Eve Veda Ederken...

Doğduğu, büyüdüğü ve otuz yıldır içinde yaşadığı eve veda etme zamanı gelmişti.
Bahçesi, ağaçları, yeşilliği olan müstakil ev ile vedalaşmanın hüznü ile, eskiye nazaran daha modern olan apartman hayatına yerleşecek olmanın mutluluğunu bir arada yaşıyordu. Eski ev ile yeni ev arasında ki uzaklığın oldukça fazla olması eski evin bulunduğu sokak ve mahalleye bir daha yolun düşmeyeceğinden eski eve veda anlamını taşıyordu. Otuz yıldır içinde yaşadığı bu eve veda demek eskiyi anımsatan her şeyle vedalaşmak demekti. Bahçesiyle… Komşularla… Manzarasıyla… Mahallesiyle… Herkesi ve her şey ile…

Gönüllü bir veda değil, zorunlu bir ayrılış vaktiydi bu. Ayrılışı zorunlu kılan, kendilerine off bile denilmemesi gereken elleri öpülesi, Allah’ın lütfu, çok değerli iki insanın bundan sonraki ömürlerinde daha rahat bir yaşam alanına sahip olmalarını sağlamak adınaydı. Bu değerli iki insan, onun varlık sebebi anlamına gelen anne ve babasıydı. 

Kışların şiddetli geçtiği günlerde, yaşları ilerlemiş bu iki değerli insanın, yılların getirdiği yorgunluk ile sobalı bir evde yaşamanın zorluğu çok fazlaydı. Sobayı kurmak, ateşe odun atmak, külleri dökmek, kış bitimiyle birlikte kurulan sobayı tekrardan kaldırmak gençler için bile zahmet verici olan bu durumu, yaşları ilerlemiş iki değerli insanın yaşamalarını istemiyordu. Kendi için zorunlu, bu iki değerli insan için ise heyecan uyandıran bir ayrılık vaktiydi. Merkezi sistemin olduğu ve evin her odasının sıcak olduğu bir apartman hayatına yerleşmek bir nevi vacip olmuştu. Eski eve veda, eskiye dair her şeye veda demekti. 

Çocukluğuna… Bahçede büyüttüğü ağaçlara… Yetiştirdiği hayvanlara… Kurduğu arkadaşlıklara… Tırmandığı kıvrım kıvrım sokaklara… Küçükken oyun oynadığı toprak sahaya… Evin karşısında duran ve kız kardeşinin mezarının bulunduğu kabristana… Duvarlara… Ve duvarda kalan tüm hatıralara...

Eski eve veda etse de, otuz yılda geride kalan otuz binden fazla anıya vefa duygularını kaybetmek istemiyordu. Ağır ağır çıktığı merdivenlerin her bir basamağında geçmişte yaşadığı her bir anıyı, hatırayı anımsadı…

Damında uyuyup gökyüzünde ki yıldızları saydığı günleri, küçükken kol kola girip misket oynamaya giderken kavga edip barıştığı arkadaşlarını, şimdi gökdelenlerin kurulduğu yerlerde üzüm bağlarından yürüttüğü üzümleri, yağan yağmura hiç aldırış etmeden oynadığı mahalle maçlarını, kocaman terliği giyip avluda yürürken düşüp başını yaraladığı acıyı ve gözyaşlarını,  yuvalarına çomak soktuğu için aynı anda kendisini sokan sekiz arıyı, çocukluk ruhuyla oyun oynarken diktiği ve onunla birlikte büyüyen ve meyvesini yediği kayısı ağacını, peşinden kaçıp giden ve bir türlü yakalayamadığı kuzuları, tuzağa düşürüp yakaladığı güvercinleri, güvercininin kafasını kapıp kaçan kediden aldığı intikamı, soğuk odasında ders çalışmak adına zatüre olan ablasını, ders çalışmayı çok seven ve kitap almayı bisiklet almaya tercih eden abisini, giydiği ilk takım elbiseyi, aşklarını, sevgilerini, mutluluklarını hatırladı

Kah tebessüm etti, kah hüzünlendi. 
Kah anısı bitmesin diye detayları hatırlamak üzere adımlarını daha ağır atıp hafızasını zorlayıp geçmişe gitti, kah aklına gelen can sıkıcı olayları unutup bir başka anıya geçmek üzere adımlarını hızlandırdı.
Kah gözleri doldu, kah yüzü ve yüreği güldü.

Beş kardeşin bir arada bulunduğu, birbirlerine karşı nesebi kardeşliği hakkıyla ödedikleri sıcak bir aile yuvasının kurulduğu otantik bir evdi burası. Kardeşlerin hepsi de üniversite okuyup güzel mesleklere sahip olmuşlardı bu evde. Doktoru da, hemşiresi de, mühendisi de, öğretmeni de yetişmişti bu evden. Adeta küçük bir üniversite gibi, ilim irfan yuvası olmuştu bu ev. Her taşında her harcında emek vardı, alın teri vardı, başarı vardı.

İlkokulda okuyan kardeşlerini karşılamaya gittiği ve onların çantalarını sırtına attığı küçüklüğünden bugüne uzandı hayali. O gün sırtına kardeşlerinin çantasını sırtlayıp evin yolunu tutan o küçücük çocuk büyümüş, sırtına çantasını sırtlayan gençlere öğretmen olmuştu. Öğrencilikten, öğretmenliğe kadar ki tüm anıları, bu ev ile özdeşleşmişti.

Yetim büyüyen bir babanın çocukları üzerine titremesine şahit olmuştu bu evde. Çocukları mutlu ve başarılı olsun diye gecesini gündüzüne katarak çırpınan bir annenin mücadelesine şahit olmuştu. İlkokul mezunu bir babanın ve okuma yazma bilmeyen köylü bir annenin beş çocuğunun da okuryazar olması, ülkenin farklı kurumlarında çok güzel işleri yapıyor hale gelmeleri anne ve baba için en büyük iftihar kaynağıydı. Böyle bir anne baba için otuz yıllık bir eve, onlarca anıya veda da vefa da yapmak değerdi ve belki yeriydi.
Elveda…

 

 

Popüler Kullanıcılar

}