Maaşlı Deli Dumrullarla Sonucu Belli Maçlar.

Maaşlı Deli Dumrullar üniversitenin kapılarını tutmuş. Giriş çıkışlar kontrol altında. Soğuktan hançerli üniformalı bakışlar buz yanığı kesikleri saplaya saplaya başörtülü öğrencileri süzüyorlar. Tavır ve edalarına bakacak olursanız; insanlığın son kalesini savunur gibi ciddi bir çehre ile çerçevelenmiş, etten örülü duvar gibiler.

 

Başörtülü öğrenciler yavaş yavaş kapıya yaklaşıyor. Kapı önünde önce ufak bir tartışma başlıyor. Ardından da gürültülü bir kargaşa, itişme-kakışma ve ağlaşmalarla dolu arbede yaşanıyor. Toz toprak içinde sürüklenen öğrenciler, atılan çığlıklar, gazetecilerin flaşları önünde en doğal haklarından mahrum bırakılan ülke insanları...

 

Arbedenin galibi her zamanki gibi maaşlı Deli Dumrullar oluyor. Emir büyük yerden, onların da yapacağı bir şey yok. Başörtülü öğrencileri üniversite kapısından içeri sokmuyorlar. Ne de olsa birileri kuralı koymuş; ya açıp gireceksin ya başını eğerek çıkıp gideceksin. Kimsenin hak etmeyeceği muameleye maruz kalmanın bıraktığı yürek sancısıyla ve haklı olmanın zarif gururuyla gerisin geri üniversitenin kapısından dönüyorlar.

 

Bu olayların yaşandığı tarih çokta uzak değil. Bu yaşananlar; ötekileştirme çabalarının en koyu demli döneminde, yani 28 Şubat sürecinde yaşananlardan bir kesitti. Kutuplaştırma siyaseti üzerine kurulan ve bu minvalde yapılan her yanlışın doğru gibi gösterildiği bir dönemin zihinlerde kalan anılarıydı. Zarar çok büyüktü; toplumsal barış hırpalanmaya çalışıldı, ülkenin maddi ve manevi kaynakları gereksiz yere harcandı, eğitim sisteminde yapılan oynamalarla çoğu öğrencinin gelecek planları zorunlu ve haksız yere değiştirildi, istikrarsızlık yüzünden yeni ve derin krizlere kapı açıldı, uluslararası alanda ülke imajı büyük yaralar aldı... Oruç tutmadı diye dövüldü ve başı kapalı diye tartaklandı haberleri üzerinden fırtınalar koparılmaya ve hassasiyetler üzerinden oyunlar oynanmaya çalışıldı. Bir nevi fetret dönemine sokulmaya çalışılan ülkede nefret edebiyatıyla suni kamplaşmaya zemin arandı.

 

Bugünlere gelecek olursak o karmaşık dönem büyük oranda atlatıldı. Fakat, o dönemde zirveye çıkartılan bazı sıkıntılar hala devam ediyor. Bunlardan biri de kamusal alan yasağı. Unutulmuş olması, gündemden düşmesi, manşetlerden eksilmesi sorunun çözüldüğünü göstermiyor. Hala yasak yüzünden işinden atılanlar var. Bazı üniversitelerde sıkıntı ara arada olsa devam ediyor.

 

Kimine göre hükümet bu soruna eğilmek istemiyor, kimine göre de hala gereken uzlaşma sağlanmadığı için ellerinden bir şey gelmiyor. Sebep her ne olursa olsun, gözüken sonuç "çözümsüzlüğün sürdüğü". Diğer tüm ülke sorunlarında olduğu gibi bu sorunda çözümsüzlüğün insafına bırakıldığında, her an mağdur olma potansiyeli taşıyan binlerce insanı bağrında taşıyor. Ateş eskisi gibi harlamasa da közü bir köşede gizli gizli yanıyor. Herkesin rahatsız olduğu bir durum olmasına rağmen duyarlılığın az olmasıyla da çözümsüzlük kazanıyor. Bu ve bu gibi ülke sorunlarındaki sıkıntı da buradan kaynaklanıyor.

 

Bu sorununun unutulmadığını göstermek amacıyla kurulan bir sivil inisiyatif daha var. Adı, Sarı Eylem. Mağdur olsun olmasın duyarlı insanların katılımıyla kurulan ve büyüyen bir oluşum. Bu ve bunun gibi oluşumlara destek verildikçe, duyarlılık gösterildikçe, toplumu rahatsız eden her sorun çözümsüzlüğün insafına bırakılmadan aşılacaktır. Uzlaşma, sadece dilde kalıp eyleme dökülmedikçe, gönülleri memnun eden çözümler değil, dilleri tatmin eden söylemlerden öteye geçilmez...

 

Başkalarının sıkıntılarına seyirci kalmamak dileğiyle...

 

rapolyon@gmail.com

twitter.com/rapolyon

 

 

Coronavirus (Covid-19)

  • 664,192Coronavirus Vaka Sayısı
  • 30,888Ölü Sayısı
  • 142,364Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 08:55

HaberX Anket

Koronavirüs önlemleri yeterli mi?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar