Darı Teorisi

Yazının başlığı gündeme uzak bulunabilir. Şimdiye kadar bilim dünyasında “Darı Teorisi” adında herhangi bir teorinin öne sürüldüğünü de kimse iddia edemez. En azından ben edemem, çünkü rastlamadım.

Dünya tarihini bir teoriyle açıklamam istense, bunu ancak Darı Teorisi’yle açıklardım. Teorimi yazmaya başlamadan önce, aç tavukların rüyalarında gördüğü darının aslında Darı Otu’ndan elde edildiğini kısa bir araştırmayla öğrenmiş bulunmaktayım. Darı Otu’nun ise hiç küçümsenmeyecek faydaları vardır. Bunlardan bir tanesi zihinsel yorgunluğa karşı iyi gelmesidir. Ayrıca sinir sistemi üzerinde de oldukça iyi etkileri vardır. Hamile bayanların da kullanmaları tavsiye ediliyor.

Darı Teorisi, “darı” ile alakalı görünse de, öncelikle üzerinde durmayı istediğim husus, teoride temel aldığım “Aç tavuk rüyasında darı görür” ifadesindeki “tavuk”tur. Darının gıda değeri yüksek olsa da, bunun bir tavuk için hiçbir önemi yoktur. Onun ulaşmayı istediği bir gaye var, o da darıdır. Yani açlığını gidermesi, hayatiyetini devam ettirmesi onun darıya ulaşmasına bağlıdır. Akılsız ve belirli bir irade gücüne sahip olmayan tavuk, darıya ulaşamaz, bilakis darının önüne konmasını bekler. Bu hep böyle olmuştur. Böyle olmaya da devam edecektir. Bir insanı tavuktan ayıran en önemli fark da buradan kaynaklanır. İnsanlar, özgür iradeleri ve düşünme kabiliyetleriyle ulaşmayı istedikleri bir şeye doğru harekete geçerler. Onu elde etmek için mücadele ederler. Elde edemediklerinde bir daha denerler. Ama tavukların böyle bir şansı yoktur. Tavuklar, darıya ulaşmak için mücadele etseler de bu durum içgüdüseldir. Darıyı önlerinden kaldırdığınızda, onu elde etmeye yetecek kadar ne düşünme kabiliyetine ne de bu yönde makul iradeye sahiptirler.

İnsanların özelde kendi başlarına birer fert olarak, genelde ise içinde yaşadıkları toplum olarak tarih boyunca “hakikat” ve “yalan” arasındaki bocalamalarıdır onlara kimlik katan şey. Yani fert veya toplum, bir değerini kabullenişte onları bir araya getiren en önemli temel neden, baktıkları tarafa aynı açıyla bakıp bakmamalarıdır. Yani üzerinde “hakikat” diye uzlaştıkları değerler uğruna sesli veya sessizce mücadele etmeleridir insanların asıl ülküsü. Ferdi de tavuktan ayıran, daha doğrusu ayırması gereken en önemli özellik burada yatar. Zorla çekip çekiştirilerek “zaman”ın “ruhu”na uydurulmaya çalışılan “modern insan”ın kolundan çekilerek her gün boş bir midenin önünde korkuyla tehdit edildiği bir dönemdeyiz. Toplumların önünde bekletildikleri şey, aslında gelmeyecek olan “hakikat treni”dir. Aslında “yalan”ın istasyonu olsa ve insanlara bu istasyonda yüzlerce yıl bekletilmediği söylense, yine de buradan ayrılamayacak içgüdüye sahip insanların “Darı Teorisi”ne inanmalarını beklemek de ihtimal değildir.

Dünyanın bugünkü kadar “hakikat”ten uzak ve insanın yaratılış gerçeğine uzak bir tutumla izah edilebilecek yöne doğru ittirildiği bir dönemi yaşanmış mıdır, sorusu üzerinde herkesin sık sık düşünmesi gerekir. Sokakta, televizyonda gördüğümüz insanlarda “darı’ya ulaşma” heyecanının olmadığını kim iddia edebilir. Elbette insanların da tavuklar gibi beslenmeye ihtiyacı var. Ve hatta tavuklar gibi yiyeceklerini temin etmek için gayret etmeleri gerekir. Beğenmesek de sosyal tabaka itibariyle bazıları az, bazıları ise daha fazla gayret göstererek geçimlerini sağlayabiliyor. Ama bundan insanların içine itildikleri “yokluk ve varlık sınırındaki hayat” psikolojisiyle, farklı araçlarla koşullandırılarak düşüncesizce savrulmaları kastetmiyorum. Ama öyle…

Adına “Zamanın Ruhu” denen ve kırbacın ucuyla insanlara sirayet eden bir cevherden bahsetmenin tam sırası..! Gerçekten “Zamanın Ruhu” denen bir olgu varsa, bu olguyu daha önceden tarif eden birileri var demektir. Yani dünyada kavramları idare eden bir veya daha fazla odak olmalı ki, herkesin “Zamanın Ruhu” dedikleri bir kavramdan bahsedilebilsin. Böyle bir kavram varsa, o zaman bunu ortaya atan da birileri vardır elbette. “Zaman”ı şekillendirenler kimler? Buna bir ruh katarak insanlığın önüne servis edenler kimler? Bu iki sorunun cevabı bize aslında “Darı Teorisi’ni daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. “Zamanın Ruhu” bize her şeyin “para” olduğunu söylemiyor mu? Yani içinden geçtiğimiz “tarihsel evre” artı (+) değerlerin, yani pozitivizmin evresidir. Bu da her bir ihtiyaç halinde aşırı isteği doğurur ki, duygularda körleşme ve dolayısıyla güdülenmeye neden olur.

Dünya’nın bugün global bir köy haline geldiğini savunanlar, köydeki insanların nasıl yiyeceklerini, nasıl giyeceklerini, nasıl oturup kalkacaklarını çeşitli araçlarla telkin ettikleri gibi, onların nasıl düşüneceklerine de yine onlar karar veriyor. Evrenin bir yerlerinde bir amaç uğruna var edilen koca gezegenimizi bir köy kılmak kimin haddine diye kimse sormuyor! Belki de amaç, hedef, tefekkür gibi kavramları unutmak, ya da en iyimser deyişle, hatırlamak istemeyen insanlar için küçültülmüş bir mekânda yönetilmenin hazzı daha çekicidir, kim bilir!  Zaten gütmektense, güdülmeyi daha erdemli bir iş gibi gören “modern insan”ın tercihleri tam da bu noktada “Darı Teorisi”ni desteklemektedir. “Yeni İnsan” da denebilecek yeni bir türden bahsetmek mümkün bu noktada, çünkü doğallığın tüm sınırlarının ötesinde yaşayan, yani doğal hayattan sıyrılmış, hatta doğallığın dışında yaşamanın kaçınılmaz olduğunu kabullenmiş yeni bir türden bahsetmek mümkün. Bu türün de darıya ulaşmak için güdüleriyle hareket etmesi en makul yoldur. Hiç şüphesiz insanın şeref ve haysiyetiyle bir alıp vereceğimiz yoktur. Ancak bir vakıa olarak yeni ortaya çıkan, ya da ortaya çıkarılan insan tipinin kendi iradesiyle hareket ettiğini düşünmek için boğazına kadar kapitalizme batmış olmak gerekir.

İradesiyle hareket edemeyen, daha doğrusu irade sahibi olmayan bir insandan bahsetmek mümkün mü? Şu halde maalesef mümkün! Milyarlarca insanın yaşadığı dünyamızda kendi iradesine göre yaşayan kaç kişi vardır? İradeden kast ettiğim şey, yorganının nevresim rengini seçmek veya diş fırçasının kıllarının rengini seçmek değildir. Varlığının hakkını vermek, varlığını duyumsayarak yaşamak için aklıyla benliğinin doyum bulduğu evrensel çizgide kaç kişi yaşayabiliyor? Bu iradeyi kim gösterebilir? Bugün dünyanın en ücra kasabasına kadar “yeni insan” türünün karakter özelliklerini görmek mümkündür. Bu bir kabulleniştir, bu kabullenişten kimse kendini alamaz. İnsanların çoğuna kabul ettirilen hayat algısının dışına çıkmaya çalışmak, dünyanın sınırlarından dışarıya atım atmayla eşdeğerdir. İnsanlık bugün “irade” denen büyük kudretini televizyon kumandasından kanalları seçmekte veya en radikal şekliyle alış veriş yapacağı markette kullanıyor. Devletlerini yönetecek idarecilerini seçmek için ise kullandıkları şey “irade” değil “içgüdü”leridir. Türkiye dâhil tüm dünyadaki seçmen, yöneticisini seçerken ilk tercih sebebi insani veya ahlaki değerler değil, midesiyle ilgili geçim endişesidir.

“Modern İnsan”, ruhsal ve yaşam referanslarını kendisi dışındaki araçlardan alan insandır. İçinde yaşadığımız çağda kaç insan doğuştan getirdiği karakter özelliklerinin doğrultusunda bir hayat sürdürüyor? İnsanların kendi karakterlerinde kalmalarını istemeyen, kendi karakterini yaşayan insandan korkan global iradeden bahsedilebilir bu noktada. Doğasına bağlı kalmış, kendi olağan ruhsal çizgisinde yaşamını sürdüren insan, doğayla tümleşik bir hayat sürdüreceğinden dolayı, suni olan yapaylığı hemen fark edecektir. Güçleri elinde bulunduranların ve devam ettirmek isteyenlerin, “modern insan” kalıplarının arasına sıkıştırdıkları günümüz insanının bu yapaylığı fark etmesini istemiyorlar. Aksi halde insan doğasına aykırı tüm işleyiş ortaya çıkacak, doğusuyla batısıyla suni yaşama karşı toplumlar dünyayı değiştireceklerdir. Bunu da bugünün egemenleri pek tabidir ki istemezler. “Modern İnsan” kavramı, “an”ı yaşamayı önüne servis edilenleri yaşamak olarak algılayan çağdaş insan için tarihsel bir neticedir, hatta medeni ilerlemenin bir gereğidir. Ancak bu kavramın Batı’da üretilerek, tüm insanlığa servis edildiğini düşünmez. “Modern İnsan”ı dünyaya servis edenlerin, bu kavramı sadece günümüz insanının gelişmişliği kabulleniş noktasındaki sıfatı olarak gösterdiklerini düşünmek koca bir aldanıştır. Çünkü Batı “Modern İnsan”ı bugünkü çağda (!) insanların yaşaması gereken insani form olarak öne sürmektedir. Bu formun dışına çıkanlar makbul görülmemekte, hatta dünyaya makbul gösterilmemektedir.

 

 

Popüler Kullanıcılar