Ilknur ESKİOĞLU: KOKOŞ TEYZE

KOKOŞ TEYZE
Yıl 2000…
Üniversite kantininde, yuvarlak masa etrafında muhabbete dem vuruyorduk arkadaşlarla. Nereden aklıma düştü meçhul. Birdenbire arkadaşlara, “Hadi huzurevine gidelim!” dedim. Arkadaşların hepsi birden garip bir bakış attılar çehreme.

- “Huzurevi mi?”
- “Hoppala nereden çıktı şimdi bu?”
- “Hayır, durduk yere sinemaya, alışverişe falan gitmek isteyeni duyduk da huzurevine gitmek isteyeni de ilk defa duyuyoruz!”

“Teker teker sorun arkadaşlar. Sorun sormasına da bende bilmiyorum ki! O dediğiniz yerlere herkes gider. Önemli olan farkının farkında olmak. Ziyarete ihtiyacı olan gönüllere hitap edebilmek değil mi? Siz şimdi bırakın lamı cimi gidiyor muyuz, gitmiyor muyuz?” dedim. “Haklısın tabi, gidelim elbette, çok güzel bir fikir” dediler.

Hemen bir program yaptık. Ders programına baktık, hangi günler müsaidiz onu belirledik. Ardından huzurevinin ziyaret saatleri var mı, varsa hangi saatler, ders programına uyuyor mu bunları araştırdık. Gideceğimiz günü nihâyet kararlaştırdık. Birde öğrenci bütçemize uygun hediye ayarladık.

Oldukça heyecanlıydım. Ayrıca arkadaşlarım beni kırmadığı için de çok mutluydum. Onlar da en az benim kadar heyecanlı ve mutluydular. Gitme kararı aldığımız ândan gidene kadar ki süreçte, “Aklına nereden geldiyse, iyi ki de gelmiş. İçimizde ayrı bir huzur var” dediler.

Huzurevinin bahçesine geldiğimde içimi ayrı bir coşku kapladı. Yaşlı, ihtiyarlamış ve her bir yaşının, yüzüne ayrı bir çizgi kondurduğu o tonton yanaklıları görmek için sabırsızlanıyordum. Çam ağaçları ile bezenmiş bahçeye, ılık bir rüzgâr eşlik ediyordu.

Kurumun kapısından içeri girince, öncelikle görevliler ile selâmlaştık. Hep beraber merdivenleri ağır ağır çıktıktan sonra yaşlı amcalarımızın ve teyzelerimizin olduğu kata geldik. Bir ân hepimiz olduğumuz yerde kalakaldık. Gözlerimiz buğulandı, bir hüzün bulutları içinde bulduk kendimizi. En yakınından en uzağına kadar yaşlılarımızın yanına teker teker gittik, ellerini öptük. Bu esnada da görevliler bizi tanıtıyordu, sevinçten gözleri kısık kısık olan büyüklerimize. O sevimli yanaklarına konan tebessümü, ömrüm boyunca unutabileceğimi hiç sanmıyorum. Öyle mutlu oldular ki bizi görünce! “Bizleri hatırlayıp gelmişsiniz” diyerek hepsi de ayrı ayrı teşekkür etti. Ah incelikten hiçbir zaman ödün vermeyen büyüklerimiz!

Her bir köşede ayrı bir hayat hikayesi vardı kendini anlatmak isteyen. Bir köşede muhabbete dalmış ellerinde örgüleri olan teyzeler, bir yanda birbiriyle tatlı tartışma yapmaktan etrafını bile görmeyen amcalar, bir yanda da kendi köşesine çekilmiş uzanıp yatan yaşlılarımız… Yamaçlarına yanaştığında, burnuna tarihin o buram buram hoş kokusu geliyordu. Hâlâ o günkü gibi hissediyorum o kokuyu!

Odalarından ayrı, hepsinin bir arada durduğu salonları vardı. O salonda geniş bir halka oluşturduk. Kız kıza teyzelerle muhabbete daldık. Kına gecesinde kına yakılırken, ortaya oturtulan gelin gibi herkesin ortasına bir teyzemiz oturdu. Gelinden de pek bir farkı yoktu hani bu teyzemizin. Boynunda birbiri üstüne takılmış çeşit çeşit kolyeler, rengarenk boncuklar “önce bana bak, hayır bana bak!” diye âdeta yarışıyordu birbiriyle. Hele kol bileklerindeki o renk cümbüşü, gökkuşağı gibiydi. Parmaklarındaki ojeyle, dudağındaki ruj da ayrı bir dikkatimizi çekince, “kokoş teyze” demekten kendimizi alamadık. Yalnız takıların hepsinin ayrı bir anısı vardı kokoş teyze için. Sevdiklerinden gelen hediyelermiş. Kendisine karşı bu hitabımızda pek bir hoşuna gitmişti.

Hiç çıkarmazmış takılarını kokoş teyze. Her zaman oje ve rujunu da ihmal etmezmiş. Ruj ve oje rengini de takılarının rengine göre tercih edermiş. O kadar da neşeliydi ki teyzemiz… Genç kızlar gibi takıp takıştırdığı kadar ruhu da gençti. Kim bilir belki de gâmını, kederini, hüznünü o boncuklarının ardına saklıyordu. Onlarla mutluydu ve öyle teselli buluyordu.

Muhabbetimiz boyunca, oturduğunda göbeğine kadar inen uzun kolyeleriyle oynadı durdu kokoş hanım. Parmağına önce birini doladı, sonra diğerini. Hatta arkadaşlardan birisiyle, bir ara, üst üste taktığı takılarını saymaya dahi başlamışlardı. O yine de bir yandan parmaklarına, sırayla boncuklarını doluyordu.

Kendilerine göre bir hayat kurdukları, kurmak zorunda oldukları huzurevinden, ben ve arkadaşlarım da nasibimize düşen huzurumuzu alarak ayrılmıştık. Yaşlılarımızı gören bizlerde razı olmuştuk. Bizi gören yaşlılarımız da bizden ve ziyaretimizden razı olmuşlardı. Nasibimize düşen sadece huzur değildi elbette. Meğer; bir yüze, bir tebessüm kondurmak ne kadar zahmetsiz imiş. Bir o kadar da sen, iki cihân tebessümlerine ne kadar kolay nâil oluyormuşsun! Huzurun evinde, kendi küçük dünyalarında, her birisi bir halka olmuş ve koskocaman huzurun zincirini oluşturmuş olsalar da; gönüllerindeki yalnızlık ve huzursuzluk ve içlerindeki o burukluk, gülen gözlerin ardında kendini öyle ele veriyor ki! Bu güzel ziyaret neticesinde, insanın yüreği huzurla dolmuş olsa da yaşlılarımızın gönüllerinde hissettikleri o eksiklik, ziyarete gitmiş olanlara da sirayet ediyor.

Yine de her şeye rağmen; kokoş teyze misâli bazı zamanlar, boncukları parmaklarımıza dolayıp, “Hayatı tespih yapmışım, sallıyormuşum” diye mırıldanarak, tefekkürün ve tevekkülün huzur bahçesindeki salıncakta sallanmak elzem olsa diye düşünüyorum. Ne dersiniz?

Huzurlu olasınız, sağlıcakla kalasınız İNŞAALLAH. Selâmetle…
İLKNUR ESKİOĞLU

Ilknur ESKİOĞLU: KOKOŞ TEYZE

Coronavirus (Covid-19)

  • 96,625,755Coronavirus Vaka Sayısı
  • 2,065,698Ölü Sayısı
  • 25,260,378Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 08:25

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar