortaya çıkmış bir oluşumdur. Bugün, tarihi kadar eski bir anlamı olmasa da o çıkış amacından hareketle bugün sigortacılıktan bahsetmemiz mümkün. Modernleşen zaman, değişen dünya standartları, gelişen yaşam koşulları, sosyal-ekonomik yapılar, ortaya çıkan riskler, insanların artan talepleri ve beklentileri ve tüm bunlarla beraber ticari zekaların ve dehaların yön vermesi ve yol göstermesiyle her geçen gün büyüyen ve gelişen bir sektör haline dönüşmüştür.

Başka bir ifadeyle, sigorta şirketleri bizim karşılaşabileceğimiz olası riskleri satın alır ve o riskin gerçekleşmesi durumunda taahhüt ettiği hizmeti ve parayı öder.

Sigorta poliçelerine ödenen para kadar -diğer gerekli/gereksiz- yaptığımız hiçbir harcama gözümüze çok gelmez ama niyeyse sigortaya ödediğimiz paralar hep gözümüze batar. Birde hep erteleme sebeplerimiz vardır. “Maddi durumum elverişli değil, bütçem kısıtlı, çok fazla başka giderlerim var” gibi sebeplerle karşılaşacağımız olası riskleri paylaşmak yerine yani sigorta şirketine o riski satmak yerine risklerin tamamını kendimiz üstlenerek, “sonra yaptırırım” diye zihnimizde hep erteleriz. Oysa asıl böyle zamanlarda daha mühimdir, aksine böyle zamanlarda kesin olarak ertelenmemesi gerekir. Bilindiğinin aksine bence sigorta gelir seviyesi yüksek olanlar için değil gelir seviyesi orta/düşük seviyede olanlar içindir. Yani kaybettiğinizde kaybettiğiniz şeyin yerine hemen yenisini koyacak maddi gücünüz yoksa ve o riskin gerçekleşmesi durumunda maddi gücünüzün tüm dengeleri alt-üst olacaksa ve yaşam standartlarınızı o an koruma gücünüz olmayacaksa ki bu riskleri almadan ve ertelemeden ihtiyaçlarınız ve beklentileriniz karşılığında o kumbaraya para atmaya başlayın, derim.

Sigorta denince, çöpe giden para mı demiştiniz?

 


Sigorta denince akla Temel fıkraları da gelmiyor değil hani. Okudukça güldüm, yazının sonuna iliştiriyorum.

 

Temel arabasını yangına karşı sigortalatmış. Sigortacı Temel'e
”İsterseniz biraz daha para verip arabanızı çalınmaya karşı da sigortalatabilirsiniz” demiş.
Bunun üzerine Temel, hafif sert bir şekilde sigortacıya çıkışarak,
”Siz beni kazıklamaya mı çalışıyorsunuz. Yanmış arabayı kim çalar?”

 

 

 

Nesrin YILDIRIM

 

yildirimnsrn@gmail.com

https://twitter.com/nsrnyldrm

 

Popüler Kullanıcılar