Makam-ı Hilafet Penah

 

Artık bunu da ciddi ciddi konuşmalıyız. Tartışmalıyız!   Mâlum, yine muhalefetin çapsız ithamlarında sarıldıkları en büyük dayanak “Yurtta Sulh Cihânda Sulh” teranesidir. Aslında yalanın en büyüğü, püsküllü türünden olanı Türkiye’nin ‘muhalefete ihtiyacı’ olduğu yavesidir ya! Bu da onun ‘izdüşümüdür’ yavrum.   Sormazlar mı adama Antakya için mücadele bu sulhun neresine düşer! Ordan atla, ya Boğazlar meselesi?   Hadi onları da geçtik, ya mevcut muhalefetin milliyetçi geçinen kısmının Yunan adalarına olan iştahı…   Demek ki ‘idâreyi maslahatın icâbı yapılır’ arkadaş!   Hasılı, geç bunları anam babam, geç bunları… Muhalefete falan ihtiyaç varmışmış…   AKP öyle bir sosyal hareket ki, buna ‘siyasi parti’ demek gerçekten tahfifdir, sadece seçmenin sesine kulak vermekle zaten muhalefetin yapmaya muktedir olmadığı icrâatle yolunu belirlemektedir.   Yaptığı icrâatlerin ‘hatası’, eksiği ve yahut ademi halkına duyarlılığı ile zamanla hayata geçiriliyor.   İşte tam da bu noktada mühim hususladan teâtilerin biri de ‘Hilafet Meselesidir’!   Aleyhte söylenebilecek çok ama çok söz vardır kuşkusuz. Tez vardır. Bunların tutarlı da olduğu, gerçekçi de olduğu söylenebilir. Ve fakat unutulmamalıdır ki bir fikrin her zaman savunulabilir menfi kadar müsbet tarafı da vardır. Bunda asıl ayrımı faydasını ummakta aramalıyız.   Tek tek tahlillere girerek işin olurunu yahut olmazını sıralamaktan ziyade oluşan gereksinimi görmek gerekir. Zamanın şartları içinde, hadi koy bi tarafa, kaldırılan hilafet makamının siyasilerin kendi tasarrufu olduğu gerçeğini düşünürsek bunun en iyi kıyası yine papalık makamı olabilir gerçekliği gözardı edilemez.   İlga öncesi Meclis’te yapılan tartışmalarda tek taraflı sadece hilafet aleyhine olanları dikkate almak özellikle geldiğimiz son noktada yetersiz ve hatta yersiz olduğu ortadır. Diğer taraftan hilafetin bize o zaman hatta geride dahi fayda vermediği tezlerine de katılabiliriz. Bunu en azından tartışmaya açmakla en önemli dayanağı DEAŞ üzerinden değerlendirebilemez miyiz?   Bunun tarihi kronolojisini döküp, Hilafetin ilgasından sonra çıkan Şerif Hüseyin meselelerini temcit pilavı gibi tekrarlamak. Yahut Hidistan’a uzanıp, ‘Hilafeti kaldırırken bize sorulmadı’ sığ fikirlere sarılmak, birşeyin olmazını ilâ ahir, gerek yeknesaklık gerek sonsuzluk düzleminde meseleye bir değer katmıyor.   Hele hergeçen gün artan bölgedeki gelişmeler yine en azından böyle bir mütalaaya muhtaçdır.   Çünkü, bir fikrin câri olabilmesi, tedricen şiddeti ve mukavemeti için delillerin ortaya konması anlamlıdır. Ve bu delillerin fazlalığı fikrin güçlenmesi, kavranması ve şüphesiz kabullenilip, sahiplenmesi adını çok önemlidir.   Türkiye’nin içinde bulunduğu şerait ve ahval birileri istemese de kendine böyle bir yola sürüklüyor.         @yusufserce              twitter.com/yusufserce

Popüler Kullanıcılar