Hayatın Zorunlu Sorunlu Halleri


Bazı durumlar vardır şu hayatta, bahsi geçtiği yer arkadaş, aile ya da atıp tutma ortamıysa ‘tabii, muhakkak, elbette, başka nasıl olacaktı ki?’ kelimeleriyle desteklenen, sohbet ortamının dışına çıkıldığında ise bir türlü kabullenilemeyen, kabullenilse bile uygulanamayan, uygulansa bile içten içten karşı gelinen..

Mesela;

Sınırsız ve kaynakları sonsuzmuşcasına içinde yaşadığımız dünya da tıpkı evimiz gibi metrekaresi belli, sınırları belli bir yaşam alanıdır. Henüz dışında biz insanlar için elverişli bir yaşam alanı bulunmamaktadır. Yaşadığımız evi değiştirebilme şansımız vardır ancak yaşadığımız dünyayı yoktur, yani dünya üzerinde yaşayan diğer insanlarla bir arada yaşama mecburiyetimiz vardır. Nasıl ki kardeşimizin, annemizin, babamızın, çocuğumuzun, eşimizin boğazına yapışmadan sevgiyle, hoşgörüyle bir evin içinde yaşıyorsak, ya da yaşayamadığımız durumlarda onları yok etmek yerine evimizi değiştirmenin yollarını arıyorsak, akrabamız ya da sevdiğimiz olmayan ve dünya üzerinde bizimle birlikte yaşayan diğer insanlarla ve diğer canlılarla da aynı ilişkiler içinde yaşamak tercih edilesidir. Yok etmeye çalışmamak gerekir.

Sonra fikir ayrılıklarımız vardır mesela uğruna gereksiz savaşlar verdiğimiz. Fikir ayrılıkları.. İnsanlığın üstüne yapışan, birini diğerinden kolayca ayıran, taraf yapan, insanlığın olmazsa olmazı fikir ayrılıkları.. Düşen kar tanelerinin bile biri diğerinden bambaşkayken, insanoğlunun işleyişi tam olarak çözülememiş beyninin her kafa tası içinde aynı şekilde çalışmasını ve üretmesini bekleriz. Oysa bu ayrılıkları bir zenginlik kaynağı olarak kabul etmek klişe gibi görünse de en işe yarayan ve en etkili yöntemdir. Farklılıklarımız zenginliğimizdir, bundan faydalanarak ilerlemek daha mantıklıdır.

Bir de şu tembellik halleri vardır bir türlü kabullenemediğimiz. İnsan genellikle kendi haline bırakıldığında yeme, içme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra çalışmak istemez. Hatta bunlar için bile hep hazır ve kolayca bulsun ister. Yaşam alanına göre kırda,bağda, bahçede,evinde, şehirde, kahvede,sokakta oturup laflamayı, şarkı mırıldanmayı, öylesine etrafa bakmayı ya da hobiler edinmeyi, sanatla uğraşmayı, felsefe yapmayı tercih eder. Hatta bazen koca bir günü hiçbirşey yapmadan geçirmek ister. Oysa gün geçtikçe zorlaşan yaşam koşulları herkesin bir alanda birşey üretmesini gerektirir. Dolayısıyla insanoğlu tek başına karar veremez, bizim başkasının ürettiğine, başkasının da bizim ürettiğimize ihtiyacı vardır ve tercih etme şansımız yoktur. İsmi hangi sistemle anılırsa anılsın, günümüz dünyasında karşı koymaya çalışmak akıntıya kürek çekmektir. Ancak ait olduğumuz sistemdeki şartları iyileştirmeye çalışmak güzel bir çaba olabilir.

Kötülük kavramı vardır bir de hayatımızda, kötülük; hani şu hep başkalarında bulunan, bizim kalbimize uğramayan.. Oysa ki her birimizin içinde farklı miktarlarda bulunur kötülük, sadece itiraf etmekten çekiniriz. Bu kötülükten uzaklaşmanın en güzel yolu ise attığımız her adımda ‘bir başkası bizim için aynı adımı atmış olsa ne hissederdik’ cümlesini düşünmektir. Nefret ederiz belki gerçekte bu cümleyi duymaktan, hatırlamaktan. Ucu kendimize dokunan, işimize gelmeyen konularda kolay kolay karşımızdakinin yerine koyamayız kendimizi. Mutlu olabilmek için önce kendi yarattığımız mutsuzluklardan vazgeçmek gerekir. Bu cümleyi kazıdığımız sürece beynimize, koydukça kendimizi bizim yüzümüzden etkilenen başka başka canlıların yerine ne aç bir insan kalır dünyada, ne nesli tükenmekte olan bir hayvan, ne kırık bir kalp, ne ağlayan bir çift göz, ne de yerde duran bir parça çöp..

Ve doğamıza aykırı da olsa, içten içe kabullenmek istemesek te, uygulamakta başarısızlıklardan başarısızlık beğensek te; bu zorunlu sorunlu haller içinde bocalayıp dururken, hayat akmaya devam eder güneşin doğuşu ile batışı arasında; ve mutluluk bu kabul etmekte zorlandığımız gerçeklerin ardında bir yerlerde öylece onu bulmaya çalışmamızı seyreder.

 

 

 

 

 

Popüler Kullanıcılar