Survivorlı Eğitim

Kıymetli okurlarım, ben bizim kuşağın toplumsal hayatımızda bir sınır taşı olduğunu düşünüyorum. Çünkü, o eski bayramların tadını biz yaşadık. Çünkü, tüp, margarin, şeker kuyruklarını biz gördük. Çünkü, televizyonun tek kanallı olduğu dönemlerde biz vardık.

Dahası, tarla nasıl ekilip biçilir, biz öğrendik ve yaptık. Maalesef, bu konudaki tecrübelerimizi, bizden sonraki nesillere aktarmada zayıf kaldık. Biz zayıf kaldığımız içinde, onlar bu işlerden yavaş yavaş elini eteğini çekmeye başladılar.

Kıymetli okuyucular, günümüzde tüm aşamalarıyla çiftçilik yapabilecek genç sayısı çok fazla değildir. Aslına bakarsanız, bu söylediğim, önümüzdeki yıllar için, ülkemizde tehlike çanlarının çaldığının göstergesidir. Evet, bugün imkanlarımız yerinde olduğu için, bazı şeylerin sıkıntısını yaşamıyor olabiliriz.

Ancak, yarın ülkemiz büyük bir felaketle karşı karşıya kalsa, bu kadar insan nasıl karnını doyurur? Milyonlarca kişiye kim bakar? Allah göstermesin, böyle bir felaket durumunda halimizin ne kadar perişan olacağını düşünebiliyor musunuz?

Siz çift çubuk işinin usulünü bildikten sonra, her türlü karnınızı doyurabilirsiniz. Motorunuz olmaz... Hayvan gücünden yararlanırsınız... Modern tarım aletleriniz olmaz... Kara sabanla işinizi görürsünüz...

Farkındayım... Anne babasının ismini öğrenirken, tablet kullanmasını da öğrenen bir nesile, bu çift çubuk işlerini öğretmek kolay değil... Vakitlerinin büyük bir bölümünü ekran başında geçiren evlatların, tarlaya götürülmesi oldukça zor...

Ama bizimde bir yol, bir yöntem bularak, çiftçilik konusunda çocuklarımızı kara günlere hazırlamamız gerekiyor. Mesela, Survivorlı Eğitim bir yöntem olabilir. Sevgili Acun Ilıcalı gençlerimizin eline tohumlar vererek, onları yarıştırabilir.

Survivor yarışmasıyla, gençler arasında oluşacak olan merak, bizim vermek istediğimiz eğitime bir vasıta olabilir. Gerçekten Tarım Eğitimi ihmal edilmemelidir. Gençler yarınlara hazırlanırken, verilecek eğitimlerin en başında Tarım Eğitimi gelmelidir.

Efendim, çok eski devirlerde Padişahın birinin oğlu çingene kızına aşık olmuş. Padişah ne yaptıysa oğlunu bu sevdadan vaz geçirememiş. En sonunda, çaresizce kıza dünür göndermek zorunda kalmış.

Dünürler, kızı Padişahın oğluna istemeye vardıklarında, babası kızı vermek için bir şartının olduğunu söylemiş. Oda, şehrin en meşhur meydanında Padişah oğlunun dilenmesiymiş.

Tabii, Padişah bu şarta da çok direnmiş. Fakat, oğlunu sevdasından vazgeçiremeyince çaresizce şartı kabul etmiş ve oğlu meydanda bir gün boyunca dilenmiş. Şart yerine getirilince de, çingene kızıyla Padişah oğlu evlenmişler.

Düğün yapıldıktan sonra, Padişah çingene dünürüne neden böyle bir şart sunduğunu sormuş. Çingene dünürde şu ibretlik cevabı vermiş: "Padişahım, saltanatınızdan kaynaklı bugün imkanlarınız yerinde olabilir. Ama yarın ne olacağı belli olmaz... Allah korusun, önümüzdeki günlerde elinizden bu imkanlar gittiğinde, benim kıza kim bakacak? Ama şimdi dilendi ya... Bu saatten sonra dilenerek de olsa benim kızı aç bırakmaz..."

Popüler Kullanıcılar