Mutlu muyuz?!

Diyelim ki, “yağ satanın da, bal alanın da” diyerek, siyaset denilen herc-ü mercin pençesinden kurtardık kendimizi…

El çekip dünyadan, oturduk hane-i viranemizde…

Çok şükür aç değiliz, açıkta değiliz…

Yaslandık koltuğa, uzattık ayaklarımızı…

Trakyalı kızanın “te para pençemde” dediği gibi; orta şekerli kahvemiz de pençemizde…

Şükürler olsun, ocağın üstünde bir tas çorba da kaynıyor…

O zaman asıl soru şudur:

-Mutlu muyuz?!

***

Diyelim ki biz, özgürlüğü vird, ülkenin ve milletin meselelerini de dert edinen bedbahtlar ve iflâh olmaz bedbinleriz…

Eyvallah…

Lâkin gerçek odur ki:

Yüzlerin, binlerin değil; yüz binlerin, milyonların derdini yüklemişiz yüreğimize…

Ağır yük…

Cennetmekân Şenlik Baba’nın dediği gibi:

“Ne gergedan taşır, ne de fil çeker!”

***

Fuzûlî merhum “Yükü arttıkça ecri de artar hammalın” dediğinde, en azından bazı gönüllerde adalet ve merhamet mefhumu henüz yerini koruyormuş, demek ki…

***

Geliniz bugünü bir fasılâ olarak kabul edelim…

Şeyh-ül İslâm Yahya Efendi’nin “Mescidde riyâ-pişeler itsünler ko riyâyı” düsturuyla; mürâîleri kendi riyâlarıyla baş başa bırakalım…

Ömrü boyunca bir takvim yaprağının arka sayfasını dahi okumamış cahil lümpen, bırakınız istediği kadar kudursun!

Dehan-ı kebirinden salyalar akıtsın, cehlin dehlizinde istediği kadar bağırsın…

Beytülmaldan beslenen cahil tetikçi, gûşe-i mundarında her gün yine birilerini hedef tahtasına oturtsun…

Hem müddei olsun, hem müstantik, hem de kadı…

Hem suçlasın, hem yargılasın, hem ceza versin, hem de cezayı infaz etsin…

Yeni bir şey değil ha! Tarihte on binlerce, günümüzde yüzlerce örneği var…

Eğer olmazsa, bu kan emici sülükler neyle yaşarlar?!

***

Fakat biz aldırmayalım, görmezden gelelim…

Ve asıl soruyu yine kendimize soralım:

-Mutlu muyuz?!

***

El cevap kendi adıma:

-Elbette ki değiliz…

Kör olası vicdan!

Şenlik Baba’nın sözleriyle:

Cellat gibi tutup giribânımdan
Ne alır canımı, ne de el çeker!

 

Popüler Kullanıcılar