Hakkında
Henüz açıklama eklenmemiş!
Henüz albüm eklenmemiş!
Sayfalar
Henüz sayfa eklenmemiş!
Gruplar
Henüz grup eklenmemiş!
Etkinlikler
Henüz eklenmiş etkinlik yok!

KULLANIŞLI TERÖRİSTLERE RAĞMEN BARIŞ GELECEK…!

KULLANIŞLI TERÖRİSTLERE RAĞMEN BARIŞ GELECEK…!

 

İlk 15 Ağustos 1984’te başladı yürekler yanmaya… Zayıf koalisyonlar, istikrarsız hükümetlerle birlikte yanan yürekler kangrene döndü, her gün bir parça koparıp aldı bizden.

 

1995 yılına kadar geçen 11 yıllık süre, terörle mücadelenin en etkin bir şekilde yürütüldüğü yıllar oldu. Sadece ’ha bitti ha bitecek’ denilen bu 11 yılda 5 bin sivil ve 4 bin 204 güvenlik görevlisi şehit düşerken, 11 bin 314 PKK’lı öldü. Soğuk rakamlara vurduğumuzda tam 16 bin 573 can gitti. 16 bin ocağa acı düştü,16 bin annenin yüreği yandı. Sadece anneler mi, sevgiler, sevgililer, umutlar ve hayaller de yitirildi.

 

3-5 çapulcu denilen PKK ise öldürmekle bitmedi…  PKK’yı bitirmek isteyen, Kürt sorununu çözmek isteyen Özal’ı dahi, Eşref Bitlis ve Adnan Kahveci ile birlikte bu uğurda kurban verdik…

 

29 yıllık süre zarfında ABD’den istediğimiz 3 saldırı helikopterini ise tam 20 yıl sonra, 2012’de alabildik. Son 5 yıla kadar insansız hava uçağımız (İHA) dahi yoktu. Sınırdaki karakolların içler acısı halini anlatmaya bile gerek yok. Hepsi kaçakçılık için derme çatma kulübelerden oluşan karakollar, askerlerimiz için toplu mezar oldu.

 

Terörle mücadelenin ve asıl çözüm sürecinin başladığı yıl oldu 2009. Bu tarihten itibaren, onlarca yıl yasaklı olan Kürtçe özgürlüğüne kavuştu. Kürtçe TV, Kürtçe kitap,gazete,radyo, TV, kaset, müzik, film ve klipler peş peşe geldi. “Kürtçe şarkı söyleyeceğim” dediği için linç edilen ve kaçtığı Paris’te ölen Ahmet Kaya ise öldüğüyle kaldı.

 

Devamında Kürtçe kurslar açıldı, Kürtçe savunma hakkı verildi, cezaevlerinde Kürtçe görüş hakkı tanındı. Onlarca yıl ülke bölünecek deyip bizi korkuttukları her şey gerçekleşti. Ama bölünmüş beyinlere inat bu ülke bölünmedi.

 

Çünkü aslında gerçekleşmesi zor olmayan ve insanların doğuştan elde ettiği ve etmesi gereken haklardı bunlar. Çünkü açılım demokratikleşmenin bir diğer adıydı.

 

Sonuç olarak,kardeşi kardeşe kırdırarak yaşanan acılardan önce tüm hükümetler,sonra da biz,hepimiz sorumluyduk  çözüm sürecinin mimari  Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın “gerekirse baldıran zehiri içeriz” sözü barış için kardeşlik için kendisini feda etmeye hazır olduğunun kanıtıydı.  Bu uğurda oy kaybetmeyi bile göze almıştı, ki kaybetti de.

 

Çatışmasızlık bunca sabra iyi niyete görmezden gelmeye rağmen sadece 2 yıl sürdü…

Tabii Eş Başkan’ın Kobani bahanesi ile insanları sokağa döküp 50kişinin vahşice katledilmesini

bankaların dükkanların yağmalanmasını  araçların kundaklanmasını saymazsak…!

Peşi sıra gelişen daha gençliğinin baharında dağa kaçırılan kardeşlerimizin koruculara yönelik   "Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini çok iyi biliyoruz" söylemleri gelecek acıların habercisiydi…

 

Çok şey istememiştik bu cennet vatan ülkede beraber bir kardeşçe yaşamak .. Diyarbakırlı gencin korumaları aşıp Erdoğan’a gözyaşları içinde söylediği "Başbakanım ne olur barış bitmesin" sözü zihnimizden hiçbir zaman silinmeyecek…

 

Gönüllü garsonların sonradan görmelerin parlatmasıyla Beyaz Türkler’in Erdoğan nefreti ile son seçimde oylarını çoğaltanların, aldıkları gazla hiç utanıp sıkılmadan terör örgütlerine sırtını dayadıklarını ifade eden  had bilmezlerin bu ülkeyi yangın yerine çevirmelerine, küçük yaşta çocukların beyinlerini yıkamalarına ellerine Molotof verip öne sürmelerine  asla izin vermeyeceğiz…!

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak tescillenen Hevsel Bahçeleri’nin terörle değil

turizmle anılması için bu ülkenin evlatları olarak  gerekirse bizde baldıran zehiri içmeye hazırız.  Yapılacak olan Türkiye’nin 2. en büyük barajı ülke ekonomisine yılda 1.1 Milyar TL katkı sağlayacak, ayrıca 318.000 kişiye de istihdam sağlayacak olan barajı  çocukça saçma iftiralara heba etmeyeceğiz…!

Yok ederek var olmayı düşünenlerin ellerine Kürt kardeşlerimizi bırakmayacağız…!

30 yıldır vurarak öldürerek yakarak yıkarak  acıdan başka kimsenin eline bir şey geçmediğini terörü destekleyenlerin daha iyi görmesi lazım…!

Kürt kardeşlerimizin 13 yıldır nelerin yapıldığını kimlerin neyi yapıp yapmadığının iyi sağlamasını yapmalı .

 

Ve artık bu oyuna milletçe gelmemeliyiz..!

 

Prangalı beyinlere kullanışlı teröristlere rağmen barış gelecek..!  Hayalini özlemini i kurduğumuz ülkeye kavuşacağız…!

 

 

Devamını Oku

BAYRAMLAR ÇOCUKKEN Mİ GÜZELDİ YOKSA ESKİDEN Mİ GÜZELDİ?

Çocukluğumun bayramlarında... Bir hafta evvel alınırdı renkli renkli kıyafetler, pabuçlar...

Her akşam bayram provası yapar evin içinde dolanır mutluluğu tadardık... Küçük dünyamızda

maddi imkanı iyi olmayan her aile de mutlaka çocuğuna bayramlık alırdı; genelde herkesin kıyafeti birbirine benzerdi.. Komşular toplanır hep beraber baklavalar, börekler, dolmalar yapılırdı imece usulü... Tatlı bir telaşla yapılan sohbetlerin, kahkahaların tadı bir başkaydı ... Aile büyükleri evde çoluk çocuk torun beklerdi.. En güzel mendiller, şekerler hazırlanmış; gıcır gıcır paralar ayrılmıştı bile...

 

Belki siz hatırlamazsınız, nuska şeklinde naylonun içinde renkli renkli, tek kullanımlık

kolonyalar vardı; kolonya savaşları yapardık, her taraf kolonya kokardı... Hiç korkmazdık, tedirgin olmazdı ailelerimiz. O zamanlar mahallede bir uçtan bir uca tanırdı herkes birbirini, rahat bir şekilde gider el öper, alırdık şekerlerimizi çatapat paralarımızı akşama kadar geçilmezdi torpil mantar tabancası seslerinden..

Rahatsız etmezdi bile kimseyi, çocuklar mutluydu yaa.. Ah ahh o sokakların dili olsa da konuşsa da..

 

Artık nadiren yapılıyor evlerde baklavalar börekler; hazır alınıyor… Alt komşu üst komşunu tanımıyor bile,

yıllardır aynı binada beraber ikamet etmelerine rağmen.. Çocuklar şeker toplamaya rahatlıkla çıkmıyor bile,

kimse kimseyi tanımıyor.. Çıksa bile çocuk seslerini duyunca kapılar açılmıyor.. Bayramda herkes bir tarafa kaçıyor, el öpülecek bir aile büyüğü bulamıyorsun bile.. Oysa eskiden böyle miydi?

Hala kavrayamadım, bayramlar çocukken mi güzeldi yoksa eskiden mi güzeldi.. Neyseler olsun..!

Yine biz eski bayramları yaşayamasak da o tadı alamasak da, binalarımız devletimiz hala ayakta şükürler olsun..

Ya o hala dört senedir savaşta olan komşu ülkenin çocukları n’apsın? Vatanlarından uzak ailesinden birini kaybetmiş kimisi yaralı çocuklar n’apsın? Ruhlarını derinden yaralayan savaş hatıraları hep zihinlerinde kalacak mülteci çocuklar, bayramları hep biraz eksik, hep buruk yaşayacaklar; düşünmesi bile insanın psikolojisini bozuyor. En azından bu bayram onları unutmayalım onlar için bir şey yapalım...Hiç bir şey yapamıyorsak en azından bir tebessüm edelim...

 

Tüm İslam alemine her zaman bir öncekinden daha güzel mutlu huzurlu barış ve sevgi dolu bir Ramazan Bayramı diliyorum...!

Devamını Oku

BOSNA'DA BİR MÜCAHİT!

BOSNA'DA BİR MÜCAHİT!

Dört kafadar valizleri topladık yine düştük yollara.. bu sefer çok özel bir yere bilge adamın memleketi bosnaherseğe...
Havaalanından çıkarken şehirde ilk dikkat çeken bütün binaların taranmış delik deşik olması ve aradan 20 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen bu huzur bozan görüntünü yokluktan onarılamaması... 

Burada yine binalar ayakta kalmış günümüz Suriye'sini düşünemiyorum bile... 
Şehirde dikkat çeken başka bir şey de; küçük ve her biri farklı bir mimari ve tarza sahip huzur veren camiileri...

Sn. Cumhurbaşkanımızın restorasyonunu yaptırdığı Bosnanın fethinden sonra yapılan ilk Hünkâr Camiine gidiyoruz, burada cumhurbaşkanımız, "Sultan Recep Tayyip Erdoğan" diye anılıyor, liderimizin böyle anılması, bizleri şaşırtıyor ve gurur veriyor...

Başçarşıya geçiyoruz, sokaklarında buram buram pide kokuları, ikindi vakti pide kuyrukları akşam kaleden iftar topu ayrı bir heyecan ve feyz katıyor.. 

Saraybosna'yı gezerken çoğu yerde eski mimarilerde Türkiye'den bir belediyenin bir eserine yardımına mutlaka rastlıyorsunuz.. Bunlar insana ayrı bir huzur ve onur veriyor... 

Her taraf yemyeşil tıpkı Bursa ve Karadeniz gibi... Bursa o kadar zihnime yerleşmişki... Bursa da yaşayan arkadaşlarıma akşam başçarşıda görüşelim diye mesaj atarken buluyorum kendimi.
Bir özelliğini daha keşfettim; Havası buz gibi suları cilde bedene şifa...
Asırlık medreseleri tekkelerinde içine sinmiş yapılan ibadetler zikirler ruha huzur dinginlik vucuda hafiflik kattığını hücrelerine kadar hissediyorsunuz oracıkta...
Mucizevi şekilde kayanın içinden çıkan suyu
farkedemiyorsunuz bile...

Alperenler tekkesinden sonra Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayredin'in şaheseri hilal şeklindeki mostar köprüsünü görme arzusuyla ilerliyoruz, Köprünün 
sadece tamirine 10 milyon dolardan fazla harcanmış, 1 milyon dolarınıda türkiye bağışlamış.
450 yıl önce o zamanın imkanlarıyla nasıl bir aşkla inşa edilmiş...
İnsan cidden hayret ediyor!

Saraybosnada en ilgimi çeken şeylerden bir taneside travnike giderken visoko (güneş) dağı, sanki bir pramitin üstüne ağaçlardan örtü geçirmişsin gibi, içinde tünelleri olan...
Hatta zemzemde bulunan özellik bir damlasıyla litrelerce suyu mayalama özelliği bulunuyor, araştırılmaya devam ediyor ama eski tarihi kalıntılara zarar vermemek için çalışmalar çok yavaş ilerliyormuş... 

Bosnaya gelmeden önce bir arkadaşım ısrarla bana mutlaka sizi enes abi gezdirsin ve piyasanın çok altında bi fiyata gezdiriyor bu işi para için yapmıyor demişti...
Arkadaşımın samimiyetine güvenerek bosnaya gittiğimizde Enes abiyi aradık.
Böylece onunla turlara başladık Türk olduğunu öğrendik sohbet koyulaştı o anlattı biz hayranlıkla dinledik,
Enes abi savaş zamanı 5 arkadaşıyla Türkiye'den Bosna'ya savaşa gelmiş...
Öyle Bosnaya girmek de kolay olmamış 5-6 ülke gezdikten sonra girebilmişler..
Bir arkadaşı savaşta şehit düşmüş...
Kendi de iki kere yaralanmış Bosna'da şehit düşen arkadaşı ve bir tek o kalmış sonra boşnak bir kızla evlenmiş ve bosnaya tamamen yerleşmiş…

İnsanın tüylerini diken diken yapıyor, 24 yaşında aileni sevdiklerini ülkeni bırakıp başka bir müslüman kardeşinin yardımına koşacaksın... Kocaman bir yürek lazımdı, 
Enes abide de fazlası vardı.. Enes abiyle işimiz bitmişti ama ilgiyi alakayı koparmıyor, gün içinde bizi yokluyor bi ihtiyacınız bi isteğiniz var mı? Hatta bizi dönerken havaalanına o götürüyor vedalaşırken bize aldığı hediyeleri veriyor...
Bu kadar kötü insandan sonra Enes abinin bu denli iyiliği ince ruhluluğu..
Günümüz de yitirdiğimiz ümidi tekrar kazandırıp hayata daha iyi bağlıyor sanki... 
Bu denli iyi yürekli insanlarda varmış diyoruz,
Bosna'nın yeşili, suyu, şelaleri, ve tarihi yapısı dokusu bir yana;
Sırf Enes abiyi ziyarete bile gidilir, Bosna'ya…

Vesselam.

Devamını Oku

SANKİ URFALIYIM EZELDEN

Hafta sonu, bilinen ilk yerleşiminin 11600 yıl öncesine dayanan, bir çok halk ve uygarlıkların egemen olduğu peygamberler şehri olarak bilinen, adını savaşta kahramanca mücadele veren

insanlardan almış olan Şanlı Urfa’daydım...

Mistik havası, sıcak kanlı samimi insanları, eski mimariye sahip taş evleri, çarşısı, yemekleri,

tatlı ve sıra gecelerinin vazgeçilmezi çiğköftesi insana ayrı bir heyecan katıyor.. 

Bu şehrin İstanbul’u aratmayan trafiği bile sizi olumsuz etkilemiyor.. 

Yalnız...!!!

Beni derinden etkileyen bu kutsal şehrin İslamiyet, Musevilik ve Hıristiyanlık tarafından 

tanınan kitaplarda adı geçen Hz. İbrahim’in Urfa’da doğduğu rivayet edilen, Hz. Eyyüb’ün 

7 yıl kaldığı, 11600 yıl öncesine dayanan göbekli tepede bulunan kült yapının bulunduğu arkeolojik öneme sahip olan bu kutsal şehrin bu kadar az ilgiyi hak etmediği...! ve tanıtılmadığı...!

Türkiye’nin %42 pamuk ihtiyacını karşılayan bu şehrin gün içinde düzenli düzensiz 7 ila 12

saat elektrik kesintileri ile pamuğun, tarım ürünlerinin zayi olması, doğal kaynak suları bulunmayan köylerin elektriği gidince su ihtiyacını da karşılayamadığı, hem milli servete büyük zarar veren, hem de halka çile olan bu sorunun en kısa zaman da çözülmesini umut ediyorum...

Halil-ür Rahman (balıklı göl) Göbekli tepe

Hz. Eyyub sabır makamı 

Urfa Kalesi

Halfeti

Harran Ovası 

ve çok az bir kısmını saydığım bu şehir kesinlikle görülmeye, havasını solumaya değer..!

Bir çok yere gittim, ancak hiç bir yer bana kendini ikinci memleketim gibi hissettiren bu denli huzur vermemişti..

 

 

Bizi Urfa’ya davet eden samimi sıcak ve en iyi şekilde ağırlayan kalkınma akademisi

başkanı ve genç girişimci Mahmut Barut, Kalkınma Akademisi üyeleri ve bizi güler yüzü ile 

karşılayan Urfa Büyük Şehir Belediye Başkanı Sn. Celalettin Güvenç Bey’e, GAP İdaresi Başkanı ve Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri ve Ticaret Borsası Başkanı Sn. Mehmet Kaya’ya teşekkürlerimi bir borç bilirim... 

Devamını Oku

AK PARTİ MİTİNGİNDE İNANÇ GÜVEN SEVGİ VE BİRLİK VARDI...!

AK PARTİ MİTİNGİNDE İNANÇ GÜVEN SEVGİ VE BİRLİK VARDI...!

Gezi zamanı fikir ayrılığına düştüğümüz uzun yıllar ahbaplık arkadaşlık ettiğimiz insanları hayatımızdan çıkardık ya da hayatlarından çıktık. İstemeyerek de olsa arada özlesek de hayırlısı olsun dedik. O zamanlar sosyal medyayı çok kullanıyorduk, haliyle aynı fikir ve düşünceler de olduğumuz yeni yeni insanlar tanıyorduk, ben o zamanlar 4 tane harika insan tanıdım.

Her şerde bir hayır var dedikleri bu olsa  gerek muhteşem 5’li olarak  ikametlerimiz uzak olsa da 3 günde bir veya haftada bir mutlaka görüşür hiç gitmediğimiz yerlere gideriz. Arada bir off road yaparız beraberken çok eğleniriz hatta işi abartıp bu gezmelerimizi yurt dışına taşımaya karar verdik. Biletlerimizi aldık otellerimizi ayırdık nasipse mayısta İtalya’ya gidiyoruz. 

Geçen pazar mitinge gitmek için yine sözleştik. Gayrimenkul işi ile uğraşan arkadaşım Timur (Küpeli), 1.80 boyunda ki eşi tanınmış bir firmada finans müdürü Aslı, dünyaca ünlü bir firmada mühendis olan sürekli yurtdışına çıkan Murat Pazar günü sabah 8-9 gibi mitinge gitmek için uyandık. Aramıza katılan 2 arkadaşla beraber 7 kişi güzel bir mekânda kahvaltımızı yaptık yarım gibi kalktık arabalarımızla gidecektik ama sahil yolunun trafiğe kapandığını öğrendik. Arabalarımızı Üsküdar da otoparka bırakarak Marmaray’a geldik kartlarımızı bastık. Marmaray’a bindik sanırım 6 dakika da yeni kapıdaydık yapanlardan Allah razı olsun.

Saat 1 gibi olmasına rağmen baya bir kalabalık vardı, çimlerde oturup çay kahve içtik. Hatta öyle iyi dürüst insanlar vardı ki namaz kılmak için bizi otobüsüne bindiren ve otobüsünde telefonu unuttuğumuz için bizi o kadar kalabalığın içinde bulup getiren  insanlardı bunlar.  İyiki de varlar.

Miting yavaş yavaş yaklaşmaya başlarken içerisi doldu ve dışarda adım atmaya yer yoktu 5 buçuğa kadar miting alanın dışarısında ve ayakta bekledik. Reisi dinlemeye başladık miting bittiğinde 7 buçuk falandı. Sonra yine Marmaray’la Üsküdar’a döndük orada da güzel bir mekânda yemek yedik hep beraber. O gün neredeyse 1000 liraya yakın para harcamıştık ve ak partinin bize verdiği sadece saks mavisi bir kazaktı. 

Pazar günü 8’de kalkıp 7 buçuk saat ayakta hiç bir güç beni oraya getirip ayakta bekletemezdi. Biz oraya Erdoğan’a inandığımız güvendiğimiz sevdiğimiz için gitmiştik işin kötüsü o kadar para harcayıp Gaziantep ipinden dokunmuş bir kazakla eve döndük. Yani diyeceğim o ki hiç birimizin ak partiden hiç bir menfaati yok. Hatta ailem geçen sene AK Parti’nin milli eğitimde kıyafet serbestliği düzenlemesinde baya bir zarar etmişti. Orada menfaatimiz için yoktuk.

Orada kolej mezunu, yüksek öğrenim mezunu, 3-4 dil bilen şevket abim de vardı. Orta okul mezunu Öğrencim, 80 yaşında tekerlekli sandalyedeki amca, 5 yaşındaki çocuk, hatta nevroz kutlamalarını yarıda bırakıp gelen arkadaşım vardı. Orada benim gördüğüm birlik vardı, inanmışlık vardı sevgi vardı herkes vardı. 

Bunları niye yazdığıma gelince. Dün bir yazı okudum yarım akılının birinin yazdığı, bir diğer yarım akıllının da ar etmeyip çekinmeyip cahil cesareti ile gerçekçi etkileyici bularak köşesinde paylaştığı bir yazı. Görmemişin birinin malzeme toplamak için küpesini çıkaran, mitinge uygun kıyafet giyip taksiyle giden ve istediği malzemeyi bulamayıp hayal kırıklığı yaşayan bu öfkesini görmemişlik yaparak insanları aşağılayarak kaleme dökmeye çalışan biri. Keşke mitinge gidip insanların fiziksel özellikleriyle kokularıyla ilgileneceğine Başbakanın bu "yaratılanı severim yaratandan ötürü"sözüne kulak verseymiş. Sanırım bütün mesele korkuları bu aşağıladığı, horladığı insanların yavaş yavaş eşit şartlara kavuşmasının paranoyasını yaşıyorlar. Yoksa günde 150 tane köşe yazısı okuyan neden böyle bir yazıyı severek etkili bularak köşesinde paylaşsın. Bunca insana rağmen. Allah bu ülkeyi bu kadar kötü  dar düşünen kafa yapısından ve hasta ruhlardan uzak tutsun.

Devamını Oku

BUNA KİMSENİN HAKKI YOK...!

Yıllar önce radyoda "Sıfır Noktası" diye bir program dinlemiştim.. Programda anlatılanlar  Türk okullarında öğretmenlik yapmaya giden insanların orada yaşayıp unutamadığı anıları anlatıyordu... Beni çok şaşırtan olaylardan biri de Madagaskara'ya ilk ayak basan Türklerin onlar olduğunu o programda öğrenmiştim.. Hem de bir Türk okulu açmak için gitmişlerdi.. Nasıl bir yürek nasıl bir cesaret ve nasıl bir  inanmışlıktır ki ailelerini, sevdiklerini, yaşadığı yerleri bırakıp, hiç gitmedikleri, duymadıkları, hatta dilini bile bilmedikleri ülkelere gidip orada binbir zorluk çekip, ufacık yüreklere klavuz olmak... Her ırktan çocuğun Türkçe şarkı söylemesini, şiir okumasını izlerken insan öyle bir duygu yaşıyor ki adeta nefesi kesiliyor, ağlayıp ağlamamak arası kalıyor... Bu inanmışlık ve fedakarlık sadece insan gücüyle yapılcak iş değil... Böyle bir hizmete normal bir insanın sempati duymaması imkansız...! Dolaysıyla kimsenin bu yapılan yüce hizmete zarar vermeye, anti-sempati oluşturmaya hakkı yok..!

Din, dil ve ırk ayırmadan herkesi kucaklayıcı, hoşgörülü olan bu hizmetin yayın organlarındaki bazı yazarların ülkenin hassas ve sıkıntılı bir dönemden geçtiği şu günlerde yaptığı sert, anlamsız, kaygı verici yazıları, eleştirmenin ötesinde kantarın topuzunu çoktan kaçırdı...

28 Şubat'tan bile naif davranıp fitnenin kol gezdiği bu günlerde anlamsız yorumları tehditleri oldukça dikkat çekici...


Birilerinin artık bu tehditlere ve tehlikeli yorumlara dur demesi, müdahele etmesi gerekiyor...


Yoksa hem Ak partiye gönül verenler, hem de hizmete gönül verenler arasında anlamsız gereksiz polemikler yaşanmaya devam edecek, ki hizmet kendi arasında da bunu yaşamaya başladı.. Ülkenin huzuru için  hizmete gönül verenler için bir an önce bu tutuma son verilmelidir...!

Devamını Oku

ÜLKE EŞKİYALARI..!

Hür Subaylar Örgütü'nün kurucularından olan Cemal Abdünnasır, 1954'te yönetime el koyarak Abdulkadir Udeh Ve Seyyid Kutub başta olmak üzere çok sayıda Müslüman, ilim  adamı ve düşünürü idam etmiş ve Müslüman Kardeşler Hareketi'nden bir çok kişiyi haspe attırmıştır. Tıpkı 2013 Mısır'ının darbeci Genareli El Sisi gibi..  Mısır, Cemal Abdünnasır zamanında iki büyük savaşa girmiştir. Bunlardan birincisi 1956 Süveyş savaşıdır. Savaşın çıkma sebebi Süveyş kanalını millileştirme kararıdır. Süveyş kanalından istedikleri gibi faydalanan Fransa, İngiltere ve İsrail birlikte hareket ederek Mısır'a saldırmıştır. Bu saldırıda İsrail, Gazze ve Sina yarımadasını işgal etmiştir. Ve bir sene sonra diplomatik sebeplerden dolayı işgal ettiği topraklardan çekilmiştir. İkinci savaş 1967'de Altı Gün savaşı olarak da bilinen İsrail-Arap  savaşıdır. Bu savaşta israil Havaalanlarını bombalayarak 300 kadar Mısır askeri uçağını imha etmiş, Gazze ve Sina yarımadasına karadan ve havadan saldırmıştır.  Bu savaşta askerin ciddi bir direniş göstermediği Cemal Abdünnasır'ın ihanetinden dolayı Gazze'yi ve Sina'yı İsrail'e teslim etmişlerdir. Mısır, 1978'de imzalanan Camp David Anlaşması ile Sina yarımadasını geri alabilmiştir.  2013'ün Dünyasında figüranlar farklı olsa da senaryo yine hep aynı..  Dünya enerji kaynaklarının çoğunluğunu bulunduran ve farklı mezhep ve etnik grupları barındıran bu bölgeler, ülke eşkiyalarının iştahını kabartıyor ve işlerini kolaylaştırıyor..  Mısır ve Türkiye son yıllarda gelişen ekonomisi ve eski yerleşik düzeni sorgulayıp yeni düzen oluşturması ve Filistin sorununun çözülmesinde kararlı tutum göstermesi de onlar için büyük endişe uyandırdı. 30 yıllık Mübarek rejiminin yıkılmasından sonra Mısır tarihinde ilk defa demokratik yollarla seçilen  Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin eski yerleşik düzeni bozacağı ve diğer Ülkelere de örnek olup birilerini tahtından  edeceği korkusu yaşayan büyük güçler ülke eşkiyalarının yardımı ile halkının büyük bir oy oranıyla seçtiği Mursi'nin Cumhurbaşkanlığını ve halkın geleceğini gasp etmişlerdir. Üstelik Mursi'nin göreve getirdiği Abdülfettah Sisi ve Adli Mansur'un darbe yapması oldukça dikkat çekici bi ayrıntı.. En acısı da kendini Müslüman olarak nitelendiren Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt'in darbecilere  milyar dolar yardımlar yapması..  Cellatlarına taş bile atmayan namaza duran ve sadece kendilerinin seçtikleri Cumhurbaşkanının tekrar görevine iade edilmesini isteyen halka, dünyanın gözü önünde canlı yayında bebek, çocuk, kadın ve yaşlı demeden kurşunlamaları, taş bile atmayan bu halkı iç savaş çıksın diye böyle katliyamları yaparak canice tahrik ettiler  ama başaramadılar inşallah da başaramazlar. Türkiye dışında hiç bir ülkenin bu katliamları kınamadığı, sessiz kaldığı bir vahşete tanıklık ediyoruz.. Bizler dışardan duyarlı Müslümanlar olarak ancak kınayabiliyor veya dua edebiliyoruz. Elimizden başka bir şey gelmiyor. %90'ı Müslüman olan ülkenin geleceğine ve Cumhurbaşkanına hep beraber sahip çıkması gerekir, sadece ihvanla değil diğer partilerin de bu vahşete ve darbelere dur demesi gerekir. Eğer Mısır halkı zafere ulaşırsa sadece Mısır halkı  değil insanlık kazanacak.. İlk satırlarımda Mısır halkının 1954'ün dejavusunu yaşadığına dikket çekmek istedim..  tek farkı işgallere  daha başlamamış olmaları.. 


Satırlarıma Cemal Abdünnasır'ın idam ettirdiği Seyyid Kutub'un şiirinin bir kısmı ile son vermek istiyorum.

Kardeşim Sen Parmaklıklar ardında da olsan ÖZGÜRSÜN Kardeşim sen pırangalara vurulsanda ÖZGÜRSÜN Sen ALLAH’ a bağlandığın zaman Sana Kölelerin tuzağı ne zarar verebilirki…. Sana Kölelerin tuzağı ne zarar verebilirki….

@semracabrero

Devamını Oku

GELECEĞİMİZİN GENÇLERİNİ UYUŞTURUCUYA TESLİM ETMEYELİM

Çocukluğumuzun geçtiği o mis kokulu sokaklarda bütün mahallenin çocuklarıyla hep beraber dokuz taş, saklambaç oynayıp bilyeliye binerdik. 
Ailemiz akşam ezanına kadar müsade ederdi biz kaptırırdık kendimizi oyuna, taa ki başımızın üstünden terlikler geçene kadar ezanın farkına varmazdık :) Fazla oyuncaklarımız yoktu o zamanlar ama daha çok eğlenir mutlu olurduk. Aile bağlarımız da bir o kadar güçlüydü... Böyle büyümüştük o sokaklarda... Yaptığımız en büyük fenalık komşumuzun meyve ağaçlarına saldırmaktı.

Şimdilerde o sokaklarda, uyuşturucu baronlarının kol gezdiği 15-17 yaşlarında gençlerin üç beş kuruşla zihinlerini bulandırarak uyuşturucu satmaya heveslendirldiğini, kullanıcı yaşının ilkokul seviyelerine kadar düştüğünü biçare izliyoruz.. Kullanan gençlerin uyuşturucunun etkisi ile etrafa boş boş baktılarını, hatta bazı kullanıcıların uyuşrucunun etkisi ile halusinasyon gördüğünü, hatta  sanrılarının ilerleyip 2 arkadaşın birinin kendini kedi, digerinin ise köpek gibi hissetmesine bile şahit oldum.. Insanın beynini duygularını hareketlerini bu denli etkileyen maddeleri bir anlık keiyf için nasıl bile bile aldıklarını insanın havsalası almıyor.. Uyuşturucu kullanımın buyuk oranda aile ve çevreden kaynakladığını düşünüyorum.. Aileler çocuklarıyla daha az ilgilenip, daha az vakit geçiriyor, orf adetler ve kültürümüzden uzak yetiştiriyor ve başıboş bırakıp  maneviyatla değil maddiyatla doyurmaya çalışıyorlar..

Ünlülerin gençler üzerinde  etkiside  büyük.. Coğu gencimiz ünlüleri kendine model alıyor onların giyimini ve hareketlerini taklit edip, onlarla kendilerini özdeşleştirmeye çalışıyorlar.. Göz önünde olan ünlülerin örnek olduklarının bilincine vararak daha dikkatli özenli davranmaları gerekir.. Hem toplum için hem de kendileri için.. Bir toplumun geleceğini oluşturan gençlere daha çok özen gösterilmeli ilgilenmeli.. Ve herkes üzerine düşen görevi layığıyla yerine getirmeli.. Gençler geleceğimiz geleceğimize sahip çıkalım!

 

 

Twitter:@semracabrero

Devamını Oku

5 AĞUSTOSDA GEZİ RUHU YİNE HAZİMETE UĞRAYACAK..!

28 şubatta askerin darbe girişimleriyle cebini dolduranlar.. Kısa bir aradan sonda 31 Mayısta gezi eylemleri ile tekrar sahne  dedi. Ama bir farkla, bu sefer askeri kanat yoktu.. Sivil darbe ile hükümeti devirme girişiminde bulundular.. Halkın iradesiyle büyük bir oy oranıyla seçilmiş, ülkesine hizmet etmiş, büyük başarılara imza atmış birine rağmen..  

Darbe girişiminin en büyük destekçileri  her zaman olduğu gibi kalemini, vicdanını  satmış, sözüm ona gazeteciler yazarlar  ve sanatçılar

provokatörlükleri ile gençlerin heyecanından yararlanarak, insanları sokağa döktüler. Polisle, devletle çatıştırdılar.. 

Başbakanın Valinin sabahlara kadar tatsızlık çıkmasın, insanlara zarar gelmesin diye bütün iyi niyetini göstermesine rağmen..

Taksim platformu adı altında ağaçları bırakıp, hükümetin icraatlarına karşı çıktılar. 

Giden 6 can, göz kayıpları ve yüzlerce yaralı.. Yakılan, yıkılan, yağmalanan araçlar, dükkanlar..

Araya sokulan fitne ve nefretle biten dostluklar, arkadaşlıklar.. 

İstediler ki Suriye gibi olsun, Mısır gibi olsun, cepleri dolsun, insanlar ölsün..

 Ama insanlarımız tecrübeliydi. Birçok darbe girişimi yaşamış,

yaşadıklarından ders çıkarmış bir halk vardı karşılarında..  Halkın iradesini yıkmayı başaramadılar..Ama denemekten de geride durmadılar..

 İnsanları birbirine düşürmek için her şeyi denediler, deniyorlar.. İnsanların inançlarına, kutsallarına hakaret ederek, şiddet uygulayarak..

Şimdi ise gezi mağlubiyetini hazmedemeyenler; Ergenekon’un karar duruşmasında 5 Ağustosta insanları 

tehdit ediyorlar. Yine insanları sokağa dökmeye, devletle çatıştırmaya kalkıyorlar. Üstelik bunu meclisteki insanlar Milletvekilleri yapıyor.

Kendi Vekilleri halkını örgütlüyor. Ramazan ayında mangal partisine Silivri’ye vatan severlik adına insanları davet ediyorlar..

Her ilden otobüsler kaldırılıyor, Ramazan ayında mangal partilerine çağırıyorlar.

Amaçlarının Silivri’yi basıp Ergenekon  mahkumlarını kaçırıp  eski görevlerine getirmek.

Hükümeti düşürmek.

Başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimlerini başarıya ulaştırmak. Hayallerini yıkmak gibi olmasın ama, mide bulandıracaklar, can sıkacaklar.

Yinede amaçlarına ulaşamayacaklar. Medyayı arkalarına alarak eylemlerine devam edecekler. Polisimizi, askerimizi yoracaklar, sabırlarını deneyecekler..

Yine hayal kırıklığına uğrayacaklar.. Oraya sürüklenmek istenen gençliğin insanların daha uyanık olması, vatan severliği iyice araştırıp oradaki mahkumların hangi suçlardan orada mahkum olup neye hangi oyunlara alet olduklarını, iyice araştırıp böyle pis oyunların bir parçası olmamalarını ve gerçekleri görmesini umut ediyorum.

Bu ülke bizim hepimizin.. bir arada özgür kardeşçe yaşayabiliriz.. ne yaparsak kendimize yaparız iyi veya kötü. İyi ve uzun, uzun düşünmek, oyunun parçası olmamak  lazım..!!  

 

Başka Türkiye yok..!

Semra Cabrero Twitter:@semracabrero


Devamını Oku