Sınav Soruları

Havaların soğuk ve kar yağışının bol olduğu şu son birkaç günün ardından bugün yağan yağmur ne kadar da güzeldi, değil mi?
Bilmem siz de benim gibi Cem Karaca'dan “ıslak ıslak” şarkısını dinleyerek yağmurda yürüyüp ıslanmayı denediniz mi hiç?

Güzel mi olurdu çirkin mi, hoş mu olurdu nahoş mu kestiremiyorum, nasıl bir tablo oluşurdu bilemiyorum ama benim ile birlikte yürüyerek ıslanmak ister miydiniz?

Öğrencilerimize ithaf edip şu dörtlüğü söylerdik yüksek sesle:
“Beraber yürüdük biz bu yollarda…
  Beraber ıslandık yağan yağmurda
  Şimdi cevaplayacağınız tüm sorularda
  Her şey bana sizi hatırlatıyor” 

Bizimle beraber yürüyüp ıslanmayı göze almayan, ayrı takılmayı tercih eden öğretmenlere de sınav yapardık. Neden bizim ile yürümek istemediler sınav vasıtası ile öğrenmeye çalışırdık. İçeri zili çaldığında öğretmenler odasına geçtiğimizde “ortak sınav var arkadaşlar, toplanınız" der, başka bir yağmurda beraber hareket edip beraber ıslanmak için neden ayrı takıldıklarını öğrenmeye çalışırdık.

Kağıtları dağıttıktan sonra, “Sınav başlamıştır” demezdik mesela. Zaten öğretmendir onlar da, sınavın başladığını bilirler herhalde. “Defter kitap açık kalabilir ve kopya çekmek serbesttir” dememiz yeterli olurdu sanırım.
Onlar sınavdayken ben muziplik yapıp muhtelif sorular sorar, akıllarını karıştırır düşük not almaları için, koşulsuz şartsız elimden gelen tüm desteği sağlardım.

Şunları sorardım mesela:
Soru sordukça mı öğrenir insan, öğrendikçe mi soru sorar?
Çok soru sormak iyi midir, kötü müdür sizce arkadaşlar?
Soru sordukça mı ufkumuz açılır, ufkumuz açıldıkça mı soru sorarız?
Kafamız karıştıkça zihnimiz netleşsin diye mi soru sorarız, yoksa zihnimiz net iken sorduğumuz sorular ile mi kafamız karışır?
Kafalar karışsın diye muziplik yapıp sorduğunuz soruları peki hatırlıyor musunuz?
Kafanız karışsın diye size sorulan soruları ve verdiğiniz cevapları söyleyin dersem, hatırlar mısınız hocalarım?
Arada sırada da olsa kendinizi hiç sorguladığınız oluyor mu?
Ya da kendinize sorular soruyor musunuz?
Mesela hangi konuyla daha çok ilgilisiniz? Hangi konuda kendinizi yeterli hissediyorsunuz? Eksik olduğunuz yönleriniz, güçlü olduğunuzu düşündüğünüz duygularınız nelerdir?
Aklınız mı ön planda olup hayatınıza yön verir, duygularınız mı?
Sormaya korktuğunuz sorular var mıdır hayatınızda? Ya da cevabını duymak istemediğiniz sorular…?

Şuan benim kafam çok karışık, sizinki de karışık mı? 
Kafam karıştığı için mi şuan bu soruları soruyorum, sorduğum için mi kafam karışmış durumda, bilemiyorum?
Kafası karışan bir öğretmen, kafası karışan bir öğrencisini daha iyi anlayabilir mi, ne dersiniz? Yoksa kafası karışan bir öğretmen, kafası karışan bir öğrencisinin kafasını daha mı çok karıştırır, çorba eder?
Soğuk havada çorba ne de iyi gider değil mi arkadaşlar? Sıcak tutar J
Aranızda çorba yapmayı bilen var mı, bayan öğretmen arkadaşlarım?
Bir öğretmenin kafası karışabiliyor ise, bir öğrencinin kafası nasıl karışmasın, değil mi beyler?
Kafanız karıştığında ne yaparsınız genelde? Nasıl berraklaştırırsınız zihninizi? Bana yardımcı olabileceğiniz bir çözüm öneriniz var mıdır?
Mesela daha fazla soru sormak bir çözüm olabilir mi?
Tanıdığınız bir matematik öğretmeni var ise, rica etsem sorabilir misiniz? Bu tür sorular sormaya devam edersem dayak yeme ihtimalim nedir hesaplayabilir mi?

Sahi neden hep dayak yiyen bir millet olduk biz? Dayak atayım derken bile kavgaya giriştiğimizde dayak yiyerek kavgadan çıkmamızı nasıl açıklayabiliriz?
Dayak atmaktan zevk alanlar da var, onları bir nebze anlayabiliyor insan, peki sürekli dayak yemekten zevk alan mazoşistler hakkında ne düşünüyorsunuz?
“Eşek sudan gelene kadar dayak yersin” sözünü ilk kim, kime karşı, hangi amaçla kullanmıştır, biliyor musunuz, merak ettim?
Peki biri dayak yerken eşek orada ne yapıyor, neden sudan gelmiyor?
Neden eşek sudan gelene kadar dayak yersin deniliyor da, öfkem dinene kadar ya da “bir yazarın yazdığı yazı bitene kadar dayak yersin” denilmiyor? Yazarlara neden değer verilmiyor?
Tanıdığınız Türkçe öğretmenlerinden rica edebilir misiniz; eşek sudan gelene kadar sözü yerine “bir yazarın yazısı bitene kadar” sözünü literatürümüze ekleyebilirler mi?
Eğer “bir yazarın yazdığı yazı bitene kadar dayak yersin ha!” denilseydi, kimin dayak yediğine mi bakardınız yoksa dayak atmanın zevkini doruklarda yaşamaya mı çalışırdınız?
Peki, tanıdığınız biri dayak yerken siz de yazar olsaydınız, yazıyı sayfalarca uzatır mıydınız? Ya da dayak yemesin diye yazıyı hemen bir nokta ile sonlandırır mıydınız?

Arkadaşınız dayak yer iken, siz de yazar olsanız ve pozitif ayrımcılık yapsanız bu tutumunuz etik olur mu peki?
Hukukçu arkadaşlarınız var ise sorabilir misiniz; Dayak atmak ya da dayak yemek yasal ya da anayasal sınırları içerisinde midir?
Peki etik olanı sormak yasal mıdır? Yasal olan soruları sormak etik midir?
Etik olan her şey yasal, yasal olan her şey etik midir peki?
Hem etik hem yasal olan durumlar da var mıdır?
Mesela soru sormak hem etik hem de yasal olduğuna göre, soru sormaya devam edebilir miyim?
Off, kafam karıştı yine...

Sınavdaydınız siz değil mi? 
Şey….
Pardon…
Konsantrasyonunuzu bölmüş gibi olmayayım ama son beş dakikanız kaldı, birazdan kağıtları toplayacağım.
Neden herkes ayağa kalktı?
Arkadaşlar yerlerinize oturur musunuz, lütfen?
Neden üstüme doğru yürüyorsunuz?
Ahh...
Tamam...
Tamam vurmayın...
Dayak yemek istemiyorum, susuyorum hemenJ

ozkanerdem84@gmail.com 

Popüler Kullanıcılar