ADLİ TATİL KALDIRILMALI!

Hiçbir şeyin mükemmeli yoktur. Mükemmele yakın olanı vardır. Mükemmele daha da yakın olmak için yapıcı görüş ve eleştirilere açık olmalıyız. İyi niyet ile kaleme almış olduğum yazıma bu görüş ile başlamak istiyorum. Kimse öküzün altında buzağı aramasın!

Adli tatil, ülkemizde ilk olarak 1927 yılında uygulamaya geçmiştir. (Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu. Kanun Numarası : 1086 Kabul Tarihi : 18/6/1927 Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 2, 3, 4/7/1927 Sayı : 622, 623, 624 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 8 Sayfa : 760.)


Madde Gerekçesi olarak, 1086 sayılı Kanun’un kabul edildiği tarih olan 18/6/1927 itibarıyla, ülkemizde insanların çoğunun tarımla uğraşması dolayısıyla yaz aylarında çiftçilikle ilgili çalışmaların çok yoğunlaştığı ve şehirlere ulaşmanın zorluğu dikkate alınarak, insanların bu verimli dönemde mahkemelerde kaybedeceği zamanın ciddi anlamda zararlar doğuracağı düşüncesiyle, Kanuna adli tatille ilgili hüküm konulmuştur. Günümüzde ise bu gerekçenin büyük ölçüde geçerliliğini kaybettiği ve adli tatilin, davaların uzamasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle, kaldırılması yönünde tartışmalar yapılmaya başlanmıştır. Nitekim 1086 sayılı Kanunda 5219 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, süre, kırk beş günden otuz altı güne indirilmiştir. Sonuç olarak Adli tatil, süresinde biraz kısalma yapılarak günümüzde hala devam etmektedir. Konuyla ilgili olarak Doç Dr Mustafa Taşkının “Adli Tatilin Yargısal Verimliliğe Etkisi.” Başlıklı makaleyi mutlaka okumanızı ve incelemenizi tavsiye ediyorum.


Adli tatil sadece hâkimlerin izin kullandığı bir dönem olmayıp, iş görme yasağı ve sürelerin uzaması sebebiyle ayrı bir usul hukuku müessesesidir. Adli tatilde nöbetçi kalan hâkim, hiçbir engel olmasa dahi, adli tatilde iş görme yasağa sebebiyle dosyalarını karara bağlayamamakta, duruşma yapamamakta, keşif yapamamakta, tanık dinleyememekte ve sorgu yapamamaktadır. Kısaca sınırlı sayıdaki acil işler dışında çalışamamaktadır. Hâlbuki her yıl adli tatil döneminde yargı mensuplarının en az yarısı, bazen 2/3 ü görevinin başındadır, ancak iş görme yasağı sebebiyle çalışamamakta ve üretememektedir. Bu ise çok büyük bir iş kaybı anlamına gelmektedir.

(Bkz: Doç Dr Mustafa Taşkın- Adli Tatilin Yargısal Verimliliğe Etkisi.)


Avrupa ülkelerinde adli tatil olup olmadığı ve süreleri tablosu.
Ülke.     Gün.     Dönem.     Diğer.
Belçika    2 ay     1 Temmuz - 31 Ağustos     Adli tatilin kaldırılması tartışılmaktadır.
İtalya     45 gün     1 Ağustos - 15 Eylül    
Avusturya     40 gün     15 Temmuz - 25 Ağustos    
İspanya     31 gün     1 Ağustos - 31Ağustos    
İrlanda     64 gün     30 Temmuz – 4 Ekim    
Yunanistan     60 gün     15 Temmuz - 15 Eylül     Ancak adli tatilin ikinci yarısında hakimler her an için göreve çağrılabilmektedir.
Lüksenburg     2 ay     15 Temmuz - 15 Eylül    
Portekiz     Her yıl çıkartılan KHK ile adli tatilin süresi ve zamanı belirleniyor. Örneğin 2003 yılı için 16 Temmuz - 14 Eylül arası 58 gün adli tatil olarak belirlenmiştir.
Finlandiya     Yok        
Danimarka     Yok        
Hollanda     Yok        
İsveç     Yok        
İngiltere     Yok        
Almanya     Kaldırıldı        
Fransa     Kaldırıldı        

Kaynak: www.uyusmazlik.gov.tr/yayinlar/pdfmakdergi5/mustafataskin.pdf


Finlandiya’da, Danimarka’da, Hollanda’da, İsveç’te, İngiltere’de Adli Tatil Yok! Almanya ve Fransa Kaldırıldı. Belçikada Adli Tatilin kaldırılması tartışılmaktadır.
Buna karşın, Akdenize kıyısı olan bütün Avrupa ülkelerinin kanunlarında adli tatilin yer aldığı, ülkemizin de aynı iklim ve kültür kuşağında bulunması sebebiyle bu ülkelerle büyük benzerlikler göstermesi nedeniyle adli tatilin olmasını savunanlar bulunmaktadır.
Yunanistan, İtalya, İspanya gibi birçok Akdeniz ülkesinde insanlar keyiflerine daha düşkün olup, genellikle yarım gün çalışmaktadırlar. Global Ekonomik Krizden ekonomileri en fazla etkilenen ve zor günler geçirmekte olan bu ülkelerin örnek olarak gösterilmesi son derece yanlıştır. Başkaları uçurumdan kendileri atıyor diye bizde mi kendimizi uçurumdan aşağıya atalım! Yada bizde mi yarım gün çalışalım! Olumsuz, başarısız olan örnek gösterilmemelidir.


Günümüz için adli tatili savunanlarının diğer gerekçelerine bakacak olursak, ilkokula giden çocuklar bile bu konuda onların gösterdiği mazeretlerden daha iyi mazeret üretir niteliktedir.


Bunlara örnek verecek olursak,


“Yasama fonksiyonuna etki eden husus, iklim şartlarıdır. Ülkemizde temmuz, ağustos aylarında hemen hemen her bölgede aşırı sıcaklar olmaktadır. Adliye binaları bu aşırı sıcaklara karşı serinletici donanımla döşenmemiştir. Ancak belki başsavcının veya mahkeme başkanlarının odalarında klima vardır. Hakim sıcaktan çok etkilenebilir.”

“Diğer taraftan, ülkemizin kırsal kesimlerinde halkımızın çoğu yaz aylarında geçici işler bulmakta, başka vilayet ve ülkelere gitmekte, böylece mahkeme işini takip etmeleri zorlaşmaktadır. Onlara da bir imkan tanınmalıdır.”


Kaynak: http://www.mevzuatbankasi.com/portal/konuk_yazarlar/mevzuat.asp?kategori=59&id=222

Adli tatilin çıkarılış amacında bulunan kırsal kesimi inceleyecek olursak, 1927 yılında nüfusun yüzde 75,8'i kırsal, yüzde 24,2'si kentsel alanlarda yaşarken, bu oranlar 83 yıl içinde tam tersine dönmüştür. Günümüzde ise, nüfusunun yüzde 91,75 kısmı il ve ilçe merkezlerinde, yüzde 8,25 kısmı ise köy ve beldelerde yaşamaktadır.

(Kaynak: http://www.ensonmemurhaber.com/m/?id=1844) Günümüzde, nüfusun büyük bir çoğunluğu köylerde değil artık şehirlerde yaşamaktadır.


Trafiği yoğun bir anayolda lastiği patlayan bir aracın yolun en sağ şeridini kapaması bile trafiğin sıkışmasına yol açmaktadır. Hele bu yol birkaç dakikalığına tamamen kapatılsa trafik felç olacak, yığılan trafiğin açılması birkaç dakika değil, çok uzun bir süre alacaktır. Trafik örneğinde olduğu gibi adli tatilde de durum aynen böyledir. Adli tatile sadece tatil süresi olarak bakılmamalıdır. Adli tatilin 1 gün bile yapılması, tıpkı trafik örneğinde olduğu gibi büyük yığılmalara neden olacaktır.


Biran için adaletin ve yargılamanın hızlı çalıştığını düşünelim. Bugün dava açılsın yarın karara bağlansın! Davanın açıldığı günün ertesi günü adli tatile denk gelirse, bir günde sonuçlanan davalar adli tatilin sonunda görülecek ve otomatik olarak yığılmalar başlayacaktır. Her yıl ise bu yığılmalar bir çığ gibi büyüyecektir.


Devletin kesintisiz ve sürekli yürütmesi gereken önemli hizmetleri vardır. Bunlar, sağlık, güvenlik ve yargıdır. Sağlık alanında, askeri savunma ve güvenlik alanında, adalette hizmetlerin aksamamadan ve duraksamadan devam etmesi gereklidir. Adli Tatil için aynı mantıkla bakılacak olunursa, hastanelerde acil servisler nöbetçi kalmak şartıyla Tıbbi tatilde olmalı, Nöbetçi askeri birlikler bırakılarak Askeri tatilde olmalı! (Sağlıkta ve askeri alanda tıpkı adli tatil gibi bir uygulama olsa kargaşa ve yığılmaları bir düşünün.) Yargı, sağlık ve savunma hizmetlerini devlet kesintisiz yürütmelidir. Yargı, sağlık ve savunma hizmetleri biran bile duraksatılamaz, duraksatılmamalıdır.


Eski şartlar ile günümüzdeki şartlar çok değişmiştir. Günümüzde, nüfusun büyük bir çoğunluğu köylerde değil artık şehirlerde yaşamaktadır. Adliye binaları ise, ilçe bazında bile bulunmaktadır. Adli tatilin çıkarılması için 1927 Yılında ileri sürülen şartlar bugün artık tamamiyle ortadan kalkmıştır. Yargıda büyük yığılmaların yaşandığı ve adaletin geciktiği günümüzde adli tatilin biran önce kalkması gerekmektedir. Bunun yerine, diğer kamu ve özel kuruluşlardaki kişilere verilen dağınık izin sistemi uygulanmalıdır.

Hukukta yaşanan bazı aksaklıklara değinecek olursak,
Adaletin yerini bulması, hukukun üstün olması için, haksızlığa uğrayanın ve mağdur olanın mağduriyetinin giderilmesi esas alınmalıdır. Haksızlığa uğrayanın ve mağdur olanın üstün olması gereklidir. Bakıyorsunuz, normal hayatta haklı olan bir kişi, filanca kanunun, filanca maddesi gereği, yada Yargıtay kararı örneği gösterilerek, yada zaman aşımından dolayı hukuk önünde haklılığını ispat edememekte, mağduriyetini giderememektedir. “Adalet mülkün temelidir.” deniliyor ama, kötü niyetli kişiye karşı mülkü korumada bazı aksaklıklar yaşanmaktadır. Haksız, kötü niyetli kişiler ise, kanunlardaki açıklardan yararlanarak aklanabilmektedirler. Bu durum ise kamu vicdanını büyük ölçüde zedelemektedir.
Gerçekte, normal hayatta haklı olupta Hukuk karşısında haklı olduğunu ispat edemeyenler ne olacak? Kamuoyu vicdanına gelince. İleride böyle bir şey başıma gelse, mağdur olsam, haksızlığa uğrasam adalet ve hukuk sayesinde hakkımı alırım, mağduriyetimi gideririm, diye vatandaşlar düşünür. Adalete güven, toplumsal barış, güven ve huzur sağlanmış olur.
Mahkeme kararlarının başına devamlı olarak yazılan “Yüce Türk Milleti Adına.” yazısının altında yatan, milletin egemenliğidir! Kamuoyunun vicdanıdır! Mağdurun ve haksızlığa uğrayanın üstünlüğüdür!


Hukukun üstünlüğü çizgisi, milletin egemenliği, kamuoyunun vicdanı, mağdurun ve haksızlığa uğrayanın üstünlüğü çizgisinden kesinlikle ayrılmamalıdır. Aksi taktirde, bunlardan yoksun, içi boş bir hukukun üstünlüğü, sadece hukukun üstünlüğü olarak kalır. Hukuk, kendi kendine bir egemenlik ve hegemonya kurmuş olur.


“Haklısınız, ama kanunlar böyle. Yapacak başka bir şey yok.” sözünü çoğu avukattan yada başka biryerden duymuşsunuzdur. Hukuk ve kanunlar sadece kanun maddeleri olarak algılanmamalıdır. Hakimler karar verirken, kanunların ve adaletin, milletin egemenliğini, kamuoyunun vicdanını, mağdurun ve haksızın üstünlüğünü korumak amacıyla karar verildiği gerçeğini göz ardı etmemelidir!

 

Adaletin sağlanmasında enufak bir aksaklık olmamalı, kanunlar ve hukuk haklı ve mağduru korumalı ve kollamalıdır. Suçu işleyenin yada mağdur edenin yaptığı yanında kar kalmamalıdır! Yargıda, haksızlığa uğrayanın ve mağdurun üstünlüğü ön planda tutulmalıdır. Yargılama sonunda, haklı olan ve mağdur olan kazanamıyorsa, ne yapalım kanunlar böyle deniliyorsa, burada sorgulanması gereken ciddi eksiklikler vardır. Kısaca, haklı ve mağdur olanın davayı kazanması mutlaka sağlanmalıdır. Kanunlarda bununla ilgili eksikler, derhal düzeltilmelidir.


Kanunlar ve hukuk, haklıyla haksızı ayırmak için vardır. Haklıyla haksızı ayıramıyorsa üzerinde durulmalı, amaca yönelmek için çözümler aranmalıdır. Yargıda çözülmesi gereken çok sorun vardır. Yapacak çok şey vardır. Yapacak çok ödev vardır.

Bazı öneriler,
Avukatlar olaylarda haklı yada haksız olana bakmazsızın tamamiyle müvekkilini korumak, suçlu ise, ceza almasını önlemek yada daha az ceza almasını sağlamak için çalışırlar. Suçlu birini neden koruyorsun? Neden onun avukatlığını yapıyorsun denildiğinde “Ben mesleğimi yapıyorum. Görevimi yapıyorum.” Diyerek kendilerini savunmaktadırlar. Burada da Baro ve avukatlık mesleğinde kullanılan eşit terazi (Adalet dağıtma) amblemi anlamını yitirmektedir. Meslekle çelişki içeren amblemin değişmesinde yarar vardır.


Kişilerin borçlarını düzenli ödeyip ödemediği, vermiş olduğu sözlerini yerine getirip getirmediği, adli soruşturmalarda incelenmeli ve dikkate alınmalıdır. En basit olarak vergi ve banka borçlarını zamanında düzenli olarak ödeyip ödemediği, bankaların kişilere vermiş olduğu kredibilite notu dikkate alınmalıdır. Mahkemede kişilerin düğme ilikleyip saygılı davranmasına değil, vatandaşlık görevlerini yerine getirip getirmediği, doğru ve dürüst insan olup olmadığına bakılmalıdır.


Bankalar kredi verirken bile kişileri soruşturuyor, kişilerin kredi notuna bakarak karar veriyorlar. Borçlarını zamanında ödüyor mu, verdiği sözleri tutuyor mu diye araştırıyorlar. Sabıka kaydı gibi, krebilite sorgulamasının yapılmasında büyük bir yarar vardır. Adalette de böyle yada buna benze bir uygulamanın yapılmasıyla, verilen kararlarda hata payının enaza indireceğine inanmaktayım.


Evliliklerdeki azalmanın ve boşanma sırasında yaşanan şiddet olaylarının azalması için, evlenirken mal ayrılığı rejimi otomatik olarak kabul edilmesi gereklidir. Boşanma sırasında ise eşlerin evli iken edinmiş oldukları mal ve hizmetler dikkate alınmalıdır. Boşanma sırasında ise hukuk karşısında kadın egemen durumdadır. Anlaşmalı evlilikler dışında neredeyse boşanmak imkansız gibidir. Kadın istemedikçe erkeğin boşanması son derece güçtür. Hukuki süreç içinde ağır nafaka şartları ve kadının kalın bir zırhla korunduğunu gören erkek, “Pabucun pahalı olduğunu görünce” eşiyle anlaşma yada barışma yoluna gitmek istemekte. Boşanma şartlarının kadının leyhine olması ve uzun bir süre nafaka alacak olması, kısaca şartların kadından yana olması, erkeği zor duruma düşürmektedir. Boşanma şartları kendinden yana olan kadın, genellikle eşinin barışma çağrılarına olumsuz yanıt vermektedir. Kadının, kocasının barışma çağrısını kabul etmemesi nedeniyle cinnet geçirme olayları maalesef yaşanmaktadır. Uzun süren boşanma davaları ve boşanmaların gerçekleşmediği durumlarda ise, eşler hukuk dışı birlikteliklere gitmektedir. Buda aile kavramını derinden zedelemektedir. Boşanırken kadının erkeğe kök söktürdüğünü gören erkekler ise, evlenmekten korkar hale gelmişlerdir. Böyle olaylar çevremizde sıklıkla görülmektedir.

 

İlçelerde, karakollara hakim ve savcı atansın. Karakollarda mobil mahkemeler oluşturulsun. İlk mahkeme süratle burada olsun. Şahitler anında, olaylar sıcağı sıcağına dinlensin. En doğru ifadeler, sıcağı sıcağına verilen ifadelerdir. Şahitlerin, mahkemelerde zahmet çekmesinin önlenmesi ve birincil ilk davaların burada görülmesi, delillerin toplanması ve şahitlerin olaylardan hemen sonra gecikmeden, yerel karakolda ifade vererek zaman kaybına  neden olmadan, doğrudan şahitlik yapması sağlanmalı.

Sonuç olarak, yargıda çözülmesi gereken çook sorun vardır. Yapacak çook şey vardır. Yapacak çook ödev vardır. “Geciken adalet, adalet değildir.” İlkesinden hareketle yargıda köklü reformlar acilen yapılmalıdır. Yargılama süresinin 1 Gün bile kısalması çok önemlidir.

Bu arada yargıda çalışanların çalışma şartları ve özlük hakları daha da iyileştirilerek adli tatilin kalkmasıyla yılların vermiş olduğu alışkanlıkla ilgili duyulabilecek hoşnutsuzluklar giderilerek motivasyon sağlanmalıdır.

Bu yazımı, adalette yaşadığım ve yaşanmakta olan aksaklıklara ithaf ediyorum. 

 

SEVGİLERİMLE. 

Hasan  Yaşar  Özfidan.
Hukukçu – Ekonomist. 

Araştırmacı  Yazar.

hasanozfidan1@hotmail.com 

 

Bilgi: Yazım, Notere tasdik ettirilerek kayıt altına alınmıştır. 

 

Popüler Kullanıcılar