VAKTİNİN ÇOCUĞU OLMA VAKTİ

www.twitter.com/vldnadalia

adalivildan@gmail.com 

19. yüzyılın başına kadar İslam dünyası ve tabi Osmanlı dış güçlere direnç gösterecek imkan ve kudrete sahipti.  Fakat o kudret, bilim üreten kavimlere karşı direnecek gücünü kaybetti.

Nitekim İslam dünyası, kendisini çağın bilimsel gelişmelerine adapte edemediği için, kısa süre içerisinde, bilim üretmeye başlamış Hristiyanlık dünyası karşısında acz içine düşmüştür.

Bu acziyetimizi fırsata dönüştürmek isteyenlerde Osmanlının yıkımı için elinden gelen çabayı göstermiştir.

İslam dünyasının kendisinde bulunmayan ve bulunmaması gerileme ve çökmesinin biricik sebebini teşkil eden ilim ve fenleri durmadan kazanmaya ve elde etmeye çalışması şarttır.

Bizim Batıdan almamız gereken şeyler bunlarla sınırlı olmalı yoksa onların iktisadi ilkelerini, çalışma ve sermaye teşkilatına ait usullerini ve bunlar arasındaki münasebetlerini tıpkı orada olduğu gibi kabul etmeye taraftar olmamak gerekir.

İktisadi ilkelerimizi ortaya koymak için fıkha başvurmaktan başka bir yolumuzun olmadığını görmemiz gerekiyor.

İslam dünyasının kurtuluş yolunun, bütün sosyal ve siyasi hayatını, İslamiyet’in değişmez ve ebedi hakikatleri üzerine kurmaktan ibaret olduğunu, bunun dışında takip edilecek herhangi bir yolun İslam dünyasını devamlı olarak Batının hücumları ve netice olarak da devamlı bir esaret ve zillet içinde yaşamaya mahkum edeceği kaçınılmaz bir durumdur.

Kaldı ki İslam dünyası gerçek temsiliyeti  üstlenemediğinden  dolayı dış güçler sürekli islam ile bağdaştırarak yeni yeni İslam kimliği altında teröristler üretmekte ve dünyanın islam’a bakışını kirletmeye çalışmaktadır.

Ben inanıyorum ki şayet büyük güç olmayı dünya nimetleri için değil de,  İslam’ın gerçek temsilcileri olmak ve  mazlumlara göğüs germek için istersek, karşımızda hiçbir güç duramayacaktır. Rabbimin yardımı her daim yanımızda olacaktır.

Genel görüşüm, bugün bu temsiliyeti yapacak tek aklı başında ülke Türkiye görünüyor.

Bu perspektifte Türkiye’nin bir an önce Başkanlık sistemine geçmesi gerekiyor.

Bugün başkanlık sistemine gerek içeriden gerekse dışarıdan karşı çıkanların en temel korkusu, Türkiye’nin Osmanlı gibi dünyaya göğüs gerecek olan bir imparatorluk haline gelmesidir.

İtiraf etmem gerekirse gönlümde yatanda Türkiye’nin İslami kimliği temsil eden bir güç haline gelmesidir. Ancak bunun için temeli sağlam atmak gerekir.

Öncelikle ticari ve siyasi ahlak yapımız, behemehal Kur’an çizgisine çekilmelidir. Çünkü her pisliğin, adaletsizliğin ve kayırmacılığın temelinde siyasi ve ticari ahlaksızlık var.  Onun en altında da Siyasi İstibat!  Siyasi İstibdadın hakim olduğu toplumlarda kimin ne olacağına bir insan karar verir, sistem değil. Oysa devletin hizmetlerinin görülmesi ancak sistemler olur. O da liyakati esas alır. Kayırma ile iş başına gelenler, adaletle iş görmez, efendisine hizmet etmeyi önceler. Aynı FETÖ örgütünde olduğu gibi.

Elbette ki , iktidarların görüş olarak kendisine yakın olanlarla çalışmasına itirazım yok. Anormal olan, liyakatsiz taraftarın liyakatli ehil’e tercih edilmesidir.

***

Tarihe dikkatlice baktığımızda Devlet malıyla abad olmuş bir güç görmedim.

Rabbim  Müslümanları bu konuda ısrarla uyarıyor. Ve yetimin malına ve bir tür yetim malı olan devlet malına dokunma buyuruyor. Seni helak ederim  buyuruyor.  Tarihi dikkatli okursak bu tür toplumlara Bir süreliğine ihtişam veriyor sonrada  kökünü kurutuyor.

Müslüman siyasetçileri şu hallerden koruyacak mekanizmalar getirmek gerekiyor. Hz. Ömer birini vali tayin ederdi, hemen beraberinde de onu yakından takip edecek, hal ve hareketlerini, yaşamını, yaşamındaki ve malındaki değişmeleri gözlemleyip kendisine rapor edecek mazbut bir Müslümanı “Muakkib” gönderirdi.  Gönderilen valide sahabeydi denetleyende sahabeydi. Hz. Ömer, “bu sahabedir, haram yemez, Allahtan korkar, takip ettirmeye ne gerek var.” demezdi.

 

Biz müslümanların doğruluğu ölçüsünde dünyada hakim güç olabileceğimizi hatırımızdan çıkarmamalıyız. Hedef belli olursa akıbette hedef doğrultusunda sonuç verir.  

Popüler Kullanıcılar