ERDOĞAN VE SELAHADDİN EYYUBİ

 

Haçlı savaşları denilince herkes gibi sizin de, bizimde aklımıza gelen; at üzerinde ellerinde kargıları, baltaları göğüslerinde kırmızı kocaman haçları ile islam topraklarını yağmalamaya koşturan (onlara göre İsa’ya geri kazandırmak) kahraman, adanmış(!) şövalyeler geliyor.

IX.yy da böyleydi. X.yy da böyle oldu. XI.yy da Selahaddin Eyyubi tarafından tepelendiklerinde de böyleydiler. XII.yy da Selçuklu tarafından Anadoludan kovulduklarında, XIII ve XIV.yylarda Osmanlı tarafından Avrupa içlerine kovalandıklarında da böyleydiler.

XV.yy’ın ikinci yarısı başlarında Fatih Sultan Mehmed’in İstanbulu almasıyla avrupada rönesansın yani aydınlanmanın tetiklenmesi haçlı ruhunun özünde değil sadece dış görüntüsünde ‘böyleliliği’ değiştirdi. Kahraman adanmış(!)lar üniformalarındaki haçı çıkarttı.

İslam diyarlarına ki, -bu islam diyarları Osmanlı ile birlikte Türkiye,Türk yurdu,Anadolu olarak damgalanmış böyle bilinir olmuştu- saldırmaya devam etti.

Çok yakın geçmişimizde Avrupanın göbeğinde Sırplar Boşnakların on binlercesini katliama tabi tutup, ırzlarına geçerken öldürdükleri masum Boşnağın başına fes geçirip “geber pis Türk” diyerek poz verip zafer çığlıkları atmaktan büyük keyif alıyordu.

Çanakkalede de böyleydi. Osmanlı coğrafyası parçalanıp paylaşılırkende böyleydi. Hedef görünüşte Türkler iken, asıl yok edilmesi savaşılması dağıtılması gereken islamın kendisi olmuştur.

XX.yy da Anglosaksonların, ABD’yi kendi lejyon ordusu haline getirip, vurucu güç olarak kullanmaya başlamasıyla. İslam ile savaşı “terörle savaş” maskesi altında ABD ordusuna ihale ettiler. Dağıtmak karıştırmak istedikleri ülkelerde önce bir “islami terör” örgütü kurup, daha sonra bunları yok etme bahanesi ile seçilen ülkenin üzerine çöktüler.

Bu gün bile nasıl olduğu sırrını koruyan ABD’nin kalbindeki, Dünya Ticaret Merkezine “ikiz kulelere” yapılan saldırıdan sonra. Corc Dabılyu Bush büyük bir pervasızlıkla hiç yutkunmadan, “artık bir haçlı saldırısı başlatacaklarını” söylerken, yüzünde de büyük bir mutluluk vardı.

Dediklerini de yaptılar elbette. Afganistandan başlayan “demokratikleştirme-özgürleştirme” harekatına, Irakta, körfezde,Sudanda tüm Kuzey Afrikada devam ettiler. Artık islam toprakları ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin (koalisyon güçlerinin başında Kraliçenin ordusunun geldiğini söylememize gerek varmı?) “özgürleştirme-demokratikleştirme” operasyon alanı haline geldi.

2002'de Condolezza Rice'ın söylediği "Genişletilmiş Ortadoğu bölgesinde 23 ülkenin sınırları değişecek" . Sözü Türkiyede nedense 22 ülkenin olarak lanse edildi !

Tam bu esnada Türkiyede kimsenin ihtimal vermediği bir şey oldu. Seküler olmayan bir partiden İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı seçilmiş, jakoben dayatmacı sekülerliği reddeten bu yüzden “artık muhtar bile olmasın” diye hapishaneye yollanan Recep Tayyip Erdoğan adlı bir genç adamın kurduğu parti ilk girdiği seçimleri tek başına zaferle tamamladı.

Elbette bu beklenmedik durum adanmışları oldukça rahatsız etti. Bu genç adamı ve partisini mutlaka kontrolları altına almaları gerekiyordu. Biranda çok geniş bir kitleye hitap eden parti haline gelen Adalet ve Kalkınma Partisine yeterli sayıda eleman yerleştirmek bu adanmış egemenler için çok zor olmadı. O kadar zor olmadı ki, Recep Tayyip Erdoğan’ın özel kalem müdürlüğünü yapan, Balıkesir mv olarak meclise giren Turhan Çömez bugün halen İngilterede “dil öğrenimine” devam ediyor !

İktidara gelen bu genç adam, Kraliçenin de, Amerikan neoconlarınında, Merkel’in ve onun BND’sinin de düşündüğünden çok  ama çok fazla zeki çıkmış. Oynan tüm oyunları zamanında karşı hatta öncü hamlelerle etkisiz hale getirmişti. Türkiye çok kısa sürede iktisadi ve ekonomik büyümesini kesintisiz sürdürüp. Halkın refah düzeyini sürekli yükseltip, uzun yıllardır ülke insanının parasını faiz olarak hortumlayan IMF oyununa son verip ülkeden yollayınca, halkı nezdindeki sevgisi birkaç kat daha arttı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu AK Parti, bir yandan ekonomik büyümesi, krizleri çok az zararlarla atlatmasıyla “model ülke” haline gelirken. Sosyal yaşam ve sağlık alanlarında inanılmaz reformları hayata geçirdi. Eğitimde yılların ihmali kısa sürede sağlıklı yapıya kavuştu. Ve de belki bunlardan çok daha önemlisi 30 yıl boyunca el atmamış katkı vermemiş hiçbir batılı dostumuzun(!) kalmadığı pkk teröründe, tüm riskleri göze alıp Barış Sürecini başlattı. Uzun yıllar ve çok büyük paralar harcayarak oluşturdukları bu Türkiyenin “yumuşak karnı” kozunu da “dostların !” elinden çekip alınca….

Elbette beklenen oldu ve egemen adanmışlar tüm varlıkları tüm güçleri ile Erdoğana karşı savaş başlattı. Ne olursa olsun Erdoğan Türk siyasi hayatından yok edilmeliydi. Sadece Türkiyede değil, Malezyadan Slovenyaya, tüm kuzey Afrika-Körfezden Ukrayna Moldovyaya kadar halk üzerindeki etkisi ve sevgisi inanılmaz ölçüye ulaşmıştı. Yani katli vacipti !

Erdoğan artık Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanı. Ayrıldığı partisinin başında Ahmet Davutoğlu hoca var. Egemenler savaş bu iki cephede birden veriyor. AK partiye karşı, yerli muhalefetten rüyada görse kimsenin inanmayacağı bir koalisyon kurdular. CHP,MHP,HDP ve koordinatör olarakda FETÖ. AK parti barış sürecini başlattığında zorla barış masasına oturtup partner yaptığı HDP ile “ülkeyi bölüp kürdistan kuracaksınız hainler” diyen MHP bu gün ayni cephede birbiriyle cilveleşip aralarında oy geçişi yapma hesapları içinde. Dün hain bölücü dediklerine Fetullah’ın emri ve yönlendirmesi ile oy verecek MHP seçmeni çıkar mı, bunu 7 Haziran Pazar günü göreceğiz. Muhalefetin tümü sınırsız sorumsuz vaad yarışında. Bu gün Kılıçdaroğlu yada Bahçeli çıkıp, herkese 1 000 dönüm arsa vereceğim. Yetmeezzz, evini de ben yapıp o evin kapısına birde otomobil hediye edeceğim derse şahsen ben şaşırmayacağım. Sizlerden de şaşıran çıkacağını zannetmiyorum.

Egemenlerin yönetimindeki paralel güçler, bir yandan elma ile armutu toplayıp muhalefeti birleştirdiğini sanırken, diğer yandan da yoğun şekilde; “AK partiye oy vermiştim ama bu seçimde vermeyeceğim, küstüm” şeklinde bir hayali propağandayı en insafsız şekliyle sürdürüyor. Bunu diyen adam zaten hiçbir zaman AK partiye oy vermemiştir.

Bu zalim oyunu bozmak her zaman olduğu gibi sandığa gidecek olan halkın elinde. Algılarını simülatif sanal kamuoyu yoklamalarını, paralelini, yalan vaadlerini sandığa gömüp, başlarına çarpmak yine vatandaşın yani SENİN yani BİZİM elimizde. Bahçeli de, Kılıçdaroğlu da bilinmez sürpriz yeni isimler değil. Neler yaptıkları ülkeyi ne hallere soktukları bunun faturalarının ne kadar acı şekilde bizlerin ceplerinde, soframızdaki ekmeğin diliminden çıktığını biliyoruz ve unutmadık.

Belki Türkiyede çok farkında değiliz ama Erdoğan özellikle islam coğrafyasında, egemen adanmış emperyalistlere karşı verdiği bu savaşta Türklerin Selahaddin Eyyubisi olarak anılıyor. Düşmanlıklarına, kinlerine, hırslarına bakılırsa batılı dostlarımız(!) da farklı düşünmüyor.

Artık son söz sende, ya Devletine her zaman olduğu gibi sahip çıkacak bölgende istikrar adası olmaya devam edeceksin. Ya da verdiğin-vermediğin oy ile 1990 ların karanlığına, IMF’sine, iç savaşına, yokluğa, açlığa,kuyruğa, banka hortumlamalarına, pijamalı basın patronlarının ülkeyi yönetmesine merhaba diyeceksin.

 

 

 

Naci Taban

05.06.15

 

 

 

Coronavirus (Covid-19)

  • 664,590Coronavirus Vaka Sayısı
  • 30,890Ölü Sayısı
  • 142,368Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 09:35

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar