Kürt Sorununa Adaletle bakmak

 

 

 

 

Hafta sonu Özgür-Der Diyarbakır Şubesi’nin düzenlediği Kürt Sorunu Forumu’na katılmak için, Kürt kardeşlerimle daha bir yakın olabilmek için, onları ve sorunları daha iyi anlayabilmek için, ateşin düştüğü yerlerde, ateşe verilmek istenen bir dilin konuşulduğu merkezde, Diyarbakır’da idim. Sur ilçesinde kaldım. Dört gün oralarda dolaştım. Başta surları olmak üzere camileri, medreseleri, hanları, kervansarayları, kiliseleri, hamamları, evleri, çeşmeleri, kapıları, taşları derken ne yana baksan bir tarih sayfası..  Abartı mütevazı kalacak, şehir tuğla gibi bir ‘medeniyetler tarihi kitabı’ adeta. Sokakların beni böylesi çekeceğine ihtimal vermezdim. Sur’un o sokakları aklımı başımdan aldı! Her yerden bir hikaye saçılıyor etrafa, dili farklı, kokusu, dokusu.. İnsanlardaki o dinginlik, biraz mazlum biraz mahcup o mütevekkil halleri, sözü alıp size bir şey diyecek gibi bakışları, çocukları, çokça ve çokça kendinden emin, hayat dolu, adam gibi, kadın gibi çocukları, cana yakın.. Havasını ayrı, çocuklarını ayrı, sokaklarını ayrı yazılarda anlatmalı. Bunları şimdilik geçelim..

 

Forum iki gün sürdü, dört oturumda konuyla alakalı 30’dan fazla yazar, konuşmacı fikirlerini ortaya koydu. Bölgeden, Irak’tan, Kürdistan’dan katılımcıların ağırlıklı olması, yaşananların, sıkıntıların birinci ağızdan dinlenmesi bu buluşmayı daha bir önemli kılıyordu.

 

Orada şunu net olarak gördüm: bu ülkenin insanları birbirini tanımıyor. coğrafyasını, ülkesini, insanlarını tanımıyor. Birbirine kulak vermiyor, misafir olmuyor, komşu olmuyor, arkadaş, ahbap, dost, kardeş olmuyor. Anlamak üzere bakmak, dinlemek hiç de zor değil oysa. En kuzeydeki, en güneye, en doğudaki en batıya gitsin bu ülkede, boynunda dürbün gibi bir fotoğraf makinesi, sırtında çantasıyla Japon turist edasıyla gezmiyorsa eğer, bir ‘Selamun Aleyküm’ deyip tabureye, sedire oturmaya erinmiyorsa eğer, kısa sürede anlayacak ki oradaki insan bir diğer kendisi! Farklı bir lehçe, hatta farklı bir dil kullansa da aynı kavruk kelimelerle, aynı kaygılarla, aynı dualarla, benzer masallarla, deyişlerle büyümüşler farklı/aynı yerlerde.

 

Ben 17 yaşına kadar Trabzon’da yaşadım ve o tarihe dek ne bir Kürt ne de bir Ermeni gördüm. Sonradan gördüm, dinledim anladım ki benim hiç biriyle sorunum yok, onların da benimle sorunu yok, olmaz, olamaz, halkların birbiriyle ne meselesi olacak! Ama ne; yalanlara, nifaklara, fesatlara, gizli ve aşağılık çıkar anlaşmalarına inanıldığında, Batıdakiler bilmem ne oluyor, Doğudakiler bilmem ne, Ermeni öyle, Kürt şöyle.

 

Resmi ideolojiye kulak verdiğinde kesinlikle ve kesinlikle kandırılacaksın ey halk! Televizyonlara, gazetelere, basın denen yalan krallığına tabi olduğunda zihnin ve yüreğin iğfal oldu, artık zehirlendin, bunu bil ey halk!

Sadece doksan yıldır bu ülkede yaşadığımızı var sayalım, Allah için Adaleti ayakta tutan, hakikatin şahitleri olarak, “Ben Müslümanlardanım” demenin getirdiği sorumlulukla Kürt meselesinde artık kesin olarak tavır almalı ve siviller olarak hükümet/ler/i çözüme zorlamalıyız.

 

Bu itibarla 2010 yılı Diyarbakır Kürt Forumu Sonuç Bildirgesinin arkasında durmalıyız diye düşünüyorum. Söylediğimiz ve söyleme imkanımız varken söylemediğimiz, yaptığımız ve yapma imkanımız varken yapmadığımız her şeyden hesaba çekileceğine inanan insanlar olarak, dikkatinizi çekerim, lütfen derim!

 

 

KÜRT SORUNU FORUMU SONUÇ BİLDİRGESİ

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi'nin 24–25 Temmuz 2010 tarihlerinde Diyarbakır'da gerçekleştirdiği Kürt Sorunu Forumu sonuç bildirgesi şu şekildedir:

TESPİTLER

1-Kürt Sorunu, Kemalist kadrolar tarafından tepeden inmeci, jakoben bir anlayışla dayatılan, inkâr ve uluslaştırma politikalarının bir sonucudur

2-Milliyetçi-Militarist bir paradigma üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana, homojen laik bir ulus toplum hedefiyle, farklı gördüğü ve dönüştüremediği tüm unsurlara yönelik asimilasyon ve imha amaçlı şiddet politikalarına başvurmuştur.

3-Devletin Kürt sorununa güvenlik merkezli yaklaşması, sorunu; sosyo-ekonomik geri kalmışlık, bölücülük, eğitim eksikliği gibi dar bir perspektifle değerlendirmesi, sorunun en temelde bir kimlik sorunu olduğu gerçeğinin üstünü örtmek için başvurulan söylemlerdir.

4-Kürt sorunu bağlamında yürütülen inkâr ve imha amaçlı tüm faaliyetlerin, akıtılan kanların, yaşanan göçlerin, faili meçhullerin ve dayatılan her türlü acının birincil sorumlusu devlettir.

5-PKK, Kürt sorununun bir parçası olmakla birlikte, esasında Kürt sorununun doğurduğu bir sonuçtur. PKK, şiddetin çözümü noktasında muhataptır; Kürt sorununun çözümü noktasında ise muhatap bütün kesimleriyle Kürt halkıdır.

6-Hükümetin çözüm çabası olarak deklare ettiği "açılım" süreci olumluluklar arz etmesiyle birlikte; AK Parti zihniyetinin resmi ideolojiyi aşamaması ve sistemi sorgulayamaması gibi handikaplar nedeniyle oldukça cılız ve zaaflı kalmıştır. Yükselen milliyetçi söylem karşısında oy kaybetme, tabanını yitirme gibi endişelerle, güvenlik merkezli söyleme geri dönülmüştür.

7-Son dönemde yoğunlaşan çatışmalar ve derinleşen şiddet sarmalı, sorunu salt güvenlik zafiyeti olarak gören ve akan kandan nemalanan milliyetçi-militarist odakların söylemini güçlendirmektedir. Çatışmaların tırmandırılması, sorunun çözümüne yönelik geliştirilen sivil çabaları ve özgürlükçü yaklaşımları boğmaktadır.

8-Birinci Dünya Savaşı sırasında tüm Ortadoğu emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş, savaş sonrasında bu bölge sömürgeci devletler eliyle yeniden dizayn edilmiştir. Emperyalist güçler çekildiklerinde, geriye işbirlikçi iktidarlar ve ulus devletler bırakmışlardı. Bölgedeki Kürt sorunu, sınırları sömürgeci güçler tarafından tayin edilen İran, Türkiye, Suriye ve Irak devletlerinin, Kürt halkını yok saymaları ve inkâr etmeleri üzerine şekillendirdikleri politikaların bir sonucudur.

ÖNERİLER

Bizler Müslümanlar olarak Kürt sorununa yol açan zihinlerin, adaletsizliklerin öncelikle İslami kimlik İslami hukuk ve ümmet bilincinin reddedilmesinin, tehdit ve düşman ilan edilip dışlanması sonucunda Türk ulus kimliğinin ve laik sistemin dayatılması olduğuna ve mevcut laik Kemalist sistemle topyekûn hesaplaşmadan hiçbir sorunun kalıcı manada çözülebilmesinin mümkün olmadığına inanıyoruz.

Bununla birlikte mevcut sistem içinde dahi görece daha özgürlükçü bir vasatın tesis edilebilmesi ve Kürt halkına yönelik zulmü azaltmak üzere aşağıdaki önerilerde bulunuyoruz.

1. TSK, yürüttüğü operasyonları durdurmalıdır. PKK, eylemsizlik kararı almalıdır. Bununla birlikte PKK'nin silahı bırakması için gerekli şartlar sağlanmalı, ayrım gözetilmeden tüm siyasi tutuklular serbest bırakılmalıdır.

2. Cumhuriyet dönemi boyunca Kürtlere yapılan tüm zulüm ve haksızlıklar için resmi düzeyde özür dilenmelidir.

3. Şüphesiz ki tüm diller, Allah'ın ayetlerindendirler. Bu nedenle Kürtçe üzerinde devam etmekte olan resmi, gayrı resmi tüm yasaklar, sınırlandırmalar kaldırılmalıdır. Anadilde eğitim başta olmak üzere Kürtçe, her alanda koşulsuz biçimde serbest bırakılmalıdır.

4. İlköğretim öğrencilerine okutulan "Andımız" kaldırılmalıdır. Muhtelif yerlerde yazılan "Ne Mutlu Türküm Diyene" gibi yazılar silinmelidir.

5. Başta vatandaşlık tanımı olmak üzere, anayasa ve sistemin bütün resmi literatürüne hâkim olan Türklük esaslı dışlayıcı ve ayrımcı söylem terk edilmelidir.

6. İsimleri değiştirilen yerleşim yerlerinin eski adları tümden iade edilmelidir.

7. Bölgede çok yönlü sorunlara yol açan koruculuk sistemi derhal lağvedilmelidir.

8. Binlerce kayıp ve faili meçhulün akıbeti açıklanmalı, soruşturmalar ciddiyetle yürütülmeli ve sorumlular bulunup cezalandırılmalıdır. Köy yakma v.b olayların hesabı sorulmalıdır. Ergenekon yapılanmasının bölgede yaptığı hukuksuzluklar derinlemesine soruşturulmalıdır.

9. Yapılan operasyonlarda, seçilmiş Kürt siyasetçilerinin soyut suçlamalarla tutuklanmaları, halkın siyasi tercihine ipotek koymak anlamına gelmektedir. Kürt siyasetçilerin maruz kaldığı bu hukuksuzluğa son verilmeli ve tutuklular bir an önce serbest bırakılmalıdır

10.             Tüm siyasi mahkûmların cezaevi şartları iyileştirilmeli, bu bağlamda Öcalan'ın cezaevi şartları da düzeltilmeli ve normal bir cezaevine nakli sağlanmalıdır. PKK de, Öcalan'ın yaşam koşullarını şiddete başvurmak için bahane kılmaktan vazgeçmelidir.

11.             AK Parti Hükümeti BDP'yi görmezden gelen tavrından vazgeçmeli, BDP ile diyaloga geçmelidir. BDP ise çözüme yönelik çaba sarf eden sivil siyasetin elini güçlendirici adımlar atmalıdır.

12.             Bir bütünlük arz etmesi nedeniyle; Irak, İran, Suriye ve Türkiye'deki tüm Kürtlerin sorunlarının çözümü için çaba gösterilmelidir.

13.             Başta Şeyh Said olmak üzere Kürdistan'da kıyam hareketlerine katılan önderlerin ve Saidi Nursi'nin mezarları tespit edilmeli, Şeyh Said kıyamının Diyarbakır ve Elazığ arşivlerinin açılması gerekir.

14.             JİTEM'i hatırlatan "özel ordu" fikrinden kesinlikle vazgeçilmelidir.

 

 

 


Coronavirus (Covid-19)

  • 30,752,292Coronavirus Vaka Sayısı
  • 957,370Ölü Sayısı
  • 7,406,258Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 16:40

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar