SARKOZY’E CEVABI NAPOLYON VERSİN!

 

Ve öyle kahramanlar vardır ki, batıl medeniyetlerinde de zaman zaman yaptıkları kahramanlıklarıyla,gösterdikleri asillikle tarihteki yerlerini alırlar.. Öyle ya “Öyle adaletli ol ki, düşmanların bile sana saygı duysun sözü boşuna çıkmamıştır” Kahramanlar sadece İslam Medeniyetlerden çıkmıştır dersek doğu’da batı da Allah’ın ayetine haşa karşı gelmiş olmaz mıyız...

Allah iman etmiş kullarının ders alması için batı medeniyetlerinde de muzaffer olmuş liderler yaratıyor…  Rönesans da işte böyle liderlerin çıktığı devirlerden birisiydi… Üstad Necip Fazıl Kısakürek’ aynı zamanda zamanının en iyi tarihçilerindendi…  Gerçek kahramanlarla birlikte sahte kahramanları, İslam gençliğine sahip olması gerektiği aksiyon ruhunun ne olması gerektiğini  anlattığı Sahte Kahramanlar kitabında, özellikle Fransa’nın bugünlerde bize karşı yaptıklarına ta o zamanlardan verdiği iyi bir cevap olarak Rönesans’ı ve Napolyon hakkında da anlattığı olaylar; bu lider bu özellikleriyle bizde de olmalıydı dedirtir.. Bu bakımdan da tarihi tarihçilere bırakmak Fransa’nın işine elbette gelmeyecek, çünkü çıkardıkları gerçek kahramanları yanında şimdiki hükümetlerinin tüm sahtelikleri ortaya çıkacak…  Keşke Dış İşleri Bakanlığımız Fransa’ya Üstad’ın bu satırlarıyla da cevap verseydi… O satırlara bakalım, Üstadımız sahte kahramanlığa dahi soyunamayan Sarkozy’e ve ona inanan, başka ülkeleri karalamaya çalışmaktan, kendi gerçek kahramanlarını, Rönesans’ı unutmuş, hafızasız Fransız halkına ne anlatıyor...

“Rönesans Hareketi… Bu, Müslümanlık davası güdenlerin, üstünde en çok durmaya mecbur oldukları bir iştir. Çünkü Rönesans, bizim eserimiz olmalıydı. Niçin garplının eseri olmuştur?

Evvela Rönesans Ümanistlerin  çalışmalarıyla başlar. Ufacık bir kültür mes’elesi, fakat izah edeyim: Bizde birçok muharrir ümanizm nedir, bilmez… İnsaniyetçilik mezhebi zannederler onu. Kahkaha ile gülmek lazım… (Ümanist)ler ilk Yunan metinlerini tercüme eden ve ilk menbaın ışıklarını veren arayıcıdırlar. Yunan mahvetmiş, barbarlar da Roma’yı silmiştir. Ümanistler bu iki medeniyete ulaştırıcı vesikaları Araplardan almışlardır. Araplar bütün eski Yunan eserlerini bulup tercüme etmişlerdi. Ve Yunan eserleri Arapçaya intikalden sonra (Rönesans) Hareketiyle tekrar garp dillerine döndürülmüş ve asıllarına ulaştırılmıştır. Buradan anlayın Ümanist’lerin ne olduğunu…

Rönesans insan aklının Hıristiyanlık hassasiyeti içinde, antik kültür ölçüleriyle, eşya ve hadiseleri feth ve teshir etme aksiyonudur; ve olanca hakikat ve hikmeti esasta İslam’ındır. İbret, süküt, ıstırap… Cins kafalara düşan, bunlar, bizim diyarda… Fransız İnkılabı… O da Hıristiyanlığa karşı bir reaksiyon halinde başlar… Çünkü klise ile feodalite derebeylik ve krallık eleledir.

Onlara karşı bir hürriyet idealidir, girişir hamleye…

Ben size aksiyon ruhunun ne demek olduğunu anlatmak istiyorum; başka bir şey değil…

Hatta batıl misaller üzerinde de anlatıyorum bunu… Büyük Fransız İnkılabı, bu ölçüyle ve tam kadro halinde muazzam bir aksiyon çerçevesidir. Büyük Fransız İnkılabının her ferdi, hangi fikir ve mezhepten olursa olsun, <nar-ı Beyza> halinde bir aksiyoncu; bir inkılap bir aksiyon yanardağı.

Nihayet, İnkilaptan sonra Napolyon üzerinde duracağız. Çünkü Napolyonu herkes sadece bir asker zanneder… Yanlış… Garplı öyle görmez Napolyonu… Şüphesiz öyle bir deha ki, bugün bile hala ortada yegane askeri kıymet diye elde tutulan mücerret kaideleri getirmiş insan… Ama Napolyon emsalsiz bir aksiyon şairidir. Gayesi olmıyan, fakat beşeriyeti yapılamaz işlere sürükleyen, nereye gittiği neye varmak istediği meçhul, sadece olmazların peşinde bir hamle ve hareket dehası… Şimdi bu adamı birkaç aksiyon misali içinde göstermek lazım: Fransız İnkılabında, bir iki küçük hareketle dikkati celbediyor, bir sıçrayışta ve en genç yaşında general oluyor, İtalyada’ki zaferi… Bunlar, aşağı yukarı kolay ve olağan işler… Mısır’a atlıyor ve olağanüstü işler çığırını açıyor… Napolyon hakkında bazı rivayetler vardır: Müslüman olduğu… Buna gülmek lazım… Çünkü Napolyon hiçbir dinden değildi. Öleceği zaman sordular:

-          “Başınızda “Şapel Ardant” yapalım mı?”

 Katolik usulü onların Şapel Ardant dedikleri ölülere tatbik edilen bir merasim tarzları var… “Bunu yapalım mı?” diye sordular.

Cevap veriyor: “Asla inanmadım ama yapın!”

Onun Müslüman olması ihtimali yok; Hıristiyan bile değil… Fakat siyaseten Mısır’da Müslüman görünmüştür, bazılarına… Kur’an okutmuştur, alakadar olmuştur İslamlıkla… << Bu ne temiz din!>> gibi laflar etmiştir. Bunlar vâki… Akka’da bir büyük vebâ intişar etti ordusunda… Bir günde binlerce kişi kaybetti. Ricat emrini verdi. Hastalar da binlerce… Şu karara bakın (aksiyon)cuda… Hastaların hepsini afyon ruhu vererek öldürüyor ve sağlam orduyu alıp dönüyor. Meşhur Beşyüzler Meclisini düşürüş tarzı: Bakın bir adamda “aksiyoncu” insanda cür’etle inanç ne mertebeye çıkabiliyor? İman demiyorum, inanç diyorum, çünkü iman yerinde olandır. Fakat mücerret inanma kuvvetiyle cür’et bir araya gelince ne yapar? Napolyon buna mis’al… Bu Beşyüzler Meclisi eski (Konvansiyon Nasyonal) dedikleri, Fransa ihtilalini yapan gözükaralar grubundan bir örnektir. Meclise giriyor; yanında sadece iki (Grönadye) nefesi… Ve bir anda, bir hamlede Meclisi topyekün tevkif edecek bir hakimiyet kazanıyor.

Bütün aksiyonların bir püf noktası vardır. O püf noktasını aştı mı iş sel gibi çığ gibi gider. Ve nefsine inanmış insanlar, o püf noktasını aşmaya bakarlar ve öyle inanırlar ki, aşacaklarını aşarlar.

Biraz sonra ona, Fransızların en büyük tarihçisi (Mişle)nin bu aksiyon şairi hakkında ne diyeceğini göreceksiniz. Ondan sonra konsüllüğü ömür süresince konsüllüğü, peşinden imparatorluğu… Bütün Avrupa kıt’asını fıkırdatıyor, hallaç pamuğu gibi atıyor büyün Avrupa onun aleyhine kalkıyor. Her yerde hakim… İngiltere adası müstesna. Öyle inandırıyor ki, kendisini nefesine, Moskova dönüşünde sıfırın altında 30 derece soğuk, 500 bin kişilik orduyu ekmiş yollara dönerken, hiçbir fertten hezimet ve inkisar edası yoktur. Panik ise onun tatmadığı, yalnız tattırdığı şey… Onun generallerinden, düşman safına geçmiş birisinin Napolyon hakkında bir sözü vardır ki, “aksiyoncu” şahsiyeti ve onun kudretini pek güzel çerçeveler.

Bu general karşı tarafa geçtiği zaman, generaller toplanıyorlar:

-          “Napolyona karşı nasıl hareket edeceğiz?”

 

Diyor ki bu general:

 

-          “Ben size bir kanun vereyim. Napolyon’a karşı askeri kaide diye bir şey yoktur! (Strateji) sevkülceyş, (taktik) tabiye; bunlar bahis mevzu değil…”

-          “Ne var ya?”

-          “Napolyon’un bulunmadığı yere hücüm edeceksiniz? Onun bulunduğu yerde bir manga olsa mağlup olursunuz!”

Bakın nasıl inandırmış dostunu, düşmanını, adam kendisine… Ve bu tabiyeyle muvaffak oldular ona karşı… İşte ilk kaybedişi… Elbe Adası’na sürülüşü… Ve oradan en büyük “aksiyonu”…

Tek başına, kendisine sadık birkaç insanla Fransa’ya çıkışı ve tekrar tahta geçişi… Bu, dünyanın en enterasan vak’asıdır… Fransa’da krallık iade edilmişit.r Napolyon’un Elbe’den kaçtığı duyuluyor ve ordu üzerine sevkediliyor. Bir adamın üzerine koca bir ordu…

Yanındakilerden biri hatıralarında:

-          “Bizi, diyor: bir yere götürüyordu… Meçhul… Bunun delice ölümden kalır yeri yoktu; diyorduk. Fakat öyle inanıyorduk.”

Napolyon Fransa’nın Cenüb Sahili’ne çıkıyor. Ordu, Paris’ten Cenüb’a doğru iniyor. O da doğru şimale doğru yol alıyor. Hepsi susmuş… Atlarının üstünde, çeneler göğüste:

-          “Nereye gidiyoruz, böyle bir delilik cinnet olur mu?”

Bakın şimdi aksiyoncu ne yapar ve neye muvaffak olur?

Bunların hepsi ibret dersi olsun bize…

Yürüyorlar… Napolyon hiç konuşmuyor zaten konuşan adam değil… Aksiyoncunun en ziyade nefret ettiği şey boş sözdür. Napolyon boş söz duyduğu zaman:

-          “Bırakın, bırakın bu veba kelimelerini…” Der…

Asya’da o kadar gözü korkmuş ki, vebadan boş söze “veba” diyor.

Yürüyorlar şimale doğru… Ordu geliyor Cenüb’a doğru… Nihayet merkezi bir yerde ordunun öncüleri ile Napolyon karşılaşıyor. O dakikada ne olacak? En küçük tereddüd davayı mahvedebilir.

Atına biniyor, arkadaşlarına;

-          “Siz şurada bekleyin!”

Diyor… Bir dört nal yapıyor, öncülere doğru ilerliyor. Ve ilk söylediği söz:

-          “Yaklaşın, yaklaşın, yaklaşın!”

Asker Napolyon’u görüyor, hayretle yaklaşıyor:

-          “Nerede subayınız?”

Diyor.

 

Bir subay peydahlanıyor:

-          “Nerede senin asıl birliğinin kumandanı?”

Bu, o zaman albay, sonra general olan ve “Vaterlo” cenginde Napolyon’u takip eden bir asker…

Bir taşın üstüne çıkıyor, gözükara “aksiyon” dehası ve diyor ki:

-          “Asker!...” Topuğundan saçına kadar, sen benim eserimsin! Seni bütün dünyanın fatihi yapan adam karşındadır. Ve ben senin imparatorunum! İçinizde imparatoruna kurşun sıkabilecek insan varsa buyursun!”

Ve göğsünü açıp yırtıyor. Büyük tarihçi “Mişle” diyor ki:

-          “Bir insanın sözü bu kadar kara olursa, cür’et bu kadar ileriye giderse, iki hareket olur. Ya onbinlerce kurşlunla göğsü delinir, orada ölür, yahut hurra imparator diye başa geçer. Nitekim ikincisi oldu ve Napolyon başa geçti.”

Üzerine sürülen orduyu teslim alıyor Napolyon ve Paris’e onunla giriyor. Ozamanki matbuatın –Bu çok güzel bir misaldir.- Ahlakı:

-          “Alçak kaçtı!”

Serlevhalar:

-          “Hain maceracı sahile çıktı!”

      Serlevhalar:

-          “Mecnun geliyor! Şanlı krallık ordusu üzerine gönderilmiştir!”

Birden bire bir hafifletme:

-          “Bu garip adam ne yapıyor? Maksadı nedir?”

Daha sonra bir serlevha:

-          “Napolyon eşsiz bir askerdir!”

Tam Paris’e yaklaşırken: “Yaşasın İmparator!”

Ve İmparator giriyor içeri…

Basın ahlakı!... Bizdeki bundan da beterdir!...”

Necip Fazıl Kısa Kürek, Sahte Kahramanlar S. 148-155,  

Büyük Doğu Yayınları - 3.Baskı, Basım yılı 1984  

 

İşte Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Sahte Kahramanları’nda birebir kaynaklarından anlattığı dünya tarihinin en sıra dışı kumandanlarından, liderlerinden birisi…  Tarihinde böylesi bir deha, böylesi bir şahsiyet… Bir tarafta da 500 bin Ermeni önünde "seçim kazanmak" için diz çöken bir şahsiyetsiz… Napolyo’nun da saygıyla andığı Osmanlı’nın torunlarına birkaç oyla diz çöktüreceğini düşünecek kadar ufacık bir sahte kahramanlığa bile soyunamayacak kadar aciz komedi karakteri…

 

Sarkozy’e yada Fransa’ya tarihini biz anlatalım onların anlayacağı da okuyacağı da yok belli ki…

Biz Osmanlı torunları olarak, karşımızda düşman göreceksek de 500 bin asker karşısına geçip göğsünü açan Napolyon gibi güçlü düşmanlar, liderler görmek isteriz, oy almak için 500 bin ermeni karşısında diz çöken küçük adamcıklar değil…   

 

 

 


Coronavirus (Covid-19)

  • 31,497,547Coronavirus Vaka Sayısı
  • 969,535Ölü Sayısı
  • 7,401,080Kurtulan Sayısı
Son Güncelleme: 10:50

HaberX Anket

Koronavirüs salgını sonrası hayatımız?

Sonuçları görmek için tıklayınız

Popüler Kullanıcılar