Ahmet Taşgetiren gitti, saat baki…

 

 

İktidara yakın gazete…

İktidara yakın televizyon kanalı…

Dergi, radyo, şu bu…

Gazeteci, radyocu, televizyoncu…

Ezcümle: Medya…

***

Birisi kalkıp da “iktidara yakın” medya dediğinde; gülmekten karnıma ağrılar girer benim…

Keza…

Ana akım medya dendiğinde de…

Yaşlılık nedeniyle ayaklarıma hücum eden ve kütük gibi şişiren kan, ters tazyik ile beynime doğru hücuma geçer…

Sizin anlayacağınız; “beyin kanaması” denilen illet yakındır…

***

İnsaf dinin yarısıdır derler…

Bizzat Şehinşah hazretleri tarafından beytülmal ile beslenen bu kuruluşlar, iktidara yakın değil, bizzat iktidarın emrindeki beslemelerdir…

Bu mevkutelerde kalem sallayan cehl-i mürekkeplerin velinimetleri, tetikçiliğini yaptıkları Şehinşah hazretleridir…

Kimisi bir tas çorbaya talim eder…

Kimisi de put put, batman batman götürür…

Çünkü despotik düzenlerin değişmez kaidesidir bu…

***

Sovyetler Birliği dönemindeki “Pravda” gazetesini gençler bilmezler…

Komünist rejimin resmi organıydı…

Pravda, Rusça “doğru” demektir…

70, 80, 90 yaşındaki Ruslarla konuştuğumda sorardım:

“Bu gazete, ne menem bir şey idi?”

“Adına rağmen, yayın hayatı boyunca tek kelime doğru yazmayan bir melânet idi” derdiler…

***

Hikmetinden sual olunmaz…

Her nedense bizde yüzlerce “Pravda” türetildi…

Ve onlardan ziftlenen binlerce cahil tetikçi

On binlerce kara cahil troll…

Gizli servislere parmak ısırtacak yüzlerce “stalker”…

***

Bunlar, önceleri önlerine konulan nişan tahtasına ateş ediyorlardı…

Yani…

Şehinşah hazretlerinin muarızlarına…

“Bey menim arkam, men kimden korkam” diyerek, öyle çakaralmaz tabancalarla değil, muharebe silahı mitralyözlerle ateş ediyorlardı…

Haktan yana, haklıdan yana olmak gibi bir kaygıları yoktu… Hiç olmadı, olmayacak da…

Güya referansları İslâm diniydi…

İcraatları: Hak ve hakikate saldırmak…

Amaçları: Korkutmak, sindirmek, susturmak…

Enstrümanları: Bu uğurda kullanacakları Allah’ın verdiği her şey… Zira bunları hedefe götürecek her yol mubahtı…

İnsafın kökü kurumuştu; vicdan, Nuh-u Nebi’den beri izindeydi zaten…

***

Biraz zaman aldı ama olması mukadderdi…

Önce “ana akım medya” dedikleri kesimi sıradan çıkardılar ve teslim aldılar…

Teslim olmak istemeyenlerin defterini, bizzat patronları eliyle dürdürdüler…

Her şey zamanın ruhuna uygun hareket ediyordu…

Direnmek isteyen solo, cehl-i mürekkeplerden mürekkep koronun çıkardığı Kıptî haykırışların arasında duyulmuyordu bile…

***

Gayet modern silahlarla mücehhez Şehinşah ordusu, kılıç kalkan ile er meydanına çıkan az sayıdaki yiğitlerle göğüs göğse meydan muharebesi yapacak değildiler ya…

Şer ve iftira füzeleri, yağmur gibi yağıyordu hakikat mevzilerine…

***

Gelinen noktada, ortalıkta muarız falan kalmadı bittabi…

Cehlin ilme galip geldiği ilk savaş olmadığı gibi son savaş da değildi bu…

***

Başladılar kendi kendilerini yemeye…

“Ben, yüzde yüz sadık kulum. Sen kripto kulsun, sahtekârsın…”

Yetmedi…

Sıra, kendi mevzilerine sıkışmış bir iki köhne vicdan sesine geldi…

***

Onların da bir kısmını sıradan çıkardılar…

Meselâ, merhum Akif Emre, öldü kurtuldu…

(Erzurumlu merhum Âşık Reyhani’nin şu sözleri kalmış aklımda: Bir Abdullah vardı, öldü dediler / Ne eyi oldu gardaş, öldün gurtuldun.)

Sıradan çıkarılan son kişi ise, bir iki cılız vicdan sesi çıkarmaya çalışan Ahmet Taşgetiren oldu…

Bahse konu saat ise yerinde baki…

 

Popüler Kullanıcılar