AK Parti MKYK Üyesi Mazhar Bağlı

Başbakan yardımcısı ile görüşüldükten sonra okunan “manifestodan” başka dile getirilen hiçbir talep yoktur. Birilerinin onlara atfettiği özgürlük isteğini bile dile getirmemeye azami bir gayret gösterildiğini görmekteyiz. Ama bu darbe girişimine katılan tüm kesimler için sayın başbakanın şahsına duyulan kindarlık hep ortak paydadır. Neden çünkü ülkedeki kadim sorunları çözme konusunda güçlü bir kararlılık göstermekte ve cesur adımlar atmaktadır.

Yapılmak istenen, iktidarı devirmek ve millet iradesini temsil etmeyen, halkın yöneldiği kıbleye bakmayan bir kadronun iş başına gelmesine öncülük etmektir. Kısaca gezi, bir sivil darbe girişimidir.

Bu girişimin temel bileşenlerinden birisi de, hitap ettiği toplumsal kesimin ulusalcılarla aynı karede olmasına asla onay vermediğini/vermeyeceğini bildiği için bunu “gizli yapan” PKK-BDP’dır. Zaten polisle bu kadar profesyonelce çatışabilen en hareketli unsurların bunlar olduğu da biliniyor. Keza İmralı’dan Taksime gelen selam, esas olayları kızıştıran baş aktörün kim olduğu ve hepsinden de önemlisi BDP eşbaşkanının açık bir biçimde dile getirdiği, “bizim görevimiz AKP hükümetini düşürmektir, bunu yapamıyorsak en azından iş yapamaz hale getirmektir.” itirafı bu konuda şüpheye yer bırakmayacak şekilde asıl dinamik unsurun kim olduğunu göstermiştir.

Peki neden? Bilindiği gibi başta terör olmak üzere ve ona kaynaklık eden Kürt meselesinin çözümünde şimdiye kadar atılan tüm adımları PKK engellemiştir. Doğrudan ya da dolaylı olarak. Gerek Özal zamanında, gerek Erbakan hoca döneminde gerekse de AK Parti iktidarı döneminde atılan her adım örgütün ya kanlı ya da provakatif bir eylemi ile sonlandırılmıştır. 33 Askerin katledilmesi, Reşadiye kanlı baskını, Oslo görüşmelerinin sızdırılması, İmralı görüşmelerinin bizzat “kurye” tarafından basına verilmesi, Lice ve Cizre olaylar gibi.

Kısaca örgüt akan kanın durmasını istemiyor ama bu durumu kendi isteği olarak değil de muhataplarının isteğiymiş gibi göstermek istemektedir. Ki bunun için son derece profesyonel bir sinir harbi yürütmektedir. Şiddeti hep yedeğinde tutan bir yapıda olmak örgütün hem bölge halkı nezdinde hem de dışarıda, özellikle de Kürt unsurlar arasında ki imajını zedelemektedir. Ki bu durum örgüt için son derece hayati bir konudur bilhassa tüm Kürtler adına söz sahibi olma isteği bağlamında.

İşte bu kez de çözümü engellemek istiyor ama bu defa profesyonelce davranıp işi bir başkasına yıkma planlarının peşindedir.

Bu anlamda Gezi olayları tam da istedikleri ortamı oluşturdu, adeta örgüt için bir can simidi oldu.

Zaten Gezi’nin de dolaylı hedeflerinden birisi çözüm sürecini engellemektir. Ulusalcı solcuların, devrimcilerin ve Kemalistlerin bu sorunun çözümünü en azından AK Parti eli ile istemedikleri bir sır değildir.

Ulusalcılar ile devrimcilerin karşı çıkmalarının çeşitli nedenleri var ama en çok da muhafazakar bir kadro ve siyasi proje tarafından bu kadim sorunun çözülmesi ideolojik rekabet durumunun ebedi bir şekilde aleyhlerine bozulacağından emindirler.

Kemalistler ise zaten bu sorunun varlığının kaynağıdırlar. Toplumsal yapının tüm bileşenlerini kuşatan bir ideoloji olma iddiası ile her kesimi özgün kimliğinden arındırma çabasının bir eşitlik doğuracağı mühendislik çabası aksi tesir yaratarak her kesi etnik ve dini kimliği ile tanıtmaya/tanınmaya neden olmuştur.

Ki ilkel Kürt milliyetçiliği de görece daha gelişmiş olan Kemalist Türk milliyetçiliğine bir tepki olarak doğmuştur denilebilir.

Ez cümle gezinin tek bir hedefi vardır, sivil iktidarı devirmek ve sayın başbakanı siyasi denklemin dışına itmektir. En azından karizmasını çizmek ya da itibarını sarsmaktır. Çünkü bu süreç ancak güvenilir bir siyasi aktör tarafından yürütülebilir.

Her kesimden insanların güvenebileceği bir siyasi aktör ancak çözüm için gerekli adımları atabilir. Kimisine kızabilen, kimisinin sırtını sıvazlayan kimisinin yüreğine üfleyen birisi ancak bu sorunu çözebilir.

Gezinin yok etmeyi hedeflediği asıl şey de bu değil miydi?

Günlerdir güvenlik güçlerini meşgul ettiği ve ülke genelindeki konumlanma düzenini bozduğu halde Lice’deki uyuşturucu hasadını tam olarak yapamayanların asabileşmiş olması da bize bir şey anlatmıyor mu?

 

Popüler Kullanıcılar