Kuzey Irak Siyasetimiz Doğru Şekillenirken!

 

Sadece hisleriyle dış politika belirleyen bir devlet otoritesinin olduğu bir ülkede, dış politika üzerine analizler yapan siyaset yorumcusunun çok büyük zorluğu vardır…

Burada, gerçek manada dış politikaya kafa yoran, tarihi bilgilerinin yanı sıra bahse konu coğrafyanın etnik ve dinî şartlarını iyi bilen ve hadiselere bilinçli bir şekilde yaklaşan siyaset yorumcusunu nazarda tutuyoruz. Tetikçilik yapmak için konuşlandırılan cahil kalemşoru değil…

Bu zorluğun birincisi: Olayları yakından takip ediyor ve gerçekleri görüyor olsanız dahi, emrinde kalem salladığınız otoritenin hilâfına doğruları dile getiremiyor olmanızdır. Kör olası ekmek parası; viran olası hanede evlâd-ü ayal var…

İkincisi: Emre amade medya platformlarının birinde konuşlanmış olmanızdır. Doğruları dile getirdiğinizde ya sansürleniyorsunuz ya da işinize son veriliyor. Üstelik önünüz de kesildiğinden, kendinizi ifade edebileceğiniz ve büyük halk kesimlerine ulaşabileceğiniz bir mecra bulamıyor olmanızdır…

***

Diğer yandan…

Her şart altında; olaylara objektif olarak bakan, en azından bakmasını bilen ve değerlendirmelerini kendi penceresinden gördüğü gibi aktaran siyaset yorumcuları var…

İşte bunlardan biri de bende-i hakirdir.

Suriye hadiseleri başladıktan ve bir müddet sonra teröristik harekete dönüştüğü günden itibaren nerede konumlandıysam, beş yıl boyunca o konumda gerçekleri yazdım ve televizyon ekranlarından haykırdım…

***

Yeri gelmişken:

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Başbakanı Binali Yıldırım, bozulan ilişkileri düzeltmek için Irak’a gitmişti. Sanıyorum bu yılın başları veya geçen yılın son ayıydı…

Bizim Başbakanımız, Bağdat havaalanında Irak Başbakanı tarafından karşılanmış, T.C. Devletinin şanına yakışır şekilde ağırlanmıştı…

Ertesi gün Bağdat’tan Erbil’e geçmiş, Erbil havaalanında sözde Kuzey Irak başbakanı Neçirvan Barzani tarafından karşılanmış, havaalanından hareketle Erbil’deki çapulcubaşı Barzani’nin sarayına geçmiş, ancak çapulcubaşı tarafından sarayda karşılanmış, bir devlet başkanı edasıyla güya “kabul etmişti”…

Siyaset yorumculuğu yaptığım televizyon kanalında, sabah saatlerinde bu görüntüleri canlı yayında gördüğümde, adeta başımdan kaynar sular dökülmüştü…

“Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve onun Başbakanına çok büyük bir hakarettir. Nasıl olur da bir geda, bizim devletimizi bu şekilde aşağılar” mealindeki sözlerle isyan etmiştim.

Kanal yönetimi, programın akşam saatlerindeki tekrarında o bölümü çıkarmak durumunda kalmıştı… Çünkü bu ülkede doğruları söylemek suç kabul ediliyor, yanlış politikaları alkışlayanlar ise taltif ediliyordu…

***

Beş yıl boyunca:

“Komşularımızla iyi geçinmek zorundayız. Çünkü ateş çemberinden oluşan bir coğrafyada yaşıyoruz. Suriye’de rejim ya da devlet başkanı değiştirmek, sadece Suriye halkının yetkisindedir. Biz, ne diye orada Emevî artıklarından bir devlet kurma peşindeyiz?

Rusya, İran, Irak ve Suriye, hatta bütün komşu ülkelerle iyi geçinmeli ve ticaret hacmimizi sürekli yükseltmenin yollarını aramalıyız. Kolay değil, 80 milyon gırtlağı doyurmak zorunda olan bir ülkeyiz…

Kendi içimizde farklı ırklardan, dinlerden ve mezheplerden vatandaşlarımız varken, neden mezhepçilik yapıp komşularımızla düşman oluyoruz?

Barzani gibi bir aşiret reisini tercih ederek koskoca Irak devletini ve halkını neden karşımıza alıyoruz?

Kerkük Türkmenlerinin yukarıda Allah, aşağıda bizden başka kimseleri yoktur. Onları neden bir aşiret reisine râm ediyoruz?

İki savaş sonrasında tarumar edilen Irak’ın yeniden imarında en çok Türk müteahhitleri yer alacakken, neden devasa bir pazarı elimizin tersiyle itiyoruz?

İran, her bakımdan yakın olmamız gereken bir büyük komşu devlet. Mezhepçilik mülahazaları ile bu çapta bir komşumuzdan neden uzaklaşıyoruz?

Rusya ile bozulan ilişkilerimizi derhâl düzeltmenin yollarını aramalıyız. Evet, biz Rusya’ya mahkûm değiliz, doğrudur. Ama unutmayalım ki Rusya da bize mahkûm değil. Rusya ile tek başına dış ticaret hacmimiz neredeyse Avrupa devletlerinin tamamına yakın bir hacimdir. Soğuk savaş döneminde Sovyetler ile düşman olmamız bize ne kazandırdı? Amerika’nın emir kulu durumuna düştük. Bize köhne silahlarını verdikleri yetmediği gibi, Kıbrıs hadisesinde bizi ambargo altında inlettiler.

İşte Rusya, bugün bir alternatif olarak karşımızdadır. Amerika’nın kulluğuna itiraz etme gücümüz artacaktır. Derhâl yeni baştan iyi ilişkilerimizi tesis etmeliyiz”

Bunları ve bunlara benzer şeyleri hep yazdım veya televizyon ekranlarından söyledim. Bugün de aynı noktadayım…

***

Şimdi gündemdeki S400 antlaşmaları hangi politikanın eseridir?

Sen hangi noktadasın ey sahtekâr analist?!

***

Pekiyi, yandaş medyada her gün Irak ve İran düşmanlığı pompalayan sözde siyaset yorumcularının bugünkü konumu nedir acaba?

Her Allah’ın günü Şia ve İran aleyhdarı yazılar serdeden, hayâli komplo teorileri üreterek İran ve Şia’yı fitneci, istilâcı hatta İslâm düşmanı gösteren, kıt aklıyla Osmanlıcılık oynayan Ceride-i Fecr-i Cedid’in sermuharriri, bugün hangi pencereden olaylara bakıyor?

Zerrece utanması, arlanması, sıkılması varsa çıksın özür dilesin…

***

Türk Silahlı Kuvvetleri, dün Irak askerleriyle birlikte tatbikat resimleri verdiler medyaya…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran ile birlikte hareket ettiğimizi söyledi. 4 Ekim’de İran’a gidiyor.

Sermuharrir de Cumhurbaşkanın uçağında olacak mı? İranlı meslekdaşlarının yüzüne nasıl bakacak?

***

Son olarak…

Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, Türk yetkililerin Kuzey Irak ile ilgili tutumları, son iki haftada toplumun ağır baskısı altında şekillenmiştir. Neresinden bakarsanız bakın, bu iyi bir gelişmedir. Yanlıştan dönülmüş, toplum baskısıyla doğru bir politika sergilenmiştir…

Popüler Kullanıcılar