Prof. Cahit KURBANOĞLU: 28 ŞUBAT’IN HATIRLATTIKLARI

28 ŞUBAT’IN HATIRLATTIKLARI

Bir ülkenin Anayasası intikam Anayasa’sı olamaz. Yani bir Anayasa ki kim uyguluyorsa onu kendileri lehine çevrmekte, dolayısıyla kendileri gibi düşünüp yaşamayanlar veya başörtülüler bu anayasa ile zülme maruz kalmaktalar.
Ondan sonra da Türkiye’nin yöneticileri yeni bir Anayasa tartışması açmaya ihtiyaç duymaktalar.
Zaten bugünlerde gündeme gelmesinin sebebi mevcut Anayasa’nın, özellikle 2021 Türkiye toplumunun fıtratına ters düşmesi, kültür ve yaşayışına zit olmasıdır.
Öğrencilik dönemimizde İş Hukuku dersini veren hocamız Prof. Dr. Selçuk Özçelik o zaman demişti ki;
“Arkadaşlar bu Anayasa bizim toplumumuzun yapısına uygun bir Anayasa değildir. Bundan öncekiler de bu Anayasadan farklı değillerdi.
Neden? Çünkü bizim ülkemizin insanlarının kültürü farklı farklı olduğundan doğumun kültürü batıya, kuzeyin kültürü güneye uymaz. Dolayısıyla bu kanunlar da doğudakiler için ağır gelmekte, batıdakiler için ise hafif gelmektedir.”
Bundan dolayı ülkemizin sınırlarındaki toplumu adil bir şekilde idare edecek bir Anayasa bugüne kadar hazırlanamadı.
Neden?
Çünkü bütün toplum kesimlerini temsil eden, bilge insanlar bir araya gelerek, Anayasa hazırlamıyorlar. Hazırlayanlar da kendi durumlarını nazara alarak, yahutta bölgesinin olaylarını dikkate alarak Anayasa hazırlıyorlar. O zaman kanunlar dikkate almadıkları yerlere ağır geliyor.
Bir bakalım 1960’ta ihtilal olmuştur.
1970’te ihtilal olmuştur.
1980 de ihtilal olmuştur, 1990 da ihtilal olmuştur adeta böyle ihtilaller her 10 yılda bir tekrarlamıştı.
1997’de de 28 Şubat muhtırası verilmiştir. Bunlar böyle devam ede gelmektedir.
Ne oluyor bu durumda, eğer kuvvet kanunda olmazsa, kanun kuvvetlerinin eline geçiyor. O zaman da istediği gibi tasarruf edebiliyor. Bu da adaletsizliğe, zulme, mazlumu ve zalimden ayırmamaya götürmektedir.
İşte bakınız eğer Türkiye’nin tamamını temsil edebilecek akil kişiler ve Türkiye’deki mevcut söz sahibi partilerin sözcüleri, akademisyenler ve daha artık bu sahada yetkili ve etkili kim varsa bir araya gelerek oturup, Ülkemize uygun bir anayasa hazırlamaları kaçınılmazdır.
Ama bir zaman sonra bu da toplumun yapısına uygun gelmeyecektir. Çünkü kanunlarımız caydırıcı olmazsa, o zaman kanun uygulamanın bir anlamı olmaz.
Şimdi önümüzdeki günler 28 Şubat geliyor. Ben de bu vesile ile 1960 ihtilaline kadar hatırladığım olayları tekrarladım.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


O zaman askeri idare sıkıyönetim ilan etmişti. Herkes kendinden korkar bir durumdaydı. Güvenlik güçleri önüne gelenleri de derdest edip soruşturma yapmadan içeri atılmaktaydı. Artık hakim karşısına çıkana kadar kimsenin aklına gelmezse, vay onun haline...
Neticede 1970’te tekrar anarşi terör üremeye başladı. Artık insanlar arasında ayrımlar başladı ve hatta 70 ile 80 Li yıllar arasında öyle oldu ki ihtilaflar, ayrımlar, Sünni ve Alevi, komünist ve milliyetçi kavgasına dönüştü. Adeta ülke perişan bir haldeydi ve o zaman ülkenin başında bulunan idareciler diyorlardı ki; ne yapalım kanunlarımız caydırıcı değildir. Onun için de suçun önüne geçemiyor. Hangi imkanı vermedik de size terörü durdurun dedik. Ya da siz hangi imkanı istediniz de vermedik. İşte terör durdurulamıyoruz diyen devletin başındakilerin bu ve buna benzer beyanları ve düşünceleri, ister istemez ihtilali tetikleyen bir olay oldu. Ve 1980 ihtilali geldi ondan sonra 1982 Anayasa’sı askeri vesayetten ve baskıdan kurtulmak için, milletin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmiş oldu.
1960 Anayasasına göre farklı maddeleri nedir? Hukukçular bunu ortaya koyarlar ama maalesef o Anayasa’da işte görüyoruz, bugün bizim ihtiyaçlarımıza cevap veremiyor.
O günden bugüne 28 Şubat’ın bana hatırlattıklarından kısaca bir anımı söyleyeceğim. Maalesef biz ilim Üniversitesinde çalışıyoruz ama ne yazıkki ilimle meşgul olmak yerine, şekille, kılık ve kıyafetle meşgul olmaya başlamıştık.
Süleyman Demirel Üniversitesinin kuruluşu devam ediyor. Biz büyük bir gayret içerisindeyiz. Enstütülerin kuruluşu ve işler hale getirilmesi bizim üzerimize bırakılmış. Ona gayret ederken, mastır ve doktora öğrencileri toplamaya çalışırken, bir de baktık bizim icraatımız nazara alınıp destek verilecek yerde, yaşantımız nazara alınmaya başlandı.
O zaman Hürriyet gazetesinde şöyle bir yazı çıkmıştı. Türkiye’de üniversitelerde öyle öğretim üyeleri var ki; kendileri beş vakit namaz kılıyorlar ve beş vakit namaz kılmayan öğrencilerini de derslerinden geçirmiyorlar. Bunlardan bir tanesi de Süleyman Demirel Üniversitesi diyerek, direk adres gösteriyorlardı. Zaten o zaman beş vakit namazını kılan ne kadar vardı?
Bu esnada Enstütü Sekreterimiz başı örtülüydü.
Üniversitesi noktasında acaba biz eğitimi tabana nasıl yayalım ve insanları cehaletten nasıl kurtaralım. Dünyada kabul gören mesleklere nasıl yönlendirelim. Bunların düşünülmesi yerine, falanca Enstitünün Sekreterinin başı örtülüymüş. Ne demek? Bu dönemde, bu devirde başörtüsü...
Derhal hesabını görün!

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


Neticede, baktım ki enstitü sekreterim ağlıyor. Hocam ne yapacağım ben, çok sıkıntılı durumdayım. Galiba başımı açacağım?
Neden dedim?
Emekliliğine de 2-3 ay var dedim.
Dediki işte benim örtüm senatoda konu edilmiş.
Dedim ki bu konu baş örtüsü ile ilgili, size ne? Senetonun genel düşüncesi, sana herhangi bir şey söylenmeden, sen niye üzülüyorsun ki?
Bu sefer de, hocam size zarar gelebilir dedi.
Ben de bırak bana gelen zararı, ben onun hesabını veririm. Sen böyle düşüncelerle kendini rahatsız etme dedim.
Başörtüsü de senin tercihindir, ister örtersin, ister açarsın, ama onun bunun sözüyle veya bana zarar gelecek düşüncesiyle, başörtüsünü açma yoluna sakın gitmeyin dedim.
Elhamdulillah oda açmadı ve neticede emeklisi de geldi, başörtüsüyle emekli oldu.
Burada bir hakkı da yerine vermeden geçemiyeceğim.
O zaman zaten üniversitenin yönetimi malum, yani sol zihniyete sahip bir yönetimde ve neticede idareciler de ister istemez onlar gibi düşünceye sahip olanlar oluyordu.
Benim senatoda bulunmadığım, yukardaki konuşmanın yapıldığı gün, Enstitü yönetim kurulu üyemiz olan bir Dekan, sekreteri şiddetli bir şekilde müdafaa etmiş. Demiş ki modern bir örtüdür türban değildir. Bu senatonun konusu olması abestir demiş.
Ben de bu vesileyle kendine tebrik ettim.
28 Şubat muhtırasında mağdur ve muzdarip onlar olmuştur.
En yakınımdan başlayayım.
Benim kızım Anadolu imamhatip son sınıfta okuyordu. 7-8 kız arkadaşı ile birlikte sınıfın çalışkan öğrencilerindendi.
Bir dershane de bunların bu gayretlerinden dolayı, çocuklara özel sınıf açmıştı.
Ne var ki 28 Şubat gelince ben hatta o gün isparta’da değil Ankaradaydım.
Kızım ağlayarak beni aradığını gördüm.
Neden alıyorsun diye sorduğunda;
Baba bugün Anadolu İmamhatip lisesinden ayrılmazsak, yarın başımızı açacaklar.
Onun için bugün biz açık liseye geçiş yapıyoruz dediler.
Düşünme zamanı da yoktu.
Ben bir şey söyleyemedim, bu 7-8 arkadaşıyla birlikte ayrılıp, Açik Liseye geçtiler.
Açık Liseden birincilikle mezun oluyorlardı. Ama gel gör ki mezuniyete yakın bir günde, açık lisenin müdürü, evet açık lisenin müdürü ağlayarak beni arıyordu.
Müdür bey hayrola nedir bu haliniz dedim? Dediki hocam, sormayın bu öğrencilerimiz adına yani Anadolu İmamahatip lisesinden geçen öğrencilerimiz, maalesef Milli Eğitim Bakanlığından gelen bir yazıyla, 40 kredilik daha ders almaları gerekiyormuş.
Oysa bunlar şimdiden almış oldukları dersler, Fen Lisesi seviyesinde, bu bunlara nasıl reva görülüyor. Bu çocuklar bu ülkenin vatandaşı değil mi?

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


Ben de dedim ki;
Müdür bey üzülme, mahkemeye müracaat ederiz ve haklarını ararız.
Müdür bey dediki hocam sen ne diyorsun, bunu reva görenler de bunu istiyor ki bu çocuklar Üniversiteye girmesinler.
Bunların bu bilgileri mahkeme sonuçlarına kadar kalır mı?
Peki ne yapacağız dedim.
Dedi ki artık sayısaldan değil, üniversite imtihanına genel kültürden girecekler tamam mı?
Siz öyle istiyorsanız öyle olsun dedim ve neticede genel kültürden girdiler.
Herkes üniversitede istedikleri yeri kazandılar.

Yine 28 Şubat tarihinde oğlumuz ise Anadolu Lisesi yabancıdil hazırlıktan sonra ikinci sınıfı okuyordu. Üniversiteye giriş puanlarına sınırlama getirildiği gibi, bir de tehtit altında bulundurulmaya başladılar.
Çünkü bu okullardan mezun olanlar artık işe girmeleri zorlaşacak, özellikle de devlet işlerine girme imkanları olmayacaktı. Lise mezunlarıyla aynı eğitimi almalarına rağmen katsayıları daha düşük olacaktı. Hatta daha da ileri gittiler bu okuldan mezun olanlar fişlenecekler, ömür boyu onlar için bir dezavantaj teşkil edecekti.
Bu durumda ve tehdit altında anadolu imamhatip lisesinden istemeye istemeye kayısını alıp ortaokula gitmek zorunda kaldı. Bu travma onlara yetti de arttı bile. Ondan sonra tabi o verimi hiçbir zaman elde edemedi. Çünkü unutamayacağı bir mağduriyet yaşadı. Onun için 28 şubatın benim üzerimdeki etkileri 1988’de hacca giderken yaşadığımdan daha ağır oldu.
Hatta benide tehtit ettiler o zaman demişlerdi ki burada bazi hocalar kitapların önsözüne Risale-i Nur‘dan kısımlar ve paragraflar yazıyorlar. Onların işine hemen son vereceğiz.
Bunu bana bizatihi söylediler, ben de dedim ki; evet ben “tabiat sanattır sanatkar olamaz” diye kitabıma yazdım.
Aksini iddia eden varsa hodri meydan, gelsinler beni ikna etsinler. Ben de oradan kaldırıyım. Neticede tabi ki niyet ortaya çıktı, bizim dindar oluşumuzu çekemiyorlardı.
28 Şubat‘ı da fırsat kabul ederek acaba biz aleyhimizde nasıl bir muamelede bulunabilirler onun hesabını günlerce yaptılar.
Bir defasında 28 Şubat‘tın akabinde üniversite giriş imtihaninda beş arkadaşımıza, giriş imtihanında görev vermediler.
Görev vermeyenlerden bir tanesi de ben idim. Ben Üniversiteteyi kazanan mühendis adayına meslek sahibi olma eğitiminde görevli biriyim. Bu imtihanda görev vermeyi mahsurlu görüyorsanız, derslere sokmayın. O daha önemli bir görevdir, dedim.
Dekan bu sorularıma cevap vermek istemedi ama bir ara ağzından kaçırdı ki; istihbarattan mahzurlu görülüyorsunuz.
Bunun üzerine ben de Dekanlıktan noter kanalıyla, bana neden görev verilmediğini sordum.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


O zaman çok değerli bir Valimiz vardı. Allah rahmet eylesin. Bu konuyu makamına giderek görev verilmemesi konusunu kendilerine ilettim.
Sayın valim hemen istihbaratı aradı. Orada ilken hemen istihbarattan cevap aldı. İstihbaratın böyle bir bilgi bulunmadığını, yakında da böyle bir bilgi gelmediğini söylediler.
Bunun üzerine ben bana yazılı cevap verilmesini istemeyen dekan bizzat yanıma gelerek çoluğunun çocuğunun üzerine yemin ederek, ne olur beni yanlış anlama, hakkında konuşulanlar böyle idi. Noterden gönderdin yazdığını geri al.
Şu anda sana hemen üniversite giriş sınavlarında görev verdik, yazınız geliyor. Beni anlayışla karşılayın, dedi.
Bu seferde de görevi ben kabul etmedim, reddettim.
Ancak biri baş örtülü diğer dört arkadaş da benim takip ettiğim yolu takip ederek, onlara da üniversite giriş imtihanında yeniden görev verildi.
Bütün bunların ortak yönü neydi biliyor musunuz? Beş vakit namazlarını kılıyor olmasıydı. İşte 28 Şubatın meyvelerini saymakla bitiremeyiz.
Ama Rabbim 1988’de olduğu gibi bunda da müslümanlar aleyhindeki planlarını onların başlarına geçirdi.
1988 dedim kısaca bahsedeyim.
Hacca giderken enteresan bir şey olmuştu. Ben yıllık iznimi yurtdışında geçirmek için dilekçe verdim. O zaman Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı Fakültemizin Dekanı bana soru yöneltti?
İzinli yurtdışında nerede geçireceksin.
Ben de cevaben dedim ki Suudi Arabistan’da. Sonra bir ay geçti ondan sonra tekrar bana dekan sordu?
Yazılı olarak sorduğu soruda bana:
Suudi Arabistan da büyükelçiliğinden sorduk, Suudi Arabistan’da nerede izin geçirilir?
Onlar cevap yazısında izin geçirenler ya Umre’ye veya Hacc’a gidiyolarmış diye yazdılar. Siz izninizi Suudi Arabistan’da ne maksatla geçeceksiniz?
Ben de hacca gideceğim demedim de, o zaman Diyaneti İşleri Başkanlığının hacca gitme hazırlık yazısı elimdeydi, onu verdim. Dekana dedim ki; izinimi yurtdışında geçirme sebebim ekte bildirilmiştir.
O yazıda da zaten şu tarihte hacca gidecek şu tarihte de dönecek diye yazıyordu.
Neticede elhamdülillah farz ibadetini ifa etmek için gittik ve Suudiarabistan’dan döndüğümüzde soruşturma açtılar.
O zaman bölüm başkanım bizatihi kendimin okuduğum üniversitemden de hocam, dediki Cahit’cim bu dekan sen hacca gittin diye senin işine son verecek. Seni üniversiteden atacak. Bunlar bahane, haberin olsun.
Bahane de ben izinde iken bir dersi benim üzerime veriyorlar o dersi ben yürütmemişim, başkası yürütmüş.
Ayrıldığı için onun imtihanlarını benim yapmam gerekiyormuş. Böyle bir görevlendirme de yönetim kurulu kararı ile oluyor. Fakat yönetim kurulu kararı yoktur.

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


Neticede imtihanda ben olmadığım için görevli arkadaşlar yapmışlar. 2 tane kağıt eksikmiş. Benim tabi onlardan hiç haberim yoktur ama bahane arıyorlar ya bunların hesabını benden sordular.
Ama ne var ki Isparta’nın düğünlerinin bazıları çok farklı olur. Düğünde tamamen yayla keçilerini keserler onu haşlarlar ve misafirlere ikram ederler. Öyle bir düğündü ben de Prof. Dr. Adnan Gülerman’ı ev sahibimizin düğün yemeğine davet ettim.
Ben yemekte durumu kendilerine açtım.
Dediki Akdeniz Üniversitesi’nin Rektörü Nejat’a bu durumu niye söylemedin?
Ben de dedim ki hocam kendi iç meselemizin ve dekanlığın meselesini, yani her şeyi Rektöre mi ulaştıralım? Uygun bulmamıştım.
Ne demek dedi bundan Rektörün haberi olmalıdır diyerek hemen telefonu açtı.
Nejat ne yapıyor senin bu dekanın, hacca gidenlere ceza veriyormuş. Üniversiteden atıyormuş haberin var mı?
Rektör Bey, Adnan Beye ne söyledi bilmiyorum. Döndü bana dediki bir şey olduğu zaman benim haberim olacak. Ben de peki efendim dedim.
Neticede Dekan, Rektör Beyden nasıl bir uyarı aldı ise bana bir uyarı cezası geldi.
Bunun üzerine ben de Rektör Beyi aradım. Rektör Bey söylemek istemezdim ama telefonda maalesef Dekana çok sinirli bir hitap yaptı. Bana da sen dedi merak etme, senin cezan yoktur, dedi.
Bir gün sonra da Dekandan, işte böyle böyle bir soruşturma vardı uyarı cezası almıştınız ya, şimdi o ceza kaldırmıştır, diye yazı geldi.
Yani biz bugünleri gördüğümüz için, ben 28 Şubat’ta da böyle bir şantajlarla karşı karşıya olacağımı bekliyordum.
İmtihanlarımız bitiyor mu? Hayır...
15 Temmuzda isyan harekatına hayatımız pahasına köprüde karşı durmamıza ve Sayın Cumhurbaşkanımız masumiyetimizi bildiği için mağduriyetimizi ikinci KHK ile gidermesine rağmen, daha sonra da tekrar maruz kaldığımız iftira ve ithamların hesabını şahsen vereceklere çok acıyorum.
Neticede bu ihtilaller hem ülke, hem maalesef eğitim, hem eğitim elemanlar yetiştirme noktasında büyük kayıplara sebep oldu.
Kaldı ki bu büyük kayıpları ekonomik noktadan ele almadım.
Elbette ülke noktasından çok kayıplar meydana geldi.
Şimdi bunları görünce ve anlattıktan sonra 28 Şubat‘ın maalesef nasıl bir darbe olduğunu söyleme hakkını okuyuculara bırakıyorum.
Peki ne kazandırdı 28 Şubat darbesi çok şeyler kaybettirdi, ülkeyi her açıdan çok gerilere götürdü.
Şimdi 2020 li yıllardan sonra bir bakınız ve15 yıldır istikrarlı bir idare var.
Millet istikrarı istiyor.
Çünkü istikrarsızlı ülkemiz her açıdan geri bırakmaktadır.
Ama maalesef bu istikrarda yetkililer İstanbul Anlaşması mı, sözleşmesi mi ne olduğundan toplumumuzun sonradan haberi olduğu bir sözleşmeye imza atmış.
Onun neticesinde bugün aileler patır patır yıkılarak, bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödemek zorunda kalıyor.
Tekrar ediyorum, Anayasa hazırlayacaksanız; toplumun yapısına uygun olabilmesi için, toplumu temsil eden anayasa olmalıdır.
Bu da ülkemizi her yönü ile temsil edebilecek, yani ehil insanların bir araya gelmesi ile teşekkür edecek bir kurul tarafından hazırlanmalıdır.
Allah ülkemizi istikrar birlik ve beraberlikden ayırmasın.
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu

Prof. Cahit KURBANOĞLU: 28 ŞUBAT’IN HATIRLATTIKLARI

Coronavirus (Covid-19)

  • 137,418,464Coronavirus Vaka Sayısı
  • 2,962,042Ölü Sayısı
  • 23,882,103Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 16:20

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar