Çocuklarınızı AVM’ye değil ormana götürün!

Eskişehir Garında trenlerin yolculan misafir edişine ve uğurlayışına takılıp kalıyor gözlerim...
Sanki yolcular bavullarını koyarken gülümsüyor da hunharca çekip giderlerken gözleri yaşarıyor gibi hissediyorum.
Arkalarına bile bakmadan, koşturmaca içerisinde oradan oraya telaşlarını izliyorum kalabalığın...
O ise alışkın...
Her gün binlercesine veda etmenin duyarsızlığıyla soluk bakıyor.
Yazar Ayşe Gül Kara Zorlu’yu bekliyorum.
Bu düşünceler içerisinde...


Çocuk öykü kitapları var çoğunlukla... Trenden inişine bakıyorum.
Elinde tuttuğu bavulu telaşla sürüklerken bir yandan da bizlere el sallıyor.
Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi, yabancılık çekmeden yola koyuluyoruz.
Kendisiyle bir 10 dakika sohbet etme imkanımız var.
Benden sonra Emirdağ’da bulunan bir okulda çocuklarla buluşacak...
Geçiyoruz VİP salonuna...
Sürekli gülüyor Ayşe Gül Hanım, çocukları neden bu kadar sevdiğini anlıyorum.
Kahvelerimiz de geldikten sonra başlıyoruz sohbete...


Elimde ‘Şakrak’ kitabını incelerken bir taraftan da çocuklara ilgisinin nereden geldiğini soruyorum.
Bir yudum kahvesinden alıyor ve yanıtlıyor:
"Çocuklara ilgim duyarlılığımdan geliyor. Toplumda duyarlılığın değeri de çocuklardan başlıyor. Biz yetişkinlere ne anlatırsak anlatalım geç kalmış olabiliyoruz. Farkındalığı kazandırmakta ya da eyleme dönüştürmek de ama çocuk bir ağaç... Biz ona nasıl şekil verirsek o şekilde devam ediyor.”
‘Neden yetişkin değil de çocuk?” diye yineliyorum sorumu...
O yine kendinden emin:
"Geleceğimiz çocuklarımız ve biz geleceğe şekil vermek istiyoruz. Ben yapı olarak da toplumsal konulara çok duvarlıyım. Bir park gördüğüm zaman diyorum ki burası çocukların neden sadece bedensel gelişimine hitap ediyor. Onun dışında onların zekalarını geliştirecek, sağlıklarına ya da farklı konularda donanımlar sağlayacak, dönüşümlerine hizmet edecek bir park yapamaz mıyız? Yani her gördüğüm materyali ya da çocuklara yönelik objeleri çocuklara kazanım sağlayacak hale getirmeyi seviyorum. Bununla ilgili de çok proje yaptım.”
Kısa ama öz yanıtları hoşuma gidiyor.
Satranç, masa tenisi ve zeka oyunlarına olan merakına getiriyorum konuyu...

‘‘MİZAHI BİLGİYLE BİRLEŞTİRİN”

Yüzünde bir tebessüm oluşuyor ve şunları söylüyor Ayşegül Hanım:
“Evet, bu alanlarla uğraşmayı seviyorum. Hem de bilgiyi oyuna dönüştürmeyi seviyorum. Kendim de
oyun üretiyorum. Mesela 'Şakrak' zeka ve dikkat oyunları var. Bu oyun kartları tamamen kendi hazırlamış olduğum oyun materyali... Yine oyunu da eğlenirken öğrenmeye dönüştürmeyi seviyorum. Sadece eğlenelim ya da mizah değil. Mizah bilgiyle birleştirdini zaman anlamlı. Aslında hayat o kadar kısa ki... Biz bu kısa hayatta eğlenirken de öğrenelim. Bakarken de öğrenelim ama sıkılmadan öğrenelim.”
Bu tarz oyunların hayatını nasıl etkilediğini de merak etmiyor değilim.
Düşüncelerimi sesli bir şekilde aktarıyorum.
Kısa bir düşünmenin ardından şöyle konuşuyor:

"Mesela daha hızlı düşünmeyi sağlıyor. Dikkat ve odaklanmayı sağlıyor. Özellikle teknoloji çağında büyüyen çocuklarımız da dikkat dağılması çok fazla. Bu artık yetişkinlerde de var. O yüzden oyunlarla biz dikkat ve odaklanmayı güçlendirmiş oluyoruz. Hızlı hareket etmeyi, konsantrasyonu ve iki farklı spor dalıyla uğraşan çocukların ileride daha başarılı olduğunu ben bilimsel araştırmalar neticesinde görmüş oldum. Örneğin dünyanın en iyi satranç oyuncusunun çok iyi yüzdüğünü öğrendim. Yüzerken de suyun altında çok uzun kaldığı için bir defa dayanıklılığı, dikkati, odaklanması daha yüksek oluyor."
“HAYATIN FELSEFESİ DENGEDİR”
“Sizin de böyle bir özelliğiniz var sanki...” deyince kahkahayı basıyor Ayşegül Hanım...
"Ben de çok yüksek bir sabra sahibim... Birçok deneyimlerimde, etkinliklerde, çalışmalarda böyledir. Sonuç odaklıyım. Duygusal zekam çok var. Vicdan çok önemli, empati çok önemli ama tamamen mantıksal zekayla da hareket etmeyi seviyorum. Mantıkla duygusallığı aslında birleştiriyorum.
“ŞAKRAK DÜNYA KAHRAMANI” Dengenin yazılarınıza katkısı nedir? diye sorduğumda ise yine yalın bir yanıt veriyor:
"Ben daha çok maneviyattan besleniyorum. Din kültürü herkese görecelidir. Herkesin inancı farklıdır ama temelde insani değerler vardır. Ben şimdi diyorum ki çocuklara: 'Şakrak dünya çocuklarının yeni kahramanı...’

Neden dünya dediler? Dedim ki; iyilik, doğruluk, empati... Bunlar Türkiye çocuklarının değerleri değil ki dünya çocuklarının değerleri... O yüzden dünya çocuklarının kahramanı Şakrak...”
“Oyuncağı da olacak sanırım..." diye devam ediyorum bu keyifli sohbete...
Heyecanla 'Evet' derken de ekliyor: "Birçok oyuncağı olacak!"


“ŞAKRAK'A SİNEMA FİLMİ!”
“Pepe gibi mi?” diye soruyorum, kısa bir düşünüyor:
“Pepe’nin birçok oyuncağı var. Pepe’nin yaş kategorisi belirli bir yaşta... Daha çok okul öncesi yaş grubu için... Bizimki daha farklı... Şu anda 3 ve 12 yaş grubuna hitap ediyor. Biz bu yaş segmentini de arttırmayı düşünüyoruz. Geçen gün de kendi alanında profesyonel bir senaristle görüşme yaptık, şakrak'ın sinema filmi hazırlığı da başlıyor. Reel animasyon düşünüyoruz. Gerçek! Biz aslında Şakrak’da gerçek hayattan besleniyoruz. şakrak hikâyeleri bilim kurgu ya da fantastik hikâyeler değil, gerçek hikayeler. Nasıl yetişkinler de gerçeklerden besleniyorsam çocuklarda da öyle aslında... çünkü çocuk hikayede kendinden bir şey bulduğu zaman hikayeye devam ediyor. Dönemlik ya da popülarite altında kalmıyor. Popülarite bugün vardır yarın yoktur. Bugün biz birçok örneğini gördük. Bir an da patlayan daha sonrasında hiç hatırlanmayan çok fazla karakter var. Ama kalıcı olarak sürdürülebilir olan her zaman gerçek hayattan beslenendir."
Kahvelerimizde kalan son yudumları da içtikten sonra sessizlik oluşuyor.
Kitapların sayfalarını çevirirken çocukluğuma gidiyorum...
“Çocuklarımıza ne tavsiye edersiniz?" diye ekliyorum.
“AVM’VE DEĞİL ORMANA GÖTÜRÜN” Bu soruyu beklercesine konuşuyor Ayşegül Hanım:
"Öncelikle değerlerimizi geliştirmek için ebeveynlerini ve büyüklerini gözlemlesinler... Onlarla beraber vakit geçirsinler, hayatın içerisinde olsunlar. En önemli şey hayatın içerisinde olmak... Sanal dünya ile gerçek dünyayı ayırt edemememizin sebebi çok fazla teknoloji başında vakit geçirmemiz. Ve gençlerimiz şu an da çok iyi üniversitelerden mezun olmasına rağmen işsizler. Neden biliyor musunuz? Bunun altında ekonomik sorunlar tabi ki etkili ama en önemli etken biziz, kendimiziz... Kendi içimizdeki engeller. Sanal dünyanın bize sunmuş olduğu hazır bir dünya var. Sosyal ortam var. İşte tıklıyorsunuz. Like yapıyorsunuz. Karşınızdaki ile iletişime geçebiliyorsunuz ama gerçek hayatta bir cafede otururken karşılıklı sohbet etme de çekiniyorsunuz. Bir iş başvurusuna gittiği zaman tekrar arayıp soramıyor, 'Ne oldu benim cv?‘ diyemiyor. Gerçekle hayal etmeyi çocuklarımıza küçük yaştan itibaren öğretmeliyiz. Onları hayatın içerisine katarak... Boş günlerinde AVM’ler yerine ormana götürelim, ağaçlara dokunduralım... Doğayı öğretelim. Doğa bizim için en büyük ders. En büyük kaynak... O kadar çok kaynak var ki? çocuklara sorun patates nerede yetişiyor? Ağaçta mı, toprakta mı? Bilmiyor. Neden? Çünkü hayatın içinde değil... Manavdan, marketten alıyor. Her şeyi hazır alıp tükettiğimiz için gerçeklerden uzak yaşıyoruz, çocuklara en büyük tavsiyem budur."
Kitapları masanın üzerine koyarken Eskişehir'i sormadan edemiyorum.
Eskişehir'e daha önce de geldiğini söylüyor: “Çok gezmedim ama... Eskişehir’in de şakrak hikayesini yaparsak daha iyi gezerim diyorum."
“ESKİŞEHİR'DEN DE BİR HİKAYE DOĞABİLİR”
“Eskişehir’den bir hikaye yaratacak mısınız?"
Gülümsüyor:
“Öyle bir idealimiz var. Bu da devlet büyüklerimizin ortaklığıyla oluyor. Çünkü biz her hikayeyi o bölgedeki bir belediye başkanımız ya da Valimizin önderliğinde yapıyoruz. Çünkü bu bölgelere onların hazırlamış olduğu projeler doğrultusunda çocuklara sunuyoruz. Bugün bir proje hazır değildir ama yarın hazırlanacaktır. Onu hikayede yer veriyoruz. Çünkü ‘Şakrak’ bugünün kitabı değil geleceğin kitabıdır."
Teşekkür ediyoruz Ayşe Gül Hanım’a bu doyurucu sohbet için...
Veda ederken kendisine, Eskişehir'den doğacak hikayeyi de merakla bekliyoruz.

Kaynak : İstikbal Dergi

Çocuklarınızı AVM’ye değil ormana götürün!

Coronavirus (Covid-19)

  • 59,530,000Coronavirus Vaka Sayısı
  • 1,402,273Ölü Sayısı
  • 16,957,662Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 10:02

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar