Sultan Sencer’den Cumhurbaşkanı Erdoğan Dönemine KÜRT VE (کردستان) KÜRDİSTAN -3-

 

Cumhuriyet Dönemi Kürt ve Kürdistan Sorunu

Yazımızın ilk bölümünde Tarihsel Bağlamda Kürt kelimesi ve Kürtlerin kökeni konusunu yazmış, ikinci bölümde ise İslam Sonrası Dönemde Kürtler ve Kürdistan konusuna değinelim.

            Bu bölümde dilimizin döndüğünce Cumhuriyet Dönemi Kürt ve Kürdistan Sorunu meselesinden bahsedelim.

Sultan Sencer döneminden Cumhuriyet Türkiye’sine kadar coğrafi anlamda kullanılagelen Kürdistan terimi, son yüzyılın siyasi dalaşma malzemesi haline getirmiş,  birçok platformda sert tartışmalar ile karşılıklı restleşmelere sebebi olan ağır bir sorun haline gelmiştir.

Kürdistan ifadesinin hangi anlamda kabul gördüğü  / görülmesi gerektiği konusundaki tartışmalar birinin yekdiğerini dinlemeye tahammül etmediği tehlikeli bir mecraya doğru sürüklenmektedir.

Kürt kökeni konusunda birbirini 180 derece yalanlarcasına ortaya atılan iddialarda olduğu gibi Kürdistan söylemi için de bu türden abartı veya inkar içeren zıt iddialar ortaya atılmaya başlanmıştır.

Bu durum, bin yıllık İslami kardeşlik hukukuyla yaşayan Kürt ve Türk toplumu arasında yüzyıl önce batı marifetiyle oluşturulan fitne fay hatlarının derinleşmesi gibi tehlikeli bir sonuca doğru gitmeye başlamıştır.

İşin doğrusu, köken konusunda tarihin derinliklerinden gelen yeterli dayanak mevcut olmadığından bilimsellikten uzak bilgi karmaşasına bir nebze müsamaha edilir lakin Kürdistan kavramı ile ilgili tartışmalarda inkar politikasının elle tutulur bir yanı olmadığı da bir gerçektir.

Zira bu kavram, İslam döneminde kullanılmış yazılı kaynaklarda yerini almış ve inkar imkanı olmayan bir kavramdır.

Burada esas tartışılması gereken husus, bu kavramın hangi amaçla kullanıldığı ile ilgilidir.

Şu bir gerçek ki, bahse konu bu bölgeye siyasi bir anlam yüklenmediği ve ayrıştırıcı bir dil kullanılmadığı sürece eskiden olduğu gibi Kürdistan coğrafyası denmesinden bölgede yaşayan Müslüman etnik unsurlar rahatsız olmamaktadırlar.

Aynı şekilde, İslam coğrafyasının bölük pörçük edilmesinden mustarip olan ümmetçi anlayışa sahip Anadolu Müslüman Türkler de coğrafi anlamda kullanılan Kürdistan kavramına karşı değildir.

Lakin Müslüman Türklerinin geçmişten bu yana yaptığı coğrafi kabulün daha sonrasında batının ayak oyunları ile siyasi bir çizgiye evirilmesinden endişelenmesini de doğal karşılamak gerekir.

Her ne kadar bu endişe, İslam bayraktarlığını uzun yüzyıllar kavmiyetten uzak bir şekilde yürüten Müslüman Türkleri zaman zaman milliyetçilerle aynı çizgide buluşturuyorsa da, Kürt milliyetçiliğinden etkilenmemiş ve ittihadı İslam fikrine sahip Müslüman Kürtlerin göstereceği samimi çabalar onların milliyetçi çizgide çok fazla durmalarını engelleyecektir.

Bir Müslüman için nasıl ki, uzun yıllar İslam toprağı olarak kalmış günümüz İsrail, Lübnan, Ürdün ve Suriye topraklarını içine alan bölgeye Suriye veya Arz-ı Şam bölgesi deniyorsa, nasıl ki Mekke ile Medine dahil geniş toprakları ihtiva eden bölgeye Hicaz bölgesi adı verilmiş ise, aynı şekilde Kürt topluluklarının yoğun olarak yaşadığı bölgeye coğrafi anlamda Kürdistan denmesinde bir sakınca yoktur.

Yeter ki kavimleri birbirine sıkıca bağlayan İslam’ı ile namdar kalsın.

Bir gerçek daha var ki, bölgenin ümmetçi geleneğe sıkı sıkıya bağlı Müslüman Kürtleri ile bunların bölgede kader paydaşı konumundaki Müslüman Arap ve Zazaları, birleştiricilikte bir adım öne çıkarak Türkiye veya Irak Kürdistanı ayırımlarından ziyade coğrafi manada Kürdistan coğrafyasının İstanbul riyasetinde bir araya getirilmesi halinde Anadolu’dan Yemen’e kadar uzanacak İslam topraklarına anlamlı bir kapı olabileceğine inanmaktadırlar.

Hatta bölgenin sessiz ekseriyetini oluşturan bu kesimin bu bakış açısından kaynaklı Misak-ı milli ufkunun batıda yaşayan Müslüman Türk kardeşinin 100 yıl önce kabul ettiğinden daha geniş olduğunu söylemek bile mümkündür.

Bu inançta olanlar, Kürdistan ismiyle kabul gören bu coğrafi bölgenin batının oyuncağı olarak asla siyasileşmemesi ve eskisinde olduğu gibi İslam’ı ile anılmasını olmazsa olmaz şart diye görmektedirler.

Bediüzzaman Said Nursi’nin Kürt bir talebesinin  “ Kürtleri dört parçaya böldüler. Ne olacak bizim halimiz?' sorusuna verdiği "Merak etme, Kürtler ittihad-ı İslam'a sebep olacaklar' şeklinde verdiği cevap Müslüman Türkler için de Kürtçü yapılanmalar ve onlara son yıllarda kavmiyetçi değişim geçirip yancı gibi davranan bir kısım İslamcı kesimin aldatmacasına karşı temkini elden bırakılmaması ama ilgisiz de kalınmaması  gereken önemli bir mesaj mahiyetindedir.

Bizler biliyoruz ki,  bir yandan İslam coğrafyasını parça parça bölmeye çalışan küresel şeytani akıl, öte yandan kültür birliği maskesiyle Avrupa’daki sınırları ortadan kaldırmak suretiyle dini birleşmeyi sağlamakta ve birçok etnik unsuru geniş topraklarda Amerikancı bir ruh ile bir arada tutmaya çalışmaktadır.

İşte bu davranışının bilincinde ve kavmiyetçilikten uzak hiç bir Müslüman, bölük pörçük olmuş İslam dünyasına yeni parçacıklar katmak için küresel şeytani aklın sunduğu  yeni planları içine sindirmeyecektir

İyice bakıldığında, bölgede akrabaların arasına emperyalist güçler tarafından çekilen sınırları ortadan kaldırarak İslam dünyasının ittihadına bile sebep olacak geniş bir coğrafya temennisinde bulunan kesimin niyetine karşılık menfaatlerinin bozulacağı endişesi ile bu toprakların İslami bir maya ile birleşmesine karşı çıkan kavmiyetçilerin niyeti arasındaki fark daha iyi anlaşılacaktır.

Hulasa;

 “Kürtlerin varlığının kabulü ve yaşadığı coğrafyanın Kürdistan olduğu” şeklindeki sözler, bölgede Ekrad diye anılmayı İslami kimliğinden dolayı çok önemsemeyen farklı etnik topluluklara tepeden inmeci bir anlayışa dönüşmediği veya hem bölgedeki halklar arasında, hem doğu batı kardeşliği noktasında siyasi bir ayrışmaya gitmediği ve coğrafi bir tanımlama olduğu müddetçe bölgedeki etnik unsurlarca olumlu karşılık bulan sözlerdir.

Tarihte ilk olarak Selçuklu Müslüman Türk Hükümdarı Sultan Sencer tarafından coğrafi mana ile sınırlı olarak dillendirilen Kürdistan kavramı Osmanlı devleti tarafından zaman zaman aynı minvalde kullanılmış olup Cumhuriyet döneminde bir fobiye dönüşmüşse de bu tabuları yüzyıl sonra yıkarak coğrafi Kürdistan kavramını cesurca dillendiren son Müslüman Türk hükümdarı Türkiye Reis-i Cumhuru Recep Tayyip Erdoğan olmuştur.

Erdoğan’ın bu cesur tanımlamasının ardından “gerekirse bu uğurda baldıran zehri içerim” diyerek samimice başlattığı Cumhuriyet tarihinin en büyük kardeşlik projesi ve Kuzey Iraktaki Müslüman Kürt akraba toplulukla el ele söylemeye başladığı Yemen Türküsü, küresel şeytani aklın “bizim hakemliğimiz ve çizdiğimiz sınırlar dışında bir şey yapamazsınız”  şeklindeki karşı çıkışına ve ne yazık ki kavmiyetçilik tamah ve oyunbozanlığına takılmıştır.

Biz Müslümanlar olarak duamız şudur ki, bin yıl önce inşa edilen kardeşlik yeniden ve daha güçlü bir şekilde ilan edilsin ve bu ilan, Bediuzzaman’ın temenni ettiği Payitaht İstanbul’dan başlayarak Yemen ve Hindistan’a’ kadar uzanacak ittihad-ı İslam'ın büyük bir gönül kapısı olsun.

 

Sağlıcakla Kalın

@akgulahmet

 

 

Popüler Kullanıcılar