Tünelden önceki son çıkış!

1 Kasım seçimlerine kısa bir süre kaldı. Türkiye, 7 Haziran’da yapılan seçimden beri iktidar belirsizliği yaşasa da bu belirsizlik ortamında olup biten olaylar toplumun bazı gerçekleri görmesine de yol açtı.

7 Haziran seçimlerinde aldıkları sonuçlara göre tüm partiler toplum ve siyaset karşısındaki tutumlarını yeniden belirlediler. Buna göre HDP ve MHP gibi etnik köken üzerinden siyaset yapan partiler statükolarını güçlendirmek için farklı siyasetler izlediler. HDP, aldığı %13’lük oyun verdiği özgüvenle kendini Türkiye’de yaşayan tüm Kürtlerin tek temsilcisi ve kurtarıcısı (!) gibi gösterirken, toplumda iğfal meydana getirecek olayların da arkasında durmuş, bu yönüyle terörle birlikte anılır olmuştur.

MHP, her zamanki tutumundan vazgeçmeden bir yandan PKK ve onun siyasetteki temsilcisi konumundaki HDP’ye karşı tutumunu sertleştirirken, Seçim İktidarı’nı kuran Ak Parti’yi terörü azdırmakla suçlamaya devam etmiştir.

CHP, en yüksek ağızdan kendisini “Cumhuriyet’in Kurucu Partisi” olarak tanıtma refleksinden vazgeçmedi. Cumhuriyet’i kurmakla övünen ve bununla övünmenin dışında elle tutulur bir icraatı hatırlanmayan CHP, en azından olası koalisyon senaryosunda elini güçlendirmek için Ak Parti’yi köşeye sıkıştırmak için, “17-25 Aralık Operasyonları”, “Mit Tırları” gibi “alengerli(!)” konuları toplumu manipüle etmek için kullanıyor.

Türkiye Toplumu, 7 Haziran’dan sonra PKK’nın yurtiçindeki eylemlerinden ve onun siyasi temsilciliğini yapan HDP’nin söylemlerinden “Kürt Meselesi” ile ilgili bir kanaate gelmek üzeredir. O kanaat de HDP’nin kendisini Güneydoğu Halkı’na kabul ettirmeye çalıştığı gibi “Kürtlerin Temsilcisi” olmadığıdır. Yani başta Güneydoğu Halkı olmak üzere, sadece pompalanan Ak Parti aleyhtarlığından dolayı HDP’ye oy veren seçmenler 7 Haziran’dan sonraki süreçte HDP’nin aslında Türkiye’deki Kürtlerin iyiliğini ve refahını isteyen ve bu yönde çalışan bir parti olmadığı, aksine Kürtleri kullanarak ülkeyi parçalamaya çalışan bir parti olduğu kanaatine varmış durumdalar.

 7 Haziran seçimlerine kadar 13 yıllık Ak Parti İktidarının yerini koalisyon seçeneklerine bırakması bile Türkiye’nin derin bir belirsizlik duygusunu yaşamasına yetmiştir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin toplumsal gerçekliği, iktidarda çift başlılığa götürecek koalisyonlu çözümleri kaldırmamaktadır. Bunu daha 7 Haziran Seçimi’nden hemen sonra, iktidar görüşmeleri sırasında gördük. Sadece koalisyon görüşmeleri bile Türkiye’de ekonomik ve yönetim belirsizliğine girmesi için yetmiştir.

13 yıllık tek başına Ak Parti İktidarı, Türkiye İnsanı’na özgüven, umut ve istikrar duygusunu vermişken bu gidişatı tersine çevirecek siyasi tablonun ortaya çıkmasını istemek akıl karı değildir. Cumhuriyet kurulduğundan beri Ak Parti’nin tek başına iktidarına kadar Türkiye’ye yapılan tüm icraatlar her yönüyle 3’e, 4’e, bazı alanlarda 5’e katlanarak artmıştır. Yani Ak Parti tek başına Cumhuriyet kurulmasından sonra iktidara gelen tüm iktidarların tüm icraatlarından kat ve kat fazla icraat yapmıştır. Ortada bu gerçeklik duruyorken Türkiye’yi belirsiz yeni maceralara sürüklemenin ne anlamı vardır, ne de gereği vardır. Ortada 13 yılda yaptıklarıyla Türkiye’ye en az 3 kat daha fazla değer katan bir parti varken başka partilerde istikbal aramak karanlık tünelde iğne aramaya benzer!

Türkiye Halkı iktidar belirsizlikleriyle, siyasi çalkantılarla, ekonomik çöküşlerle geçen “Eski Günler!”e geri dönmek istemiyorsa, seçimini mantıkla, ferasetle ve tecrübelere dayanarak yapmalıdır!

7 Haziran Seçimleri’nden sonraki 4 aylık sürecin gösterdiği gibi Türkiye’nin muhtemel belirsizlik ve çatışma ortamında kendi ellerini bağlayarak kalmaması için 1 Kasım Seçimleri tünelden önceki son çıkıştır!

Toplumun kararını tek başına iktidardan yana kullanarak büyümenin önünü sonuna kadar açması dileğiyle!

 

Selam ve Sevgiyle 

Popüler Kullanıcılar