NEZAKET SİZ-Mİ-Sİ-NİZ?

NEZAKET SİZ-Mİ-Sİ-NİZ?

Asil kelimelerin anlamını yitirmeye başlandığını ve hatta bunun çok bilinçli bir oyun olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz? Atalarımızdan bize kalan en değerli miras adab-ı muaşeret kurallarımız değil mi? Onları özenle saklamalı, sahip çıkmalı ve koruyup yaşatmalıyız ki biz de onlara karşı vefa borcumuzu ödemiş olalım.

 

Kökler sağlam diyorum ya. İşte size bunun için somut bir örnek. Eskiden büyüklerimiz büyüklerine karşı hitap ederken, cümlelerin aralarına saygı belirtme kelimesi olan “efendim” sözcüğünü zikrederlerdi. Peki şimdilerde ne oldu? Ne oldu da şimdi bu kelimeyi kullandığımızda karşı taraf kendisini “efendi” gibi hissedip hemen söyleyeni ezme ve hükmetme çabasına giriyor? Kaçımız, çocuklarımızın yanında büyüklerimize bu şekilde hitap ediyor artık. Peki yetişen bu “y” gençliği rol-model olarak bizlerden öğrenmezlerse bu saygı ve nezaket sözcüklerini acaba nereden öğrenecekler?

 

Sıklıkla kurumlardan arıyorlar; Protokol ve Nezaket eğitimi için. Eğitim ihtiyaç gerekçelerini ise şöyle açıklıyorlar. Çift dilli, üniversite diplomalı, master ve hatta doktoralı gençleri işe alıyoruz. İş başı yapıyorlar asıl sorunu o anda yaşamaya başlıyoruz. Bir büyüğü veya üstü, makam sahibi odaya girdiğinde ayağa kalkmasına ve oturmasına çeki düzen vermesini ve hatta konuşurken elini cebinden çıkartmasını bile bilmeyenler oluyormuş. Bu yüzden de acil bir eğitim diye sesleniyorlar. Peki ya bu eğitimlerin verilmesi, bir ferdin o kurumda işe girmesine kadar beklenmeli mi?

 

İsterseniz buna tersinden bakalım ve bu eğitimler için işe girmesi beklenildiğinde topluma yansımaları nasıl olur onu beraberce irdeleyelim. Kurumlarda veya büyüklerin yanında saygıdan süklüm püklüm olmak ve yolda karşılaştığımızda dahi, omuzlar aşağıda, eller bağlı ve duvar kenarından sığıntı gibi yürümek, aslında saygı ifadesi değil bir özgüven eksikliğidir. Bu nedenle sanıyorum saygı ile ezikliği karıştırmamakta fayda var. Mütavazılığa evet ezikliğe hayır.

 

Nezaketi nezaketsizlerden öğrenen bir toplum olmaktan kurtulmak dileğiyle buyurun beraberce bir göz atılım isterseniz.

 

Dünyada en çok söylenen kelimenin `teşekkür ederim` kelimesi olduğunu biliyor musunuz? Artık bugün bu kelime, medeni dünyanın parolası ve şifresi olmuş. Parola ve şifreyi bilmeyenler ise içeri giremiyorlar. ‘Teşekkür ederim’ cümlesi sihirli kelimeler arasında en baş sıralarda bulunuyor ve tüm nezaketi ile kendini gösteriyor. Çünkü söyleyene hiçbir zarar yok ve fakat sayılamayacak kadar çok faydası var.

 

Her teşekkür aslında kendimize yaptığımız bir yatırım. Her teşekkür bir teşvik. Aslında kendimize iyilik yapılmasının kapısını aralama noktasında iksir gibi bir anlatım ‘teşekkür ederim’. Nerede, ne zaman, neye teşekkür edilir? Her yerde, her zaman, her şeye teşekkür edilebilir. Peki o zaman siz bugün kaç defa teşekkür ettiniz? Ve size kaç defa teşekkür edildi? Yatarken lütfen bir düşününüz. Bugün teşekkür edecek bir durum ile hiç karşılaşmadınız mı? Teşekkür edecek hiçbir hareket de yapmadınız mı? O zaman ne kötü bir gün geçirmişsiniz demeliyim. Gün bitiminden sonra kendi değerlendirmenizi yaparken aman bu sonuç sizi üzmesin! Üzülmeyin hiçbir şey için geç değil. An itibariyle yaşamı teşekkür noktasından değerlendirmeye başlamaya ne dersiniz?

 

Nerede, ne için, ne sebeple olursa olsun, size teşekkür edildiğinde mutlaka cevap vermek gerekir. Susmak olmaz! İçinizden sessizce cevap vermek de olmaz! Samimi bir iki kelime ile cevap vermek şarttır. Susmak teşekkürü kabul etmemek demektir. Böyle bir kabalığı biz size yakıştıramayız. Teşekküre cevap vermek zor bir iş değildir; “Ben de teşekkür ederim”, “rica ederim”, “bir şey değil” gibi birkaç kelime söylemekle, nezaket ve kibarlığımızı göstermiş oluruz…

 

Unutmayalım! Başka hiçbir zaman bu kadar kısa bir, iki kelime ile nezaket ve kibarlığınızı gösterme şansını bulamayız.

 

İletişimde, bir şey isterken, bir şey verirken, hatta emir verirken dahi söze mutlaka `lütfen ` ile başlamalıyız. “Lütfen verir misiniz?” “Lütfen alır mısınız?” “Lütfen yapar mısınız?”. Lütfensiz konuşmak ise hiç kimseye hiç bir şey kazandırmaz. Bir `Lütfen` ise size çok şey kazandırabilir. Çünkü lütfen kelimesi, kibarlığın ve nezaketin temelidir. Nasıl ki temelsiz bina olmaz, aynen öyle de lütfensiz kibarlık ve nezaket de ol(a)maz. Hepimiz gönülleri bir adet `Lütfen` ile fethedebiliriz!

 

Tanışmalarda mutlaka ama mutlaka karşımızdakine ‘siz’ diye hitap edilmeli! Samimiyet artıkça veya müsaade isteyerek ‘sen’ diye de değiştirebiliriz. Sadece yaşça çok küçüklere ‘sen’ denilmeli.

 

Samimiyet olmayan ilişkilerde ise, sosyal alan iletişiminde veya kamusal alanda ast-üst ilişkisi hariç, kulağa en hoş gelen ses, kişinin kendi ismidir. Dünyada hiç kimse, isminin unutulmasını veya yanlış söylenmesini hoş karşılamaz. Bu sebepledir ki, tanıştığınız kimsenin ismini unutmamakta yarar var. Eğer, tanıştığımız kimsenin ismini ilk söylenişte kaçırmış, anlayamamış ve öğrenememişsek yumuşak bir ses tonuyla tekrar sormalıyız. Tekrar sormalıyız ki bu asla ayıp olmaz.

 

Ayıp olan, tanıştığımız kimsenin ismini unutmak veya yanlış söylemektir. Konuşma esnasında yeri geldikçe karşınızdaki kimsenin ismini söylemekte kibar bir davranıştır. Kişi kendisini önemli hisseder. Ancak özel ilişkilerde kişi kendi ismini duymak istemez, özel hitaplar ister. Eşlerin birbirine hitabı gibi, ebeveynlerin evlatlarına ve hatta samimi ilişkilerde büyüklerine saygı gösteren ‘anneciğim’-‘babacığım’ diyenler, evlatlarına ismini söylese dahi cümlenin sonuna ‘yavrucuğum’, ‘kuzum’ diye eklemeler yapmaları önemli…

 

Medeni insanlar yanlarına gelen ve yanlarından ayrılan herkese ayağa kalkarlar. Çoğu protokol ve nezaket kitabında kadınlar kalkmayabilir denilse dahi bu bence nezaketin ölçüsü değil. Kalabalık masalarda kalkılamayacak durumlar olduğunda bile bence yarım bir şekilde kalkarak, saygıda kusur edilmemeli. Ayrıca çalışma odamıza her kim girerse girsin, ayağa kalkılır ve oturması için yer gösterilir ve selamlama yapılır. Konuk ayağa kalktığında, ayağa kalkılır ve ayakta uğurlanır. Keza çalışma odalarımız ast-üst ilişkisi hariç aynı bizim evimiz gibidir. Gelen her konuğa, evde nasıl saygı göstereceksek aynı şekilde bir saygı gösterilmelidir.

 

İnsanlar çok eski çağlardan beri selamlaşırlar. İlk çağların sonlarında elin karşı tarafa uzatılması “elimde silah yok, bana güvenebilirsiniz” demek ve samimiyet göstergesiydi. Selam vermek, sevgi, saygı ve nezaket ifade eden asil, kibar ve insani bir harekettir. Erkekler de, kadınlar da, başlarını hafifçe öne eğerek selam verirler. Şapkalı erkekler ise selamlaşmayı şapkalarını çıkararak yaparlar. Tanıdığınız bir kimse ile nerede olursa olsun karşılaştığınız zaman, o kimseye mutlaka ve mutlaka selam vermek lazımdır. Tanımadığınız kimselerle de herhangi bir nedenle konuşacak isek, bu şahsı da öncelikle selamlamakta yarar vardır. Tanımadıklarımıza dahi bir tebessüm eşliğinde selamlama veya baş ile selamlamayı ihmal etmemeli.

 

Selam verirken yerine ve zamanına göre; ‘günaydın’, ‘merhaba’, ‘iyi günler’, ‘iyi akşamlar’ gibi ifadeleri de kullanmak gerekir.

 

Selamlamalarda; Genç, yaşlıya yani küçük büyüğe öncelikle selam verir. Aynı yaştakiler aynı anda, erkek kadına, ancak sokakta ise karşılaşma öncelikle kadından selam beklenir. Kıdemsiz, kıdemliye; gelen, orada bulunanlara, giden, toplantıda kalanlara öncelikle selam verir.

 

Bir toplantıya gidildiğinde önce ev sahibesi selamlanır. Sonra evsahibi selamlanır. Diğer konuklar ise ondan sonra sırasıyla selamlanır.

Hiç kimseye duymasını istemediği bir şey söylememeli.

Çocuğu olmayan birisine bu soruyu sormak veya çocuk vurgusu yapmanın da karşı tarafı incitebileceği düşünülmeli.

Şişmanlıktan şikayeti olanlara kesinlikle `kilo almışsınız` denilmemeli.

Hiç kimseye `anladınız mı?` dememeli, `anlatabildim mi?` demeli.

‘Bu gün sizi çok iyi gördüm’ anlatımı samimiyetle ve sıklıkla söylenilmeli.

Konuşma tekelimize alınmamalı.

Her ortamda hep ben ben ben de denilmemeli.

İmkan dahilinde sıkıcı konuşma konuları değiştirilmeye çalışılmalı.

Maddi konulara da çok girilmemeli.

Tamamen susmamalı ve nerede ve nasıl bir üslupla konuşacağımızı kontrol etmeli.

Konuşmaya başlayınca kendi kendinizi kontrol etmeyi başarmalı.

İyi bir konuşmacının öncesinde iyi bir dinleyici olduğu unutulmamalı

Yeni tanıştıklarınızla konuşurken saygıyı hal dili ve hitaplarda hiç ihmal etmemeli.

Konuşanın sözü kesilmemeli ve aktif bir dinleyici olmanın inceliklerine dikkat edilmeli.

Çatışmaya girilebilecek konulardan yol yakınken dönmeli.

Özel olarak konuşan iki kişiye kulak misafiri olmanın çok ayıp olduğu bilinmeli ve hatta onları yalnız bırakmalı.

Bir toplulukta kendi zenginliğinizden bahsetmenin doğru olmadığını unutmamalı.

Bir hanımefendiye istemediği veya müsaade almadan sade ismiyle ‘hanım’ ekini kullanmadan hitap etmemeli.

Davranışlarımızın, tavır ve hareketlerinizin daima mütevazı, hoş ve zarif olmasının gerektiğini aklınızdan hiç çıkarmamalı.

Bütün konuşmalarınızda `sen` yerine `siz` diye hitap etmeli. Ancak çok yakın, samimi ve yaşıtınız olan kimselere `sen` diye hitap edilmeli.

Bir kişiye de çok sayıda kişiye de emir verirken `siz` şeklinde ve `soru` şeklinde emir verilmeli. ‘Yapar mısınız?’, ‘Gider misiniz?’ kelimeleri, karşınızdaki kişiye sorulmuş bir soru değil, kibar ve nazikçe verilmiş birer `Emir` şeklinde olduğu da asla unutulmamalı

 

Kısacası ‘söz gümüş ise sükut altındır` atasözü, susmanın ve dinlemenin değerini bizlere ne de güzel anlatmaktadır. Kibar ve nazik insanlar aynı zamanda çok iyi birer dinleyicidirler de. Kibar ve nazik bir insan asla kimsenin sözünü kesmez. Çünkü bunun bir kabalık olduğunu bilir. İyi bir dinleyici olmak, sadece görgü ve nezaketin gereği değil, hayatta başarılı olmanın da şartıdır. Etrafımıza baktığımızda, sevilen, sayılan, takdir ve hayranlık duyulan insanların, iyi birer dinleyici olduğu sonucuna kavuşuruz. İyi bir dinleyici olmak, doğuştan getirilen bir özellik değildir. İstek ve irade ile kazanılan üstün bir özelliktir. Dinlerken, yalnız kulağınızla değil, göz, beyin, ruh ve yüreğimizle de dinlenmeli ve kendisini dinlediğimiz kimsenin de bunu fark etmesini sağlamalıyız…

 

Bir sonraki yazımızda kaldığımız yerden yola devam edeceğiz efendim!..

 

Twitter.com/aytacyasmin

protokolkurallari@gmail.com

Popüler Kullanıcılar