Türk Girişimciler


Proje ve fikirleriyle bir Ar-Ge atolyesi oluşturan Türk
girişimciler, dünyadaki yenilikleri, ihtiyaçları
gözlemleme sonrasında girişimleriyle
şu an dev organizelerin,
kafeler, dekorasyon, dokuma ve eğlence sektörlerinin
birer incisi olarak milyonlarca insana hizmet veriyor. Yurtdışındaki Türk girişimciler, İtalya, Belçika, Dubai, Abu Dabi, Mısır, Polonya, Çin gibi pek çok ülkede
çalışmalarını sürdürüyor. Bunlardan bazıları öğrenim hayatlarını kurdukları şirketleriyle birlikte devam ettirken, kimileri ise yüksek lisans harçlarını karşılayabilmek için sırf ticari amaçla girdiği organizelere, sıradışı projeler kazandırarak iş pazarında yükselmiş,

şimdilerde gelecek nesile yeni yollar açıyor. Şimdi sizi, 'girişimleriyle' üniversite gençliğine örnek teşkil eden başarılı girişimci Mert Akel'le buluşturuyorum. İş hayatındaki merdivenleri nasıl çıktığına dair ipuçları ve keyifli sohbetiyle birliktesiniz..  

"1981 Çorum doğumluyum. 1999 yılında, ÖSS’de aldığım 

dereceyle Sabancı Üniversitesi’ne onur burslu olarak

girmeye hak kazandım. 2003 yılında okulda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar sonunda yüzeyi kir tutmayan malzeme konusunda aldığım patenti bir seramik şirketine sattım. Projemiz NATO’nun gemilerin yüzeyinde mikroskobik deniz canlılarının tutunmasını engelleyen ve gemilerin su ile sürtünmesini düşüren bir malzeme geliştirmek üzerineydi. Ben bu malzemeyi seramik yüzeylere uyguladım. Ardından kendi şirketimi kurdum. Bu girişimcilik konusunda attığım ilk adım oldu. Sektöre girdiğimde Türkiye’nin malzeme ve kimya konusunda ne kadar geri kalmış ve bakir olduğunu fark ettim. Elimde onlarca Ar-Ge projesi vardı; ancak bulunduğum sektör sermaye yoğun olduğu için kaynak arayışına girdim. Bu dönemde devlet Ar-Ge teşviklerini yeni yeni vermeye başlamıştı. Tübitak ve KOSGEB’e birkaç proje sundum. Kabul edildi. 2006 yılında Sabancı Holding’in üst düzey yöneticileri ile birlikte 5 ortak olarak kurduğumuz firmamız 3 milyon lira ciroya ulaştı. Sermayesinin büyük bir kısmını Ar-Ge’ye ayıran bir inovasyon şirketi oldu. Bunun yanında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünde ve Almanya’da akademik çalışmalarıma devam ettim. 2009 yılında yaşadığımız kriz reel sektörde yer alan firmamızın kapanmasına yol açtı. Ancak Ar-Ge ve teşvik projeleri konusunda kazandığım deneyim firmalara bu konuda hizmet verme fikrinin önünü açtı. Şu anda 40’a yakın Ar-Ge projesinin içerisinde yürütücü, danışman, sekretarya hizmeti vererek yer aldım. 'Fayda Akademi' çatısı altında firmalara, kamu kurumlarına, tüzel ve gerçek kişilere proje danışmanlığı yapmaktayım. Bunun yanında Antalya’da, Clean World Enerji çatısı altında alternative enerji konusunda Türkiye’de ilkleri gerçekleştiriyoruz. Ayrıca yeni kurulan Adıgüzel Meslek Yüksek Okulu ve Üniversitesinde Nanoteknoloji Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı göreviniyürütmekteyim. Okulumuzda da Türkiye’de ilklerden birini gerçekleştirmekteyiz. Girişimcilik ve innovasyon konusunda pek çok üniversitede 200’e yakın konferans verdim, ödüller aldım. Bu güne kadar yaptıklarımı yalnızca girişimcilik çerçevesinde değerlendirmek yanlış olur. Daha çok innovasyon odaklı projelerin hayata geçirilmesi diyebiliriz. Öncelikle genetik aktarıma inanıyorum. 2006 yılında elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz babam da kimya mühendisiydi ve ilk defa elime aldığım kimya kitaplarının sayfalarını çevirirken arka sayfada ne olduğunu biliyor gibiydim. Bu yüzden kimya konusunda önemli bir yetkinliğim olduğuna inanıyorum. Ayrıca babamın cesaretlendirmeleri girişimcilik konusunda oldukça etkili oldu. Bunun yanında üniversitede aldığımız eğitim bilgi, kudret ve servetin başarının bir potada eritilmesi gereken üç ayrı bileşeni olduğunu empoze ediyordu. Rahmetli Sakıp Sabancı’nın bir röportajı sırasında: “Bu üniversiteyi kendi şirketlerinize eleman yetiştirmek için mi urdunuz?” sorusuna verdiği: “Hayır kendime rakip yetiştirmek için kurdum.” cevabı beni en çok etkilemiştir. Sabancı Üniversitesi’nde bölüm seçimi 2. senenin sonunda yapılıyordu. Şu anda Koç Ünviersitesi’nde öğretim görevlisi olan Burak Erman, malzeme derslerimize gelirdi ve her derste bir hikaye anlatırdı. Bir gün IBM’de geliştirdiği likit kristallerden bahseder, bir diğer derste Formula 1 arabalarının lastiklerini örnek verirdi. Bu kadar çok çeşitli sektörü bir araya getiren ve yeri geldiğinde oldukça eğlenceli olan malzeme bölümünün kişisel beklentilerimin tatmini açısından bana en uygun bölüm olduğuna karar verdim. Bir şeyler öğrenmeye başladığımdaysa, malzeme konusunda ülke olarak ne kadar açığımız olduğunu ve geri kalmış olduğumuzu farkettim. Doğrudan inovasyon yapmasanız bile katma değeri yüksek olan ithal ürünleri burada üretmeniz bir anlamda “replacement market” oluşturmanın hem kendimizin hem ülkemizin açısından ne kadar önemli olduğunun farkına vardım. Ardından şirket fikri gelişti. Şu ana kadar 40’ın üzerinde Tübitak, Kosgeb, Kalkınma Ajansı vb. projeyi kabul ettirdik, farklı firmalara da danışmanlık yapıyoruz. Yani bu konuda uzmanlaştık diyebiliriz. Devletin bu tarz destekleri çok yerinde ve doğru bir karar. Üreticiyi doğrudan desteklemek için bu tarz girişimlereprim vermesi ve bunu da oldukça kolaylaştırmış olması bizim açımızdan oldukça tatmin edici. Tüm bu çalışmaları yapmak için kendi şirketini kurmak şart mıydı? Bence hayır! İyi bir firmada yüksek bir maaşla çalışarakta projelerimi hayata geçirebilirdim; fakat bir kitap okudum ve hayatım değişti diyebilirim. Emre Yılmaz’ın, ‘Genç Bir İş Adamına’ isimli kitabı içerisinde çok erdem barındırmasa da, çağımızın kahramanları iş adamlarına içerden, yani yine bir işadamının gözünden bakıyordu. “No view without a viewpoint” "Bakış açısı olmadan bir bakışınız olamaz" diye bir söz vardır. Bu kitapla kazandığım bakış açısı; “Sermaye her zaman daha zeki ve cesurlardan daha zeki ve cesurlara akar!” İşte bu bir dönüm noktası oldu hayatımda. Özellikle malzeme ve enerji konusunda ülkemizin çok geri kalması, bu açığın yerli kaynaklarla karlı bir şekilde istihsali halen devletimizin de üzerinde durduğu en önemli konudur. Genel olarak alternative enerji konusunda çalışmalar yürüttüm. Şu anda katı oksit yakıt pilleri konusunda okulda yaptığımız bir çalışma var; ancak hurda lastikten akaryakıt eldesinden tutun kuantum motorlarına kadar enerji konusunda meydana gelen her gelişme portföyümüz içerisinde. Bunlardan kişisel olarak en çok değer verdiğim, kısa vadede getirisi büyük olabilecek projelerden biri Karadeniz’in altındaki H2S’den verimli bir şekilde enerji elde edilmesi. Elbette tek başıma böyle bir Mert_Akel_3 projeyi gerçekleştirmek iddiası gülünç olur, ancak bizden öncekilerin meşaleyi taşıyıp önümüze koyduğu gibi biz de bizden sonrakilere meşaleyi devretmekle yükümlüyüz.. Arada fırsatını bulabilirsekte tutuşturabildiğimiz kadar büyük küçük yangınlar tutuşturmalı. Dünyayı kurtarmaya yönelik projelerde işte bu yangınlardan biri. Thales’le ilgili olarak bir hikaye anlatılır: Thales, astronomi ve ziraatla ilgili bilgilerine dayanarak, bir yıl sonra zeytin mahsulünün çok verimli olacağını tahmin etmiş ve bir yıl öncesinden mahzenleri çok ucuza kiralamış. Zeytin mahsulü gerçekten de çok verimli olunca, bu mahzenleri oldukça yüksek bir bedelle başkalarına kiralayarak, bu yolla büyük bir para kazanmış. Bununla da, ahalisine filozofun isterse eğer, çok zengin olabileceğini, fakat onun maddi değerlerden çok, entelektüel değerlere önem verdiğini anlatmak istemiştir. Hz. Ali’nin bir sözü vardır; “İlim servetten üstündür, çünkü sen serveti korursun, oysa ilim seni korur.” diye. Bu açıdan akademisyenlik ne kadar uzun, ince ve çetrefilli bir yolda olsa da her zaman akademik kimliğimi öne çıkarmak isterim. Başarının 3 bileşeni vardır: Servet-kudret-şöhret. İş adamları önce servet ister, ardından kudret ve şöhret gelir. Siyasiler önce kudret ister, servet ve şöhret peşinden gelecektir. Sanatçılar ise şöhret ister, servet ve kudret ardından gelir. Gördüğünüz gibi başarının sırrı hiç değişmedi, sadece sırası değişti. Ancak tüm bu ölçütlerin üzerinde bir ölçüt daha vardır ki her şeyin üzerinde, her şeyi kapsar; bu hikmettir. İş dünyasından tanıdığım çok zengin abim diyebileceğim birisi ile sohbet ediyoruz. Şirketimi büyütmekten, yapacağım projelerden, insanlara sunacağımız imkanlardan ve kârlardan bahsederken durduk yere “Sen yalan söyler misin?” diye sordu. Söylemem demek en büyük yalan olduğu için “Evet söylerim. Peki ya siz?” dedim. O da bana: “Bak benim bu kadar fabrikalarım, elemanlarım, arazilerim, bankalarda gizli açık nakit hesaplarım olduğu halde ben bile yalana ihtiyaç duyuyorum.” dedi. Demek ki o kadar güçlü ve başarılı değilim. Belki de hayatımdaki en büyük derslerimden biri buydu. Yalana ihtiyaç duymamak. Gözümü diktiğim başarı ölçütü budur ve artık yalana ihtiyaç duymadığımda ölsem de gam yemem herhalde. Son olarak, iş adamı, akademisyen veya sanatçı olmanız fark etmez, birşeyler üretmek ortaya koymak isteyen insanlar için en önemli şey zaman diyebilirim. Bunu anladığınızda aslında elinizden ne de çok şeyin kaçmış olduğunu vaktinizin ne kadarda çabuk geçmiş olduğunu fark ediyorsunuz.. Gençlere önerim zamanlarını değerlendirmek adına kendilerini daha çok bilgi ile donatsınlar. Şöhret de, servet de, kudret de hikmet de hep bundan sonra geliyor. Napolyon’un “para, para, para” dediği gibi, bilgi, bilgi, bilgi… "

 

 

Coronavirus (Covid-19)

  • 862,574Coronavirus Vaka Sayısı
  • 42,528Ölü Sayısı
  • 179,127Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 12:30

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar