SURİYE VE KİRLİ DENGELER İLE CADI KAZANI OYUNU

Kaynayan cadı kazanına bir odun daha fazla atmak için can atana atana. Kadîm coğrafyada taşları yerinden oynatanların amaçları belli. Böl-Parçala-Yut politikasını yürütenlerin ismi belli, varlıkları aşikâr iken, dolaylı olarak ifade edilmeleri söz konusu.

Suriye’den, Irak’tan bahsettiğimizi, ülkenin içine düşürülmek istenen durumu okurlarımız biliyor. Bu hususta fikir belirtenler, hemen her gün olanları-bitenleri görünce söylenecek olanların neler olduğunu tahminden uzak değil.

Kaynatılan cadı kazanında kaynatılanlara baktığımızda kaynatılan da biziz, kazanın dibine yakılmak için sürülen de biziz.

Kendi dünya düzenlerini kendilerine verilen buyruk üzerine dizayn etmeye memur edilenlerin, kandan-gözyaşından-merhametten yana zerre kadar yüreklerinde ve inandıklarını söyledikleri demokrasilerinde kırıntı mevcut değil.

Girdiği her yerde rezil ve sefil konumda olduğu bilinen baş buyrukçunun yakıp yıktığı coğrafyalar ortada iken, halen kendilerini baş kurtarıcı bilenlerin haline, ahvaline acımak lazım.

Suriye’de kimin elinin kimin cebinde olduğuna akıl-sır erdirilmiyor, açıkçası. Haritaların adeta günlük değiştiği, kimin ne yaptığı belli olmayan ortamda, Allah’ın insana verdiği hayat, emanet edildiği insan için yük olmaktan başka bir şey değil. Ne zaman, nereden geleceği bilinmeyen saldırılara karşı eli-kolu bağlı olan mazlum insanın çare olarak bulduğu yol, kaçıştır. Fakat bu kaçış nereye?

Ülkemize sığınan bu mazlum insanların kendilerine çıkış yolu olarak açmaya çalıştığı Avrupa Kapıları, inanç farklılığı sebebiyle kapandı, bir bir.

Onlar, yaptıkları demokrasi hamlesiyle milyonların evini-ocağını başlarına yıkarken, kendi insanının tek kılına zarar vermeye itirazlarını bombarduman uçaklarıyla veriyor.

Ekmeğe-aşa muhtaç kılınan, şerefi-izzeti yerde sürüklenen Irak ve Suriye ve dahi diğer ülkelerde barış, daha fazla öldürülmek üzere düşman için dinlenme-istirahat anlamına geliyor.

Dün, bu toprakları parçalayanlara alkış tutan kırılası eller, bu gün efendilerinin emrinde olan torunlarıyla gittikçe küçülen lokmaları, daha da küçültmek isteyenler, marifet bildikleri köleliği, şeref madalyalarıyla taçlandırmak istiyor.

Dünyanın beşten büyük olduğunu haykıran, dün yapılan ihaneti su yüzüne çıkaranların suçlu addedildiği bu dönemde, hemen her şey ümmet coğrafyasına sahiplenmek isteyenlerin tekrar sindirilmesi üzerine kurulmuş.

Neden bahsettiğimizi açmaya gerek var mı?

Türkiye’yi kirli emellerine artık alet edemeyenlerin yapacakları şeytanî tuzakların bir bir boşa çıkması, 15 Temmuzun zeminini hazırladı.  Bir gecede halkın bu kirli oyuna karşı çıkmasıyla birlikte ne olduğuna anlam veremeyenler, ertesi gün şaşkınlıklarını gizleyemedi.

Her şeyini mazlum insanların mutsuzluğu üzerine kuranlar, ne kadar acı varsa, ne kadar göz yaşı dökülüyorsa, ne kadar kan akıtılıyorsa o derecede mutluluk duyarken, coğrafyamızda kendilerine artan öfkenin iz düşümleri, zamanla aksini göstermekte, bu yansıma ile ürkenler daha bir şaşırmaktadır.

11 Eylül’de  kurdukları kumpasla dünyayı kana bulayanlar, kendilerini mazlum göstererek, nerede menfaatleri varsa orayı işgal etme hakkını kendilerinde bulurken, yavaş yavaş gerçek yüzleriyle eskittikleri maskelerin düştüğünü artık gizleyemiyor.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan gözetilerek, bu ülkenin mutluluğuna, ilerleyişine darbe vurma hevesleri kursaklarında kalmış olanların gayya kuyusundan başka yeri olmamalı. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk etmek isteyenlerin durumu ortadadır-alenîdir.

Nice badirelerden geçen ve “İslâm” denilince, kendilerinin saltanatları sarsılan bu hilkat garibesi yaratıkların sonu ne mi olur?

Allah bes bakî nefes!...          

 

 

Coronavirus (Covid-19)

  • 664,277Coronavirus Vaka Sayısı
  • 30,890Ölü Sayısı
  • 142,366Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 09:15

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar