Nasıl bu hale geldik?

Dört yılı aşkın bir süredir aynı binada oturuyorum. 

Oturduğum apartmanda ilk günden beri bir adam dikkatimi çekiyordu. Dikkatimi çekmesinin sebebi ise, oldukça entelektüel, elit ve modern bir kişiye benziyor olmasıydı. Giyim kuşamı, kimi zaman yanında gördüğüm çocuklarının kullandığı cümleler ve çocuklarının da giyim kuşamları; bu baba ve çocukları merakımı arttırıyor, modern ve entelektüel bir kişi izlenimi bende oluşturuyordu.
Bu adamı, bazen bahçede aracını park ederken görüyor, bazen AVM’de denk geliyor, bazen çocuklarıyla yürürken onu görüyor, ama bir türlü konuşma fırsatının oluşacağı bir zemin denk gelmiyordu.
Dört yılı aşkın bir süredir, bu adamı gözlemliyor ve sürekli ne iş yaptığını merak ediyordum. Oldukça birikimli ve üst düzey bir meslek sahibi bir kişiymiş edasıyla yürüyor ve giyiniyordu. Dört yıldan fazladır henüz bir kere olsun, kendisini takım elbise giymediği bir vakitte görmemişimdir. Altındaki araba da ayrıca üst düzey bir geliri olduğunu haber veriyordu zaten. Ayrıca çocukları ile olan bir iki iletişime çaktırmadan uzaktan kulak misafiri olmuştum; baba-çocuklar arasındaki iletişimde de, babanın entelektüel bir şahsiyet olduğunu ve bürokratik bir görevde bulunduğu izlenimlerimi doğruluyordu.
Durduk yerde de yanına gidip Küçük Emrah gibi “Abi be ya, sen ne iş yapıyorsun?” diye sorulmazdı ya. Uygun bir vakitte denk gelip asansörde karşılaşmayı kolladım bunca zamandır. Bugün akşam saatlerinde işten dönüyorken aracımla sitenin bahçesine girdiğimde, arkamdan da bir araç içeriye girip benimkinin yanına park etti.
Uzun süredir ne iş yaptığını merak ettiğim bu kişi olduğunu görünce, bekledim. Araçtan inip binadan içeri girdiğini görünce, peşinden ben de araçtan inip binadan içeri girdim. Asansörün önünde durmuş gelmesini bekliyordu. “Merhaba, iyi akşamlar” dediğimde asaletli bir duruş ve ses tonu ile “Merhabalar Efendim, iyi akşamlar” diye karşılık verdi.
O sırada asansör gelmişti. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde “Efendim, zat-ı alîleriniz kaça çıkacak?” diye sordu.
“Hocam ben sekizinci kata çıkacağım” dediğimde, beşinci ve sekizinci kata bastı. Anlaşılan kendisi de beşinci katta oturuyordu.
Dört yıldır ne iş yaptığını merak ettiğim bir adama merakımı giderecek soruları sorma fırsatını bulmuşken, hemen “Hocam ne iş yapıyorsunuz siz?” diye sorduğumda, önce bakışlarını yere doğru çevirerek, çok kısa bir iki defa “ııııh…. ııııh…” diye kekeledikten sonra “Çiftçiyim ben, süt satıyorum” dedikten sonra sustu. Ta inene kadar beklediysem de ne “Siz ne iş yapıyorsunuz?” diye sorma ihtiyacı hissetmedi ne de bir başka mevzu ile ilgili herhangi bir şey konuşmadı..
Asansörün girişinde “Merhabalar Efendim, iyi akşamlar” diyen ve asansörde “Efendim, zat-ı alileriniz kaça çıkacak?” diye sorarken ki ses tonu ile  “Çiftçiyim, süt satıyorum” derken ki ses tonu da, bakışları da aynı değildi. İlkinde gözümün içine bakıp, tebessüm ederek, daha canlı bir ses tonu ile konuşan bu adam, mesleğini sorduğumda ise tamamen değişmiş ve bakışlarını kaçırmış, soluk bir ses tonu ile tebessüm de etmeyerek, daha ciddi bir sima ile çiftçi olduğunu söylemişti.
Hiç ama hiç inandırıcı gelmemişti bana. O an kendimi çok güvensiz, saf biri gibi hissettim.
Hem sürekli takım elbise ile onu görmem….
Hem bir kere olsun sakallı bir şekilde denk gelmemesi….
Hem elli, altmış milyarlık araca sahip olması…
Hem ilk başta benle konuşurken “Efendim, zat-ı aliniz” gibi bana karşı kullandığı nezaketli kelimeler, ifadeler…
Hem bana ne iş yaptığımı sormaması…
Hem denk geldiğinde çocukları ile olan kaliteli diyaloglarına şahit olmam… başta olmak üzere, dört yıllık izlenimim sonucu kesinlikle ama kesinlikle çiftçi olacağına ve süt satıyor olacağına inanmıyor ve zerre kadar ihtimal vermiyordum.
Zaten ses tonunun değişmesi, bakışlarının yere doğru yönelmesi de meslek konusunda hassas olduğunu anlaşılıyordu.
Asansörün girişinde “Merhabalar Efendim” deyip, içerisinde de “zat-ı aliniz kaça çıkacak” diye soran o adam, asansör beşinci kata vardığında mesleğini sorduğum için mesafeli davranmak adına inerken bir “iyi akşamlar” bile demedi. Kapıyı açtı, indi ve gitti. Ben şok geçiriyordum.
Dışarıdan bu kadar entelektüel ve elit görünen biri, mesleğini sorana dek göründüğü gibi elit bir üslup kullanarak benle konuşması mesleğini sormam ile birlikte nasıl da bu kadar değişmişti! Bir mesleği sormak bu kadar mesafeli olmayı gerektirir miydi?
Asansör sekizinci kata varıncaya kadar bin bir türlü soru aklıma geldi.
Neden toplum olarak birbirimize olan güvenimiz azalmış?
Toplumsal endişelerimiz, tedirginliklerimizin temel kaynağı nedir?
Mesela güvenip ben Hakimim, Savcıyım, Milletvekili danışmanıyım, Müfettişim, filan  kurumda üst düzey yöneticiyim, öğretmenim, mühendisim, şucuyum, bucuyum deseydi ne değişecekti? Neden bana güvenmedi? Onun yerinde ben olsaydım, benim yerimde de bir başkası olsaydı, ben güvenip mesleğimi söyler miydim acaba? Güvensizlik doğuracak benzer endişelere ben de sahip miyim?
Okulda öğretmenlerin, diğer resmi kurumda memurların ve iş arkadaşların ve toplum genelinde insanların birbirlerine karşı tedirgin ve endişeli yaklaşmalarının sebebi nedir?
Çok değil, on yıl önce bu tür bir güvensizlik yok iken, bugün böyle bir güvensizliğin ortaya çıkması ve insanların mesleklerini, ekonomik gelirlerini, statülerini, fikirlerini gizlemek ihtiyacını hissetmeleri nedendir ve bu endişeyi nasıl karşılamalıyız?
Herkesin her yerde çok rahat bir şekilde siyasi konularda ahkam kesmesine ve bu konuda düşüncelerine çok güvenmesine karşın; mesleki, ekonomik ve ailevi konularda neden mesafeli yaklaşma ihtiyacı hissediyorlar ki?  Üstelik, sıkıntıya sokmak isteyen bir kişi, mesleği, ekonomik yönü ile değil de siyasi fikirleri ile uğraşarak, bir kişi hakkında çok rahat bir şekilde tuzağa düşürebilirken, tam tersini gerçekleştirip, siyasi konularda rahat davranıp, mesleki konularda kendini güvence altına alıyormuş gibi toplum olarak mesafeli davranmamızın sebebi nedir?
Toplumda oluşan güvensizliğin en temel sebebi teknoloji olabilir mi sizce?
Teknolojik gelişmişlikle birlikte, insanların bilgiye erişimi kolaylaşmış ve diğer taraftan evlilik programları, bazı kötü yarışma programları, bazı diziler ve filimler başta olmak üzere tahrip edici etkisi olan televizyon ve medya programları artmış olması bir neden olarak gösterilebilir mi? Zira toplum, bu medya ve televizyon programlarını kendilerine rol model olarak alıyor ve sonucunda da toplumsal dejenere artıyorsa teknolojiye nasıl bir sınırlama getirilmeli? Artık en temel seviyedeki telefonlarda bile internet var ve hemen herkesin elinde bir akıllı telefon duruyor iken, bu güvensizliği, endişeyi, tedirginliği salt eğitim yolu ile çözmeye kalkmak yeterli olur mu? Toplum bu yönde eğitimcilerden bir beklenti içerisinde sürekli dillendiriliyor, farkındayız, iyi güzel de, tahrip edici programlar ve medya ortamı dururken ve en büyük etkiye sahip iken, sınıflarda ders anlatarak özelde öğrenciler ve genelde toplum üzerinde bir etki oluşturup entelektüel eğitim seviyesine ulaşmayı beklemek biraz ütopik olmuyor mu?  Üstelik twitter, facebook gibi bazı sosyal medyanın olumsuz yönde kullanılması ile tahrip edici etki daha da artmış olduğu bir dönemi yaşıyor iken…
Eskiden çölde uyuyup, çobanlık yapılan, günlerce bahçede bağda tarla güden insanların anne babaları çocuklarını merak etmeden çok rahat bir şekilde çocuklarını dışarı gönderir iken, bugün koca koca çocuklarını dışarı bir ekmek almaya, fatura ödemeye gönderirken bile “aman dikkat et”, “başına bir iş gelirse hemen bizi ara”, “sağ salim git gel” gibi endişeli, tedirgin edici bir psikolojiyle ebeveynlerin çocuklarına yaklaşmasını nasıl okuyorsunuz?
Eskiden yastık altında paralarını balya haline getirip saklayan eşler var iken, bugün ne kadar maaş aldığını eşinden gizleyen evliliklerin sağlıklı olması beklenebilir mi? Nasıl bu hale geldik?
Neden artık toplum olarak birbirimize olan güvenimiz azalmış?
Toplumsal güveni nasıl tesis edebiliriz?
Topluma en çok dokunan ve toplumu en çok dokuyan kişiler kuşkusuz öğretmenlerdir. Bu nedenle, Milli Eğitim Bakanlığı’nın her bölgede oluşturacağı bir ekip ile her il ve ilçedeki öğretmenler ile yüz yüze görüşecek bir saha çalışması yaparak, bu konuyu detaylarıyla ele alıp, bir çözüm önerisi haline getirecek şekilde bir rapor hazırlayıp meclise sunması mümkün mü?

ozkanerdem84@gmail.com

Popüler Kullanıcılar

}