Yeni Paradigma

İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanlığı bu toplantıyla birlikte Türkiye’ye geçmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan iki yıl süreyle İİK’nin bizzat başkanlığını yürütecektir. Daha toplantının ilk gününde Erdoğan’ın ortaya koyduğu yaklaşım İslam Dünyası adına gelecek umudu taşımaktadır. Erdoğan’ın İslam Dünyasını yeniden dizaynı anlamını taşımasa da “Bizim Coğrafyamızda” bizden olmayan (Batılıların) istedikleri gibi at koşturmalarını en açık ve kapsamlı itirazını konuşmasının satır aralarından okumak mümkündür.

Bilhassa Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşından sonra dağılmasından sonra İslam Ülkeleri bir yüzyıl boyunca birbirinden uzağa savrulmuş, bunun aksine Batılı Emperyalist-Kolonyalist Devletlerin “Kolay Lokmaları” haline gelmişlerdir/getirilmişlerdir.

1969’da Kudüs’ün kurtuluşu amacıyla kurulan İslam İşbirliği Teşkilatı, Erdoğan’ın başkanlığında yaptığı İstanbul Zirvesi’yle gerçek anlamını bulmuş ve kuruluş amacının da ötesinde İslam Ülkeleri’nin hayatın birçok alanında işbirliğini gerçek anlamda öngörebilir duruma gelmiştir. Erdoğan’ın “Yeni Paradigma” tanımlaması bugünün İslam Dünyası’nın asıl ihtiyacını duyduğu olgudur. Bu olgu geliştirilip olaylarda eylemliliğe başarıyla çıkarılabilirse, İslam Dünyası Batı karşısındaki yenilmişlik duygusunu kısa vadede atlatabilir.

İslam Dünyası bugün tarihinde (belki) hiç olmadığı derinlikte ve devamlılıkla büyük sorunlarla mücadele etmektedir. Bir yandan, fitne ateşiyle birbirlerine düşürülmüş Müslümanlar mezhep taassubuyla birbirlerini katletmekte diğer yandan, fitne ateşini körükleyen Batılı Emperyalist Devletler gizli – açık tüm güçlerini İslam Dünyası’nın mahvına harcamaktadırlar.

Erdoğan’ın açılış konuşmasında ortaya koyduğu “Yeni Paradigma” yukarıda saydığım ve bir anlamda “Makûs Talih”i tersine çevirebilecek potansiyeli taşımaktadır. Müslümanlar daha bir yüzyıl öncesine kadar bugünkü gibi çekiştirilip yok edilmesi gereken “zararlı varlıklar” olarak görülmemiş, altında yaşadıkları “Hilafet” şemsiyesi olası tahakkümü kendiliğinden önlemekteydi. Avrupa’da tek başına “Aklın Egemenliği”nde yeniden kavramsallaştırılan İnsan, Hayat ve Toplum, Osmanlı’nın çok kültürlü ve dilli devasa bünyesinde beklenmedik etki göstermiş, sonuçta zayıflayan imparatorluğun çöküşünde değişen paradigmanın önemi büyük olmuştur.

 

Erdoğan’ın “Yeni Paradigma”sı aslında Osmanlının dağılmasıyla birlikte savrulan ülkelere Batının türlü meziyetlerle bilinçlere yer ettiği “Batıya İtaatkâr Bilinç”in yerine kadim paradigmayı eksiklerini ve hatalarını düzeltmek suretiyle yeniden yerleştirme amacını gütmektedir. Kadim Medeniyetimizin yaşam kodlarında gizli “İnsan, Hayat ve Toplum” gibi hayati kavramları tekrar yerli yerine koyma girişimidir. İslam İşbirliği Teşkilatı’nda Erdoğan’ın bir konuşmasından derinlikli değişikliklerin; hele bir yüzyıl boyunca İslam Dünyasına yerleştirdikleri kavramsal kodların değişmesini mümkün görmeyenler olabilir. Kastedilen “Yeni Paradigma” bizatihi İslam Dünyasının birlikte hareket etmesiyle ortaya çıkarılıp yerleştirilebilir. Tez veya antitez, tüm fikirler veya yeni yaklaşımlar ancak tartışılabildiği ölçüde olumlu ya da olumsuz değer ve kabul kazanabilir. Erdoğan’ın bir anlamda amaçladığı Birlik Siyaseti’yle İslam Dünyası tüm medeniyet unsularıyla aynı yöne bakmayı başarabilirse, tez ve antitezler ortaya koyarak Batının üstünde ve kadim medeniyetimizin “öz”üne uygun kavramsallaştırmalar yapabilirse Avrupa’nın Aydınlanma (!) dediği süreci şekli olarak yaşasa da muhteviyat olarak sadece aklın değil hem akıl ve hem de inancın bakış açısından günümüz uygarlık düzeyinin üstüne çıkabilir.   

Popüler Kullanıcılar