Elveda özgürlük, merhaba esaret

 

 

  Hazar Gölü kıyısında, bir yandan gecenin sessizliği diğer yandan içimde kopan fırtınalar ile özgürlükle vedalaşıp esarete zorunlu merhaba diyeceğim günlere ulaşmaya ramak kala, saatler gece yarısını gösterirken kendimi en özgür hissettiğim zaman dilimlerinden biri olan yazı yazma anının tadını çıkarmak istiyorum.( Kendimi-yazmayı-özgürlüğü çok seviyorum)

Bir yandan, gecenin karanlığı ile esaretin siyah yüzünü, diğer yandan gökyüzündeki yıldızlar ile özgürlüğümü özdeşleştirmeye çalışıyorum. Yıldızlar gibi özgür iken, gece gibi esaretin karanlık yüzünü yaşamaya gitmek değil sevdiğim insanlardan uzak durmak zor olsa gerek...

Sevdiğim insanlarla birlikte geçmişe dair yaşanmışlıkları hayal edip geleceğe dair bir umut, bir hayal beslemekle özgürlük ile esaret arasındaki çok fazla açılan makas farkını minimize etmekle avutuyorum kendimi.

İnsanın çok sevdiği anne ve babasının, arkadaşlarının, dostlarının, öğrencilerinin, meslektaşlarının yüzünü günlerce haftalarca ve hatta aylarca görmeyip hiç tanımadığı belki de huyu huyuna suyu suyuna uymayan insanlarla aynı ortamı haftalar ve aylarca paylaşmak zorunda olduğu bir hayatı yaşamaya gideceğini bildiği zaman içinden bir ses özgürlükle vedalaşıp esaretle merhabalaşacağının sinyalini veriyor.

Sırt çantasını omuzlayıp; bildiği, tanıdığı insanların yanından, bilmediği, hiç tanımadığı insanların yanına gitmenin diğer adı; özgürlükle vedalaşıp esaretle merhabalaşmaktır belki de... 

Sayılı günlerin çabuk geçtiği bir ortamdan, sayılı günler çabuk geçermiş tezinin çürüyeceği bir ortama doğru gidiyorum! Zaman geçmek bilmese de, eğitimci kimliğimi ön plana çıkarıp “bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır” deyip zamana geçmeyi, su gibi akmayı, öğretmeyi de deneyeceğim. (vayyy, okkalı lafa bak sen : ) 

Bulunduğu ortamı yaşamaya devam eden insanlar özgür ise, bulunduğu ortamı terk etmek ve göç etmek zorunda olan insanların durumu esarettir öyleyse.  Belki kısa belki uzun sürecek henüz belli değil ama esareti ben özgürlüğü siz yaşayacaksın sevgili dostlar! Öyleyse ben dönene dek özgürlük sizin adınız, esaret benim adım olsun, olur mu? Siz özgürlüğün tadını çıkartırken ben esaretten gün düşürmeye çalışacağım.

Nefes almanın adı özgürlük; sürekli nefes vererek nefessiz kalmanın adı da esarettir. Nefes aldığım bir ortamdan; durmadan nefes vereceğim, nefessiz kalacağım bir ortama gidiyorum. Nefessiz kalsam da benim gibi nefessiz kalan insanlara nefes olacağım; ümit verip moral bulmalarını da deneyeceğim.

İstediğin saatte uyumak, istediğin saatte uyanmak, istediğin zaman istediğin yemeği yemenin adı özgürlük ise, uyumanın da uyanmanın da yemek yemenin de saati belli olan bir hayatı yaşamaya gitmenin adı da esaret olsun öyleyse. Sinemadan, teknolojiden, iletişim araçlarından, medya ve basından, kitaplardan uzak olduğum bir hayatı bu güne dek yaşamamıştım hiç; bunların olduğu bir ortam özgürlük, olmadığı bir ortam esaret hayatıdır benim için.

Esaret sıkıntı demek, esaret stres demek, esaret zorluk demek, esaret özgürlüğü kaybetmek demek ise; sıkıntıyı stresi zorluğu yaşayacağım bir hayatı yaşamaya gidiyorsam, özgürlüğe istemeden de sırt dönüyorum demektir. Adı da ruhu da yaşantıları da özgür olan insanlar bana darılmasın lütfen; özgürlükle vedalaştığım gibi sizinle de vedalaşacağım ansızın.

O günün “esarete elveda, özgürlüğe merhaba” olmasını ümit ediyorum…

Ama henüz o gün gelmediğine göre, şuan için; elveda özgürlük merhaba esaret ile yanınızdan ayrılıyorum : (

 

 

 

 

Popüler Kullanıcılar