Devlet-i Ebed Müddet

Devletçiyiz.. Mete Han'dan Atatürk'e kadar hep devletçi olmuşuz, devletin toplum hayatındaki önemini ve değerini erken keşfetmişiz ve devletsiz yapamamışız. Devlet yozlaşınca isyan etmişiz, yıkılınca hemen yenisini kurmuşuz ama devlet teşkilatından, "ebed müddet devlet ülküsünden" asla vazgeçmemişiz. Çünkü bizde devletçilik hem siyasal hem de ekonomik yönüyle statükoculuk değil toplumculuk olarak anlam kazanmış.

Türk toplumu, insanlığın en önemli atılımlarından sayılabilecek devlet bilincini ve devlet aygıtını ilk geliştiren toplumlardandır. Köklü ve sürekli bir devlet geleneğinin sahibidir. Bu büyük teşkilat bizde varlık ve yokluk kadar hayati ve kutsal bir müessese olarak kabul görmüştür. Öyle ki devleti ata yerine koymuşuz. "Devlet Baba" demişiz. Vatanın özgürlüğünü ve bağımsızlığını, adaleti, toplumun birliğini, huzurunu, refahını, kaderini, kederini devlete bağlamışız. Elbette zaman sürekli akıp gidiyor, her şey değişiyor. Toplumlar da bu değişimden nasibini almakta ve devletler bu değişimin uzağında kalamaz. Çağın gereksinimleri, toplumun ihtiyaçları ve saadeti için devlet de kendini sürekli geliştirmek zorunda. Ancak toplum ile devlet arasındaki ilişki dengesi iyi kurulmalı. Toplumdan soyutlanan devletlerin varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurtuluş ve kuruluş tecrübesinden yola çıkarak söyleyebiliriz ki çağa ve topluma rağmen devlet yaşayamayacağı gibi, devletsiz kalan toplum da büyük acılar çeker. İşte bu denklem bizi döndürüp dolaştırıp "baba devlet" bir diğer deyişle çağdaş, halkçı devlete getiriyor. Geçmişte toplum sefalete, cehalete, esarete sürüklenince devlet de çürümüş ve çözülmüş. Toplum kalkınınca, özgürleşince, adalet, hoşgörü güçlenince devlet de güçlenmiş. İşte devlet ile toplum arasındaki bu ilişki doğru yönetilemezse ve sürdürülemezse toplumun huzuru tehlikeye girer.

Dünyamız devletsiz topluma hazır değildir, devletsiz kalan toplumlar "ayaklar altında" kalmaktadır. Ne var ki toplumlar kendisinden soyutlanmış, baskı ve sömürü aracına dönüşmüş, yozlaşmış sermaye devletlerine de mecbur değildir. Bu gerçekleri bir bütün olarak saptayarak Türkiye'mizin önümüzdeki dönemde "milli devlet" olgusuna sahip çıkması gerekmektedir. Milli devlet olgusu hem çağımızın hem de toplumların eğilimini bir bütün olarak kucaklayan devlet modelidir, Cumhuriyetimiz bu model üzerine kurulmuştur. Kapsayıcı siyasal bir tabana dayanmayan devlet toplumun devleti değildir. Türkiye Cumhuriyetinin siyasal tabanı Türk Milletidir, vatandaşlık bağı milli bağdır, yurttaşlık kimliği Türk kimliğidir.

Gelecek dönemde devletin temel niteliklerine ilişkin yapılacak bütün tartışmalar perde arkasında devlet toplum ilişkisinin nasıl olacağı üzerinde yoğunlaşacaktır. Kimliksiz ve tabansız sermaye devleti mi, "hakimiyetin kayıtsız şartsız millette olacağı" milli (ulus) devlet mi? Hesaplaşma bu ikisi arasında olacaktır. Türkiye toplumunun milli çıkarlarından kaynaklanan tarafı belli. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni asli ulusal temelleri üzerine oturtup, ileriye taşıma iradesindeyiz.

ÖMÜR ÇAKMAK
11 Mart 2013

Coronavirus (Covid-19)

  • 861,113Coronavirus Vaka Sayısı
  • 42,385Ölü Sayısı
  • 178,560Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 11:55

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar