KÜRTLER NE İSTEDİ, NE OLDU VE NE OLACAK?

İmparatorluktan ulus-devlete geçiş sürecinde Kürtlere verilen sözler tutulmadı. Gönüllü olarak Türkleşmeleri beklenen Kürt halkı mevcut düzene direnmenin bedelini gerçek bir aşağılanmayla ve asimilasyonla ödediler. Oysa 1919-1923 arası döneminde tam aksi yönde bir hava estiriyordu kurucu irade. Kürtlerin her türlü ırksal, toplumsal, bölgesel hak, imtiyaz ve özelliklerine saygılı olunacak. Resmi dil Türkçe olacak, fakat resmi daireler dışında her türlü dil her yerde kullanılabilecekti. Mahkemelerde de herkes kendi dilini özgürce konuşabilecekti.

***

Delikanlıca söylenecek sözler, tarihsel gerçeklikleri evirip, çevirmeden dosdoğru aktarmayı gerektirir. İşte gerçeklerden bazıları:

 

- Sivas Kongresi beyannamesi (11.09.1919): “[Doğu illerinde] yaşayan bütün İslami unsurlar, yekdiğerine karşılıklı bir fedakarlık duygusuyla dolu ve ırksal ve toplumsal haklarına saygılı öz kardeştirler”.

 - Amasya Protokolü no.2 (22.10.1919): "... Kürtlerin gelişme serbestisini sağlayacak şekilde ırksal ve toplumsal haklar bakımından desteklenmelerine, daha iyi duruma getirilmelerine izin verilmesine...”

 - Misak‐ı Milli Md. 1 (28.01.1920) : “[bir bütün oluşturan milli topraklar] ...birbirlerinin ırksal ve toplumsal hakları ile bölgesel koşullarına tamamen saygılı Osmanlı‐İslam çoğunluğu [nun oturduğu yerlerdir»].

- TBMM görüşmeleri (24.04.1920): “[Erzurum Kongresi’nin çizdiği milli hudut] dahilinde yaşayan İslami unsurların her birinin kendisine özgü olan bölgesine, âdetlerine, ırkına özgü olan imtiyazları ... kabul ve tasdik edilmiştir.” ; “İnşallah, varlığımız kurtulduktan sonra (inşallah sesleri) kardeşler arasında çözülüp sonuçlandırılacağından... teferruata girişilmemiştir.”

 - 1921 Anayasası Md. 11: “Vilayet... özerktir. (...) Eğitim, (...) vilayet şûralarının yetkisi dahilindedir.” Md. 12: «Vilayet şûrası, vilayet halkı tarafından seçilir»

 - 1921 Teşkilat‐ı Esasiye Kanunu değişiklik taslağı (Temmuz 1923): – Md. 13: “Öğretim işleri serbesttir. Kanun dairesinde her Türkiyeli genel ve özel öğretim alabilir”;

 - 1921 Anayasası 29 Ekim 1923 değişikliği Md. 2: «Türkiye Devletinin (...) Resmî lisanı Türkçedir»

 - 16.01.1923 İzmit Basın Toplantısı : “Anayasamız gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde o ilin halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir”. “Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken, o‐nları da [Kürtleri] beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine ait sorun yaratmaları daima mümkündür”.

 - Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

 -  Md. 39/4: «Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.»

-  Md. 39/5: «Devletin resmî dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır».

 

***

 

Tarihsel süreçte, verilen bu sözlerin hiçbiri tutulmazken, rüzgar, monolitik bir millet oluşturma yönündeki politikalara doğru esmeye başlamıştı. Kurucu rejim, verdiği sözlerin hiçbirini tutmamış, tam tersine,1925'te Kürtçe konuşulmasını yasaklayan Şark lslahat Planı'nı, yabancı lehçelerle konuşan köylerin dağıtılması, Türk kızlarının Türkçe konuşmayan köylülerle evlendirilmesi gibi deli saçması bir takım uygulamaları içeren 1930 tarihli Türkleştirme Genelgesi'ni yayınlamıştı. Yukarıda çizilen tarihsel sürecin, rijit bir Kemalist refleksi oturduğu yerden zıplatacağı, ultra-milliyetçi kardeşlerimi de, Bahçeli refleksiyle "Doğu'da devlet yok." çizgisine hapsedebileceği bir gerçek. Ancak, bu söylemler, uydurma değil, tarihsel birer gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Herkesin artık kendine gelmesi ve daha çok kanın akmaması ve nice 30.000 şehitler vermememiz adına vicdanlı ve samimi bir noktada konumlanması gerekiyor. Yukarıda da özetlendiği gibi, özerklik adı altında yerin dibine sokulan şey, Osmanlı-İslam mirasının 'kurumsal' yönetim tarzının bir parçası. Yani herkesin, bölgesine, ırkına, adetlerine özgü imtiyazlarını rahatça kullanılabilmesi demek bu. Kendilerine ait tecrit edilmiş bir bölgeden zarar görecek esas unsur Kürt vatandaşları olacağından, bu tip bir özerkliğin gerçekleşmesi zaten mümkün değil. Böyle bir talebin varlığı, Kürtleri de, zulüm gördükleri Kemalist düzenle aynı safa taşımış olur. İçine kapanık ve gerçeklikten kopuk hale gelirler nihayetinde.

 

***

 

"Kürt yoktur. Dağlı Türk vardır." formulizasyonuyla bu millete aklını kaybettiren 1924 anayasacıları ve onun cuntacı uzantıları bugün adeta avuçlarını yalıyorlar, çünkü, "Artık 'bu kirli' savaşa verecek şehidimiz yok." diyen annelerle, evlatlarının barış ortamında bir piyon olarak kullanılıp, dağa kaçırılması karşısında, Diyarbakır Belediyesi karşısındaki refüjün üstünde nöbet tutup, isyan eden, "Bize evlatlarımızı getirin!" diye haykıran ailelerin çığlığı artık birbirine karışmış, bir olmuş durumda. Bu bağlamda, Diyarbakır'da gerçekleştirilen son "Çözüm Süreci Çalıştayı"nın önemi çok büyük. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Efgan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın hükümet adına katıldığı "Çözüm Süreci Çalıştayı"nda, Kürt tarafını Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken temsil ediyor. Beşir Atalay'ın Çalıştay'ın açılışında yapmış olduğu konuşma, bürokrasi, yani MİT ve Fidan dışında, siyasi erkin de hukuksal ve yapısal gereklere uygun olarak çözüm sürecine eklemleneceklerini imâ ediyor. Tarihi çözüm fırsatı avuçlarımızın içinde yani. Gezi, 17-25 Aralık vesayet odaklı girişimlerle frene basan "Çözüm süreci", Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin getireceği olası bir siyasi uzlaşma ikliminin de katkısıyla yeniden güç kazanıyor. 12 Eylül'de Diyarbakır 5. no'lu Askeri Cezaevi duvarında yazan, "TÜRKÇE KONUŞ, ÇOK KONUŞ." faşist çizgisinden fersah fersah uzak olduğumuza şükrediyoruz artık. Artık milletin gerçek talepleri, iç ve dış siyasette karşılığını buluyor. Buna paralel olarak büyüyen bir Türkiye'ye de şahitlik ediyoruz.

 

***

 

İşte "Çözüm süreci"ne enerji veren son yıllardaki bazı önemli gelişmeler:

 - Mart 2009’da Kürtçe mevlût, Şubat 2011’de Kürtçe hutbe başladı. Diyarbakır Valiliği Çağrı Merkezi Kürtçe hizmet veriyor.

 - Urfa’da iki ayrı mahkeme, Kürtçe savunmayı kabul etti (M., 02.12.2010 ve T., 01.01.2011) Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü; Mardin Artuklu Üniversitesinde lisans, Muş’taki Alpaslan Üniversitesinde lisansüstü olarak açıldı (M., 06.01.11)

 - BDP lideri Selahattin Demirtaş TBMM’de grup toplantısında Kürtçe konuştu. İki yıl önce Ahmet Türk konuşunca Meclis TV yayını kesmişti. Bu kez bir tereddütten sonra yayına devam etti (R., 22.02.11)

 - Diyarbakır Başsavcılığı, çok dilde yön levhalarıyla ilgili «kovuşturmaya yer olmadığı» kararını verdi. Gerekçe: ‘Arap harfleri değil Latin harfleri kullanılmış olduğundan, 1928 tarihli ‘Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki’ kanununu ihlal değildir’ (M., 21.01.11)

 - Diyarbakır Sur Belediyesi, ailede her gece bir masal okuması için 365 masallık Kürtçe kitap bastırdı. Ermenicesini 24 Nisan’da dağıtacak. «Şemamak» adlı 3 aylık çocuk dergisini 5 dilde yayınlıyor. İki sokağa Mıgırdiç Margosyan (Ermeni) ve Naum Faik (Süryani) adları verildi.

 

Siyasi iradeye "Çözüm süreci" bağlamında verilecek destek, evlatlarımızın daha huzurlu, refah seviyesi yükselmiş ve kalkınmış bir TÜRKİYE'de yaşayabilmelerini sağlayacak. Bölgesel kalkınma ve çatışmasızlık, sonunda TÜRKİYE'yi sosyo-ekonomik olarak uçuşa geçirecek. Bazı vesayet odaklarını bugün krize sokan gerçekte bu.

 

***

 

Not: Maddelerle belirtilen bölümler için Baskın Oran hocanın "1876 Kanun-i Esasi'den Bugüne: Türkiye'de Kürtçe Meselesi" adlı sunumundan faydalanılmıştır.


twitter: @ahmetduvarci

Coronavirus (Covid-19)

  • 664,192Coronavirus Vaka Sayısı
  • 30,886Ölü Sayısı
  • 142,361Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 08:50

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar