16 Mart, 16 Mart, 16 Mart...

      16 Mart ne acı bir mevsimin, ne acı bir günüdür 1988 yılının!

       16 Mart insanlığın ne çirkefleştiği ve ne kana bulandığı bir tarihtir!

        Bir saklambaç oyunun tam ortasındayken çocuklar ve kör ebe daha gözleriyle haşir neşir olmamışken ve daha bilyeler dizilmemişken diz çöküp daha yırtmamışken ve henüz çamura bulanmamışken iliklere yakalamıştı bir boğuk hava çocukları.

        16 Mart daha ateşler ısınmamıştı bile, yemeklerin tuzu daha atılmamıştı ve daha dikilmesi gereken birkaç yırtık ve boynu büküktü ve memesinde daha sütü duruyordu, beşikte bir nazar boncuğu ve bir evin eşiğinde yakalamıştı kadını boğuk hava.

   Güneş yanıkları yankılanıyordu, henüz birkaç dakikasındaydı dinlenmenin ve ekmeğin kızarmış haline daha kıyılamıyordu. Baba olma sevinçleri daha coşkulanmamıştı ve bir köyün çember taşında yakalamıştı bir boğuk hava onları. Ağırdı kokusu, daralıyor yutkundukları ve bir babanın, bir annenin, bir çocuğun ve insanlığın çığlıkları susuyordu yavaştan, o gün 16 Marttı ve öldürmeye ayrılmıştı takvim sayfası.

     O sayfa ki 16 rakamını kazımayı becerdiği Kürtlerin tarihinde bir acıya daha eşlik ettiği ve kadın, erkek çoluk çocuk demeden yankısını susturduğu, çığlıklarını yok ettiği gözlerindeki insanlığı yok ettiği bir halepçedir 16 Mart sayfası.

Hawar ax dılo haware...

        Bugün 16 Mart ve 1988 çok geride kaldı, bugün 16 Mart ve insanlığın daniskası halepçe tarihi çok geride kaldı... Bir ordunun, bir milletin, bir komutanın, bir ülkenin, bir... Bir... Bir... Bir... ax halepçe... Uzattıkça uzatırım ben senin tarihini, bağladıkça bağlarım ben mahvolmuşluklarını, duydukça duyarım çığlıklarını, haykırdıkça anlatırım seni, uzatırım ve bitiremem alevlerini.

      Sen halepçe; ölümün en Kürt hali halepçe. Hangi tarih seni sığdırır içine bilmem, hangi dedenin geçmişinde sesi olursun torunun, hangi yaşlı gözde kurur toprağın ve hangi çığlıkta uyumaya başlar nefesin...

     Bugün 16 Mart halepçe, sende Kürtler vardı hani, hepsi öldürülmüştü hani...

     Bugün o gündür işte halepçe, ne acıdır oysa ismin, ne tuhaftır geçmişin ve ne tutsaktır oysa gülüşün. Bugün o gündür işte halepçe... gözyaşlarıyla dolu olan takvimlerin bir daha tekrarlanmaması dileğimle...

 

Samizana.aslan@yandex.com

 

   

Popüler Kullanıcılar